Yazar Arşivi Aslen Nereli

Şarık Tara kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Enka Şirketler Grubu Onursal Başkanıdır.

Şarık Tara, 22 Nisan 1930 tarihinde Yugoslavya, (Makedonya‘nın başkenti) Üsküp‘te doğmuştur. Annesi Mahmure hanımdır. Babası Fevzi Beydir. Yaşar ve İlhan adında erkek kardeşi ile Vildan (Gülçelik) adında kız kardeşi vardır. Tara soyadı ise Karadağ’daki Tara Dağı ve Tara Nehri’nden gelmektedir. Şarık Tara, Üsküp’te çiftlikleri olan bir ailenin çocuğu olarak mürebbiyeler ve hizmetçilerin bulunduğu gayet rahat bir çocukluk dönemi geçirdi.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

İlkokula Sırp Mektebi’nde başlayan Tara, 2. Dünya savaşı yüzünden 1942 yılında İstanbul‘a geldi ve orta ve lise eğitimini Şişli Terakki Lisesi’nde tamamladıktan sonra 1949’da girdiği İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi’nden 1954 yılında mezun oldu. Okurken de bir yandan, ailenin paraya olan ihtiyacını da düşünerek çeşitli işlerde çalıştı. Evvela inşaatlarda çalıştı. 15-16 yaşında bir fabrikada gece vardiyasında çalıştı. Sonra Beşiktaş’taki mensucat fabrikasındaki Yugoslav mühendise tercümanlık yaptı. 1955’te Haydarpaşa Soğuk Hava Deposu’nun şantiye şefi olarak çalıştı.

Şarık Tara Şirketi’ni kurdu. İstinye Köprüsü’nün temelleri ile Yeşilköy sahil yolundaki koruma duvarlarını Veziroğlu’na taşeron olarak çalışarak yaptı. 1957 yılında kızkardeşi Vildan Gülçelik’in kocası Sadi Gülçelik ile birlikte ENKA Kollektif Şirketini kurdu ve müteahhitlik faaliyetlerine başladı.

Enişte ve kayınbirader sözcüklerinin ilk hecelerinden oluşan bir isim olan ENKA Kollektif Şirketi daha sonra Anonim Şirket’e, 1972’de de ENKA Holding A.Ş.’ye dönüşmüştür. ENKA kurulduğu ilk günlerden itibaren gözünü zorlu taahhütlere dikmişti. Bugünkü ENKA’nın esası, tamamı İstanbul sınırları içerisindeki endüstriyel fabrikalar, rıhtımlar, tersane kızakları, tersaneler, hububat siloları, köprüler, yollar ve iskelelerin inşası olan ilk projelerinin çeşitliliği ile tanımlanmıştır. İlk yılların önemli projeleri arasında Türkiye’deki Aksu Kağıt Fabrikası, Chrysler Kamyon Montaj fabrikası ve Haydarpaşa Hububat Siloları’nın inşası vardır.

1960’larda, ENKA ilk yatırımlarını, Pimaş Plastik ve Altaş Çelik El Aletleri fabrikalarının kuruluşu ile iki imalat sanayine yapmıştır

Askerliğini İstihkâm yedek subay olarak İskenderun‘da yaptı.

1990 yılı itibariye ENKA, dünyadaki en iyi müteahhit şirketler arasında anılmakta, tasarım, satınalma, inşaat, montaj, işletme, bakım ve yönetime kadar kapsamlı bir yelpazede hizmetler sunmaktadır.

1990’lardan sonraki yıllarda, ENKA, faaliyetlerini dünyanın farklı bölgelerine doğru genişletmeye devam etmiştir. 1993’ten başlayarak, ENKA, ortak girişim partneri Bechtel firması ile birlikte, Kazakistan’da, Tengiz Petrol Sahalarının geliştirilmesi için çeşitli projelere dair bir dizi sözleşme imzalamıştır.

1990’ların başında ENKA, Rusya’da uzun süreli ilişkiler kurma isteğini doğrulamış ve Mosenka ve Moskva Krasnye Holmy adında, Moskova’daki ofis ve yerleşim binalarını geliştirmek ve yönetmek için iki anonim şirket kurmuştur.

ENKA şu anda Rusya’da, birçok global şirkete yerel merkez ve tesis sunan, 318.500 m2 ofis alanına ve 230.000 m2 alışveriş merkezine sahiptir ve bunların yönetimini de üstlenmiştir. Bugüne kadar ENKA, Rusya ve Bağımsız Devletler Topluluğu’nda, binalar, hastaneler, endüstriyel fabrikalar, petrol ve gaz projeleri olmak üzere 130’dan fazla proje tamamlamıştır.

Kamu ve özel kuruluşları ile vakıf ve spor klüplerinde sosyal faaliyetlerde bulunmakta ve bunlara maddi ve manevi destek de sağlamaktadır. Yük.Müh. Şarık Tara’ya yurt içi ve yurt dışındaki iş ve sosyal faaliyetleri nedeniyle çok sayıda ödül verilmiştir.

Şarık Tara, 1986 yılında 56 yaşındayken işleri oğlu Sinan Tara’a devretti. Mart 1994 tarihinden itibaren Yönetim Kurulu Başkanı Sinan Tara, Onursal Başkan da Şarık Tara’dır.

Şarık Tara, 1956 yılından beri Lale Tara (Ataman) ile evlidir. Zeynep ve Leyla adında iki kızı ve Sinan Tara adında oğlu vardır.

28 Haziran 2018 tarihinde, 2 Haziran 2018 tarihinden beri kalp yetmezliği nedeniyle tedavi görmekte olduğu İstanbul Acıbadem Maslak Hastanesinde 88 yaşında vefat etti.

Kitapları :

– Sınırların Ötesinde
Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Merih Akalın kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Merih Akalın, 1955 yılında Eskişehir’de doğmuştur. Eskişehir Yeni Kolej’den sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Prehistorya ve Klasik Arkeoloji bölümünü bitirdi. Aynı zamanda Bizans Sanatı, İlkçağ Tarihi, Psikoloji ve Pedagoji sertifikalarını tamamladı.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

Merih Akalın 1970 yılında Hürriyet Gazetesinin düzenlemiş olduğu yarışmada Türkiye 3. güzeli seçildi. 1974 yılında Comitée Français d’Elégance’ın davetlisi olarak Fransa, Almanya, Belçika’da Uluslararası mankenlerle ünlü Maison’ların Haute Couture defilelerine katıldı. 1975 yılında kurulan Başak Gürsoy Mankenlik Ajansında çalışmaya başladı, yurtiçi ve yurtdışı organizasyonlarda onbeş yıl çalıştı.

Merih Akalın 1984 yılında Haldun Dormen’in teklifiyle “Hotel Paradiso” oyununda rol aldı. Gülriz Sururi’nin “Tiyatrocu”adlı eserinde oynadı. Şahika Tekand’ın, Stüdyo Oyuncuları’nda üç yıl süreyle tiyatro kurslarına katıldı. Çeşitli sinema filmleri ve TV dizilerinde rol aldı. 1996 yılında “İlişkiler” 2000 yılında ise, “Bana Bak” yapıtlarında yer aldı.

Merih Akalın çok sevdiği kıymetli hocası Mustafa Erses’ten Türk Sanat Müziği dersleri almış,1985 yılında başlayarak iki yıl müzik çalışmaları yaptı. Devlet Tiyatrosunda Nazım Hikmet’in “Benerci Kendini Niçin Öldürdü?” adlı oyununda yönetmen Mehmet Ulusoy’un reji yardımcılığını üstlendi.

1984 senesinde, Maharishi Mahesh Yogi’nin Transandantal Meditasyon, daha sonra 1991′de Sidhi (Yogi Uçuşları) tekniklerini alarak uygulamaya başlamış ve halen devam etmektedir. Transandantal Meditasyon hareketinin tüm kurslarını (Veda Bilimi, Yaratıcı Zeka Bilimi, Nabız Okuma, Jyotish yani Hint-Vedik Astrolojisi I-II, Tam Veda Bilgisi, Mükemmel İnsan) tamamlamıştır. Ayrıca Kiara Windrider’ın öğretisi İlahi Nur terapistidir.

Merih Akalın, Advanced Reiki Master olup, Usui Reiki I-II-III eğitimleri vermiştir.
1991′de Vedik (Hint ) Astrolojisine yoğun ilgi duymaya başlamış, önce Maharishi Jyotish ve daha sonra Dirah Academi’nin kurslarını başarıyla tamamlamıştır. 1999 yılında Batı Astrolojisi öğrenerek Hakan Kırkoğlu’ndan sertifika almaya hak kazanmıştır. A.M.A Öner Döşer’in Medieval- Klasik Astroloji eğitimini başarıyla tamamlamıştır.

Merih Akalın, halen Amerikan Collage of Vedik Astrology’e bağlı olan Dirah Academy International’ın, Kendine Dayalı Vedik Astroloji ayrıca Batı Astrolojisi ve Kişisel Gelişim eğitimini vermekte ve danışmanlık yapmaktadır.

Merih Akalın, Çağdaş Sinema Oyuncuları Derneği (CASOD), Transandantal Meditasyon Derneği (M.B.A.T), Arkeolojiyi Sevenler Derneği üyesidir.

Filmleri ve Dizileri :
Oyuncu :
2008 – 2009 – Son Bahar (Kıymet) (TV Dizisi)
2004 – Aşkımızda Ölüm Var (TV Dizisi)
2003 – Gelin (TV Dizisi)
2002 – Yaz Gülü (Nebahat) (TV Dizisi)
2002 – Papatya ile Karabiber (Cavidan) (Sinema Filmi)
2000 – Toy Bir Delikanlı (Sinema Filmi)
1999 – Fanatik (TV Dizisi)
1999 – Bize Ne Oldu (Peyker) (TV Dizisi)
1997 – İlişkiler (Cavidan) (TV Dizisi)
1996 – Sihirli Ceket (TV Dizisi)
1996 – Feride (Suzan) (TV Dizisi)
1995 – Palavra Aşklar (Bayan Fos) (TV Dizisi)
1994 – Zzzzt FM (TV Dizisi)
1994 – Sevginin Gücü (2) (TV Dizisi)
1994 – Bay Kamber (Semra) (TV Dizisi)
1993 – Son Söz Sevginin (Falcı) (TV Dizisi)
1993 – Hastane (Fikret) (TV Dizisi)
1992 – Taşların Sırrı (TV Dizisi)
1992 – 3. İstasyon (TV Dizisi)
1991 – Karayar Köprüsü (TV Filmi)
1989 – Lambada / Gençlik Fırtınası (Meral) (Sinema Filmi)
1989 – Fazilet (Alev) (Sinema Filmi)
1988 – Yansıma (Sinema Filmi)
1988 – Kumar (TV Dizisi)
1987 – Yaprak Dökümü (Seza) (TV Dizisi)
1987 – Yalnızlık Bir Şarkıdır (Nuray) (Sinema Filmi)
1986 – Savunma (Çiğdem Okan) (Sinema Filmi)
1983 – Aile Kadını (İşadamı Karısı) (Sinema Filmi)

Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Alfred de Musset kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Fransız edebiyatının romantik yazar ve şairlerindendir. Aşk ve gençlik şairi olarak tanınır.

Alfred de Musset, 11 Aralık 1810 tarihinde Paris, Fransa’da soylu bir ailenin oğlu olarak doğmuştur. Tam adı Alfred Louis Charles de Musset’dır. Babası Victor Donatien De Musset, Musset Pathay adıyla yazar olarak tanınmıştır. Abisi Paul de Musset de (d.1804-ö.1880) yazar idi. İyi bir eğitim aldı.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

Alfred de Musset’in 1836 yılında yazdığı La Confession d’un enfant du siècle (Bir Zamane Çocuğunun İtirafları) adlı romanı tümüyle güvenilir değilse de gençlik yıllarını çarpıcı bir dille anlatır.

Alfred de Musset, genç yaşta Charles Nodier, Alfred de Vigny ve Victor Hugo‘nun etkisine girdi.

İlk şiir kitabı Victor Hugo‘nun etkisini taşıyan şiirlerini içeren, Contesd’ Espagne et d’ ltalie (İspanya ve ltalya Öyküleri) 1830 yılında yayımlandı. Ve bu tarihten sonra Beau Brummell‘in taklitçileri arasına katılarak Paris‘te dağınık ve hızlı bir yaşam sürmeye başladı. Şiirlerini Le Temps, La Revue de Paris ve La Revue des Deux Mondes dergilerinde yayımladı.

1830 yılında La Nuit venitienne (Venedik Gecesi) adlı komedisinin uğradığı başarısızlıktan sonra, öbür oyunlarının sahneye konmasına izin vermedi.

Temmuz 1833 yılında aşık olduğu yazar George Sand ile yaşamaya başladı. Aralık 1833-Mart 1834 arasında yaptıkları bir İtalya gezisinden sonra ayrıldılar. Bu sevgi tutkudan çok dostluk duygusuna dönüştüyse de 1835’den sonra düşmanlığa dönüştü.

1833 yılında yazdığı Les caprices de Marianne (Marianne’ın Kalbi) gibi trajikomediler ve romantik tiyatronun başyapıtlarından sayılan 1834 yılında yazdığı Lorenzaccio gibi tarihsel trajediler, 1836 yılında yazdığı İl ne faut jurer de rien (Büyük Söylememeli) gibi komediler yazmaya devam etti.

Alfred de Musset, tutkulu trajedilerden hafif fantezilere, tarihsel oyunlardan duygulu komedilere kadar çok çeşitli türlerde ürün verdi. Zengin bir düş gücü, incelikli ve lirik bir anlatım ve psikolojik derinlik, oyunlarının başlıca özellikleridir.

Oyunlarının yanı sıra şiirleriyle de ünlü olan Alfred de Musset, hafif yergili şiirlerden büyük bir teknik ustalık sergileyen şiirlere ve karmaşık duygularını tutkulu ve etkileyici bir üslupla dile getirdiği 1837 yılında yazdığı “La Nuit d’octobre” (Ekim Gecesi) gibi lirik şiirlere kadar çok çeşitli türlerde ürünler vermiştir.

Romantik akıma her zaman bağlı kalmakla birlikte akımın aşırılıklarıyla alay edebilmiştir. Örneğin, Lettres de Dupuis et Cotonet (1836-37; Dupuis ve Cotonet’nin Mektupları) adlı kitabı, dönemin edebi modalarıyla alay eden parlak bir yergiyi içerir. En güzel lirik şiirlerinden bazılarını, romancı George Sand ile 1833’ten 1835 yılına kadar aralıklarla süren beraberliklerinden esinlenerek yazmıştır.

Alfred de Musset, 2 Mayıs 1857 tarihinde Paris, Fransa’da 47 yaşında kalp krizinden ölmüştür.

Kitapları :
Roman :
1836 – La Confession d’un enfant du siècle (Bir Zamane Çocuğunun İtirafları) (Yaşar Nabi Nayır)

Şiir :
1830 – Contesd’ Espagne et d’ ltalie (İspanya ve ltalya Öyküleri)
1835 – La Nuit de Mai (Mayıs Gecesi)
1836 – La Nuit d’Août (Ağustos Gecesi)
1836 – Lettre â Lamartine (L.’e Mektup)
1837 – La Nuit d’Octobre (Ekim Gecesi)

Tiyatro Oyunları :
1830 – La Quittance du diable (Türkçeye çevrilmedi).
1830 – La Nuit vénitienne (Venedik Gecesi) (Türkçeye çevrilmedi).
1831 – La Coupe et les lèvres (Türkçeye çevrilmedi).
1832 – À quoi rêvent les jeunes filles (Türkçeye çevrilmedi).
1833 – Andréa del Sarto (Nurullah Ataç)
1833 – Les Caprices de Marianne (Marianne’ın Kalbi) (Sabahattin EyüboğluBedrettin Tuncel)
1833 – Lorenzaccio (Berna Günen)
1834 – Fantasio (İzzet Melih Devrim)
1834 – On ne badine pas avec l’amour (Aşkla Oynanmaz) (Türkçeye çevrilmedi).
1835 – La Quenouille de Barberine (Orhan Veli Kanık)
1835 – Le Chandelier (Şamdancı) (Sabahattin Eyüboğlu)
1836 – Il ne faut jurer de rien (Büyük Söylememeli) (İsmail Hami Danişmend)
1836 – Faire sans dire / Une Matinee de Don Juan Yap da Söyleme ve Don Juan’ın Bir Sabahı (Sabahattin Eyüboğlu)
1837 – Un Caprice (Heves) (İlhan Ertuğ)
1838 – Frederik ile Berneret (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
1845 – Il faut qu’une porte soit ouverte ou fermée (Bir Kapı ya Açık Durmalı ya Kapalı) (Oktay Rıfat & Orhan Veli Kanık)
1849 – L’Habit vert (Eski Palto) – Bir Perdelik Komedi (Cemil Miroğlu)
1849 – Louison (Yaşar Nabi Nayır)
1849 – On ne saurait penser à tout (Ummadık Taş Baş Yarar) (Yaşar Nabi Nayır)
1850 – Carmosine (Yaşar Nabi Nayır)
1851 – Bettine (Yaşar Nabi Nayır)
1855 – L’Âne et le Ruisseau (Türkçeye çevrilmedi).

Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Taha Özer kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Taha Özer, zenginliğini, gece hayatını, gezip tozmalarını ve kadınlarla ilişkilerini sergilediği Instagram fotoğraflarıyla hızlı bir şekilde fenomen oldu. DJ ve sosyal medya fenomeni.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

Taha Özer, 1990 Yılı Eylül ayında İstanbul Amerikan Hastanesinde doğmuştur. Aslen Erzurumludur. Bir kız kardeşi vardır. Babası İbrahim Şenkal Özer “Deriden” adlı ayakkabı firmasının sahibidir. Babası İbrahim Şenkal Özer sahibi olduğu Deriden’i kardeşi Gürkal Celal Özer’e 14 Nisan 2016’da devretti. Taha Özer, Şişli Terakki ilkokulundan mezun oldu. Ortaokul ve lise eğitiminden sonra Yeditepe Üniversitesinde İngilizce ve İşletme eğitimi alarak 2011 yılında mezun oldu. Ardından Amerika’nın New York ve Boston şehirlerinde yabancı dil eğitimi aldı.

Taha Özer, 2012 yılında askerlik görevini Denizci Piyade olarak Bodrum’da yaptı.

Taha Özer, Instagram’dan paylaşmış olduğu anlık, güncel, eğlence, sanat ve gece hayatı ile ilgili yaşamış olduğu tüm ihtişamı gözler önüne sermiştir. Birçok kişi tarafından merakla takip edilen Taha Özer yerli Dan Bilzerian olarak da adlandırılmaktadır.


Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Atatürk kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Asker, devlet adamı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, ilk Cumhurbaşkanı, Türklerin babası, çağımızın en büyük lideri. Eşi görülmez başarılara imza atmış, ülkesi için hayatı pahasına kahramanca savaşmış, çökmüş bir imparatorluktan yeni, çağdaş ve dinamik bir ülke yaratmış, bugün Türk halkının bir bayrak altında bağımsız şekilde yaşamasını sağlamış ve Türkiye’yi kurtarmıştır. Bayrağımızı ve topraklarımızı ona ve komuta ettiği binlerce Mehmetçiğe borçlu olduğumuz için yediden yetmişe şükran doluyuz. Zira Atatürk, kaderimizi değiştirmiş, boyunduruk altında olmadan yaşamamız için bize bu ülkeyi bırakmıştır. Ülkemizin en büyük tarihi sınavı olan Kurtuluş Savaşı’nda Türk askerini komuta etmiş, ekonomik ve askeri açıdan yokluk sınırında olan ülkemizi azmi, sabrı, çalışkanlığı ve dehası sayesinde tek vücut haline getirip, bağımsızlığına kavuşturmuştur. Ülkemizin geleceğini her şeyin üstünde tutmuş, inkılâpları ve ilkeleriyle bugün Türkiye’nin çağdaş milletler içinde hak ettiği yerde olmasını sağlamıştır. Arkasında çok daha iyi bir Türkiye ve dünya bırakarak hayata gözlerini yummuş olan Atatürk, hiç kuşkusuz Türklerin en büyük şansıdır. Hayatı boyunca sevilen, tevazusu, hoşgörüsü, barışçı ve uzlaşmacı kişiliği, entelektüelliği, hümanizmi, görgüsü, karizması ve eşsiz özellikleriyle dünyanın da hayran olduğu Atatürk, savaş yerine barışa, ayrılık yerine birlik ve beraberliğe sahip çıkmış, Türk bayrağı altındaki herkese ve tüm dünyaya şu önemli mesajı vermiştir: “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh”

Atatürk, Türk’ün tarihinde ve gönlünde ebediyen yaşayacaktır, ölümsüzdür.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

Atatürk’ün Kökenleri

Cumhuriyetimizin kurucusu, kahraman asker ve büyük devlet adamı Atatürk’ün kökenleri Karaman Beyliği’ne uzanmaktadır. Babasının ailesi, Anadolu‘nun Türkleşmesinde önemli rol oynamış olan “Kızıl-Oğuz” ya da “Kocacık Yörükleri” denilen Türkmenlerden geliyordu. Fatih Sultan Mehmed’in padişahlığı döneminde parçalanan Karaman Beyliği’nin Yörük aşiretlerindendiler ve Karaman’ın Taşkale Köyü’nden Rumeli’ye göç ettirilmişlerdi. Atatürk’ün büyük dedesi olan Kırmızı Hafız Efendi, anne tarafından “Gulalar” baba tarafındansa “Pınarlar” olarak anılan ailelerin mensubuydu. 1850 yılında, Hafız Ahmet Efendi kardeşi Hafız Mehmet Emin‘le birlikte ticaret amacıyla Manastır şehrine gelmiş, daha sonra da Selanik’e yerleşmişti.

Atatürk’ün anne tarafının kökenleriyse, Orta Anadolu’dan getirilerek Batı Makedonya‘nın Sarıgöl Bucağı’na yerleştirilen, daha sonra Selanik’in Lankaza(Lagaza) bölgesine göç eden ve “Evlad-ı Fatihan” olarak anılan yörüklere uzanıyordu. Atatürk’ün büyükannesinin adı Ayşe, dedesi ise Sofi-Zade Feyzullah efendiydi, Hasan ve Hüseyin isimlerinde iki çocukları vardı. Zübeyde Hanım’a döneminde kadınların okula gitmesi yaygın olmadığı için, okuryazar oluşu nedeniyle Zübeyde Molla deniliyordu.

Atatürk’ün babası Ali Rıza Bey, Manastır vilayetinin Debre-i Bala sancağına bağlı Kocacık nahiyesinde doğdu. Ali Rıza Bey, bir süre Selanik Evkaf kâtipliğinde bulunmuş, 1876 yılında Selanik Asakir-i Milliye Taburu’nda birinci mülazım olarak görev almış, 1877’deki Osmanlı-Rus Harbi’nde de savaşmış ve sonraları ticaret hayatına atılmıştı. Gümrük Muhafaza Teşkilatı’nda memurluk yaparken Zübeyde Hanım’la 1871 yılında evlenmelerine müteakip ilk çocukları Fatma dünyaya geldi. Ardından Ahmet (1874), Ömer (1875), Mustafa (Kemal Atatürk) (1881), Makbule (Boysan, Atadan) (1885) ve Naciye (1889) isimlerinde beş çocukları daha oldu. Ancak Fatma dört, Ahmet dokuz, Ömer ise henüz sekiz yaşlarındayken, o dönemde Rumeli’yi kasıp kavuran kuşpalazı (difteri) salgınından hayatlarını kaybettiler.

(Yüzbaşı Bakir Tosun‘un Tarihte Bozkır ve Çevresi Yelbeği adlı çalışmasında, Atatürk’ün soy ağacı hakkında detaylı bilgilere yer verilmiştir.)

Atatürk’ün Doğumu

Mustafa Kemal ATATÜRK, 1881 yılında, Selanik’in Koca Kasım Paşa Mahallesi, Islahhane Caddesi üzerinde bulunan evde dünyaya geldi. Ali Rıza Bey, çocukken kazayla beşikten düşürüp ölümüne yol açtığı ve hiç unutmadığı kardeşinin ismini yeni doğan oğluna verdi: Mustafa.

Sarı saçlı, mavi gözlü bir bebek olan Mustafa, Rumi takvime göre 1296 yılında dünyaya geldiyse de, doğduğu ay ve gün hakkında kesin bir bilgi yoktu. Ancak kayıtlarda yer alan bilgilere göre Zübeyde Hanım oğlunu “Erbain Soğukları” sırasında doğurduğunu ve aklında kalan tarihin 23 Aralık olduğunu belirtmişti. Bu tarih takvim farkı dolayısıyla 4 Ocak 1881’i göstermektedir.

Selanik arşiv belgelerinden edinilen bilgilere göre, Atatürk’ün doğduğu ve şu anda müze olan ev, 1870 yılından önce Rodoslu hoca Hacı Mehmed tarafından yaptırılmış, önce İbrahim Zühdü, daha sonra da Abdullah Ağa ve eşi Ümmü Gülsüm‘e satılmıştı.

Ali Rıza Bey, babasının Subaşı Mahallesi’ndeki evinde eşi Zübeyde Hanım ve çocuklarıyla birlikte 1878 yılına kadar ikamet etmiş, daha sonra Atatürk’ün doğacağı evi kiralayıp yerleşmişti.
1880 yılında belalısı bir Rum eşkıya tarafından kaçırılan Ali Rıza Bey’in hayatından ümit kesildi. Sonradan yüksek bir haraç ödeyerek kurtuldu.

Atatürk’ün doğduğu ev, etrafı yüksek duvarlarla çevrili, harem ve selamlığı olan üç katlı, klasik bir evdi. Dönemin belgelerine göre, bir bab fekani oda, bir divanhane, bir tahtessema, iki bab tahtani oda, bir çeşme ve avludan oluşuyordu. Dış yüzeyi pembe boyalı olup, alt pencerelerine emir, üst pencerelerine de ahşap kafesler yapılmıştı. Atatürk evin ikinci katındaki sol tarafa düşen ocaklı odada dünyaya gelmişti.

29 Ekim 1933’te, Cumhuriyet‘in Onuncu Yıl Dönümü dolayısıyla, Selanik Belediyesi, Türk-Yunan dostluğu ve Balkan Konferansı’nın bir hatırası olarak, Atatürk’ün doğduğu evin çift kanatlı kapısının sağ köşesine mermer bir plaka yerleştirdi. Plakanın üzerinde Türkçe, Elence ve Fransızca olarak şu ifade yer aldı:
“Türk milletinin büyük müceddidi ve Balkan ittihadının müzahiri GAZİ MUSTAFA-KEMAL burada dünyaya gelmiştir. İş bu levha Türkiye Cumhuriyetinin onuncu yıldönümü münasebetiyle konulmuştur.”
Atatürk’ün doğduğu ev bugün Selanik’in Aya Dimitriya Mahallesi’ndeki Apostolu Pavlu Caddesi üzerinde 75 numaradadır, bitişiğinde Türk Konsolosluğu vardır.

Atatürk’ün Çocukluğu ve Eğitimi

Atatürk mütevazı bir aileden geliyordu. Onun bu özelliğinin ileride halkın nabzını tutmasını bilmesinde, halkın eğilimlerini sezmesinde büyük faydası olacaktı. Yakınları onun bir halk çocuğu olmakla övündüğünü ifade etmişlerdi.
Atatürk 4 yaşındayken kız kardeşi Makbule Boysan Atadan dünyaya geldi. Diğer kardeşlerini çocuk yaştaki ölümleri nedeniyle hiç tanıyamayan Atatürk’ün çocukluk yıllarına dair kayıtlarda yer alan bilgiler sınırlıdır.
Atatürk, okul çağına geldiğinde, eğitimi konusunda annesiyle babası arasında görüş ayrılığı belirdi. Geleneklere bağlı olan ve Hacı Sofi gibi dinine bağlı bir aileden gelen Zübeyde Hanım, eğitim sisteminin karışık olduğu bu dönemde, Atatürk’ün dini eksende eğitim veren Mahalle Mektebi‘ne gitmesinde ısrarcı davranıyordu. Aydın görüşlü olan Ali Rıza Bey’in tercihi ise yeni açılan ve döneme göre oldukça modern bir anlayışla kurulan Şemsi Efendi İlkokulu’ndan yanaydı. Zira okulun kurucusu olan ve okula kendi ismini veren Şemsi Efendi, okulunda ezbercilik yerine katif metodu uygulatıyordu, ayrıca okulun kız bölümünü de açmış olan aydın bir eğitimciydi. 1873 yılında Selanik’te valilik görevine başlayan Mithat Paşa, başarılarından dolayı Şemsi Efendi’ye padişah nişanı vermişti.

Ali Rıza Bey’in önerisiyle okul konusundaki ikilem çözümlendi. Buna göre Atatürk, önce ilâhîlerle ve dinî bir törenle mahalle okuluna başlayacak, birkaç gün sonra da Şemsi Efendi okuluna geçecekti. Şemsi Efendi Okulu’nda dönemin mahalle okullarından farklı olarak yeni öğretim metotları uygulanmakta ve kara tahta, tebeşir, silgi, öğretmen masası, okumayı kolaylaştıracak levhalar gibi yeni araçlar kullanılmaktaydı. Atatürk’ün pedagojik esaslara göre eğitim veren bu okulda öğrenim görmesi gelişmesinde oldukça etkili oldu. Zekâsı ve üstün yetenekleri ile kısa zamanda arkadaşlarının ve öğretmenlerinin sevgisini kazanan Atatürk, matematikteki üstün başarısıyla da dikkat çekiyordu.

Bu arada gümrük memurluğunu bırakan, kereste ve ardından da tuz işine giren Ali Rıza Bey, Rum eşkıyalar ve tuzların erimesi nedeniyle ticaret hayatından çekilmişti. Memuriyete tekrar giremeyen Ali Rıza Bey bir süre sonra hastalandı ve 1888’de hayatını kaybetti. Babası öldüğünde Atatürk 7 yaşında, kız kardeşi Makbule ise henüz 3 yaşındaydı.

Babasının ölümü üzerine okuldan ayrılmak zorunda kalan Atatürk ve ailesini zor günler bekliyordu. Eşini kaybettiğinde kızı Naciye’ye hamile olan Zübeyde Hanım, 1890’ta doğum yaptı. Maddî durumu yetersiz olan Zübeyde Hanım çocuklarını alarak Langaza’da tarım işiyle uğraşan ağabeyi Hüseyin Ağa’nın çiftliğine yerleşti. 1901 yılında Atatürk’ün kız kardeşi Naciye, verem hastalığına yakalanıp hayatını kaybetti. Babasını ve kısa bir süre sonra kız kardeşini kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşayan Atatürk’ün, dayısının çiftliğinde ailenin erkeği olarak aldığı sorumluluklar artmıştı. Çiftlikte geçen bu dönemde Atatürk doğayla iç içe oldu, dayısına işlerinde yardımcı olduğu için el becerileri arttı. Ancak Zübeyde Hanım oğlunun öğreniminin yarım kalmasından üzüntü duyuyordu. Onun caminin imamından ve özel öğretmenden aldığı eğitim yetersiz kalınca Zübeyde Hanım Atatürk’ü, iyi bir eğitim görmesini sağlamak için halasının yanına, Selanik’e gönderdi.

Bu arada abisine daha fazla yük olmak istemeyen ve aldığı küçük emekli aylığı ile geçinmekte zorluk çeken Zübeyde Hanım, Selanik Gümrükler Başmüdürü Ragıp Bey ile evlendi. Ragıp Bey’in önceki evliliğinden dört çocuğu vardı. Bu evlilik, babasının hatırasına saygı gösterilmediğini düşünen Atatürk’ü kızdırmıştı. Annesinin ikinci kez evlenmesini içine sindiremeyen Atatürk, uzun süre annesini aramadı. Ancak bu düş kırıklığı onun çalışma azmini arttırdı. Zira küçük yaşta babasını kaybetmesi de onun kendi ayakları üstünde durma gücünü kazanmasını ve hayatta başarılı bir şekilde mücadele etmesini sağladı. Prof. Dr. Şerafettin Turan’ın Mustafa Kemal ATATÜRK biyografisinde konuyla ilgili olarak şu bilgilere yer verilmişti:

Zübeyde Hanım’ın Ragıp Bey ile ikinci bir evlilik yapması, ana ile oğul arasında dikkatlerden kaçmayan bir sorun da yaratmıştı. Ragıp Bey, Teselya Yenişehir’den Selanik’e göçmüştü. Eşini yitirmiş, dört çocuğuyla dul kalmıştı. Süreyya ve Hakkı adlarında 2 oğlu ile birinin adı Rukiye olan 2 kızı vardı. Zübeyde Hanım’la evlendiğinde Mustafa ve Makbule kardeşler için psikolojik de olsa bir üvey baba ve üvey kardeşler sorunu baş göstermişti. Makbule bu yeni hayata ayak uydurmakta gecikmemişti ama Mustafa üvey babanın bulunduğu çatı altında oturmak istememişti. Atatürk yaşamının sonlarında üvey babasından söz ederken “Bana karşı çok saygılı davranmış, büyük adam muamelesi etmiştir.” diye olumlu bir görüş sergilemişti ama evden ayrılışını Afet İnan’a babasını yitiren bir çocuğun isyanı olarak şöyle açıklamıştı: “Anamın böyle bir aile bağı yapmasını takdir ettim. Ancak çocukluk duygum isyandan ibaretti.

Selanik Askeri Rüştiyesi

Selanik’teki halasının yanına taşındıktan sonra Mülkiye İdadisi‘ne kaydolan Atatürk, bu okulda Arapça öğretmenliği yapan Kaymak Hafız’dan sopa ile dayak yiyince, zaten orada okumasını istemeyen büyükannesi onu derhal okuldan aldırdı. O dönemde okul formasını çok beğendiği komşularının oğlu Askeri Rüştiye’ye gidiyordu. Ona özenen Atatürk, asker olmasını istemeyen annesinin karşı çıkmasına rağmen, gizlice, Selanik Askeri Rüştiyesi‘nin sınavına girdi. Sınavı kazandığı haberini alan Atatürk 1893’te yine gizlice bu okula kaydını yaptırdı. Selanik Askeri Rüştiyesi’nde, oldukça başarılı olan Atatürk sınıf başkanıydı ve üstün zekâsıyla matematik öğretmeni Yüzbaşı Mustafa Efendi’nin de dikkatini çekiyordu. Genç öğrencisinin yeteneklerinden oldukça etkilenen Yüzbaşı Mustafa Efendi onu benzersiz kılmak için adına “Bilgi ve erdem bakımından olgunluk ve eksiksizlik” anlamına gelen Kemal ismini ekledi. Genç Mustafa, o günden sonra Mustafa Kemal olmuştu. Atatürk, Selanik Askeri Rüştiyesi’ndeyken, matematik öğretmeni Yüzbaşı Mustafa Efendi’nin mazereti olduğu zamanlarda, onun yerine birçok kez dersi vermekle görevlendirilmişti. Zira büyük önder, bununla ilgili olarak daha sonra şunları söyleyecekti;

Rüştiyede en çok matematiğe merak sardım. Az zamanda bize bu dersi veren öğretmen kadar belki de daha fazla bilgi edindim. Derslerin üstündeki sorularla uğraşıyordum, yazılı sorular düzenliyordum. Matematik öğretmeni de yazılı olarak cevap veriyordu.

Türk Dil Kurumu Başuzmanı A.Dilaçar’ın, Atatürk’ün matematikteki üstün başarısıyla ilgili olarak 10 Kasım 1971 tarihli yazısında belirttiğine göre, Atatürk ölümünden bir buçuk yıl kadar önce, üçüncü Türk Dil Kurultayı‘ndan (24–31 Ağustos 1936) hemen sonra 1936–1937 yılı kış aylarında kendi eliyle “Geometri” adlı bir kitap yazdı. Kitap, matematik öğretmenleri ve bu konuda kitap yazacaklara kılavuz olması amacıyla 1937 yılında Kültür Bakanlığı’nca yayınlanmıştı.
Atatürk, “Geometri” isimli yapıtında; Boyut, uzay, yüzey, düzey, çap, yarıçap, kesek kesit, yay, çember, teğet, açı, açıortay, içters açı, dışters açı, taban, eğik, kırık, çekül, yatay, düşey, yöndeş, konum, üçgen, dörtgen, beşgen, köşegen, eşkenar, ikizkenar, paralelkenar, yanal, yamuk, artı, eksi, çarp, bölü, eşit, toplam, oran, orantı, türev, alan, varsayım gibi geometri ve matematikle ilgili terimlerin isim babası oldu ve bu terimleri Türk matematik bilimine kazandırdı.

Daha sonra ünlü bilim tarihçisi Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı, Atatürk’ün “Geometri” kitabı için “Küçük fakat anıtsal bir yapıt” yorumunu yapacaktı. Yapıtında yer alan her tanımı, her kavramı tüm öğeleriyle eksiksiz ve açık biçimde anlatan Atatürk, bunları örneklerle de açıklamıştı. Atatürk’ün türettiği matematik terimlerinin ve yaptığı geometri tanımlarının hemen hemen tümü bugüne değin değişmeksizin kullanıla gelmiştir. O’nun türettiklerinden sadece birkaç terim sonradan küçük ölçüde değiştirilmiştir.

Atatürk, 1898’de Selanik Askeri Rüştiyesi’nden üstün başarıyla mezun oldu. Artık askerî idadide (lise) öğrenimine devam etmesi gereken Atatürk, Selanik’ten İstanbul’a gelmeyi düşünüyordu. Ancak sınav mümeyyizlerinden Hasan Bey’in tavsiyesiyle Manastır şehrindeki Manastır Askerî İdadisi’ne yazıldı.

Manastır Askerî İdadisi

Makedonya’nın en gelişmiş şehri olan Selânik’te, yeni fikirlere açık bir ortamda kendini geliştirme imkanı bulan Atatürk, renkli etnik yapısıyla farklı din ve ırkların bir arada yaşadığı bu şehirde büyük bir vizyon kazandı.

Manastır Askerî İdadisi’ndeki eğitimi sırasında, arkadaşlarından Ömer Naci, Atatürk’ün edebiyata ilgi duymasında rol oynadı. Şiir ve hitabet sanatıyla yakından ilgilenmeye başlayan Atatürk, Namık Kemal’den ve eserlerinden ciddi şekilde etkilendi. Kitabet öğretmeni Mehmet Asım Bey, Atatürk’ün şiir ve edebiyata olan eğilimini fark edip, onunla askerlik mesleğine yönelmesi gerektiğiyle ilgili konuştu. Ancak, Atatürk için hitabet her zaman çok önemli oldu, ayrıca yazma tutkusu da devam etti. Konuyla ilgili olarak daha sonra şunları söyleyecekti:

Şiir yazmak hakkında idadi hocasının vazettiği memnuiyeti unutmuyordum. Fakat güzel söylemek ve yazmak hevesi bakiydi. Teneffüs zamanlarında hitabet talimleri yapıyorduk. Saati ellerimize alıyor, “Bu kadar dakika sen, bu kadar dakika ben söyleyeceğim” diye müsabaka ve münakaşalar tertip ediyorduk.

Fransızca öğretmeni Yüzbaşı Naküyiddin Yücekök Bey de Atatürk’le yakından ilgileniyordu. Zira Atatürk başarılı bir öğrencisiydi ve bir kurmay subayının mutlaka bir yabancı dil öğrenmesi gerektiğine inandığı için Fransızca derslerine büyük önem veriyordu. Ancak Fransızcası diğer derslerine göre zayıf olan Atatürk, bunu çözmek için tatil dönemlerinde gittiği Selanik’te College des Frères de la Salle’in özel kurslarına devam ederek lisanını geliştirdi. Yakın arkadaşı Fethi Okyar’ın da desteğiyle Fransız ihtilalinin öncüleri Voltaire, J.J. Rousseau gibi filozofları tanıdı, tarih ve siyaset konusundaki bilgisi arttı. O dönem ayrıca sonradan sürekli işbirliği yapacağı arkadaşları, Nuri Conker, Salih Bozok ve Fuat Bulca’yla da tanıştı. Atatürk’ü en çok etkileyen derslerden biri de tarihti. Zira tarih öğretmeni Kolağası Mehmet Tevfik Bey (5. Dönem Diyarbakır Milletvekili) geniş kapsamlı bir tarih vizyonu ile Atatürk’e yeni ufuklar açtı. İdadide başlayan tarih sevgisi hayatı boyunca devam etti.

Manastır Askerî İdadisi’ndeki eğitimi sırasında Atatürk’ü en çok etkileyen olay 1897 tarihli Türk-Yunan Savaşı olmuştu. Türk Ordusu’nun savaş meydanında parlak bir zafer kazanmasına rağmen barış masasında zararlı çıkmasına içerleyen Atatürk, coşkun bir vatan sevgisiyle dolmuştu. Bir arkadaşı ile gönüllü olarak savaşa katılmak için girişimde bulunsa da bu arzusunu gerçekleştirme imkânı bulamadı. Ancak sonsuz vatan sevgisiyle kabına sığmaz olan Atatürk’ün bu özelliği hayatı boyunca devam edecekti.
Manastır Askerî İdadisi’nin en parlak öğrencilerinden biri olan Atatürk, İdadideyken, bıkıp usanmaksızın çalıştı,kendisini son derece bilinçli olarak geleceğe hazırladı. Sonunda 1898 yılının kasım ayında bütün derslerden tam not alıp, 54 kişilik sınıfın ikincisi olarak, dereceyle okulunu bitirdi.

Okul sicilindeki bilgilere göre Atatürk, son derece yetenekli, ama kendisiyle kolayca samimi ilişkiler kurulması güç bir karaktere sahipti. İdadî öğrenimi boyunca, vatansever, kendini her konuda geliştiren, ilerleme tutkusuyla dolu, çalışkan, azimli, kendine güveni sonsuz, seçkin ve iyi giyinen bir öğrenci oldu. Dünyayı ve günceli sürekli olarak takip eden, çalışkanlığının yanında sosyal hayatta da oldukça başarılı olan Atatürk, dünyanın nimetlerinden faydalanan ama başarıya ulaşmak için de çok çalışan bir yapıdaydı.

İstanbul Harp Okulu ve Akademisi

Atatürk, İstanbul’a gelerek 13 Mart 1899’da Harp Okulu’ndaki eğitimine başladı. Apolet numarası 1283’tü. Okula başladıktan 2 ay sonra arkadaşları arasında sivrilerek sınıf çavuşu oldu. Burada yıllarca dost kalacağı arkadaşları Ali Fuat Cebesoy ve Asım Gündüz’le tanıştı.

Harp Okulu’ndaki birinci yılı gençlik hayalleri ve çok sevdiği İstanbul’un çarpıcı havası içinde geçiveren Atatürk, sınavlarını başarıyla vererek ikinci sınıfa başladı. İlk yıl, ağırlığı sosyal hayata vermesine rağmen oldukça başarılı olan Atatürk, İkinci ve üçüncü sınıflarda dersleriyle çok daha fazla ilgilenmeye başladı. Zira Harp Okulu’nda dereceye girmek oldukça önemliydi. Çünkü kurmay sınıfına ayrılmak okulda üstün başarı göstermekle mümkündü. Atatürk, 3. Sınıfta 459 öğrenci arasından 8. olarak dereceye girdi ve kurmaylığa hak kazandı. Sicil numarası 1317-P.8(1901-P.8)’di.

Mustafa Kemal 10 Ocak 1902’de teğmen rütbesi ile Harp Akademisi‘nde öğrenimine başladı. Sınıfta topçu ve süvari okullarından gelenlerle birlikte 43 öğrenci vardı.

Mustafa Kemal Harp Akademisi’nde iken onun üstün niteliklerini ilk keşfeden Osman Nizami Paşa olacaktı. Paşa, Ali Fuat’ın babası İsmail Fazıl Paşa’nın evinde kendisini mahçubiyetle dinleyen Atatürk’le konuşup şunları söylemişti;

Mustafa Kemal Efendi oğlum görüyorum ki, İsmail Fazıl Paşa seni takdir etmek hususunda yanılmamış. Şimdi ben de onunla hemfikirim. Sen bizler gibi yalnız Erkân-ı Harb zabiti olarak normal hayata atılmayacaksın. Keskin zekân ve yüksek kabiliyetin memleketin geleceği üzere müessir olacaktır. Bu sözlerimi bir kompliman olarak alma, sen de memleketin başına gelen büyük adamların daha gençliklerinde gösterdikleri müstesna kabiliyet ve zekâ emareleri görmekteyim. İnşallah yanılmamış olurum.

Gelecek günler Osman Nizami Paşa’nın görüşlerini haklı çıkaracaktı.

Harp Akademisi’nin öğretmenleri dil bilen, iyi yetişmiş ve seçkindiler. Akademideki sınıf arkadaşı Asım Gündüz’e göre, Atatürk Fransızcasını ilerletmek için Fransız bir bayandan ders aldı. Bu dönemde Paris’teki Jön Türk gazeteleri ile Fransızca gazetelerini getirtiyor ve arkadaşlarını etkilemeye çalışıyordu. Siyasal düşüncelerinin Harbiye Okulu’nda olgunlaşmaya başladığını söyleyen Atatürk, bir yandan öğreniminde başarılı olmak için sürekli çalışıyor bir yandan da ülkenin kaderine kafa yoruyordu. Zira ülkenin siyasetinde yanlışlar olduğunu fark etmişti. Ülkedeki yanlışlar hakkında herkesin bilgi sahibi olmasını isteyen Atatürk, Harp Okulunda başladıkları el yazısı ile gazete hazırlama işine geri döndü ve gazete çıkarmaya başladı. Gazete az kullanılan bir dershanede hazırlanıyor, elden ele dolaştırılıyordu. Konuyla ilgili olarak şunları dile getirdi;

Binlerce kişiden ibaret olan Harbiye talebesine bu keşfimizi (Memleketin idaresinde ve siyasetinde fenalıklar olduğu konusundaki keşfi) anlatmak hevesine düştük. Mektepte el yazısıyla bir gazete tesis ettik. Sınıf dâhilinde ufak teşkilatımız vardı. Ben heyet-i idareye dâhildim. Gazetenin yazılarını ekseriyetle ben yazıyordum.

Ancak bir süre sonra durum Mektepler Nazırı Zülüflü İsmail Paşa tarafından öğrenildi. Bu durumla ilgili bilgi alan akademi komutanı bir gün ansızın dershaneye bir baskın yaptı ve öğrencileri suçüstü yakaladı. Komutan konu hakkında takibat yapmayıp sert bir ihtarla yetindi. Fakat Atatürk ve arkadaşları faaliyetlerine ara vermediler. Bir ev tutarak gazeteyi çıkarmaya devam ettiler ancak bir muhbir tarafından ele verilerek tutuklandılar. Meslek hayatlarını söndürmeyen ancak birkaç ay hapiste kalmalarına neden olan olay sonrasında serbest bırakıldılar. Mustafa Kemal 11 Ocak 1905’te üç yıllık notlarının toplamına göre akademiyi beşinci olarak bitirdi.
Atatürk, Harp Akademisi yıllarını yabancı dilini geliştirerek, Namık Kemal’in düşüncelerini izleyip, bunları okul içinde yayarak geçirdi.
Askeri eğitimi boyunca yabancı dil, şiir, dans, hitabet gibi o dönemin askeri öğrencisi için pek de alışık olunmayan konularla ilgilendi.

İlk Askeri Tecrübeler

Atatürk ilk görevi için Şam’a gönderildi. 1905–1907 yılları arasında Şam’da 30.süvari alayında bölük komutanı olarak görev yapan Atatürk, 29. süvari alayında bölük komutanı olan arkadaşı Lütfi Ümit Bey’le ev tutup birlikte yaşamaya başladı. Kılıç Ali, o dönemle ilgili bir durumu daha sonra şu şekilde anlatacaktı;

… Aradan bir müddet geçtikten sonra, günün birinde kumanda etmekte oldukları bölüklerinin alaylarıyla birlikte vazife alarak Havran havalisine hareket etmek üzere olduklarını haber alınca her ikisi de hayretler içinde kalmışlar. Kendilerine haber vermeksizin kıtalarının hareket etmiş olmalarına hiçbir mana verememişler. Bu vaziyet karşısında Mustafa Kemal fena halde sinirlenmiş. Kendilerine karşı lakaydi gösteren kıtalarının kumandanına yaptığı şikâyetten bir netice alamayınca doğrudan doğruya ordu kumandanına şikâyete karar vermiş. Fakat bu sefer de ordu kumandanından beklediği hassasiyeti görememiş. Bunun üzerine işi enerjisiyle halletmeye karar vererek harekete geçmiş ve arkadaşı Lütfi Müfit Bey’e de kendisini takip etmesini istemiş. Kumandanların istihfaf ve istememelerine rağmen onlar da bu harekâta iştirak etmişler.
Meğer süvari kıtasının aldığı vazife aynı zamanda on senelik verginin tahsiliymiş. Atatürk, bu vergi tahsilâtı esnasında köylülerin çektikleri zahmetleri, uğradıkları mezalimi ve o sırada yapılan suiistimalleri nefretle anlatıyor ve kıtanın aldığı vazifeyi “haydutluk” diye tavsif buyuruyordu.
Bir gün alay zabitlerinden biri Lütfi Müfit Bey’e yapılan yolsuzluklara göz yumması için altın para teklif etmiş. Müfit bey bu teklifi reddetmekle beraber Mustafa Kemal Bey’i de haberdar etmiş. Mustafa Kemal, Müfit Bey sormuş: “Müfit, sen bugünün adamı mı olmak istiyorsun, yoksa yarının mı?”Müfit bey derhal bu suale: “Elbette yarının adamı olmak isterim” diye yanıt vermiş.
Müfit Bey’in bu cevabı o zaman Atatürk’ün o kadar hoşuna gitmiş ki, bunu daima anlatırlar ve: “Elbette o teklif edilen parayı alamazdı ve almadı. Çünkü o, bugünün adamı değil yarının adamı olmak istiyordu” diye Müfit Bey’e iltifatta bulunurlardı.

Kılıç Ali’nin anlattığı bu önemli durum, Atatürk’ün rüşvete ne kadar karşı olduğunu, her daim dürüstlüğü ön planda tuttuğunu, haksızlığa gelemediğini ve kafasının ülkesinin geleceğinde olduğunu göstermekteydi. Rüşvet olayını namus meselesi olarak görmesinin ötesinde, bunu tarih ve gelecek bilinci içinde değerlendirmekteydi.

Atatürk ilk askeri tecrübesini yaptığı Şam’daki görevini 1907’de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) olarak tamamladı. Daha sonra Manastır’da III. Ordu’ya atandı ve 19 Nisan 1909‘da İstanbul’a giren Hareket Ordusu’nda Kurmay Başkan olarak görev aldı. 1910 yılında Fransa‘ya gönderilen Atatürk, Picardie Manevraları‘na katıldı.

Komutanlık Dönemi (19111919)

1911’de, İtalyanların Trablusgarp‘a hücumu ile başlayan Trablusgarp Savaşı‘nda, Atatürk bir grup arkadaşıyla birlikte Tobruk ve Derne bölgesinde görev aldı. 22 Aralık 1911‘de İtalyanlara karşı Tobruk Savaşı‘nı kazandıktan sonra 6 Mart 1912‘de Derne Komutanlığı’na getirildi.

Ekim 1912‘de Balkan Savaşı başlayınca Atatürk, Gelibolu ve Bolayır‘daki birliklerle savaşa katıldı, Dimetoka ve Edirne‘nin geri alınışında önemli hizmetler verdi. 1913 yılında Sofya Ateşe Militerliği’ne atandı ve 1914 yılında yarbaylığa yükseldi. Hayatının ilk aşkını Sofya’da bir Bulgar kızı ile yaşadığı söylenmekteydi.

1914’te Birinci Dünya Savaşı başlamıştı ve Osmanlı İmparatorluğu da savaşa girmek zorunda kalmıştı. Atatürk, 19. Tümen’i kurmak üzere Tekirdağ‘da görevlendirildi. 18 Mart 1915‘te Çanakkale Boğazı‘nı geçmeye kalkan İngiliz ve Fransız donanması ağır kayıplar verince Gelibolu Yarımadası‘na asker çıkarmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915‘te Arıburnu‘na çıkan Liman Von Sanders yönetimindeki düşman kuvvetlerini, Atatürk’ün komuta ettiği 19. Tümen, Conkbayırı‘nda durdurdu. Çanakkale’de kahramanca savaşan Atatürk, “Çanakkale geçilmez!” sözünün de doğduğu bu büyük askeri başarısıyla albaylığa yükseldi.

İngilizler 6–7 Ağustos 1915‘te Arıburnu’nda tekrar taarruza geçmişlerdi. Anafartalar Grubu Komutanı Atatürk, 9–10 Ağustos‘ta komuta ettiği ordusuyla Anafartalar Zaferi‘ni kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos‘taki Kireçtepe ve 21 Ağustos‘taki II. Anafartalar Zaferi takip etti.

Atatürk, Çanakkale Savaşları’ndan sonra 1916‘da Edirne ve Diyarbakır’da görev aldı. 1 Nisan 1916‘da tümgeneralliğe yükseldi ve Ruslarla savaşarak Muş ve Bitlis‘in geri alınmasını sağladı. Şam ve Halep‘teki kısa süreli görevlerinden sonra 1917‘de İstanbul’a giden Atatürk, Veliaht Vahdettin Efendi‘yle Almanya’ya giderek cephede incelemelerde bulundu. Bu seyahatten sonra hastalanıp, Viyana‘ya ve Karisbad‘a giderek tedavi oldu. Atatürk, 15 Ağustos 1918‘de Halep’e 7. Ordu Komutanı olarak geri döndü. Bu cephede İngiliz kuvvetlerine karşı kahramanca savaştı. Mondros Mütarekesi‘nin imzalanmasından bir gün sonra, 31 Ekim 1918‘de Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı‘na getirildi ve daha sonra bu ordunun kaldırılması üzerine 13 Kasım 1918’de İstanbul’a gelip Harbiye Nezareti’nde (Bakanlığında) göreve başladı.

Kurtuluş Savaşı Yılları (19191923)

Mondros Mütarekesi’nden sonra İtilaf Devletleri‘nin Anadolu‘yu işgal etmeye başlamaları üzerine, Atatürk, 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919‘da Samsun‘a çıktı. 22 Haziran 1919‘da Amasya‘da yayımladığı genelgeyle “Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını” ilan edip, Erzurum Kongresi ve Sivas Kongresi’ne başkanlık etti. 23 Temmuz7 Ağustos 1919 tarihleri arasında toplanan Erzurum Kongresi öncesinde, Osmanlı ordusunu bırakıp, Kuvayi Milliye lideri oldu. Kuvayi Milliye Arapça kökenli bir sözcüktü ve ulusal kurtuluş ordusu anlamına geliyordu. Atatürk’ün Kuvayi Milliye tanımı şu şekildeydi:

Hükümet merkezi düşmanların şiddetli çemberi içindeydi. Siyasal ve askeri bir çember vardı. İşte böyle bir çember içinde yurdu savunacak, ulusun ve devletin bağımsızlığını koruyacak kuvvetlere emrediyorlardı. Bu biçimde yapılan emirlerle, devlet ve ulusun araçları temel görevlerini yapamıyorlardı. yapamazlardı da. Bu araçları savunmanın birincisi olan ordu da ordu adını korumakla birlikte, elbette temel görevini yerine getirmekten yoksundu. İşte bunun içindir ki yurdu savunmaktan ve korumaktan ibaret olan temel görevi yerine getirmek, doğrudan, doğruya ulusun kendisine kalıyordu…
İşte buna Kuvayi Milliye diyoruz.

Kuvayi Milliye sırasında Atatürk kendisine ilk nüfus kaydını ve nüfus cüzdanını verecek olan Erzurum’un manevi hemşerisi seçildi. 4 – 11 Eylül 1919 tarihleri arasında da Sivas Kongresi’ni toplayarak vatanın kurtuluşu için izlenecek yolun belirlenmesi için çalıştı.
27 Aralık 1919’da Ankara’da heyecanla karşılanan Atatürk, 23 Nisan 1920‘de “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” diyerek Türkiye Büyük Millet Meclisi‘ni açtı. TBMM, ulusal kuvvetlerin tek merkezde toplanması ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması yolunda çok önemli bir adımdı. Erzurum Milletvekili olan Atatürk, Meclis ve Hükümet Başkanlığına seçildi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı‘nın başarıyla sonuçlanması için gerekli yasaları kabul edip uygulamaya başladı.
15 Mayıs 1919’da Yunanlılar İzmir‘i işgali etmişti. Türk kurtuluş mücadelesi bu işgal sırasında Hasan Tahsin tarafından düşmana ilk kurşunun atılmasıyla başladı. 10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr Antlaşması‘nı imzalayarak Osmanlı İmparatorluğu’nu aralarında paylaşan Birinci Dünya Savaşı’nın galip devletlerine karşı önce Kuvâ-yi Milliye adı verilen ulus güçleriyle savaşıldı. Ancak işgalci emperyalist devletlere karşı başarılı bir mücadele için düzenli bir ordu gerekiyordu. Türkiye Büyük Millet Meclisi düzenli orduyu kurarak Kuvâ-yi Milliye ve ordu bütünleşmesini sağladı. Savaş zaferle sonuçlandı.

Mustafa Kemal yönetimindeki Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın önemli aşamaları ise şöyleydi:

Sarıkamış (20 Eylül 1920), Kars (30 Ekim 1920) ve Gümrü‘nün (7 Kasım 1920) kurtarılışı
Çukurova, Gaziantep, Kahramanmaraş ve Şanlıurfa savunmaları (19191921)
I. İnönü Zaferi (6 – 10 Ocak 1921)
II. İnönü Zaferi (23 Mart1 Nisan 1921)

KütahyaEskişehir Muharebeleri (10 – 24 Temmuz 1921)

Sakarya Zaferi (23 Ağustos13 Eylül 1921)
Büyük Taarruz, Başkomutanlık Meydan Muharebesi ve Takip Harekatı (26 Ağustos9 Eylül 1922)

Sakarya Zaferi’nden sonra 19 Eylül 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi, Atatürk’e Mareşal rütbesini ve Gazi unvanını verdi. Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923‘te İsviçre‘nin Lozan kentinde imzalanan Lozan Antlaşması‘yla sona erdi. Bu anlaşma ile Sevr Antlaşması yürürlükten kalktı ve Türkiye Cumhuriyet’i Lozan Antlaşması temelleri üzerine kuruldu. New York Times Kurtuluş Savaşı’nı kazanmamız, bağımsızlığımıza kavuşmamız ve Lozan Antlaşması’nın başarısı üzerine şunları yazacaktı:

Lozan’ı Atatürk kazandı; son iki yüz yılda ihtiyar Asya’nın Avrupa’ya karşı kazandığı ilk zafer.

23 Nisan 1920’de Ankara’da TBMM’nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması yönünde en büyük adım atılmıştı ve yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu müjdelenmişti. Meclisin, Kurtuluş Savaşı’nı başarıyla yönetmesi, yeni Türk devletinin kuruluşunu hızlandırdı ve 1 Kasım 1922‘de hilafet ve saltanat birbirinden ayrıldı. Ardından da önce saltanat ve daha sonra da hilafet (3 Mart 1924) kaldırıldı. Gazi Atatürk, Eylül 1923‘te başlattığı kurtuluş mücadelesini siyasi harekete dönüştürdü ve Türkiye’nin ilk partisi olan daha sonradan adı Cumhuriyet Halk Partisi olacak Halk Fırkası’nı kurdu. 29 Ekim 1923‘te Cumhuriyet (halk egemenliği) idaresi resmen kabul edildi ve Atatürk oybirliğiyle ilk cumhurbaşkanı seçildi. 30 Ekim 1923 tarihinde İsmet İnönü tarafından Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk hükümeti kuruldu.

Cumhurbaşkanlık Dönemi (19231938)

Türkiye’nin ilk Cumhurbaşkanı olan Atatürk, anayasa gereğince dört yılda bir yeniden yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 1927, 1931, 1935 yıllarında olmak üzere üst üste toplam 3 kez TBMM tarafından cumhurbaşkanı seçildi.
Atatürk, 15–20 Ekim 1927 tarihleri arasında Kurtuluş Savaşı’nı ve Cumhuriyet’in kuruluşunu anlatan büyük yapıtı Nutuk‘u (Söylev), 29 Ekim 1933 tarihinde de Onuncu Yıl Nutku‘nu okudu. Nutuk, ulusal mücadelenin kimlere karşı, niçin ve nasıl verildiğini anlatıyordu ve mücadelenin Cumhuriyet kurulduktan sonraki aşamasında yapılması gerekenler konusunda da önemli bilgiler veriyordu. Türkiye için oldukça değerli olan bir konuşmaydı.

2587 sayılı kanunla 24 Kasım 1934 tarihinde ülke için yaptıkları, kazandığı zaferler ve Türklerin babası olması dolayısıyla Mustafa Kemal’e Atatürk soyadı verildi. Atatürk 1930’lu yıllarda eski Yunan başbakanı Venizelos tarafından Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildi.

AC_FL_RunContent( ‘codebase’,’http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=9,0,28,0′,’width’,’709′,’height’,’175′,’src’,’../images/animations/rm’,’quality’,’high’,’pluginspage’,’http://www.adobe.com/shockwave/download/download.cgi?P1_Prod_Version=ShockwaveFlash’,’movie’,’../images/animations/rm’ ); //end AC code

Sinsi Hastalık Siroz

Milli çıkarlar ve devlet işlerinde son derece titiz olan, hiç bir mazeret kabul etmeyen Atatürk, çok çalıştığı için kendi sağlığına gerektiği kadar özen gösteremiyordu. Yaşayış tarzının sağlığına verebileceği zararlara karşı kayıtsızdı. Ülkesinin çıkarlarını her şeyin üstünde görüyordu. Geceleri çok geç yatmakta, önemli bir durum olduğunda günlerce uykusuz kalarak aralıksız çalışmaktaydı. Büyük Nutku dikte ettirirken çalışanlardan bayılanlar olduğu halde, o ara vermeden dikte ettirmeye devam etmişti. Okumaya meraklı olan Atatürk ilgi duyduğu bir kitabı ne kadar hacimli olursa olsun saatlerce okur, bitirmeden bırakmazdı. Ancak 1937 yılında sağlığıyla ilgili olarak olumsuzluklar ortaya çıkmaya başladı.

Atatürk genç yaştayken, Manastır Askerî İdadisinde öğrenim görürken ciddi bir sıtma hastalığı geçirmişti. Trablusgarp’a giderken attan düştüğü için İskenderiye’de tedavi gördüğü Salih Bozok’un anılarında dile getirilmişti. Derne savaşlarında ise gözünden yaralanmış ve Viyana’da tedavi görmüştü. Büyük Harp sırasında başlayan böbrek rahatsızlığı ise uzun süreler devam etmiş, 1918’de Avusturya’da Karlsbad kaplıcalarında tedavi görmüştü. Atatürk’ün Millî Mücadele yıllarında da böbrek sancılarının devam ettiği, Sakarya Savaşı öncesinde üç kaburga kemiğinin kırıldığı bilinmekteydi. 1924 ve 1927 yıllarında, Cumhurbaşkanlığı döneminde, kalp rahatsızlıkları geçirdiyse de gerekli tedaviler sonucunda sağlığına kavuşmuştu. 1936 yılında soğuk algınlığı sonucu ateşli bir akciğer rahatsızlığı geçirmesine rağmen, oldukça sağlıklı görünmeyi başaran Atatürk, savaşın, mücadelenin ve zor koşulların olumsuz etkilerine rağmen yıllara meydan okuyordu. Ancak bu zorlu süreçler onu çok yıpratmıştı. Dolayısıyla 1937 yılının başlarından itibaren Atatürk’ün sağlık durumu bozulmaya, rahatsızlıklar kendini göstermeye başlamıştı. Ancak Atatürk, bu belirtilere yeterince önem vermemiş, ülke çıkarlarını kendi sağlığından üstün tuttuğu için geçici tedbirlerle yetinmişti.

Atatürk’ün rahatsızlığına ilk teşhisi koyan Yalova Termal Kaplıcaları Müdürü Dr. Nihat Reşat Belger’di. 22 Ocak 1938’de Dr. Belger kendisini muayene ettiğinde karaciğer büyümesi ve sertleşmesi teşhisini koydu. Atatürk içkiyi sevdiği için karaciğeri büyük zarar görmüştü. Kesin tanı için özel doktoru Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp çağrıldı ancak İrdelp’in teşhisi de farklı olmadı. Atatürk siroz olmuştu ve tedavi için ciddi bir perhiz ve istirahat gerekliydi.

Atatürk bir kaç gün dinlendikten sonra 1 Şubat’ta Gemlik Suni İpek Fabrikası’nı, 2 Şubat’ta Merinos Fabrikasını açmak için Bursa’ya gitti. Fabrika açılışlarını yapıp, düzenlenen baloya katılan Atatürk, ertesi gün dolmabahce-sarayi’na döndüğünde bitkindi. Zatürreye yakalandı ancak on günlük bir tedaviden sonra sağlığına kavuştu.

25 Şubat 1938’de Ankara’da gerçekleşen Balkan Antantı toplantısına katıldı, Balkan devlet adamları ile uzun görüşmeler yaptı. Ancak tüm bu çabalar ve yoğunluk onu yormaya devam ediyordu. Hastalığının artması üzerine, 6 Mart 1938’de, Türk doktorları tarafından bir konsültasyon yapıldı ve Fransa’dan da tanınmış uzman Prof. Dr. Fiessinger davet edildi. 28 Mart 1938’de siroz teşhisini doğrulayan Fiessinger’in Atatürk’e :“Büyük kumandan büyük harpler yaptınız. Muzaffer oldunuz. Ama bu işin kumandanı da benim. Siz bana tâbi olacaksınız, bana yardım edeceksiniz” dediği söylenmekteydi. Fiessinger’in ifadesini beğenen Atatürk, onun tavsiyelerine uymaya çalıştı.

Hükümet ilk defa 30 Mart 1938’de, Cumhurbaşkanı Atatürk’ün hastalığı ile ilgili resmî bir bildiri yayınladı. Bildiride, Fiessinger’in muayenesi sonucunda Atatürk’ün sağlığında endişe edilecek bir durum olmadığı ifadesi yer alıyordu.

Ancak Atatürk, Cumhurbaşkanlığı görevini aksatmadan yürütmek ve özellikle Hatay sorununu sonuçlandırmak kararındaydı. Çünkü Fransa’nın Hatay meselesi konusundaki aldırmaz tutumundan rahatsız oluyordu. Türkiye’nin bu konudaki kesin kararlılığını göstermek için 20 Mayıs’ta Mersin’de askerî birliklerin geçit töreninde bulunup, 24 Mayıs’ta Adana’daki askerî birlikleri denetledi ancak Ankara’ya döndüğünde bitkindi. Ankara’da sadece bir gün kaldıktan sonra 26 Mayıs’ta İstanbul’a hareket etti. Bu yolculuktan sonra ulu önder Ankara’yı bir daha göremeyecekti. Deniz havasının kendisine iyi geleceği ümit edilmekteydi ve hem devlet başkanlarını orda ağırlaması hem de dinlenmesi amacıyla Savarona yatı alındı. Dünya liderlerini ağırladığı Ertuğrul isimli yat eskiyince Cumhurbaşkanlık için yeni bir yat araştırması yaptırmıştı. Değerlendirme sonrasında, Brooklyn Köprüsü’nü inşa eden mühendis John Roebling’in kızı Emily Roebling Cadwallader tarafından hizmete sokulan Savarona isimli yat satın alındı. Yat bazı döşemeleri yenilendikten sonra Atatürk’ün ölümcül hasta olduğu dönemde İstanbul’a geldi. Atatürk, Savarona’da geçirdiği altı hafta boyunca kabine toplantıları düzenledi, Romanya Kralı Carol da dâhil olmak üzere önemli konukları ve devlet başkanlarını ağırladı.

29 Mayıs’ta yapılan muayene sonucu karnında su toplanmaya başladığı görülen Atatürk, 1 Haziran’da Savarona yatına yerleşmiş 25 Temmuz 1938’e kadar orada kalmıştı. Ancak geminin içi yaz sıcağında kavrulmakta olduğu için, Atatürk rahatsızlandı ve 8 Temmuz’da Prof. Fiessinger 2. defa İstanbul’a geldi. Gerekli uyarılarda bulunan Fiessinger’ın mutlak istirahat önerisine rağmen, Atatürk, 9 Temmuz’da Savarona’da Bakanlar Kuruluna saatlerce başkanlık etti. Fiessinger 16 Temmuz’da 3. defa İstanbul’a gelerek, Atatürk’ün durumunun hassaslaşmakta olduğunu gördü ve Atatürk, 24/25 Temmuz gecesi Dolmabahçe sarayına nakledildi.

Hastalığına rağmen, Atatürk, dolmabahce-sarayi’nda Başbakanını, Bakanlarını, elçileri ve komutanları kabul ediyor ve ülke meselelerini sürekli olarak izliyordu. 3 Eylül 1938’de Hatay Devleti’nin kuruluşunu “Türkiye Cumhuriyet’inin bir başarısı olarak” coşkuyla kutladı. Sağlığı gittikçe bozulan Atatürk, 5 Eylül’de vasiyetini yazdı. 6 Eylül’de Prof. Fiessinger dördüncü defa İstanbul’a gelerek, Atatürk’ün karnında toplanan suyu alarak onu rahatlattı. 11 Eylül’de düzenlenen raporda kesin istirahat öngörüldü. Buna göre ziyaretler sınırlı tutulacak ve yatakta dinlenilecekti.

Sonraki günlerde karında asit toplanması ilerledi, genel durumda yorgunluk ve takatsizlik vardı. Ancak sinsi hastalık ilerlemekteydi.
16 Ekim akşamı gelen ilk ağır koma 19 Ekim’e kadar sürdü. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği, 23 Ekim gününe kadar sabah ve akşam günde iki defa sağlık durumunu belirten bildiriler yayınladı.
20 Ekim’de koma durumundan kurtulan Atatürk, eseri olan Cumhuriyetin 15. yıldönümü törenlerine katılmak ve halkıyla bütünleşmek için Ankara’ya gitmek istiyordu. Ancak bu gerçekleşmedi. 29 Ekim’de bağrından çıktığı orduya bir mesajla seslenen Atatürk şunları söyledi:

Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferle beraber medeniyet nurlarını taşıyan kahraman Türk Ordusu… Türk vatanının ve Türklük camiasının şan ve şerefini dâhilî ve haricî her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret vazifeni her an yapmaya hazır olduğuna benim ve büyük ulusumuzun tam iman ve itimadımız vardır.

1 Kasım 1938’de TBMM toplantısının açılış konuşmasını Atatürk’ün yerine Celal Bayar okudu ve Atatürk yakınlarıyla en son
6 Kasım tarihinde görüştü. 7 Kasım’da karnına 3. defa ponksiyon yapılarak su alındıktan sonra 8 Kasım’da Atatürk tekrar ağır bir komaya girdi. Saat 19 dolaylarında başlayan koma gittikçe ağırlaştı. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği 9 Kasım 1938’de saat 24’de yayınladığı bildiride “Umumî durumunun tehlikeli bir hal aldığı” nı vurguladı.

10 Kasım Perşembe günü tüm Türkiye Cumhuriyeti ve dünya tarifsiz bir yasa boğuldu. Sevgili Atatürk, kendisini tedavi etmeye çabalayan hekimlerinin gözyaşları arasında, saat 9.05’te hayata veda etti.

Hükümet acı haberi Türk halkına bir bildiri ile duyurdu:

…Türk Milleti Ulu şefini, insanlık büyük evlâdını kaybetti. Milletimize içimiz yanarak bu tarife sığmayan ziyandan dolayı ve derin taziyelerimizi sunarız… Ölmez olan onun büyük eseri Cumhuriyet Türkiyesidir… Bugün ayrılığına ağladığımız Büyük Şefimiz Atatürk, her vakit Türk Milletine güvendi… Ebedî Türk Milleti, onun eserlerini ebediyete kadar yaşatacaktır. Türk gençliği onun kıymetli emaneti olan Türkiye Cumhuriyetini daima koruyacak ve onun izinde yürüyecektir. Kemal Atatürk, Türkün tarihinde ve gönlünde daima yaşayacaktır…

Haber yurt içinde çok büyük üzüntü yarattı ve dünyada geniş yankılara yol açtı. Türkiye’nin millî kahramanının tabutu, 16 Kasım’da Dolmabahçe Sarayı’nda hazırlanan katafalka konularak halkın ziyaretine açıldı. Sonsuz acılar içinde kıvranan halk, kurtarıcısı olan Atasına saygısını, bir insan seli oluşturarak hıçkırıklar ve gözyaşlarıyla dile getirdi.

19 Kasım’da kılınan cenaze namazından sonra Ulu Önder Atatürk’ün tabutu 12 general tarafından top arabasına alınarak önce Zafer torpidosuna sonra Yavuz zırhlısına aktarıldı. Atatürk’ün naaşını 101 tane top atışı ile selâmlayan Yavuz, şerefli emanetini İzmit’te özel trene aktardı. Yol boyunca halkın gözyaşlarıyla uğurladığı tren, 20 Kasım günü Ankara garında yeni Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ve hükümet erkânı tarafından karşılandı. Ankara, kaderini değiştiren ebedî şefini, 101 tane top atışıyla selâmladı. Ardından Atatürk’ün tabutu TBMM’de hazırlanan katafalka konuldu. Silâh arkadaşları, general, subay ve askerlerin tazim nöbeti tuttukları katafalkın önünden başta Cumhurbaşkanı olmak üzere, Ankaralılar saygıyla geçtiler. Atatürk’ün naaşı 21 Kasım’da düzenlenen görkemli bir törenle, Etnografya Müzesi’nde hazırlanan, geçici kabirine yerleştirildi. Törende görülen manzara çarpıcıydı. Çünkü Atatürk tüm düşmanlarına karşı milli bağımsızlık bayrağını dalgalandırmış, sömürgecilere karşı savaşmış, esir milletlerin ümidi haline gelmişti. Şimdi ise, millî bağımsızlığın ve çağdaşlaşmanın sembolü olan ulu önderin arkasında dünyanın dört bir tarafından gelen temsilciler yer almışlardı. Tüm dünya ona büyük saygı duyuyordu. Bunlar arasında faşistler, demokratlar, Naziler, radikal İslamcılar da vardı ve herkes yan yana saygı yürüyüşüne katılmıştı. Türk halkı ise sonu gelmez acılar içinde kıvranarak Atasını uğurluyordu.
Türk halkının bu derin acısını, ebedi Şefine olan minnet ve bağlılığını, 11 Kasım’da oy birliği ile Cumhurbaşkanı seçilen İsmet İnönü, 21 Kasım 1938 tarihli bir bildiri ile dile getirmişti:

…Devletimizin bânisi ve milletimizin fedakâr, sadık hadimi (hizmet edeni); İnsanlık idealinin mümtaz siması; Eşsiz kahraman Atatürk; Vatan sana minnettardır. Bütün ömrünü hizmetine verdiğim Türk milleti ile beraber senin huzurunda tazim ile eğiliyoruz…

Atatürk’ ün naaşı Anıtkabir yapılıncaya dek on beş sene bu geçici kabirde kaldı ve 10 Kasım 1953‘ te büyük bir merasimle, ebedi istirahat yeri olan Anıtkabir‘ e nakledildi.
O, Türk’ ün tarihinde ve gönlünde ebediyen yaşayacaktır, ölümsüzdür. O bir kumandan olarak birçok savaş kazanmış, bir lider
olarak kitleleri etkilemiş, bir devlet adamı olarak başarılı bir yönetim
sergilemiş ve nihayet bir devrimci olarak bir toplumun sosyal, kültürel,
ekonomik, politik ve hukuki yapısını kökten değiştirmeyi başarmış; dünya tarihindeki
en üstün şahsiyetlerden birisi olmuştur. Tarih onu Türk ulusunun en şerefli evlatları ve
insanlığın en büyük liderleri arasında sayacaktır.

Atatürk’ün Kişiliği

Ulu önderimiz ve hayatı hakkında bugüne kadar sayısız eser ve biyografi kaleme alındı. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, kahraman asker ve büyük devlet adamı Atatürk, cephedeki ve ülke yönetimindeki üstün başarıları dışında, insani vasıflarıyla da birçok eserde yer aldı. Gerek Türkiye gerekse tüm dünya milletleri için çok büyük bir kahraman, eşsiz bir siyasi deha olan Atatürk, hayatı boyunca sevilen, üstün özellikleriyle takdir gören bir insan oldu.

Tevazusu, hoşgörüsü, barışçı ve uzlaşmacı kişiliğiyle girdiği tüm sosyal topluluklarda öne çıkan Atatürk’ü yakın çevresindekiler, akılcı ve sağduyulu yapısı, milli ahlak anlayışı, dinine karşı olan hassasiyeti, giyim kuşamına, temizlik ve bakımına, sanat ve estetiğe, sofra adabına verdiği önemle tanıdılar.

Onu benzersiz kılan özellikleriyle ilgili yapılan yorumlar, yazılan öyküler ve anılar hep birlikte onun “Karizmatik” kişiliğinin parçalarını oluşturuyordu.

Gerektiğinde adeta yemeyen, içmeyen ve uyumayan Atatürk, bu özelliğinin en tipik örneğini Kurtuluş Savaşı döneminde ve Büyük Nutuk’u yazarken gösterdi. Geceleri uyumaktan hoşlanmadığı için, sürekli olarak okuyan Atatürk için Mahmut Esat Bozkurt
Türk Milleti’nin gece bekçisi” ifadesini kullanmıştı.

Herkeste kolay bulunmayan bir irade gücüne sahip olan Atatürk, çok çalışkan olduğu kadar eğlenmeyi ve içmeyi de iyi biliyordu. Ancak görev aşkını ve sorumluluğunu alışkanlıklarının ve keyfinin üstünde tuttuğu için Büyük Nutuk’u yazdığı dönemde 3 ay boyunca hiç içmemişti. Bu konuda kendisine uzun seneler hizmet etmiş olan Cemal Granda Çelebi şunları söylüyordu:

Büyük Nutuk’u yazdığı dönemde Atatürk’ün tam üç boyunca kendi isteğiyle içki boykotuna benimle birlikte çevresindeki herkes de şaşırıp kalıyordu. Atatürk’ün kırk sekiz saat hiç gözünü kırpmadan yazı dikte ettirişini de hatırlarım. Öyle ki, yazı yazmaktan yorulan değişiyor, fakat o binlerce belge arasından ayırdığı notlarıyla büyük eserini tamamlamak için uykusunu bile vermekten çekinmiyordu. Böyle zamanlarda, yazdıklarını sofrada arkadaşlarına okutur, sonra yine eski köşkün çalışma odasına geçer, kah oturarak kah ayakta, çalışmalarını sürdürürdü.
Nutuk, çalışma azminin insan iradesinin üstüne nasıl çıktığını gösterdiği için de ayrı bir önem taşımaktadır.
Çalışmaları sırasında yer ve zaman öğeleriyle ilgili değildi. Nerede ve hangi şartlar altında olursa olsun, yurt çıkarlarını kapsayan bir görev belirdi mi, onu yerine getirmeye çalışırdı. Gezileri sırasında trende ya da otomobil içinde evrak açtırarak çalıştığı çoktur. En keyifli eğlence anında, sofrada bile, karşısında görevlilerden birini gördü mü sohbeti, konuşmayı hemen yarıda keser, “Beni mi istiyorsunuz?” diye kalkıp giderdi. Ülke işlerini her şeyin üstünde tutardı. Eline aldığı herhangi bir işi de yarım bırakmaz, bitirmeden rahat edemezdi.

Atatürk oldukça ileri görüşlüydü. Türkiye ve dünyaya dair yargılarında hiç yanılmadı. Birinci Dünya Savaşı’nı kaybedeceğimiz, İkinci Dünya Savaşı‘nın çıkacağı, Kral Edward’ın Madam Simpson için tahtından ayrılacağı, Mussolini’nin halkı tarafından linç edileceği, Majino Hattı’nın aslında bir Nasreddin Hoca türbesi niteliği taşıdığı hep doğru tahmin ettiği olaylardı. Özellikle uluslar arası ilişkilerde belirgin hale gelen bu ileri görüşlülük Gladys Baker’in Amerika’yla ilgili Atatürk’e sorduğu sorunun cevabında iyice netlik kazanıyordu:

Dünya milletleri bir apartmanda oturan sakinler gibidir. Amerika Birleşik Devletleri, bu apartmanın en lüks dairesinde oturmaktadır. Eğer, apartman, oturanların bazıları tarafından ateşe verilirse, diğerlerinin yangının etkisinden kurtulmasına olanak yoktur. Savaş için de aynı şey olabilir. Amerika Birleşik Devletleri’nin savaş çıktığı takdirde tarafsızlık siyasetini koruması olanaksızdır. Bundan başka, Amerika, büyük, kuvvetli ve dünyanın her yerinde ilişiği olan bir devlet olduğundan, kendisinin siyaset ve ekonomi yönünden ikinci basamaktaki bir duruma düşmesine hiçbir zaman izin veremez.

Atatürk insanları iyi tanıyor, kimi nerede ve nasıl görevlendireceğini de çok iyi biliyordu. Lozan Konferansı’na Rauf Bey yerine İsmet Paşa’yı göndermesi, ordu komutanları arasında yaptığı tercih ve atamalar, Cumhuriyet döneminde seçtiği bakanlar ve diğer yöneticiler bu yeteneğinin sonuçlarıydı. İnsanları değerlendirirken olumlu ve olumsuz yönlerini eşit derecede dikkate alıyor, nesnel ve önyargısız davranıyordu.

Liderliğin önemini çok iyi bilen Atatürk, kendisini sadece liderliğe hazırlamakla kalmamış, kişisel özellikleri dolayısıyla liderliğe oldukça uygun olduğu için de sürekli olarak lider gibi davranmıştı. Tipik davranışları arasında, çevresindekilere armağanlar vermek ve ileri görüşlülüğüyle benzersiz fikirlerini paylaşmak olan Atatürk, özellikle dış ilişkilerle ilgili ve diplomatik konularda bir lider olarak oldukça başarılıydı. Rıza Şah Pehlevi Türkiye’ye geleceği zaman, Ankara Halk Evi binasının bir bölümünü onun için özel olarak hazırlatmış, eşya seçimini bizzat kendisi yapmış, binanın bulunduğu bahçeye büyük ağaçlar getirtip diktirtmiş ve özel olarak
Türk-İran dostluğunu simgeleyen bir opera bile yazdırmıştı. Yine Türkiye’ye ziyarette bulunan bir başka lider olan
Japon Veliahdı için muazzam bir sofra hazırlattı. Sohbet esnasında Japonya’nın tarihinden bahseden, bir meydan muharebesini anlatan Atatürk’ün bilgisi karşısında Japon veliaht hayrete düşmüştü. Tarihten Japon mitolojisine geçen, ardından meşhur Japon şiirlerinden mısralar da okuyan Atatürk’ün bilgi ve hafızasına Japon Veliaht hayran kalmıştı. Zira Atatürk’ün Japon kültürü hakkında anlattıklarının bir kısmını bilmiyordu, onları ilk kez Atatürk’ten duyuyordu.
Herkesi kendine hayran bırakan ve tüm diplomatik faaliyetleri müthiş şekilde planlayan Atatürk, veliaht gelmeden on gün önce Japon kültürüyle ilgili bu bilgileri tercüme ettirmişti ve bu görüşmeye hazırlanmıştı.

Atatürk aynı özeni bütün yabancı devlet adamlarına göstermişti. Zira diplomaside kişisel etkileşimin önemini erken yaşta fark etmiş, kendi kişiliğinin ve davranışlarının ulusunun bir aynası olacağını düşünerek, yabancı siyasetçilerde en iyi izlenimi bırakmaya gayret etmişti. Böylece, kendi kurduğu Cumhuriyet’i de yüceltmiş oluyordu.
Atatürk haklı olduğunu hissettiği konuşmalarda, özgün düşüncelerini sonuna kadar savunuyor, bu özelliğini hem savaş alanlarında hem de toplumsal ve siyasal konularda da kullanıyordu.

Bir keresinde kendisine sorulan dahi kime denir sorusuna şu şekilde cevap vermişti:

Dahi odur ki, ileride herkesin takdir ve kabul edeceği şeyleri ilk ortaya koyduğu vakit herkes onlara delilik der.

Atatürk sürekli olarak düşüncelerini ve beklentilerini çevresindekilere not ettiriyordu. Bu yolla gelecekle ilgili varsayımlarında ve yorumlarında ne denli haklı olduğu ileride kanıtlanmış ve doğrulanmış oluyordu. Özenle not ettirilen kehanetleri bir bir çıkıyordu.
Mazhar Müfit Kansu, onun kehanetlerini not alan arkadaşlarından biriydi. Bu öngörü ve ileri görüşlülük ülkeyi ilgilendiren her meselede kısa ya da uzun vadelerde oldukça olumlu sonuçlar verecekti.

Atatürk girişkendi, sorumluluktan kaçınmıyordu, kendine güveni tamdı.
İlkelerinden asla taviz vermeyen yapısı dışında kişisel açıdan oldukça hoşgörülü ve bağışlayıcı olan Atatürk, duruma göre esnek davranmasını da iyi biliyordu. Harekete geçmek için uygun zamanı kollayan, siyasi ilişkilerinde politik gücünü oldukça iyi kullanan yapısı, öfkeyle kalkıp zararla oturmasını engelliyordu. Zira Kurtuluş Savaşı sırasında Padişah’a karşı çıkmaması, Çerkez Ethem’e son dakikaya kadar tahammül etmesi ve benzeri birçok olaydaki stratejik davranış biçimi bu özelliğinin etkin rol oynadığının kanıtıydı. Asla kin tutmuyordu, bir kimseye ne kadar kızarsa kızsın, bir zaman sonra onu affediyor, olanları unutuyordu.

Atatürk, içinde bulunduğu gruba her zaman ve her koşulda egemen olan karizmatik bir kişiliğe sahipti. Önder olmanın tüm olumlu vasıflarını taşıdığı için, savaşın en gergin anlarından, sofrada yapılan hoş sohbetlere kadar her yerde etrafındakiler üzerinde benzersiz bir etki bırakıyordu. Hitabet sanatı, felsefeden siyasete her konudaki engin bilgisi, görgüsü, kibarlığı, ölçülü ve tutarlı davranışları hayranlık uyandırıyordu. Ancak tüm bunların yanında fiziksel olarak oldukça yakışıklıydı, oldukça şık giyiniyordu ve her zaman anlamlı bakan ve güçlü bir etki bırakan gözleri vardı. Özellikle Cumhurbaşkanlığı yaptığı dönemde birçok insanın bu sebepten gözlerinin içine bakamadığı, etrafındakilerin karizmatik niteliğinden dolayı ona hayran olduğu söylenmekteydi.

Ahmet Haşim, Atatürk’ün bir lider olarak karizmasından ve dış görünümünden nasıl etkilendiğini şu sözlerle ifade edecekti:

Gördüğüm fotoğraflarına nazaran biraz şişman, biraz yorgun, biraz hututu kalınlaşmış bir vücutla karşılaşacağımı zannederken, kapıdan bir ziya dalgası halinde giren mütekâsif bir kuvvet ve hayat tecellisi ile birden gözlerim kamaştı. Hadekaları en garip ve esrarengiz maddelerden masnu bir çift gözün mavi, sarı yeşil ışıklarla aydınlatıldığı asabi bir çehre; yüzde, alında, ellerde bir sıhhat ve bahar rengi… Muntazam taranmış, noksansız, sarı, genç saçlar… Bütün zemberekleri çelikten önce, yumuşak, toplu, gerilmiş, terütaze bir uzviyet. Altı yüz senelik bir devri bir anda ihtiyarlatan adamın çehresi eski ilahlardaki gibi iğrenç yaşın hiçbir izini taşımıyor. Alevden coşkun bir nehir halinde, köhne tarihin bütün enkazını süpüren ve yeni bir âlemin tekevvüne yol açan fikirler kaynağı bir baş, bir yanardağ zirvesi gibi, taşıdığı ateşe lakayit, mavi sema altında samit ve mütebessim duruyor. Kendi yarattığı şimşekli bulutlardan, fırtınalardan ve etrafa döktüğü feyizli seylabelerden yegâne müteessir olmayan meğer onun genç başı imiş.

Son derece cesur olan ve ölümden korkmayan Atatürk, savaş alanlarında birliklerine, ast ve üst olmak üzere tüm komutanlarına cesur davranışlarıyla örnek olmuş cesaret öğesini kişisel niteliği ile birlikte toplumsal ve askeri eylemlerinin bir simgesi yapmıştı. Çanakkale savaşında ihtiyat zabit namzedi olarak savaşmış Mahmut Yesari bu niteliğinden dolayı onu “Korku bilmeyen adam olarak tanıdım” demiş, onu savaş döneminde tedavi eden ünlü hekim Mim Kemal, cesaretine vurgu yaparak, “Ölüm ondan korktu” ifadesini kullanmıştı.

Mahmut Yesari’nin ağzından Atatürk’ün cesareti:

Onu ilk defa siperde gördüm. Çanakkale’de Anafartalar grubu komutanıydı. Bizim Fırka vaziyetini tetkike gelmişti. Kendisi miralaydı, maiyetinde, kolordu kumandanı mirlivalar vardı. O, paşalara kumanda eden bir “Bey”di. Siperleri ziyarete gelen başka kumandanlar da görmüştüm. Enver Paşa’nın cesareti, ataklığı dillere destandı. Ben lapacı padişaha vekâlet eden başkumandan vekilinin gözlerinde daima bir komiteci hilekârlığı gördüm. Çanakkale’de çarpışan Türk kuvvetlerinin başına hangi sakat endişelerle musallat edildiğine bir türlü akıl erdiremediğim Alman kumandanının, ateş hattına geldiği zaman birdenbire yağmaya başlayan şarapnel yağmurlarını görünce, yere diz çökerek kendi dilince şahadet eder gibi saklandığını da gördüm.
“O”, sipere bir salona giren bir erkânıharp zabiti gibi girdi ve sıçan yollarında ona yol gösterdiğim oldu. Ben ona yol gösterirken, günlerden değil, aylardan beri siper hayatına alışmış olduğum halde titriyordum, fakat “O”, boyunun uzunluğuna rağmen, ayaklarının ucuna basarak doğrulur, siperlerin üzerinden düşman siperlerine bakardı. “Düşman siperlerine bakmak!” Bu hiç de kolay değildi. Düşman, ateşten göz açtırmazdı. “O”, bu “Göz açtırmayan” ateşe “Gözlerini kırpmadan” bakardı. “O”nu ben ilk defa “Korku bilmeyen adam” olarak tanıdım.

Atatürk çok iyi bir komutandı. Üstün gözlem yeteneğiyle, cephede olup biteni hemen ve herkesten önce kavrayan Atatürk, askerlik bilgisinin yüksek olmasından dolayı savaş alanlarına çok iyi derecede hâkimdi. Cephede bulunan komutanların gözleriyle göremediklerini görürdü.
Kişisel bakımdan son derece dürüst olan Atatürk’ün kendi malvarlığını bile ülkesine bağışlamış olması onun dürüstlüğünün önemli bir simgesiydi. Zira Atatürk Orman Çiftliği’ni hazineye devretmişti.
Atatürk okumaktan büyük keyif alıyor, müziğe ve dansa da büyük ilgi duyuyordu. Çocukluk arkadaşı Asaf İlbay’ın belirttiğine göre, Atatürk, zamanın moda danslarında oldukça yetenekliydi, çok iyi vals, polka, mazurka ve kadril yapıyordu.
Oldukça sade bir hayat süren Atatürk’ün kitaplığı zengindi. Sporla da yakından ilgilenen Atatürk, bu yüzden fırsat buldukça yüzüyor ya da ata biniyordu, Zeybek oyunlarıyla ve güreş sporuyla da ilgileniyordu. Sakarya adlı atına ve köpeği Fox‘a çok değer veriyordu. Rumeli türkülerine büyük ilgisi vardı. En sevdiği türkülerden bazıları; Manastır, Yemen Türküsü, İzmir’in Kavakları, Bülbülüm, Vardar Ovası, Çanakkale İçinde, Yanık Ömer, Kırmızı Gülün Alı Var, Alişimin Kaşları Kara ve Şahane Gözler Şahane’ydi.

Yazdığı birçok şiir vardı. Vatan sevgisini en güzel şekilde ifade ettiği şiirlerinden biri de Türk tarih sahnesinde büyük önemi olan Oğuzlara ithaf ettiği “Hakikat Nerede?” isimli şiiriydi;

Hakikat Nerede?

Gafil, hangi üç asır, hangi on asır

Tuna ezelden Türk diyarıdır.

Bilinen tarihler söylememiş bunu

Kalkıyor örtüler, örtülen doğacak,

Dinleyin sesini doğan tarihin,

Aydınlıkta karaltı, karaltıda şafak

Yalan tarihi gömüp, doğru tarihe gidin.

Asya’nın ortasında Oğuz oğulları,

Avrupa’nın Alplerinde Oğuz torunları

Doğudan çıkan biz, Batıdan yine biz

Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz

Türk sadece bir milletin adı değil,

Türk, bütün adamların birliğidir.

Ey birbirine diş bileyen yığınlar,

Ey yığın yığın insan gafletleri!

Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde,

Dünya o zaman görecek hakikat nerede,

Hakikat nerede?

Tavla ve bilardo oynamaktan büyük keyif alırdı. Akşam yemeklerine devlet adamlarını, sanatçıları ve bilim adamlarını davet eder, ülkenin sorunlarını tartışırdı. Temiz ve düzenli giyinmeye özen gösterirdi. Doğayı çok severdi. Sık sık Atatürk Orman Çiftliği’ne gider, modern tarıma geçiş yolunda yürütülen çalışmalara bizzat katılırdı. Fransızca ve Almanca biliyordu.

Atatürk, 19151937 yılları arasında birçok kez İstanbul’daki Pera Palas Oteli’nde konakladı. Birinci Dünya Savaşı sonunda İstanbul’un işgali sırasında Atatürk, annesinin Beşiktaş Akaretlerdeki evi işgal kuvvetlerince gözetim altında olduğu için, Pera Palas’ ın birinci katındaki 101 Numaralı odada kalıyordu. Bu odada fikir arkadaşlarıyla buluşur ve durum değerlendirmesi yaparlardı. Bu açıdan Türkiye Cumhuriyeti kuruluşunun tohumları bu odada atıldı denilebilir. Bu oda 1981 yılında, dönemin Kültür Bakanı Cihat Baban’ ın büyük yardımlarıyla bir Atatürk Müzesine dönüştürüldü. Odadaki tüm eşyalar otantikti.

Atatürk’ün Özel Hayatı

11 Eylül 1922’de, Türk ordusunun İzmir’e girişinin ikinci gününde Atatürk’ün şehre geldiğini duyan Latife Uşşaki, onunla tanışmak için her gün karargâha gidiyor, ancak Atatürk’le görüştürülmüyordu. Bir gün, nöbetçinin meşguliyetinden yararlanıp içeri giren Latife Hanım, Atatürk’le konuşma fırsatı bulmuştu.

O dönemde İzmir’de birçok yangın çıktığı için Atatürk’e, daha güvenli olacağını düşündüğünden, karargâhını babasının Göztepe’deki köşküne taşıması teklifinde bulundu. Uşşaki ailesi Atatürk’ü 20 gün köşklerinde ağırladı. Bu dönemde arkadaş olan Atatürk ve Latife Hanım, daha sonra da haberleşmeye devam ettiler. Ancak Latife Hanım, köşklerinde kaldığı süre içinde Atatürk’e âşık olmuştu ve bunu dolaylı olarak dile getiriyordu. Zira ortalıkta pek görünmemesine rağmen her gece Atatürk’ün yastığının üzerine kırmızı bir gül bırakıyordu.

1898 doğumlu Latife Uşşaki, İzmir’in tanınmış ailelerinden Uşakizade (sonra Uşşaklı) Muammer Bey’in kızıydı. İzmir Lisesi’ni bitirdikten sonra, Paris’teki Sorbonne Üniversitesi’nde hukuk okumuştu. Londra’da dil öğrenimi gördükten sonra Kurtuluş Savaşı henüz bitmeden İzmir’e ailesinin yanına dönmüştü.

Atatürk, Latife Hanım’ın eğitiminden ve zekâsından çok etkilenmişti. Ancak Atatürk’ün hayatında ona büyük bir aşkla bağlı olan
Fikriye Hanım vardı. Atatürk ve Fikriye’nin yolları Zübeyde Hanım’ın ikinci evliliği nedeniyle kesişmişti. Zira Fikriye, Atatürk’ün üvey babası Ragıp Bey’in kız kardeşinin kızıydı. Yani onun üvey kuzeniydi. Atatürk yüzbaşı olduktan sonra arada sırada geldiği ailesinin evinde, Fikriye ile tanışmıştı. Fikriye ise, bir dönem Mısırlı zengin bir adamla evli kalıp boşanmış, ardından İstanbul’ a dönerek Zübeyde Hanımların evine yerleşmişti. Zübeyde Hanım, Fikriye’ yi çok sevmesine rağmen, Atatürk’ün kız kardeşi Makbule ondan hoşlanmıyordu.

Atatürk’ten sadece bir ya da iki yaş büyük olduğu tahmin edilen Fikriye Hanım, Kurtuluş Savaşı sırasında Atatürk’ü yalnız bırakmamış, ona bakmış, Çankaya’da birlikte yaşamışlardı. Zira Kuvayi Milliye’ yi örgütlemek ve vatanı kurtarmak için çalışan Atatürk’ ün günlük işlerine yardım etmesi için güvenebileceği kadın bir yardımcıya ihtiyacı vardı. Her ne kadar yardımcısı Bekir Çavuş Atatürk’e hizmet etse de, tüm bu işlere bir kadın elinin değmesi şart olmuştu ve akla gelen en uygun isim Fikriye Hanım’dı. Ankara’ya bu amaçla çağrılan Fikriye, kısa sürede tüm Çankaya tarafından benimsenmişti. Milli mücadele döneminde sabaha kadar odasında çalışan Atatürk’ ü kahvesiz bırakmamak için ona yardımcı olan Fikriye Hanım, çok geçmeden bu karizmatik lidere aşık oldu. Salih Bozok daha sonra yazacağı kitapta Fikriye Hanım’ı, ortadan az uzun, ince, kara kaşlı ve kara gözlü, aydınlık yüzlü, güzelden çok alımlı bir hanım olarak tasvir edecekti ve onun için şunları söyleyecekti:

Şahsi kanaatim, resimlerinden gördüğüm kadarıyla oldukça güzel ve tutkulu bir kadın. Sanki içime yay veya boğa burcuymuş gibi bir his doğuyor.

Atatürk, bu dönemde Türk ordusunun İzmir’e girişinden dolayı yapılan kutlamalar için İzmir’e gittiğinde Latife Hanım’la tanışmıştı. Fikriye Hanım, gazetelerde Atatürk ve Latife Hanım’ı aynı karede gördüğünde onun için oldukça azap verici bir dönem başlamış oldu. Hem Milli Mücadele yıllarında Çankaya’da geceli gündüzlü çalışması hem de Latife Hanım’la Atatürk’ün tanışması onu çok yıpratmıştı, zira bir süre sonra verem olacaktı.

Atatürk Fikriye Hanım’ın biran önce iyileşmesini istiyordu ve onu tedavi görmesi için Münih’teki bir sanatoryuma gönderdi.

Bu arada Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım da sağlık problemleri yaşıyordu. Tedavi için İzmir’e giden ve Latife Hanımların köşkünde ağırlanan Zübeyde Hanım, 14 Ocak 1923’te hayata gözlerini yumdu. Annesinin ölümü üzerine İzmir’e giden Atatürk, Latife Hanım’la 29 Ocak 1923’te Muammer Bey’in evinde, sade bir nikâh töreniyle evlendi. Mareşal Fevzi Çakmak ve
Kazım Karabekir Atatürk’ün, Mustafa Abdülhalik Renda ile Salih Bozok ise Latife Hanım’ın tanıklarıydı.

Evlilik haberini Almanya’da, tedavi gördüğü sanatoryumda alan Fikriye Hanım, Münih’ten Çankaya’ya geldi. Bu zamansız dönüş oldukça acı biçimde sonuçlanacaktı. Atatürk’ü görmek için köşke geldiğinde Latife Hanım’la Atatürk kahvaltı etmekteydi. Atatürk’e Fikriye Hanım’ın köşke geldiği haberi verildi ancak Latife Hanım öfkeden çılgına dönerek Fikriye Hanım’ın köşkten kovulmasını emretti. Fikriye Hanım itiraz etmeden faytona bindi, inanılmaz derecede üzgündü. Bu yüzden kendisine hediye edilen tabancayla yolda kendisini vurdu. Ancak konuyla ilgili farklı spekülasyonlar vardı.

Fikriye’nin Atatürk’e duyduğu büyük aşk gibi, ölümü, son yolculuğuna nasıl uğurlandığı ve mezarının yeri de “sırlarla” dolu oldu. Zira ölüm nedeninin intihar olmadığını, cinayete kurban gittiğini ortaya atan görüşler vardı. Dönemin tek hastanesi olan Memleket‘e yetiştirilen Fikriye’nin ölümü ile söylenenlerin hiçbiri birbirini tutmuyordu.

Fikriye Hanım’ın yeğeni Abbas Hayri Özdinçer daha sonra konuyla ilgili şu açıklamayı yapacaktı:

Anlatıldığına göre, halamı faytonun içinde sırtından vurulmuş olarak buluyorlar. Babam Enver Bey, o gün halamın ölümünden haberdar edilmiyor. Ertesi sabah sivil polisler Çankaya’dan gelen şifahi bir emirle babamı Ankara’ya götürüyorlar. Babamın ısrarlarına rağmen halamın cesedi kendisine gösterilmiyor. Mezkûr tabanca dâhil merhumenin bütün şahsi eşyalarına el konuluyor. Bunun üzerine babam bir arkadaşıyla beraber halamın o gece kaldığı hastaneyi araştırıyor. Cinayet günü halamla aynı hastanede kalan bazı hastaların isim ve adreslerini tespit ediyorlar. Bu hastalardan biri Polatlı Çoban Hüseyin’miş. Hadise günü üst kat tamamıyla boşaltılırken, onu baygın zannedip başka koğuşa nakletmişler. Babamlar bu çobanı daha sonra köyünde bulmuşlar ve o gece ne olduğunu sormuşlar. Çoban Hüseyin aynen şunu söylemiş: ‘O gece bir avrat getirdiler. Sabahlara kadar avazı dinmedi “Alçaklar, katiller, vurdular beni” diye bağırıyordu. Halam ertesi gün ölmüş.

18 Temmuz 2006 tarihli Sabah Gazetesi’nde Fikriye Hanım’ın mezarının nerede olduğuna dair bir haber yer aldı. Fikriye Hanım’ın 82 yıllık “Mezar sırrını” Salih Bozok’un aile dostu olan araştırmacı Eriş Ülger açıkladı:

Fikriye’nin mezarı Köşk’e çıkarken sol tarafta, bugünkü Kuğulu Park civarında, küçük bir mezarlıkta.

Fikriye Hanım’ın ölümü Atatürk’ü derinden sarstı. Salih Bozok’ un anlattığına göre, Atatürk bir gün eşi Latife Hanım’ a yanlışlıkla “Fikriye” diye hitap etmiş, bu yüzden Atatürk ile Latife Hanım’ın arası uzun süre bozulmuştu.

Evlilikleri boyunca birçok yurt gezisinde Atatürk’e eşlik eden Latife Hanım, modern ve medeni Türk kadınının simgesi olma görevini üstlendi. Atatürk’ün isteği üzerine meclisteki oturumları izlemeye giden Latife Hanım, TBMM’ye giren ilk Türk kadını oldu. Her önemli toplantıda bulunmuş ve askeri manevralara katılmış olan, Atatürk’le en hayati konuları dahi tartışabilen Latife Hanım’a Atatürk büyük saygı duyuyordu. Ancak Latife Hanım, evlendikten sonra oldukça hırçınlaşmıştı. 2 yıl süren evlilikleri boyunca Latife Hanım hırçınlığıyla Atatürk’ü yıprattı. Evlendiklerinde Cumhuriyet henüz yeni kurulmuştu, Atatürk’ün sorumlulukları büyüktü, ancak Latife Hanım ona destek olmaktan çok sorun çıkarıyordu. Bunda genç yaşta olmasının da etkisi vardı.

Birçok şiddetli gerginlik yaşadıktan sonra Atatürk iki defa Latife Hanım’dan ayrılmak istemiş, ancak Latife Hanım, Salih Bozok’tan arabuluculuk yapmasını istemiş ve araları yumuşamış, en sonunda 1925 yazında Doğu Anadolu gezisindeki tatsız tartışmadan sonra boşanmaya karar vermişlerdi.

5 Ağustos 1925 tarihinde resmen ayrıldıklarında boşanma haberi radyoda yayınlanan bir hükümet bildirisi ile duyuruldu. Latife Hanım boşanmayı kabullenememiş, Atatürk’le barışıp yeniden beraber olmayı ümit etmişti.

Ölümüne kadar Atatürk’le olan evliliği hakkında konuşmayı ya da yazmayı kesinlikle kabul etmeyen Latife Hanım, 12 Temmuz 1975’te İstanbul’da hayatını kaybetti ve Edirnekapı Şehitliği’ndeki aile mezarlığına gömüldü.

Atatürk’ün özel hayatıyla ilgili olarak en yakın arkadaşlarından ve aynı zamanda başyaverlerinden olan Salih Bozok, “Atatürk, Latife ve Fikriye İki Aşk Arasında” kitabını yazdı. Kitap, Atatürk’ün hayatındaki iki önemli kadın ekseninde geçen olayları anlatıyordu ve hiçbir yerde yayınlanmamış anılara, Atatürk’ün özel hayatından bilinmeyen kesitlere yer veriyordu.

İstiklal Mahkemeleri Üç Aliler Divanı‘nın üyesi, Atatürk’ün silah arkadaşı ve sırdaşı Kılıç Ali’nin oğlu Altemur Kılıç kendisiyle 11 Ağustos 2006 tarihinde yapılan röportajda, Atatürk’ün Latife Hanım’la olan evliliği hakkında açıklamalarda bulundu. Altemur Kılıç, amcası Muzaffer Kılıç’ın Atatürk’ün yaveri; annesiyle halalarının Çankaya yıllarında Latife Hanım’ın yakın dostları olması sebebiyle tarihsel bir takım gerçeklere vakıftı.

Adı Latife Hanım Tarafından Konulan Altemur Kılıç’la Yeni Şafak Gazetesi Tarafından Yapılan Röportaj:

*Latife Hanım ile Atatürk’ün boşanma nedeniyle ilgili bizden farklı bir şey biliyor musunuz?

Atatürk başlangıçta beğenmiş Latife Hanım’ı, uyuşmuşlar. Gelecekteki aydın Türk kadınının modeli olacağını düşünmüş, bunun için evlenmek istemiş. Kadınlara laf etmek istemem ama Latife Hanım daha sonra biraz ne oldum delisi olmuş. Hırçınlaşmış. Atatürk’le mücadeleye girmiş.

*Bunlar babanızın anılarında var. Halalarınızdan ve annenizden ne duydunuz?

Şöyle derlerdi: Latife Hanım iyiydi, severdik. Ama konumunu hazmedemedi. Atatürk’e herkesin yanında “Kemal” derdi. Ayrıldıkları gün çıkan tartışma da şöyle olmuş mesela: Atatürk kapıdaki nöbetçiyle sohbete dalmış. Latife dehşetli kızmış. Bir nöbetçiyle nasıl böyle konuşur, diye. Atatürk askerdi fakat hoyrat değildi. Paris, Sofya görmüş, Fransızca bilen ince bir adamdı. Latife Hanım onu terbiye etmeye, kendine uydurmaya kalkmış.

*Atatürk’ün sofra sohbetlerinin çok uzaması ve Latife Hanım’ın bunu engellemeye çalışması da ayrılış nedeni olarak gösterilir?

Atatürk arkadaşlarıyla sohbeti severdi. Latife Hanım onu boğduğu, hoyratlık yaptığı için mutsuz oldu Atatürk.

*Atatürk’ün boşanarak arkadaşlarını eşine tercih ettiği de söylenir.

Atatürk hayat tarzının değiştirilmesinden rahatsız oldu. Latife Hanım’da istediğini bulamadı.

*Latife Hanım, Atatürk’e söz verdiği için hiç konuşmamış. Babanız da anılarında “Bildiklerim benimle mezara gidecek” diyor. Neden bu kadar ısrarla susuluyor?

Ben bunları tahmin etmiş gibi “İleride Atatürk ile ilgili dedikodular çıkaracaklar, anlatın da ben bileyim hiç olmazsa” dedim babama. Bana gözlerini açarak öyle bir baktı ki neredeyse dövecekti. “Ben” dedi “Devlet sırlarını da Atatürk’ün özel sırlarını da kimseye anlatmaya mezun değilim. Sana da anlatmam”

*Hiç mi bir şey anlatmadı?

Babam Atatürk’ün özel hayatını bilecek kadar yakınındaydı. Ama özelini, devlet sırlarını söylememesi çok normal.

*Devlet sırrı Atatürk’ün asker ve devlet adamlığıyla, diğeri Atatürk’ün insan yüzüyle ilgili. Söylediklerinizden gizlenmesi gereken bir şeylerin gizlendiğini mi anlamalıyız?

Gizlenmesi gereken bir şey değil. Herhangi bir şey. Ben en yakın arkadaşımın sırrını da açıklamam. Değil ki Atatürk gibi bir adamınkini açıklayayım. Latife Hanım’ın kasası açılsın deniyor. Biz bunca yıl sonra Atatürk’ü Latife Hanım’ın evrakından tanıyıp, onun kötü adam olduğuna karar vereceksek o başka.
Niye kötü adam olsun ki! O evrak cumhuriyetin kurucusu olsa bile mutluluğu, üzüntüsü, zaafları, heyecanları, pişmanlıkları ile bir insanı tanıtacak bize.
Atatürk hiçbir zaman put olmak istemedi. Anlattıklarımız kıymetli ise, işte anlatıyorum. Ama babamın dediği gibi, farklı bir bilgiyi benden istemeye kimsenin hakkı yok.

*Bu, bir şeyler bilip de gizlediğiniz anlamına mı geliyor?

(Düşünüyor.) Olabilir. Duyup bildiğim şeyler var ama prensip olarak anlatmam. Ölünceye kadar saklarım. Esrarengizlik değil bu.

*Latife Hanım’ın kasasının açılmasına niçin karşısınız?

Latife Hanım isteseydi bunu kendisi yapardı. Onun ölümüne yakın bir vakitte kimi notlarını yaktığı biliniyor. Dolayısıyla yakmadıkları görülebileceğini, bildiği, hatta görülmesini istediği şeyler olabilir.
Atatürk’ü kötülemek isteyenler öküz altında buzağı arayacaklar. Başka faydası olmaz.

*Latife Hanım ayrılış nedeni olarak bir “yılan”dan bahsediyor. Babanız da Latife Hanım’ın Atatürk’ü arkadaşlarından ayırmaya çalıştığını söylüyor. Kızgınlığı fark ediliyor. Bu “yılan” babanız Kılıç Ali olabilir mi?

Değildir herhalde. Yıllar sonra Latife Hanım’a gittim sordum; babama, amcama kızgınlığınız var mı, diye. “Katiyen” dedi. Latife Hanım’ın onlara kızgınlığının nedeni şu olabilir: Fikriye Hanım Çankaya’ya gelince Latife Hanım “Kovun bu kadını” diyor. Amcam da “Hanımefendi, bu kadın zor günlerde bizim çamaşırlarımızı yıkadı, kovamam” diye dikleniyor. Bunun için babama da, amcama da kızıyor Latife Hanım.

*Bir anınızı anlatır mısınız?

Florya’daydık. Ülkü’yle denize giriyorduk. Atatürk de evin önündeki masada oturuyor. Bize seslendi “Çok kaldınız üşüdünüz, artık çıkın” dedi. Çıktık merdivenden. İkimizin de elinden tuttu. Havlularımızı verdi arkamıza. Dondurma yer misiniz, diye sordu. Frambuazlı dondurma vardı. Ne vakit frambuazlı dondurma yesem burnumun direği sızlıyor. (ağlıyor) Atatürk’ü bir daha görmedim. Arkasında ekoseli bir süveteri vardı. Saçları önüne düşmüş. Biz canı sıkkın zannettik. Meğer hastaymış. Hâlâ içim acıyor.

Çocukları çok seven Atatürk, Afet İnan, Sabiha Gökçen, Fikriye, Ülkü Adatepe, Nebile, Rukiye, Zehra ve Mustafa isimlerinde 8 çocuğu manevî evlat edindi. Abdurrahim ve İhsan adlı çocukları ise himayesine aldı. Onlara iyi bir gelecek hazırlayan Atatürk, mirasından çocuklarına da pay ayırdı.

Ülkü Adatepe, Atatürk’le aynı çatı altında tam 5 yıl yaşamıştı. Kendisiyle yapılan bir röportajda manevi babasıyla ilgili olarak çok özel açıklamalarda bulundu.

Atatürk’ün Manevi Kızı Ülkü Adatepe’yle Yapılmış Olan Röportaj

Ata’nın Fikriye ile ilişkisi gerçek bir aşktı. Bunu da herkes biliyordu, Latife Hanım çok hırçın ve sinir hastasıydı. Zübeyde Hanım da Atatürk’ün yakın çevresi de Latife Hanım’ı hiç sevmemişti…

* Annenizin-babanızın kızı olmaktan çok Atatürk’ün kızı mıydınız?

Kendimi bildiğimde Atatürk’le aynı evdeydim. Çok ilgi görüyordum. Şefkat ve sevgi seli içindeydim. Atatürk’e Atatürkçüğüm diye hitap ederdim. Ne yazık ki anılarım çok silik. Onun çalışma odasına doğru koşuşum, kucağına alıp nasihatte bulunması, eve gelen konuklar…

* Nasıl izler kaldı o günlerden size?

Onunla olunca kendimi sağlam bir kayaya yaslanmış hissederdim. Anne-baba sevgisinin ötesinde olduğunu da itiraf etmeliyim.

* Anneniz Zübeyde Hanım’ın komşusuymuş. Bu yüzden mi Atatürk’ün manevi kızı oldunuz?

Dedesi annemi Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’a emanet etmiş. Annemi Zübeyde Hanım büyütmüş. Annem küçük bir kız çocuğu olarak Atatürk’ün başını kaşırmış. Zübeyde Hanım’ın ölümünden sonra annem bir süre Ata’nın kardeşi Makbule Hanım’la kalmış. Atatürk annemi Gazi Orman Çiftliği’nde istasyon şefliği yapan Fransızca bilen Çerkez babamla evlendirmiş. Annemin hamile olduğunu duyunca da haber göndermiş.

* Evlat mı edinmek istemiş sizi?

Hayır, yalnızca şöyle demiş: “Kız ya da erkek fark etmez bu çocuğun adı Ülkü olacak.” Ben doğduğumda kendisi cumhurbaşkanıydı. 40 günlükken beni kucağını alıp sevmiş. Ben 9 aylıkken ziyarete geldiğinde çiftlikte beni görmüş. Elime saatini tutuşturmuş. Ben saati kulağıma götürüp dinlemişim. Meraklı halim onu çok etkilemiş ve benden ayrılmak istememiş. Herhalde babalık duyguları hissetti. Döndükten hemen sonra gece eve araba gönderip bizi Çankaya Köşkü’ne aldırmış.

* Neler yaşadınız Atatürk’ün ölümünden sonra?

Onun koruması, onun verdiği güç her zaman benimle birlikteydi ama çok zorluk çektim. Çünkü birden bir ilgi boşluğu oldu. Annemin, babamın dolduramayacağı bir boşluğun içine düştüm. Üsküdar Amerikan Lisesi’ne gönderdi ailem beni, Ata’nın istediği gibi bir eğitim almak için. Ancak ben bunalıma girdim. İsmet Paşa da dahil olmak üzere hiç kimse ilgilenmedi benimle. Unutuldum uzun bir süre. Bu yüzden de liseyi bitirmeden evlendim Fethi Doğançay’la. Bu bakımdan zor bir hayatım oldu, Ata’nın eğitim bakımından beklediklerini gerçekleştiremedim. Kendime geldiğimde, Ata’yı anlatmayı kendime misyon olarak üstlendim. Bunu yapmalıydım. Uzun süre kişilik bunalımı yaşadım.

* Atatürk’ün aşkları da gündemde… Zsa Zsa Gabor bile geldi diye yazanlar oldu…

Öyle. Zsa Zsa Gabor doğru değil. Birilerinin eşlerini beğenirmiş gibi sözler de söyleniyor, onlar da doğru değil. Ama sonuçta Atatürk de bir insandır, çapkın olabilir, zaten bekardı.

* Ya Fikriye Hanım…

Ona aşıktı. Hatırlamıyorum ama annem ve Sabiha Hanım anlatırdı. Fikriye Hanım, Ata’nın çevresindekilerin de beğenisini alan güzel bir kadınmış. Herkes hayranmış.

*Latife Hanım ‘first leydi’liğe daha mı uygun bulunmuş?

Şöyle anlatılmıştı bana. Zübeyde Hanım hastalandığında Ata’ya bir mektup yazarak, evlenmesini istemiş. O sırada Latife Hanım yetiştiriliş tarzı, ailesi bakımından beğenilmiş. Ancak görünen gibi olmamış.

* Yurtdışında okuyan Latife Hanım’ın neyi uymamış Ata’ya?

Bir kere Zübeyde Hanım bu mektubu yazdıktan kısa bir süre sonra fikir değiştirmiş. Ata’nın yaveriyle haber gönderip, “Sakın evlenme” demiş. Ancak o sırada Ata’nın çevresindekiler de evlilik için bastırınca evlilik gerçekleşmiş. Bana anlatılanlar Latife Hanım’ın hırçın, hırslı ve şımarık olduğu. Aileden gelen bir sinir hastalığı da varmış. Ata’nın yakın çevresindekiler onu sevmemiş. Sonuçta Ata öldükten sonra da kendini odaya kapattı. Kimseyle görüşmedi.

* Ya Fikriye Hanım’ın ölümü?

Çok acıklı. Onunla ilgili anlatılanlardan çok etkilenirim. Fikriye Hanım döndüğünde eve alınmamış. Bu Ata’nın onun gelişinden habersizliğinden kaynaklanıyor. Fikriye Hanım buna çok içerlemiş. Latife Hanım’ın, Atatürk’ün Fikriye Hanım’la ilişkisini kesmesinde büyük etkisi var. Bana kalırsa, anlatılanlardan bildiğim Fikriye ve Ata’nın ilişkisi gerçek bir aşktı. Fikriye’nin hastalandığı da doğrudur. Paris’te tedavi görmüş. Keşke Fikriye Hanım’la evlenseydi.

* Safiye Ayla’nın Köşk’e gelişini hatırlıyor musunuz?

Safiye Ayla’yı özel olarak çağırırdı. Erken yattığımda, uyandırırdı beni Ata, “Safiye Hanım geldi” derdi. O söylerdi, ben de dans ederdim.

* Safiye Ayla’nın yüzünü sakladığı, kapının, perdelerin arkasından şarkı söylediği doğru mu?

Öyle bir şey olmadı. Hatta bu dedikodu çok yayılmıştı ve Safiye Ayla, rahmetli ölmeden önce bana “Ülkücüğüm halk beni galiba gerçekten çok çirkin buluyor. Atatürk’ün bana bakamadığını düşünüyorlar” demişti.

* Çok içer miydi?

Annemin anlattıklarından biliyorum, harp zamanında içermiş. Sonuçta ülkeyi yönetiyor, devrimler yapıyor, çok özel bir insan Ata.

* Bu konular yeni yeni konuşuluyor. İçkisi, sigarası… Rahatsız oluyor musunuz?

Okullarda savaşları okutuyorlar ama bilmedikleri Atatürk’ün insan yönü. Her şeyden evvel insan o. Bu yüzden de rahatsızlık duymuyorum. Çok büyük bir asker, çok büyük bir devlet adamı, çok büyük bir devrimci. Atatürk’ün rakısından bahsediliyor. Stresini atmak için içiyormuş, muazzam sofraları filan anlatıyorlar. Onları hatırlıyorum o sofralar imtihan sofrasıydı. Fikir alışverişi yapılırdı.

* Kimler davet edilirdi, siz hatırlamasanız bile mutlaka anlatılmıştır…

Annem, Sabiha Gökçen, Afet Hanım anlatırdı bana. Gazeteciler, yakın arkadaşları gelirdi.

* Atatürk yaşasaydı ne olurdu, ne yapardı?

Atatürk şimdi olsaydı zaten böyle olmazdı. Ata’nın15 yılda yaptıklarını yıllardır yapamadılar.

* Atatürk manevi kızlarının siyasete girmemesini vasiyet etmiş. Ata neden böyle olmasını istedi?

İsminden yararlanılmasını istememiş olabilir. Çok çıkarcı olabilirdik. Ata her şeyi milletine bıraktı. 1933′te doğduğumda kanun çıkarmış, oysa her şey kız kardeşine kalabilirdi.

Atatürk’ün İlkeleri

“Atatürk’ün İlkeleri”, Türkiye Cumhuriyetinin temel prensipleridir. Atatürk’ün dünya görüşünü yansıtan ve 6 ok olarak da nitelendirilen bu ilkeler bir bütündür, birbirinden ayrı düşünülemez. Atatürk ülke yönetimindeki temel prensipleri bu 6 ilke altında toplanmıştır. Kuşkusuz Atatürk’ün ilkeleri çok daha iyi bir Türkiye Cumhuriyeti içindir.

Cumhuriyetçilik:

Çok uluslu bir imparatorluğun savaşla yıkılmasından sonra, bir milletin ayakta kalabilmesi için varını yoğunu vererek çalışmış ve savaşmış olan Atatürk, ulus devlete geçiş sürecinde Türkiye’nin ulusal kimliğini oluşturdu. Bu kimliği oluştururken, tüm vatandaşların kendi iradesiyle ülke yönetiminde etkisi olmasını gerekli gördü, halkın iradesini temel aldı. Hiç kuşkusuz bir ülkenin vatandaşları yönetimde etkin olmalıydı, sesini duyurmalıydı, kul nitelikli bir yapıda değil de yurttaş-birey olarak görülmeliydi. Atatürk bu ülkeye Cumhuriyet’i hediye ederken, sadece halkını ve vatanını düşünmüştü.

Halkçılık:

Atatürk, Cumhuriyet ilkesiyle birlikte, sosyal hayatın içinde bireylerin kendilerini özgürce ifade edebilmeleri, haklarını arayabilmeleri için kadın-erkek, genç-yaşlı tüm halka değer veren bir düşünce doğrultusunda Halkçılık ilkesine işaret etti. Halkçılık ilkesi sınıf ayrıcalıklarına ve sınıf
farklılıklarına karşı olmak ve hiçbir sınıfın diğerlerinin daha üzerinde olmasını kabul
etmemek demekti. Birlik fikrinin yücelten Halkçılık ilkesiyle Türkiye Cumhuriyeti ulusal bir kimlik kazandı.
1934 yılında kabul edilen bir kanun ile kadınlar seçme ve seçilme hakkını aldılar, statülerinde köklü değişiklikler oldu. Kadınları ikinci sınıf insan gören zihniyet tamamen ortadan kalktı, kadınlar sosyal hayatta yer almaya başladı.
Atatürk çeşitli ortamlarda, Türkiye’nin gerçek yöneticilerinin köylüler
olduğunu söylemiş ve bunu şu şekilde ifade etmişti:

Köylü Yurdun Efendisidir.

Laiklik:

İmparatorluk döneminde yobazlar ve radikal dinciler oldukça tehlikeli bir hal almışlar, bazı gruplar düşmanla işbirliği içine girmeye bile çalışmıştı. Din gibi sadece Allah ve kul arasında kalması gereken ruhani bir olguyu, devlet yönetiminde kullanmak, onu araç etmek ve küçük düşürmek demekti. Oldukça dindar bir anne tarafından yetiştirilmiş olan Atatürk, Laiklik ilkesiyle, yobazların ülke yönetiminde dini kullanmasına izin vermemiş, dini korumuştu. Bu amaçla laiklik ilkesini benimsemişti. Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıyla dini çirkin amaçlarına alet eden grupların etkisi azaldı.

Milliyetçilik:

Vatan sevgisini her şeyin üstünde tutup, vatanı için cesurca savaşmış olan Atatürk’ün milliyetçiliği ırkçı bir yapıda değil, yurtseverlikle doluydu. Bugün bir bayrak altında bağımsız olarak yaşamamız, milyon askeri komuta ederek, cephelerde kahramanca savaşarak Cumhuriyet’i kuran Atatürk sayesindedir. Atatürk’ün milliyetçiliği tüm diğer ulusların bağımsızlık haklarına saygılı ve sosyal içeriklidir.
Yalnızca anti – emperyalist olmayıp aynı zamanda herhangi bir sınıfın Türk toplumunu yönetmesine de karşıdır. Türk devletinin vatanı ve halkı ile bölünmez bir bütün olduğu ilkesine dayanmaktadır.

Devrimcilik:

Atatürk’ün ortaya koyduğu önemli ilkelerden birisi olan devrimcilik, işlevi kalmamış, çağın gerisindeki kavramlar ve anlayışlar yerine değişen dünyaya uygun, akılcı kavramların benimsenmesi demektir. Bu anlamda Atatürk, geleneksel kuruluşlar yerine modern kuruluşlar inşa etmiş, ülkenin geleceği için yeni yapılanmalara gitmiştir.

Devletçilik:

Atatürk, Türkiye’nin bir bütün olarak modernizasyonunun ekonomik ve teknolojik gelişmeye önemli ölçüde bağlı olduğunu ifade etmiştir. Devletçilik ilkesini, devletin, ülkenin genel ekonomik faaliyetlerinin düzenlenmesi şeklinde yorumlamış, özel sektörün girmek istemediği, yetersiz kaldığı ya da ulusal çıkarların gerekli kıldığı alanlara girmesi konularına da değinmiştir. Devletçilik ilkesinin uygulanmasında, devlet yalnızca ekonomik faaliyetlerin temel kaynağını teşkil etmemiş, aynı zamanda ülkenin büyük sanayi kuruluşlarının da sahibi olmuştur.

Atatürk’ün İnkılâpları

Atatürk askeri bir dahi ve karizmatik bir lider olduğu gibi, aynı zamanda
büyük bir reformcuydu. Türkiye Cumhuriyetinin çağdaş bir ülke olması için eğitim, adalet, sosyal hayat ve ekonomi gibi bir ülkenin gelişmesinde oldukça büyük önemi olan yapıtaşlarını tümden değiştirmişti. Atatürk ülkemizin ihtiyaçlarını bilmenin yanında genç cumhuriyetin geleceğini de düşünüyordu. Dünya değişiyordu ve ilerlemenin yolu da değişmekten geçiyordu. Bu yüzden 1924 ile 1938 yılları arasında, insanlarının kurtuluşu ve hayatta kalabilmesi için yaşamsal öneme sahip olan inkılâpları hayata geçirdi. Bu inkılâplar, Türk halkı tarafından büyük bir coşku ile karşılandı. Yaptığı değişiklikler köklü oluşları ve eski sistemi düzenlemektense yerine yenisini getirmeleri nedeniyle devrim olarak da nitelendirildi. Ancak, devrim, ihtilal kavramının eş anlamlısıydı ve kanla gerçekleşen bir eylemdi. Dolayısıyla Atatürk yaptığı değişiklikler için negatif bir kavram yerine değişim anlamına gelen inkılâp kavramını seçti.

Atatürk’ün gerçekleştirdiği inkılâplar beş ana başlık altında şu şekildeydi;

Siyasal alandaki İnkılapları

•Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922)

•Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923)

•Halifeliğin Kaldırılması ( Mart 1924)

Toplumsal alandaki Inkılâpları

•Kadınlara ve erkeklerle eşit haklar verilmesi (1926-1934)

•Şapka ve kıyafet devrimi (25 Kasım 1925)

•Tekkelerin, zâviyelerin ve türbelerin kapatılması (30 Kasım 1925)

•Soyadı Kanunu (21 Haziran 1934)

•Lâkapların ve unvanların kaldırılması (26 Kasım 1934)

•Uluslararası saat, takvim ve uzunluk ölçülerinin kabulü (1925-1931)

Hukuk alanındaki Inkılapları

•Mecellenin kaldırılması (1924-1937)

Eğitim ve Kültür Alanındaki Inkılapları

•Öğretimin Birleştirilmesi Yasası (Tevhid-i Tedrisat Kanunu) (3 Mart 1924)

•Yeni Türk harflerinin kabulü (1 Kasım 1928)

•Türk Dil ve Tarih Kurumlarının kurulması (1931-1932)

•Üniversite öğreniminin düzenlenmesi (31 Mayıs 1933)

•Güzel sanatlarda yenilikler

Ekonomi alanındaki Inkilapları

•Aşar vergisinin kaldırılması

•Çiftçinin özendirilmesi

•Örnek çiftliklerin kurulması (Atatürk Orman Çiftliği gibi)

•Sanayiyi Teşvik Kanunu’nun çıkarılarak sanayi kuruluşlarının kurulması

•I. ve II. 5 yıllık Kalkınma Planları’nın (1933-1938) uygulamaya konulması

•Anadolu’nun yeni yollarla donatılması

Dünyada Atatürk

Atatürk, Türkiye için çok büyük bir kahraman, eşsiz bir siyasi dehaydı. Ülkeyi gerçek anlamda kurtarmış, bağımsızlığını kazandırmış, bayrağı olan özgür bir ülke olması için hayatı pahasına savaşmıştır. Ancak Atatürk’ün büyüklüğü sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada kabul edilmiştir. Dünyanın en önemli liderleri onun dehası hakkında açıklamalarda bulunmuş, dünya basını da Atatürk’e geniş vermiştir. Tüm dünyanın birleştiği nokta ise Atatürk gibi insanların dünyaya çok zor geldiği yönündedir. İlkeleri, inkılâpları, insani yönleri, kahraman askerliği, entelektüelliği, zekası, sınır tanımayan bilgisi ve görgüsüyle Atatürk, bizim Atatürkümüz olması dışında tüm dünyaya da mal olmuş, sayısız lidere ilham vermiştir. Hakkında sayısız kitap yazılmış, konferanslar ve seminerler düzenlenmiştir.

Bugüne kadar Atatürk hakkında yazılmış en kapsamlı biyografi Kahire‘deki İngiliz Büyükelçiliğinde uzun süre görev yapmış olan İngiliz yazar ve gazeteci Lord Kinross tarafından kaleme alınmış olan, “Atatürk, The Rebiryth of a Nation
(Ataturk, Bir Milletin Yeniden Doğuşu)’dur. Kitabı hazırlamak için uzun süre Türkiye’de kalan ve çalışmalarını 5 yılda tamamlayan Kinross, eseri 2 cilt halinde hazırlamıştı.

Time dergisi Atatürk’le ilgili sayısız makale yayınlamış, ayrıca 24 Mart 1923 ve 21 Şubat 1927 tarihlerinde Atatürk’ü kapak yapmıştır.

Atatürk bütün dünyanın hayran kaldığı bir kalkınmayı gerçekleştiren ilk devlet başkanı olmuştur. Yaşasaydı kuşkusuz dünya bambaşka bir yer olacaktı. Ancak o, arkasında çok daha iyi bir Türkiye bırakarak hayata gözlerini yummuş, ülkemizi, bayrağımızı bize armağan edip aramızdan ayrılmıştır.

Atatürk bu yüzyılın büyük insanlarından birinin tarihi başarılarını, Türk halkına ilham veren liderliğini, modern dünyanın ileri görüşlü anlayışını ve bir askeri lider olarak kudret ve yüksek cesaretini hatırlatmaktadır.
Çöküntü halinde bulunan bir imparatorluktan özgür Türkiye’nin doğması, yeni Türkiye’nin özgürlük ve bağımsızlığını şerefli bir şekilde ilan etmesi ve o zamandan beri koruması, Atatürk’ ün Türk halkının işidir. Şüphesiz ki, Türkiye’ de giriştiği derin ve geniş inkılaplar kadar bir kitlenin kendisine olan güvenini daha başarı ile gösteren bir örnek daha yoktur.

John F. Kennedy – A.B.D Başkanı

Cihanı hayran bırakan bu Türk, Türkler’in göğsünü Türk olduklarından, tarihlerinden ve dillerinden dolayı bir daha kabartmıştır ve Türkiye’nin geleceği için, geçmiş yüzyılların toplayabildiğinden daha fazla bir kudret toplamıştır.

General Charles Sherrill, Amerika’nın eski Ankara Büyük Elçisi

Marmara kıyısındaki sıcak, toz toprak içinde, eciş bücüş yollu ikinci sınıf kıyı kasabası Mudanya’da, Batı ile Doğu karşı karşıya geldiler. İsmet Paşa ile görüşecek Müttefik generallerini taşıyan İngiliz sancak gemisi “İron Duke”nin kül rengi öldürücü kulelerine rağmen, Batılılar buraya barış dilenmeye geliyordu; yoksa barış istemeye, ya da şartlarını dikte etmeye değil… Bu görüşmeler, Avrupa’nın Asya üzerindeki egemenliğinin sonucunu gösteriyor. Çünkü Mustafa Kemal, herkesin bildiği gibi, Yunanlıları silip süpürmüştü.

Ernest Hemingway, Amerikalı Romancı – Yazar, 1922

Atatürk, şecaat ve kabiliyetin en büyük sembolüydü. O, yirminci asrın en büyük gerçeğini yaratan adamdır.

KopenhagNasyonal Tidende

Dünya sahnesinden tarihin en dikkatli, çekici adamlarından biri geçti.

Chicago Tribune

Dünya Liderlerinin ve Dünya Medyasının Atatürk Hakkındaki Görüşleri (Tamamı)

Atatürk’ün Özdeyişleri

Ne Mutlu Türküm Diyene!
Özgürlük ve Bağımsızlık Benim Karakterimdir.
Yorulmadan beni takip edeceğinizi söylüyorsunuz. Fakat arkadaşlar, yorulmadan ne demek? Yorulmamak olur mu? Elbette yorulacaksınız. Benim sizden istediğim şey yorulmamak değil, yorulduğunuz zaman dahi durmadan yürümek, yorulduğunuz dakikada da dinlenmeden beni takip etmektir. Yorgunluk her insan, her mahlûk için tabii bir halettir, fakat insanda yorgunluğu yenebilecek mânevi bir kuvvet vardır ki, işte bu kuvvet yorulanları dinlendirmeden yürütür. Sizler, yani yeni Türkiye’nin genç evlâtları, yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz.
Çalışmak demek, boşuna yorulmak, terlemek değildir. Zamanın gereklerine göre bilim ve teknik ve her türlü uygar buluşlardan azami derecede istifade etmek zorunludur.
Hiç bir zafer gâye değildir. Zafer, ancak kendisinden daha büyük olan gâyeyi elde etmek için gerekir en belli başlı vasıtadır. Gâye, fikirdir.
Zafer, bir fikrin istihsâline (elde edilmesine) hizmeti nispetinde kıymet (değer) ifade eder. Bir fikrin istihsâline dayanmayan bir zafer pâyidar olamaz (yaşayamaz). O, boş bir gayrettir.
Her büyük meydan muhare-besinden, her büyük zaferin kazanılmasından sonra yeni bir âlem (dünya) doğmalıdır, doğar. Yoksa başlı başına bir zafer, boşa gitmiş bir gayret olur.
Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en hakiki mürşit ilimdir fendir.
Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye muhalif değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kaste ve fiile dayanan taassupkar hareketlerden sakınıyoruz.
Biz kimsenin düşmanı değiliz. Yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız.
İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal… İkinci Mustafa Kemal, onu “ben” kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!
Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.
Yurtta sulh, cihanda sulh.
Memleketin efendisi hakiki müstahsil olan köylüdür.
Doğruyu söylemekten korkmayınız.
Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.
Türkiye Cumhuriyeti mutlu, zengin ve muzaffer olacaktır.
Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur.
Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür.
Süngülerle, silahlarla ve kanla kazandığımız askeri zaferlerden sonra, kültür, bilim, fen ve ekonomi alanlarında da zaferler kazanmaya devam edeceğiz.
Zafer, “Zafer benimdir” diyebilenindir. Başarı ise, “Başaracağım” diye başlayarak sonunda “Başardım” diyebilenindir.
Egemenlik verilmez, alınır.
Milleti kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir.
Öğretmenler: Yeni nesiller sizlerin eseri olacaktır.
Türk Milleti bağımsız yaşamış ve bağımsızlığı var olmalarının yegane koşulu olarak kabul etmiş cesur insanların torunlarıdır. Bu millet hiçbir zaman hür olmadan yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır.
Biz Türkler tarih boyunca hürriyet ve istiklale timsal olmuş bir milletiz.
Milletimiz davranışlarında ve gayretlerinde sarsılmaz bir bütünlük gösterdiği için başarılı olmuştur.
Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, istiklâlden mahrum bir millet, medenî insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık sayılamaz.
Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben milletimin en büyük ve ecdadımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından bilenler bu aşkım malumdur. Bence bir millete şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara, çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirirse, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin, bu arzusundan vazgeçinceye kadar, amansız düşmanıyım.
Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar, mahvolur. Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkûmdurlar.
Cumhuriyet fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre saygı duyarız.
Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir.
Gerçi bize milliyetçi derler. Ama biz öyle milliyetçileriz ki, işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların milliyetlerinin bütün icaplarını tanırız. Bizim milliyetçiliğimiz herhalde hodbince ve mağrurca bir milliyetçilik değildir.
Bilelim ki milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.
Milli mücadelelere şahsî hırs değil, milli ideal, milli onur sebep olmuştur.
Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.
Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli hissin gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki, bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.
Bir dinin tabiî olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uygun olması lazımdır.
Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre sahip olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hâkim olunamaz.
Türk Milletinin istidadı ve kesin kararı medeniyet yolunda, durmadan, yılmadan ilerlemektir.
Medeni olmayan insanlar, medeni olanların ayakları altında kalmaya mahkûmdurlar.
Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla hiç ilgisi olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler çağdaş olmayı kâfir olmak sayıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır. Bu yanlış tefsiri yapanların maksadı İslâmların kâfirlere esir olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil, dimağladır.
Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.
Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için yeterlidir.
Biz dünya medeniyeti ailesi içinde bulunuyoruz. Medeniyetin bütün icaplarını tatbik edeceğiz.
Bizim devlet idaresinde takip ettiğimiz prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.
Milletimiz her güçlük ve zorluk karşısında, durmadan ilerlemekte ve yükselmektedir. Büyük Türk Milletinin bu yoldaki hızını, her vasıtayla arttırmaya çalışmak, bizim hepimizin en kutlu vazifemizdir.
İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?
Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.
Anaların bugünkü evlatlarına vereceği terbiye eski devirlerdeki gibi basit değildir. Bugünün anaları için gerekli vasıfları taşıyan evlat yetiştirmek, evlatlarını bugünkü hayat için faal bir uzuv haline koymak pek çok yüksek vasıflar taşımalarına bağlıdır. Onun için kadınlarımız, hattâ erkeklerimizden çok aydın, daha çok feyizli, daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar; eğer hakikaten milletin anası olmak istiyorlarsa.
Ben icap ettiği zaman en büyük hediyem olmak üzere, Türk Milletine canımı vereceğim.
Gençler cesaretimizi takviye ve idame eden sizlersiniz. Siz, almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile insanlık ve medeniyetin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız. Yükselen yeni nesil, istikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.
Yüksek Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur.
Benim naçiz vücudum nasıl olsa bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ebediyen yaşayacaktır.
Sizler, yani yeni Türkiye’nin genç evlatları! Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz… Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk Gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.
Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.
Müsbet bilimlerin temellerine dayanan, güzel sanatları seven, fikir terbiyesinde olduğu kadar beden terbiyesinde de kabiliyeti artmış ve yükselmiş olan erdemli, kudretli bir nesil yetiştirmek ana siyasetimizin açık dileğidir.
Mualimler! Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâr öğretmenleri ve eğiticileri, sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin maharetiniz ve fedakârlığınız derecesiyle mütenasip bulunacaktır.
Milleti kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden yoksun bir millet, henüz millet namını almak istidadını keşfetmemiştir.
Dünyanın her tarafından öğretmenler insan topluluğunun en fedakâr ve muhterem unsurlarıdır.
Okul sayesinde, okulun vereceği ilim ve fen sayesindedir ki, Türk milleti, Türk sanatı, Türk iktisadiyatı, Türk şiir ve edebiyatı bütün güzellikleriyle gelişir.
Türkiye’nin asıl sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür. O halde, herkesten daha çok refah, saadet ve servete müstahak ve layık olan köylüdür. Onun için, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin iktisadi siyaseti bu aslî gayeye erişmek maksadını güder.
Ekonomik kalkınma, Türkiye’nin hür, müstakil, daima daha kuvvetli, daima daha refahlı Türkiye idealinin belkemiğidir.

Atatürk’ün Vasiyeti

Atatürk’ün 5 Eylül 1938 günü Dolmabahçe’de düzenlediği ve İstanbul 6. Noteri İsmail Kunter’e teslim ettiği vasiyetnamesi şu şekildeydi;

Malik bulunduğum bütün nukut ve hisse senetleriyle Çankaya’daki menkul ve gayrimenkul emvalimi Cumhuriyet Halk Partisi’ne atideki şartlarla terk ve vasiyet ediyorum:

1 – Nukut ve hisse senetleri, şimdiki gibi, İş Bankası tarafından nemalandırılacaktır.

2 – Her seneki nemadan, bana nisbetleri şerefi mahfuz kaldıkça, yaşadıkları müddetçe, Makbule’ye ayda bin, Afet’e 800, Sabiha Gökçen’e 600, Ülkü’ye 200 lira ve Rukiye ile Nebile’ye şimdiki yüzer lira verilecektir.

3 – Sabiha Gökçen’e bir ev de alınabilecek ayrıca para verilecektir.

4 – Makbule’nin yaşadığı müddetçe Çankaya’da oturduğu ev de emrinde kalacaktır.

5 – İsmet İnönü’nün çocuklarına yüksek tahsillerini ikmal için muhtaç oldukları yardım yapılacaktır.

6 – Her sene nemadan mütebaki miktar yarı yarıya, Türk Tarih ve Dil Kurumları’na tahsis edilecektir.

Atatürk’ün Aldığı Nişan, Madalya ve Madalyonlar

Nişan Ve Madalyalar

Sıra No Nişan ve Madalyanın Adı İhdas Eden Madeni Çapı Verildiği Tarih

1 5. Rütbeden Mecidi Niş. Padişah Abdülmecid Gümüş 55 25.12.1906

2 2. Rütbeden Mescidi Niş. Padişah Abdülmecid Ortası Altın 65 12.12.1916

3 1. Rütbeden Mescidi Niş. Padişah Abdülmecid Ortası Altın 65 16.12.1917

4 4. Rütbeden Osmani Niş. Padişah Abdülaziz Gümüş – 06.11.1912

5 3. Rütbeden Osmani Niş. Padişah Abdülaziz Gümüş – 01.02.1915

6 2. Rütbeden Osmani Niş. Padişah Abdülaziz Gümüş – 01.02.1916

7 İmtiyaz Madalyası 2. Abdülhamid Gümüş – 30.04.1915
8 İmtiyaz Madalyası 2. Abdülhamid Altın – 23.09.1917
9 Harp Madalyası 5. Mehmed Reşad Fakfon – 11.05.1918
10 Liyakat Madalyası 2. Abdülhamid Gümüş 25 01.09.1915
11 Liyakat Madalyası 2. Abdülhamid Altın 25 17.01.1916
12 İstiklal Madalyası T.B.M.M Prinç 35×40 21.11.1923

MADALYONLAR
Sıra No Adı ve Veriliş Nedeni Tarihi
1 1. Ordu manevra hatırası 20.08.1937
2 2. Ordu manevra hatırası 13.10.1937
3 Ankara’ya gelişinin 18.yıl hatırası 27.12.1937
4 Müttefik ajanslar 4. Kongresi 1929
5 T.B.M.M. Rozeti –
6 Abide-i zafer hatırası 1927
7 İran Şahı’nın Türkiye’yi ziyaretleri hatırası 1934

Atatürk’ün Yazdığı Kitaplar

•Tâbiye Meselesinin Halli ve Emirlerin Sureti Tahririne Dair Nesayih

•Takımın Muharebe Talimi (Almanca’dan çeviri – 1908)

•Cumalı Ordugâhı – Süvari: Bölük, Alay, Liva Talim ve Manevraları (1909)

•Tâbiye ve Tatbikat Seyahati (1911)

•Bölüğün Muharebe Talimi (Almanca’dan çeviri – 1912)

•Zabit ve Kumandan ile Hasbihal (1918)

•Nutuk (1927)

•Vatandaş İçin Medeni Bilgiler (1930)

•Geometri (1937)

Atatürk’ün Kurduğu Kurumlar

Anadolu Ajansı

Ankara Hukuk Fakültesi

Ankara Orman Çiftliği

Bursa Merinos Halı Fabrikası

Çocuk Esirgeme Kurumu

Demiryolları ve Limanlar Genel Müdürlüğü

Devlet Hava Yolları

Devlet İstatistik Enstitüsü

Elektrik İşleri Etüt İdaresi

Etibank

Halkevleri

İşbankası

Maden Tetkik Arama Enstitüsü (MTA)

Merkez Bankası

Merkez Hıfzısıha Enstitüsü

Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı

Sanayi ve Maadin Bankası

Sümerbank

Türk Dil Kurumu

Türk Kuşu

Türk Tarih Kurumu

Türkiye Cumuriyeti Ziraat Bankası

Türkiye Şeker Fabrikaları

Uluslararası İzmir Fuarı

Ziraat Okulları ve Yüksek Ziraat Enstitüsü

Kaynaklar
http://www.ataturk.net/kronoloji/1881.html
http://www.ataturk.com/content/view/24/43/
http://www.mkutup.gov.tr/ata-tur.html
http://tr.wikipedia.org/wiki/Atat%C3%BCrk
http://www.ataturkiye.com/icindekiler.html
http://www.meb.gov.tr/belirligunler/ataturk/ata.html
http://www.devletim.com/mustafa_kemal_ataturk.asp
http://www.mkemalataturk.com/tr/dogdu.html
http://www.ataturksitesi.com/default2.asp
http://www.onderataturk.com/olumu.html
http://www.tekadamdevrimi.com/
http://www.kemalist.org/
Emre Kongar, “Devrim Tarihi ve Toplumbilim Açısından Atatürk”
Prof. Dr. Abdurrahman Çaycı, “ Milli Bağımsızlık ve Çağdaşlaşma Önderi Gazi Mustafa Kemal
Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Hilal Cebeci kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Hilal Cebeci, 1976 doğumlu ünlü Türk pop şarkıcısı. 4 Temmuz 1976 tarihinde İstanbul‘da doğmuştur.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

İlk ses deneyimini 1993 yılında Erdal Erkoç ve Sinan Erkoç gibi önemli isimler ile çalışarak gerçekleştirdi. Aynı yıl kendisinin kurduğu bir fasıl grubu ile Polat Otel ve Dedeman Otel restaurantlarında fasıl yaptı. 1994’te Mithat Paşa Kız Meslek Lisesi’nden mezun oldu. 1997’ye kadar Çubuklu Hayal Kahvesi ve Fayton Bar gibi İstanbul’un çeşitli gece klüplerinde sahne aldı.

İlk albümününü 1999’da çıkardı. “Köylü Güzeli” adlı bu albümü ile Kral Tv Müzik Ödülleri‘nde yılın en iyi çıkış yapan bayan şarkıcısı ödülünü kazandı. 1999-2000 yılları arasında ilk albümünün getirdiği çıkışla 45 ilde birçok halk konseri verdi. 2000 yılında ATV televizyonunda “Alo Yarışma” adlı bir TV programı sundu. 2001’de Ersin Pertan‘ın yönettiği “Şarkıcı” filminde oynadı. Aynı yılda ikinci albümü “En Güzel Ben Severim”i çıkardı. Ama ilki kadar başarı görmedi. İki yıl sonra çıkan “Yükselme Zamanı” adlı albümü ile eski başarısını tekrar yakaladı.

Cebeci, Temmuz 2011’de Twitter üzerinden paylaştığı fotoğrafları ile “Panpiş” akımını başlatmış, büyük kitlelere ulaşmış ve Twitter’da en çok takipçisi olan ünlüler arasına girmiştir.

Hilal Cebeci panpişin anlamını şu şekilde açıklamıştır:

Kankanın daha yakını, kankamın da kankası, canımın canı demek. Patentini alacağım. Panpiş marka iç çamaşırı üreteceğiz, görüşmelere başladım. Hem erkeklere hem de kadınlara yönelik renkli çamaşırlar olacak, önlerinde de panpiş yazacak.

Kasım 2004 yılında yapılan sunuculuğunu Seray Sever’in yaptığı “Ünlüler Çiftliği” yarışmasına katıldı. Toprak Sergen’in birinci olduğu bu yarışmaya; Toprak Sergen, İsmet Özhan, Ali Güven, Banu Alkan, Güllü (şarkıcı), Ceylan, Ferhat Güzel, Hilal Cebeci, Tuğba Altıntop, Ali Atik katıldı.

Hilal Cebeci, 2018 yılının Ekim ayında İtalya’da faşizme karşı direniş marşı olan “Bella Ciao” (Çav Bella) adlı halk şarkısını İtalyanca olarak seslendirdiği bir klip yayınladı.

Ödülleri
2000 – Kral TV Video Müzik Ödülleri En İyi Çıkış Yapan Bayan Şarkıcı
2000 – Yakın Doğu Üniversitesi En İyi Çıkış Yapan Bayan Şarkıcı
2013 – Webrazzi Ödülleri Sosyal Medyayı En İyi Kullanan Kişi

Müzik Albümleri
1999 – Köylü Güzeli
2001 – En Güzel Ben Severim
2003 – Yükselme Zamanı
2005 – Kim Gitsin
2008 – Gelmişime Geçmişime
2010 – Aşk İçin
2011 – Gamsız Remix / Doğuş düeti
2012 – Özür Dilersen
2014 – Senden İyi Yaparım
2018 – Fokur Fokur
2018 – Bella Ciao (Çav Bella)

Köylü Güzeli (1999)
1. Köylü Güzeli – 3:53
2. Bir Sen Birde Ben – 4:51
3. Sen Unut Beni – 4:26
4. Yok Mu – 4:03
5. Dönmelisin – 4:01
6. Er Yada Geç – 3:41
7. Gizli Aşk – 3:37
8. Çapkınım – 3:34
9. Yandım – 3:41
10. Sevgi Nakışlı – 4:09

En Çok Ben Severim (2001)
1. En Güzel Ben Severim
2. Sen Yan Derdine
3. Atamadım
4. Yabana Atma
5. Böyle Gelmiş
6. Mum Yak Da Ara
7. Gel Geleceksen
8. Bahset Evlilikten
9. Herkes Bana Hayran
10. Tam Yeri

Yükselme Zamanı (2003)
1. İpe İpe
2. Nerde
3. Yükselme Zamanı
4. Kelebek
5. İnşallah
6. Üzülürsün
7. Kolaysa
8. Duydum
9. Yok Yok Diyemem
10. İnşallah (remix

Kim Gitsin (2005)
1. Azize
2. Kim Gitsin
3. Allahın Varsa
4. Firari
5. Nikahsız Aşk
6. Sana mı Kaldım
7. Doğru Adres
8. Azize Remix
9. Firari (Unplugged)
10. Allahın Varsa (Fresh Mix)

Gelmişime Geçmişime (2008)
Aşk İçin (2010)

Filmleri ve Dizileri :
Oyuncu :
2008 – Aşkım Aşkım (Konuk Oyuncu) (TV Dizisi (Bölüm))
2005 – Cennet Mahallesi (Konuk Oyuncu) (TV Dizisi)
2004 – Biz Boşanıyoruz (Sunucu Sibel Kekilsiz)(TV Dizisi)
2004 – Şöhretler Kebapçısı (Sibel Keklik)(TV Dizisi)
2000 – Şarkıcı (Necla Soylu) (Sinema Filmi)
1996 – Tatlı Kaçıklar (Şarkıcı)(TV Dizisi)
2000 – Olacak O Kadar (Kendisi)(TV Dizisi)

Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Grup 84 kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Grup 84, rock müzik grubudur.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

Grup tamamı Ankaralı 4 kişiden oluşmaktadır. Grupta Tuna VELİBAŞOĞLU solist ve gitar, Okan Ozen bas gitar, Erdem Ocak gitar, Serter Karadeniz ise davul çalıyor. Grup, sahnedeki ilk yıllarında İngilizce cover ve bestelerini çaldı. Sonrasında ise Türkçe coverlar ve sanat müziğindeki önemli şarkıları yorumladı. 2001 yılında “Değiştir Kendini” isimli ilk Türkçe bestelerini yaptılar. 2003 yılında “Ölürüm Hasretinle” yi bestelediler.En son Okan’ın da katılımı ile son halini 2004 yılında aldı.

“Seksendört”ün kendisiyle aynı taşıyan ilk albümlerinde yer alan 10 şarkının söz ve besteleri kendilerine ait. Pasaj Müzik ile yolları kesişen “Seksendört”ün ilk albümü 07 Aralık 2005 Çarşamba günü müzik marketlerdeki yerini aldı.

Grubun ilk albümünden sırasıyla Ölürüm Hasretinle ve Affet şarkılarına; 2. albümünden KGB ve Azap şarkılarına klip çekilmiştir.

TUNA VELİBAŞOĞLU

Tuna 1981 yılında Ankara’da doğdu. Müzik eğitimine 11 yaşında org dersleri alarak başladı. 1995 yılında gitar çalmaya başlayarak Ankaralı amatör gruplarda solistlik yaptı. Serter ile çocukluk arkadaşı olan Tuna, 1999 yılında yine onun teklifiyle SEKSENDÖRT e katıldı.İki yıl işletme eğitimi aldıktan sonra, halen okumakta olduğu Ank. Üni. Dev. Kons. Opera / Koro bölümüne girdi. Burada Operanın önde gelen isimlerinden (Hülya Kazan, Selva Erdener, Tuncer Tercan, Arda Aktar, Ferda Türkoğlu) şan eğitimi aldı.2002 yılında kayıt ve düzenleme teknikleri eğitimi alarak, müzik yapım aşamalarıyla ilgili çalışmalarına başladı.2004 yılında Ankara’da albümlerinin de kayıt edildiği Studio Ç.S.M nin başına geçti ve burada bir çok Ankaralı grup ve sanatçının prodüksiyonların da yer aldı.Yaptığı işin gereği olarak çok fazla tarzda müzik dinleyen Tuna, tam bir Türk Sanat Müziği fanatiği. Bu yüzden albümdeki sözleri yazarken çok fazla zorlanmadığını söylüyor. Bunların yanı sıra gruptaki en ağır Pearl Jam hayranı.

OKAN OZEN

1984 yılında Merzifon’da doğdu. Müzik hayatına abisinin teşvikiyle 11 yaşında gitar çalarak başladı. Lise yıllarında çeşitli gruplarda gitaristlik ve davulculuk yapan Okan, 2002 yılında sınıf arkadaşı olan Tuna’nın teklifiyle SEKSENDÖRT’e dahil oldu ve grup son halini aldı. Aynı zamanda bu tarih iyi bir gitarist olan Okan’ın bas gitar kariyerine başladığı tarihtir. Halen Eğitimini sürdürmekte olduğu Ank. Üni. Dev. Kons. Opera / Koro bölümünde şan eğitiminin yanı sıra piyano alanında da gelişim kaydetti. Tuna ile beraber müzik yapım teknolojilerine merak salarak albüm kayıtlarında büyük rol oynadı. Eskiden virtiözite ağırlıklı müziklere ilgi duyan Okan, SEKSENDÖRT’e girişi ve düzenleme çalışmalarına başlamasıyla beraber Türkçe müziğede ayrı bir ilgi duymaya ve dinlemeye başladı. Az konuşmasıyla dikkat çeken Okan hakkında, grup arkadaşları; “az konuşur çok iş yapar” yorumunda bulunuyorlar ve grubun en iyi gitaristi olduğunu da ekliyorlar.

ERDEM OCAK

1980 yılında Giresun‘da doğdu. Müzik hayatına gitarı olmadığı için ablasının udunu çalarak başladı. 1992 yılından itibaren iki yıl boyunca yoğun bir klasik gitar eğitimi aldı. Hemen akabinde elektro gitara geçiş yaparak lise yıllarında Ankaralı birçok grupta gitarist olarak yer aldı. 1999 yılında Serter ile beraber SEKSENDÖRT’ ün temellerini attılar. Kuruluşundan beri grupta elektro gitar çalıp geri vokal yapmaktadır.Halen Anadolu Üni. Kamu Yön. 2. sınıf öğrencisi olan Erdem yakın tarihte müzikoloji ya da caz gitar eğitimi almak istemektedir. Çok geniş bir yelpazede müzik dinleyen Erdem, grubun melodik alt yapısının oluşmasında büyük bir rol oynamaktadır. Grubun diğer elemanları gibi sıkı bir Pearl Jam haranı olmakla beraber elektronik müzik ve fusion a da büyük ilgi duymaktadır.

SERTER KARADENİZ

1982 Ankara doğumlu olan Serter, 1993 senesinde bağlama çalarak müziğe başladı. Daha sonraları bağlamayı bırakarak, elektro gitar çalmaya karar verdi. 1998 yılında kısa soluklu gitaristlik yaptıktan sonra Erdem ile beraber başka bir projede yer aldı ve davul çalmaya başladı. Bu proje aslında SEKSENDÖRT ün temellerini oluşturdu ve Serter, Tuna’ yı da gruba davet ederek, grubun kurucularından oldu.İlköğretim ve lise eğitimini Ankara’da ki devlet okullarında tamamladıktan sonra, 1999 senesinde Ankara Üniversite Ziraat Fakültesi Hayvansal Üretim Lisans programını kazandı. 6 senelik eğitiminden sonra 2005 senesinde ziraat mühendisi ( zooteknist ) olan Serter, yüksek lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi M.İ.A.M. da yapmak istiyor. İyi olan her şeyi dinlemeye çalışan Serter de diğer grup elemanları gibi Pearl Jam fanatiği. Bunun dışında İngiliz soundlarını ve trip-hop ağırlıklı müzikleri dinlemekten çok zevk almakta.

Albümleri:
Seksendört (2005)
K.G.B (2008)
Akıyor Zaman(2011)
Akustik

Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Prens Charles kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Galler Prensi Charles İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth’in oğludur ve İngiltere Tahtının varisidir.

Prens Charles, 14 Kasım 1948 tarihinde Buckingham Sarayı, Londra, İngiltere’de doğmuştur. Tam ismi Charles Philip Arthur George Mountbatten’dir. Annesi İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth, babası Philip Mountbatten’dir. Prens Charles, ilk olarak Londra’nın batısında ki Hill House Okuluna gitti. 1966 yılında Avustralya‘nın Victoria eyaletinde, Geelong Grammar School Timbertop kampüsünde iki dönem geçirdi. 1967 yılında Cambridge Üniversitesi‘nde antropoloji, arkeoloji ve tarih okumaya başladı. İki yıl sonra ise bir dönem için Galler tarihi ve dil eğitimi için Aberystwyth’de Wales University College‘a gitti. 1970 yılında Cambridge’dan mezun oldu.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

Prens Charles, 1976 yılında Prens Vakfını kurdu. 1981 yılında Amerika Birleşik Devletleri‘ne seyahat etti. Prens Charles, Kraliyet geleneği izleyerek, donanma ve hava kuvvetlerinde görev yaptı.

İngiltere’de genç Prens Charles’ın aşk hayatı basının gündemini en çok meşgul eden konulardan biriydi. Kraliyet ailesi, adı birçok aristokratik kadınla anılan prensin evlenmesini istiyordu. Geleneklere göre Protestan olması ve Church of England’ın üyesi olması gereken gelinin soylu bir ailenin mensubu olması da tercih sebebiydi. Tüm bu özellikleri taşıyan Lady Diana ve Prens Charles’in evliliğine Spencer’lar ve Kraliyet Ailesi de sıcak bakıyordu. Çünkü bu evlilik İngiliz hanedanının gelecek planları ve milenyumun eşiğinde ciddi bir kimlik krizine düşen İngiliz halkının nostaljik düşleri için umuttu.

Sonunda 29 Temmuz 1981’de tüm dünya televizyondan da naklen verilen St Paul’s Cathedral’inde gerçekleştirilen evlilik töreni için ekranları karşısına geçti. Yaklaşık bir milyar kişinin izlediği törende, henüz 20 yaşındaki gencecik Diana’nın utangaç davrandığı gözlerden kaçmadı. Dünya liderlerinin de davetli olduğu törende Diana, Canterbury Başpiskoposu’nun onayıyla Galler Prensesi oldu, gelecekteyse Birleşik Krallık tahtının kraliçesi olacaktı.

29 Temmuz 1981 tarihinde Diana Spencer ile evlendi. 9 Aralık 1992 tarihinde ayrıldılar 28 Ağustos 1996 tarihinde resmen boşandılar. Boşandıktan sonra ve Dodi Al-Fayed’le tanıştıktan sonra Diana Spencer, 31 Ağustos 1997 tarihinde bir paparazzinin fotoğraflarını çekmek istemesi sonucu gerçekleşen kazada hayatlarını kaybettiler.

Prens Charles, 9 Nisan 2005 tarihinde uzun yıllardır tanıdığı ve aşık olduğu Camilla Parker Bowles ile evlendi. Camilla Parker Bowles, Prens Charles ile ilk olarak 1970’te bir polo karşılaşmasında tanıştı ve arkadaşlık kurdu.

Evlilikleri :
1.eşi: 29 Temmuz 1981 tarihinde Diana Spencer ile evlendi. 9 Aralık 1992 tarihinde ayrıldılar 28 Ağustos 1996 tarihinde resmen boşandılar. Galler Prensi Prens William (d.21 Haziran 1982) ve Galler Prensi Prens Henry (Henry Mountbatten-Windsor) (d.15 Eylül 1984) adlarında iki çocuğu vardır.
2.eşi: 9 Nisan 2005 tarihinde Camilla Parker Bowles ile evlendi.

Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Philip Mountbatten kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth’in eşidir.

Philip Mountbatten, 10 Haziran 1921 tarihinde Mon Repos, Korfu, Yunanistan’da doğmuştur. Kendisinden büyük Margarita, Theodora, Cecilie ve Sophie adlarında 4 ablası vardı. Doğumunda kendisine Yunanistan ve Danimarka‘nın Prensi unvanı verilmiştir. Armasında halen Yunanistan bayrağı ve Danimarka Kraliyet Bayrağı bulunmaktadır. Babası Yunanistan Prensi, Schleswig-Holstein-Sonderburg-Glücksburg Hanedanından Andrew Mountbatten, annesi Battenberg Prensesi, Alice’dir. 1930 yılında annesi ile babası ayrıldı. Philip Mountbatten, babası Yunanistan prensi olarak Yunanistan’da çeşitli görevlerde bulunduğu sırada orada doğdu ancak, 22 Eylül 1922‘de Philip’in amcası olan Yunanistan Kralı I. Constantine tahttan çekilmek zorunda kaldı. babasının ve amcasının Yunan -Türk Savaşı’nda (1919-1922) Yunan topraklarının kaybedilmesi suçlaması ile sürgüne gönderilmesi ile hayatının bir bölümünü Fransa‘da geçirdi. İskoçya ve Almanya okullarında Alman Yahudi eğitimciler tarafından yürütülen bir eğitim gördü. İskoçya’nın Gordonstoun Okulunda okudu. 1939’da mezun oldu.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

Philip Mountbatten, 18 yaşındayken 1939 yılında İngiltere‘nin Kraliyet Donanmasına katıldı. Bu sıralarda 1939 yılında Kral VI. George ve ailesi Kraliyet Donanması Kolejini gezdiklerinde Philip Mountbatten, kralın kızı II. Elizabeth ile tanıştı. Elizabeth ve Philip bu tanışmadan sonra yıllar boyunca devam edecek olan mektuplaşmaları başladı.

16 Temmuz 1942 tarihinde teğmenliğe yükseldi. İkinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz donanmasında görev yaptı. Temmuz 1943’te, HMS Wallace gemisinin ikinci komutanı olarak bir gece bombardıman saldırısında gemisini kurtardı. 1944 yılında, 27. Destroyer Flotilla İngiliz Pasifik filosu ile hizmet yapan ve yeni destroyer olan HMS Whelp gemisine geçti. Ocak 1946 ayında whelp gemisi ile İngiltere’ye döndükten sonra HMS Kraliyet Arthur, Corsham, Wiltshire Astsubay Okulu’nda okutman olarak görev yaptı.

Mart 1947 ayından sonra bütün sıfatlarından feragat ederek, İngiliz büyükannesi ve büyükbabasının soyadlarını kullandı. Bundan sonra “Teğmen Philip Mountbatten” olarak anılmaya başlandı.

Philip Mountbatten’in eşi 6 Şubat 1952‘de babasının ölümünden sonra kraliçe olmasından dolayı kendisi de “kral” unvanını taşımamaktadır. II. Elizabeth ile Evlendikleri gün, kendisine His Royal Highness stili verildi ve kayınpederi kral VI. George tarafından Duke of Edinburgh yani Edinburgh Dükü olarak atandı. 1952 yılında babasının ölümü üzere tahta geçen II. Elizabeth‘e konsortluk eden Philip deniz kariyerini sonlandırdı. Prens ünvanlarından feragat eden Philip, 1957 yılında eşi Kraliçe II. Elizabeth tarafından Britanya Prensi olarak atandı. Philip Birleşik Krallık’ın en uzun hizmet eden Monark Eşi oldu. Uzun süre Cambridge ve Edinburgh Üniversitelerinin şansölyeliği görevini yürüttü.

Philip Mountbatten, 20 Kasım 1947 tarihinde kral VI. George’un kızı (sonra 6 Şubat 1952’de İngiltere Kraliçesi olan) II. Elizabeth ile evlendi. Bu evliliğinden ;
Prens Charles, Galler Prensi (d.14 Kasım 1948), Prens Harry ve Prens William‘ın dedesidir.
Prenses Anne (d.15 Ağustos 1950)
Prens Andrew, York Dükü (d.19 Şubat 1960)
Prens Edward, Wessex Kontu (d.10 Mart 1964)
Adlarında çocukları oldu.
Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Jupp Derwall kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Batı Almanya Milli Futbol Takımı”nın ve Galatasaray“ın efsanevi teknik direktörü

Jupp Derwall, 10 Mart 1927 tarihinde Würselen, Almanya’da doğmuştur. Asıl adı Josef Derwall’dır.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

2. Dünya Savaşı başladığında orduya alındı pilot yaptılar. Ancak ABD askerleri tarafından esir alındı. Fransa’ya tren ile gönderilirken kaçmayı başardı. Kendi kasabasına döndü. Futbolculuğa devam etti.

Oyuncu olarak emekli olduktan sonra, Derwall ilk olarak İsviçre‘de FC Biel (1959-1961) ve FC Schaffhausen (1961-1962) takımlarını çalıştırmıştır.

1970 yılında Udo Lattek’in yerine Batı Almanya milli takımı yardımcı teknik direktörü olarak efsanevi Helmut Schön‘ün ekibine atandı. Derwall, Schön’ün yardımcısı olarak 1978 Dünya Kupası sonrasına kadar hizmet verdi. Schön teknik direktörlükten emekli olunca, turnuvadaki başarılarında ışığında, Derwall Batı Almanya ulusal futbol takımı teknik direktörlüğüne getirildi.

1978 ile 1984 yılları arasında Batı Almanya Ulusal Futbol Takımı’nın teknik direktörlüğünü yapmış, 1980 Avrupa Futbol Şampiyonası’nı kazanmış ve 1982 Dünya Kupası’nda final oynamıştır. Saç biçimi ona ‘Şef Gümüş Kıvrım'(Häuptling Silberlocke) lakabını kazandırmıştır.

Derwall’in teknik direktör olarak ilk büyük turnuvası İtalya‘da düzenlenen 1980 Avrupa Futbol Şampiyonası oldu. Yönetimindeki Batı Almanya Milli Takımı, oynadığı beş maçın dördünü kazanarak şampiyonluğu kazandı. Derwall Batı Almanya teknik direktörü olarak 1984 Avrupa Futbol Şampiyonası’na katıldı. Favorilerden biri olarak gösterilmesine rağmen Batı Almanya Fransa’da başarılı olamadı ve Derwall’in takımı ilk turda elendi. Almanya’daki kamuoyu hızla Derwall’e karşı tersine döndü. Derwall görevinden istifa etmeye zorlandı ve yerine Franz Beckenbauer getirildi.

1984-1987 yılları arasında Galatasaray Spor Kulübü Futbol Takımı teknik direktörlüğünü yaptı. Galatasaray’daki imtiyazlı çalışması Türk futbolunun geleceğinin değişmesine yardımcı olmuştur. Bir ulusal şampiyonluk ve bir Türkiye Kupası kazanmasına rağmen, Derwall’in İstanbul‘da bulunması ile Türk futboluna modern Avrupa antreman teknikleri ve taktik fikirleri kazandırmıştır. 1986-1987 sezonunda Galatasaray ile lig şampiyonluğunu kazanırken, sarı-kırmızılı takım 14 yıllık aradan sonra bu başarıya ulaşmış oldu. Derwall, 4. sezonunda da Galatasaray”da şampiyonluk yaşadıktan sonra teknik direktörlük kariyerine son vererek Almanya”ya döndü ve Saint Ingbert kasabasında emeklilik dönemini yaşamaya başladı.

Türkiye’nin önde gelen teknik direktörlerinden olan Fatih Terim ve Mustafa Denizli Derwall’in Türkiye’de bulunduğu süre içinde ondan eğitim almışlardır.

Derwall, 1987 yılında Galatasaray‘ dan emekli olarak spor yaşamını bıraktı.

Jupp Derwall, 26 Haziran 2007 tarihinde Sankt Ingbert, Almanya’da 80 yaşında kalp krizi neticesinde ölmüştür. 2 Temmuz günü yapılan cenaze töreninin ardından yakılarak dünyaya veda etti.

Ölümünden sonra Florya Metin Oktay Tesisleri’nden bir antrenman sahasına “Jupp Derwall Antrenman Sahası” ismi verildi.

Profesyonel Futbol Kariyeri :
1949–1953 – Alemannia Aachen
1953–1959 – Fortuna Düsseldorf
1959–1960 – FC Biel/Bienne
1960–1962 – FC Schaffhausen

Teknik Direktörlük Kariyeri :
1959–1961 – FC Biel/Bienne (İsviçre)
1961–1962 – FC Schaffhausen (İsviçre)
1962–1963 – Fortuna Düsseldorf
1970–1978 – Batı Almanya (Yardımcı Antrenör)
1978–1984 – Batı Almanya
1984–1987 – Galatasaray

Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Ayşe Kökçü kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Ayşe Kökçü, 21 Mayıs 1955 tarihinde İstanbul’da Kuzguncuk’da doğmuştur. İlkokul, ortaokul ve lise öğrenimini Özel Kadıköy Kız Kolejinde yaptı. Sonra iki yıl İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji Bölümünde okudu. 1975 yılında İstanbul Belediye Konservatuarı Tiyatro Bölümüne girdi.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

İstanbul Belediye Konservatuarı’nda tiyatro üzerine eğitim aldı. Yıldız Kenter, Çetin İpekkaya, Melih Cevdet Anday, Sabahattin Kudret Aksal öğretmenleri oldu. 1980 yılında konservatuardan mezun olunca da Şehir Tiyatrolarında çalışmaya başladı. 35 yıldır aralıksız Şehir Tiyatrosu’nda çalıştı.

1997 yılında Nedim Saban Tiyatrosu’nda tek kişilik oyunu Bir Kadın’ı sergiledi.

1985 yılında Şener Şen‘ ile “Çıplak Vatandaş” filmi ile sinemaya başladı.

1989 yılında başlayıp 2002 yılına kadar Türk televizyonculuk tarihinin en uzun süren dizisi “Bizimkiler” dizisinde Erdal Özyağcılar, Ercan Yazgan, Mehmet Akan, Atılay Uluışık, Aykut Oray, Savaş Dinçel, Salih Kalyon, Selçuk Uluergüven, Rutkay Aziz ve birçok oyuncu ile birlikte oynadılar.

2014 yılının Mart ayında TRT’de başlayan “Tanıklar” adlı dizide Turgut Özal’ın eşi Semra Özal’ı canlandırdı.

Ayşe Kökçü, 2014 yılında STAR TV’de yayınlanan, başrollerinde Seda Bakan, Ahmet Kural ve Murat Cemcir’in rol aldığı “Kardeş Payı” adlı dizide oynadı.

Ayşe Kökçü, 1977 yılında Salih Sarıkaya ile evlenip ayrıldı. Başer Sarıkaya adında bir oğlu vardır. 1994 yılında oyuncu Avni Yalçın ile evlendi. 2001 yılında boşandılar. 27 Mart 2016 tarihinde 12 yıldır birlikte olduğu tiyatrocu Gökhan Mete ile evlendi.

Tiyatro Oyunları :
2001 – Polisin Müşterileri – Nedim Saban Tiyatrosu
1997 – Bir Kadın – Nedim Saban Tiyatrosu
1976 – Sacco ile Vanzetti- Yön: Savaş Dinçel, Şehir Tiyatroları
1977 – Dök İçini Rahatla – Mete İnselel tiyatrosu

1977 – Kurtuluştan Belgeler,
1978 – Marat Sade – Şehir Tiyatroları
1980 – Kanlı Nigar
– Shirley Valantine
– Size Öyle Geliyorsa Öyledir
– Bir Başkası
– Vanya Dayı
– Çulsuzlar
– Babanın Gorilleri,
– Yollar Tükendi,
– Susuz Yaz,
– Utanmazın Defteri,
– Bahar Noktası,
– İki Efendinin Uşağı,
– 1793
– Vişne Bahçesi,
– Lüküs Hayat (17 yıl aralıksız oynadı),
– Dört Kişilik Bahçe,
– Perşembenin Hanımları
– Sakarca,
– Hansel Gretel,
– Dans Eden Eşek

Filmleri ve Dizileri :
2014 – Tanıklar
2014 – Kardeş Payı
2013 – Gelmeyen Bahar
2009 – Yengeç Oyunu
2008 – Talih Kuşu
2006 – Yalancı Yarim
2005 – Eylül
2005 – Nefes Nefese
1993 – Yazlıkçılar
1989 – 2002 – Bizimkiler
1988 – İnatçı
1985 – Aşık Oldum
1985 – Çıplak Vatandaş

Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Alev Alatlı kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Türk edebiyatının usta yazarı.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

Alev Alatlı, 1944 yılında Menemen, İzmir‘de Ertuğrul Alatlı ve Füruzan Alatlı çiftinin kızı olarak dünyaya geldi. Işıl Alatlı adında bir kız kardeşi vardır. Ankara‘da başladığı ilkokulu, babasının subay olması dolayısıyla ülkenin muhtelif okullarında tamamladı. Ankara’da Mimar Kemal İlkokul’unda başladığı eğitimini, bir sömestirlik Karaköse arasından sonra, Erzurum Kültür Kurumu İlkokulu’nda tamamladı. Orta Okulu Ankara’da Namık Kemal Ortaokulunda okudu. Ortaokuldan sonra da babasının ateşemiliter olarak Japonya, Tokyo‘ya gönderilmesi, Alatlı’nın da Tokyo macerasını başlattı. Lise’yi Japonya‘da Amerikan Kolejinde bitirdi. Daha sonra ailesiyle beraber Türkiye‘ye döndü ve Orta doğu Teknik Üniversitesi Ekonomi-İstatistik bölümüne girdi.

Üniversite’yi bitirdikten sonra yüksek lisans yapmak üzere Fulbright bursu kazanıp sonradan eşi olan sınıf arkadaşı Alper Orhon ile Amerika‘ya gitti. Daha sonra doktorasını Vanderbilt University, Nashville, Tennessee’de Felsefe üzerine verdi. Alatlı, bu dönemde ilgi duymaya başladığı Düşünce Tarihi ve İlahiyat üzerine Türkiye’ye döndüğünde 5 yıl araştırmalar yaptı. 1968-1969 yılları arasında ABD‘de Maine Eyaletinde öğretim üyeliği yaptı.

Türkiye’ye döndüğünde İstanbul Üniversitesi ve DPT‘de görev aldı. Daha sonra Universty of California, Berkeley‘in Türkiye’de yürüttüğü bir psiko-dilbilim projesinin İstanbul ayağını üstlendi. Cumhuriyet Gazetesi ile ortak “Bizim English” isimli, Türkçe temelli bir İngilizce öğretim dergisi çıkardı. YAZKO yazarlar kooperatifinde görev aldı. 1984 yılında hep yapmak istediği bir işi yapmak için eve çekildi ve yazmaya başladı.

1985 ve 1986 yıllarında Edward Said’in “Haberlerin Ağında Islam” (Covering Islam) and “Filistin’in Sorunu” (The Question of Palestine) yayınlandı. Filistin davasını duyurmak üzere yaptığı çalışmalar, 1986’da Tunus’ta sürgünde olan Yaser Arafat tarafından “Özgürlük Madalyası” ile onurlandırıldı.

2006 yılında Rusya’da Mihail Aleksandroviç Şolohov 100. Yıl Edebiyat Ödülü’nü aldı.

2014 yılında edebiyat alanında Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülünün sahibi oldu.

2012 yılında Bülent Ecevit Üniversitesi; 2017 yılında Süleyman Demirel Üniversitesi tarafından fahri doktora payesi ile onurlandırıldı.

Basılan ilk romanı “Yaseminler Tüter mi Hala?” Ocak, 1985‘te çıktı. “Yaseminler Türer mi Hala?” Eleni olarak doğan, Naciye‘ye dönüşen, Türk kocasına dört çocuk doğurduktan sonra Eski Hisar göçmeni bir Anadolu Rum’u ile evlenen kadının gerçeğe yakın hikayesini işliyordu.

İkinci kitabı, “İşkenceci” bir yıl sonra geldi, 1986. Burada da “şiddet“i ve şiddetin türevi “işkence“yi irdeledi, Türk toplumunun şiddete yatkınlığına işaret etti.

Alatlı, bu eserden sonra Türkiye Psikoloji de denilebilecek eserler meydana getirmeye başladı. Bu bağlamda “Or’da kimse varmı?” adlı dört ciltlik kitabını yayımladı. Alev Alatlı bu kitap hakkında şunları söylüyor:

Or’da kimse var mı? Benim sorduğum bir soruydu. Bu düşündüklerimi sadece ben mi düşünüyorum diye bir soru. Gördük ki, hayır, kitap 1992‘de basıldı, o zamandan beri her yıl sessiz sedasız yeni bir baskı yapıyor. Or’da ne çok insan varmış, meğer! Dörtlü, 19701990 arası Türk ruhunun cenklerini anlatır – sosyalizmle, sosyal demokrasiyle, ülkücülükle, İslamiyetle, Kürtçülükle cenklerini. Bu arada da trajik bir kadın, Günay Rodoplu, kimselere dert anlatamadan ömrünü tamamlar. Dert anlatamadan, çünkü Günay Rodoplu, hiç farkında değildir ama “fuzzy”dir. “Fuzzy” yani çokdeğişkenli mantık, yani, yeni fizik, yani kaos teorisi, Kelebek Etkisi. “Hem solcuyum hem de sağcı” dediği için dışlanmış, ne Şiran’a ne de Selahattin’e yar olamamıştır, mesela. Zamanın toplumu “Holistic” ya da “bütüncül” düşünceden çok uzaktır onun için kadına kıyarlar.”

Yazarın son kitabı iki ciltlik “Schrödinger’in Kedisi“. Kitap “2035 Türkiye’sine dair, fütüristik bir bilim kurgu değil, bilimi temel alan kurgu” olarak değerlendiriliyor yazar tarafından. Dinden, eğitime, ekonomiden, aile yaşamına kadar, bilimdeki yeni gelişmeler ışığı altında ülkemize neler olabileceğini anlatıyor kitap.

Alev Alatlı, ODTÜ‘den sınıf arkadaşı Alper Orhon ile evlendi. Funda ve Kaan adında çocukları vardır.

2005-2017 yılları arasında Kapadokya Meslek Yüksekokulu mütevelli heyet başkanı olarak görev yapmıştır. 2017 yılı itibariyle de Kapadokya Üniversitesi mütevelli heyet başkanı olarak görevini sürdürmektedir.

9 Ekim 2018 tarihinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kuruluna üye olarak atandı.

Alev Alatlı, 2019 yılının Ağustos ayında toplam 11 ciltlik olacak olan ‘Nasihatname’ serisinin ilk iki cildi “FESÜPHANALLAH! “America The Beautiful” Nasihatname 1 ve Hafazanallah!-Nasihatname 2 adlı kitabını Turkuvaz Kitap’tan yayımladı.

Kitapları :
Roman :
1985 – Yaseminler Tüter mi Hala?
1986 – İşkenceci
1992 – Or’da kimse varmı? (5 cilt)
1. Viva La Muerte (Yaşasın ölüm) (1992)
2. ‘Nuke’ Türkiye (1993)
3. Valla Kurda Yedirdin Beni (1993)
4. O.K. Musti Türkiye Tamamdır (1994)
5. Beyaz Türkler Küstüler (2013)
1995 – Kadere Karşı Koy A.Ş.
2004 – Hatırla! Geçmişin Geleceğindir
2007 – Schrödinger’in Kedisi (2cilt)
1. Kâbus (2000)
2. Rüya (2001)
2004 – Gogol’un İzinde:
1. Aydınlanma Değil, Merhamet! (2004)
2. Dünya Nöbeti (2007)
3. Eyy Uhnem! Eyy Uhnem! (2008)
2009 – Hollywood’u Kapattığım Gün
2009 – Aklın Yolu da Bir Değildir
2011 – Funda’nın Mutfak Rehberi
2013 – Beyaz Türkler Küstüler
2018 – Ben Böyle Düşünüyorum Demekle Olmuyor!
2019 – FESÜPHANALLAH! “America The Beautiful”-Nasihatname 1
2019 – Hafazanallah!-Nasihatname 2

İnceleme – Deneme :
1986 – Aydın Despotizmi
1999 – Eylül 1998
2005 – Hayır Diyebilmeli İnsan
2008 – Yorumsuz
2011 – Şimdi Değilse Ne Zaman

Derleme :
2016 – Batıya Yön Veren Metinler
2014 – Bize Yön Veren Metinler

Tercüme :
1985 – Haberlerin Ağında İslam (özgün adı: Covering Islam) – Edward W. Said
1986 – Filistin’in Sorunu (özgün adı: The Question of Palestine) – Edward W. Said
1986 – En Emin Yol “Akvam ül-Mesâlik’li Marifat Ahval el-Memalik” – Tunuslu Hayreddin Paşa

Diğer:
Köşe Yazarları ve Obskürantizm (araştırma)
2001 – Safsata Kılavuzu (internet sitesi tartışma grubuyla birlikte)

Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Soner Yalçın kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Kamuoyu onu, 1993’te Aydınlık’ta yayımlanan Cem Ersever röportajı ile tanıdı. Daha sonra bunu Binbaşı Ersever’in İtirafları adıyla Doğu Perinçek’in yayınevinden kitaplaştırdı.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

Hüseyin Soner Yalçın, 1 Ocak 1966 tarihinde Çorum’da doğmuştur. Annesinin adı Cemile Yalçın ve babasının adı Mehmet Ali Yalçın’dır.

Sağlık meslek lisesini bitirdi. Hacettepe Üniversitesi Sağlık İdaresi Yüksek okulunu bitiremeden ayrıldı. 1987 yılında “2000’e doğru” adlı dergide çalışmaya başladı. Uzun süre Ankara bürosunda muhabirlik yaptı.

1993 ile 1994 yılı arasında “Aydınlık” gazetesinde çalıştı. 1995 Şubatında haber araştırma müdürü oldu yılsonunda işi bıraktı. Siyah Beyaz Gazetesinde de kısa bir süre çalıştı.

1996 yılında Show TV Ankara bürosunda çalışmaya başlayarak televizyona geçmiş oldu. 1996 yılında Star TV‘ye geçerek haber müdürü oldu.

CNN Türk‘te Cüneyt Özdemir‘le birlikte “5N1K” adlı programı hazırladı. CNN Türk’te yayınlanan “Oradaydım” adlı politik belgeselin hazırladı.

4 Şubat 2007 tarihinden Mart 2012 tarihine kadar Hürriyet gazetesinde, pazar günleri “Not Defteri” adlı köşe yazılarını yazdı.

Yabancı gazetelerde makaleleri yayınlanan, çeşitli yerli yabancı belgesellere katkıda bulunan Soner Yalçın “Binbaşı Ersever’in İtirafları”, “Hangi Erbakan”, “Behçet Cantürk“, Doğan Yurdakul ile “Reis” ve “Bay Pipo”, “Teşkilatın İki Silahşörü” ve Mehmet Ali Birand ile birlikte kaleme aldığı “The Özal” ve Türk siyasetine damgasını vurmuş Evliyazade ailesinin gerçek yaşam öyküsünü anlattığı “Efendi” gibi çok satan kitaplara imza atmıştır. Tarikat şeyhi Harun Hoca’nın (Aaron Kandiyoti) peşinden, tarikatlara, dergahlara, müritlere, siyaset ve ticaret dünyasına, ilginç akrabalık bağlarına uzanan bir yolculuğa çıkardığı son kitabı “Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı / Efendi 2”, Türkiye’nin gündemini sarstı ve aylarca en çok satanlar listesinde yer aldı.

ODA TV davası kapsamında 14 Şubat 2011 tarihinde tutuklandı. 27 Aralık 2012‘de tahliye oldu.

Soner Yalçın, Feza Kutanoğlu evlenmiş ve 10 yıl evli kaldıktan sonra boşanmışlardır. Aren Soner Yalçın (d.2000) adında bir çocuğu vardır.

Kitapları :
1994 – Binbaşı Ersever’in İtirafları
1994 – Millî Nizam’dan Fazilet’e: Hangi Erbakan?
1996 – Behçet Cantürk’ün Anıları
1997 – Reis Gladio’nun Türk Tetikçisi
1999 – Bay Pipo
2001 – Teşkilat’ın İki Silahşoru: Biri Meşrutiyet’in Silahşoru Dede Yakub Cemil Diğeri Cumhuriyet’in Silahşoru Torun Yakub Cemil
2001 – The Özal Bir Davanın Öyküsü
2004 – Efendi: Beyaz Türklerin Büyük Sırrı
2006 – Efendi 2: Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı
2008 – Siz Kimi Kandırıyorsunuz!
2009 – Bu Dinciler O Müslümanlara Benzemiyor
2012 – Erbakan: Eziyet Edilerek Yalnızlığa Yükseltilen İnatçı Bir Siyasal Liderin Portresi
2012 – Samizdat
2014 – Kayıp Sicil: Erdoğan’ın Çalınan Dosyası
2016 – Galat-ı Meşhur: Doğru Bildiğiniz Yanlışlar
2018 – Saklı Seçilmişler

Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Alev Esen kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Alev Esen, çocukluğunda tiyatrocu olmak istemiş, uzun yıllar bale eğitimi almış. 1,5 yıl kadar devlet tiyatrosunda oynamış. Eğitimini Almanya’da tamamlamış.Gençliğinde Şişhanede bir atölyede çalışarak gelinlik dikmeyi öğrenmiş.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

Tiyatrocu Tekin Akmansoy’un Sevim hanım ile evliliğinden kızıdır. Tiyatrocu Tayfun Orhon ile evliliğinden olan pop şarkıcısı Ozan Orhon‘un (d.1972) annesidir. Metin Esen ile evlidir.

Bir zamanların en ünlü gelinliklerine ve abiye kıyafetlerine imza atarak sosyete ile sanat dünyasının en gözde modacıları arasında bulunan Faize-Sevim Moda evi’nin ortağı olan annesi Sevim Baban’ın modacı kızıdır.

Alev Esen’in oğlu Ozan Orhon manken Ebru Şallı ile evlendi sonra da ayrıldı.

Alev Esen çifti, oğulları Ozan Orhon‘un lüks merakı, eğlenceye düşkünlüğü ve Ebru Şallı ile olan muhteşem düğününün masrafları yüzünden tefeciden para almıştı. 2 trilyon liralık borcu yüzünden, ödeyemeyince Ekim 1999 tarihinde gizlice Amerika‘ya kaçtı.
Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Goncagül Sunar kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Goncagül Sunar, 17 Eylül 1970 tarihinde İstanbul’da doğmuştur. Demet Sunar adında bir kız kardeşi vardır. 1991 yılında Şahika Tekand ve Studio Oyuncuları topluluğu ile sanat hayatına başladı.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

Goncagül Sunar, oyunculuğa 1992 yılında Oğuz Yalçın, Filiz Kaynak, Avni Kütükoğlu ve Nursan Esenboğa‘nın yönettiği, Kandemir Konduk‘un senaryosunu yazdığı “Mahallenin Muhtarları” dizisinde Fadime’nin arkadaşı olarak başladı. “Mahallenin Muhtarları” dizisinde Cihat Tamer, Erkan Can, Aydan Burhan, Esra Akkaya, Sevil Üstekin, Yalçın Gülhan, Filiz Taçbaş, Leman Çıdamlı, Açelya Akkoyun, Nezih Tuncay, İsmet Özhan, Dursun Ali Sarıoğlu, Suna Selen, Mümtaz Sevinç, Onur Akay ile beraber rol aldı.

2002 yılında senaryosunu Mahinur Ergun ve Meral Okay’ın yazdığı, yönetmenliğini Abdullah Oğuz’un yaptığı “Asmalı Konak” dizisinde Hayriye Soylu adındaki konak hizmetçisi rolünü oynarken dizide Özcan Deniz, Nurgül Yeşilçay, Selda Alkor, Selda Özer, Ege Aydan, İpek Tuzcuoğlu, Menderes Samancılar, Eylem Yıldız, Şerif Sezer, Yonca Cevher, Ali İpin, Zeynep Eronat, Hakan Vanlı, Selçuk Uluergüven, Hakan Boyav, Türkan Kılıç, Başak Daşman gibi oyuncular yer almıştır.

Goncagül Sunar, 2007 yılında ses mühendisi Musevi Marsel Zalma ile evlendi. Aksel Zalma (d.2010) adında oğlu vardır.

2004 yılında yönetmenliğini Çağan Irmak’ın yaptığı “Çemberimde Gül Oya” dizisinde şarkıcı Canan karakterlerine can vermiştir. 12 Eylül 1980 öncesi Türkiye’sindeki yaşamdan kesitleri sunan, “Çemberimde Gül Oya” adlı dizide Özge Özberk Mehmet Ali Nuroğlu, Selda Alkor, Melisa Sözen, Suzan Aksoy, Şerif Sezer, Kenan Bal, Bülent Alkış, Işıl Yücesoy, Tuba Büyüküstün, ile birlikte oynadı. Dizi 18 Mart 2005’te son bölümünü yayınlamıştır.

Oyunculuğun yanı sıra müzisyenliği ile de ön plana çıkan Goncagül Sunar Folk-rock türünde bir albüm ve gitar çalışmaları yapmaktadır.

2014 – 2015 yılları arasında “Kaderimin Yazıldığı Gün” adlı dizide Şükran Yörükhan karakterini canlandırırken; Özcan Deniz, Hatice Şendil, Begüm Kütük, Gürbey İleri, Metin Çekmez, Gül Onat, Hakan Meriçliler, Hale Soygazi ile beraber oynadı.

Haziran 2015 ayında Muğla’nın Menteşe ilçesinde çekimlerine başladıkları, senaryosunu Onur Ünlü‘nün yazdığı ve Yağmur Ünal’ın yapımcılığını üstlendiği “Uzaklarda Arama” adlı filmin yönetmenliğini annesi Türkan Şoray yaptı. Yağmur Ünal, ayrıca bir hayat kadınını canlandırdığı bu filmde ilk defa oyunculuk da yaptı. Filmin oyuncuları ise Sevda Erginci, Doğa Konakoğlu, Eşref Kolçak, Tanem Sivar, Fırat Tanış, Kaan Urgancıoğlu, Suna Selen, Elif Atakan, Mustafa Uğurlu, Ekin Türkmen, Pınar Göktaş, Sercan Badur, Mehtap Bayri, Goncagül Sunar gibi oyuncular olmuştur.

2015 yılında Birol Güven‘in aynı adlı kitabından sahneye uyarlanan “Yatak Odası Diyalogları” adlı tiyatro oyununda Levent Ülgen ile beraber oynadı.

2015 yılında Yazar ve yönetmen Can Bora’nın kurduğu tiyatro ve dans topluluğu ‘berika’nın ikinci oyunu olan “KAM” adlı tiyatro oyununda oyuncular; Goncagül Sunar, Yunus Günçe, Başak Kıvılcım Ertanoğlu, Halil ibrahim Irklı ve Can Bora rol alırken oyunun müzikleri Mabel Matiz, kostümleri ise Selim Baklacı tarafından hazırlandı.

2017 yılında yönetmenliğini Alper Babayağmur’un yaptığı “Her Şey Mümkün” adlı romantik-komedi filmin başrollerinde Yetkin Dikinciler ve Azra Akın‘ın yer alırken diğer rollerde Goncagül Sunar, Levent Ülgen, Mehtap Bayri, Bahtiyar Engin, Kaan Girgin, Umut Oğuz, Bora Sivri ve Haldun Dormen yer alıyor.

Rol Aldığı Tiyatro Oyunları :
2015 – Yatak Odası Diyalogları
2015 – Kam : Can Bora – Tiyatro ve Dans Topluluğu Berika

Filmleri ve Dizileri :
Oyuncu :
2018 – Babamın Kemikleri (Nurten) (Sinema Filmi)
2018 – Müslüm (Suzan) (Sinema Filmi)
2018 – Lady Winsley (Fatma) (Sinema Filmi)
2018 – Gülizar (Nazan)(TV Dizisi)
2018 – Bir Litre Gözyaşı (Suna)(TV Dizisi)
2018 – Ağlak Arif (Leman) (TV Filmi)
2017 – Çember: Evimdeki Yabancılar (Nursel) (TV Filmi)
2017 – Rüya (Vuslat Akarsu)(TV Dizisi)
2017 – Beginner (Sinema Filmi)
2017 – Her Şey Mümkün (Arzu) (Sinema Filmi)
2016 – Hayat Şarkısı (Konuk Oyuncu) (TV Dizisi)
2015 – Uzaklarda Arama (Şeyma) (Sinema Filmi)
2014 – 2015 – Kaderimin Yazıldığı Gün (Şükran Yörükhan) (TV Dizisi)
2014 – Cinayet (Meryem Barova) (TV Dizisi)
2013 – Salih Kuşu (Vesile) (TV Dizisi)
2012 – İbret-i Ailem (Yalçın ın Annesi) (TV Dizisi)
2012 – Mutlu Aile Defteri (Ayça) (Sinema Filmi)
2012 – 2013 – Umutsuz Ev Kadınları (Nazan) (TV Dizisi)
2012- Leyla ile Mecnun (Sabiha-Alevsu) (TV Dizisi)
2011 – Babam Sağolsun (Sevda) (TV Dizisi)
2008 – 2009 – Yol Arkadaşım (Rukiye Elmastaş) (TV Dizisi)
2008 – Issız Adam (Müşteri Kadın) (Sinema Filmi)
2008 – Gökten Üç Elma Düştü (Yıldız) (Sinema Filmi)
2007 – Çemberin Dışında (TV Dizisi)
2007 – Tatlı İntikam (Arife) (TV Dizisi)
2007 – Güzel Günler (Şükriye) (TV Dizisi)
2006 – Ona Melek Deme (Nejla) (Kısa Filmi)
2006 – Fırtına (İklima) (TV Dizisi)
2006 – Ahh İstanbul (Yağmur) (TV Dizisi)
2005 – O Şimdi Mahkum (Mine) (Sinema Filmi)
2005 – Güz Yangını (Zülal) (TV Dizisi)
2005 – Döngel Karhanesi (Gülsüm) (Sinema Filmi)
2004 – Çemberimde Gül Oya (Canan Cansev ) (TV Dizisi)
2003 – Asmalı Konak – Hayat (Hayriye Soylu) (Sinema Filmi)
2002 – Asmalı Konak (Hayriye Soylu) (TV Dizisi)
2000 – Filler ve Çimen (Hostes) (Sinema Filmi)
2000 – Abuzer Kadayıf (Manken) (Sinema Filmi)
1999 – Günaydın İstanbul Kardeş (TV Dizisi)
1994 – Küçük Bey (TV Filmi)
1992 – 2002 – Mahallenin Muhtarları (Goncagül) (TV Dizisi)

Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Mustafa Sağyaşar kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Seslendirdiği şarkılar arasında “Karam”ın büyük yeri vardır.

Mustafa Sağyaşar, 25 Ekim 1932 tarihinde Adana’da doğmuştur. Oyuncu Burak Sağyaşar yeğenidir.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

Müziğe profesyonel olarak 1951 yılında Ankara Radyosu’nda başladı. Bugüne kadar 125 küçük 45’lik plak, 10 taş plak, 10 uzun çalar yaptı. 400’ü aşkın parça yorumlamış olup TRT repertuarında iki de bestesi bulunmaktadır.

Mustafa Sağyaşar, Gülten Sağyaşar ile evlidir. Ayşe ve Cemil adlarında iki çocuğu vardır.

1998 yılında Kültür Bakanlığı tarafından Devlet Sanatçısı olarak ünvanlandırılmıştır.

Mustafa Sağyaşar, Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nin Türk Sanat Müziği Bölüm Başkanlığını, Kız Kulesi TSM Korosunun şefliğini yapmıştır.

Karam, Sabret Gönül, Bu Akşam Bütün Meyhanelerini, Nasıl Geçti Habersiz, O Ağacın Altı, Unutamam Seni, Sevmekten Kim Uslanır, Kader kime Şikayet Edeyim Seni gibi şarkıları onun sesinden dinlemek ayrı bir keyif.

Filmleri :
1989 – Taş Plaktan Bugüne (Kendisi) (TV Dizisi)

Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Orhan Gencebay kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Müzisyen, besteci ve sinema oyuncusu.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

Orhan Gencebay, 4 Ağustos 1944 tarihinde Samsun‘da doğmuştur. Müziğe 6 yaşında Rus konservatuvarı mezunu ve aslen Kırım göçmeni eski bir opera sanatçısı olan klasik batı müzikçi Emin Tarakçı Hoca’dan keman ve mandolin dersleri alarak başladı. 7 yaşında bağlama ve Türk Halk Müziği dersleri almaya başladı. 10 yaşında ilk beste çalışması olan Kara Kaşlı Esmerdi Kim Bilir Kimi Sevdi isimli eseri yaptı.

13 yaşında Türk Sanat Müziği ve tambur eğitimi almaya başladı. Ortaokul ve lise yıllarında Samsun, Edirne ve İstanbul musiki cemiyetlerinde yaylı tambur, THM cemiyetlerinde ise bağlama çaldı. Samsun ve İstanbul’da halk evlerinin kuruculuğunu yaptı. Kendi açtığı müzik dershanelerinde öğretmenlik yaptı.

İlk profosyonel bestesi Ruhumda Titreyen Sonsuz Bir Alevsin’i 14 yaşında yaptı.

16 yaşından itibaren jazz ve rock müziği ile ilgilenmeye başladı, batı nefesli sazlardan oluşan orkestralarda tenor sax çalarak görev yaptı. Istanbul’a gelerek konservatur sınavlarına girdi ve kazandı. İcra heyetinde 4 yıl görev yaptıktan sonra konservatuardan ayrıldı. Vatani görevini bahriyeli olarak sürdürdüğü yıllarda bandoda saksafon çalmaya devam etti.

20 yaşında TRT Ankara, 22 yaşında TRT İstanbul Radyosu sınavlarına girdi. Ankara radyosundan İstanbul radyosuna geçerek 10 ay çalıştı, kendi isteği ile ayrıldı.

TRT’den ayrıldıktan sonra babasının da işlerinin bozulması üzerine yeniden Samsun’a döndü. Ne var ki içindeki müzik tutkusu her geçen gün biraz daha yoğunlaştı. Orhan Gencebay çalışmalarını bu kez İstanbul Plakçılar Çarşısında yoğunlaştırdı. Söz yazarı, besteci, yorumcu, bağlama sanatçısı olarak zirveye doğru uzanan bir maratona başladı. Sanatçı henüz şarkıcı olarak tanınmadan önce de birçok bestesiyle şöhret olmuştu. “Sevemedim Kara Gözlüm “, “Koca Dünya”, “Sabır Taşı” adlı besteleri, besteci Orhan Gencebay’ın tanınmasına yetti.

1966’da Türkiye çapında yapılan bağlama çalma yarışmasında Arif Sağ ve Çinuçen Tanrıkorur ile birlikte derece aldı.

Arif Sağ ile birlikte 1966-1968 arası dönemde Muzaffer Akgün, Yıldız Tezcan, Ahmet Sezgin, Şükran Ay, Sabahat Akkiraz, Nuri Sesigüzel gibi birçok sanatçıya bağlama çaldı. Bu dönem içinde Kızılırmak Karakoyun, Ana, Kuyu gibi Türk filmlerinin müzik direktörlüğünü yaptı. İstanbul’daki halk evlerinde Abdullah Nail Bayşu, İsmet Sıral, Burhan Tonguç, Erkin Koray, Ömer Faruk Tekbilek, Vedat Yıldırımbora, Özer Şenay, Neşet Ertaş gibi sanatçılarla sık sık bir araya gelip müzik yaparak gelecekte kendi ortaya koyacağı müziksel sentezin ilk meyvelerini verdi. Ağlıyorum Yana Yana, Gönül bağları, Yıldız Akşamdan Doğarsın, Neredesin Leylâ’m gibi türkü plakları çıkardı. Sevemedim Karagözlüm, Sabır Taşı, Koca Dünya gibi besteleri çeşitli sanatçılar tarafından okunmaya, sanat dünyasında adı besteci ve bağlama virtüözü olarak duyulmaya başlandı.

Türkü plâklarından sonra, 1968 yılında ilk serbest çalışmalar plâğı Sensiz Bahar Geçmiyor/Başa Gelen Çekilirmiş’i çıkardı.Bundan sonra Topkapı Plak ve İstanbul Plak’tan seri olarak plaklar çıkarmaya devam etti. 1969 yılında çıkardığı Bir Teselli Ver/Yorgun Gözler 45’liği ile Türkiye çapında ün yaptı. Bestekâr ve enstrümanist kimliğinin yanı sıra, yorumcu kimliği ile ön plana çıkmaya başladı. Ben Eski Halimle Daha Mesuttum, Hor Görme Garibi, Severek Ayrılalım, Ümit Şarkısı, Sevenler Mesut Olmaz gibi plaklara imza attı.

1972 yılında Yaşar Kekeva ile birlikte Kervan Plak şirketini kurdu, şirketin yöneticisi oldu ve kardeşi Burhan Gencebay ile birlikte çalışmalarını burada sürdürmeye başladı. Kervan Plak, Türkiye’nin ilk yerli sermayeli plak şirketiydi. Bünyesine Erkin Koray, Ajda Pekkan, Muazzez Abacı, Mustafa Sağyaşar, Ahmet Özhan, Kamuran Akkor, Semiha Yankı, Samime Sanay, Neşe Karaböcek, Bedia Akartürk, Nil Burak, Ziya Taşkent, Semiramis Pekkan, Ferdi Özbeğen gibi starları alan Kervan Plak, dönemin plak piyasasının en güçlü şirketlerinden biri oldu. Daha sonra Yaşar Kekeva Kervan Plak’tan ayrılıp kendi adını verdiği plak şirketini kurunca Kervan Plak Orhan Gencebay ve Burhan Gencebay kardeşlerin ortaklığı ile bugünlere geldi. 1978 yılında yaptığı “Yarabbim” adlı plağı yurt içinde ve dışında yaptığı satışlarla rekor kırdı.

Orhan Gencebay, bugüne kadar 36 sinema filminde başrol oynadı, 90’a yakın filmde müzik direktörlüğü yaptı.

1000’den fazla bestesi bulunan Orhan Gencebay, bunların 400’e yakınını kendisi seslendirdi.

Orhan Gencebay’ın yaptığı çalışmalara TRT denetleme kurulunca arabesk dendiyse de, Orhan Gencebay bu değerlendirmeyi “yanlıştır ve eksiktir” diyerek kabul etmedi.

Yasal olarak 60 milyon civarı plak ve kaset tirajı olan Orhan Gencebay’ın, korsan üretimlerin yasal üretimlerden 2 kat fazla olduğu düşünülürse, yasal olmayan üretimlerle birlikte 200 milyon civarı tirajı olduğu tahmin ediliyor. Bu da; dünyanın sayılı tiraj rakamlarındandır.

Orhan Gencebay’ın 1970 yılında ilk evliliğini yaptığı Beyaz Kelebekler grubunun da eski solisti olan ses sanatçısı Azize Gencebay’dan Altan (d.1970) adını verdiği bir oğlu dünyaya geldi. Daha sonra oğlunun annesinden boşanan sanatçı “Tanrı katında eşimdir” dediği Sevim Emre’yi kendine hayat arkadaşı olarak seçti. 1974 yılından bu yana birlikte olan ünlü çift beraberliklerini büyük bir uyum ve mutluluk içinde sürdürüyorlar. Oğlu Altan Gencebay halen Kervan Plak prodüktörlüğünü yürütmektedir.

Orhan Gencebay’a 1999 yılında Kültür Bakanlığı’nca Devlet Sanatçısı unvanı verildi. 2002 yılında Dışbank’ın İdeal Kart reklamında, 2010 yılında Vodafone Türkiye reklamında oynadı.

1996-1997 yıllarında TGRT ekranlarında “Orhan Abi Halk Show” adlı programda sunuculuk yaptı. 2006 ve 2008 yıllarında Star TV ekranlarında yayınlanan “Popstar Alaturka” yarışmasında jüri üyeliği yaptı. 2013 yılında Star TV ekranlarında yayınlanan Popstar 2013 yarışmasında jüri üyeliği yaptı.

Orhan Gencebay, 3 nisan 2013 tarihinde Ak Parti Hükümeti tarafından açıklanan ve barış sürecini yönetecek olan 63 kişilik Akil insanlar listesine Karadeniz Bölgesi Temsilcisi olarak girmiştir.

2015 yılında Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri Yönetmeliği kapsamında, müzik alanında ödüllendirildi.

MESAM başkanı olan Orhan Gencebay, halk müziği sanatçısı Arif Sağ ile girdiği tartışmanın ardından 7 Şubat 2018 tarihinde Türkiye Musiki Eser Sahipleri Meslek Birliği (MESAM) başkanlığından istifa etti.

17 Nisan 2019 tarihinde Orhan Gencebay’a, göğüs ağrısı nedeniyle kaldırıldığı hastanenin yoğun bakımında müdahalede bulunuldu. Anjiyo işlemi gerçekleştirilen Orhan Gencebay’ın tıkanan iki damarına stent takıldı.

Albümleri :
– Musalla Taşı (1968–1969 derleme)
– Kaderimin Oyunu (1968–1970 derleme)
– Bir Teselli Ver (1968–1972 derleme)
– Batsın Bu Dünya (1971–1974 derleme)
– Sarhoşun Biri (1974–1976 derleme)
– Hatasız Kul Olmaz (1974–1976 derleme)
– Benim Dertlerim (1978)
– Yarabbim (1979)
– Aşkı Ben Yaratmadım (1980)
– Ben Topraktan Bir Canım (1981)
– Kördüğüm (1977–1982 derleme)
– Bir Damla Mutluluk (1978-82 derleme)
– Leyla ile Mecnun (1983)
– Dil Yarası (1984)
– Beni Biraz Anlasaydın (1985)
– Cennet Gözlüm (1986)
– Akma Gözlerimden (1987)
– Emrin Olur (1988)
– Ya Evde Yoksan (1989)
– Utan – Dokunma (1990)
– Hasret Rüzgarı (1991)
– Sen de Haklısın (1992)
– Hayat Devam Ediyor (1993)
– Yalnız Değilsin (1994)
– Gönül Dostu (1995)
– Kiralık Dünya (1996)
– Orhan Gencebay Klasikleri (1998)
– Cevap Ver (1999)
– Orhan Gencebay Klasikleri 2 (2002)
– İdeal Aşk (2002)
– Yürekten Olsun (2004)
– Yargısız İnfaz (2006)
– Orhan Gencebay Film Müzikleri (2007)
– Berhudar Ol (2010)
– Orhan Gencebay ile Bir Ömür (2012)

Filmleri :
1971 – Bir Teselli Ver
1972 – Sev Dedi Gözlerim
1973 – Ben Doğarken Ölmüşüm
1974 – Dertler Benim Olsun
1975 – Batsın Bu Dünya
1975 – Bir Araya Gelemeyiz
1976 – Bıktım Her Gün Ölmekten
1976 – Şoför
1977 – Hatasız Kul Olmaz
1978 – Derdim Dünyadan Büyük
1978 – Çilekeş
1979 – Aşkı Ben Mi Yarattım
1980 – Kır Gönlünün Zincirini
1980 – Yarabbim
1980 – Vazgeç Gönlüm
1980 – Ben Topraktan Bir Canım
1981 – Feryada Gücüm Yok
1982 – Kördüğüm
1982 – Bir Yudum Mutluluk
1982 – Leyla İle Mecnun
1983 – Zulüm
1983 – Kahır
1984 – Kaptan
1984 – Dil Yarası
1984 – Aşkım Günahımdır
1985 – Doruk
1987 – Cennet Gözlüm
1988 – Küçüksün Yavrum
1989 – Kan Çiçeği
1989 – Seni Arıyorum / Sensiz Yaşıyorum
1990 – Utan
1993 – Gerçek Bir Masal (Dizi)
1993 – Hamuş (Dizi)
1993 – Bayan Perşembe (Dizi)
1993 – Kızımı Arıyorum (Dizi)
2009 – Altın Kızlar (Dizi)

Ödülleri :
1968-1972 arası her 45liği için Altın Plak ödülleri
1972 Ses dergisi Yılın Türk Müziği Sanatçısı ödülü
İstanbul Plak tarafından, yüksek tiraj başarısından olayı verilen Altın Taç Ödülü (1970)
Tercüman gazetesi tarafından verilen Yılın Sanatçısı Ödülü (1984)
Merhaba dergisi tarafından verilen Yılın Sanatçısı Ödülü (1984)
Ses dergisi tarafından verilen Yılın Sanatçısı Ödülü (1985)
MÜYAP tarafından Dokunma adlı albümünün göstermiş olduğu yüksek satış başarısından dolayı verilen Yüksek Tiraj Ödülü (1990)
ABD-Mısır-İsrail’in önde gelen üniversiteleriyle, Hacettepe Üniversitesi’nin ortaklaşa vermiş olduğu Montu Merit Doktorası (Fahri Müzik Doktoru) Ödülü (1990)
Mehmetçik Vakfı tarafından verilen Altın Madalya Ödülü (1995)
İntermedia ekonomi dergisi tarafından verilen Ekonomide Yılın Yıldızları Ödülü (1998)
Kültür Bakanlığı’nca verilen Devlet Sanatçısı unvanı (1998)
Cumhurbaşkanlığı tarafından, Türk Milli Eğitimine katkılarından dolayı verilen Onur Ödülü (2000)
Kral Tv Müzik Ödülleri Onur Ödülü (2011)
Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri Yönetmeliği kapsamında, müzik alanında ödüllendirildi. (2015)
Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , , ,

Tilbe Saran kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Tilbe Saran, 20 Mayıs 1961 tarihinde İstanbul’da Nephan Saran, İsmail Hakkı Saran çiftinin kızı olarak doğmuştur. Saint Benoit Fransız Lisesi’nin ardından, İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü ve İstanbul Belediye Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nden mezun oldu.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

1986 yılında Dormen Tiyatrosu’nda başladığı profesyonel tiyatro hayatını, Kenter Tiyatrosu, İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları, Aksanat Prodüksiyon Tiyatrosu, Semaver Kumpanya ve Aysa Prodüksiyon Tiyatrosu’nda sürdürdü.

Ayrıca 1995 yılında Aksanat Prodüksiyon Tiyatrosu’nu Cüneyt Türel ve Işıl Kasapoğlu ile birlikte kurdu. Oynadığı birçok rolle ödüle layık görülen oyuncu, çeşitli radyo, sinema ve TV çalışmalarının yanı sıra seslendirme ve eğitmenlik de yapmaktadır.

Tilbe Saran, Kadir Has Üniversitesi Tiyatro bölümünde Eğitmenlik yaptı. Çeşitli sinema, televizyon ve radyo projelerinde rol aldı.

Tilbe Saran, 1985 yılında Rüstem Batum‘la evlilik yaptı, 1992 yılında boşandı. Daha sonra Cüneyt Türel ile birliktelik yaşadı.

16. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali Açılışı’nda, Zuhal Olcay ile birlikte tiyatro şarkıları seslendirdi. Fransa’da Türkiye Sezonu projesi çerçevesinde, 2009-2010 sezonunda Paris’te sahnelenen, Sedef Ecer’in fransızca olarak kaleme aldığı “Sur Le Seuil – Eşikte” adlı oyunun Türk oyuncularından biriydi ve oyun; 17. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali’nin konuğu olarak Türkiye’de okuma tiyatrosu şeklinde oynandı.

Hem yönetmen hem oyuncu olarak sahneye geri döndüğü “Düğün” oyunu ve Caner Alper‘in yazıp yönettiği, “Sevgi” rolü ile Altın Portakal kazandığı “Zenne” filminin ardından İntikam dizisinde Beren Saat’in oynadığı Yağmur karakterinin annesi Hale’yi Tilbe Saran canlandırdı.

Ödülleri :
1986 – Lions Tiyatro Ödülleri “En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu” Hangisi Karısı – (Dormen Tiyatrosu)
1990 – Avni Dilligil Tiyatro Ödülleri : “En İyi Kadın Oyuncu” Kral Lear – (İstanbul Şehir Tiyatrosu)
1990 – Kültür Bakanlığı “Eniyi Kadın Oyuncu” Kral Lear – (İstanbul Şehir Tiyatrosu)
1991 – Avni Dilligil Tiyatro Ödülleri: “En İyi Kadın Oyuncu” Vanya Dayı – İstanbul Şehir Tiyatrosu
1993 – Kültür Bakanlığı: “En İyi Kadın Oyuncu” Tartuffe – (Şehir Tiyatrosu)
1994 – MGD Tiyatro Ödülleri “En İyi Kadın Oyuncu” Çalıkuşu – (İstanbul Şehir Tiyatrosu)
1996 – Avni Dilligil Ödülleri “En İyi Kadın Oyuncu” Abelar Ve Heloise – (Aksanat)
1998 – Afife Tiyatro Ödülleri “En İyi Kadın Oyuncu” Alacaklılar – Aksanat
2002 – Afife Tiyatro Ödülleri “En İyi Komedi Kadın Oyuncu” – Tek Kişilk Şehir – (Aksanat)
2003 – Tiyatro Dergisi “En İyi Kadın Oyuncu” Fernando Krapp Bana Mektup Yazmış – (Aksanat)
2003 – Ankara Sanat Kurumu “En İyi Kadın Oyuncu” Fernando Krapp Bana Mektup Yazmış – (Aksanat)
2003 – 4.Lions, Tiyatro Ödülleri “En İyi Kadın Oyuncu” Fernando Krapp Bana Mektup Yazmış – (Aksanat)
2006 – Tiyatro Dergisi “Yılın Kadın Oyuncusu” – Nathalie – Aysa Prodüksiyon Tiyatrosu
2008 – Lions Tiyatro Ödülleri “En İyi Kadın Oyuncu” Koca Bir Aşk Çığlığı” – Aysa Prodüksiyon Tiyatrosu
2008 – 14.Sadri Alışık Ödülleri “En İyi Kadın Oyuncu” Cesaret Ana ve Çocukları – Semaver Kumpanya
2011 – 48. Uluslararası Altın Portakal Film Festivali, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Zenne)

Oynadığı Bazı Tiyatro Oyunları :
2014 – Savaş (oyun) : Lars Noren – Tiyatro Pürtelaş
2011 – Düğün : Tilbe Saran – Evren ErcanEda ÇatalçamAyşe Bayramoğlu – Aysa Prodüksiyon Tiyatrosu
2008 – Cesaret Ana ve Çocukları : Bertolt Brecht – Semaver Kumpanya
2006 – Koca Bir Aşk Çığlığı : Josiane Balasko – Aysa Prodüksiyon Tiyatrosu
2005 – Nathalie : Philippe Blasband – Aysa Prodüksiyon Tiyatrosu –
2004 – İki Hayat Sonra : Brian Friel – Kent Oyuncuları –
2003 – Fernando Krapp Bana Mektup Yazmış – Tankred Dorst – Aksanat Prodüksiyon Tiyatrosu
2002 – Tek Kişilik Şehir – Behiç Ak – Aksanat Prodüksiyon Tiyatrosu
2001 – Bay Knepp – Jorge Goldenberg
2000 – Sevilmek – Bilge Karasu – Aksanat Prodüsiyon Tiyatrosu
1999 – Molly S. : Brian Friel – Aksanat Prodüksiyon Tiyatrosu
1998 – Alacaklılar : August Stringberg – Aksanat Prodüsiyon Tiyatrosu
1997 – Abelard Ve Heloise : R. Duncan – Aksanat Prodüksiyon Tiyatrosu
1996 – Martı : Anton Çehov – Kent Oyuncuları
1995 – Çalıkuşu : Reşat Nuri Güntekin – İstanbul Şehir Tiyatrosu
1994 – Vanya Dayı – Anton Çehov – İstanbul Şehir Tiyatrosu
1992 – Tartuffe – Moliere – İstanbul Şehir Tiyatrosu
1990 – Kral Lear – William Shakespeare – İstanbul Şehir Tiyatrosu
1989 – Hangisi Karısı – Ray Cooney – Dormen Tiyatrosu

Filmleri ve Dizileri :
Oyuncu :
2016 – Ve Perde! (Sinema Filmi)
2016 – Cesur ve Güzel (Fügen)(TV Dizisi)
2016 – Göç Zamanı (Hanım)(TV Dizisi)
2014 – Şeref Meselesi (Zeliha Kılıç) (TV Dizisi)
2014 – Çekmeceler (Saadet) (Sinema Filmi)
2013 – İntikam (Hale) (TV Dizisi)
2012 – Dövmenin Dili (Seslendiren) (TV Filmi)
2011 – Zenne (Sevgi) (Sinema Filmi)
2009 – Turquaze (Meryem) (Sinema Filmi)
2008 – Beni Unutma (Havva) (TV Dizisi)
2005 – Madagaskar (Türkçe Seslendirme) (Sinema Filmi)
2004 – Troia (Seslendirme) (TV Dizisi)
1998 – Kaç Para Kaç (Parktaki Kadın) (Sinema Filmi)
1996 – Bir Erkeğin Anatomisi (Saime) (Sinema Filmi)
1994 – Kaygısızlar (Terbiye – 4) (TV Dizisi)
1986 – Çalıkuşu (Nazmiye) (TV Dizisi)
1986 – Vazife Uğruna (Şehnaz Dilan Seslendirmesi) (Sinema Filmi)
1985 – Züğürt Ağa (Nilgün Nazlı Seslendirmesi) (Sinema Filmi)
1985 – Gülüşan (Yaprak Özdemiroğlu Seslendirmesi) (Sinema Filmi)
1984 – Tutku (Hülya Avşar Seslendirmesi) (Sinema Filmi)
1984 – Cumartesi Cumartesi (Carole Laure Seslendirmesi) (Sinema Filmi)
1983 – Kuruntu Ailesi (Didem) (TV Dizisi)

Danışman :
2004 – Korkuyorum Anne (Cast Danışmanı) (Sinema Filmi)

Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Tahsin Şahinkaya kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

12 Eylül 1980 askeri darbesi generallerinden

Tahsin Şahinkaya, 1925 yılında Amasya’nın ilçesi Merzifon’da doğmuştur. 1943 Yılında Harp Okulu’ndan Asteğmen rütbesi ile mezun olup Çankırı Piyade Atış Okulu’nda Piyadecilik Stajını tamamladıktan sonra Eskişehir Hava Okulu’nda uçuş eğitimine başladı.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

1944 yılında Pilotaj Eğitimi için Amerika Birleşik Devletleri Uçuş Okuluna gönderilerek Özel Keşif Kursuna katıldı. 1946 yılında uçucu teğmen olarak Türkiye’ye döndü ve Eskişehir Hava Okulu’nda görev yapmaya başladı.

1949 yılında tekrar ABD’ne gönderilmiş, dönüşte Eskişehir’de Hava Fotoğraf Okulu’nu kurmuştur.

Tahsin Şahinkaya, 1955 yılında başladığı Hava Harp Akademisi’nden 1957 yılında mezun olarak 3’üncü Hava Kuvveti İstihbarat Bşk.Lığı Foto Kıymetlendirme Sb.Lığına atandı. 1964 – 1966 yılları arasında Napoli Aırsouth Karargahında Eğt.Tat.Ve Kıy.D. Başkanı olarak görev yaptı. 1965 yılında Tuğgeneral oldu.

1966 yılında 6’ncı Ana Jet Üs K.Lığı’na tayin oldu. 1969 yılında Tümgeneralliğe terfi ederek Hava Harp Akademisi Komutanı olarak görevlendirildi. 1971 yılında ise Hv.K.K.Lığı Harekat D.Bşk.Lığına, 1972 yılında Hava Harp Okulu Komutanlığı’na atandı.

1973 yılında Korgeneralliğe terfi ederek Hv.K.K.Lığı İdari Kurmay Yarbaşkanlığı görevini yaptı. Ardından 1’inci Taktik Hv.K.K.Lığı ve Cento Türk Askeri Temsil Heyeti Bşk.Lığı görevlerinde bulundu.

1977 yılında Orgeneralliğe terfi ederek Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği’ne getirildi. 21 Ağustos 1978 tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanı oldu.

12 Eylül 1980 tarihinde yapılan askeri darbe sonrasında da Milli Güvenlik Konseyi Üyeliği ile Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nı beraber yürütmüştür.

6 Aralık 1983 tarihinde askerlikten emekliye ayrıldı. TSK üstün hizmet madalyasına sahip olan Tahsin Şahinkaya, evli idi ve 2 çocuğu vardır.

Bir süredir Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA) Haydarpaşa Eğitim Hastanesi’nde tedavi gören Tahsin Şahinkaya, 9 Temmuz 2015 tarihinde İstanbul’da 90 yaşında ölmüştür.

Tahsin Şahinkaya, Time dergisi tarafından dünyanın en zengin 50 generalinden biri olarak gösterildi. Mal varlığının 20 milyon dolar civarında olduğu ve bu mal varlığını 1980 sonrası F-16 uçaklarının alımında oluşturduğu iddia edilmiştir.

12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nin sorumlularının yargılanmasını engelleyen anayasanın geçici 15. maddesinin 2010 Türkiye anayasa değişikliği referandumu ile kaldırılması sonucu Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya‘ya dava açıldı. Anayasal düzeni ortadan kaldırmakla suçlanan Şahinkaya hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istenen duruşma 4 Nisan 2012 tarihinde başladı. Evren ve Şahinkaya dava sonucunda müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı. Tahsin Şahinkaya öldüğünde; Yargıtay aşamasında olan karar bağlanmadığı için dava düşecek. Şahinkaya, darbe suçundan aldığı hapis cezası onaylanmadığı için orgenerallere uygulanan askeri törenle toprağa verilecek.
Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Tahsin Yazıcı kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Kore Türk Silahlı Kuvvetleri komutanlığı yaptı.

Tahsin Yazıcı, 1892 yılında Manastır’da (bugünkü Bitola) doğmuştur. Kdz. Ereğli doğumlu olan babası Ali Bey asker olup görev sebebiyle Manastıra gittiği dönemde Tahsin Yazıcı dünyaya gelmiştir. Babası Ali Bey ve annesi Ganimet Hanımdır. 1 Kasım 1909’da İstanbul’da Osmanlı Askerî Akademisine girdi ve akademiden 1 Mart 1912’de ikinci teğmen olarak mezun oldu.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

Tahsin Yazıcı, mezun olduktan sonra I. Dünya Savaşı sırasında Çanakkale‘de 1 Mart 1916’da Teğmen olarak görev yaptı. Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu’ya geçerek iyi bildiği Doğu Cephesi’nde Kazım Karabekir‘in maiyetinde savaşmıştır. 10 Ekim 1920’de Yüzbaşı rütbesine yükseldi. Milli Mücadele sonrasında ise süvari yüzbaşısı olarak görevine devam etmiştir. Bu dönemde Şeyh Said isyanının bastırılmasında başarı göstermiştir. Ayrıca sonrasında Nasturi İsyanını bastırmak içinde görev almıştır.

Daha sonra, 1925 yılında Kıdemli Yüzbaşı rütbesindeyken açılan bir sınavı kazanarak Fransa‘ya gönderilen iki süvari subayından biri olmuş, orada iki sene kalmıştır. Kaldığı zaman zarfında o dönem ön plana çıkmaya başlayan tankçılık hakkında bilgi sahibi olmuştur. Türkiye‘ye döndükten sonra, Süvari Okulunda 1927 ile 1929 yılları arasında Süvari Okul Öğretmeni olarak görev yaptı. 30 Ağustos 1931 tarihinde binbaşı rütbesine getirildi. 1934 yılında yeni kurulan Türkiye’nin ilk Tank tabur komutanlığına atandı. Türkiye’deki ilk muharip tank taburunu Lüleburgaz’da kurmuş ve ülkemizde “Tankçılığın Babası” olarak anılmaya başlamıştır. Daha sonra Tahsin Yazıcı Yarbay rütbesi ile de ilk tank alayımıza da kuruculuk ve komutan vekilliği yaptı.

1937 yılında Süvari Okuluna geri döndü ve 30 Ağustos 1938 tarihinde Yarbay rütbesine yükseldi ve daha sonra 30 Ağustos 1943 tarihinde Albay rütbesine terfi etti.

Zırhlı birlikler ve tankçılık hususunda bilgisini geliştirebilmek için II. Dünya Savaşı esnasında (1942) Mısır‘daki El Alamein Muharebesi’nde gözlemci olarak bulunmuş, Erwin Rommel ve Bernard Montgomery‘nin kullandığı zırhlı birlikler taktiklerini incelemiştir.

İstanbul’daki 2. Zırhlı Alay Komutanlığı. Gelibolu’daki 5. Zırhlı Alay Komutanlığı. Ankara’daki 2. Zırhlı Tugay Komutanlığı görevlerinde bulundu.

1949 yılında Tuğgeneral rütbesine terfi etti. Temmuz 1950’de başlayan Kore Savaşında, Birleşmiş Milletler safında savaşmak üzere Güney Kore’ye gönderilen Kore Türk Silahlı Kuvvetleri Komutanlığına tayin edildi. 1950 yılında tuğgeneral olarak Kore Savaşı sırasında 5 Bin kişilik Türk Tugayına komuta etti. 17 Ekim 1950 tarihinde Kore’ye vardı. Pusan, Suvan, Kumhwa, Elco kesimlerinde meydana gelen savaşlarda büyük başarılar gösterdi. Kore’de bir gecede 352 kişinin yaralandığı, 78 kişinin de şehit olduğu Kunuri Savaşı‘nda Amerikalıları yenilmekten kurtardı. Savaş sırasında Tümgeneral rütbesine terfi etti.

Güney Kore Türk birliği katıldığı muharebelerde; 37 subay, 26 astsubay, 658 er olmak üzere toplam 721 şehit, 2147 yaralı, 346 hasta, 234 esir ve 175 kayıp vermiştir. 462 Türk şehidi Güney Kore’de Seul-Pusan Kasabası yakınlarındaki Tanggok Mezarlığı içerisinde bulunan Pusan Şehitliği’nde bulunmaktadır.

17 Kasım 1951 tarihinde görevini 2. Değiştirme tugayına devrederek Türkiye’ye döndü. Döndükten sonra Tümgeneral rütbesiyle Kara Kuvvetleri Komutanlığı Zırhlı Birlikler Dairesi Başkanlığı görevinde bulunmuştur.

1952 yılında ordudan emekli oldu. 1954-1960 yılları arasında X. ve XI. dönem Demokrat Parti İstanbul Milletvekili olarak TBMM‘ye girdi.

27 Mayıs 1960 askeri darbesinde tutuklandı, Yassıada’da yargılanarak 5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Üç yıl hapis yattı, sonra serbest bırakıldı.

Tahsin Yazıcı, 1929 yılında Nezahat Hanım (d.1904-ö.1996) ile evlendi. Ahmet Bali (1931-) adında bir oğlu oldu.

Tahsin Yazıcı, 11 Şubat 1970 tarihinde Ankara’da 78 yaşında ölmüştür.
Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Tahsin Taşkın kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Tahsin Taşkın, 3 Şubat 1966 tarihinde Trabzon’da doğmuştur. Trabzon’un Araklı, Halilli Köyü’ndendir. Tiyatro ile ilgili herhangi bir eğitim almayan Taşkın’ın yeteneği doğuştan. Samsun‘da gençliğinde bir ara pazarcılık yaptı.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

Küçüklüğünden beri taklit yeteneği olan Tahsin Taşkın, aile mesleği ticarete devam ederken önce özel bir radyoda program yapmaya başlamış. Daha sonra aynı grubun televizyonuna başvurmuş. Bir yıl kadar canlı televizyon programı yaptıktan sonra “Ayrılsak da beraberiz” dizisinden teklif geldi.

“Ayrılsak da beraberiz”, “Arka Sıradakiler”, “Papatyam” gibi dizilerden tanıdık onu.

2012 yılında Samsun Canik Kültür Merkezi’nde sahnelediği ‘Lazkişot‘ adlı gösterisiyle izleyenleri güldürdü.

Birçok dizide oynayan Tahsin Taşkın, Seksenler dizisinde balıkçı idris karakterini canlandırdı.

Hayatını İstanbul‘da devam ettiren Tahsin Taşkın, yurt içinde ve dışında yapılan etkinliklerde şovmenlik ve gerektiğinde sunuculuk yapmaktadır.

Filmleri :
2017 – Bakkalgazi (TV Filmi)
2016 – Temel ile Dursun İstanbul’da (Dursun)(Sinema Filmi)
2016 – Parayı Bulduk (Sinema Filmi)
2014 – Bizum Hoca (Cevdet)(Sinema Filmi)
2013 – Evlilik Okulu (Saffet)(TV Dizisi)
2013 – Çocuklar Duymasın 4. Sezon (İdris Ustanın Bacanağı)(TV Dizisi)
2012 – 2016 – Seksenler (Balıkçı İdris)(TV Dizisi)
2009 – 2011 – Papatyam (Mahir Teke)(TV Dizisi)
2008 – 2009 – Yalancı Romantik (İdris)(TV Dizisi)
2007 – 2009 – Arka Sıradakiler (Rıfat)(TV Dizisi)
2007 – Doktorlar (TV Dizisi)
2006 – Yaprak Dökümü (Hızır Usta)(TV Dizisi)
2005 – İki Arada Aşk (TV Dizisi)
2004 – Karım ve Annem (Hasan)(TV Dizisi)
2002 – En Son Babalar Duyar (Ramiz)(TV Dizisi)
2000 – Kahkaha Show (TV Dizisi)
1999 – 2003 – Ayrılsak da Beraberiz (Kapıcı İdris ) (TV Dizisi)

Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Özge Törer kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Özge Törer, “Diriliş Osman” dizisinde Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucusu Osman Gazi’nin 1280 yılında evlendiği ilk eşi ve ikinci padişah Orhan Gazi’nin annesi, din bilgini Şeyh Edebali’nin kızı “Malhun Hatun” karakterini canlandıracak.

Özge Törer, 1998 yılında İstanbul’da doğmuştur. 2017- 2018 eğitim öğretim yılında Muğla, Sıtkı Koçman Üniversitesi sahne sanatları bölümünü kazanarak orada okumaya başlamıştır.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

Ata binmeyi ve yüzmeyi çok seven Özge Törer, 2019 yılının Eylül ayında “Diriliş Osman” dizisinin seçmelerine katıldı ve yapımcı Mehmet Bozdağ’ın beğenmesi ile Osman Gazi’yi canlandıracak Burak Özçivit’in partneri olarak dizinin kadrosuna “Malhun Hatun” karakterini canlandırmak üzere katıldı.

Özge Törer, “Diriliş Osman” dizisinde Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucusu Osman Gazi’nin 1280 yılında evlendiği ilk eşi ve ikinci padişah Orhan Gazi’nin annesi, din bilgini Şeyh Edebali’nin kızı “Malhun Hatun” karakterini canlandıracak.

Filmleri ve Dizileri :
2019 – Diriliş Osman (Malhun Hatun) (Tv Dizisi)

Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Ozan Orhon kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Ozan Orhon, 3 Nisan 1972 tarihinde İstanbul’da annesi ünlü modacı Alev Esen ve tiyatro sanatçısı Tayfun Orhon çiftinin çocuğu olarak doğdu. Kardeşinin adı Evrim’dir. Tiyatro oyuncusu Tekin Akmansoy’un torunudur.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

1990’da 18 yaşında Polonya’da düzenlenen bir şarkı yarışmasında dünya ikincisi oldu. Ardından Garo Mafyan, Şehrazat (müzisyen) ve Aysel Gürel’le tanıştı. 19 yaşında ilk albümü yapıldı.

1991 de “Oldu mu Şimdi” isimli bir albüm çıkardı.

Ozan Orhon, 1993 de İnter Star TV.de “Senkron”adında yarışma eğlence programı sundu. 2006 yılında ise ShowTV‘de “Pazar Keyfi” adındaki magazin programını ve “denemeye değer” isimli programı sundu.

1996 yılında askerliğini tankçı olarak yaptı. Ancak kilolarından dolayı yarıda terhis edildi.

Ozan Orhon, 19 Haziran 1997 da manken Ebru Şallı ile Sabancı Korusu’nda peri masalı gibi bir törenle evlendi. 1998 yılının Haziran ayında da boşandı. 1999’da ailesinin tekstil işine girdi. 10 mağaza açıp iflas etti. Antalya’ya yerleşti. Bu dönemde Ozan Orhon, Fethiye çarşı caddesinde Lal bar’da sahneye çıktı.

2002’de ailesinin yanına ABD’ye gitti. Yapamayıp geri döndü. 2005’te ilk mide kelepçe operasyonunu oldu.

Ozan Orhon, 2009’un başlarında 130 kiloya çıkmış ve yüksek tansiyon nedeni ile hastaneye kaldırılmıştı. Midesine kelepçe takılan Ozan Orhon 5 ayda 65 kilo verdi.

8 yıl aradan sonra 2011 de “Değişim”adında bir albüm çıkardı.

2015 yılında Kıbrıs’taki Kaya Artemis Hotel’de Misafir İlişkileri Koordinatörü olarak işe başladı.

2016 yılının Haziran ayında 1900 Orkestrası ile birlikte Doksanlı yıllarda öne çıkan duygusal şarkısı Canımsın Canımı yeniden yorumladı.

EVLİLİKLERİ :
1.evliliği: 19 Haziran 1997 da manken Ebru Şallı ile evlendi. 1998 yılının Haziran ayında da boşandı.
2.evliliği: 2000 yılında manken ve VJ Yeşim Erçetin ile evlendi. Evliliklerinin üçüncü yılında 20 ağustos 2003 de boşandı. “Lara Yağmur” adında bir kızı var.
3.evliliği: 2014 yılında tekstilci Birgül Orhon ile evlendi.

Albümleri:
1992 – Oldumu Şimdi
1993 – Dize Geleceksin
1993 – Sarıl Bana
1995 – Perişan
2000 – Zamanı Geldi
2004 – İntikam
2006 – Ellerin Olsam
2007 – Maalesef
2011 – Değişim
2016 – Canımsın Canım (ft. 1900 Orkestrası)

Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , , ,

Talat Aydemir kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Talat Aydemir, 1917 yılında Bilecik’de doğdu. 1940 yılında Harp Okulu’nu ve 1954 yılında Harp Akademisi’ni bitirdi.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

Harp Akademisi’ni bitirir bitirmez, 1954 yılında Demokrat Parti iktidarına karşı örgütlenen cuntanın kurucularındandır.

1959 yılında Kore’ye gitti. Kore’de görevli olduğu için 27 Mayıs 1960 ihtilaline katılamaz. Yurda döndüğünde harekatı gerçekleştiren Milli Birlik Komitesi’nce, Kurmay Albay rütbesindeyken Harp Okulu Komutanlığı’na atanır. 22 Şubat 1962’de, yapılan atama ve tutuklamalara karşı, askeri öğrencilerin de desteğini alarak hükümete karşı direniş hareketini örgütler. Bu direniş hareketi, hükümetle uzlaşarak sonuçlanır. Bu direniş hareketinden iki gün sonra emekli edilip tutuklandı. 10 Mayıs 1962’de çıkarılan özel af yasasıyla serbest bırakılır.

20 Mayıs 1963’de, anayasada öngörülen reformların gerçekleştirilmediği gerekçesiyle ikinci bir darbe girişiminde bulunur. Ancak başarılı olamaz. Yapılan yargılamadan sonra Süvari Binbaşı Fethi Gürcan ile birlikte idama mahkum edilir.

Talat Aydemir, 5 Temmuz 1964 tarihinde cezası infaz edilerek idam edildi.
Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Talat Paşa kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

İkinci Meşrutiyet döneminde İttihat ve Terakki Cemiyeti‘nin üç liderinden (Talat Paşa, Enver Paşa, Cemal Paşa) biridir. 280. Osmanlı Sadrazamı olarak görev yapmıştır.

Talat Paşa, 1874 yılında Kırcaali’de doğmuştur. Tam adı, Mehmet Talat’dır. İlk öğrenimini Vize ilçesinde yaptı. Edirne Askeri Rüştiyesini bitirdikten sonra Edirne Posta ve Telgraf idaresinde katiplik, Alyans İsrail Mektebi’nde Türkçe öğretmenliği görevlerinde bulundu. Çok genç yaşlarda siyasetle ilgilenmeye başladı, Sultan Abdülhamit II Han’a karşı mücadele eden jöntürklerin çalışmalarına katıldı. Meşveret Gazetesi ile cemiyet bildirilerinin dağıtımını üstlendi. Bu çalışmalarından ötürü kovuşturmaya uğrayarak 1895’te tutuklandı. Selanik’te Posta ve Telgraf Müdürlüğünde memurluk ve başkatiplik yaptı.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

Selanik’te bulunduğu sırada İttihat ve Terakki Fırkası adını alan Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’ni kurdu. İki defa İstanbul‘a giderek İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin şubesini kurdu ve teşkilatlandırdı. Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşa ile Üç Paşalar adlı bir grup kurdu.

1909 yılında kurulan Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locasının ilk büyük üstadı olarak 1 yıl görev yaptı.

İkinci Meşrutiyet‘in ilanında 1908’de İttihat ve Terakki‘den milletvekili oldu. Hüseyin Hilmi Paşa kabinesinde İçişleri Bakanlığı’na getirildi, Babıali Baskını’nı düzenleyenler arasında yer aldı.

Balkan Savaşları sırasında, bölgedeki karışıklıkları önlemek amacıyla Doğu Anadolu’daki Osmanlı tebalı Ermeni vatandaşlara uygulanan tehcir kararını Dahiliye Nazırı (İçişleri Bakanı) olduğu 1915 yılında bizzat planlamış ve uygulamayı organize etmiştir. Bu uygulama nedeniyle Batı kamuoyunda “soykırım yapmak”la suçlandı ve “bir numaralı Ermeni düşmanı” ilan edildi.

1917 yılında sadrazamlığa yani başbakanlığa getirildi. Gene aynı dönemde İttihat ve Terakki Fırkası’nın Reis-i Umumiliğini üstlendi.

Edirne‘nin Bulgarlar tarafından ele geçirilmesinden sonra ordunun harekete geçerek şehri geri almasından sonra Bulgarlarla İstanbul’da yapılan barış görüşmesini birinci delege olarak katıldı.

Birinci Dünya Savaşı‘ndan çekilen Rusya ile Breslitowsk’da yapılan barış antlaşmasına Osmanlı Devleti adına katıldı. 3 Mart 1918 tarihinde yapılan bu anlaşmada Talât Paşa’nın çabaları sayesinde Rusya’nın 1878’de 93 Harbi sırasında işgal ederek aldığı Ardahan, Kars, Artvin ve Batum Osmanlı Devleti’ne geri verildi.

Temmuz 1918’de sadrazamlıktan ayrıldı. Birinci Dünya Savaşı’nın Osmanlı Devleti için büyük bir yenilgi ile sonuçlanmasından sonra Ahmed İzzet Paşa’ya bıraktığı mektupta, millete karşı hesap vermek üzere geri geleceğini, gerekirse mahkemeye de çıkacağını bildirerek ülkeden ayrıldı.

Dünya Savaşı’nın sonunda Osmanlı Devleti yenik düşünce Talat Paşa kabinesinin istifasından sonra 1-2 Kasım 1918 tarihinde İttihat ve Terakki’nin yedi lideriyle birlikte bir Alman denizaltısıyla Odessa’ya kaçtı. Aralık 1918’de Berlin’e geldi. İstanbul’daki sıkıyönetim mahkemesince (Âliye Divan-ı Harb-i Örfi), Talat Paşa 5 Temmuz 1919 tarihinde gıyabında İsmail Enver, Cemal Paşa ve Dr. Nazım ile birlikte, Trabzon, Yozgat ve Boğazlıyan’da uygulanan katliamların planlayıcı ve uygulayıcısı olma suçundan idama mahkum edildi.

Talat Paşa, Hayriye Talat Bafralı ile evlendi.

Talat Paşa, 15 Mart 1921 tarihinde Berlin’de Charlottenburg semtindeki Hardenbergstrasse’deki evinden dışarı çıktıktan sonra, 18 yaşındaki Ermeni Devrimci Federasyonu üyesi olan Soğomon Tehliryan tarafından vurularak öldürülmüştür.

Cinayetinden sonra yakalanan Soğomon Tehliryan, cinayeti işlediğini itiraf ettikten sonra ve tehcirde geçirdiği travma nedeniyle ve cinnet geçirdiği gerekçesiyle Alman mahkemesi tarafından suçsuz bulundu. Tehliryan, Alman Mahkemesinde 1.5 günlük bir yargılama sonrasında beraat etmiştir.

TBMM‘nin 1926 yılında kabul ettiği bir kanunla ailesine ev tahsis edilmiş ve şehit aylığı bağlanmıştır. Ölümünden sonra Berlin’de Türk Mezarlığına gömülen Mehmet Talat Paşa’nın mezarı, 1943 yılında alınan Bakanlar Kurulu kararı ile 20 Şubat 1943 günü Türkiye’ye taşınmış ve Abide-i Hürriyet şehitliğine gömülmüştür.

Talat Paşa’nın Meşrutiyet ve I. Dünya Savaşı yıllarını ele alan anıları ölümünden sonra “Talat Paşa’nın Hatıraları”(1958), “Talat Paşa’nın Anıları” (1986, 1990) adı altında yayımlandı.
Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Loulou Dedola kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Atatürk aşığı Fransız yazar Loulou Dedola, çizgi roman ve konserlerle Kemalizmi anlatıyor.

Loulou Dedola, Fransa’da Lyon şehrinde doğmuştur. Roman yazarı, sinema ve çizgi roman senaryo yazarıdır. Özellikle de Mustafa Kemal ATATÜRK hakkında bir çizgi roman yazdı.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

Fransa’da yaşayan Loulou Dedola, birlikte Avrupa ve Afrika’da çok seyahat ettiği RCO müzik grubunun lideri, yazarı, bestecisi ve şarkıcısıdır.

Afrika‘da birçok konser veren Loulou Dedola, Nijerya‘da uzun süre yaşadı ve Afrika suç şebekelerine sızmayı başardı. Hayatının bu dönemi,2009 yılında yazdığı ilk romanı olan “419 African Mafia”ya ve 2014 yılında tasarımcı Lelio Bonaccorso ile birlikte ilk isim verdiği çizgi romana ilham verdi.

Bu romanından Canal Plus için bir belgesel hazırladı. 2014 yılında bu romanı uyarlanarak yönetmenliğini Eric Bartonio’nun yaptığı “419” adı ile filmi yapıldı.

Fırsat buldukça Afrika ülkelerine giden Fransız müzisyen yazar Loulou Dedola, Atatürk’ü ve Kemalizmi Afrikalı çocuklara anlatıyor. Dedola, sorunlarla boğuşan Afrika için de çözümün Kemalizm olduğunu söylüyor.

2018 yılında Çizgi roman olarak hazırlanan “Le Père Turc: À la recherche de Mustafa Kemal” (Türklerin atası, Mustafa Kemal’in izinde) kitap İzmirli bir entelektüel olan Afife karakteri üzerinden Atatürk‘ün hayatından kesitler sunuyor.

Kendini Kemalist olarak tanımlayan Atatürk aşığı Fransız yazar Loulou Dedola, çizgi roman ve konserlerle Kemalizmi anlatıyor.

Kitapları :
2019 – Fela back to Lagos
2018 – Le Père Turc: À la recherche de Mustafa Kemal (Türklerin atası, Mustafa Kemal’in izinde).
2017 – Jeu d’Ombres – Tome 02: Ni Ange ni maudit
2016 – Jeu d’Ombres – Tome 01: GAZI
2009 – Quatre cent dix-neuf
2009 – 419 African Mafia

Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Henri Rousseau kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Fransız Post Empresyonist ressamdır.

Henri Rousseau, 21 Mayıs 1844 tarihinde Laval, Mayenne, Fransa’da bir muslukçunun oğlu olarak doğmuştur. Laval Lisesi’nde okudu. Lise derslerinde vasat olmasına rağmen, çizim ve müzik derslerinde çok başarılıydı. Liseden sonra Angers’de bir avukatın yanında çalıştı, ancak daha sonra avukatla arasında meydana gelen bir olay sonunda, avukatın kendisini mahkemeye vermesinden kaçınmak için 1863 yılında askere yazıldı. Orduya katılıp 1863 yılından başlayarak dört yıl görev yaptı. Babasının ölümünün ardından, 1868 yılında Paris’e taşındı ve devlet memuru oldu. Mesleği yüzünden Le Douanier (gümrük memuru) olarak da bilinir.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

Henri Rousseau, 1871 yılında, Paris gümrüğünde bir iş buldu. Ancak bu görevi gümrükçülük değildi ve ikinci sınıf kâtiplikten ileriye gidemedi. Ciddi olarak resim yapmaya kırklı yaşlarının başında başladı, 1893 yılında kırk dokuz yaşındayken yılda 1019 frankla işinden emekli olarak sanatına yoğunlaştı. Bu yıllarda sanatçı, geçimini temin etmek için keman ve solfej dersleri verdi; komşularının portrelerini çizdi. Karısı 1888 yılında ölünce 1899 Ağustosunda ikinci evliliğini yaptı. 1903 yılında ikinci karısını da öldü.

Henri Rousseau, çalışmalarını 1886 yılından itibaren düzenli olarak Salon des Indépendants’da sergilendi. 1893 yılında ölümüne kadar yaşadığı ve çalıştığı Montparnasse’deki bir stüdyoya taşındı.

Hiçbir zaman Fransa‘yı terk etmemiş veya bir vahşi orman görmemiş olmasına rağmen, en ünlü resimleri vahşi orman resimleridir. Resimli kitaplardan, botanik bahçelerden ve doldurulmuş vahşi hayvanlardan ilham almıştır. Çalışmalarının çoğu görünüşte çocuksu olan tarzından dolayı alaya alınsa da, biçim ve tarzından feragat etmedi. Eserlerini gelenekçi eserleri takip ederek akademik bir yol izleyerek üretmeye çalıştı. Yarattığı masumiyet ve çekicilik avangardların beğenisini kazandı. Pablo Picasso, Henri Rousseau’nun dehasını farkedince onunla buluşmaya gitti ve adına bir ziyafet düzenledi.

1897 yılında en ünlü resimlerinden olan La Bohémienne endormie’yi (Uyuyan Çingene) yapmıştır.


Henri Rousseau, Uyuyan Çingene / The Sleeping Gypsy – 1897

Sürrealistler tarafından da ilgi gördü ve aslında bu hareketin itici gücü oldu. Gözün ulaşamayacağı yerin ötesini görebilme kabiliyeti ve kâğıtta görülmeyenleri algılayabilme kabiliyeti, çalışmalarına aşırı derinlik kazandırdı ve kariyeri boyunca, her biri kendine özgü bir tarza ve biçime sahip, çeşitli resimler oluşturmasına yardımcı oldu. Resmi bir eğitim almayan Henri Rousseau, kariyeri boyunca hobi olarak resim yaptı, ancak kendine olan özgüveni ve işinde sahip olduğu yetki duygusu inanılmaz eserler yaratmasına imkan sağladı.

En dikkat çeken ve en iyi bilindiği orman sahneleri, kariyerinde daha sonra yaptığı çalışmaların çoğunda tasvir ettiği iş ve sahneler gibi rüyalarla da tanındı. Çalışmalarının çoğu, ilk elden deneyimlerine değil, ziyaret ettiği yerlere dayanıyor ve bu parçalarla kendine özgü bir stil oluşturmak için yeni bir yaşam ve yeni bir tarz geliştiriyordu

1905 yılında “Antilopun Üzerine Atlayan Aç Aslan” adlı büyük vahşi orman resmini yapmış ve Salon des Indépendants’da, o zamanın Henri Matisse gibi genç avangart ressamlarının eserleriyle birlikte sergilemiştir. Bu sergide Fovist resmin ilk örneklerinin sergilendiği kabul edilmektedir.

1907 yılında ressam Robert Delaunay‘ın annesi Delauney Kontesi Berthe, Rousseau’nun Yılan Oynatıcısını yapmasını istedi.

İki akademik ressam, Felix Augusto Clement (1826-88) ve Jean-Leon Gerome (1824-1904), Rousseau’ya tek öğretmeninin doğa olmasını tavsiye ederler ve Rousseau da bu öğüdü yaşamının sonuna kadar uygular. Bu iki akademik ressam, aynı zamanda Rousseau’ya Louvre Müzesi’deki eserlerin kopyalarını yapabilmesi için gereken iznin çıkartılmasını da sağlarlar.

Evlilikleri :

1.eşi: Clémence Boitard (e. 1869–1888) Antonine Louise Rousseau (d.1872), Henri Anatole Clement Rousseau (d.1870), Julia Rousseau (d.1876), Henri-Anatole Rousseau (d.1879), Julia Clemence Rousseau (d.1874) adlarında çocukları oldu.
2.eşi: Josephine Noury (e. 1899–1903)

Henri Rousseau, 2 Eylül 1910 tarihinde Paris, Fransa’da 66 yaşında ölmüştür.
Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Talat Tokat kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Talat Tokat, Türk Futbol hakemliğinin sembol isimlerinden birisidir.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

Talat Tokat, 10 Ekim 1937 tarihinde Siirt’de doğmuştur. 1954-1956 yılları arasında Hava Teknik Okulu’nu bitirdikten sonra Astsubay olarak Diyarbakır ve Ankara’da görev yaptı. 1976 yılında Türk Hava Kuvvetleri’nden emekli olmuştur.

Talat Tokat 1960 yılında astsubay iken futbol hakemliğine başlamış ve faal hakemlik yaşamını 1986 yılına kadar devam ettirmiştir. Oğlu Metin Tokat da Türkiye’nin en bilinen hakemleri arasındadır.

Talat Tokat, 1986 yılında faal hakemlik dönemi bittikten sonra Futbol Federasyonu Başkanlığında Merkez Hakem Kurulu Üyeliği yaptı. MHK üyeliği yaptığı gibi, mentörlük (istikbal vaat eden hakemleri izleme ve raporlama) görevi de yapmıştır.

Türkiye Liglerinde pek çok maç yönetti, kırkın üzerinde uluslararası maçta da ülkemizi temsil etmiştir. 1979 yılında aldığı FIFA kokartını 9 yıl takmış. UEFA Kupası, Şampiyon Kulüpler Kupası, Avrupa ve Dünya Kupası Eleme müsabakalarında defalarca görev almıştır. Bunlardan en görkemlisi; 1983 yılında 110 bin kişi önünde yönettiği UEFA Kupası çeyrek final maçı olan “İnter-Real Madrid” maçıdır.

13 Haziran 1982 tarihinde Eskişehir ile Beşiktaş arasında oynanan maçı; Televizyonda (TRT) siyah-beyaz olarak yayınlanan son maç olarak da yönetmek ona kısmet olmuş.

Talat Tokat, evli ve 2 çocuk babasıdır. Hakem Metin Tokat (d.1960) oğludur.
Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Talat Ulussever kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Borsa İstanbul Yönetim Kurulu Başkanıdır.

Talat Ulussever, 1970 yılında Adana’da doğmuştur. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye bölümünden mezun oldu. Finansal Kaynakların Yönetimi” alanında Carnegie Mellon Üniversitesi’nden (ABD) yüksek lisans, “Türkiye’de Yapılan Finansal Reformların Ekonomik Analizi” başlıklı teziyle Kansas Üniversitesi’nden (ABD) doktora derecelerini aldı.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

2004–2007 yılları arasında Benedict College Finans Bölümü’nde (ABD) tam zamanlı Yardımcı Doçent olarak çalışan Dr. Ulussever, aynı zamanda üniversitenin iştirak ve şirketlerinde araştırmacı, proje danışmanı ve finans danışmanı görevlerinde bulundu.

Lisansüstü eğitimi boyunca Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunan farklı üniversite ve kuruluşlarda analist, uzman, öğretim görevlisi ve misafir profesör olarak çalıştı.

Akademik hayatına 2007 yılından itibaren Suudi Arabistan’da Kral Fahd Petrol & Mineral Üniversitesi’nde devam eden Talat Ulussever, burada finans dersleri verdi ve araştırma projelerinde proje yürütücüsü ve danışman olarak aktif görevler aldı.

Akademik kariyeri boyunca çok sayıda uluslararası akademik sempozyumda sunumlar yaptı, müzakerelerde bulundu ve oturumlara başkanlık etti. Uluslararası hakemli dergilerde birçok makale ve kitap eleştirileri yayımlanan ve Şubat 2013’te Doçent olan Dr. Ulussever, çok sayıda uluslararası akademik dergi ve kurumun Bilimsel Kurullarında görev yapmaktadır.

2010-2014 yılları arasında T.C. Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı’nda Baş Proje Direktörü ve Başkan Danışmanlığı görevlerinde bulunduğu sürede Ajans’da görev yapan uzmanlara ekonomi, finans ve yatırım alanında eğitimler vermiştir.

5 Nisan 2013’te Borsa İstanbul A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi olarak atanan Talat Ulussever, 31 Mart 2015 tarihinde yapılan Genel Kurul Toplantısında Borsa İstanbul’da Yönetim Kurulu Başkanı olarak seçilmiştir.

İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi İktisat Bölümü kurucu başkanlığını da yapan Talat Ulussever, Haziran 2014’ten beri Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde Doçent olarak görev yapmaktadır.

İleri derecede İngilizce, orta düzeyde Arapça bilen Talat Ulussever, evli ve 4 çocuğu vardır.

Talat Ulussever, 2011 genel seçimlerinde milletvekili olmak için AKP’den aday adayı olmuştu.

Borsa İstanbul A.Ş’nin (BİAŞ) 31 Mart 2015 tarihinde gerçekleştirilen Olağan Genel Kurulu’nda, Talat Ulussever Yönetim Kurulu Başkanı olarak seçilen Talat Ulussever, 31 Mart 2018‘e kadar görev yapacak. Tuncay Dinç, münhal (boşta) bulunan Yönetim Kurulu üyeliğine seçildi.
Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Tamer Karadağlı kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Tamer Karadağlı; 24 Mayıs 1967 tarihinde genç bir anne babanın ilk evladı olarak Ankara‘da doğdu. Aslen Azeri kökenli Kars Sarıkamışlıdır. İlkokula başlamadan ailesi ile birlikte ABD‘ye yerleşen Tamer Karadağlı, İlkokula Amerika‘da başladı, Lise yıllarına kadar Amerika’da yaşamış sonra Türkiye’ye dönmüş ve TED Ankara Koleji’ne yazılmış; Tamer Karadağlı’nın kendi deyimi ile Türkiye’ye geldigi ilk yıllar biraz zor geçti, dayanamayıp Amerika’ya dönen Karadağlı lise sonda kesin dönüş yaptığı Türkiye’de Çankaya Lisesi’nden mezun oldu. Sinema sevdası o yıllarda basladı. Daha sonra Bilkent Üniversitesi Sahne ve Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Bölümünden mezun oldu.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

İlk filmini 1993 yılında çevirdi. TRT’de yıllarca oynayan “Ferhunde Hanımlar” dizisinde Dr. Selçuk rolü ile ün kazandı. Üniversite yıllarında başladığı seslendirme işini başarı ile devam ettirdi. Robert De Niro, Marlon Brando‘nun gençliğini, Al Pacino, Antonio Banderas, Michael Madsen, Kevin Kostner, Clint Eastwood, Mel Gibson, George Clooney gibi sanatçıları seslendirdi.

1200 bölüm süren kaliteli bir TRT yapımı olan Ferhunde Hanımlar dizisindeki Dr. Selçuk rolünden sonra Tamer Karadağlı için İstanbul macerası “Çocuklar Duymasın” adlı dizisindeki Pınar Altuğ ile başrolde oynadığı “TAŞ FIRIN” Haluk rolü ile ile başladı.

Tamer Karadağlı, 8 farklı İngilizce lehçesini konuşmaktadır.

Reklam filmlerinde de yer alan Karadağlı, oyunculuk dışında bir çok ünlü oyuncunun seslendirmesini de yaptı.

2012 yılının başında Yönetmen koltuğuna da oturan Tamer Karadağlı, “Süpertürk” adlı bir film çevirdi. Murat Serezli’nin de oynadığı filmde Tamer Karadağlı hem yönetmen hem de oyuncu oldu.

Seslendirme sanatçısı Arzu Balkan ile 30 Kasım 2002 de evlenip, 24 Nisan 2007de boşandı. 2 Temmuz 2006’da kızları Zeyno dünyaya geldi.

2007 yılında oyuncu Deniz Uğur ile birlikte oldu.

Tamer Karadağlı’nın TST Gıda ve Su Sanayi adlı şirketi var. Ayrıca Türk Patent Ensitüsü’nden su sektöründe kullanılmak üzere ‘Suna’ ve ‘Artı’ markalarını koruma altına aldırdı. Faaliyetlerine devam eden şirketi küçük yatırımlarla büyütmeye çalışıyor.

İki tane Harley Davidson motosikleti var vakit buldukça onlarla geziyor.

Tamer Karadağlı, 11 Ekim 2014 tarihinde Bursa‘nın İznik ilçesinde motosikletli 35 kişilik arkadaş grubu ile gezerken motorsikleti ile virajı alamayınca düştü. Yaralanan Karadağlı daha sonra çağrılan özel bir helikopter ile İstanbul‘da özel bir hastaneye götürüldü.

Rol Aldığı Tiyatro Oyunları:
2010 – Bir Yaz Gecesi Rüyası : William Shakespeare – Tiyatro Kedi
1999 – Dolu Düşün Boş Konuş : Steven Berkoff – Oyun Atölyesi
1997 – Fehim Paşa Konağı : Turgut Özakman – Tiyatro Bakış
1996 – Saat 9.05 : Nezihe Araz – Tiyatro Bakış
1995 – Cahide : Nezihe Araz – Tiyatro Bakış
1992 – Uyarca : Friedrich Dürrenmatt – Ankara Devlet Tiyatrosu

Filmleri :
2016 – Pamuk Prens(Sinema Filmi)
2015 – Yenilmezler: Ultron Çağı (Robert Downey Türkçe Seslendirme)(Sinema Filmi)
2014 – Böcek (Sinema Filmi)
2012 – SüperTürk
2012 – Güven Bana
2012 – Acayip Hikayeler
2011 – Adım Bayram Bayram
2010 – Çocuklar Duymasın
2010 – Memlekette Demokrasi Var
2009 – Hıçkırık
2009 – Sağlık Olsun
2009 – Altın Kızlar- 2009 (Konuk Oyuncu)
2009 – Suluboya
2009 – Ah Kalbim
2008 – Son Ağa
2008 – Kiralık Oda 2008
2007 – Bayrampaşa: Ben Fazla Kalmayacağım
2007 – Fedai
2007 – Living & Dying
2006 – Sınavdan Sonra
2006 – Hayatım Sana Feda
2006 – Arka Sokaklar
2005 – Beyza’nın Kadınları
2004 – Şans Kapıyı Kırınca
2004 – Yağmur Zamanı
2003 – Bir Tutam Baharat –
2002 – En Son Babalar Duyar
2002 – Çocuklar Duymasın
2001 – Nasıl Evde Kaldım
2000 – Artık Sevmeyeceğim
2000 – Sarı Evin Esrarı
2000 – Şaşı Felek Çıkmazı
1999 – Demir Leblebi
1999 – Babam Olur musun?
1993 – Ferhunde Hanımlar

Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Tamer Levent kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Tamer Levent, 13 Ekim 1950 tarihinde İzmir’de Zeki Levent ve Meral Levent çiftinin oğlu olarak doğmuştur. Liseyi İzmir Türk Koleji’nde okudu. 1971 yılında Ankara Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümünde okumaya başladı 1977 yılında Yüksek Bölümü’nden mezun oldu. 1974 -1975 yıllarında Haluk Bilginer Konservatuardan okul arkadaşıdır.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

Devlet Tiyatroları’nda yaptığı tiyatro oyunculuğunun yanı sıra yönetmenlik de yapmıştır. Devlet Tiyatroları’nda genel müdür yardımcılığı ve 25 Mart 1994 tarihinde Devlet Tiyatroları genel müdürlüğü görevlerinde bulundu. 10 Ağustos 1994 tarihine kadar bu görevi yaptı.

Tamer Levent, Devlet Tiyatroları rejisör kadrosunda çalışmalarına devam etmektedir.

Tamer Levent, Devlet Tiyatroları Opera ve Balesi Çalışanları Vakfı TOBAV ile Tiyatro Oyuncuları Meslek Birliği TOMEB Genel Başkanıdır.

Yönettiği oyunlar, Rusya, Kanada, Güney Kore, İran ve Kuzey Kıbrıs’ta festivallere davet edildi. Yaklaşık 170 ülkede Türkiye’yi temsil etti. Atölye çalışmaları yaptı.

Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi’nde, Eskişehir Anadolu Üniversitesi‘nde, New York Üniversitesi Tiyatro Bölümü’nde, Berlin Yüksek Sanat Okulu Tiyatro Bölümü’nde; İngiltere Yorkshire Bretton Hall College’de ve Warwick Üniversitesi‘nde “Yaratıcı Oyunculuk” dersleri verdi. Belçika, Lüksemburg ve Macaristan‘da Avrupa Parlamentosu’yla birlikte düzenlenen tiyatro buluşmalarının prensiplerinin oluşturulduğu komitelerde ve organizasyonlarda bulundu, seri atölye çalışmaları yönetti.

Fransa ve Tunus‘ta uzun süreli atölye çalışmaları yaptı ve sonuçlarını birer gösteri haline dönüştüren Tamer Levent, radyo ve televizyonlarda da dizi programlar, drama çalışmaları gerçekleştirdi. . TRT Radyo-1’de Gecenin İçinden programında izleyicilerle canlı iletişim programı yaptı. Çin ve Hindistan belgeselleri gerçekleştirdi. Dünyanın pek çok ülkesinde drama atölyeleri yönetti.

Tamer Levent, 1984 yılında kurduğu Sanat Kurumu Deneme Sahnesi’nde drama çalışmaları başlattı.

Tamer Levent, 1982 yılında televizyon program yapımcısı Seynan Levent ile evlendi. Efe (d.1984)adında oğlu ve Hazel (d.1985) adında kızı vardır.

1 Nisan 2003 tarihinde Çorlu Belediyesi tarafından “Çorlu Belediyesi Tamer Levent Sahnesi” adı ile tiyatro sahnesi açıldı.

Bugüne kadar Türkiye‘de yapılmış en büyük bütçeli sinema filmlerinden biri olarak dikkat çeken, 25 Aralık 2015 tarihinde vizyona girecek olan “Ertuğrul 1890” adlı sinema filminin yapımcılığını Türkiye tarafında Kültür ve Turizm Bakanlığı, Japonya tarafında ise Ertugrul Film Partners yapım ortağı grubu üstleniyor. Uygulayıcı yapımcılığını Japonya‘da TOEI şirketi, Türkiye’de Böcek Yapım’ın gerçekleştirdiği filmde, Türk oyuncular, Kenan Ece, Alican Yücesoy, Uğur Polat, Mehmet Özgür, Tamer Levent, Melis Babadağ, Murat Serezli, Deniz Oral, Hakkı Haluk Cömert, Cem Cücenoğlu, Erkan Pekbay, Mert Aygün, Alper Düzen ve Japon oyuncular Seiyo Uchino, Shioli Kutsuna, Naoto Takenaka, Yui Natsukawa, Toshiyuki Nagashima, Takashi Sasano, Yukiyoshi Ozawa rol aldı.

Ödülleri :
2009 – 45. Ankara Sanat Kurumu Tiyatro Ödülleri, “En İyi Erkek Oyuncu” ödülü. (Galileo Galilei – Galileo’nun Yaşamı)
2012 – 6. Asya Pasifik Sinema Akademi ödüllerinde (APSA); Tepenin Ardı isimli sinema filminde oynadığı rol ile, diğer iki ülke adayı ile birlikte en iyi erkek oyuncu adayı seçildi.
2012 – 3. Malatya Film Festivali’nde, Tepenin Ardı isimli sinema filminde oynadığı rol ile, diğer rol arkadaşları, Mehmet Özgür, Reha Özcan, Berk Hakman, ve Furkan Berk Kiran ile birlikte en iyi erkek oyuncu seçildi.
2013 – 24. Ankara Film Festivali’nde Tepenin Ardı isimli sinema filminde oynadığı rol ile en iyi erkek oyuncusu seçildi.
2013 – 81.Dil Bayramı Onur Ödülü, Dil Derneği.

Yazdığı Kitapları ve Oyunları :
Niçin Tiyatro (Makaleler),
Ya Tutarsa (oyun),
Bütün Dünya Bir Oyun Sahnesi
Karısına Göre Bir Halk düşmanı
Anla Beni
Masal Kadınları

Rol Aldığı Tiyatro Oyunları:
1975 – İstanbul Efendisi – Musahipzade Celal,
1977 – My Fair Lady (Müzikal) – Bernard Shaw’un Pygmalion adlı eserinden uyarlayan: Alan Jey Lerner, Devlet Tiyatroları Ankara
1977 – İnsandan Kaçan (Mysantrophe) – Moliere, Devlet Tiyatroları Ankara
1977 – Genç W.’nin Yeni Acıları – Ulrich Plenzdorf, Devlet Tiyatroları Ankara
1978 – Billy Budd (Yasalar ve İnsan) – Herman Melville,
1978 – Sultan Kız (çocuk oyunu) – Osman Güngör Feyzoğlu,
1979 – Monserrat – Emmanuel Robles,
– Özgürlüğüne Kavuşturulan Don Kişot – Anatoli Vasilieviç Lunaçarski,
– Arturo Ui’nin Önlenebilir Yükselişi – Bertolt Brecht,
– Keşanlı Ali Destanı – Haldun Taner,
– Bir Sabah Gülerek Uyan – Necati Cumalı,
– Tam Rolünde – Leonnie Ossowski,
– Ebedi Koca – Victor Heim,
– Burgonya Prensesi Ivona – Witold Gombrowicz,
– Matmazel Helsinka – Georgas Astalos,
– Karacaoğlan – Dinçer Sümer,
– Sanatçının Ölümü – Yılmaz Onay,
– Tartuffe – Moliere,
– Düşler Yolu – Tennessee Williams
– Yaşamaya Dair – Nazım Hikmet’ten uyarlayan Tamer Levent,
– Ramazan’la Cülide – Erhan Gökgücü,
2008 – Mutlu Yıllar – Peter Turrini, Beşiktaş Belediyesi Akatlar Kültür Merkezi İstanbul
2008 – Galileo‘nin Yaşamı – Bertolt Brecht, Devlet Tiyatroları Ankara
2009 – Yalancının Resmi – Memet Baydur, Mask-Kara Tiyatrosu İstanbul
2012 – Venedik Taciri – William Shakespeare, Devlet Tiyatroları Ankara
2013 – Rain Man (Yağmur Adam) – Dan Gordon, Tiyatro Keyfi İstanbul
2014 – Kuvayi Milliye (Kurtuluş Savaşı Destanı) – Nazım Hikmet, Tiyatro 2000 İstanbul

Yönettiği Oyunlar Ve Operalar:
– Bir Elin Nesi Var (çocuk oyunu) – Muharrem Buhara
– Bütün Dünya Oyun Sahnesi – Tamer Levent
– Bernarda Alba’nın Evi – Federico Garcia Lorca (Binnaz Aydan koreografisi ile TV dans tiyatrosu projesi)
– Yeniden Yaratma-oyun-Ülkü Ayvaz, ilk SSCB turnesi
– Önce İnsan – Yılmaz Karakoyunlu (Kanada turnesi)
– Masal Kadınları – Tamer Levent (İran turnesi)
– Carmen – Georges Bizet, İzmir Devlet Opera ve Balesi
– Mança’lı Adam – Don Kişot, Mersin Devlet Opera ve Balesi
– Yaşamaya Dair – Nazım Hikmet (senaryo), Ankara Devlet Opera ve Balesi (Bu tek kişilik oyunun müziklerini Ali Aykaç yaptı ve Tamer Levent opera orkestrası eşliğinde kendisi oynadı.)
– Caligula – Albert Camus
– Bakhai – Euripides
– Kalpaklılar – Samim Kocagöz’den uyarlayan Tamer Levent
– Ney Dans Prodüksiyonu – Tamer Levent (senaryo), (Tamer Levent’in rejisörlüğünü ve sanat yönetmenliğini yaptığı bu gösteri bütün dünyayı dolaştı.)
– Ferhat ile Şirin – Nazım Hikmet, Ankara
– Domuz Ahırı – Athaol Fughart, İzmir Sahne Tozu Tiyatrosu
– Midas’ın Kulakları – Güngör Dilmen, Konya Konya Devlet Tiyatrosu
– Yalancının Resmi – Memet Baydur, İstanbul, Mask-Kara Tiyatrosu
– Ölümü Yaşamak – Orhan Asena, Diyarbakır – Diyarbakır Devlet Tiyatrosu
2012 – Ak Kartalın Oğlu Gılgameş – Orhan Asena, Diyarbakır Devlet Tiyatrosu

Filmleri ve Dizileri :
2019 – Çiçero (Sinema Filmi)
2018 – Yol Arkadaşım 2 (Sinema Filmi)
2018 – Ahlat Ağacı (Recep Dede) (Sinema Filmi)
2016 – Suda Balık (Ömer) (Sinema Filmi)
2016 – Cesur Ve Güzel (Tahsin Korludağ)(TV Dizisi)
2015 – Ertuğrul 1890 (Sinema Filmi)
2015 – Misafir (Sinema Filmi)
2015 – Aşk Yeniden (Şevket) (TV Dizisi)
2014 – Mısır Adası (Komutan) (Sinema Filmi)
2014 – Yunus Emre: Aşkın Sesi (Hallac-ı Mansur) (Sinema Filmi)
2014 – Olmak (Kısa Film)
2014 – Bana Artık Hicran De (TV Dizisi)
2013 – İzzet Kaptan ve Oğlu (İzzet Kaptan) (TV Filmi)
2013 – Su ve Ateş ( Hüseyin (Yağmur’un Babası)) (Sinema Filmi)
2013 – Kış Uykusu (Suavi) (Sinema Filmi)
2013 – Fatih (Ali Kuşçu) (TV Dizisi)
2012 – Tepenin Ardı (Faik) (Sinema Filmi)
2012 – Ayaz (Baron Şefik) (Sinema Filmi)
2012 – Atlılar (TV Dizisi)
2010 – Kılıç Günü (Celal Kızıltan) (TV Dizisi)
2009 – Ayrılık (2) (Beşir) (TV Dizisi)
2007 – Yaralı Yürek (Tahir Ağa) (TV Dizisi)
2007 – Vazgeç Gönlüm (Fikret) (TV Dizisi)
2006 – Gülpare (Hasan Cevdet) (TV Dizisi)
1998 – Yazılar Filmatik (TV Filmi)

Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Salim Şen kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Salim Şen, 1962 yılında Ankara’da doğmuştur. Kara Harp Okulundan 1983 yılında mezun olduktan sonra tahsil hayatına askerliği sırasında da devam ederek İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1992 yılında mezun olmuştur.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

Salim Şen, Çeşitli Askeri Mahkeme ve Savcılıklarda Askeri Hakim ve Savcı olarak görev yaptıktan sonra 2005 yılında emekliye ayrıldı.

2005 yılından itibaren çeşitli kişi, kurum, kuruluş ve şirketlere hukuk müşavirliği ve dava avukatlığı yapmaya başlayan Av.Salim ŞEN, “Salim Şen Hukuk Bürosu”nun da kurucusudur.

Balyoz davasında avukat olarak görev aldı.
Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Ayşe Hatun Önal kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Manken, aktris ve pop müzik şarkıcısı.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

Ayşe Hatun Önal, 29 Temmuz 1978’de Adana’da dünyaya geldi. Adana Borsa Lisesi’nden mezun olduktan sonra Eskişehir Üniversitesi Halkla İlişkiler bölümünü kazandı.

İş hayatına, üniversite yıllarında özel bir holdingin Halkla İlişkiler Sorumlusu olarak başlangıç yapan Önal, ikinci sınıftan sonra hayallerini gerçekleştirmek arzusuyla eğitimine son verdi.

1999 yılında Kanal D’nin düzenlediği Miss Turkey ’99 yarışmasında Türkiye Birinci Güzeli seçildi ve mankenlik mesleğine başladı. Uzun süre mankenlik yaptıktan sonra, Can Gürzap’tan diksiyon dersleri alarak özel bir kanalda sunuculuk yaptı.

En büyük hayali olan müzik dünyasına, “Sonunda” adlı albümü ile girdi. Universal Müzik ile anlaşılarak piyasaya çıkarılan albüm’ün çıkış parçası olan “Çeksene Elini”‘nin sözlerinide kendisi yazdı.

İkinci stüdyo albümü Sustuysam‘ı Sony etiketiyle 2008 yılında yayınlayan Ayşe Hatun Önal, müzik kariyerine devam etmektedir.
Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Ali Babacan kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Ali Babacan, 1967 doğumlu iş adamı ve devlet bakanı. 19 Kasım 2002 tarihli, 58‘inci T.C. Hükümeti’nde Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanlığı görevine atanan Babacan, 59. T.C. Hükümeti’nde de bu görevini sürdürmüştür. Ali Babacan, 3 Haziran 2005 tarihinde Avrupa Birliği ile müzakereleri yürütmek üzere Başmüzakereci olarak görevlendirilen Babacan, 60. Hükümet’te Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı olarak görevine devam etti.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

Ali Babacan, 4 Nisan 1967 tarihinde Ankara‘da Hilmi Babacan ve Guneri Babacan çiftinin oğlu olarak dünyaya geldi. TED Ankara Koleji‘nden 1985 yılında birincilikle mezun olan Babacan, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’ne girdi. 1989 yılında, 1700 öğrenci içerisinden 4.00 üzerinden 4.00 ortalama ile üniversite birincisi olarak ODTÜ‘den mezun oldu.

1990 yılında Fulbright bursunu kazanarak, Amerika Birleşik Devletleri‘ne giden Babacan, 1990-1992 yılları arasında İllinois’deki ABD Northwestern Üniversitesi Kellogg School of Management‘da İşletme dalında yüksek lisans (MBA) yaptı.

Ali Babacan, yüksek lisans çalışmalarında Pazarlama, Organizasyon ve Uluslararası İş İdaresi dallarında uzmanlaştı ve 1992-1994 yılları arasında Chicago, İllinois’de finans sektörünün üst düzey yöneticilerine danışmanlık yapan QRM, Inc. adlı özel bir şirkette, danışman olarak çalıştı.

1994 yılında Ankara‘ya döndükten sonra tekstil sektöründe hizmet veren kendi aile şirketinin başına geçti. 1994 ile 1995 yılları arasında Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek‘e danışmanlık yapan Babacan, 2001 yılında AKP Kurucu Üyesi oldu. Aynı zamanda Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, Devlet bakanı Beşir Atalay, Adalet Bakanı Cemil Çiçek ve İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ile birlikte Devlet Bakanı olarak MKYK’da (Merkez Karar Yönetim Kurulu) yer aldı.

2001 yılında AKP Kurucu Üyesi ve MKYK üyesi oldu. 58. ve 59. Hükümetlerde Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanlığı görevinde bulundu. 60. Hükümet’te ise Dışişleri Bakanı ve Avrupa Birliği ile müzakerelerde Başmüzakereci olarak görev yapmaktaydı. Egemen Bağış‘ın Devlet Bakanı ve Başmüzakereci konumuna getirilmesinin akabinde sadece Dışişleri Bakanı olarak bir süre görevine devam etti; 1 Mayıs 2009’da gerçekleşen kabine değişikliğinden sonra Dışişleri Bakanlığı’nı Ahmet Davutoğlu‘na devretmiştir

19 Kasım 2002‘de 58’inci T.C. Hükümeti’nde Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanlığı görevine atanarak kabineye giren en genç üye oldu (Ali Babacan, 35 yaşındaydı.)ve 59. T.C. Hükümeti’nde de bu görevini sürdürmeye devam etti. 3 Haziran 2005 tarihinde, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakerelerine başlaması kararının alındığı 17 Aralık Zirvesi‘nden itibaren 6 ay boyunca merakla beklenen açıklamayı yapan Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği ile müzakereleri yürütmek üzere Başmüzakereci olarak Ali Babacan’ı görevlendirdi. Erdoğan, Babacan’ın aynı zamanda Bakanlık görevine de devam edeceğini belirtti ve Babacan’ın Başmüzakereci olarak görevlendirilmesiyle ilgili olarak şu şekilde konuştu:

Olaydan
Kendisinin haberi yok. Oturup konuşacağız. Yükü biraz daha ağırlaşıyor. Gençliğiyle ve dinamikliğiyle başarılı olacağına inanıyoruz. Bu süreci Ali Bey´le birlikte yürüteceğiz. Allah yardımcımız olsun. Ali Bey, inşallah bu işi başarıyla yürütecek.

Erdoğan’ın açıklaması, Babacan cephesinde de şaşkınlıkla karşılandı. Babacan, 15 – 16 Nisan’da “Başmüzakereci siz olmuyor musunuz?” sorusuna, “Eğilim şu an için benden yana değil” yanıtını verirken, bir ay sonra ibre kendisine döndü ve Abdullah Gül de, “Kız ister gibi babasından istedim” diyerek siyasete soktuğu Babacan için, sonuna kadar ısrarcı oldu.
Başmüzakerecinin seçilmesi süreci özetle şu şekilde gerçekleşti:

AB’nin müzakereler için 3 Ekim 2005 tarihi verdiği 17 Aralık’tan önce “Başmüzakereci ben olmalıyım” görüşünde olan Gül’ün eğilimine karşın, Erdoğan konuyu sürüncemede bıraktı.
Başmüzakereci belirsizliğinin yarattığı tartışmalar artınca Gül, Babacan’ı gündeme getirdi fakat Babacan’ın ekonomiyi iyi yönettiğini düşünen Erdoğan, “iki görevi yapamayacağı” gerekçesiyle kendisini bakanlıktan almak istemedi. Sürecin uzaması nedeniyle artan sıkıntıyla Erdoğan, yetkili kurullarını “Başmüzakereci benim” diyerek yatıştırmaya çalıştı.

Uluslararası yatırımcıların, fon yöneticilerinin ve TÜSİAD gibi işadamı örgütlerinin, Babacan’la Gül’ü işaret eden tasvirlerde bulunmayı sürdürmesi üzerine de düğümün çözülmesinde Gül ve Erdoğan’ın önceki gün yaptıkları görüşme etkili oldu ve Babacan’da ısrar eden Gül, “İki işi de bir arada götürebilir” telkininde bulundu.

IMF ile birlikte yürütülen katı ekonomik reformlara imza atan Babacan, o dönemde yaptığı açıklamalarda, 2005 yılında yüzde 8, 2006 yılında yüzde 5, 2007 yılında da yüzde 4 enflasyon hedefi öngördüklerini bildirdi ve yaptıkları üç yıllık ekonomik programın, Maastricht Kriterlerine göre belirlendiğini vurguladı.

Babacan, 2003’ten itibaren birçok kere Davos,İsviçre’de gerçekleştirilen Dünya Ekonomik Forumu(World Economic Forum) ve Bilderberg Konferansı (Bilderberg Conference) gibi önemli ekonomik toplantılara Türkiye adına katıldı. Ali Babacan 14 Mayıs 2009 Atina‘da Bilderberg Görüşmesine katılmıştır.

Ali Babacan, 1995 yılında Ülkü Zeynep Babacan ile evlendi. Fatma Dilara Babacan, Mustafa Kerem Babacan, Hilmi Emir Babacan adlarında üç çocuk babasıdır.

2007 seçimlerinde AK partiden tekrar milletvekili seçildi. Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak kabinede yer aldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi 22., 23. ve 24. Dönem AK Parti Ankara Milletvekilidir.

Babacan, 60. Hükümetde Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı görevini yürüttü. 61. Hükümette Başbakan Yardımcılığı görevine getirildi.

29 Ağustos 2014 tarihinde kurulan Başbakan Ahmet Davutoğlu başkanlığındaki 62. Hükümette Başbakan Yardımcılığı görevine devam etti.

2018 yılının Haziran ayında yapılan genel seçimleri için milletvekili adaylığı için başvuru yapmadı.

Yen parti kurma hazırlığında bulunan Ali Babacan AK Parti‘den 8 Temmuz 2019 tarihinde istifa etti.
Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Gerçek Sağlar kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Sakarya Fırat dizisinde azılı terörist ‘Küpeli Necla’ karakteri ile tanındı.

Gerçek Sağlar, 19 Mart 1977 tarihinde İstanbul’da doğmuştur. Babası tiyatrocu Mehmet Büyükağaoğlu, annesi tiyatro sanatçısı Serap Sağlar’dır. Annesi O 6 yaşında iken boşanıp bir sene sonra da CHP milletvekili Fikri Sağlar ile evlendikten sonra 23 yaşına geldiğinde Üvey babası Fikri Sağlar nüfuzuna geçirip “Sağlar” soyadını almıştır. Yankı Sağlar adında bir erkek kardeşi vardır. Ayten Gökçer annesinin halasıdır. Ankara Devlet Tiyatrosunda 11 yıl Bale eğitimi aldı. Beş yaşından ayağının sakatlandığı lise sona kadar bale yaptı.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

Ankara Devlet Konservatuvarı Bale ve Tiyatro bölümünden mezun oldu. ABD. New York, Columbia Üniversitesinde oyunculuk Masterı yaptı. Amerika’da okurken New York’ta İtalyanların yaşadığı bir mahallede bir İtalyan cafesinde haftada iki gün garsonluk yaptı. New York’ta daha önce Kim Basinger‘ın da katıldığı NYU Tisch School of The Arts’da ve Richard Shcerner With East Coast Artists’de workshoplara katıldı.

2003’de Kurşun Yarası isimli dizide canlandırdığı Gülsüm karakteri ile dikkatler üzerine çekti. Dizinin başrollerinde ise Berdan Mardini, Gerçek Sağlar ve Bülent İnal yer aldı. Daha sonra ise Naciye’yi Kim Sevmez isimli dizide Naciye karakterini canlandırdı. Dizi, kocasının ailesi istemediği için kızı ile birlikte İstanbul’a göç eden Naciye isimli genç ve güzel bir kızın İstanbul’da yaşadıklarını anlatıyor. Dizinin başrollerinde ise Gerçek Sağlar, Erdal Tosun, Ayla Baki ve Selim Gürata yer aldı.

TRT 1’de 2009’dan beri yayınlanan Osman Sınav yapımı olan ‘Sakarya Fırat’ dizisinde azılı terörist ‘Küpeli Necla’ karakterini canlandırdı. Dizide; Tayanç Ayaydın, İsmail Hakkı Ürün, Erkan Kolçak Köstendil, Çağdaş Onur Öztürk, Zerrin Sümer, Ceren Hindistan, Kürşat Alnıaçık, Özgül Kavruk Seçkin, Ertan Saban gibi oyuncular oynamıştır.

Gerçek Sağlar, 2006 yılında, oyunculuk da yapan AKUT görevlisi Alp Emre Kököz ile evlendi. 2010 yılında boşandı.

27 Ekim 2013 tarihinde oyuncu Kürşat Alnıaçık ile Eğirdir’de Evlendi.

2014 yılında “Beni Sen Anlat” sinema filminde Aytaç Arman ve Kürşat Alnıaçık ile birlikte rol almıştır.

Filmleri ve Dizileri :
2016 – Seviyor Sevmiyor (Neşe)(TV Dizisi)
2014 – Beni Sen Anlat (Sinema Filmi)
2010 – Vakit (imamın karısı)(Kısa Film)
2009 – 2012 – Sakarya Fırat (Küpeli Necla) (TV Dizisi)
2008 – Vurgun (Suna) (TV Dizisi)
2007 – Kod Adı Kaos (Berna Keskinok) (TV Dizisi)
2006 – Kod Adı (Berna Keskinok) (TV Dizisi)
2006 – Kabuslar Evi: Çizgisiz Zamanlar (Genç Sevil) (TV Dizisi)
2005 – Naciye’yi Kim Sevmez (Naciye) (TV Dizisi)
2003 – Gurbet Kadını (Aysel ) (TV Dizisi)
2003 – Kurşun Yarası (Gülsüm) (TV Dizisi)

Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Nilgün Balkaç kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Nilgün Balkaç, 2017 Şubat ayında TRT Haber ile anlaştı.

Nilgün Balkaç, 1969 yılında Ankara’da doğmuştur. Ankara Koleji’nde okuduğu için iyi derecede İngilizce biliyor.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

Gazetecilik hayatına 1987 yılında TRT’de başladı. Önceleri yabancı filmleri Türkçeye çevirme işinde, daha sonra TRT’de hava durumu sunmaya başladı. Daha sonra da ATV Ankara Bürosu’nda görev aldı. 10 yılı aşkın ATV Ankara Bürosu’nda çalıştıktan sonra Ali Kırca ile birlikte Star TV‘ye transfer oldu. Kısa bir süre Star TV‘de görev aldı.

Nilgün Balkaç, 2003 yılının Eylül ayında ise NTV‘nin Ankara Bürosu’nda parlamento muhabiri olarak çalışmaya başladı. 10 yıl süreyle de NTV’de çalışan ve Ankara Temsilciliği görevini yürüten Balkaç, Gezi Olayları’nın ardından kanalla 2013 yılının temmuz ayında yollarını ayırdı.

2013 yılının temmuz ayında Habertürk TV Ankara Temsilcisi olan Balkaç gündeme damga vuran birçok özel haber ve röportaja imza attı.

Nilgün Balkaç, 2017 Şubat ayında TRT Haber ile anlaştı. TRT Haber’de hafta sonu sabah programını sunacak.
Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Ali Şen (spor adamı) kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Fenerbahçe eski başkanıdır. 1981-1983 ve 1994-1998 yılları arasında Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanlığını yapmıştır.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

Ali Şen (spor adamı), tam adıyla Ali Haydar Şen 1939 yılında Kosova‘nın Prizren kentinde doğmuştur. Babası Hasan Maga’dır. Kosova’da ilk, ortaokul ve liseyi bitirdikten sonra ailesiyle birlikte 2 Haziran 1956 tarihinde Türkiye’ye İstanbul’a göç etmişlerdir.

Türkiye’ye yerleştikten sonra İstanbul, Fatih-Sakalışerif semtinde manav dükkanı açıp işletmeye başlamıştır. Ancak 23 sürdürebilmiştir. Sonra kaynakçı çırağı olarak çalışmaya başladı.Ve askerliğini yapmaya gitti. Askerden sonra Danimarka’ya kaynakçı olarak gitti.

Ali Şen, işçi olarak Danimarka, Kopenhag‘a gitmiştir. 4-5 ay sonra şirketin üçüncü adamı İnspektör oldu. 2 ay sonra da Danimarka’nın tanınmış Ludwigsen-Herman şirketine Genel Müdür olarak geçti. Orada Rödovre semtinde yaşayan varlıklı bir mobilyacının 18 yaşındaki kızı Bente ile yaşadığı aşk sonucunda onunla evlenmiştir. Eşi Bente ile yaşadığı aşk ve zaman içinde işçilikten patronluğa yükselişi, Danimarka’nın resmi televizyon kanalı DR 1 tarafından 2003 yılında hazırlanan “Sınırsız Aşk” adlı bir belgesele konu olmuştur.

Danimarka’da dericilik hayatına başladı. 1967 yılında Türkiye’de ilk kez deri konfeksiyonunu Ali Şen ihraç etti. 1970’lerin başında Japonya’dan ABD’ye ve tüm Avrupa’ya ilk kez deri konfeksiyonunu ihraç etti. 1981 yılında İş Bankası’ndan İzmit’teki batık Kazlı Deri Fabrikasını 5 milyon 800 bin dolara satın aldı. Fabrikanın adını MAGA (Babasının adı) Deri olarak değiştirdi. Avrupa’nın birinci, dünyanın 3’üncü deri fabrikası oldu. Dericilikte rekabet sertleşince 1989 yılında işe son verdi.

1986 yılında, ilk Gazprom Türk- Rus Enerji toplantısına Turgut Özal’ın isteği ile birlikte gitti. Mihail Gorbaçov ile başlayan ve Boris Yeltsin ile devam eden gaz ticaretine, Vladimir Putin’in iktidara gelmesi ile başladı. Ali Şen Gazprom’un Türkiye’deki ortağıdır.

Ali Şen’in sahibi olduğu şirket Botaş‘ın açtığı doğalgaz dağıtım ihalesini 37 şirket arasında kazanan 4 şirketten biri olması ile gündeme gelmiştir.

Fenerbahçe kulübüne gelmeden önce kısa bir süre de gazetecilik yapmıştır. 1975 yılında Fenerbahçe’ye geldiğinde kulübün basketbol branşının başına getirilmiştir. 12 Nisan 1981’de ondan önceki başkan Razi Trak’ın yerine Fenerbahçe Kulübünün başkanı seçilmiştir. 1981-1983 ve 1994-1998 yılları arasında Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanlığını yapmıştır.

‘Ali Şen başkan, Fenerbahçe şampiyon’ sloganı ile özleşmiştir. 1995-96 sezonunun sonunda ise kulübün efsane isimlerinden Aykut Kocaman ve Oğuz Çetin‘in takımla ilişiğini kesmiştir.

Ali Şen ve yönetim kurulu 15 Şubat 1998’de futbol takımı liderken olağan kongre ile yönetimi devretmiştir. Fenerbahçe Kulübünün başına Ali Şen’den sonra Aziz Yıldırım gelmiştir.

Ali Şen Bodrum’un Yalıkavak beldesinde yaşamaktadır.

Ali Şen, Danimarka’lı “Bente” ile 1963 yılından beri evli olup, Adnan, Metin ve Suzan adında üç çocukları vardır. Eşi Bente 4 Nisan 2018 tarihinde vefat etti.
Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Asena Onur Çakmak kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Asena’nın gerçek adı Onur Çakmak’tır. 1977 yılında İstanbul’da doğmuştur. Gayrımeşru bir çocuk olarak doğan ve üç aylıkken annesi tarafından terk edilen Asena’yı babaannesi Hanife Hanım büyütmüştür. Babasının adı Burhan Çakmak’dır. Rize kökenlidir. İlkokulun ilk üç yılını Almanya‘da okudu. Asena’nın çocukluğu Türkiye ile Almanya arasında geçti. İstanbul’da Turizm ve Otelcilik Meslek Lisesi’nin ardından Marmara Üniversitesi Turizm ve Otelcilik bölümünden de mezun oldu. İstanbul Bilgi Üniversitesi Hotel Management bölümünde eğitimine devam etti. LCC (Language and Culture Centre) Mankenlik ve Zerafet okulunu bitirdi.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

1995 yılında Mustafa Topaloğlu‘nun yardımlarıyla sahne ile tanıştı.

Almanya, İsviçre, Hollanda, Avusturya gibi Avrupa ülkelerinde kısa zamanda dansını kabul ettirdi. Ülkemize konser vermeye gelen Mick Jagger, Tina Turner‘in doğum günü ve İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth‘in sarayında yapılacak bir geceye davet edilmesi, eski Amerika başkanı Bill Clinton´un HABİTAT dolayısıyla ülkemizi ziyaret etmesi ve Asena´nın bütün devlet başkanlarına basına kapalı yaptığı şovlarla Asena dünya starı olma yolunda büyük adım atmış oldu.

Yine 2008 yılında Türk televizyonlarında Paris Hilton ile dans etmiş ve bu dansı dünyada yüz binlerce insan tarafından izlenmiştir.

2009 yılına kadar Türkiye Dans Sporları Federasyonu (TDSF) bünyesinde Oryantal Danslar As Başkanı olarak yönetim kurulu görevini sürdürmekte olan Asena, aynı zamanda sporcu kimliğine sahip lisanslı bir kick box sporcusudur.

Asena olarak tanınan oryantal Onur Çakmak, 15 yıldır sahnede kullandığı ismi resmileştirmek için 2010 yılında mahkemeye başvurarak, nüfus kaydında adının “Asena Onur Çakmak” olarak tescil edilmesini talep etti.

2001 yılında Asena’nın ilk oryantal albümü olan Asena Oyun Havaları albümü, İbrahim Tatlıses‘in Müzik şirketi İboday tarafından yayınlandı. Asena ikinci oryantal solo albümünü, 2005 yılında Asena 2005 ismiyle Yaşar Kekeva etiketiyle bir de VCD hediyeli olarak yayınladı.

Asena, türkücü İbrahim Tatlıses ile 4 yıl fırtınalı bir aşk yaşadılar. 2003‘te bitişi de olaylı oldu. İbrahim Tatlıses‘ten şiddet gördüğünü iddia ederek mahkemeye verdi ve 3 aydan 2 yıla kadar hapis talebiyle yargılanan türkücü İbrahim Tatlıses, mahkemenin 2007 Aralık ayında verdiği karara göre 2 bin 600 YTL para cezasına çarptırıldı.

Artık Türkiye’de oryantal dans denilince akla ilk Asena geliyordu ve bu ismi Türkiye’de oryantal dans ile özdeşleşmişti. Öyle ki Asena ismiyle oryantal müzik albümleri yayınlanmaya başladı. Aynı yıl Asena Haremde isimli Senfoni Müzik etiketiyle ancak Asena ile ilgisi olmayan bir albüm yayınlandı. Ardından 2006’da yine Asena’nın kendi albümü olmayan ama Asena ismini taşıyan aynı 2005’teki gibi yine aynı ismi taşıyan yani Asena Haremde isimi taşıyan Milhan Müzik etiketiyle bir oryantal albüm daha yayınlandı.

2008 Şubat ayında Asena, kendisi gibi oryantal olan 3 arkadaşı Serap Su, Soley ve Emmune Abdul adlı oryantallerden oluşan bir dans grubu kurdu ve ilk programını da Camelot Bar’da yaparak sahneye çıktılar.

Asena, 2010 yılında “Esmer Sevdam” ve “Hint Kumaş” ı singleları ile şarkıcılığa da başlayarak 2011 yılında “Çatır Çatır” adlı bir de albüm çıkarmıştır.

2006 yılında iş adamı Serhat Fafal’la bir aşk yaşadı.

2008 Ağustos’unda yine Asena’nın kendi albümünden olmayan ama onun adını taşıyan Asena Haremde 2008 ismiyle Şevval Müzik’ten bir oryantal albüm daha yayınladı.

Asena, 2005 yılında “Benimle Dans Eder Misin?” yarışmasında jüri oldu, 2007 yılında “Buzda Dans” yarışmasında yarışmacı oldu. 2009 yılında Mehmet Ali Erbil’in sunduğu “Çarkıfelek” yarışmasında 1.5 yıl hosteslik yaptı.

Asena Onur Çakmak, 2011 yılında Acun Ilıcalı‘nın sunduğu Survivor Ünlüler-Gönüllüler yarışmasına katıldı. 2011 yılında Acun Ilıcalı’nın hazırlayıp sunduğu Alp Kırşan’ında Dominik’den sunuculuk yaptığı Survivor Ünlüler – Gönüllüler adlı yarışmada Ünlülerde; Asena Onur Çakmak, Derya Büyükuncu, Ebru Destan, Nihat Doğan, Özge Ulusoy, Pascal Nouma, Zeynep Tunuslu yarışırken, Derya Büyükuncu birinci, Nihat Doğan ikinci ve gönüllüler takımında olan Taner Tolga Tarlacı üçüncü olmuştur.

Asena Onur Çakmak, 8 Haziran 2012 tarihinde Star TV’de yayınlanmaya başlayan Sunuculuğunu Murat Başoğlu‘nun üstlendiği ve jürileri Erol Evgin, Hande Ataizi ve Seyfi Dursunoğlu olan “Benzemez Kimse Sana” adlı programda; Ümit Erdim, Bay J, Cem Kılıç, Uğur Arslan, Kendi, Ömür Gedik, Pelin Öztekin ile beraber yarıştı. Ümit Erdim 13 haftanın sonunda birinci oldu.

Asena, Nisan 2013 tarihinde başlayıp Show TV’de yayınlanan “Ben Burdan Atlarım” yarışmacıları arasında oldu. Yapımcılığını Med Yapım’ın yaptığı 12 Nisan 2013’de ilk bölümü Show TV’den canlı olarak yayınlan yarışmada yarışmacılar Asena Onur Çakmak, Bayhan Gürhan, Atilla Taş, Gökhan Taşkın, Günay Musayeva, Leyla Bilginel, Neslihan Önder, Nur Gümüşdoğrayan, Önder Bekensir, Sema Çelebi, Semih Yuvakuran, Semiha Yankı, Serkan Tanırgan, Şener Üşümezsoy, Timur Kunt, Tony Hill, Tuğba Özay, Verda Penso olmuştur. Birinciliği Önder Bekensir almıştır.

Asena, 7 Ekim 2017 tarihinde iş adamı Hasan Dere ile evlendi. Asena evlendikten sonra Almanya‘da Dortmund’a yerleşti.

27 Ekim 2017 tarihinde Acun Ilıcalı‘nın kanalı TV8‘de başlayan “Box’un Yıldızları” adlı Tv programına katıldı. Ünlülerin birbiriyle dövüşeceği bu yeni yarışma programına; Milli boksör Adem Kılıçcı, Bilgehan Demir ve Dilara Gönder sunuculuk yaparken erkek yarışmacılar Bülent Çetinaslan, Çılgın Sedat, Doğuş, Sami Levi, Şenol İpek, Ateş Fatih Uçan, Ramazan Kalyoncu, Baki Mercimek, kadın yarışmacılar Asena Onur Çakmak, Fulya Keskin, Aycan Demirci, Ayşıl Özaslan, Sahra Işık, Berna Canbeldek olacaktır.

Albümleri :
2001 – Asena Oyun Havaları (İdobay Müzik, 28.03.2001)
2005 – Asena 2005 (Yaşar Kekeva, 31.03.2005 / Serbesler Müzik, 16.07.2005)
2005 – Asena Haremde (Senfoni Müzik, 13.06.2005)
2006 – Asena Haremde (Milhan Müzik)
2007 – Asena Haremde 2 (Oyun Havaları Albümü, Alternatif Müzik)
2008 – Asena Haremde 2008 (Şevval Müzik, 22.08.2008)
2008 – Danceuse Asena CD (Ozan Video Müzik, 03.11.2008)
2008 – Danceuse Asena DVD (Ozan Video Müzik, 03.11.2008)
2010 – Hint Kumaşı (Maxi Single Albüm, Ağdaş Müzik, 25.01.2010)
2011 – Catır Catır (Fa Müzik, 03.02.2011)
2013 – Asena Oyun Havaları ( 2001 yılındaki albümün tekrar basımı, (İdobay Müzik)
2014 – Asena – Volume I (Ritm / Dans Albümü, Seyhan Müzik, 16.01.2014)

Televizyon Programları :
2012 – ÖTV (konuk) (Tv Programı)

2011 – Survivor Türkiye 2011 – Ünlüler/Gönüllüler (Yarışmacı – Ünlüler)(Tv Programı)

2011 – Burada Laf Çok (Tv Programı)

2009 – Altın Kızlar (Konuk Oyuncu Dansöz) (TV Dizisi)

2002 – Cabbar (Melek) (TV Dizisi)
1997 – Fırat TV (TV Dizisi)
1993 – İbo Show (Dansöz) (Tv Programı)

Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Tamer Yiğit kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

1942 de Balıkesir’de dünyaya gelen Tamer Yiğit, yoksul bir çocukluk geçirmiş. Gerçek adı Tamer Özyiğitoğlu olan Tamer Yiğit, İzmir İktisadi Ticari İlimler Akademisi’nde öğrenciyken, 1962 yılında Ses Dergisi‘nin açtığı kapak yıldızı yarışmasını birincilikle kazanarak sinemaya girdi. İlk filmi; Belgin Doruk ve Sadri Alışık ile birlikte oynadığı 1962 yılında çevrilen “’Daima Kalbimdesin” dir.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

1973 yılında dönemin ünlü işadamı Murat Bayrak‘ın kızı Rukiye Bayrak’la evlenince, buna karşı çıkan kayınpederinin hışmına uğrayan Yiğit, yıllarca yaşadığı sorunlarla gündeme gelmişti. Ülkü ocaklarının kurucularından olan ve Sancak Tül ile Sancak Air’in sahibi olan Murat Bayrak, kızının Tamer Yiğit’le evlenmesini bir türlü kabullenememişti. Bu evliliğe karşı olan Kayınpederi, Tamer Yiğit’e kendi tabiriyle tam 11 yıl boyunca “Cehennem Azabı” yaşatır.

1973’te yaptığı evliliğin ardından 1979’da sinemadan uzaklaşarak İnşaat müteahhitliği yaparak ticaret hayatına atılan sanatçı, 1987 yılından sonra yeniden kameraların karşısına geçerek sinema ve ‘Gönül Dostları’, ‘Yuva’, ‘Çiçek Taksi’ ve ‘Zehirli Çiçek’ adlı dizi filmlerinde roller aldı.

70’li yıllarda Türk sinemasında avantür denilen filmlerde ve erotik içerikli filmlerde oynadı. Filmlerinde onu çoğunlukla Sadettin Erbil ve Hayri Küçükdeniz seslendirmiştir. Kurtlar Vadisi’nde ise Levent Dönmez seslendirmiştir.

Elinde yıllardır üzerinde çalıştığı büyük bir projesi olduğunu söyleyen Tamer Yiğit; ‘Dinler Tarihi’ adlı bu belgeseli, sponsor bulabilirse, mutlaka çekeceğini söylüyor.

Beş film senaryosu ve sinema için yazılmış bir film romanı vardır.

AKP’nin kurucuları arasında yer alan Yeşilçam’ın unutulmaz ismi Tamer Yiğit, 186 filme imza attıktan sonra da Kurtlar Vadisi-Pusu’da, kardeşini faili meçhul bir cinayete kurban veren Toros ailesinin reisini canlandırdı.

1973’te Rukiye Bayrak’la evlendi. Bu evlilikten Aslı, Nazlı, Yusuf isimlerinde iki kız bir erkek üç çocuğu oldu.

Filmleri ve Dizileri :
Senaryo :
– Yaşamak Güzel Şey (Sinema Filmi) 1977
– Tilki Payı (Sinema Filmi) 1976
– Sıra Sende Yosma (Sinema Filmi) 1975
– Halime’nin Kızları (Sinema Filmi) 1975
– Şehitler (Sinema Filmi) 1974
– Yapımcı (2)
– Yaşamak Güzel Şey (Sinema Filmi) 1977
– Beyaz Kuş (Sinema Filmi) 1977

Oyuncu :
– Tutsak (Konuk Oyuncu) (TV Dizisi) 2007
– Kurtlar Vadisi Pusu (TV Dizisi)
– 2. Sezon (Selçuk Toros)2008
– 1. Sezon (Selçuk Toros)2007
– Fantastiğin Sineması (Kendisi) (Sinema Filmi) 2006
– Savcının Karısı (Suat Paker) (TV Dizisi) 2005
– Yeşilçam Denizi (Kendisi)Tv Programı2003
– Nilgün (2) (Orhan Bayır) (TV Dizisi) 1999
– Nilgün (Orhan Bayır) (Sinema Filmi) 1999
– Dünya Kadınla Güzel (Sinema Filmi) 1996
– Çiçek Taksi (Tahsin) (TV Dizisi) 1995
– Mümin ile Kafir (Mehmet( Mümin)) (Sinema Filmi) 1992
– İnsansızlarVideo1990
– Yuva (Baba Cemal) (TV Dizisi) 1990
– Sümbülteber (TV Dizisi) 1990
– Gönül Dostları (TV Dizisi) 1987
– Ölüm Yarışı (Murat) (Sinema Filmi) 1978
– Ölüm Yarışı (Murat) (Sinema Filmi) 1978
– Aşkın Kanunu (Yadigar) (Sinema Filmi) 1978
– Çifte Nikah (Sinema Filmi) 1977
– Çifte Nikah (Sinema Filmi) 1977
– Yaşamak Güzel Şey (Sinema Filmi) 1977
– Vur Gözünün Üstüne (Sinema Filmi) 1977
– Kaçaklar (Kadir) (Sinema Filmi) 1977
– Hedefteki Adam (Remzi-Kenan-Selim) (Sinema Filmi) 1977
– Cemal (Cemal) (Sinema Filmi) 1977
– Tilki Payı (Başkomser Murat) (Sinema Filmi) 1976
– Tepedeki Ev (Murat) (Sinema Filmi) 1976
– Tantana Kardeşler (Konuk Oyuncu) (Sinema Filmi) 1976
– Korkunç Şüphe (Komiser Orhan) (Sinema Filmi) 1976
– Kaybolan Saadet (Kemal) (Sinema Filmi) 1976
– Kanunun Kuvveti (Sinema Filmi) 1976
– Kader Utansın (Osman) (Sinema Filmi) 1976
– Kader Utansın (Sinema Filmi) 1976
– Günahkar (Sinema Filmi) 1976
– Gurbetçiler Dönüyor (Osman) (Sinema Filmi) 1976
– Cezanı Çekeceksin (Ayhan) (Sinema Filmi) 1976
– Atmaca Ali (Atmaca Ali) (Sinema Filmi) 1976
– Vur Tatlım (Ali/Selim) (Sinema Filmi) 1975
– Sıra Sende Yosma (Komiser İsmet) (Sinema Filmi) 1975
– Randevu (Kadir) (Sinema Filmi) 1975
– Horoz Gibi Maşallah (Yaşar Çokyaşar/Cengiz Barut) (Sinema Filmi) 1975
– Halime’nin Kızları (Ömer) (Sinema Filmi) 1975
– Fıstıklar (Sinema Filmi) 1975
– Erkeğim Benim (Sinema Filmi) 1975
– Dur Geliyorum (Rıfat) (Sinema Filmi) 1975
– Beş Atış Yirmibeş (Konuk Oyuncu ) (Sinema Filmi) 1975
– Bekaret Kemeri (Binali Bin) (Sinema Filmi) 1975
– Anasının Kızı (Sinema Filmi) 1975
– Aklın Durur (Şahbaz) (Sinema Filmi) 1975
– Şehitler (Kemal) (Sinema Filmi) 1974
– Zindan (Polat) (Sinema Filmi) 1974
– Yılan Yuvası (Ekrem) (Sinema Filmi) 1974
– Reşo / Vatan İçin (Reşo) (Sinema Filmi) 1974
– Pusu (Oruç) (Sinema Filmi) 1974
– Palavracılar (Palavra Şakir) (Sinema Filmi) 1974
– Namus Belası (Osman) (Sinema Filmi) 1974
– Kalleş (Davut Hanzade) (Sinema Filmi) 1974
– Gel Gardaş Gel (Dalgacı Mahmut) (Sinema Filmi) 1974
– Gariban (Komiser) (Sinema Filmi) 1974
– Fedai (Osman Yaman) (Sinema Filmi) 1974
– Yabancı (Duran Ali) (Sinema Filmi) 1973
– Tuzak (Rıfat) (Sinema Filmi) 1973
– Toprak Ana (Murat) (Sinema Filmi) 1973
– Patron (Yusuf) (Sinema Filmi) 1973
– Kızgın Toprak (Sinema Filmi) 1973
– Kurt Kapanı (Rıfat) (Sinema Filmi) 1973
– Kara Toprak (Murat) (Sinema Filmi) 1973
– Irgat (Tahsin) (Sinema Filmi) 1973
– Harman Sonu (Ali) (Sinema Filmi) 1973
– Şehvet (Sinema Filmi) 1972
– Yıldırım Ajan (Ajan A/6) (Sinema Filmi) 1972
– Ya Sev Ya Öldür (Sinema Filmi) 1972
– Vur Gardaş Vur (Sinema Filmi) 1972
– Vur Gardaş Vur (Kemal) (Sinema Filmi) 1972
– Vahşi Aşk (Destan) (Sinema Filmi) 1972
– Tehlikeli Görev (Sinema Filmi) 1972
– Merhaba Tatlım (Tornavida Kazım) (Sinema Filmi) 1972
– Kalleşler (Selim) (Sinema Filmi) 1972
– Hacı Murat’ın İntikamı (Hacı Murat) (Sinema Filmi) 1972
– Fırtına Kemal (Fırtına Kemal) (Sinema Filmi) 1972
– Dadaloğlu’nun İntikamı (Dadaloğlu) (Sinema Filmi) 1972
– Bela Mustafa (Mustafa / Ahmet Etiloğlu) (Sinema Filmi) 1972
– Aşka Selam Kavgaya Devam (Sinema Filmi) 1972
– Acı Sevda (Metin) (Sinema Filmi) 1972
– Ölümünü Kendin Seç (Sinema Filmi) 1971
– Çamur Şevket (Şevket) (Sinema Filmi) 1971
– Çamur Şevket (Sinema Filmi) 1971
– Kızgın Yabancı (Sinema Filmi) 1971
– Kin Silah Ve Namus (Sinema Filmi) 1971
– Kazanova Niyazi (Kazanova Niyazi) (Sinema Filmi) 1971
– Dadaloğlu (Dadaloğlu Ömer) (Sinema Filmi) 1971
– Bilardo Kazım (Kazım) (Sinema Filmi) 1971
– Beş Hergele (Hergele Çeto) (Sinema Filmi) 1971
– Batakhaneler Kralı (Ümit) (Sinema Filmi) 1971
– İste Kölen Olayım (Murat) (Sinema Filmi) 1970
– Yazı mı Tura mı (Sinema Filmi) 1970
– Kanun Kaçakları (Sinema Filmi) 1970
– Ecel Teri (Murat) (Sinema Filmi) 1970
– Bir Çuval Para (Yarasa) (Sinema Filmi) 1970
– Acımak (Sinema Filmi) 1970
– Ölüme Giden Yol (Sinema Filmi) 1969
– Ölüm Şart Oldu (Sinema Filmi) 1969
– Zorro’nun İntikamı (ZORRO/ ALBERTO) (Sinema Filmi) 1969
– Zorro Kamçılı Süvari (Alberto/Zorro) (Sinema Filmi) 1969
– Yaşamak Hakkımdır (Mehmet) (Sinema Filmi) 1969
– Sevdalı Gelin (Ömer) (Sinema Filmi) 1969
– Sazlı Damın Kahpesi (Ahmet) (Sinema Filmi) 1969
– Sabır Taşı (Sinema Filmi) 1969
– Ringo Vadiler Aslanı (Sinema Filmi) 1969
– Kınalı Keklik (Osman) (Sinema Filmi) 1969
– Kardeş Kanı (Sinema Filmi) 1969
– Kaderden Kaçılmaz (Ali) (Sinema Filmi) 1969
– Günahını Ödeyen Kadın (Sinema Filmi) 1969
– Ebu Müslim Horasani (Ebu Müslim Horasani) (Sinema Filmi) 1969
– Ölümsüz Adam (Sinema Filmi) 1968
– Menderes Köprüsü (Yılmaz Ersoy) (Sinema Filmi) 1968
– Maskeli Beşlerin Dönüşü (Korkusuz) (Sinema Filmi) 1968
– Maskeli Beşler (Korkusuz) (Sinema Filmi) 1968
– Kışlalar Doldu Bugün (Sinema Filmi) 1968
– Kara Pençe (Kara Pençe) (Sinema Filmi) 1968
– Kara Güneş (Kara Güneş) (Sinema Filmi) 1968
– Hakanlar Savaşı (Oğuz Han) (Sinema Filmi) 1968
– Gelincik Tarlası (Fikret Özkan-Efeoğlu) (Sinema Filmi) 1968
– Derebeyi (Sinema Filmi) 1968
– Belalı Beşler (Sinema Filmi) 1968
– Üvey Ana (Sinema Filmi) 1967
– Zehirli Dudaklar (Sinema Filmi) 1967
– Sen Benimsin (Sinema Filmi) 1967
– Namus Belası (Yavuz) (Sinema Filmi) 1967
– Gül Ağacı (Kemal) (Sinema Filmi) 1967
– Erkek Adam Sözünde Durur (Murat) (Sinema Filmi) 1967
– Dördü De Seviyordu (Sinema Filmi) 1967
– Aslan Yürekli Reşat (Kemal/Reşat) (Sinema Filmi) 1967
– Anjelik Osmanlı Saraylarında (Sinema Filmi) 1967
– Anjelik Osmanlı Saraylarında (Sinema Filmi) 1967
– Akbulut, Malkoçoğlu Ve Karaoğl… (Akbulut/Uluçkağan) (Sinema Filmi) 1967
– Zehirli Kucak (Sinema Filmi) 1966
– Yosma (Murat) (Sinema Filmi) 1966
– Milyonerin Kızı / İntikam Hırs… (Ali) (Sinema Filmi) 1966
– Kalpsiz (Sinema Filmi) 1966
– Fırtına Beşler (Sinema Filmi) 1966
– Boğaziçi Şarkısı (Sinema Filmi) 1966
– Biraz Kül Biraz Duman (Sedat) (Sinema Filmi) 1966
– Aşkın Kanunu (Osman) (Sinema Filmi) 1966
– Anadolu Kanunu (Sinema Filmi) 1966
– Şekerli Misin Vay Vay (Sinema Filmi) 1965
– Ölüm Çemberi (Sinema Filmi) 1965
– Zennube (Metin Akça) (Sinema Filmi) 1965
– Sokaklar Yanıyor (Yavuz) (Sinema Filmi) 1965
– Seveceksen Yiğit Sev (Sinema Filmi) 1965
– Melek Yüzlü Caniler (Sinema Filmi) 1965
– Korkunç İntikam (Sinema Filmi) 1965
– Kanlı Meydan (Tamer) (Sinema Filmi) 1965
– Kalbimdeki Serseri (Sinema Filmi) 1965
– Garip Bir İzdivaç (Haluk Gökalp) (Sinema Filmi) 1965
– Fırıldak Naci (Naci) (Sinema Filmi) 1965
– Dağ Çiçeği (Sinema Filmi) 1965
– Babamız Evleniyor (Mehmet) (Sinema Filmi) 1965
– Aramızdaki Düşman (Doktor Kemal) (Sinema Filmi) 1965
– Ve Allah Gençleri Yarattı (Turhan) (Sinema Filmi) 1964
– Suçlular Aramızda (Halil) (Sinema Filmi) 1964
– Suçlular Aramızda (Sinema Filmi) 1964
– Son Tren (Rıdvan) (Sinema Filmi) 1964
– Satılık Kızlar (Sinema Filmi) 1964
– On Korkusuz Adam (Halil) (Sinema Filmi) 1964
– Meyhaneci / Can Düşmanı (Erol) (Sinema Filmi) 1964
– Kalbe Vuran Düşman (Sinema Filmi) 1964
– Hepimiz Kardeşiz (Murat) (Sinema Filmi) 1964
– Hayat Kavgası (Metin) (Sinema Filmi) 1964
– Günahsız Katiller (Demir) (Sinema Filmi) 1964
– Fedakar Öğretmen (Sinema Filmi) 1964
– Dağlar Bizimdir (Yörük Ali Efe) (Sinema Filmi) 1964
– Bana Derler Külhanlı (Külhan Murat) (Sinema Filmi) 1964
– Çapkın Kız (Ekrem) (Sinema Filmi) 1963
– Çalınan Aşk (Murat) (Sinema Filmi) 1963
– Yakılacak Kitap (Sinema Filmi) 1963
– Sayın Bayan (Doğan) (Sinema Filmi) 1963
– Kendini Arayan Adam (Cevat) (Sinema Filmi) 1963
– Bire On Vardı (Mehmet) (Sinema Filmi) 1963
– Aşk Tomurcukları (Sinema Filmi) 1963
– Daima Kalbimdesin (Cevat) (Sinema Filmi) 1962

Eser :
– Azap (Sinema Filmi) 1973

Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Tanburi Cemil Bey kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Tanburi Cemil Bey, tek başına halka açık konser veren ilk Türk Mûsıkîsi sanatkârıdır.

Tanburi Cemil Bey, 9 Mayıs 1871 tarihinde İstanbul’un Mollagüranî semtinde 4 kardeşin en küçüğü olarak doğmuştur. Babasının adı Mehmed Tevfik, annesinin adı Zihniyâr’dır. Üç yaşındayken babasını kaybeden Cemil Bey, amcası Refik Bey’in himayesinde büyüdü. Eve gelen Fransız mürebbiye sayesinde küçük Cemil Fransızca öğrenmeye başlar. Amcası Refik Bey’in ansızın ölümü ile Horhor’daki konak terkedilerek Bakırköy kaymakamı olan amcazadesi Mahmud Bey’in evine taşındı. Daha sonra Kartal kaymakamlığına tayin edilen amcası ile Kartal’a gitti. Amcası Suriye’de Humus’a tayin edildiğinde annesinin yanına döndü.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

İlk müzik bilgilerini ortaokul sıralarında ağabeyi Ahmet Bey’den almıştır. Diğer yandan Kemânî Aleksan Ağa’dan Hamparsum notası ve Batı notasını öğrendi. Aynı zamanda yeni ve bilinmeyen bir uslûpla tanbur çalmasını ilerletiyordu. Müzik aleti çalmaya karşı ilgisi on yaşlarında keman ve kanun ile başlayan Cemil Bey daha sonra başladığı ve ismi ile bütünleşen tanbur sazı ile ustalık derecesine ulaşmıştır. Orta öğrenimini tamamladıktan sonra Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne (Mülkiye’ye) kaydoldu. İki yıl devam etmesine rağmen yarıda bıraktı. Burada Mustafa Nezih Albayrak ve Tanburî Ali Efendi’nin oğlu Aziz Mahmud Bey’le sınıf arkadaşıydı.

Aynı zamanda yaylı tanbur’un mucididir. Tanburi Cemil Bey, Hamparsum notasının bizim Mûsıkîmizin perdelerini daha iyi belirttiğini söyler ve onu tercih ederdi. Her iki notada da olağanüstü bir melekesi vardı; yazı yazar gibi nota yazardı. Türkçe’yi güzel konuşurdu. Ayrıca konuşacak ve tercüme yapacak kadar Fransızca bilirdi. Batı kültürü hakkında da bilgisi vardı. Kalabalığı sevmezdi; devamlı hüzünlü bir insan olarak yaşadı.

Hariciye Nezareti’nde “Hariciye Umûr-i Şehbenderiye Kalemi”nde memuriyet hayatına atıldı. Uzun yıllar burada çalışmasına rağmen bu memuriyeti benimseyememiş, hariciyeciliği bir meslek olarak kabul edememişti. 1908’de Meşrutiyetin ilânından sonra yapılan kadro kısıtlaması sırasında, Dr. Hamid Hüsnü Bey’in aracılığı ile Hariciye Umûr-i Şehbenderiye müdürü İsmail Hakkı Bey’i ikna ederek sekiz yüz elli altın lira tazminat aldı, kadro dışında kalarak görevinden ayrıldı.

Tanburi Cemil Bey, tanbur, yaylı tanbur, klasik kemençe, alto kemençe, viyolonsel ve lavta gibi sazları aynı ustalıkla çalmayı öğrendi. Müzik aleti çalmakta erişilmez bir mertebeye yükselmiş olan Cemil Bey aynı zamanda çok iyi bir bestekârdır. Özellikle, taş plaklara yapmış olduğu taksim kayıtları makam, üslup ve tavır açısından bir ders niteliği taşımaktadır. 1905 yılında ilk plak kaydını yaptı.

Tanburi Cemil Bey, tek başına halka açık konser veren ilk Türk Mûsıkîsi sanatkârıdır.

Tanburi Cemil Bey, annesinin ve yakınlarının ısrarlı isteği üzerine 1901 yılında, Defter-i Hakanî müdürlüğünden Nazif Bey’in kızı Şerife Saide Hanım’la evlendi. Müzisyen Mesut Cemil (d.1902) oğludur. Tanburi Cemil Bey, evlendikten sonra Cağaloğlu Şeref sokağında bulunan yeni bir eve taşındı.

Tanburi Cemil Bey, 1908 yılında memurluktan ayrıldıktan sonra plak çalışmalarından elde ettiği gelirler ile geçindi ve Cağaloğlu’ndan Sineklibakkal mahallesine taşındı.

1914 yılında I. Dünya Savaşı başlayınca her Türk vatandaşı gibi askere çağrılmış ve muayeneler sırasında uzun süren bir soğuk algınlığı sanılan hastalığının “Akciğer Veremi” olduğu anlaşılmıştı. Bir sanatoryuma yatırılması teklif edildiyse de buna Cemil Bey razı olmadı. İsviçre‘ye gönderilmesi için yapılan tavsiyeyi de kabul etmedi.

Tanburi Cemil Bey, 28 Temmuz 1916 tarihinde İstanbul’da 45 yaşında tüberkülozdan ölmüştür.

Türk musıkisinin gelmiş geçmiş en büyük virtüözü olarak kabul edilen Tanburi Cemil Bey, kendisinden sonra gelen tüm müzisyenleri etkilemiş, tanbur, klasik kemençe, viyolonsel gibi farklı enstrümanlara olan hakimiyeti ve özellikle tanbur ve klasik kemençe icrasına getirdiği yenilikleri ile çok takipçisi olmuştur.

1916 yılında yaşamını yitiren Türk müziğinin en önemli bestecilerinden Tanburi Cemil Bey’in 1910 – 1914 arası icra etmiş olduğu tanbur, kemençe ve viyolonsel kayıtları ölümünün yüzüncü yılında plak olarak bir araya getirildi. Albümde Tanburi Cemil Bey’in en bilinen eserlerinden olan ‘Çeçen Kızı, Ferahfeza Saz Semaisi ve Evç Taksim de yer almaktadır.

Bestelediği saz eserleri :
– Şedd-i Araban Peşrevi
– Ferahfeza Peşrevi
– Muhayyer Peşrevi
– Mahur Peşrevi
– Hicazkâr Peşrevi
– Kürdili Hicazkâr Peşrevi
– Isfahan Peşrevi
– Neva Peşrevi
– Bestenigâr Saz Semaisi
– Suz-i Dilârâ Saz Semaisi
– Ferahfeza Saz Semaisi
– Hüseynî Oyun Havası (Çeçen Kızı)
– Nihavend Sirto
– Nikriz Sirto

Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , , ,

Tanem Sivar kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Tanem Sivar, 1980 yılında New York’da doğmuştur. Birsin adında bir kız kardeşi vardır. Yedi yaşında iken anne babası boşanmıştır. Annesinde kalan Tanem annesi (boşanınca) Ayşegül Özbudun ve kız kardeşi ile beraber New York’dan İstanbul’a 1987 yılında taşınmışlardır. Özel Marmara Kolejiden mezun oldu. Daha sonra Amerika Birleşik Devletlerine giderek California’da San Diego State Üniversitesi İletişim fakültesi Televizyon, sinema bölümünden mezun oldu.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

Türkiye’ye döndükten sonra bir dönem Fox TV‘de çalıştı. 2005 yılından sonra 5 yıl boyunca Acun Ilıcalı‘yla birlikte çalıştı. 2005 2006 yılları arasında Acun Firarda programı sırasında Acun Ilıcalı ile dünyanın dört bir yanını adım adım gezdi. Uzun yıllar Survivor, Fear Factor, Var Mısın Yok Musun?, Yetenek Sizsiniz gibi programlarla Acun Medya bünyesinde yapımcılık ve sunuculuk yaptı.

Yiğit Özşener ile “Sen Hak Ediyorsun”, Lig TV’de Melih Gümüşbıçak ile “21” ve “Nedir Ne Değildir?” adlı spor programını sundu.

2010 yılında 4 ay şovmen Beyazıt Öztürk ile nişanlı kaldı. Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde medya ve iletişim üzerine ders verdi.

2013 Ekim ayı itibariyle CNN Türk‘te “Cumartesi sabahları iki kahve arası” adlı programı sunmaktadır.

Tanem Sivar, 2013 yılında, Yapımcısının Fatih Aksoy olduğu Med Yapım imzalı “Umutsuz Ev Kadınları” dizisinde Sibel karakterini canlandırdı. Dizide başrolleri Evrim Solmaz‘ın diziden ayrılması üzerine diziye giren Deniz Uğur, Songül Öden, Bennu Yıldırımlar, Ceyda Düvenci, Özge Özder canlandırmıştır.

Haziran 2015 ayında Muğla’nın Menteşe ilçesinde çekimlerine başladıkları, senaryosunu Onur Ünlü‘nün yazdığı ve Yağmur Ünal’ın yapımcılığını üstlendiği “Uzaklarda Arama” adlı filmin yönetmenliğini Türkan Şoray yapacak. Yağmur Ünal, ayrıca bir hayat kadınını canlandıracağı bu filmde ilk defa oyunculuk da yapacak. Filmin oyuncuları ise Sevda Erginci, Doğa Konakoğlu, Eşref Kolçak, Tanem Sivar, Fırat Tanış, Kaan Urgancıoğlu, Suna Selen, Elif Atakan, Ekin Türkmen, Pınar Göktaş, Sercan Badur, Mehtap Bayri gibi oyuncular olmuştur.

Aralık 2015 yılında milli yelkenci Edhem Dirvana ile Avustralya’da evlendi. 23 Ağustos 2017 günü Süleyman Dirvana adında bir oğlu oldu.

Filmleri ve Dizileri :
2015 – Uzaklarda Arama (Sinema filmi)
2012 – 2013 – Umutsuz Ev Kadınları (Sibel) (Tv Dizisi)

Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Oya İnci kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Tiyatro oyuncusudur.

Oya İnci, 10 Aralık 1944 tarihinde doğmuştur. Tiyatro oyuncusu Derya Baykal kız kardeşidir. 1979 senesinde Devlet Tiyatrolarında çalışmaya başladı.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

Oya İnci, her zaman hayata gülümseyen pozitif, sakin ve saygılı biridir.

Oya İnci, 1979 senesinde Devlet Tiyatroları’nda çalışmaya başladı. İlk sahne deneyimi “Düğün ya da Davul” isimli bir ortaoyununda köylü kızı, oynayarak başladı.

Oya İnci, Devlet Tiyatrolarından emekli olduktan sonra Nedim Saban ile Tiyatro Kare’de çalışmaya başladı. Nedim Saban’la Şen Makas oyunuyla en iyi kadın oyuncu ödülüne aday oldu. Metin Serezli, Suna Keskin, gibi büyük ustalarla çalıştı.

Oya İnci, zaman zaman televizyon ekranlarında yemek tarifleri programlarına çıktı.

Oya İnci, iki defa evlenip boşandı. İki oğlu vardır.

1994 yılında Perran Kutman ve Erdal Özyağcılar’ın başrolde oynadığı “Şehnaz Tango” adlı dizide Adiloş karakterini canlandırdı.

2003 yılında Tiyatrokare’nin Şen Makas oyununda Ümit Çırak, Melda Gür, Hakan Akın, Şafak Sezer ile birlikte rol aldı.

Tuncer Cücenoğlu’nun yazdığı “Kadıncıklar” adlı tiyatro oyununda 2007 yılında Sadri Alışık Tiyatrosunda Yeşim Kızılgeç, Kadir Çermik, Nurseli İdiz, Songül Öden ve Kerem Alışık ile birlikte rol aldı.

2010 yılında Alman yazarlar Sandberg & Firger’in yazdığı, Hale Kuntay’ın Türkçe’ye çevirdiği ve Nedim Saban’ın uyarlayarak sahneye koyduğu ve Nedim Saban’ın yönetmenliğini yaptığı Bu da Benim Ailem oyununda; Metin Serezli, Suna Keskin, Oya İnci, Sinemis Candemir, Soydan Soydaş, Hülya Karakaş ile beraber sahne aldı.

2010 yılında Robert Harling’in yazarlığını yaptığı, Tiyatrokare tarafından sahnelenen “Çelik Manolyalar” adlı tiyatro oyununda Saadet Aksoy, Şenay Gürler, Suzan Aksoy, Suna Keskin, Aslıhan Erguvan ile birlikte rol aldı.

35 kadar tiyatro oyununda rol alan Oya İnci, 2011 yılında tiyatrokare tarafından sahnelenen “SİNEK Kadar Kocam Olsun , Başımda Bulunsun!” adlı tiyatro oyununda Suna Keskin, Özge Özberk, Oya İnci, Duygu Yetiş, Özlem Çakar, Şirin Sevinç ve tek erkek olarak Veysel Diker rol aldılar.

2014 yılında Birol Güven’in “Zengin Kız Fakir Oğlan” dizisinde Ufuk Özkan, Ecem Özkaya, Hüseyin Avni Danyal, Ayda Aksel, Mahir İpek, Gözde Okur, Ferdi Akarnur, Zerrin Epikmen, Kemal Kuruçay, Şeyla Halis, Yıldırım Öcek ile birlikte oynadı.

Filmleri ve Dizileri :
Oyuncu :
2014 – Zengin Kız Fakir Oğlan (Şevval) (TV dizisi)
2013 – Salih Kuşu (TV Dizisi)
2005 – İki Arada Aşk (TV Dizisi)
2004 – Paydos (TV Filmi)
2004 – Şansa Bak (Sinema filmi)
1998 – Mercan Kolye (TV Filmi)
1996 – Tatlı Kaçıklar (TV Dizisi)
1994 – Şehnaz Tango (Adiloş) (TV Dizisi)
1994 – Beklenmeyen Misafir (Sinema Filmi)
1992 – Çıplak (Sinema Filmi)
1991 – Varsayalım İsmail (TV Dizisi)

Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Yıldırım Gürses kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Yıldırım Gürses, 21 Ocak 1938 tarihinde Bursa’da doğmuştur. Babası Ziraat Bankası memurlarından Nasuhi Bey ve annesi Müeyyet Cevriye hanımdır. Ablasının adı Cahide’dir. Babası ud çalar ablası söylerdi. Bu da küçük Yıldırım’ın ilk müzik eğitimi oluyordu. Bu arada şarkı söylemeyi, usul ve uslubü öğreniyor ve biraz da kanun çalıyordu.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

İlk okula babasının tayin olduğu Bursa Yenişehir’de başladı, sonra yine Bursaya gidince orada devam edip Çelebi Mehmet Ortaokulundan sonra Bursa Erkek Ticaret Lisesi’nden mezun oldu. Sonra Ankara İktisadi ve Ticari Bilimler Akademisi’ni kazanarak üniversite eğitimine Ankara’da devam etti ve bu üniversiteden mezun oldu. Lise döneminde Türk Musikisi Cemiyetin’de çalışmalara başladı. Aynı dönemde Ticaret Lisesinde konserler vermiştir. Üniversitede okurken bir yandan da türk ve batı müziği dersleri aldı.

1959 yılında Ankara Devlet Opera imtihanına girdi ve Türkiye birincisi oldu. Opera’da 7-8 ay çalıştıktan sonra ayrıldı ve TRT sınavını yine üstün başarıyla kazanarak çalışmalarına burada devam etti. Radyodaki çalışmaları sırasında beste yapmaya da başladı.

“İçime Hep Hüzün Doluyor” adlı şarkısı ilk bestesidir. Ardından sesini geniş kitlelere duyurmasını sağlayan “Gençliğe Veda” adlı şarkısını besteledi. 1964 yılında radyodan ayrıldı ve gazino çalışmalarına başladı, ardından İstanbul’a yerleşti.

1965 yılında, Hürriyet Gazetesinin yaptığı ilk Altın Mikrofon yarışmasında birinciliği kazandı. Altın Mikrofon’daki bu başarının ardından Yıldırım Gürses, çalışmalarına hız verdi. Sanatçı popüler müziğin en önemli isimlerinden biri haline geldi. “Son Mektup”, “Mazideki Aşk”, “Bir Kırık Kalp”, “Bir Garip Yolcu”, “Sonbahar Rüzgârları” parçaları ile başarı yakaladı. 80′lerin başında Ajda Pekkan ile birlikte “Affetmem Asla Seni” ile yeni bir hamle yaptı. Aynı albümde yer alan “Dertliyim Arkadaş” ve sonra çıkan “Eller Eller” ile “Gül Dudaklım” sanatçının ses getiren şarkıları oldu.

Yıldırım Gürses’in diğer önemli şarkılarından bazıları şunlardır; Mevsimler Yas Tutup Çöller Ağlasın, Liseli Kız, Çal Kanunum Çal, Mazideki Aşk. Aynı zamanda Arif Nihat Asya’nın Fetih Marşı isimli şiirinin sanatçı tarafından yapılan yorumu çok beğenilmiştir. Yıldırım Gürses’in önemli bestelerinden biri “İçime hep hüzün doluyor” sözleriyle başlayan Rast makamındaki şarkısıdır.

Sanatçı, bestekar Yıldırım Gürses’in 30′a yakın albümü ve 350 bestesi bulunmaktadır.

1980 yılında TRT’de Türk Hafif Sanat Müziği korosun da şeflik yaptı. Yıldırım Gürses sanatçı Emel Sayın ile birlikte Neşe-i Muhabbet Müzikalini gerçekleştirdi, müzikal Yıldırım Gürses’in bestelerinden oluşmaktaydı, müzik direktörü de Yıldırım Gürses’ti.

1986 yılında kendisi kurucu ve başkan olmak üzere ekibi ile birlikte MESAM’ı kurdu ve böylece Türkiye’de ilk kez bestekar ve söz yazarlarının haklarını koruyan Türkiye Musıki Eseri Sahipleri Meslek Birliği adı altında bir meslek birliği kurmuş oldu.

1962 yılında kendisi gibi TRT ses sanatçısı olan Ayla Gürses’le evlendi. Yıldırım Beyazıt (d.1971) adında bir oğlu vardır.

Yıldırım Gürses, 18 Kasım 2000 tarihinde 62 yaşında kalp krizi sonucu ölmüştür.

45’lik plakları :
1965 – Yıldırım Gürses – Gençliğe Veda & Canım İstanbul
1969 – Yıldırım Gürses – Sonbahar Rüzgarları & Eski Sevda
1971 – Yıldırım Gürses – Bir Garip Yolcu & Aşkına Doyum Olmaz
1971 – Yıldırım Gürses – Karanlık Dünyalar & Beni Sevdiğini Kuşlar Söyledi
1972 – Yıldırım Gürses – Gurbet & Aşkımın Vebali
1972 – Yıldırım Gürses – Yorgun Yıllar & Son Sözün Bu Mu

Albümleri :
1978 – Yıldırım Gürses – Gencliğe Veda
1979 – Yıldırım Gürses – Takvim Yaprakları
1983 – Yıldırım Gürses – Hoş Sada 1
1983 – Yıldırım Gürses – Güller Ağlasın
1984 – Yıldırım Gürses – Hoş Sada 2
1986 – Yıldırım Gürses – Çoban Yıldızı
1989 – Yıldırım Gürses – Mavi Boncuk
1992 – Yıldırım Gürses – Sil Baştan
1999 – Yıldırım Gürses – Anılarla Yıldırım
2000 – Yıldırım Gürses – Yelkenler Biçilecek
Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Taner Barlas kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

1947 yılında Burdur’da doğmuş olup, Sinema ve Tiyatro sanatçısı, yönetmen, yazardır. Türkiye”de ilk profesyonel pantomim topluluğunu kurmuştur.

Taner Barlas, 1947 yılında Burdur’da doğmuştur. Babası Enver Barlas dâhiliye mütehassısı bir doktordu. İlkokulu, ortaokulu, liseyi Burdur’da okudu. 1964 yılında başladığı İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1971 yılında mezun oldu. Aynı zamanda 1965 yılında başladığı Muhsin Ertuğrul yönetimindeki LCC Tiyatro Okulundan da 3 yılda mezun oldu. Pandomim eğitimi de alan Taner Barlas, İngiltere‘de ve Polonya‘da bu eğitimini geliştirdi. Ulusal ve uluslararası çeşitli tiyatro ve pandomim festivallerine katıldı, oyunlar sergiledi. Çeşitli tiyatro ve pandomim oyunları yazdı, yönetti ve oynadı.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

1965 yılında başladığı LCC Tiyatro Okulunda 3 yıl tiyatro eğitimi alırken burada sahnelenen Marat- Sade”da (1968) oynadı. 1971 yılında İngiltere Bournemouth Bale Okulu’nda vücut eğitimi dersleri verdi, bale dersleri aldı. 1972 yılında Polonya’da Wroclaw Pandomim Tiyatrosu’nun çalışmalarını izledi.

1970 – 1971 yıllarında Bakırköy Halkevi’nde Beklan Algan’ın yönettiği Hamlet 70 adlı oyunda Hamlet rolünü üstlendi. 1971-1972 yılında yurtdışında pantomim çalışmaları yaptı. Daha sonra 1985 yılında İstanbul’da düzenlediği pantomim kurslarında yetiştirdiği oyuncularla Taner Barlas Pantomim Tiyatrosu’nu kurdu. 5 yıl sanat yönetmenliğini yaptı.

1974 yılında Muhsin Ertuğrul’un sanat yönetmenliğindeki İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları’na girdi ve Gültepe Tiyatrosu yönetmeni oldu. Ertesi yıl Yugoslavya’da Aziz Nesin’in Gol Kralı’nı sahneledi. 1976-77 yılında Sırtımızdakiler adlı pantomim oyununu Şehir Tiyatrolarında sergiledi. Çocuklar için yazdığı Birlikten Kuvvet Doğar (1977) adlı pantomim oyununda gene yönetmen ve oyuncu olarak görev aldı.

1979’da Fakir Baykurt’tan uyarladığı Tırpan adlı oyunla üç ödül kazandı. Aynı yıl Oben Güney’in tek kişilik mim-tiyatro oyunu Yük’ü yönetti ve oynadı. 1980’de İstanbul Belediye Şehir Tiyatrolanın Fatih Sahnesi ekip sanat yönetmeni oldu. 1982’de bu tiyatrodan ayrıldı. Ertesi yıl Gülriz SururiEngin Cezzar Tiyatrosu’nda Kabare adlı oyunun koreografisini yaptı ve oyunda rol aldı.

1984-85 sezonunda Hodri Meydan Kültür Merkezi Pantomim Kursu’nda yetiştirdiği 35 kişilik kadroyla Richard Bach’dan oyunlaştırdığı Bir Martı’yı yönetti ve oynadı. 1985 yılında Taner Barlas Mim-Tiyatro adlı topluluğu kurdu. Ertesi yıl Metin Deniz’in John Arden’dan uyarlayıp yönettiği Sanat Uzun, Hayat Kısa adlı oyunu yeni kurduğu toplulukla sergiledi.

1985 ve 1986’da İstanbul festivallerine katılarak pantomim gösterileri yaptı. 1986- 87’de Ahmet Levendoğlu’nun yönettiği Franz Kafka’nın “Değişim” adlı öyküsünden uyarlanmış oyunda koreograf ve oyuncu olarak çalıştı.

1989 yılında Bakırköy Belediye Tiyatrosu’nun kuruluşunu gerçekleştirdi. 1990 yılında Şehir Tiyatroları’na geri döndü. 1994 yılında İBBŞT Genel Sanat Yönetmeni Yardımcısı görevini üstlendi.

Ödülleri :
2009 – 14. Sadri Alışık Ödülleri “Yılın En Başarılı Yapımının Yönetmeni” Maskeliler – İstanbul Şehir Tiyatrosu

Taner Barlas, Tiyatro dalında yedi, pandomim dalında üç ödül aldı.

Pandomim Oyunları: Ali’nin Öyküsü, Sırtımızdakiler, Çeşitlemeler.

Rol aldığı tiyatro oyunları:
2012 – Adalet Sizsiniz : Ümit Denizer – Aysa Prodüksiyon Tiyatrosu
2011 – Sevgili Doktor : Anton Çehov / Neil Simon – İstanbul Şehir Tiyatrosu
2008 – Geçmişten Gelen Kadın : Roland Schimmelpfennig – İstanbul Şehir Tiyatrosu
2006 – Saygılı Yosma : jean-paul-sartre – İstanbul Şehir Tiyatrosu
2004 – Hakimiyeti Milliye Aş Evi : Güngör Dilmen – İstanbul Şehir Tiyatrosu
2004 – Antigone : Sofokles – İstanbul Şehir Tiyatrosu
2000 – Kapıyı Aç : Krzysztof Choinski – İstanbul Şehir Tiyatrosu
1996 – Godot’yu Beklerken : Samuel Beckket – İstanbul Şehir Tiyatrosu
1993 – Kral Lear : William Shakespeare – İstanbul Şehir Tiyatrosu
1990 – Kırmızı Pabuçlar : Hans Christian Andersen – İstanbul Şehir Tiyatrosu
1988 – Ağzı Çiçekli Adam : Luigi Pirandello – İstanbul Şehir Tiyatrosu
1987 – Değişim : Franz Kafka– Taner Barlas Mim Tiyatrosu
1985 – Sanat Uzun Hayat Kısa : John Arden – Taner Barlas Mim Tiyatrosu
1983 – Üçüncü Selim (oyun) : Turan Oflazoğlu – İstanbul Şehir Tiyatrosu
1982 – Kabare : Joe Masteroff – Gürriz Sururi Tiyatrosu
1979 – Yük : Oben Güney – İstanbul Şehir Tiyatrosu
1979 – Tırpan (oyun) : Fakir Baykut / Taner Barlas – İstanbul Şehir Tiyatrosu
1977 – Birlikten Kuvvet Doğar – İstanbul Şehir Tiyatrosu
1970 – 1971 – Hamlet 70 – Bakırköy Halkevi
1968 – Marat Sade : Peter Weiss – LCC özel tiyatro okulu
– Bir Martı
– Kitapları Yakın
– Çeşitlemeler
– Koza

Yönettiği Tiyatro oyunları:
2011 – Sevgili Doktor : Anton Çehov / Neil Simon – İstanbul Şehir Tiyatrosu
2010 – Merhaba Hoşçakal : Athol Fugard – İstanbul Şehir Tiyatrosu
2008 – Maskeliler : Ilan Hatsor – İstanbul Şehir Tiyatrosu
2007 – Benden Sonra Tufan Olmasın : Taner Barlas – İstanbul Şehir Tiyatrosu
2006 – Rumuz Goncagül : Oktay Arayıcı – İstanbul Şehir Tiyatrosu
2003 – Hakimiyeti Milliye Aş Evi : Güngör Dilmen – İstanbul Şehir Tiyatrosu
1999 – Kapıyı Aç : Krzysztof Choinski – İstanbul Şehir Tiyatrosu
1998 – Aydınlanma Ateşi : Taner Barlas – İstanbul Şehir Tiyatrosu
1996 – Ayrılık : Behiç Ak – İstanbul Şehir Tiyatrosu
1995 – Bir Atın Öyküsü Lev Tolstoy’dan Uyarlayan: Mark Rozovsky – İstanbul Şehir Tiyatrosu
1994 – Soytarılar Okulu : Friedrich Karl Waechter – İstanbul Şehir Tiyatrosu
1992 – Resimli Osmanlı Tarihi : Turgut Özakman – Adana Şehir Tiyatrosu
1991 – Gol Kralı : Aziz Nesin – Üsküp Halklar Tiyatrosu
1990 – Kırmızı Pabuçlar : Hans Christian Andersen – İstanbul Şehir Tiyatrosu
1989 – Zilli Zarife : Haldun Taner – Bakırköy Belediye Tiyatrosu
1986 – Değişim : Franz Kafka – Taner Barlas Mim Tiyatrosu
1985 – Sanat Uzun Hayat Kısa : John Arden – Taner Barlas Mim Tiyatrosu
1984 – Bir Martı(oyun) : Richard Bach – Taner Barlas Mim Tiyatrosu
1978 – Yük : Oben Güney – İstanbul Devlet Tiyatrosu
1978 – Tırpan (oyun) : Fakir Baykurt / Taner Barlas – İstanbul Şehir Tiyatrosu
1977 – Birlikten Kuvvet Doğar – İstanbul Şehir Tiyatrosu
1976 -1977 – Sırtımızdakiler (pantomim): Taner Barlas – İstanbul Şehir Tiyatrosu
1975 – Gol Kralı :Aziz Nesin – Yugoslavya’da

1973 – Devlet Baba : Hans Christian Andersen – İstanbul Şehir Tiyatrosu
1973 – Pırtlatan Bal : Aziz Nesin – İstanbul Şehir Tiyatrosu
– Konçinalar : Haldun Taner
– Koza (oyun)
– Kırık Testi
– Kitapları Yakın
– Yaşama Sevinci
– Çeşitlemeler (mim oyunu)

Filmleri ve Dizileri :
Oyuncu :
2013 – Firuze (TV Dizisi)
2012 – Babalar Ve Evlatlar (TV Dizisi)
2010 – 2011 – Aşk ve Ceza (Hasip Baldar) (TV Dizisi)
2010 – Kavak Yelleri 4. Sezon (Tayfun) (TV Dizisi)
2009 – Yüreğine Sor (Stelyo) (Sinema Filmi)
2008 – Vesaire Vesaire (Rıfkı) (Sinema Filmi)
2008 – 2009 – Melekler Korusun (Burhan) (TV Dizisi)
2008 – Gurbet Kuşları (TV Dizisi)
2008 – Başka Semtin Çocukları (Hasan) (Sinema Filmi)
2006 – Yaprak Dökümü 1. Sezon (Konuk Oyuncu) (TV Dizisi)
2006 – Kaybolan Yıllar (Selçuk) (TV Dizisi)
2006 – Fırtına (Avni) (TV Dizisi)
2006 – Binbir Gece (Kadir) (TV Dizisi)
2006 – Ahh İstanbul (Mecit) (TV Dizisi)
2005 – Yedi Günah, Yedi Tepe, Bir Metropol (Sinema Filmi)
2005 – Kırık Kanatlar (Arif Bey) (TV Dizisi)
2004 – Çemberimde Gül Oya (Rıdvan ) (TV Dizisi)
2004 – Kimsesiz Zaman Tasvirleri (Alfredo) (TV Filmi)
2003- Kampüsistan (Yıldırım) (TV Dizisi)
2003 – Bir İstanbul Masalı (TV Dizisi)
2002 – Papatya ile Karabiber (Cemil) (Sinema Filmi)
2002 – Asmalı Konak (Süleyman) (TV Dizisi)
2001 – Yapayalnız (TV Dizisi)
2001 – Sultan (TV Dizisi)
2001 – Altın Yumruk İstanbul’da (Peder) (Sinema Filmi)
2000 – Çilekli Pasta (Muammer) (Sinema Filmi)
2000 – Yalan Dünya (Mehmet Kılıç) (TV Dizisi)
2000 – Filler ve Çimen (Otel Sahibi Ali Bey) (Sinema Filmi)
2000 – Ceket (TV Dizisi)
1999 – Fasulye (Baba) (Sinema Filmi)
1998 – Kaçıklık Diploması (Heykelci) (Sinema Filmi)
1998 – Affet Bizi Hocam (TV Dizisi) (13 Bölüm)
1997 – Kördüğüm (TV Dizisi)
1997 – Böyle mi Olacaktı (İskender) (TV Dizisi)
1997 – Baba Evi (TV Dizisi)
1996 – Yüzleşme (Güngör) (TV Filmi)
1996- Solgun Bir Sarı Gül (Sinema Filmi)
1996 – Kurtuluş (Spridonos) (TV Dizisi)
1996 – 80. Adım (Raoul) (Sinema Filmi)
1995 – Sahte Dünyalar (Mehmet Kılıç) (TV Dizisi)
1995 – Aşk Üzerine Söylenmemiş Herşey (Sinema Filmi)
1994 – Bir Yanımız Bahar Bahçe (Sinema Filmi)
1994 – Bir Aşk Uğruna (TV Dizisi)
1993 – Tatlı Betüş (TV Dizisi)
1993 – Amerikalı (Hamit) (Sinema Filmi)
1992 – Seni Seviyorum Rosa (Kont) (Sinema Filmi)
1992 – Piano Piano Bacaksız (Senayi) (Sinema Filmi)
1992 – Hadi Gel Bar (TV Dizisi)
1991 – Uzun İnce Bir Yol (Azrail) (Sinema Filmi)
1990 – Berdel (Konuk Oyuncu) (Sinema Filmi)
1986 – Değirmen (Mutasarrıf) (Sinema Filmi)
1986 – Asiye Nasıl Kurtulur (Kerim – Kayınpeder) (Sinema Filmi)

Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Taner Birsel kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Taner Birsel, 1959 yılında Manisa Akhisar’da doğmuştur.

1976 yılında Gazetecilik ve Halkla İlişkiler okudu buradan 1980 yılında mezun olduktan sonra ise 1981 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro bölümünde okuyarak 1985 yılında mezun oldu.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

1981 yılında girdiği İstanbul Devlet Tiyatrosu ‘nda birçok tiyatro oyununda oynadı.

Taner Birsel, 25 yıl görev yaptığı Devlet Tiyatrosu’nda kırktan fazla oyunda rol aldı. Bir Kadının Anatomisi, Bir Erkeğin Anatomisi, Kaç Para Kaç, Filler ve Çimen, O da Beni Seviyor, İtiraf, Çamur, Beş Vakit, Tatil Kitabı, Devrim Arabaları, Siyah Beyaz, Bizim Büyük Çaresizliğimiz, Bir Zamanlar Anadolu’da ve Gölgesizler filmlerindeki rolleriyle geniş bir izleyici kitlesine ulaştı.

1999 yılında Senarist ve Yönetmenliğini Taylan Biraderler’in yaptığı “Sır Dosyası” adlı dizide Taner Birsel, Mehmet Günsür, Ayça Bingöl, Zafer Ergin ile birlikte oynarken dizide kullanılan özel efektler ve paranormal içerikli polisiye senaryosuyla Türk televizyonculuk tarihine bazı ilkleri başaran sıra dışı bir yapım olarak geçmiştir.

2002 yılında yönetmen, senarist ve yapımcılığını Derviş Zaim’in üstlendiği “Çamur” adlı filmde Mustafa Uğurlu, Tomris İncer, Bülent Emin Yarar, Yelda Reynaud, Ümit Çırak, Ali Düşenkalkar ile birlikte oynamıştır.

2011 yılında yönetmenliğini Nuri Bilge Ceylan’ın yaptığı “Bir Zamanlar Anadolu’da” adlı sinema filminde Muhammet Uzuner, Fırat Tanış, Yılmaz Erdoğan, Ercan Kesal ile beraber rol aldı.

2013 yılında Yılmaz Erdoğan‘ın yazıp yönettiği ve başrollerini Kıvanç Tatlıtuğ ile Mert Fırat‘ın paylaştığı “Kelebeğin Rüyası” adlı sinema filminde Yılmaz Erdoğan Behçet Necatigil‘i canlandırırken Taner Birsel, Farah Zeynep Abdullah, Belçim Bilgin, Ahmet Mümtaz Taylan ile diğer rollerde oynamışlardır.

2014 yılında senaryosu gerçek olay ve kişilerden esinlenilerek M.Caner Alper tarafından kaleme alınan “Çekmeceler” adlı sinema filminde Yaklaşık 25 yıla yayılan bir hikayenin, tiyatro ve oyun motifleriyle bezenerek anlatıldığı filmde, “Deniz” karakterini Ece Dizdar, annesi “Saadet”i Tilbe Saran, babası “Ayhan”ı Taner Birsel ve üvey annesi “Ayşe”yi Nilüfer Açıkalın canlandırırken; diğer rollerde Pınar Töre, Tuğrul Tülek, Burak Altay, Gizem Erdem, Yekta Kopan ve Cengiz Çoşkun yer alıyor.

Taner Birsel, İlknur Birsel ile evlidir. İstanbul’dan bağlarını koparmadan 2002 yılından sonra Bodrum’da aldıkları yere yerleşmişlerdir.

2017 yılında yönetmenliğini Can Ulkay‘ın, senaristliğini ise Yiğit Güralp‘in yaptığı Türkiye ve Güney Kore ortak yapımı savaş filmi “Ayla: The Daughter of War” da Astsb. Süleyman’ın gençliğini İsmail Hacıoğlu canlandırırken yaşlılık halini Çetin Tekindor canlandırmıştır. 1950 yılında başlayan Kore Savaşı sırasında yaşanan gerçek bir hikayeden uyarlanan filmde diğer rollerde ise Taner Birsel, Ali Atay, Meral Çetinkaya, Duygu Yetiş, Murat Yıldırım, Büşra Develi, Erkan Petekkaya, Esra Dermancıoğlu, Damla Sönmez, Altan Erkekli, Sinem Öztürk, Chaby Han (Çabi), Nilgün Kasapbaşoğlu, Burç Kümbetlioğlu, Caner Kurtaran, Kim Seol, Kyung-jin Lee gibi oyuncular rol aldı. Filmin müziklerini ise Fahir Atakoğlu yaptı.

Ödülleri :
2012 – 1.YEFA Ödülleri – En İyi Erkek Oyuncu (Bir Zamanlar Anadolu’da)
2012 – 17.Sadri Alışık Ödülleri – En İyi Erkek Oyuncu (Bir Zamanlar Anadolu’da)
2010 – Monako Charity Film Festivali Ödülü
2009 – 14.Sadri Alışık Ödülleri – En İyi Erkek Oyuncu (Devrim Arabaları)
2002 – 24. SİYAD – En İyi Erkek Oyuncu : İtiraf
1999 – 21. SİYAD – En İYi Erkek Oyuncu : Kaç Para Kaç
1999 – 21. İstanbul Film Festivali – En İyi Erkek Oyuncu Kaç Para Kaç
1992 – Ulusal Tiyatro Karşılaşması – En İyi Erkek Oyuncu
1991 – Avni Dilligil Tiyatro Ödülleri : – En İyi Erkek Oyuncu

Rol Aldığı Bazı Tiyatro Oyunları:
2002 – Kral Lear : William Shakespeare – İstanbul Devlet Tiyatrosu
2001 – Ben Ruhi Bey Nasılım : Edip Cansever – İstanbul Devlet Tiyatrosu
2000 – Hizmetçiler : Jan Genet – Tiyatro Oyunevi –
1999 – Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı : Bertolt Brecht – İstanbul Devlet Tiyatrosu
1998 – Cyrano de Bergerac : Edmond Rosland – İstanbul Devlet Tiyatrosu
1996 – Ayışığında Şamata : Haldun Taner – İstanbul Devlet Tiyatrosu
1994 – Tanrı : Woody Allen – İstanbul Devlet Tiyatrosu
1994 – Bina : Behiç Ak – İstanbul Devlet Tiyatrosu
1993 – Hamlet : William Shakespeare – İstanbul Devlet Tiyatrosu
1993 – Abdülcambaz : Turhan Selçuk – İstanbul Devlet Tiyatrosu
1991 – Oresteia : Aeskhylos – İstanbul Devlet Tiyatrosu
1991 – Afife Jale : Nezihe Araz – İstanbul Devlet Tiyatrosu
1990 – Dantonun Ölümü : Georg Büchner – İstanbul Devlet Tiyatrosu
1989 – Batı Yakasının Hikayesi : Leonard Bernstein, Artful Learning – İstanbul Devlet Tiyatrosu
1989 – Ballar Balını Buldum (Yunus Emre) : Nezihe Araz – İstanbul Devlet Tiyatrosu
1988 – Odissinbad : Ksenya Kalogerapulu – İstanbul Devlet Tiyatrosu
1988 – Soğan (oyun) : Aldo Nikolayi – İstanbul Devlet Tiyatrosu
1987 – Yedi Kocalı Hürmüz : Sadık Şendil – İstanbul Devlet Tiyatrosu
1987 – Hoşu’nun Utancı : Şinasi Ekicioğlu – İstanbul Devlet Tiyatrosu
1986 – Tohum Ve Toprak : Orhan Asena – İstanbul Devlet Tiyatrosu
1986 – Kısmet (0yun) : Erhan Gökgücü – Bursa Devlet Tiyatrosu
1986 – Akıllı Tavşan : Nezihe Araz – Bursa Devlet Tiyatrosu
1985 – Sersem Kocanın Kurnaz Karısı : Haldun Taner – Bursa Devlet Tiyatrosu
1985 – Yedekçi : Musahipzade Celal – Bursa Devlet Tiyatrosu
1981 – Yoklar Dağındaki Kar : Mümtaz Zeki Taşkın – İstanbul Devlet Tiyatrosu

Filmleri ve Dizileri :
2017 – Kaygı (Sinema Filmi)
2017 – Ayla The Daughter of War (Yzb. Fuat)(Sinema Filmi)
2016 – Kor (Ziya) (Sinema Filmi)
2016 – Yol Kenarı (Sinema Filmi)
2014 – Çekmeceler (Ayhan) (Sinema Filmi)
2014 – Kuzu (Adnan Bey) (Sinema Filmi)
2013 – Kelebeğin Rüyası (İsmail Uslu) (Sinema Filmi)
2011 – Bizim Büyük Çaresizliğimiz (Murat) (Sinema Filmi)
2011 – Bir Zamanlar Anadolu’da (Savcı Nusret) (Sinema Filmi)
2010 – Öyle Bir Geçer Zaman ki (Seslendirme) (TV Dizisi)
2009 – Siyah Beyaz (Faruk) (Sinema Filmi)
2009 – Ada: Zombilerin Düğünü (Usta) (Sinema Filmi)
2008 – Tatil Kitabı (Hasan) (Sinema Filmi)
2008 – Gölgesizler (Berber) (Sinema Filmi)
2008 – Devrim Arabaları (Gündüz) (Sinema Filmi)
2006 – Beş Vakit (Zekeriya) (Sinema Filmi)
2004 – Korkuyorum Anne (Polis Memuru) (Sinema Filmi)
2002 – Çamur (Temel) (Sinema Filmi)
2001 – İtiraf (Harun) (Sinema Filmi)
2001 – O da Beni Seviyor (Doğan) (Sinema Filmi)
2000 – Filler ve Çimen (Eylemci) (Sinema Filmi)
1999 – Sır Dosyası (Sedat) (TV Dizisi) (13 Bölüm)
1998 – Kaç Para Kaç (Selim) (Sinema Filmi)
1996 – Bir Erkeğin Anatomisi (Sinema Filmi)
1995 – Bir Kadının Anatomisi (Sinema Filmi)
1990 – Yalancı Şafak (TV Dizisi)

Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Salah Birsel kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Salah Birsel, 14 Kasım 1919 tarihinde Balıkesir’in Bandırma ilçesinde doğmuştur. Babası Hafız Talât Bey, yedi kuşak İzmirli bir aileye mensup üzüm tüccarıdır. Annesi ise Bandırmalıdır. Salâh Birsel’in doğumundan altı ay sonra aile İzmir’e taşınır; İzmir’in Karşıyaka, Bayraklı semtlerinde ve Soğukkuyu Caddesi’nde otururlar. Asıl adı Ahmet Selâhaddin olan Salâh Birsel, İlkokulu1931 yılında İzmir’de Saint-Policarpe Fransız İlkokulu’nda, ortaokulu 1934 yılında Saint-Joseph Fransız Koleji’nde bitirdi. Saint Joseph’in lise kısmı yalnızca İstanbul’da olduğu için İstanbul’a gönderilmeyen Salah Birsel, öğrenimine İzmir Erkek Lisesi’nde devam etti. Ardından hukuk öğrenimi görmek için İstanbul’a gitti. Hem üniversiteye devam etti, hem de Sümerbank’ta memur olarak çalıştı.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

Yazar Mehmet Güreli ablası Şehbal Hanımın oğludur.

Salah Birsel, Hukuk Fakültesi’nin ikinci sınıfındayken okulu bırakarak İzmir’e döndü ve 1938-1939 ders yılında İzmir Alsancak Gazi Ortaokulu’nda tarih ve yazı öğretmenliği görevinde bulundu. Bir süre sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ne girdi. Bir taraftan da İş Bankası Bahçekapı şubesinde çalışlıştı. Aynı zamanda üniversite öğrencisi iken 1943-1949 arasında İstanbul Nişantaşı Ortaokulu’nda Fransızca öğretmenliği yaptı. Felsefe öğrenimi sırasında uzmanlık alanı olarak Avrupa resim sanatını seçen Salâh Birsel, 1948 yılında mezun oldu.

1943 yılında Burhan Arpad ile birlikte AB Neşriyat adıyla bir yayınevi kurarlar. Daha sonra İhsan Devrim de ortak olunca Cağaloğlu Yokuşu’nda ABC Kitabevi’ni açarlar. Ne yazık ki 4 Aralık 1946’da “Tan Olayı” sırasında kitabevi yağmalanır ve yıkılır.

Üniversiteden mezun olduktan sonra öğretmenlik, 1953-1956 yılları arasında iş müfettişliği, 1956-1960 yılları arasında Edebiyat Fakültesi Kütüphane Müdürlüğü, Ankara Üniversitesi Basımevi Müdürlüğü gibi görevlerde bulunan Birsel 1960-1973 yılları arasında 13 yıl süreyle Türk Dil Kurumu Yayın Kolu Başkanlığı da yaptı. 1972 yılında devlet memurluğu görevinden emekliye ayrılarak İstanbul’a yerleşti ve edebiyat çalışmaları üzerinde yoğunlaştı.

İlk şiirleri 1937 yılında Gündüz dergisinde yayınlandı. 1940 -1950 yılları arasında şiirleri İnkılapçı Gençlik, Sokak, İnsan, Seçilmiş Hikayeler gibi dergilerde görülen şair Yenilik, İnsan, Sokak ve Nokta dergilerinin yayın çalışmalarına da katıldı.

Asıl ününü 1970’den sonra yayımladığı 1001 Gece Denemeleri ve Salâh Bey Tarihi olarak adlandırdığı dizi kitapları ve günlükleriyle elde etti. Günlük konuşma dilinde pek az bilinen sözcük ve deyimlerden başka, kendi yarattığı ilginç deyişleri de sıkça kullandığı ve anlatımına egemen kıldığı alaycı tavrıyla bu denemelerde özgün bir üslup yarattı.

“Salâh Bey Tarihi”ni oluşturan “Kahveler Kitabı”, “Ah Beyoğlu, Vah Beyoğlu”, “Boğaziçi Şıngır Mıngır”, “Sergüzeşt-i Nono Bey”, “Elmas Boğaziçi” ve “İstanbul-Paris” kitaplarında, geçmişin İstanbul kahvelerini, Beyoğlu ve Boğaziçi’nin sanat çevrelerini anlattı. 1990’larda büyük bir coşkuyla tekrar şiire döndü. İroni ve humor özellikleri taşıyan şiirleriyle modern şiirimizi tema ve dil bakımından demokratlaştırdı, geliştirdi.

Şiir ve denemelerinin yanısıra çevirileri de bulunan Salah Birsel, daha çok aklın ve zekânın egemenliğini ön planda tutan, şairanelikten uzak, yergici şiirlere ağırlık verdi.

1972 yılında 30 yıldan fazla süren devlet memurluğu görevinden emekliye ayrıldı ve İstanbul’a yerleşerek edebiyat çalışmalarına devam etti.

Salâh Birsel, 1962 yılında tiyatro sanatçısı Jale Hanım’la evlendi.

Salah Birsel, 10 Mart 1999 tarihinde İstanbul’da bir kalp krizi sonucunda 80 yaşında ölmüştür.

Ödülleri:
1970 – TRT Deneme Sanat Ödülü (Keçi Çobanı, Kuzu Çobanı)
1976 – TDK Deneme Ödülü (Şiir ve Cinayet)
1986 – Sedat Simavi Edebiyat Ödülü (Yaşlılık Günlüğü)
1994 – Necatigil Şiir Ödülü (Varduman)

Eserleri :
Şiir :
1947 – Dünya İşleri
1955 – Hacivat’ın Karısı
1960 – Ases
1961 – Kikirikname
1972 – Haydar Haydar
1981 – Köçekçeler
1986 – Bütün Şiirleri
1993 – Varduman (Son dönem şiirleri) (Necatigil Şiir Ödülü)
1994 – Yalelli (, Adam)
1995 – İnce Donanma
1995 – Rumba da Rumba
1995 – Yaşama Sevinci
1996 – Çarleston
1997 – Baş ve Ayak
1997 – Sevdim Seni Ey İnsan
1997 – Seçme Şiirler
1998 – Nardenk

Deneme
1952 – Şiirin İlkeleri
1957 – Sen Beni Sev
1969 – Kendimle Konuşmalar

1001 Gece Denemeleri adı altında yayınlanan denemeleri:
1975 – Şiir ve Cinayet
1979 – Kurutulmuş Felsefe Bahçesi
1981 – Halley Kimi Kurtarır
1981 – Paf ve Puf
1983 – Amerikalı Tolstoy
1985 – Bir Zavallı Sarı At
1985 – Yapıştırma Bıyık
1986 – Şişedeki Zenci
1987 – Asansör
1988 – Kediler
1989 – Seyirci Sahneye Çıkıyor
1991 – Hafiyeler Önde Gider
1993 – Gandhi ya da Hint Kirazının Gölgesinde
1994 – Gece Mavisi

Salâh Bey Tarihi adı altında yayınlanan denemeleri:
1975 – Kahveler Kitabı
1976 – Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu
1980 – Boğaziçi Şıngır Mıngır
1982 – Sergüzeşt-i Nono Bey ve Elmas Boğaziçi
1983 – İstanbul-Paris

Günlük
1955 – Günlük
1976 – Kuşları Örtünmek
1982 – Hacivat Günlüğü (Günlük ve Kuşları Örtünmek ikisi bir arada)
1986 – Yaşlılık Günlüğü
1988 – Aynalar Günlüğü
1990 – Bay Sessizlik
1991 – Nezleli Karga
1991 – Geceyarısı Mektupları
1992 – Yalnızlığın Fırınlanmış Kokusu
1995 – Yanlış Parmak
1995 – Papağanname

Roman
1961 – Dört Köşeli Üçgen

Biyografi
1956 – Rüştü Onur

İnceleme
1967 – Fransız Resminde İzlenimcilik
1972 – Goethe

Gezi
1987 – Kıbrıs’a Selam

Şiirlerinden Örnekler

AŞKSIZ

Aşka inanmıyor gençler şimdilerde
Tutkuları beden eğitimini aşmıyor
Gözyaşları kullanılmıyor, bu bir
Üzüntüler gerekli sayılmıyor.

Erkeklerin gönülleri tıkanık, bu iki
Sevgililer yollarda beklenmiyor
Kadınlar bile bezgin, hoyrat
Yeminler tutulmuyor.

Başlar uçurulmuyor, bu üç
Zehirler içilmiyor
İsteksiz, şaşkın bu gençlik
Kitaplarda güller kurutulmuyor.

Şairler aşkı anmıyor, bu dört
Fuzûlîler Nâilîler bilinmiyor
Bağırtılı çıplak bir kuşak salonlarda
Mumlara derdler açılmıyor.

KÖÇEKÇE
İsterse darbuka gelsin önden
İster keman çıksın ortaya
Üşüşsünler üşüşsünler
Odaya dolsunlar evveli.

Ut atılsın bir türkü çağırsın
Tambur kıpırdasın yerinde
Tımbındasınlar tımbırdasınlar
Pencereyi titretsinler pencereyi.

Zıvanadan çıksın derken her biri
Ötsün zurna, alabildiğine
Davul gümbürdesin dümbelek dümbürdesin
Bir köçekçe başlasın sevda yerine.

Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Taner Güngör kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Muhabir-sunucu

Taner Güngör, 4 Aralık 1972 tarihinde İstanbul’da doğmuştur. Taner Güngör, uzun yıllardır magazin muhabirliği yapmasının yanı sıra Sütaş ve Turkcell’in reklam filmlerinde rol aldı.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

Yıllardır televizyon ekranlarından evlerimize konuk olan kah mimikleriyle kah yorumlarıyla ve neşeli karekteriyle hepimizin sevgisini, kazandı.

Taner Güngör, 2005 yılında senaryosunu Birol Güven’in yazdığı yönetmenliğini Necmi Yapıcı’nın yaptığı “Sonradan Görme” adlı dizide Metin Şentürk, Asuman Krause, Necmi Yapıcı, Esra Akkaya, Şoray Uzun ile beraber rol aldı.

2010 yılında Çağla Şikel ile birlikte “Şehirler Yarışıyor” adlı programın sunuculuğunu yaptı.

TV8 ekranlarında 2012 yılında yayınlanan, Afrika’nın beşiği Kenya’da gerçekleşen yarışma programı “Trophy Türk” sunuculuğunu Helin Avşar ve Ertem Şener ile birlikte yaptı. Burcu Çetinkaya ile birlikte Billur Kalkavan, Berksan Özer, Hale Caneroğlu, Ceyda Ersoy, Esra Ersoy, Zaza Enden, Leyla Bilginel, Şener Üşümezsoy, Serkan Tanırgan, Tuğba Özay ve Önder Bekensir ve Helin Avşar da yarışmacı ekip içindeydi.

2013 yılında TV8‘de “Para Konuşur” adlı programı sundu. Ekim 2016 tarihinden itibaren 360 ekranlarında “Tanerle Çılgın Sorular” adlı programı yapmaya başladı.

Filmleri ve Dizileri :
Oyuncu :
2005 – Sonradan Görme (Gültekin) (TV Dizisi)

Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Arvo Part kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Estonyalı klasik müzik bestecisi.

1970’lerde kendisinin geliştirdiği ve “tintinnabuli” adını verdiği minimalist tarzda eserler üretir. Film müzikleriyle tanınan sanatçı, 1980’lerden bu yana dini vokal eserler bestelemeye ağırlık vermiştir. 21. Yüzyılın en popüler çağdaş müzik bestecisi sayılmaktadır.

Arvo Part, Estonya‘nın başkenti Tallinn, ve ana liman kenti yakınlarında küçük bir kasaba olan Paide’de doğmuştur. 1938 yılında ailesi ile beraber Rakvere’ye taşındılar. Rakvere’de liseden mezun olduktan sonra Müzik eğitimine 1954 yılında Talin Müzik okulu’nda başladı. Bir yıl dolmadan zorunlu askeri hizmet nedeniyle eğitimine ara verdi. Obuacı ve trompetçi olarak ordu bandosunda görev yaptı. Askerlik görevi bittikten sonra Müzik okuluna devam etti ve bir yıl sonra 1957’de Tallinn Konservatuarı’na girdi. Heino Eller’in kompozisyon öğrencisi oldu. 1963 yılında konservatuardan mezun oldu.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

Arvo Part, öğrencilik yıllarında başladığı Estonya Radyosu’nda ses mühendisi (tonmayster) olarak 1958’den 1967’ye kadar çalıştı, pek çok sahne ve film müziği besteledi; öyle ki 1963 yılında konservatuarı bitirdiğinde profesyonel besteciler arasına çoktan girmişti. Bu dönemde yarattığı eserler Dmitriy Şostakoviç ve Sergey Sergeviç Prokofyev gibi Rus Neoklasik bestecilerin etkisi altındaydı. Öte yandan Arnold Schönberg’in serialism tekniği gibi yeni teknikleri denemekten de geri durmuyordu

Arvo Part, 1960 yılında ilk orkestra eseri olan “Nekroloji“’yi besteledi. Bu beste, bir Estonyalı bestecinin serialism tekniği ile yazdığı ilk eser oldu. Mezuniyetinden önce 1962 yılında Moskova’da düzenlenen genç besteciler yarışmasında bestelediği bir çocuk kantatası ve oratoryosu ile birincilik ödülü aldı.

1960’larda deneysel çalışmalarına devam etti ve serialism tekniği ile “1. Senfoni” ve “perpetuum mobile” adlı eserlerini yazdı. 1. Senfoni’yi konservatuardan öğretmeni olan Heino Eller’e ithaf etti. Daha sonra kolâj tekniği ile eserler üretti. “collage on b-a-c-h” adlı çalışması kolâj tekniği ile yarattığı eserlere örnektir.

İlk yaratıcı dönemine neoklasik piyano müziği ile başladı. Ardından on yıl boyunca avangardın en önemli kompozisyon tekniklerini kendi bireysel kullanımına uyarladı: dodekafoni (12 tonlu kromatik gam kullanımı), ses kütleleriyle kompozisyon, aleatorisizm (rastlantısallıkla sanat eseri yaratma), kolaj tekniği. “Nekrolog” (1960) Estonya’da yazılmış ilk dodekafonik müzik parçasıydı ve “Perpetuum mobile” (1963) bestecisinin Batı’da ilk kez tanınmasını sağladı.

Eserlerinin bazısı Sovyet yönetimince beğenilirken, bazısı yasaklandı. 1968’de “credo” adlı bestesinin yasaklanmasının ardından inzivaya çekildi ve bir arayışa girdi. Özellikle Rönesans çağı eserlerini inceledi. 1971 yılında 3. Senfoni’yi bestelese de arayışı henüz bitmemişti.

Kolaj eserlerinde avangard ve erken müzik birbirleriyle cesurca ve uzlaşmaz bir şekilde karşı karşıya gelirler ve bu karşı karşıya geliş en son kolaj parçası “Credo”da (1968) en aşırı ifadesine ulaşır. Ama bu zamana kadar kullandığı kompozisyon araçları Pärt için daha önceki çekiciliklerini kaybederek artık ona anlamsız gelmeye başladı. Kendi sesini aramak onu sekiz yıl süren bir yaratıcılıktan uzaklaşma dönemine sürükledi ve bu süre içerisinde Gregoryan ilahileri, Notre Dame ekolü ve klasik vokal çok seslilik çalışmalarına katıldı.

Tekrar girdiği sessizlik dönemini 1976 yılında bozdu. Müziği radikal bir değişim geçirmiş ve latince’de “küçük çanlar” anlamına gelen “tintinnabuli” adlı bir teknik geliştirmişti. Çok az sayıda sesle, minimal bir anlayışla müzik üretmeye başladı. Tintinabuli tekniği ile geliştirdiği ilk eseri bir piyano parçası olan “Für Alina“’dır. 1977 yılında ardı ardına üç yeni eseri geldi : “Fratres“, “Tabula Rasa” ve “Cantus In Memoriam Benjamin Britten“. Sonuncusu, müziğine hayran olduğu İngiliz besteci Benjamin Britten’in ölümü üzerine bestelediği 5 dakikalık etkileyici bir cenaze marşıydı.

Arvo pärt’ın müziği artık batı dünyasında seslendirilmeye başlamıştı. Ancak kendi ülkesinde Sovyet yetkilileri ile mücadele etmesi gerekiyordu. Eşi ve iki oğlu ile İsrail’e göç etmeye karar verdi. Bu niyetini hiç gerçekleştiremedi ama yayımcısının yardımıyla ailesiyle birlikte 1980 yılında Viyana’ya yerleşti ve Avusturya vatandaşlığına geçti. Ertesi sene bir burs (DAAD bursu) alarak gittiği Almanya’da Berlin‘e yerleşti.

Dini metinlere dayalı koro çalışmalarına yönelen Arvo Part’in eserleri çok beğenilmekte ve dünya koroları tarafından seslendirilmektedir. Başlıca dini eserleri arasında St. John Passion (1982), Magnificat (1989), The Beatitudes (1990) ve Litany (1994) yer alır.

Sanatçının 2010 yılı Avrupa Kültür Başkenti İstanbul ve 2011 yılı Avrupa Kültür Başkenti Talinn’in ortak siparişi üzerine bestelediği “Adem’in Yakarışı” adlı eseri ilk defa 7 Haziran 2010’da İstanbul’da Aya İrini’de seslendirildi.

Sanatçı 1996’da ABD’nin en önemli sanat kurumu olan Amerika Sanat Ve Edebiyat Akademisi üyeliğine seçildi. Çeşitli üniversiteler tarafından kendisine onursal doktora verildi. 2005 yılında 70. Doğum gününde çeşitli Estonya şehirlerinde adına müzik festivalleri düzenlendi.

Arvo Part, 1972 yılında Nora Part ile evlendi. İki oğlu vardır.

Arvo Part, 1981 yılından itibaren Almanya’da Berlin‘de eşi Nora Part ve çocukları ile birlikte yaşadı, 2010‘da taşındıkları Estonya‘da yaşamaktadır.
Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , , ,

Taner Ölmez kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

2019 yılında Mucize Doktor dizisinde Savant Sendromlu doktor asistanı Ali Vefa karakterini canlandırdı.

Taner Ölmez, 9 Ağustos 1986 tarihinde Tunceli’de doğmuştur. Aslen Tunceli’lidir. Taylan Özgür Ölmez (d.1979) adında müzisyen abisi vardır. 6 yaşında iken ailesi ile birlikte İstanbul‘a göç etmişlerdir. Lise yıllarında aktif olarak tiyatroyla ilgilenmeye başladı ve tiyatro kolu kurarak aktif olarak tiyatro yapmaya çalıştı. Lise son sınıfta iken ilk olarak William Shakespeare’in ‘’Bir Yaz Gecesi Rüyası’’ oyununda yer aldı. Lise eğitiminin ardından 2 yıl Bakırköy Belediye Tiyatrosu’nda çalıştıktan sonra İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü’ne girdi İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro bölümünde okudu.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

Konservatuar eğitimine devam ettiği dönemde ‘’Gıyabettin’’ karakterini canlandırdığı ‘’Kapalıçarşı’’ projesiyle televizyon dizilerinde yer almaya başladı. Ardından ATV’de yayınlanan ‘’İstanbul’un Altınları’’ adlı dizide rol aldı.

2004 yılından 2019 yılına kadar İstanbul Bakırköy belediye tiyatrosunda görev yaptı.

Birçok dizi ve reklam filminde rol alan Taner Ölmez, oyunculuğun yanı sıra Ülker Albeni, Ülker Sunny, Piyale Pigafest reklamlarında da oynamıştır.

İlk oyunculuk deneyimini 2009 yılında rol aldığı Kapalı Çarşı dizisi ile yaşayan Taner Ölmez; Muhteşem Yüzyıl Kösem, Medcezir, Tatar Ramazan, Çıplak Gerçek, Kayıp Şehir, İstanbul’un Altınları ve Kül ve Ateş dizilerinde rol almıştır.

2012 yılında, Osman Sınav’ın yönetmen koltuğunda oturduğu ‘’Uzun Hikaye’’ filmiyle beyazperdeye adım atan Taner Ölmez, aynı yıl Cevdet Mercan’ın yönettiği ‘’Kayıp Şehir’’ dizisinde canlandırdığı ‘’Sadık’’ karakteriyle dikkatleri üzerine çekti. 2013-2014 sezonunda Ali Bilgin’in yönettiği ‘’Medcezir’’ dizisinde hayat verdiği ‘’Mert’’ karakterindeki başarısıyla geniş bir izleyici kitlesine ulaştı.

Star TV’de yayınlanan ve dünyanın birçok ülkesinde uluslararası izleyici kitlesine sahip ‘’Muhteşem Yüzyıl – Kösem’’ adlı dönem dizi projesinde ‘’Şehzade Osman’’ rolüyle yer aldı.

Televizyondaki kariyerine devam ederken, Tiyatro İn’in sahnelediği ‘’Katil Joe’’ oyunundaki performansıyla 18. Afife Jale Tiyatro Ödülleri’nde ‘’Yılın En Başarılı Yardımcı Erkek Oyuncusu’’ ödülünü alan oyuncu, Onur Ünlü’nün yönettiği ‘’Kırık Kalpler Bankası’’ sinema filminde başrol karakterlerden biri olan ‘’Osman’’ rolüyle yeniden beyazperdede yer aldı.

2018 yılında vizyona giren, Arabesk müziğin önemli isimlerinden Müslüm Gürses’in hayatının konu edildiği ‘’Müslüm’’ sinema filminde sanatçının kardeşi “Ahmet” rolünü canlandırdı.

Semaver Kumpanya bünyesinde “Semaver ve Kumpanya-Yeniden” oyunuyla tiyatro çalışmalarına devam eden olan Taner Ölmez, Blu TV’de yayınlanan‘’Dudullu Postası’’ adlı internet dizisinde ‘’Tayfur’’ karakteriyle yer almıştır.

Taner Ölmez, 2019 yılında Fox TV ekranlarında yayınlanmakta olan yapımcılığını Faruk Bayhan’ın yaptığı ve yönetmeni Yusuf Pirhasan olan Mucize Doktor dizisinde Savant Sendromlu doktor asistanı Ali Vefa karakterini canlandırırken, Mucize Doktor dizinin başrollerinde Onur Tuna, Murat Aygen, Sinem Ünsal, Fırat Altunmeşe, Gökçe Akyıldız, Hayal Köseoğlu ve Reha Özcan yer aldı.

Ödülleri :
2014 – 18. Afife Jale Tiyatro Ödülü, ’Yılın En Başarılı Yardımcı Erkek Oyuncusu (Katil Joe adlı oyundaki rolü ile)

Rol aldığı Tiyatro Oyunları :
2017 – 2019 – Semaver ve Kumpanya : Sait Faik Abasıyanık-Yeniden – Semaver Kumpanya
2017 – Boş Şehir : Dejan Dukovski – Entropi Sahne
2014 – Katil Joe : Tracy Letts – Tiyatro İn
2011 – Aut : Alper Kul / Özgür Özgülgün – İkincikat
2003 – Bir Yaz Gecesi Rüyası : William Shakespeare – Lisede iken

Filmleri ve Dizileri :
2020 – 81 Kahraman: Denize Vurulan Kahramanlik Mührü
(Dumlupınar: Vatan Sağ Olsun )
2019 – Mucize Doktor (Ali Vefa)(TV Dizisi)
2018 – Müslüm (Ahmet Akbaş) (Sinema Filmi)
2018 – Dudullu Postası (Tayfur) (TV Dizisi)
2017 – Yüz Yüze (Aleko) (TV Dizisi)
2015 – Muhteşem Yüzyıl: Kösem (Şehzade Osman) (TV Dizisi)
2015 – Kırık Kalpler Bankası (Osman) (Sinema Filmi)
2013 – Tatar Ramazan (Çoban Ahmet) (TV Dizisi)
2013-2014 – Medcezir (Mert Asım Serez) (TV Dizisi)
2012 – Çıplak Gerçek (Deniz) (TV Dizisi)
2012 – Uzun Hikaye (Celal) (Sinema Filmi)
2012 – Kayıp Şehir (Sadık) (TV Dizisi)
2011 – İstanbul’un Altınları (Mustafa Erciyes) (TV Dizisi)
2010 – Vakit (Ezan) (Kısa Film)
2009 – Kül ve Ateş (Hayati) (TV Dizisi)
2009 – Kapalı Çarşı (Gıyabettin) (TV Dizisi)

Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Uday Shankar kimdir aslen nereli kaç yaşında hayatı biyografisi

Hindistan’da modern dansın öncüsü olarak bilinen dansçı ve koreograf. Batı kökenli modern dans tekniklerini Hindistan’a ait yerel öğeler ile başarıyla birleştirmeyi başarmış olan Shankar, pek çok otorite tarafından 20. yy’ın en başarılı dansçı ve koreograflarından birisi olarak gösterilmektedir.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || ).push({});

Uday Shankar, 8 Aralık 1900 tarihinde, Udaipur, Rajasthan, Hindistan’da dünyaya geldi. Babası Shyam Shankar, Jhalawar’da çalışan başarılı bir dava avukatı olan Shankar’ın ailesi, Bangaleş kökenliydi.

Babasının işi ve aldığı eğitimler nedeniyle sürekli yurt dışında olması nedeniyle amcasının Nasratopur’da bulunan evinde annesi ve kardeşleri ile beraber büyüyen Shankar, 18 yaşındayken, daha iyi bir eğitim alabilmesi için Mumbai’ye yerleşti ve burada J.J. Sanat Okulu ve Gandharva Mahavidyalaya Enstütüsünde sanat ve dans eğitimi aldı. 1920 yılında ise babasının yanına, Londra’ya taşınan Shankar, şehrin köklü sanat okullarından Royal College of Art’da eğitimine devam etti.

Her ne kadar Hindistan’ın yerel dansları ile ilgili resmi bir eğitim almamış olsa da, Shankar bu konuda doğuştan yetenekliydi. Avrupa’da kaldığı süre içerisinde batı ve Hint danslarının yapısını birleştirerek hi-dance adı verilen yeni bir form oluşturmayı başardı.

Otantik Hint danslarını modern bir forma kavuşturmayı amaçladığı sırada, efsanevi Rus balet Anna Pavlova ile tanışan Shankar, Pavlova sayesinde amaçladığını yapma imkanı buldu. Yaklaşık bir buçuk yıl boyunca Rus baletle beraber çalışan genç dansçı, bu süre içerisinde Hint danslarını temel alan bale gösterileri sahneye koymayı başardı.

Pavlova ile olan birlikteliğinin sona ermesinin ardından Paris’e taşınan Shankar, burada Avrupa’nın ilk Hint Dansları Topluluğu’nu kurdu. 1931 yılında, Paris’de bulunan Champs-Elysees Theatre’da ilk gösterisini gerçekleştiren ünlü dansçı, bundan kısa bir süre sonra Avrupa’nın tamamını ve Amerika’yı kapsayan yedi yıllık bir tura çıkarak sanatını insanlara tanıttı.

1938 yılında Hindistan’a geri taşınan Shankar, burada açtığı kültür merkezi sayesinde ileriki yıllarda üne kavuşacak olan pek çok oyuncu ve dansçıyı eğitme fırsatı buldu. 1942 yılında, maddi yetersizliklerden dolayı kültür merkezini kapatmak zorunda kaldı ve 1948 yılında, tek sinema filmi olan Kalpana’yı çekti.

1942 yılında Amala Shankar ile evlenen Uday Shankar, bu evlilikten Mamata ve Ananda adlı iki çocuğa sahip oldu. Shankar, 26 Eylül 1977 tarihinde hayata gözlerini yumdu.
Kaynak:Biyografi.info

 

Kaynak: biyografi info

Etiketler, , , , , , , , , , , ,