Arthur Schopenhauer Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Arthur Schopenhauer Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Arthur SchopenhauerArthur Schopenhauer; Alman filozofudur (Danzig/bugün Gdansk 1788-Frankfurt-am-Main 1860).

Babası varlıklı bir işadamı, annesi gezi romanlarıyla tanınan ve Goethe’nin çevresinde bulunan Johanna Schopehauer’dur. Çocukluğunda, babasıyla başta İngiltere olmak üzere, Avrupa’nın birçok yerini dolaştı. Değişik ülke ve insanları tanıdı, değişik okullarda yetişti. Bir ara ticaretle uğraşmaya başladı. Goethe, Wielanda gibi ünlü yazarların toplantılarına katıldı, onlarla yakınlık kurdu. Bir süre Göttingen Üniversitesi’ne girdi. Platon ve Kant’ın felsefelerine ilgi duydu. Kuşkucu filozof Schuluze’nin düşüncelerine yakınlık duydu. 1813’te Die Vierfache Wurzel des Satzes vom Zurneichenden Grunde (Yeter Neden Önermesini Dörtlü Kökü) adlı çalışmasıyla Jena Üniversitesi’nde felsefe doktoru unvanını kazandı. 1814-1818 arasında yazdığı başeseri: Die Weltals Wilie und Vorstellung (İstenç ve Tasarım Olarak Dünya) 1819 beklenen başarıyı kazanamadı. 1820’de Berlin Üniversitesi’nde felsefe doçenti olarak göreve başladı. Derslerini Hegel’in ders vermekte olduğu saatlere koyarak ona karşı direnmek istediyse de boş sıralar karşısında kaldı ve başarı sağlayamadı. 1831’de Hegel’i öldüren veba salgınından kaçarak ölünceye kadar kaldığı Frankfurt’a yerleşti. Felsefesi uzun zaman ilgi toplayamadı. Çünkü yaşadığı yılların büyük bölümü o sırada ününün doruğunda bulunan Hegel’in gölgesinde geçti. Ancak 1848 Devrimi’nin yarattığı düş kırıklıkları onun karamsar dünya görüşünü anlamaya elverişli bir ortam yarattı, bundan sonra felsefesine bir ilgi uyandı. Ölümünden önceki ve hemen sonraki yıllarda Schopenhauer’cilik özellikle edebiyatçı çevrelerde, moda oldu. Aşağı yukarı 1890’a kadar süren bu moda, bundan sonra yerini ondan etkilenen Nietzsche öğretisine bıraktı.

Schopenhauer İstenç ve Tasarım Olarak Dünya (1819) eserinde dünyanın bizim algıladığımız gibi olduğunu; olayların duyularımızdan, doğa yasalarının da düşüncelerimizden farksız olduğunu ileri sürdü. Kant felsefesi, bize görünen, nesneler konusunda edindiğimiz tasarım ve fenomen ile kendinden şeyi ve bilinmez olan numen’in ayırt edilmesine dayanır. Schopenhauer, yaptığı büyük buluşun, kendinden şeyi bulmak olduğunu ileri sürer, Kant’ın kendinden şeyi bulamamasının nedeninin onu kendi dışında aramak olduğunu, kendisininse kendinden şeyi, benliğinde bulduğunu ve bunun istenç olduğunu söyler. İstenç deyince de, kendimizde dolaysız olarak duyduğumuz istenç; bireyselliği olmayan katışıksız gücü kasteder. Bitkilerin etkilenebilirliği ve hayvanların duyarlığı bu gelişimin ara basamaklarıdır; çünkü yaşam varoluş için bir mücadeledir ve insan bu mücadelede yenik düşeceğinden, yani öleceğinden emindir. Zeka ise bireyin yaşamını sağlamakla görevli bir etkendir. Yaşama ve var olmaya duyulan karşı konmaz eğilim insan bilincinin köküdür ve bu her zaman umut kırıklığına uğrar. Bu aldanıştan kurtulmanın ilk aracı, felsefenin “ağabey”i olan sanattır. Başka durumlarda, istencin elinde bir “araç” niteliği taşıyan bilgi, sanat eseri karşısında özgürlük kazanır. İnsan da, nesneleri ölümsüzleştiren, onların kalıcı yanlarını yeniden gerçeklik ortamına çıkaran sanat eseri önünde birey olmaktan kurtulur, istencin denetimi altında bulunduğu sürece duyduğu acılardan geçici de olsa sıyrılabilir. Ancak bunu başarabilenler dahilerdir ve dahilerin sayısı da azdır. Sıradan insanın kurtuluş aracı ise ahlaktır. Alın yazısını yönetemediği için insanın yaşamı sürekli bir acıdır. Ancak acı çekerek kardeşlik duygusundan doğan merhametle, bencillikten kurtulmak olanaklıdır. Öyleyse kurtuluşa ulaşmak için, kişinin başarması gereken en üstün eylem, istencini bütün gücüyle ortaya koyarak kendi-kendini yadsımaktır. Bu durumda kişi bütün istek ve eğilimlerinden kurtularak salt bilginin aydınlığında dinginliğe ulaşır, kendi ruhsal varlık evreninde “ermişlik”in tadına varır.

Schopenhauer’in benimsediği “dinginlik öğretisi” Buda’nın geliştirdiği Nirvana kavramından kaynaklanır. Bu kötümser felsefeye göre varlığın özü, acılı bir çabadan başka şey değildir ve bu varlık, acının kısa bir süre kesilmesi demek olan hazla değil, zekanın çabasıyla, sanatla, ahlaki davranışla ve merhametle kurtuluşa ulaşabilir. Ahlakın temelini bu merhamet oluşturacaktır. Schopenhauer’in eski İran ve Hint düşüncesinden esinlenerek geliştirdiği karamsarlık görüşü, Nietzsche’den başlayarak 20. yüzyıl ortalarına kadar birçok Avrupalı düşünürü etkiledi ve yeni kuramların ortaya atılmasına yol açtı.

Başlıca : Über den Willen in der Natur (Doğada İstenç Üstüne) 1836, Über die Freiheit des mens-chilchen Willens (İnsan İstencinin Özgürlüğü Üstüne) 1839, Die beiden Grundpobleme der Ethik (Ahlakın İki Temel Sorunu) 1841, Parerga und-Parapiponena (Derme Çatma Yazılar) 1851.

kaynak:nkfu

Sen de Yorum yazmalısın bence.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir