Alp Arslan Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında Hayatı

Alp Arslan Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında Hayatı

; (d. 20 Ocak 1029 – ö. 25 Kasım 1072, Barzam Kalesi), Büyük Selçukluların ikinci hükümdarıdır (1063-72). Saltanatı devraldığında Horasan ve Batı İran’dan oluşan Büyük Selçuklu topraklarına Gürcistan, Kafkasya ve Anadolu’nun büyük bir bölümünü kattı.

Alp Arslan, Horasan valisi Çağrı Bey’in oğlu ve ilk Büyük Selçuklu hükümdarı Tuğrul Bey’in yeğeniydi. 1059’da babası, 1063 te amcası öldü. Amcası çocuksuz olduğundan Alp Arslan, İran’ın güneyindeki Kirman dışında, hanedanın tüm mülkünün tek vârisi oldu; çok geçmeden kardeşlerinden birinin elinde bulunan Kirman’ı yasal devlet biçiminde kendine bağladı. Kuzeni ve rakibi olan Kutalmış ile Tuğrul’un eşlerinden birinin oğlunu da kolayca saf dışı etti.

Sonradan egemen olduğu geleneksel İslam topraklarının dışında doğmuş olan Alp Arslan, buraların yönetimini, veziri Nizamülmülk‘e bıraktı; Nizamülmülk, Melikşah zamanında da aynı görevi sürdürecekti. Alp Arslan Irak üzerindeki denetimini korumakla birlikte, halifeliğin merkezini barındıran bu ülkeden uzak durdu. Amacı, halifelikle çıkar çatışmalarına fırsat vermemek, Tuğrul’un son dönemindekilere benzer karışıklıklardan kaçınmaktı.

Alp Arslan kendinden önceki Büyük Selçuklu hükümdarıyla aynı doğrultuda bir politika izledi. Orta Asya’da, Hindistan’ın dağlık bölgelerindeki üslerinde kıstırılmaları zaten pek güç olan Gazne hükümdarlarıyla barışçı bir ilişki sürdürürken Maveraünnehir’deki Karahanlılara karşı zor kullanıyordu. Asıl başarının kendisini beklediği batıda ise, daha karmaşık bir durumla karşı karşıyaydı. Bir yandan, koruyucusu olduğu, Bağdat’taki Sünni Abbasi halifesinin kabul etmediği İsmaili Fatımi sapmasını bastırmak üzere Mısır’a yürümek kararındaydı. Öte yandan, askeri gücünün, Türkmenler üzerindeki etkinliğinin sürmesine bağlı olduğunun farkındaydı. Türkmenleri ise her şeyden önce kâfirlere karşı açılacak cihadın başarısı ve Hıristiyan topraklarına düzenlenecek akınlar ilgilendiriyordu. Alp Arslan’ın Bizans ve doğusundaki komşuları üzerine düzenlediği seferler özerk Türkmen gruplarının saldırılarıyla genişledi. 1064’te Ani’yi ve Kars’ı alarak sınırları bir ölçüde belirginleştirdi ve Türkmenlerin Aras Irmağı boylarındaki otlaklarda kesin denetimini sağladı. Türkmenlerin ganimetlerini yığmak üzere her seferinde İslam topraklarına dönmelerine karşın, Türkmen akınları Bizans savunma sistemini zayıflattı ve Türklerin Anadolu’yu fethetmelerine ortam hazırladı. Öte yandan, bu akınlara tepki olarak Bizans da Suriye ve Kafkasya’da karşı hareketlere girişti ve sonunda taraflar görüşme masasına oturdu.

Artık Bizans cephesinin yeterince güvenlikte olduğu kanısını edinen Alp Arslan, Mısırlı isyancıların ve Sünni Abbasi halifesinin isteğiyle Fatımilere karşı büyük seferini başlatmaya karar verdi. Abbasi tarafına geçmekte geç kalan Mirdasilerin elindeki Halep’e saldırmaya ardından da Suriye’yi işgal etmeye hazırlanırken, Bizans imparatoru Romanos IV. Diogenes’in güçlü bir orduyla Kafkasya’daki artçı güçlerine saldırmakta olduğunu öğrendi. Hemen geldiği yoldan dönerek, Ağustos 1071’de, Malazgirt’te rakibinin karşısına çıktı. Sayısal üstünlüğüne karşın moral bozukluğu içinde olan Bizans ordusu, küçük ama inançlı Büyük Selçuklu kuvvetleri karşısında bozguna uğradı. Akşam olduğunda, Bizans ordusu yenilmiş ye tarihte ilk kez bir Bizans imparatoru bir İslam hükümdarına tutsak düşmüştü. Alp Arslan’ın amacı Bizans İmparatorluğu’nu yıkmak değildi; sınırların yeniden tanımlanması, imparatordan düzenli haraç ve ittifak sözü kendisi için yeterliydi. Ama, Malazgirt Savaşı’yla, Anadolu Türkmen fetihlerine açılmış oldu.

Alp Arslan 1072’nin sonunda Karahanlı sınırına döndü ve Barzam Kalesi’nde bir tartışma sırasında tutsaklardan biri tarafından ölümcül biçimde yaralandı. Parlak Malazgirt zaferinin ardından bir tutsağın eliyle gelen ölümü, ahlakçılara iktidarın yalnız Tanrı’ya ait olduğunu söylettirecek kadar sıradandı. O sıralar 17 yaşında olan oğlu Melikşah’ın Nizamülmülk’ün gözetimi altında yerini almasını vasiyet etmişti.

Adını çevreleyen görkeme karşın, Alp Arslan’ın değerlendirilmesi güç bir kişiliği vardı. Müslümanların gözünde büyük bir önder, bir eğitici, dürüst ve hiyanete asla göz yummayan bir insandı. Hıristiyanlarsa, ününü oğlu Melikşah’ınkiyle karşılaştırarak, Alp Arslan’a daha olumsuz yaklaşırlar. En gözde uğraşının fetih olduğu, ilim ve ülkenin yönetimi gibi konuları vezirine bıraktığı anlaşılmaktadır.

kaynak:nkfu

Sen de Yorum yazmalısın bence.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir