Category Archive Ünlüler

Sergey Ayzenştayn Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Sergey Ayzenştayn

Rus yönetmen Eisenstein Potemkin Zırhlısı ile 20. yüzyılın en önemli filmlerinden birine imza atmış oldu. Eisenstein’in teorik yazılarıyla montaj tekniği bir sinema estetiğinin oluşmasındaki temeli oluşturdu.
Varlıklı bir Alman inşaat mühendisiyle Rus bir annenin oğlu olan Eisenstein, ömrünün ilk yıllarını Riga’da geçirdikten sonra, 1910’da ailece Sen Petersburg’a taşındılar. Liseyi bitirdikten sonra Eisenstein, daha sonra mimarlığa geçmek üzere, babası gibi inşaat mühendisliği tahsiline başladı.

1918 yılında iç savaş başlayınca Eisenstein gönüllü olarak Kızıl Ordu’ya katıldı. Doğu cephesinde savunma mevzileri inşa eden Eisenstein, ordu birlikleri için eğlence programları da düzenledi. İki yıllık cephe hizmetinden sonra Proletkult Tiyatrosuna (İhtilal ve İç Savaş sırasında Halkın Tiyatrosu) geçerek önceleri dekoratör olarak çalıştıysa da, kısa bir süre sonra yönetmenlik görevine getirildi. Burada ve daha sonra, o zaman Rusya tiyatro teşkilatının tümünü idare eden Wsewolod Meyerhold’un Moskova’daki tiyatrosunda da, başta stilizasyon, karikatür ve genelleştirme aracılığıyla ulaşmayı denediği, yeni bir dramatik realizm fikrini geliştirdi. Devrimci sanatıyla geleneksel burjuva sanatın yerini almak istiyordu. Eisenstein 1924’ten sonra sinemaya yöneldi.

Sergey Ayzenştayn

İlk yapıtı olan Staçka’da (Grev), işçilerin makineliyle tarandığı sahnelerle mezbahada kesilen hayvan görüntülerini art arda kurgulayarak bir grevin Çar’ın ordu birlikleri tarafından bastırılışını çarpıcı bir şekilde gözler önüne serdi.

Grev filminin büyük başarısı üzerine Eisenstein’e 1905 Devrimiyle ilgili bir film çekmesi görevi verildi. Bu filmde tümüyle, Karadeniz filosuna ait bir gemi olan Potemkin Zırhlısı’ndaki isyana konsantre oldu. Potemkin Zırhlısı (1925) isyanın oluşumunu ve gidişatını, Odessa halkının askerleştirilmesini, isyanın Çarın birlikleri tarafından bastırılmasını ve geminin kaçışını sergilemektedir. Eisenstein olayı tümüyle stilize etmeyi başardı. Profesyonel oyuncu yerine amatörler kullandı; onun için önemli olan birey değil, kitlelerdi. Filmin devrimsel gücü, önemli ölçüde Eisenstein’in montaj tekniğinden kaynaklanmaktadır. Belirli bir ritim içerisinde üst üste gelen ve giderek hızlanan sahneler -örneğin Odessa limanı merdivenlerindeki altı dakikalık katliam sahnesinde olduğu gibi- ikna edici bir mantık sergilemektedir. Eisenstein’in dünya çapında ulaştığı bu başarı Sovyet filminin başlangıcını haber vermektedir.

sergey mihayloviç ayzenştayn

1917 Ekim Devriminin kahramanlarını konu alan Oktiyabr (Ekim, 1928) ve Sovyet tarımının kolektifleştirilmesiyle ilgili Generalnaya liniya (Genel Çizgi, 1929) adlı sonraki iki filmiyle Eisenstein büyük bir ilgi toplayamadı. Ekim adlı filmin kahramanı Lenin, filmin bitmesinden hemen önce gözden düşünce, Eisenstein yapıtını çok kısa sürede yeniden ele almak zorunda kaldı.

Eisenstein 1929’da resmi makamlardan izin alarak dış ülkelere gitti. Avrupa’yı dolaştıktan sonra, 1930 yılında Paramount’tan gelen teklifi kabul ederek Hollywood’a geçti. Burada, diğer bazı projeler yanında, Theodor Dreiser’in romanı “An American Tragedy”nin (İnsanlık Suçu) sinemaya uyarlanması üzerinde çalıştıysa da, senaryosunu stüdyonun öne sürdüğü koşullara uydurmaya yanaşmadı ve kontratım bozdu. Eisenstein 1932’de yazar Upton Sinclair’in yardımıyla, Que viva Mexico adlı dört bölümlük destanı çevirmek üzere, Meksika’ya geldi. Ne var ki bu film hiçbir zaman tamamlanamadı. Eisenstein filmin yapımcısıyla tartıştıktan sonra 1933’te Sovyetler Birliği’ne döndü.

Eisenstein’in resmen partiden ayrıldığına dair çıkan dedikoduların yanı sıra Meksika’da yaşadığı skandal, dönüşünden sonra giderek eleştirilere hedef olmasına neden oldu. Filmleri fazla şekilci ve şiirsel bulunarak yargılandı. Eisenstein sonunda hatalarını resmen itiraf edince, çok sıkı bir kontrol altında olmak şartıyla, Aleksandr Nevski (1938) filminin çekim çalışmalarına başlayabildi. Alman tarikat şövalyelerine karşı savaşı konu alan bu ortaçağ destanı, Sovyet kahramanlarını göklere çıkartmakta ve kolektivizmin zaferiyle son bulmaktadır. Sovyetler Birliği’nde başarıya ulaşan bu film dış ülkeler için bir düş kırıklığı oldu. Eisenstein Ivan Grozni (Korkunç İvan, Bölüm I: 1944, Bölüm II: 1946) filminde bu yurtseverlik/kahramanlık çizgisini sürdürdü. Filmin III. Bölümü çekilemedi. Eisenstein 50. Doğum gününden birkaç gün sonra Moskova’da hayata gözlerini yumdu.

kaynak:nkfu

Tags, , , , , , , ,

Orhan Gazi : Osmanlı İmparatorluğunun İkinci Padişahı

Orhan Gazi; (d. y. 1281, Söğüt, Bilecik – ö. y. 1360, Bursa), Osmanlı beyidir (1324/26 – y. 1360). Rumeli ve Anadolu’da giriştiği fetihlerle beyliğin sınırlarını genişletmiş, Osmanlı Devleti’nin ilk kurumlarını oluşturmuştur.

Osmanlı Devleti’nin kurucusu I. Osman (Osman Gazi) ile Ömer Bey adlı bir Türk-menin kızı olan Mal (ya da Malhun) Ha-tun’un oğluydu. Çocukluğu ve gençliği hakkında kesin bilgi yoktur. Kaynaklarda verilen doğum tarihi de 1277-88 arasında değişir. 1298’de Bilecik ve Yarhisar’ın fethine katılan Orhan Bey, Bizans’ın Yarhisar tekfurunun bu savaşta tutsak edilen kızı Holophira (sonradan Nilüfer Hatun) ile evlendi. 1301’de Sultanönü’nün (Karacahisar) yönetimini üstlendi. Nikaia (İznik) ve yöresine yapılan akınlara katıldı. Karacahisar’ı Germiyanoğulları ve Candaroğullarının saldırılarına karşı başarıyla savundu. 1317’de, kendisine lalalık etmiş olan Akçakoca Bey ve Harmankaya (bugün Mihalgazi, Bilecik) tekfuruyken sonradan Müslüman olan Köse Mihal ile birlikte Sakarya Vadisi ve Marmara Denizi arasındaki bölgenin fethiyle görevlendirildi.

Akyazı, Sapanca, Geyve ve yörelerinin alınmasında önemli rol oynadı. 1320’den sonra, iyice yaşlanmış ve sağlığı bozulmuş olan babasına vekâlet etti; 1321’de Mudanya’yı fethetti. Ardından uzun süreli kuşatmalara karşın alınamamış olan Bursa’nın fethiyle görevlendirildi. 1324’te bey ilan edildi, 1325’te Atranos’u (bugün Orhaneli, Bursa) aldı. Ertesi yıl Bursa’yı teslim alarak görkemli bir törenle kente girdi ve burayı başkent yaptı. Ama kent, ancak Nikaia (İznik) ile Nikomedeia’ nın (İzmit) ele geçirilmesinden sonra devletin kalıcı merkezi oldu. Bu döneme değin Bursa’nın yönetimini beysancağı olarak Orhan’ın oğlu Murad (sonradan I. Murad) yürüttü.

Marmara Bölgesi’ndeki akın ve kuşatmalara hız veren Orhan Bey 1329’da Nikaia’yı kuşattı ve kenti kurtarmak için gelen Bizans kuvvetlerini Pelekanon’da (Darıca yakınları) yenilgiye uğrattı. Ardından Nikaia’yı teslim aldı (1330/31) ve kenti bir süre için beyliğin merkezi yaptı. Daha sonra Taraklı, Mudurnu ve Göynük’ü, 1333’te Gemlik’i, 1336’da da Kirmasti (bugün Mustafakemalpaşa, Bursa), Mihalıç (bugün Karacabey, Bursa) ve Ulubat’ı ele geçirdi. 1337’de Nikomedeia’yı aldı ve buranın yönetimini oğlu Süleyman Paşa’ya bıraktı.

Ardından Hereke, Yalova ve Armutlu kasabalarını da sınırlarına kattı. 1346’da İoannes Kantakuzenos’un (sonradan Bizans imparatoru VI. İoannes) kızı Theodora ile evlendi. İoannes’in 1347’de Konstantinopolis’te (İstanbul) iktidarı ele geçirmesine yardımcı oldu. Onunla Üsküdar’da buluşarak yaptığı ittifak antlaşmasıyla Balkanlar’daki savaşlarda Bizans’a asker göndermeyi kabul etti. Daha sonra bu antlaşma uyarınca Sırp kralı Stefan Dusan’a karşı VI. İoannes’e Süleyman Paşa komutasında yardımcı kuvvet gönderdi. 1353’te İoannes, Gelibolu yakınlarındaki Cimbi Kalesi’ni üs olarak ona bıraktı. Osmanlıların bu ittir ak çerçevesinde Rumeli’ye geçerek bölgeyi tanımaları gelecekteki fetihlerde önemli rol oynadı.

Orhan Bey Bizans’tan aldığı topraklarla sınırlarını genişletirken Karesioğullarıyla da sınır komşusu olmuş ve bu beyliğin topraklarına ilk saldırıyı 1336’da düzenlemişti. 1345’te Balıkesir ve yöresinde hüküm süren Karesi beyi Demirhan’ı yenerek Balıkesir’i ilhak etti. 1350’ye doğru Bergama ve Edremit’i alarak Karesioğullarının Bergama koluna da son verdi. 1354’te Eretna Beyliği’ nin yönetimindeki Ankara’yı aldı ve Gerede Beyliği’ni işgal etti. Süleyman Paşa’yı Gelibolu Yarımadasına göndererek Bizans’la ilişkilerin bozulması pahasına Bola-yır’dan Tekirdağ’a değin uzanan kıyı bölgesini ele geçirdi. Süleyman Paşa’nın ölümünden (1359) sonra Rumeli’deki birliklerin başına Murad’ı getirdi. Bir süre sonra Bursa’da öldü ve Gümüşlü Kümbet’te babasının yanına gömüldü.

Devletin sınırlarının genişlemesiyle birlikte daha örgütlü bir devletin gerekliliği de ortaya çıktı. Anadolu Selçukluları ve ilhanlılar örnek alınarak örgütlenen devletin kurumlarından biri de divandı. Bursa’da kurulan bu ilk divana Orhan Bey ya da veziri başkanlık ediyordu. Divanın üyeleri de padişah, vezir, Bursa kadısı ve müftüydü. İlk dönemlerde ulemadan atanan Osmanlı vezirlerinin ilki de Alaeddin Paşa’ydı.

Ama Orhan Bey döneminde vezirler askeri işlere karışmazlardı; askeri işler subaşı tarafından yürütülürdü. Aşiret kuvvetleri yerine Çandarlı Kara Halil Paşa‘nın önerisiyle yaya ve müsellem adlı ilk dirlikli birlikler Orhan Bey döneminde kuruldu. Bazı kaynaklara göre para, arazi, giysi ve ordu örgütlenmesi gibi konularda düzenlemeler getiren ilk Osmanlı yasalarını Orhan Bey hazırlattı. Ayrıca Bursa’da cami, medrese, hamam ve imaretten oluşan ilk Osmanlı külliyesini yaptırdı.

kaynak:nkfu

Tags, ,

Zerdüştlük Dininin Tanrısı Ahura Mazda Özellikleri ve Hakkındaki İnanışlar

Ahura Mazda

Ahura Mazda, Hıristiyanlıktan önce Asya’ya yayılan Zerdüştlük, eski Mede ve Fars dininde ibadet edilen en yüksek ruhtur. Ahura Mazda, aynı anda hem bilge hem de iyi olarak, evrenin yaratıcısı ve içindeki her şeydir.

Tüm yüce tanrılarda olduğu gibi, Ahura Mazda uzun bir unvan ve özellik listesi taşır. O, yaratılmamış ruh olan Garothman’da (cennet) en yüce varlıktır. Ötesinde, onun dışında ve onsuz, var olan hiçbir şey yoktur. O değişmezdir, hiç kimsenin yardımı olmadan hareket eder. Hiçbir eşitliği yoktur ve kimse gökleri ondan alamaz. Gerçeği ve doğru davranışı sürdürerek adil adama yardım eder. Ahura Mazda ikiz ruhları, yıkıcı ruh olan Angra Mainyu ve iyi ruh olan Spenta Meynu’yu yaratmıştır.

Tanrının doğru ismi düşünüldüğünde, aynı zamanda ‘zeka’ veya ‘bilgelik’ anlamına gelen Sanskritçe medhās kelimesinden de gelebilir. Achaemenid döneminde, adı Ahuramazda idi, Partian döneminde Hormazd biçimi kullanıldı ve son olarak Sassanca’da Ohrmazd adını buldu.

Ahura Mazda

kaynak:nkfu

Tags, ,

Alexandre Dumas Fils Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Alexandre Dumas Fils (27 Temmuz 1824, Paris, Fransa – 27 Kasım 1895, Marly-le-Roi, Fransa)

Ünlü Fransız romancısı Alexandre Dumas Pere’in gayrimeşru oğludur. Çocukluğunu babasından uzak geçirmişti. Esasen babasının kimseyi görecek gözü yoktu. Fakat küçük Dumas uzaktan uzağa babasının çalışmaları ile ilgileniyor, onun sanatına hayran olmamaktan kendini alamıyordu.

Hele babası ona yazı yazmayı yasak edince, Dumas Fils’in yazarlığa karşı merakı daha da artmıştı. Eğer babası böyle bir yasak koymamış olsaydı belki küçük Dumas’nın hevesi de zamanla geçerdi. Dumas Pere, oğlunun kendisine rakip olarak yetişmesini istemiyordu ama, kader ona garip bir cilve hazırlamaktaydı.

Dumas Fils romandan çok piyes yazmaya meraklıydı. Esasen edebiyat âleminde de daha çok piyes yazarı, tiyatro eleştirmecisi olarak tanınır. Yazı hayatına şairlik ve romancılıkla atıldı. Tek romanı «La Dame aux Camelias» (Kamelyalı Kadın) kısa bir zamanda büyük bir rağbet gördü.

Alexandre Dumas Fils, daha sonra bu romanını piyes haline getirdi (1852). O günden beri bütün dünya tiyatrolarında en tanınmış artistler tarafından oynanan eser, daha sonra Verdi’nin «La Traviata» operasına da konu teşkil etmiştir.

kaynak:nkfu

Tags, , , , ,

Johan August Strindberg Hayatı ve Eserleri

Johan August Strindberg; İsveçli ozan, oyun yazarı ve romancıdır (Stockholm, 1849-Stockholm, 1912). İş alanında başarısız ve mutsuz bir babayla bir hancının kızı olan bir anne arasında dengesizlik, uyumsuzluk ve başkaldırı içinde güç bir çocukluk dönemi geçiren johan August Strindberg, 1867’de Uppsala Üniversitesi’ ne girdi.

1869’da oyunculuğa başladı ve hekim olmayı düşledi. Ama, tek bir eğilimi ağır basıyordu; bu da, oyun yazarlığıydı. Bunun üzerine ilk oyunlarını kaleme aldı (1869) ve Mâster Olof’u (Olof Usta, 1872) yayımladı. 1876’da âşık olduğu barones Wrangel (Siri von Essen) ile, kocasından ayrılmasından sonra, 30 Aralık 1877’de evlendi.

Daha sonra, ailesiyle birlikte İsveç’i terk eden Strindberg Paris’e yerleşti ve öykü derlemelerini (Giftas [Evliler, 1884] ve Giftas II [Evliler II,1885]) yayımladı; şiddetli bir kadın düşmanı olarak gözüktüğü bu yapıtlarıyla, büyük bir skandala neden oldu. 1887’de bir özyaşamöyküsü niteliği taşıyan Tjanstekvimansson’u (Hizmetçinin Oğlu) yayımladı.

Sinirleri gitgide bozulan Strindberg’in durumu, eşini ve çocuklarını olumsuz yönde etkiledi. Hastalık derecesine varan kıskançlık krizleri sırasında, başyapıtlarından bazılarını gerçekleştirdi: Hemsöborna (Hense’ nin İnsanları, 1887) adlı romanını, Baba (Fadren, 1887), Matmazel julie (Fröken julie, 1888), vb. oyunlarını yazdı.

1888’de fransızca olarak yazdığı le Plaidoyer d’un fou ‘yu (Bir Delinin Savunması) yayımladı. Bu kitabında, karısına olan aşırı tutkusunu, aşkının ruhsal öğelerini, beğenilme gereksinimini ve bütün öbür kadınlara karşı giderek artan nefretini dile getirdi. Bu arada, bunalımlı yaşamı Strindberg’i dış dünyayı gözlemekten alıkoydu: Bu sırada, özyaşamöyküsel anlatılarını yazmaya koyuldu, 1892’de eşinden ayrıldı.

kaynak:nkfu

Tags, , , ,

John Steinbeck Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında Eserlerinin Özellikleri Nelerdir?

John Steinbeck

John Steinbeck; A.B.D’li yazardır (Salinas, Kaliforniya, 1902-New York, 1968). Alman ve İrlanda asıllı bir aileden gelen John Steinbeck, çocukluğunu Big Sur ve Salinas bölgesinde geçirdi. Genç yaşta Büyük Vadi’nin (Great Valley) meyve bahçelerinde gündelikçi ve çiftlik işçisi olarak çalıştı. Böylece çiftlik sahiplerini, tarım işçilerini, rodeo binicilerini, İtalyan balıkçılarını, Kaliforniya ikliminin tüm ince ayrıntılarını ve Kaliforniya manzaraları tanımış oldu.

“Çöküntü” döneminde, 1929 iktisadi bunalımının yarattığı kargaşa sırasında, başlıca gereksinimin, doğduğu yer Kaliforniya’nın insan gerçeğiyle ilişkiyi koparmamak olduğunu anlayan Steinbeck önce Cennet Çayırları (The Pastures of Heaven, 1932), daha sonra da Yukarı Mahalle (Tortilla Fiat, 1935) adlı yapıtlarını yayımladı. Montereyli paisonoslarm serüven dolu öyküsünü bir gülmece anlayışı içinde anlattığı Yukarı Mahalle’de ustalığını ortaya koydu.

Bir işçi grevindeki toplumsal yönü ele aldığı Bitmeyen Kavga (İn Dubious Battle, 1936) adlı romanından sonra, acıklı ve yalın, sert ve sevecen bir öykü olan Fareler ve İnsanlar’ı (Of Mice and Men, 1937) yayımladı. Söz konusu yapıtın başlığı Robert Burns’ın şiirlerinden birinin bir bölümünden alınmıştı: “İnsanların ve farelerin en iyi tasarlanmış planları her zaman gerçekleşmez.” Romanın kişileri (Lenny ve George) bir çiftlikte birlikte çalışan ilkel yaradılışta iki gündelikçidir. Bunların gizli ve olmayacak düşleri, birkaç yüz dolar biriktirmek ve bu parayla bir gün küçük bir çiftlik satın almaktır. Öykü, yıkımın yakınlığını dile getirir ve kaçınılmaz son bu büyük yapıtta insan yalnızlığının ve büyük mutsuzluğun şiirsel bir anlatımıyla ortaya konur.

Steinbeck’in kuşkusuz en ünlü yapıtı olan Gazap Üzümleri (The Grapes of Wrath, 1939), 1930 yıllarının bunalımı, toprağın verimsizleşmesi ve kum fırtınası yüzünden her şeyini yitirmiş köylü bir ailenin, Oklahoma’yı terk etmek zorunda kalmasını ve iş bulmak için Kaliforniya’ya gelmesini serüvenlerle dolu olaylar zinciri biçiminde anlatır. Ama, sonuçta, büyük toprak sahipleri tarafından aç bırakılan, güç durumlara sokulan ve sömürülen göçmenler, umutlarını bağladıkları Kaliforniya’nın yavaş yavaş büyük bir hapishaneye dönüştüğünü görürler. Bu savlı romanda, Steinbeck içinde yaşadığı kapitalist iktisat sistemini ve tarımın makineleşmesini eleştirir. Böylece söz konusu yapıtın tümünde, “öncüler” döneminin yalın yaşamına duyulan özlem ve toplumsal bir devrime çağrı birbirine karışır. Söz konusu romanın özgünlüğü Cennet Yolu’n-daki (East of Eden, 1952] gibi, kesin düşüncelerin olmasından ya da karmaşık kişüerin yaratılmasından değü, özellikle destansı gücünden, gönül yüceliğinden, inanç ve coşku gücünden kaynaklanır.

kaynak:nkfu

Tags, , , , , , ,

Itri Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Itri

Itrî, asıl adı mustafa, Buhurizade Mustafa Efendi olarak da bilinir (d. 1640?, İstanbul -ö. 1711/12, İstanbul), klasik Türk müziğinin en büyük bestecilerindendir.

Dedesi ya da babasının buhurculuk yaptığı, lakabının buradan kaynaklandığı sanılır. Yaşamının ilk yıllarına ilişkin ayrıntılı bilgi yoktur. Başlıca müzik öğretmeninin Hafız Post olduğu söylenirse de, bu kesin değildir. Yenikapı Mevlevihanesi şeyhi Cami Ahmed Dede Efendiye (ö. 1671′) bağlanan Itrî, IV. Mehmed döneminde (1648-87) hanende olarak saraydaki fasıl heyetine alındı. Bestecilikte gittikçe yayılan bir ün kazandı. Müzik düşkünü padişahlardan büyük ihsanlar aldı; padişah musahipliğine kadar yükseldi. Kırım hanı I. Selim Giray da onun hayranlarındandı. Itrî’ye, oldukça kazançlı bir iş olan esirciler kethüdalığı verildi. Bu işi, dünyanın dört bir köşesinden getirilmiş esirlerden, çeşitli ülkelerin geleneksel müziklerini dinlemek için istemiş olduğu rivayet edilir. Uzun yıllar Enderun’da ders veren Itri, 1690’a doğru saraydan ayrıldı. Bu tarihten sonra yaşamına ilişkin kesin bilgi yoktur.

Itri mahlasıyla divan ve âşık tarzında şiirler yazan Mustafa Efendi, döneminin belli başlı şairleri arasına girdi. Şiirlerinden, çeşitli şuara tezkirelerinde ve mecmualarda dağınık olarak yer alanlar günümüze değin ulaştı. Itri, Siyahi Ahmed Efendi’den meşk ederek hat sanatını da öğrenmiş, talik yazıda başarı kazanmıştı. Hafız Post’un güfte mecmuasına eklediği güfteler, Itrî’nin çok iyi bir hattat olduğunu gösterir. Itrî’nin bir başka uğraşı da meyvecilik ve çiçekçilikti. Ünlü Mustabey armudunu, aşılama yoluyla ilk kez onun yetiştirdiği söylenir.

Bini aşkın beste yaptığını yazan kaynaklar varsa da, günümüze iki kâr, on üç beste, sekiz ağırsemai, beş yürüksemai, dört saz eseri ve 10 dinsel yapıt olmak üzere, toplam 42 yapıtı ulaşabilmiştir. Bunların her biri, türlerinin en yetkin örneklerindendir. Cami müziğinin en parlak iki yapıtı olan Bayram Tekbiri ve Salat-ı Ümmiye bütün islam dünyasına yayılmıştır. Nât-ı Mevlânâ’sı Mevlevi ayinlerinin başında günümüze değin okunagelmiştir. Itrî’nin Mevlevi müziğinin başyapıtlarından olan bir başka parçası da Segâh Mevlevi Ayinidir. Dinsel yapıtlarından Mâye Cuma Salatı ve Dilkeşhaveran Sabah Salatı da önemlidir.

kaynak:nkfu

Tags, , , , , , , ,

Şems-i Tebrizi Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında Hayatı ve Mevlana İle Olan Dostluğu

Şems-i Tebrizi Sözleri

Mevlana Celaleddin Rumi’nin gönül dünyasında büyük değişikliklere sebep olan Şenms-i Tebrizi, İran’ın Tebriz şehrinde 1185 yılında doğmuştur. Melikdad oğlu Ali adlı bir zatın oğludur ve Şemseddin yani “Dinin Güğneşi” lakabıyla anılmıştır. Daha küçük yaşlarda manevi ilimlerde gösterdiği kabiliyetle dikkat çeken Şems-i Tebrizi, dini ilimler tahsil ettikten sonra genç yaşta Ebubekir Sellebaf’a mürid olmuş, ardından devrin önde gelen meşhur şeyhlerinden feyz almaya çalışmıştır. Bu sebeple diyar diyar dolaşmıştır. Gezgin kişiliğinden dolayı kendisine “Şems-i Perende” (Uçan Şems) denmiş, ancak Tebriz’de tarikat pirleri ve hakikat alimlerince kendisine “Kamil-i Tebrizi” adı verilmiştir.

Daha sonraları Şeyh Rukneddn, Selahaddin Mahmud ile mutasavvıf Necmeddin Kübra’nın halidfelerinden Baba Kemal’e intisap ederek onlardan feyz almıştır.

Şems-i Tebrizi Sözleri

Şems-i Tebrizi, devamlı bir arayış içerisinde olmuş, manevi bir işaret üzerine de Mevlana Celaleddin Rumi’yi arayıp bulmuştur. Kılık ve kıyafete pek önem vermeyen Şems, Mevlana ile üç yıl süren beraberliği neticesinde onun hayatında yeni ufukların açılmasında vesile olmuş, onu ilahi aşkın potasında eriterek, kamil bir aşık yapmaya muvaffak olmuştur.

kaynak:nkfu

Tags, , , , , ,

Cristiano Ronaldo Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Cristiano Ronaldo dos Santos Aveiro (5 Şubat 1985’te Funchal, Madeira’da doğdu), daha iyi Cristiano Ronaldo olarak biliniyor, Portekizli bir futbolcu. İtalyan takımı Juventus ve Portekiz milli takımı için oynuyor. Yaygın olarak, tüm zamanların en iyileri arasında, tüm zamanların en büyük futbolcularından biri olarak kabul edilir.

Cristiano Ronaldo

Ronaldo bir zamanlar Manchester United’dan Real Madrid’e yaklaşık 80 milyon avroya transfer olduktan sonra tüm zamanların en pahalı profesyonel futbolcusu oldu. Real Madrid oyuncusu olarak yaptığı tanıtımda, 80.000 kişi Santiago Bernabéu Stadyumu’nda onu karşıladı. Diego Maradona’nın Napoli tanıtımında 25 yıl önce kırılan 75.000 kişilik rekoru geçerek dünya rekorunun sahibi olmuştur.

UEFA Şampiyonlar Ligi’nde beş kez kazanan ilk oyuncu. Ayrıca Real Madrid’in tarihinde atılan en fazla golün rekorunu elinde tutuyor. Bu tarihe kadar, art arda altı sezonda 30 ya da daha fazla gol atan La Liga tarihindeki tek oyuncu olmaya devam ediyor. Tüm zamanların en yüksek golcüsü olmasının yanı sıra Portekiz’in en iyi göründüğüdür.

Ronaldo Madeira Adaları Funchal’da doğdu ve büyüdü. 15 yaşındayken yarış kalbine (Taşikardi) teşhisi kondu, ancak tedavi etmek için ameliyat oldu. Babası, eski ABD başkanı Ronald Reagan’dan sonra ona “Ronaldo” adını verdi. 1997’de, 12 yaşındayken, onu 1.500 £ ücret karşılığında imzalayan Sporting CP ile bir duruşmaya gitti. Daha sonra Sportif Gençlik Akademisine katılmak için Madeira Adaları’ndan Lizbon’a taşındı.

kaynak:nkfu

Tags, , , , , , , ,

Alexander Ostrovsky Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Alexander Ostrovsky

Alexander Ostrovsky; (d. 12 Nisan 1823, Moskova – ö. 14 Haziran 1886, Şçelikovo, Rus Çarlığı), Rus edebiyatındaki gerçekçilik döneminin en önemli temsilcisi sayılan oyun yazarıdır.

Bir devlet memurunun oğluydu. Moskova Üniversitesi’nin hukuk bölümünde öğrenim gördü. 1843-48 arasında Moskova çocuk mahkemesinde görev yaptı. 1847’de, ilk oyunu olan Kartini semeynogo schastya’yı (Aile Mutluluğundan Sahneler) yazdı.

1850’de yazdığı ve sonradan Svoi lyudi soçtemsya (Kendimiz Çözeriz). adıyla yayımlanan ikinci oyunu Bankrot (İflas), Moskovalı tüccarlar arasındaki hileli iflas olaylarını sergilediği için büyük tepkiyle karşılaştı ve Ostrovski kamu görevinden uzaklaştırıldı. Oyun 13 yıl yasaklanmış olarak kaldı.

Ostrovski 1860’larda çeşitli tarihsel oyunlar yazdı. Ama en önemli oyunları Rus tüccar sınıfını konu alan iki traj edişiyle aralarında Bednost ne porok (1853; Fakirlik Ayıp Değil, 1945) adlı başyapıtı da bulunan çok sayıdaki komedisi oldu. Sneguroçka (1873; Kar Çiçeği) adlı yapıtını Rimski-Korsakov 1880-81 yıllarında operaya uyarladı. Öbür yapıtları arasında Türkçeye de çevrilmiş olan Voltsiy i ovtsiy (ös 1926; Kurtlarla Kuzular, 1946) ile Groza (1829; Fırtına, 1945) sayılabilir.

kaynak:nkfu

Tags, , , , , ,

Igor Stravinsky ve Eserlerinin Özellikleri

Igor Stravinsky

Igor Stravinsky; Önce Fransız, sonra da A.B.D. uyruğuna geçen Rus bestecisidir (Oranienbaum, Petersburg yakınları, 1882 – New York, 1971).

Petersburg İmparatorluk Operası’nda birinci bas bir baba ile önemli bir piyanocu ailenin çocuğu olan İgor Stravinski (ya da Stravinsky) Rimski-Korsakov tarafından yetiştirildi. Bestecilik yaşamına bir senfoniyle başladı; bunu kısa süre sonra Şenlik Ateşi izledi (1908). Bununla birlikte, Sergey Diaghilev’le karşılaşması, yaşamında bir dönüm noktası oluşturdu; daha sonra Rus balelerinin kurucusu kendisine Ateş Kuşu (1910) ve Petruşka (1911) balelerini ısmarladı. Bu iki yapıt Beşler Grubu’nu oluşturan müzikçilerin etkilerini yansıtır; bu müzikçiler henüz anlayış açısından folklora bağlıdırlar. Ama, Stravinski‘nin özgün kişiliği, uyum ve orkestralama tekniğindeki incelikte kendini belli eder.

Stravinski’nin 1913’te gerçekleştirmiş olduğu İlkbahar Ayini birçok bakımdan, temasıyla olduğu kadar müziksel anlayışıyla da son derece gerilimli bir yapıttır; ritmik öğeler giderek karmaşıklaşmıştır; armonik dil atonalliğe yaklaşmıştır. Yapıt ilk olarak Champs-Elysees Tiyatrosu’nda 29 Mayıs 1913’te dinleyicilere sunulduğunda skandal yaratmıştır; bu tepki temelde yapıtın anlatım yollarıyla benimsetilmeye çalışılan kesin ve ani kopma olgusundan kaynaklanmıştır. Bu tarihten sonraki üç yıl boyunca, besteci bir yandan Bülbül operasını tamamlarken, öte yandan da Trois poésies de la lyrique japonaise’i, yaylılar dörtlüsü için üç parça ve çeşitli ezgiler bestelemiştir.

Belli bir tarihten sonra şair Ramuz’ le ortaklaşa çalışmaya başlayan Stravinsky böylece çalgı sayısı sınırlı Düğün (ancak 1923’te tamamlandı) ve Tilki gibi yapıtlarını oluşturdu; bu sonuncu yapıt, 1922’de Opera’da Rus baleleri tarafından temsil edildi; gene aynı biçimde Ramuz’nun bir metni üstüne hazırladığı Askerin Öyküsü’nde metin, müzik ve dans iç içedir ve gene çalgı sayısı azdır.

kaynak:nkfu

Tags, , ,

Alemdar Mustafa Paşa Hayatı ve Islahatları

Alemdar Mustafa Paşa, Osmanlı sadrazamı (Hotin 1765-Istanbul 1808). İlköğrenimini Rusçuk’ta gördü. İstanbul’a gelip Yeniçeri Ocağı’na girdi, yeniçeri olarak Osmanlı-Rus ve Osmanlı-Avusturya savaşlarına katıldı (1787). Rusçuk’a döndükten sonra Tirsinikoğlu İsmail Ağa’nın hizmetinde göze girip ağanın haznedarlığına ve askeri birliklerinin bayraktarlığına (alemdar) yükseldi. Rusçuk’u kuşatıp inatçı saldırılardan vazgeçmeyen Pazvandoğlu’na karşı kazandığı başarılar nedeniyle hassa hasekiliği, hassa silahşörü (1799), kapıcıbaşı (1803) ve sonunda Hezargrat Ayanı oldu. Koruyucusu İsmail Ağa Tirsinik’teki çiftliğinde ölünce Alemdar Mustafa Rusçuk’a gelip yönetimi ele aldı ve hükümet tarafından Rusçuk Ayanlığı’na atandı.

Yılıkoğlu Süleyman Ayaklanmasında Silistre’yi ele geçirdi; İbrail, Yenipazar, Aydos, İslimye ve çevresini de egemenliği ve yönetimi altına aldı; III. Selim buraların da ayanlığını Alemdar’ a verdi; rütbesi de kapıcıbaşılıktan mirahurluğa (imrahorluk) yükseltildi. Rus saldırısına karşı Yergöğü ve Tuna kıyılarında sağlam savunma önlemleri aldı; İsmail Kalesi’ni alan Rusların üzerine asker gönderip kenti kurtardı. Öte yandan yönetimindeki yerlerde halktan angaryayı kaldırdı. Avrupa’da ki özgürlük hareketleriyle cephelerde Rus askeri harekatını düzenli olarak İstanbul’a bildirdi. Kendi askerleriyle Rus Ordusu’nu yenip Tuna gerisinde üstünlük kurduktan sonra vezir rütbesi ve Tuna Seraskerliği ile Silistre Valili’ğine atandı (4 Şubat 1807).

10 bin kişilik düzenli ordusuyla Rus cephesinde, Osmanlı Ordusu içinde seçkin yerini kanıtladı. Bu sırada kaldırılan Nizam-ı Cedit ve III. Selim yanlıları kaçıp Alemdar Mustafa Paşa’ya sığındılar. Bunlarla (Tahsin, Ramiz, Galip Efendiler vb) birlikte III. Selim’in tahtını kurtarmak için hazırlıklara başladılar. Tarihte “Rusçuk yaranı” diye adlandırılan bu kişiler, Alemdar Mustafa Paşa’yı İstanbul’a gitmesi için inandırmaya uğraşıyorlardı. Rus cephesine gitmek üzere Edirne’ye gelen Osmanlı Ordusu ile buluşmak için Alemdar Mustafa Paşa da buraya geldi, fakat yeniçeri ve saray ağalarının etkisiyle padişah onun İstanbul’a gelmesini erteledi.

Bu sırada sarayda yeni padişah IV. Mustafa’yı, tahttan indirilen III. Selim’i öldürtmesi için entrikalar döndürülüyor, öte yandan Alemdar Mustafa Paşa’nın gücünü kırması beklenen karşıt (Yılıkoğlu Süleyman, Gâvur İmam, İbrail Nazırı Ahmet Efendi) güçler Edirne’ye çağrılıyordu. Fakat bu sırada önemli görevlere atanan Rusçuk yaranı, yeni padişahtan Alemdar’ın İstanbul’a gelmesine izin çıkmasını sağladılar

Alemdar Mustafa Paşa, İstanbul’a girmeden Pınarhisar’da, buranm ayanı Ali Ağa’yı 80 kadar sekbanla önden göndererek o sırada Rumeli Feneri’nde bulunan ve III. Selim’e karşı ayaklanmanın elebaşısı Kabakçı Mustafa’yı öldürttü. Davutpaşa’da sancağı teslim almaya gelen padişaha ise dokunmadı, fakat ertesi gün (15 Temmuz 1808) 1.000 kadar adamıyla Babıali’ye gelerek Sadrazam Çelebi Mustafa Paşa ile görüştü. Bu gelişten kaygılanan sadrazam, burada dinlenmek için çekilen Alemdar Mustafa Paşa’nın eski görevine dönmesine ve karşıtlarının önemli görevlere atanmaları için ferman çıkardı.

kaynak:nkfu

Tags, ,

Alfred Nobel Hayatı

Alfred Nobel

Alfred Bernhard Nobel, İsveçli kimyacı (Stockholm 1833 – San Remo 1896). Petersburg’ta babasının yanında yetişti. Paris’te (1850-1851) kimya öğrenimi gördü. İşleri bozulan babasının ardından İsveç’e gitti. Helenborg’da nitrogliserin üretimi üzerine çalışan babasının araştırmalarına katıldı (nitrogliserin, 1847’de İtalyan kimyacı Ascanio Sobrero tarafından üretilmesine karşın, dış etkenlere aşın duyarlı bu sıvının endüstride kullanılma olanağı bulunamamıştı).

1859-1861 arasında babasının nitrogliserin üretimine, patlamanın denetim altına alınmasını sağlayan barut yüklü bir fünye yaparak katıldı. 1864’te Helenborg’daki laboratuvarda meydana gelen patlamanın kardeşiyle birlikte beş kişinin ölümüne yol açması, fabrikanın hükümet tarafından kapatılmasına yol açtı.

Bu olaydan sonra da çalışmalarını yılmadan sürdürerek üç bölüm nitrogliserin bir bölüm gözenekli maddeye emdirmeyi düşünerek sıvı nitrogliserinden daha kullanışlı ve daha az tehlikeli bir patlayıcı karışımı bularak dinamit barutu adını verdi. Bu buluşu, işlerinin gelişmesine neden oldu. 1865’te önce İsveç, Almanya ve Norveç’te, bir yıl sonra da ABD’de fabrikalar kurdu. On yıl içinde Avrupa ve ABD’nin çeşitli kentlerinde birçok fabrikanın ve Rusya’da Bakü bölgesinde bulunan iki petrol yatağının sahibi olarak kısa sürede servet kazandı.

Alfred Nobel Sözleri

kaynak:nkfu

Tags, ,

Uzun Hasan Kimdir

Akkoyunlu Devleti’nin ünlü hükümdarıdır. 1428 ile 1478 yılları arasında yaşamıştır. Emir-i Kebir ve Ebünnasır diye de anılır. Cesareti ve dayanıklılığı ile ün salmıştır. 1453’te Diyarbakır’da Akkoyunlu Devleti’nin başına geçti. Ertesi yıl Karakoyunlu hükümdarı Cihanşah Mirza’yı, bir yıl sonra da Timur’un torunu Ebu Said Mirza’yı esir edip öldürttü. Böylece Irak ve İran’ın bir kısmı ile Azerbaycan’ı ele geçiren Uzun Hasan 1466’da Tebriz’i başkent yaparak Gürcistan’ı ele geçirdi. Akkoyunlu Devleti’ni kısa zamanda Doğu’nun en önemli devletlerinden biri haline getirdi.

Uzun Hasan’ın saltanatı Osmanlı İmparatorlarından Fatih Sultan Mehmet‘in zamanına rastlar. Fatih‘le üç kere savaşmıştır

Bunlardan birincisi 1472’de olmuş bu savaşta Fatih Sultan Mehmet‘in oğlu Mustafa Çelebi galip gelmiştir. Savaştan sonra Uzun Hasan ordusu ile Erzincan sınırına kadar gelmiş orada Osmanlı ordusu ile savaşarak ordu komutanı Has Murat Beyi önce esir daha sonra da idam etmiştir.

Uzun Hasan Osmanlılar’la üçüncü savaşını Erzurum’da Tercan ovasında 11 ağustos 1473’te yapmıştır. Bu savaşta Osmanlı ordusunun başında Fatih Sultan Mehmet bulunmuş ve Uzun Hasan’ın ordusunu Otlukbeli ya da Uçağızlı denen yerde büyük bir bozguna uğratmıştır.

Fatih, İstanbul’un fethinden sonra Balkanlarda ve Anadolu’da birçok fetih hareketlerine girişti. Anadolu’da İsfendiyaroğulları Beyliğini, Trabzon Rum İmparatorluğunu ve Karamanoğulları Beyliğini Osmanlı ülkesine kattı.

kaynak:nkfu

Tags,

Gustave Flaubert’in Bilinmeyen Yönleri

Gustave Flaubert

Gustave Flaubert, yalnızlıktan hoşlanırdı. Zamanla iyi arkadaşlar edinmesine rağmen sonradan arkadaşlarının hepsinden yüz çevirmiş, kendini tamamen kitaplarına vermişti.

Hayatı boyunca bir kere sevdi. Fakat bu sevginin de kelimenin tam anlamıyla büyük bir sevgi olduğuna inanamamıştı. Sevgilisi, Gustave Flaubert‘in çalışmaları ile yakından ilgilenmiş ve onu çalışmaya teşvik etmişti. Fakat Gustave Flaubert bu vefakar kadınla evlenmeyi hiçbir zaman düşünmedi. Esasen düşünseydi bile annesi razı olmayacaktı. Ufak tefek sinirli bir kadın olan Bayan Flaubert, kocasının ölümünden sonra küçük oğlu Gustave’a çok bağlanmıştı. Onu başka hiçbir kadınla paylaşmaya gönlü razı olmazdı.

Gustave Flaubert

Gustave Flaubert, her zaman yaşadığı dünyanın dışında başka bir dünyada olmayı isterdi. Bir kitabı yazarken asla ondan söz açmaz, daima o kitap bittikten sonra yazacağı eser hakkında konuşurdu. Gustave Flaubert için geçmiş ve şimdiki durumu önemli değildi. Onu asıl gelecek ilgilendirirdi.

kaynak:nkfu

Tags, , , , , ,

Bedreddin Mahmud Ayni Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Bedreddin Mahmud Ayni

Bedreddin Mahmud Ayni; (d. 22 Temmuz 1360, Antep – ö. 28 Aralık 1451, Kahire), ünlü İslam tarihçisi, fıkıh ve hadis âlimidir.

Bir ulema ailesindendi. Antep’te başladığı öğrenimini Şam, Kudüs ve Kahire’de tamamladı. Bir süre Antep’te bulunduktan sonra 1392’de Kahire’ye yerleşti. Burada Sultan Berkuk’un oğlu veliaht Ferec’in çevresine girerek kısa sürede bilgisiyle dikkati çekti ve Kahire muhtesibliğine atandı. Ferec döneminde de (1399-1412) önemli bir görev olan evkaf nazırlığına getirildi. Çeşitli sultanlar döneminde zaman zaman azledilmekle birlikte, uzun süre nazırlık, müderrislik ve Hanefi başkadılığı gibi yüksek görevlerde bulundu.

Aynî’nin hadis, fıkıh ve nahiv alanında Türkçe ve Arapça birçok yapıtı vardır. Bunların en tanınmışları hadiste Umdetü’l-Kâri fi Şerhi’t-Buharî (ös 1891, 12 cilt), fıkıhta Kuduri Tercümesi, nahivde Makasi-dü’n-Nahviye’dn (1882, 4 cilt).

Aynî’nin önemli bir yönü de tarihçiliğidir. Bu alandaki en ünlü yapıtı İkdü’l-Cüman fi Tarihi Ehli’z-Zaman’dır. İki bölümden oluşan yapıtın birinci bölümü genel dünya tarihidir. İkinci bölüm 622-1446 arasını kapsayan İslam tarihidir. Bu bölümde olayları anlatırken çoğu günümüze ulaşamamış yüze yakın kaynağı da ayn ayn belirtmesi yapıtı daha da değerli kılmıştır. Aynca görgü tanıklarına ve kendi gözlemlerine dayanarak yazdığı 1360-1446 arasını kapsayan bölüm, özellikle Memlûk tarihi bakımından çok önemlidir. Bunun dışında Sultan el-Müeyyed Şeyh’in yaşamını anlatan Siretü’l-Meliki’l-Müeyyed ve İran tarihine ilişkin Türkçe Tarih-i Ekasire adlı yapıtları da vardır.

kaynak:nkfu

Tags, , , , , ,

Osei Tutu Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Osei Tutu; (ö. 1712), bugün Gana sınırları içinde kalan topraklara egemen olan Asanti İmparatorluğu’nun kurucusu ve ilk kralıdır. Merkezi Kumasi olan küçük bir devletin başında olduğu sırada küçük ve dağınık Asanti krallıklarının güneydeki güçlü Denkyera Devleti’ne karşı koyabilmek için birleşmeleri gerektiğini görmüş ve bu birliği gerçekleştirmiştir.

Osei Tutu rehin tutulduğu Denkyera Sarayı’ndan kaçmayı başararak doğudaki güçlü Akwamu Devleti’nin topraklarına sığındı. Burada siyasal ve askeri örgütlenme konularındaki bilgisini artırdı. Çok geçmeden bir grup Akwamuluyla birlikte döndü. Kendisine eşlik edenler arasında Asanti inanışına göre ulusal ruhu temsil eden ve Asantiler arasındaki mistik bağın simgesi olan efsanevi Altın Taht’ı (sika’dwa) gökten yere indiren rahip Okomfo Anokye de vardı. Böylece Asantiler arasındaki birliğin maddi ve manevi temelleri oluştu ve Usei Tutu Kumasi’yle birleşen Asanti krallıklarının başına geçerek Denkyera’ya karşı başarılı bir savaş yürüttü (y. 1698/99-1701).

Osei Tutu devleti güçlendirmek ve yeni topraklar ele geçirmek için sonradan yeni savaşlara da girdi. Asanti kralı (Asantehene) olduğu dönemde Asanti toprakları yaklaşık üç kat genişledi; Bölgedeki silah ve köle ticaretinde önemli yeri olan, 200 yıl boyunca ayakta kalacak güçlü, savaşçı bir devletin temelleri atıldı.

kaynak:nkfu

Tags, , , , , , ,

Dmitri Şostakoviç (Shostakovich) Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Dmitri Şostakoviç (Shostakovich)

25 Eylül 1906, Petersburg — 9 Ağustos 1975, Moskova

Eğitimini Leningrad Konservatuvarında Nikolayef, Steinberg ve Glazunof’un öğrencisi olarak yapmıştır. On dokuz yaşında bestelediği ilk senfonisiyle dünya çapında ün kazanmış, daha sonraki yapıtlarıyla Sovyetler Birliği’nln baş bestecisi durumuna yükselmiştir. Bu arada «Mzensk’li Lady Macbeth» operası Sovyet makamlarınca bayağılıkla suçlanmış, Beşinci senfonisiyle yeniden göze girmiş, piyanolu kentetiyle Stalin Ödülü’nü kazanmış, 1948 yılında «Batı’nın çökmekte olan biçimciliğine taviz vermekle» suçlanmış, af dilemek zorunda kalmış, yeniden göze girmiştir. İlk yapıtlarında Orta Avrupa anlatımcı okulunun etkileri ve atonalité eğilimleri sezilmekle birlikte sonraki yapıtlarında Beethoven, Qaykovski, Mahler ve Prokofiyef etkileri görülür. Başlıca yapıtları arasında 15 senfoni, (en tanınmışları, «Şimşek» ve «Leningrad») piyano konçertosu, «Altın Çağı» bale müziği.

İlk yorumu: 1937 Leningrad.
Bestecinin senfoni biçiminde ilk geniş yankılar yapan, ona büyük başarı sağlayarak adını yurdu dışındaki meraklı kitlelere ileten yapıttır. Senfoni pek çok kimsede programlı olduğu izlenimini bırakmış, Şostakoviç’in «otobiyografi»si olarak yorumlanmıştır. Genel inanç «kişiliğin oluşumu»nu belirtmek amacıyla yazıldığı yolundadır.

İlk bölüm (Moderato) zengin düşün ve duygu malzemesiyle işlenmiştir. Kahramanca ve acılı bir karakteri vardır. İkinci bölüm (Allegretto) tam bir «scherzo»dur. Neşeli, canlı, zarif, törensel ses bileşimleri geçen yüzyılı hatırlatır. Üçüncü bölüm (largo) ilâhiye, duaya benzer melodi ve akorlarla gerçekten duygulu bir tablo çizer. Senfoninin dördüncü bölümü (Allegro) geniş ölçülerle kükreyen, haykıran tınısı, Mahler ve Skriyabin’i hatırlatan orkestra düzeni ve tekniğiyle gerçekten güçlü bir etki bırakır.

kaynak:nkfu

Tags, , , , , , , ,

Shailene Woodley Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Shailene Diann Woodley, 15 Kasım 1991’de San Bernadino, Kaliforniya’da doğdu. İki psikologun kızıdır. Dört yaşında modellik yapmaya başladı. Beş yaşındayken ilk oyunculuk derslerini alıyordu. O ve küçük kardeşi Tanner, Simi Vadisi’nde büyüdü.

Shailene Woodley

Genç aktris, Tippi Hedren ile birlikte televizyondaki “Replasing Dad (1999)” filminde ilk kez sahneye çıktı. Bölge, Crossing Jordan ve The O.C gibi programlarda görünmeye devam etti ve skolyoz teşhisi konmasına rağmen genç olarak seçmelere katılmaya devam etti.

Shailene Woodley

1991 yılında California’da doğan Shailene Woodley, küçük yaşta televizyonda görünmeye başladı. 2008’deki “Amerikalı Genç’in Gizli Yaşamı”‘nındaji rolü, ilk önemli rolü oldu ve daha sonra The Descendants, Divergent ve devamı ve Yıldızlarımızdaki Arıza’daki performansıyla daha geniş kitleler tarafından tanındı. Shailene Woodley’nin 2016’da, Dakota Access Pipeline’ı protesto ederken tutuklanması haber oldu. Çevreci ve politik bir eylemci olarak dikkat çekti.

kaynak:nkfu

Tags, , , , , , ,

Van Eyck Kardeşler (Hubert van Eyck ve Jan van Eyck)

XV. yüzyılda yaşamış olan Hollandalı Jan ve Hubert van Eyck kardeşler resim sanatına önemli yenilikler getirmişlerdir. Bu iki kardeş ressam eserlerinde ilk defa atmosferden faydalanmışlar, ışık oyunlarına çok önem vermişlerdir. O devirde pek az kullanılan yağlı boyayı da daha çok işe yarar hale onlar getirmişler hemen hemen bütün tablolarını yağlı boyayla yapmışlardır. Böylece, resim sanatında yağlı boya tablo çığırı açılmış oluyordu. Eyck Kardeşler’in tablolarında en ufak detayın bile unutulmamış olması günümüzün ressamlarına garip ve anlamsız görünebilirse de onlar bu detayların eserin konusunu tamamladığını düşünmüşlerdi. Eyck Kardeşler’in tabloları ışık oyunlarının güzelliğiyle dikkati çeker.

Hubert van EYCK (1370 – 1426) : Bazı sanat tarihçileri Hubert van Eyck’in ressamlığını inkar ederler, onun yaptığı sanılan tabloların aslında kardeşi Jan van Eyck tarafından yapılmış olduğunu ileri sürerler. Hubert’in özel hayatı hakkında da pek fazla bir şey bilinmiyor. Jan van Eyck bir tarihte ağabeysinden bahsederken “Hollanda’nın yetiştirdiği en kuvvetli ressamlardan biridir” demişti. Fakat Hubert van Eyck’in imzasını taşıyan hiçbir eserin bulunmaması Jan van Eyck’in yaptığı tabloların bir kısmının Hubert van Eyck’e maledilmiş olması ihtimallerini kuvvetlendirmektedir. Yağlı boya resim yapmayı iki kardeşin beraber kararlaştırdıkları tahmin ediliyor.

Jan van EYCK (1380-1441) : Hollandalı ressamlar arasında en önemlilerinden biridir. Her gördüğünü olduğu gibi resmetmeye çalışan realist bir sanatçıydı. Ele geçen belgelerden Jan van Eyck’in bir süre Bavyera Dükü’nün yanında minyatür ressamı olarak çalıştığını gösteriyor. Daha sonra Portekiz’e davet edilen Jan van Eyck, Portekiz Kralı ile evlendirilmesi kararlaştırılan küçük Elizabetha’nın portresini yapmıştır. 1431’de Bruges‘e yerleşen ressam devrin tanınmış kişilerinden biriydi. Dini ve tarihi tablolar yapıyordu. Ressamın Bruges‘e yerleştikten sonra yaptığı tabloların hepsinin üzerlerinde yapıldığı tarihler yazılıdır. Sanatçı, hayatının son yıllarında tarzını daha da kuvvetlendirmiştir. Jan van Eyck’in etkisi altında kalan ressamlar bulunmakla beraber bir akım yaratamamıştır. Eserlerinin bir kısmı bugün müzelerde bulunmaktadır.

kaynak:nkfu

Tags,

Palmer Cox – Brownie Karakterleri

Çocukları seven uzun boylu, cana yakın bir adam olan Palmer Cox, mitolojik brownie cücesine dayanan karakterler yarattı. Küçük karakterlerini farklı milletlerden ve mesleklerden kostümlerle giydirdi.

Palmer Cox - Brownie

Her şey, Palmer Cox’un annesinin, ona anlattığı periler, goblinler ve diğer sihirli yaratıklarla dolu İskoç peri masallarından aldığı ilhamla başlıyor.

Palmer Cox - Brownie

Palmer Cox’un Brownie’leri “The Brownies Yurtdışında”, “Fairyland’daki Brownies” ve hatta “Filipinler’deki Brownies” gibi başlıklar içeren mizahi kitaplarda yayınlandı. Ayrıca, dergilerde, özellikle popülerliklerinin arttığı ve 1880’lerde çok popüler olan Ladies’ Home Journal Dergisi’nde, çizgi roman şeklinde yayınlandılar.

kaynak:nkfu

Tags,

Danila Kozlovsky Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Danila Kozlovsky

2014 yılında Vampire Academy’de Dimitri Belikov rolünü oynayan Rus tiyatro ve sinema oyuncusudur. Danila Kozlovsky, 3 Mayıs 1985’te, Moskova’da SSCB’de doğdu. 2016’da Rus Viking filminde Büyük Vladimir olarak rol aldı. O ve Zoey Deutch 2014’de Vampire Academy’de başrol oynadı.

Danila Kozlovsky

Büyürken birkaç okuldan atıldı, okul yetkilileri ebeveynlerine kurallara uymadığını ve ciddi davranış sorunları olduğunu söyledi.

Danila Kozlovsky

kaynak:nkfu

Tags, , , , , , ,

Joseph Haydn Eserleri ve Hayatı Hakkında Bilgi

Joseph Haydn

31 Mart 1732, Rohrau — 31 Mayıs 1809, Viyana

Ünlü Avusturya’lı bestecidir. Babası araba tamircisiydi. Biraz büyüyünce müziğe karşı olan yeteneği kendini göstermiş, 1740’ta Viyana’ya gönderilmiş, Stefan Katedralinde koro şarkıcılığıyla sanat dünyasına atılmıştır. İlk zamanlar hayatını kazanmak için sokaklarda şarkıcılık yapmış, birkaç saatlik ders karşılığında İtalyan bestecisi Porpora’nın yanında uşaklık etmiştir. 1749’da Prens Fürnberg’in yanına girmiş, 1752′ de ilk yaylı sazlar dörtlüsünü ve «Topal Şeytan» adlı gülünçlü operasını yazmıştır.

1761’de Prens Esterhazy’nin orkestra yöneticisi olmuş, 1766’da birinci İngiltere gezisini yapmıştır. 1779’da Paris’e giderek «Concert Spirituel»leri yönetmiş, Paris için altı senfoni bestelemiştir. Sanatçıya 1791’de Oxford Üniversitesi tarafından «fahri doktor»luk payesi verilmiş, 1794-1795 yıllarında ikinci defa İngiltere’ye gitmiş, başarılarla taçlanmış ihtiyarlık devresinden sonra Viyana’yı kuşatan Fransız ordularının top sesleri arasında son nefesini vermiştir. Haydn, özellikle çalgı müziği alanında seçkinleşir, çoğu kere çalgı müziğinin, senfoni ve yaylı dörtlünün babası diye söz edilir. Gerçi Haydn’ dan önce dörtlü ve senfoni gelişimini tamamlamıştı ama, Haydn, sonat biçimine dayanan bu ortamların temelini sağlamlaştırmış, kalıpları sonraki kuşakların özgürce geliştirebilecekleri bir esnekliğe kavuşturmuş, Mozart’ı ve Beethoven’i hazırlamıştır. Çağının armoni dilini zenginleştirmiş, orkestranın önemini arttırmış, müzikle anlatımın gücünü derinleştirmiştir.

Sevimli ve hafif 104 senfonisi değişik adlarıyla bilinir. En tanınmışları: «Askeri», «Oxford», «Londra», «Davul Vuruşlu», «Kraliçe», «Öğretmen», «Filozof», «Ayı», «Piliç» ve «Veda» adını taşıyanlardır. 77 yaylı çalgılar dörtlüsü bu şeklin seçkin örnekleridir. Bunlardan başka 16 uvertür, 20 piyano, 9 keman, 6 viyolonsel konçertosu, 38 piyano üçlüsü, 12 keman ve piyano için sonat «Mevsimler» ve «Yaradılış» adlı iki oratoryo yazmıştır. Bu iki yapıt Londra gezilerinde edinilmiş Handel etkisinin birer kanıtıdır. Haydn, ayrıca 24 opera bestelemiştir.

kaynak:nkfu

Tags,

Hz. Musa Kimdir ve Yaşadığı Olaylar?

Hz. Musa, Musevilik dininin kurucusu (M.Ö. 14. yüzyıl). Doğum ve ölüm tarihleri kesin olarak bilinmemekle birlikte, Mısır’da doğduğu ve Filistin’de öldüğü bilinir. Yaşamına ilişkin tüm bilgiler söylence niteliğindedir. Kişiliğine ilişkin bilgiler, Museviliğin kutsal kitabı Tevrat’tan öğrenilir. Buna göre, Mısır firavunu bir gece düşünde o yıl doğacak erkek çocuklarından birinin yeni bir din kuracağı ve kendisini tahtından indireceğini görür. Bunun üzerine o yıl doğacak tüm erkek çocukların öldürülmesini buyurur.

Hz. Musa doğumu

Musa’nın doğumundan sonra annesi Asiye, oğlunu üç ay gizler, daha sonra bir sepetin içine koyarak Nil Irmağı’na bırakır. Çocuğu bulan firavunun eşi ve kızları onu gizlice büyütürler. Büyüdükten sonra da soydaşları arasına katılır. Bir gün bir Yahudi’yi döven Mısırlı’yı öldürünce korkup Medyan’a kaçar. Uzunca bir süre gizlendikten sonra kendisine bilinmeyen bir yerden seslerin geldiğini işitir. Bu ses halkı doğru yola getirmesini isteyen Tanrı Yehova’nın sesidir. Yehova onu soydaşlarını firavunun baskısından kurtarıp Mısır’dan çıkarmasını ve Yehova’nın evrendeki tek Tanrı olduğunu bildirir. Bu buyruk üzerine Musa, Tanrı’nın elçisi olduğunu soydaşlarına duyurur. Baskı altında bulunan Mısır’daki soydaşlarını kurtarmak amacıyla Mısır’a, firavunun sarayına gider ve soydaşlarının serbest bırakılmasını ister.

Hz. Musa

Mısırlı büyücülerin asalarını yere atıp yılan biçimine sokmaları üzerine o da asasını yere atarak bir ejderha biçimine sokar ve bu ejderha tüm yılanları yutar. Bunun üzerine firavun tüm Yahudileri Mısır’dan kovar. ÎÖ 1346’da Musa kavmini Mısır’ dan çıkarken firavun onların peşine takıldı. Kızıldeniz’e ulaşınca Musa asasını denize dokundurarak suların ikiye ayrılmasını sağladı ve bu aradan Yahudiler geçerken firavun ve askerleri daldıkları bu suda boğuldular. Kavmini kutsal topraklara getirdikten sonra Musa, Tanrı’dan Tur Dağı’nda on emiri aldı.

kaynak:nkfu

Tags, , ,

III. Abdurrahman Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Abdurrahman III, Endülüs Emevi Devleti’nin 8. hükümdarı (Kurtuba 892-ay. y. 961). 912’de yönetimi ele aldı. Önce ülke içinde birlik ve düzeni sağladı. İspanyol, Arap ve Berberiler arasındaki çekişmelere son verdi. Castilla, Navarra ve Leon Krallıkları ve Mısır Fatımi Halifeliği’ne karşı yürüttüğü savaşlarla sınırlarını güvence altına aldı. 928’de Bobastro’yu ele geçirdi. 932’de kuzeye yönelerek Tuleytila’daki ayaklanmayı bastırdı. Bu başarıları üzerine Endülüs Emevi Devleti tarihinde halife (Emirü’l-Müminin) unvanını alan ilk hükümdar oldu.

Bir yandan giriştiği fetihlerle ülkesinin sınırlarını genişletirken öte yandan bilim, sanat ve edebiyatı özendirerek Kurtuba’nın dünya çapında büyük bir bilim merkezi olması için çaba harcadı. Döneminde Endülüs, bilim ve sanatta doruğa ulaştı. Yalnız hükümdarın değil, öteki devlet büyüklerinin de sarayları birer bilim ve kültür yuvası haline geldi. Doğudan ve Batıdan birçok bilim adamı Kurtuba’ya geldi. Burada görkemli bir tıp fakültesi yaptırdı.

Bu fakülte Avrupa’da kurulan ilk tıp fakültesi olması bakımından da ayrı bir önem taşır. Avrupalı hükümdar ve devlet adamları da tedavi olmak için bu tıp fakültesine gelirlerdi. Bunun dışında 600 bin cilt kitabı olan büyük bir kitaplık, Medinet ez-Zehra adını taşıyan bir de saray yaptırdı. Yarım yüzyıl süren hükümdarlığı, Endülüs Emevi tarihinin en parlak dönemini oluşturur. İspanya’daki İslam Devleti bir daha bu kadar başarılı olamadı. Ticaret ve endüstride büyük gelişmeler oldu.

kaynak:nkfu

Tags, , , , ,

Edgar Douglas Adrian Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

30 Kasım 1889’da Londra’da doğan Edgar Adrian, beyin ve sinir sistemi konusunda öncü araştırmalar yapan Nobel Ödüllü bir elektrofizyologdu.

1915’te Cambridge’deki Trinity College’den tıp diplomasıyla mezun olduktan sonra, Adrian, I. Dünya Savaşı sırasında askerlerde sinir hasarı ile ilgili tedaviler uyguladı. Savaştan sonra, kariyerinin geri kalanını geçireceği Cambridge’e döndü. 1919’da Adrian en önemli araştırması olan duyu organlarından alınan sinir uyarılarının ölçülmesi üzerine çalışmalar yaptı. Termiyonik vakum tüpünün kullanılmasıyla, dokunulduğunda uyarılan kurbağa kasının sinir uyarılarını güçlendirdi ve kaydetti. Bu deneylerden, hayvanın beyin korteksindeki etkilenen duyusal alanı ve sinir hücrelerinde elektriğin varlığını tespit edebildi. Nöronların nasıl işlediğine dair keşifleri için Adrian, 1932’de Nobel Tıp Ödülünü aldı.

1934’ten sonra, Adrian, elektroensefalogram kullanarak beynin elektriksel aktivitesini inceledi. Bu çalışmalar epilepsi ve diğer serebral lezyonların daha iyi anlaşılmasını sağlamıştır. 1937’de Cambridge’de Cambridge’de Fizyoloji Profesörü oldu. Araştırma ve öğretiminin yanı sıra, Adrian birçok kitap yazdı ve sayısız ödül aldı. Kraliyet Cemiyeti (1950-55) ve İngiliz Bilimi Geliştirme Derneği’nin (1954) başkanlığını yaptı. Nobel’e ek olarak, 1934’te Kraliyet Madalyası ve 1946’da Copley Madalyası aldı. Adrian, 1965’te Cambridge’den emekli oldu, ancak 1977’de 87 yaşında ölümüne kadar orada yaşamaya devam etti.

Edgar Adrian, 1. Baron Adrian, 14 Haziran 1923’te Hester Agnes Pinsent ile evlendi. Çiftin üç çocuğu oldu.

kaynak:nkfu

Tags, , , , , ,

Ahmet Haşim Kısaca Hayatı

Ahmet HaşimÜnlü bir şairimizdir. 1885’te Bağdat’ ta doğdu. İlköğrenimini orada yaptı. 1896’da İstanbul’a gelerek Galatasaray Lisesi’nde okudu. Mezun olduktan sonra, Hukuk Fakültesi’ne devam ederken bir yandan da küçük memurluklarda bulundu. 1908-1911 arasında, İzmir Lisesi’nde Fransızca dersleri okuttu. I. Dünya Savaşı’nda yedek subay olarak, Çanakkale cephesinde savaştı. Ölümüne yakın yıllara kadar İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi, Harp Akademisi, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde Fransızca öğretmenliği yaptı.

Ahmet Haşim ilk şiirlerini daha Galatasaray’da okurken yayımlamıştı. 1909’da, Fecr-i Ati edebiyat topluluğuna girdikten sonra kendine özgü eserlerini vermeye başladı. Bu eserlerinde, XIX. yüzyıl sonlarında Fransa’da kendini gösteren sembolizm akımının etkisinde bulunuyordu. Sembolistlere göre şiir, açıklanmak üzere değil, sezilmek, bu sezgilerden derin, belirsiz hazlar duyurabilmek için yazılmalıdır. Ahmet Haşim’in şiirleri tümüyle bu havayı taşır.

Ahmet Haşim’in çok güzel nesir eserleri de vardır. Şair, bu düzyazılarında, şiirlerinin tersine, duru, anlaşılabilir, yapıca sağlam bir dil, anlatım kullanır. Ahmet Haşim’in nesirleri fıkra, makale, gezi notları, eleştirmelerdir.

Ahmet Haşim’in eserleri şunlardır:

Şiir kitapları : Göl saatleri; piyale.

kaynak:nkfu

Tags,

Ahmet Hamdi Tanpınar Hayatı ve Eserleri

Ahmet Hamdi Tanpınar

Ahmet Hamdi Tanpınar; Türk yazarıdır (İstanbul, 1901-İstanbul, 1962)

Babasının kadı olması nedeniyle çocukluğu Ergani Madeni, Sinop, Kerkük, Musul, Siirt, Antalya gibi yerlerde geçen, ilk ve ortaöğrenimini buralardaki okullarda yapan Ahmet Hamdi Tanpınar, Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi (1923). Fakültede öğretim üyesi olan Yahya Kemal Beyatlı’dan etkilendi, Türk ve Batı edebiyatlarını yakından tanıyarak, kendisi de şiir yazmaya ve yayımlamaya başladı (Dergâh, 1921),

Erzurum, Konya, Ankara Kız ve Erkek Liseleri, Gazi Eğitim Enstitüsü, İstanbul Kadıköy Lisesi, Bağlarbaşı Amerikan Koleji gibi okullarda edebiyat öğretmenliği yaptı. Ahmet Haşim’in ölümü üzerine Güzel Sanatlar Akademisi’ne mitoloji ve estetik öğretmeni olarak atandı (1933). Hasan Ali Yücel tarafından Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı profesörlüğüne getirildi (1939). Bu görevi sırasında, yeni kurulan bu kürsünün gelişmesine yardımcı oldu. Ancak, 1942 ara seçimleriyle Maraş milletvekili seçilince, bu görevinden uzaklaştı. 1948’de estetik öğretmenliğine geri döndü, 1949’da da Edebiyat Fakültesi’ndeki görevine yeniden atandı. Şiirin yanı sıra roman, öykü ve incelemeleriyle de tanınan Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, ancak birinci cildi yayımlanabilmiş olan XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi (1949) adlı inceleme kitabı, Tanzimat dönemi Türk edebiyatı konusunda yapılmış en kapsamlı ve özgün incelemedir.

ŞİİRLERİNİN ÖZELLİKLERİ

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın 1921-1923 yılları arasında Dergâh dergisinde yayımlanan ilk şiirlerinde Ahmet Haşim etkisi vardır; bu şiirlerde düşsel konuları duygusal bir üslupla işleyerek sanat (şiir) aracılığıyla sonsuzluk duygusunu yakalamaya çalıştı; daha sonra geliştireceği şiirde yetkinlik arama düşüncesi, Paul Valery’nin etkisiyle, bu şiirlerde de görülür.

kaynak:nkfu

Tags, , , ,

Adalet Ağaoğlu Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Adalet Ağaoğlu

(13 Ekim 1929)

Romancıdır. Nallıhan’da doğdu. Ankara Kız Lisesi’ni, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi (1950). Ankara Radyosu ile TRT’de çalıştı.

Edebiyata şiirle başlayan Adalet Ağaoğlu, daha sonra radyo ve sahne oyunları yazmaya başladı. Ardından hikaye ve romana yöneldi. 1973 yılında yayımlanan ilk romanından bu yana hemen hemen tüm edebiyat eleştirmenlerinin beğenisini kazandı. Eserleri defalarca basıldı.

Üç Oyun (1973) adlı kitabıyla Türk Dil Kurumu 1974 Ödülünü, Yüksek Gerilim (1974) adlı kitabıyla 1975 Sait Faik Hikaye Armağanını, Bir Düğün Gecesi (1979) adlı romanıyla 1979 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat, 1980 Orhan Kemal, 1980 Madaralı Ödülünü, Çok Uzak Fazla Takın (1990) adlı oyunu ile de Türkiye İş Bankası 1992 Edebiyat Büyük Ödülünü kazandı.

kaynak:nkfu

Tags, , , , , , ,

Alfred Nobel Hayatı ve İcatları

Alfred Nobel

Alfred Nobel; (d. 21 Ekim 1833, Stockholm, İsveç – ö. 10 Aralık 1896, San Remo, İtalya), dinamiti ve daha güçlü başka patlayıcı maddeleri geliştiren İsveçli kimyacı, mühendis ve sanayicidir. Ayrıca Nobel ödüllerini dağıtan vakfın kurucusudur.

1842’de ailesi ile birlikte Petersburg’a yerleşen Nobel özel öğretmenlerce eğitildi. İngilizce, Fransızca, Almanca ve Rusça öğrendi, bu arada kimyaya özel bir ilgi duydu. 1850’de Paris’te bir yıl kimya öğrenimi gördükten sonra ABD’ye giderek burada dört yıl kadar, “Monitor” zırhlısının yapımcısı olan John Ericsson’un yanında çalıştı. Daha sonra Petersburg’a dönerek babasının fabrikasında çalışmaya başladı, ama fabrika 1859’da iflas etti.

Bunun üzerine İsveç’e dönen Nobel, sıvı bir patlayıcı olan nitrogliserin imalatına başladı. Ama kısa bir süre sonra 1864’te fabrikadaki bir patlama sonucunda en küçük kardeşi Emil ile birlikte dört kişi öldü ve İsveç hükümeti fabrikayı yeniden kurmasına izin vermedi. Bunun üzerine Nobel araştırmalarını bir mavnada sürdürdü ve nitrogliserinin üretimi sırasında ortaya çıkan tehlikeleri azaltmaya çalıştı. Bir rastlantı sonucunda silisli, geçirgen bir toprak olan kizelgurun (diyatome toprağı) nitrogliserini tümüyle soğurduğunu ve bu karışımın güvenli biçimde taşınabildiğim buldu. Böylece dinamit ile bunun patlatılması için gerekli olan kapsülü geliştirdi. Nobel 1867’de İngiltere’den, 1869’da da ABD’den buluşunun patentini aldı. Deneylerini sürdürerek daha güçlü bir patlayıcı olan ve patentini 1876’da aldığı dinamit lokumunu geliştirdi. Yaklaşık 10 yıl sonra da “balistit” adını verdiği ilk nitrogliserinli dumansız barutu buldu.

Dünyadaki pek çok patlayıcı fabrikasının hisselerinin ve Rusya’nın Bakû bölgesindeki petrol yataklarının sahibi olan Nobel, bu büyük servetini Nobel ödülleri olarak dağıtılmak üzere Nobel Vakfı’na bağışladı.

kaynak:nkfu

Tags, , ,

Alfred Hitchcock İle İlgili Bilgi

Alfred Hitchcock

Gerilim ustası Hitchcock “Thriller” türünü mükemmelleştirdi. Gizemli mizah anlayışıyla olduğu kadar stilistik ve teknik yeniliklerle de kendine özgü film tipini yarattı.

Bir manavın üçüncü çocuğu olarak dünyaya gelen Hitchcock, Londra’nın işçi mahallesi East End’de büyüdü. Ailesi katolik olduğundan çocuğu bir Cizvit okuluna gönderdi ama o, bir reklamcılık şirketinde çizer olmak için okulunu 14 yaşında bıraktı.

1920-26: Çıraklık Yılları Hitchcock’a verilen ilk film çalışması “her işe koşturulan delikanlı” niteliğindeydi. Sessiz filmlere ara yazılar yazmakla başlayan genç, ardından reji asistanlığı, dekoratörlük ve senaryo yazarlığı yaptı. Almanya’da bulunduğu bir sırada Berlin’de Ufa Stüdyolarında çalıştı ve 1925’te Münih’te Emalka Stüdyolarında The Pleasure Garden adlı ilk filmini çekti. 1926’da kurgucu ve senaryo yazan Alma Lucy Reville ile evlenen Hitchcock, bir kız çocuğu babasıdır.

1927-39: Gerilim Filmleriyle Başarıyı Yakalaması Londra’ya dönünce Hitchcock gizemli bir çocuk katilini konu alan The Lodger (Kiracı, 1927) adlı filmiyle bir gecede şöhret oldu. Oldukça zayıf bir romandan uyarlanan bu göz kamaştırıcı yapıt, seyirciler tarafından soluk soluğa izlenen gerilimli anları içeriyordu ve daha sonraki filmlerinin çoğunda uygulayacağı temel motifin habercisiydi. Figüran bulmakta güçlük çeken yönetmen, bizzat küçük yan rollerde gözüküyordu. Bu gereksinimden, sonraki filmlerinin çoğunda sürdüreceği bir alışkanlık doğdu. 20’li yılların sonunda kendine sağlam bir yer edinen sesli sinemanın gerektirdiği ses çalışmalarıyla bir sorunu olmadığını, Hitchcock ilk defa 1929’da çevirdiği Blackmail (Şantaj) filmiyle kanıtladı. Hitchcock bu filminde bir karabasan yoğunluğuyla sunduğu takip avı motifini de ilk kez kullandı. Suçsuz bir yurttaşın bir casusluk şebekesinin atış hattına düştüğü The Thirtynine Steps (39 Basamak, 1935) adlı başyapıtında takip avı süreklilik kazandı. Hitchcock’un filmleri için tipik olan sempatik, çekici, biraz beceriksiz ama gerektiğinde enerjik olabilen kahramanı Robert Donat canlandırdı.

kaynak:nkfu

Tags, , , ,

Alexander von Humboldt Hayatı

Alexander von Humboldt

Alexander von Humboldt; (d. 14 Eylül 1769, Berlin – ö. 6 Mayıs 1859, Berlin), fiziksel coğrafya ve biyocoğrafyanın klasik döneminin (bugün bu bilim dalları yer bilimleri ile ekolojinin kapsamı içindedir) önde gelen bilim adamlarından Alman doğabilimci ve kâşiftir. Kosmos (Evren) adlı yapıtıyla bilimin geniş halk kitleleri arasında yaygınlaşmasına önemli katkıda bulunmuştur. Güney Amerika’nın batı kıyısı açıklarındaki Humboldt Akıntısı (bugün Peru Akıntısı) adını ondan almıştır.

Gençliği. Humboldt, II. Friedrich’in (Büyük) ordusunda görev yapan bir subayın oğluydu. Annesi, XIV. Louis’nin 1685’te Huguenot’ların (Fransız Protestanları) dinsel özgürlüklerini kaldırması üzerine Fransa’yı terk eden bir aileden geliyordu. Alexander ve kardeşi Wilhelm’i, babalarının 1779’da ölmesinden sonra, katı bir Kalvenci ve sert bir kadın olan anneleri yetiştirdi. Yüksek kamu görevlerine gelmelerini istediği için onlara klasik kültür, yabancı dil ve matematiğin yanı sıra siyasal tarih ve ekonomi dersleri de aldırdı. Sık sık hastalanan bir çocuk olan Alexander, başlangıçta tembel bir öğrenciydi. Oldukça huzursuz olduğu bu dönemde orduya katılmayı düşünüyor, dersleri de ancak ailesinin baskısıyla izliyordu. 1787’de Frankfurt an der Oder Üniversitesi’nde bir yıl iktisat okudu, ertesi yıl Berlin’e geçerek bir süre mühendislik öğrenimi gördü. Bu sırada botaniğe karşı büyük bir ilgi duymaya başladı. Çevreden bitki örnekleri topladı ve bunları sınıflandırmayı öğrendi. Ama Brandenburg bölgesinin bitki örtüsü tutkulu bir botanikçiyi doyurucu çeşitlilikte değildi; Humboldt Avrupa dışındaki ülkelere geziler yapmayı düşlemeye başladı.

1789-90 yıllarında Göttingen Üniversitesi’nde mineraloji ve jeoloji dersleri aldıktan sonra bu alanlarda daha kapsamlı bir öğrenim görmeye karar verdi ve bu amaçla Freiberg’deki Madencilik Okulu’na yazıldı. 1766’da kurulmuş olan bu okul, kendi alanındaki ilk kurumdu ve henüz çok yeni olmasına karşın uluslararası bir ün kazanmıştı. Humboldt burada, şaşılacak derecedeki güçlü belleğinin ve bilgiye karşı duyduğu sonsuz açlığın desteğiyle inanılmaz bir çalışma temposuna girdi. Yaşamı boyunca sürdüreceği bilimsel gezilere de bu dönemde başladı; 1790’da Hollanda, İngiltere ve Fransa’yı dolaştı.

İki yıllık yoğun bir öğrenimden sonra 1792’de diploma almadan Freiberg’den ayrıldı. Bir ay sonra, Prusya Madencilik Dairesi’nce Ansbach-Bayreuth bölgesinde, Fichtel Dağlarındaki maden ocaklarında görevlendirildi. Burada bir güvenlik lambası geliştirdi ve kendi parasal kaynaklarıyla genç madenciler için bir teknik okul kurdu. Ama gene de, madenciliği kendisi için bir meslek olarak düşünmüyordu.

kaynak:nkfu

Tags, , ,

Aleksandr Soljenitsin Hayatı

Aleksandr Soljenitsin

Aleksandr Soljenitsin; Rus yazarıdır (d. Klislovodsk, 1918 – ö. 3 Ağustos 2008, Moskova, Rusya).

Köylü kökenli bir ailenin çocuğu olan ve çok küçük yaşta babasını yitiren Aleksandr İsayeviç Soljenitsin, zor koşullar altında yetişti. Ortaöğrenimini Rusya’nın güneyinde, Rostov-na-Donu’da yaptıktan sonra, on sekiz yaşında Moskova Üniversitesi’nin Matematik ve Fizik Bölümü’ne girdi. Aynı zamanda edebiyat, tarih, felsefe ve tiyatroyla da ilgilendi. 1941’de, tam öğrenimini tamamladığı sırada,ülkesinin ikinci Dünya savaşma katılması üzerine cepheye asker olarak gitti; bir süre sonra topçu subayı oldu ve Leningrad, Orel, Beyaz Rusya’da yararlık gösterdi (bu dönemde cephede aldığı notlar sonradan polis tarafından yok edildi).

1945 Şubatında başarılarıyla adını duyurmuş olduğu Doğu Prusya cephesinde, bir arkadaşına gönderdiği mektupta üstü kapalı olarak Stalin’in savaşı yönetiş biçimini eleştirdiği için tutuklandı. Rütbesi alınarak, Moskova’ya gönderildi; Lubianka’da hapsedildikten sonra yargılandı ve yaşamının bir bölümünü bir çalışma kampında geçirdi. Önce bir şantiyede çalıştı (Ivan Denisoviç’in Hayatında Bir Gün [Odin den iz jizni İvana Denisoviça, 1962] adlı yapıtında, burada geçirdiği günleri anlattı), sonra telefon konuşmalarını dinleme sisteminin geliştirildiği bir bilimsel araştırma kurumuna gönderildi [İlk Çember [ingilizcesi The First Circle, 1968; fransızcası Le premier cercle]).Çalışma kampında sekiz yıl geçirdikten sonra, Orta Asya’ya sürgün edildi (Kanserliler Koğuşu [ingilizcesi Cancer Word, 1968]; fransızcası Le pavillon des cancéreux]); kansere yakalandı ve bir ameliyat geçirdi. Stalin’in ölüm günü olan 5 Mart 1953’te özgürlüğüne kavuştu. Ancak, bir süre sonra yeniden Kazakistan’da bir köye sürgüne gönderildi.(bu kez sürgün edilme nedenini de bilmiyordu) ve burada iki yıl süreyle öğretmenlik yaptı. Ölüm derecesinde hastalanınca, Taşkent Hastanesi’ne kaldırıldı ve yeniden kanser ameliyatı geçirdi. 1957’de özgürlüğüne kavuştu ve resmi olarak aklandı.

“İLK ÇEMBER” VE “İVAN DENİSOVİÇ’İN HAYATINDA BİR GÜN”

kaynak:nkfu

Tags, , ,

Albrecht Dürer Hayatı

Albrecht Dürer (21 Mayıs 1471, Nürnberg, Almanya – 6 Nisan 1528, Nürnberg, Almanya)

Ünlü bir Alman ressamıdır. 1471’de Nürnberg’de doğdu. Babası kuyumcuydu. XV. yüzyılın ikinci yarısından sonra Nürnberg’e yerleşen oldukça tanınmış bir aileye mensuptular. Albrecht Dürer bu ailenin on beş çocuğundan ikincisiydi. Baba Dürer, çocukları arasında en fazla Albrecht’i sevdiği için ona kendi sanatını öğretmeyi kararlaştırmıştı. Albrecht Dürer on beş yaşındayken babasının yanında çalışmaya başladı. Bir yandan da Nürnberg’in en tanınmış ressamı Wolgemut’tan resim dersleri alıyordu. Wolgemut kitapları resimlemek maksadı ile çeşitli tahta oyma işleri yapıyordu. Onun atelyesinde bulunan oyma işlerinden hangilerini küçük Dürer’in yapmış olduğu bilinmiyor.

Albrecht Dürer

Dürer, çıraklık devresini 1490’da tamamladı. Artık sıra diyar diyar gezip Almanya’nın tanınmış resim üstatlarından ders almaya gelmişti. Dört yıl sonra Nürnberg’e döndü. Bu süre içinde bir hayli resim yapmıştı. Bunların arasında en dikkate değer olanı küçük boyda yapılmış kendi portresiydi. Dürer Nürnberg’e döndükten kısa bir süre sonra evlendi. Ailesi onun evleneceği kızı daha önceden bulmuş, her türlü düğün hazırlıklannı tamamlamıştı. Dürer’in nişanlısı Nürnberg’in zengin tüccarlarından birinin kızıydı. Genç ressam evlendikten birkaç ay sonra İtalya’ya gitti. İtalyan resim sanatı hakkında geniş bilgi edinip Nürnberg’e döndü. 1505’te ikinci defa İtalya’ya gitti. İtalyanlar bu genç Alman ressamını büyük bir ilgiyle karşıladılar. Artık Dürer’in şöhreti hemen bütün Avrupa’ya yayılmıştı. 1520-1521 yıllarında Hollanda’ya da gitti. Bu seyahatini daha sonra yazdığı kitapta uzun uzadıya anlatmıştır. Dürer’in resimlerinden, tahta oymalarından başka 1525’te yayınlanan perspektif ve geometri konuları ile ilgili kitabı da sanat aleminde önemli bir yer tutar.

Dürer’in ölümü pek âni olmuştu. Fakat ölümünden sonra eserleri dünyanın belli başlı müzelerinde muhafaza edilmiştir, Bugün Dürer’in en önemli eserlerini Viyana’daki Albertina Müzesi’nde, Berlin Müzesi’nde ve British Museum’da bulmak mümkündür.

kaynak:nkfu

Tags,

Albert Einstein Hayatı Kısaca

albert einstein

Albert Einstein (1879-1955). Çağımızın en ünlü ve en popüler bilim insanlarından biridir. Ünlü «izafiyet teorisi» bilim tarihindeki en önemli buluşlardan biridir. Bu teori atom enerjisinin uygulanmasına bir temel olmuş, kütle, yer çekimi, hareket, zaman gibi konularda yeni görüşlere yol açmıştır. Einstein enerji ile kütle arasında bir eşdeğerliliğîn bulunduğunu açıklamış, «her hangi bir enerji kaybı bir kütle kazancına, bir kütle kaybı da bir enerji kazancına yol açar» ilkesini ortaya koymuştur. Atom bombasının esasları bu bağıntıdan çıkarıldığı gibi, güneş ve yıldızlardaki muazzam sıcaklığın sebebini de bu yoldan açıklamak mümkün olmuştur. Einstein teorisini bir denklemle kesinleştirmiştir Bu denkleme göre enerji, kütle ile ışık hızının karesinin çarpımına eşittir.

Einstein Almanya’da Ulm şehrinde doğdu. Çocukluğu Münih’te geçti. On dört yaşındayken geometriyle ilgilenmeye başladı öğrenimini bu yolda geliştirdi, On beş yaşında İsviçre’ye gitti; Zürih Üniversitesine yazıldı. Mezun olduktan sonra İsviçre vatandaşlığına kabul edildi. 1905’te Bern’de bir lâboratuvarda ihtisas yaparken Özel izafiyet teorisini açıkladı. Daha sonraki on yıl aynı teori üzerinde yaptığı sürekli çalışmalar sonucunda bu görüşünü geliştirdi, 1915’te Berlin’de Genel İzafiyet Teorisi ni açıkladı, Yaptığı deneyler, ispatlar sayesinde bütün dünyada tanındı. 1921’de bu başarılarından dolayı Nobel Fizik Ödülünü kazandı.

Einstein 1909’dan 1913’e kadar Zürih Üniversitesinde, 1913 ten 1914’e kadar Berlin’deki Kaiser Wilhelm Enstitüsü’nde, 1914′ te de Berlin Üniversitesinde fizik profesörlüğü yaptı. Bu sırada Alman vatandaşlığına geçmişti. 1933’te konferanslar vermek üzere İngiltere’ye, oradan da Amerika’ya gittiği zaman Naziler onun bütün mallarına el koydu, böylece Einstein işinden olduğu gibi Alman yatandaşlığından da çıkarıldı. Bu durumda kendisine birçok üniversitelerden teklifler yapıldıysa da Einstein yalnız Amerika’daki Princeton Üniversitesinin Matematik Bölümü direktörlüğünü kabul etti. 1940′ da Amerikan vatandaşı oldu.

Einstein bilim dışında çok az şeyden zevk alırdı. Paraya hiç değer vermediğini başından geçen birçok olayla göstermiştir. Nobel ödülünden dolayı kazandığı parayı da bütünü ile hayır kurumlarına vermiştir. Onu, bilim çalışmaları dışında tek dinlendiren şey kemanıydı. 1952’de İsrail başbakanı tarafından İsrail Cumhurbaşkanı olması için yapılan teklifi de kabul etmemiştir.

kaynak:nkfu

Tags,

Polygnotus Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Polygnotos

Polygnotos (d. İÖ y. 500, Thasos [Taşoz], Trakya – ö. İÖ y. 440, Atina), hiçbiri günümüze ulaşmayan klasik üsluptaki büyük boyutlu anıtsal duvar resimleriyle tanınmış ressam. Atina’da yaşamış ve sonunda yurttaşlığa kabul edilmiştir.

Yunanlı gezgin Pausanias’ın aktardığına göre Delphoi’deki Knidoslular Salonu’nda bulunan “Troya’nın Yağmalanması” ve “Odysseus’un Hades’i Ziyareti” adlı iki resimde gerçek insan boyutlarına yakın, idealize edilmiş figürler kompozisyon içine serbest bir biçimde yerleştirilmişti. Bu yöntem başta Asur sanatı olmak üzere daha önce de kullanılmıştı, ama Yunan sanatındaki ilk uygulayıcısı Polygnotos oldu. Daha önce ise Yunan sanatında figürler tek bir çizgi üzerine yerleştiriliyordu.

Yeni yöntem büyük olasılıkla Polygnotos’un etkisiyle dönemin vazo resimlerinde de kullanıldı. Gerçek anlamda bir perspektif kullanımı yoktu, ama Polygnotos kısaltım (rakursi) uygulamasına başvurmuş, renk olarak da yalnızca siyah, beyaz, kırmızı ve kahverengiyi kullanmıştı. Yapıtlarında kişiliği, insanın eylemlerini belirleyen ve dış görünüşüne yansıyan içsel bir yönelim olarak kavramlaştırması, başta Aristoteles (Poetika, 6. bölüm) olmak üzere sonraki eleştirmenlerin övgüsüne yol açtı.

kaynak:nkfu

Tags, , , , ,

Abdülhak Adnan Adıvar Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Abdülhak Adnan Adıvar

Yazar ve düşünce adamıdır.

Gelibolu’da doğdu. Üniversite öğrenimini Tıbbiye’de, bugünkü Tıp Fakültesinde tamamladı. Döneminin baskılarına dayanamayarak yurt dışına çıktı. Dönüşünde aynı okulda profesör oldu. Hilali Ahmer (Kızılay) Müfettişi olarak I. Dünya Savaşına katıldı. Milletvekili seçildi. Mehmet Emin Yurdakul ve Yusuf Akçura ile birlikte Milli Türk Fırkası’nı kurdu. Eşi Halide Edip Adıvar ile birlikte Kurtuluş Savaşına katıldı. 1924’te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kuruluşunda yer aldı. Ardından 8 yıl süreyle yurt dışında Türkçe öğretmenliği yaptı. Yurda dönüşünde İslam Ansiklopedisi’nin Yazı Kurulunu yönetti.

A. Adnan Adıvar, Cumhuriyet gazetesinde ve Yeni Ufuklar dergisinde düşünce yazıları yayımladı. Bilim tarihi ile ilgili düşüncelerini ve bilim-din ilişkisini tartıştığı görüşlerini kitap haline getirdi.

Bazı eserleri:

kaynak:nkfu

Tags, , , , , , ,

Sirimavo Bandaranaike Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında (Kısaca)

Sirimavo Bandaranaike

Sirimavo Ratwatte Dias Bandaranaike, (d. 17 Nisan 1916, Ratnapura, Seylan – 10 Ekim 2000, Kolombo, Sri Lanka), partisinin 1960 Seylan (1972’den sonra Sri Lanka) genel seçimlerindeki başarısı üzerine dünyanın ilk kadın başbakanı olan önder.

1940’ta S.W.R.D. Bandaranaike ile evlendi ve toplumsal yardım sorunlarıyla ilgilenmeye başladı. 1956’da başbakan olan kocası 1959’da bir suikast sonucunda öldürülünce, kocasının kurduğu Sri Lanka (Kutsal Seylan) Özgürlük Partisi’nin (SLFP) isteği üzerine partinin başına geçti. Parti Temmuz 1960’ta yapılan genel seçimleri ezici bir çoğunlukla kazanınca başbakan oldu.

Kocasının sosyalizm, uluslararası ilişkilerde tarafsızlık, Budacılığı ve Seylan dili ile kültürünü etkin biçimde özendirme gibi siyasal yaklaşımlarını sürdürdü. 1964’te Marksist eğilimli Seylan Eşit Toplum Partisi (Lanka Sama Samaja Party-LSSP) ile kurduğu koalisyon, hükümet üyeleri arasında muhalefete yol açtı ve bunun sonucunda 1965 genel seçimlerinde yenilgiye uğradı. Ama Birleşik Halk Cephesi adıyla bilinen sosyalist koalisyon 1970’te yeniden iktidara geldi. Başbakan olarak bu kez daha köktenci bir politika güttü. Programında, önemli sanayi dallarının kamulaştırılması da vardı. Ama etnik çekişmeleri ve ekonomik sıkıntıları gideremediğinden ve baskıcı önlemlere başvurduğundan programını gerçekleştiremedi. Temmuz 1977 seçimlerinde partisi meclisteki 168 sandalyeden ancak 8’ini koruyabildi ve Bandaranaike başbakanlıktan ayrıldı.

Sri Lanka parlamentosu, gücünü kötüye kullandığı gerekçesiyle, 1980’de Bandaranaike’nin bütün siyasal haklarını elinden aldı ve bir daha kamu görevine gelmesini yasakladı. 1986’da Başkan J. R. Jayawardene kendisini bağışlayarak bütün haklarını geri verdi.

kaynak:nkfu

Tags, , , , ,

Desiderius Erasmus Hayatı

Desiderius Erasmus

Rönesans ve Reform hareketlerinin öncülerinden sayılan Hollandalı bir din bilginidir. Çağında çevresini bu kadar etkilemiş çok az bilgin ve yazar vardır. Rönesans sanatçılarına ve bilginlerine örnek olmuş, insanlığın toplum ve din baskılarından kurtularak medeniyete doğru ilerlemesini mümkün kılmıştır.

Erasmus, Rotterdam dört yaşında annesiyle babasını kaybetti, çok küçük yaşta Utrecht şehrindeki büyük kilisenin çocuklar korosunda şarkı söyledi. Öğrenciliği sırasında bile çalışkanlığı ve zekasıyla geleceğin önemli kişilerinden olacağını belli ediyordu.

On yedi yaşına geldiği zaman, onun yetiştirilmesini üzerine almış olan kimseler, Erasmus’un rahip olarak kendini dine vermesini uygun gördüler; bu fırsatla da onun, babasından kalmış olan servetine el koydular.

Erasmus’un yaradılışı din baskısı, hürriyetsizlik içinde yaşamaya elverişli değildi. Kısa bir süre sonra manastırdan ayrılarak Paris’e gitti, üniversiteye girerek kendini bilime verdi. Bir yandan da özel dersler vererek geçimini sağlıyordu. 1497’de, onun değerini farkeden genç İngiliz bilginlerinin teşvikiyle, İngiltere’ye gitti, Kral VII. Henry tarafından büyük bir saygıyla karşılandı. Daha sonra Parma, Venedik ve Roma gibi birçok İtalyan şehirlerini gezmek fırsatını buldu.

kaynak:nkfu

Tags, ,

Polybios Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Polybios (d. İÖ y. 200, Megalopolis, Arkadia – ö. İÖ y. 118), Eski Yunanlı devlet adamı ve tarihçi. Roma’nın güçlü bir devlet konumuna yükseldiği dönemi kaleme almıştır.

Akhaialı varlıklı bir toprak sahibi ve devlet adamı olan Lykortas’ın oğluydu. Genç yaşta askeri konulara duyduğu ilgiyle Akhaialı komutan Philopoimen’in yaşamöyküsünü ve günümüze ulaşmayan Taktikai (Taktikler) adlı kitabı yazdı. Tarih ve edebiyat alanında zengin bir bilgi birikimi edinirken, felsefe konularına yakınlığı yüzeysel düzeyde kaldı. Akhaia Birliği ordusunda süvari komutanı olduktan (IÖ 170/169) sonra, Makedonya kralı Perseus’la savaşan Roma’ nın yanında yer almak gerektiğini savundu ve bu amaçla elçi olarak görevlendirildi. Ama götürdüğü yardım önerisi geri çevrildi. Perseus’un uğradığı yenilginin (İÖ 168) ardından Roma’ya gönderilen bin kadar Akhaialı sürgün arasında yer aldı.

Scipio Aemilianus’un dostluğunu kazanarak danışmanı oldu ve Roma’da oturma izni aldı. Büyük olasılıkla Scipio’nun İspanya seferine (İÖ 151) katıldı ve onunla birlikte Afrika’ya giderek Numidya kralı Masinissa’yla tanıştı. Dönüşte Hannibal’ın yolunu izleyerek Alpleri aştı. Gözetim süresi dolunca Kartaca’ya Scipio’nun yanına gitti; kentin kuşatılmasına ve yağmalanmasına tanık oldu (IÖ 146). Atlas Okyanusundaki keşif gezisini büyük olasılıkla bu tarihten sonra düzenledi. Bu sırada Akhaia ile Roma arasında savaş çıktığından Yunanistan’a döndü. Romalılarca yerle bir edilmesinden (İÖ 146) kısa bir süre sonra Korinthos’a ulaştı. Yurttaşlarının çıkarını koruyan bir anlaşma sağlamaya ve düzeni yeniden kurmaya çalıştı. Çabalarından dolayı çeşitli yerlerde onuruna anıtlar dikildi. Daha sonraki yaşamına ilişkin olarak, belirsiz bir tarihte iskenderiye ve Sardes’e gittiği, siyasal sorunlar üzerine Scipio ve Rodoslu Panaitios ile tartıştığı, Numantia Savaşı’nın tarihini (İÖ 133’ten sonra) ve Ekvator bölgesinin yaşamaya elverişli olduğuna ilişkin bir inceleme yazdığı bilinmektedir.

Polybios’a asıl ününü sağlayan Istoriai (Tarihler) adlı yapıt 40 kitaptan oluşur. Bunlardan yalnızca ilk beşi günümüze ulaşmıştır; ötekilere ilişkin bilgiler ise çeşitli kaynaklarda yer alan alıntılara dayanmaktadır. Polybios’un başlangıçtaki amacı Hannibal’ın İspanya seferinden Pydna Çarpışmasına değin süren ve Roma’nın yükselişiyle belirginleşen 53 yıllık dönemi (İÖ 220-168) aktarmaktı. Romalıların Kartacalılara karşı düzenledikleri Sicilya seferiyle (264) başlayan daha önceki dönemi ve başta Akhaia olmak üzere dünyanın başka yerlerindeki gelişmeleri ele alan ilk iki kitap yapıtın girişi niteliğindedir. Üçüncü kitapta Kartaca’nın İÖ 146’da yıkılışına değin geçen süreyi de kapsayan değiştirilmiş bir taslak yer alır. Bu olaylar 30-39. kitaplarda anlatılır.

Polybios’a göre tarihin temel işlevi öğreticilik olmalıdır. Dolayısıyla daha çok siyasal ve askeri konulan ele alması, olaylar arasındaki neden ve sonuç ilişkisini ortaya koyarak pratik dersler çıkarması gerekir. Polybios tarihle tragedyayı birbirine karıştıran daha önceki tarihçilerin olayları abartma ve çarpıtma eğilimini sert biçimde eleştirir. Tarihçinin olayları salt aktarma yerine aydınlatmaya da çalışması gerektiğini savunur ve gelişmeler arasındaki bağlantılara önem vererek evrensel bir tarih anlayışına yönelir. Bununla birlikte Roma’nın yükselişini açıklarken değerlendirmelerine bazen rastlantı, bazen de zorunluluk biçimini alan Talih Tanrıçası (Tykhe) gibi belirsiz bir kavram katar. Olayların asıl nedenleriyle (aitiai) olaylara yol açan görünürdeki etkenler (arkhai) arasında yaptığı ayrım, Yunanlı büyük tarihçi Thukydides’in yaklaşımına göre daha mekanik bir yapı taşır ve tarihsel olayların diyalektik özüne inmez.

kaynak:nkfu

Tags, , , , ,

Francisco Pizarro Hayatı

Francisco Pizarro

Francisco Pizarro, (d. y. 1475. Trujillo. Extremadura. Kastilya – ö. 26 Haziran 1541. Lima [bugün Peru’da]). Peru’daki İnka topraklarını ele geçiren (1531-33) İspanyol fatih (conquistador). Lima kentinin kurucusudur (1535).

1502’de Hispaniola’ya (bugün Haiti ve Dominik cumhuriyetleri) atanan yeni İspanyol sömürge valisiyle birlikte İspanya’dan ayrıldı. Ama yerleşik koloni yaşamına uyum sağlayamadığından 1510’da kâşif Alonso de Ojeda’nın Kolombiya’daki Urabâ’ya düzenlediği keşif seferine katılmaya karar verdi. Üç yıl sonra da kâşif Vasco Nünez de Balboa’nın Büyük Okyanusu keşfetmesiyle sonuçlanan sefere katıldı. 1519-23 arasında, yeni kurulan Panama kentinin alcalde’si (idari ve adli başkan) olarak görev yaptı. Bu sırada küçük bir servet edindi.

1523’te İspanyol asker Diego de Almagro ve papaz Hernando de Luque ile birlikte Güney Amerika’nın batı kıyılarını keşfetmek ve bölgede toprak ele geçirmek üzere Panama’dan ayrıldı. Seferin 1524-27 arasındaki ilk ve zorlu aşamasının tamamlanmasından sonra destek kuvvet sağlaması için Almagro’yu Panama’ya geri gönderdi. Ama yeni Panama valisi daha fazla kayıp verilmemesi için keşif seferinden vazgeçilmesini emretti. Bu emre uymayarak yoluna devam eden Pizarro 9° güney enlemine kadar indi. Bu sırada yörenin büyük bir Yerli imparatorluğunun egemenliği altında olduğuna ilişkin bilgiler edindi ve İnkalara ait çok sayıda küçük sanat yapıtı topladı. Sefer sırasında bölgeye kıyıdaki bir ırmağın adı olan Virü sözcüğünün bozulmuş biçimi olduğu sanılan Peru adı verildi.

Panama valisinin sefere karşı çıkmayı sürdürmesi üzerine Pizarro’nun İspanya’ya giderek Kral 1. Carlos’tan (Kutsal Roma-Germen imparatoru V. Kari) fetih seferi için izin almasına karar verildi. Girişimi konusunda Carlos’u ikna eden Pizarro Temmuz 1529’da. yeni keşfedilen kıyı boyunca, Panama’nın yaklaşık 900 km güneyine kadar uzanan Castilla la Nueva adlı toprakların genel valiliğine atandı. Ardından dört erkek kardeşini de yanına alarak İspanya’dan ayrıldı ve Ocak 1530’da Panama’ya vardı. Ocak 1531’de ise 180 İspanyol. 37 at ve üç gemiyle Peru’ya doğru vola çıktı. Nisanda Cajamarca kenti yakınlarında 30 bin askeriyle beklemekte olan İnka imparatoru Atahualpa’nın elçilerivle ilişki kurdu. Pizarro’nun gücünü küçümseyen Atahual-pa, onunla Cajamarca kentinde buluşmayı kabul etti.

kaynak:nkfu

Tags,

Sigmund Freud Felsefesi ve Çalışmaları

Sigmund Freud

Sigmund Freud; (1865-1639) Psikanaliz biliminin kurucusudur. Bugünkü ruhbilimin temellerini atanlardan biri sayılır. “Nevroz” denilen, beyinle ilgili rahatsızlığın da sebeplerini Dr. Freud keşfetmiştir. Nevrozun psikanaliz yolu ile tedavisi fikrini de ilk ileri süren Freud’dur.

Freud, Musevi asıllı bir ailenin çocuğuydu. Dört yaşındayken Morava’dan Viyana’ya geldiler. Freud, tam 78 yıl, orada aynı evde yaşadı. 1881 ‘de Viyana Üniversitesi tıp fakültesinden mezun oldu. 1885’te sinir hastalıkları üzerinde bir yıl staj görmek üzere Paris’e çağrıldı. Burada, Dr. Martin Charcot’la birlikte, isteri üzerinde çalıştılar. Doktor Charcot, isteri nöbeti geçiren bir kızı hipnotize etmiş, daha önce başından geçenlerin isteri krizine sebebiyet verdiğini anlamıştı. Freud, Charcot’nun buluşuyla yakından ilgilenmişti. İki hekim çalışmalarını bu konu üzerine topladılar. Böylece, psikanaliz yolu ile tedavinin temeli atılmış oluyordu. Freud’un teorisine göre, insanların belli olaylar karşısındaki davranışları, çoğunlukla, geçmişteki bazı olaylara, bu olayların ruh üzerindeki etkisine dayanır.

Dr. Freud, Paris’ten Viyana’ya döndükten sonra psikanaliz üzreindeki çalışmalarına devam etti. 1909’da Amerika’ya gitti, konferanslar verdi.

1938’de Naziler, Avusturya’yı istilâ ettikleri zaman Freud’un kitaplarını yaktılar, teorileri üzerinde konuşmak yasak edildi. Dostlarının yardımları olmasaydı, Freud belki de Viyana’dan sağ çıkamayacaktı. Binbir güçlükle pasaport sağlandı, Freud İngiltere’ye gitti. Fakat zaten son zamanlarda sıhhati iyice bozulmuştu. 1939’da Londra’da öldü.

kaynak:nkfu

Tags, , ,

Simon bar Kohba Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Bar Kohba, asıl adı Simeon bar kosba ya da koseba, bar koziva olarak da bilinir (ö. İS 135), Filistin’de Roma egemenliğine karşı başarısız bir ayaklanmaya önderlik eden Yahudi önder.
Simon bar Kohba
Roma imparatoru Hadrianus, 131’de Doğu Roma İmparatorluğu’na yaptığı gezi sırasında, Yahudileri imparatorlukla bütünleştirmek amacıyla Helenleştirme politikası izlemeye karar verdi. Sünnet yasaklandı, Kudüs’te. bir Roma kolonisi kuruldu ve buradaki tapınağın yıkıntıları üzerinde Jüpiter adına bir tapınak kuruldu.

Bu uygulamalara karşı büyük tepki duyan Yahudiler ertesi yıl ayaklandı; ayaklanmanın başında yetenekli ve güçlü önder Simeon bar Kosba yer alıyordu. Sonraki kayıtlara göre, çete savaşı biçimini alan ayaklanma başlangıçta başarılı oldu. Dönemin büyük saygı gören bilginlerinden Haham Akiba ben Yasef ayaklanmacıları coşkuyla destekledi ve ayaklanmanın önderine, Mesih’i anıştıracak biçimde Bar Kohba (Yıldızın Oğlu) adını verdi, onu Mesih olarak selamladı. Nasi (önder) unvanını alan Bar Kohba, kendi adına sikke bile bastırdı.

Savaşın uzaması ve tehlikeli bir nitelik kazanması üzerine öfkeye kapılan Hadrianus, önce ağır takviye kuvvetleri gönderdi. 134’te de Britanya valisi Gaius Julius Severus’u göreve çağırdı. Bu komutan, ayaklanmacıları yormak için küçük birliklerle savaşa girerek hareket alanlarını daralttı. Bar Kohba, Ağustos 135’te, Kudüs’ün güneybatısında kendi kalesi Bethar’da öldürüldü. Ordusundan geriye kalanlar Lût Gölü yakınlarında direndi, ama Romalıların insan avı bu direnişi de bastırdı. Acımasız bir politika ile Yahudiler Filistin’den sürüldü. Ayaklanmanın başarısızlığa uğraması yüzünden kimileri, İbranicede “yalancı” sözcüğünün benzerliğinden yararlanarak, Bar Kohba’yı, Bar Koziva biçiminde anmaya başladılar.

1960’ta Lût Gölü yakınlarında bir mağarada Bar Kohba’nın mektupları bulundu. Bunlar, asıl adının öğrenilmesini sağladığı gibi, onun sert, güçlü bir komutan olduğunu da gösterdi.

kaynak:nkfu

Tags, , , , ,

Johann Sebastian Bach Eserleri Hakkında Bilgi

Johann Sebastian Bach KİMDİR?

BRANDENBURG KONÇERTOLARI

Besteci 1721 yılında Brandenburg Kontu Christian Ludwig von Brandenburg’dan saray topluluğunca çalınmak üzere bazı yapıtlar bestelenmesi yolunda sipariş almış, altı konçertodan kurulu ünlü dizi aynı yıl bestelenerek gönderilmiştir. Müzikte Barok sanatını taçlandırmış birkaç anıtsal verim arasında gösterilen dizi çağının çalgılarıyla orkestralanmıştır. Bu orkestralamalarda çalgı gruplarının ve solo çalgıların her konçertoda değiştiği görülür.

KONÇERTO No. 1 «Fa majör» — Bölümler: «Allegro – Adagio – Allegro – Menuette – Polacca». En tatlı ve ilgi çekici bölümü «Violino piccolo» ve obua arasında uzun bir diyalogla işlenen «Adagio» dur.

kaynak:nkfu

Tags, , ,

Rabban bar Sauma Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Rabban bar Sauma (d. y. 1220, Chung-tu [bugün Pekin], Çin – ö. Ocak 1294, Bağdat), Moğol elçisi olarak Batı Avrupa’ya yaptığı gezilerle tanınan Nasturi din adamı. Çağdaşı Venedikli Marco Polo’nun Asya’daki serüvenini andıran bu önemli gezilere ilişkin gözlemleri pek yankı uyandırmamıştır.

Chung-tu’da oturan varlıklı bir Hıristiyan ailenin çocuğuydu. Ailesi Türkistanlı göçebe bir Uygur kabilesinden geliyordu, bar Sauma 23 yaşında keşiş oldu. Chung-tu’daki bir Nasturi manastırında yedi yıl kaldıktan sonra, meditasyon ve dua için kent dışındaki dağlara çekildi; bilge bir çileci ve öğretmen olarak ünlendi. Daha sonra Marcus adındaki çömeziyle hac yolculuğuna çıktı. Batı Çin’de Gansu ve Hotan’dan, İran’da Horasan ve Azerbaycan’dan geçerek Nasturi Katholikosu’nun bulunduğu Bağdat’a ulaştı. Yerel savaşlar yüzünden Kudüs’e gidemeyince, bir süre Doğu Anadolu’daki Nasturi manastırlarında kaldı. Katholikos’ un çağrısı üzerine Bağdat’a dönerek İlhanlı hükümdarı Abaka’ya gönderilen bir heyete başkanlık etti.

Daha sonra başdiyakozluğa eş bir makam olan Doğu’daki Nasturi kilise topluluklarının başdenetçiliğine atandı. Rabban bar Sauma, 1287’de, Hıristiyan eğilimli bir dinsel seçmeci olan ve Müslümanları Kutsal Topraklar’dan atmak için Hıristiyanlardan destek almayı uman Abaka’nın oğlu Argun tarafından Hıristiyan krallarla görüşmek üzere Batı Avrupa’ya gönderildi. Konstantinopolis’te (İstanbul) imparator II. Andronikos Palaeologos’tan yakınlık görerek iyi ağırlandı. Roma’ya vardığında Papa IV. Honorius’un kısa bir süre önce öldüğünü öğrendi. Bunun üzerine Kardinaller Kutsal Kurulu’nun karşısına çıkarıldı. Elçi olarak getirdiği mesajdan çok, savunduğu ilkeleriyle ilgilenen kurul üyeleri, ondan Nasturi inancıyla ilgili açıklamalar yapmasını istediler. Nasturiliğin Batı’da heretiklik sayıldığını bildiği için bundan kaçınan bar Sauma, Roma’dan ayrıldı. Daha sonra Paris’e gitti ve Kral IV. Philippe’in sarayında bir ay kaldı. Oradan Bordeaux’ya geçerek İngiltere kralı I. Edward ile görüştü. Her iki kral da Argun ile ittifaka yanaşmadılar.

Fransa’dan ayrılan bar Sauma, Roma’ya uğradı ve yeni seçilen Papa IV. Nicolaus ile görüştü. İran’a döndüğünde İlhanlı sarayına din görevlisi olarak atandı. Ardından bir kilise kurmak üzere Azerbaycan’daki Meraga’ya çekildi. Keskin bir gözlemci olan bar Sauma, ortaçağ Avrupa’sını bir yabancı gözüyle anlatan Farsça bir günlük tuttu. Günlüğün İngilizce çevirisi Sir Wallis Budge’ın Monks of Kublai Khan (Kubilay Hanın Keşişleri) adlı yapıtında yer almaktadır.

kaynak:nkfu

Tags, , , , ,

Victor Hugo İngilizce Hayatı

Victor HugoThe French author Victor Hugo, is regarded by many as the supreme poet of French romanticism (a style in the 1800s that emphasized a free form of writing and expressed strong emotions, experiences of common people, and imaginative expressions and passion). He is known for producing large amounts of work, the ability to easily write poetry or novels, and his incredible vision.

Victor Marie Vicomte Hugo was born in Besançon, France, on February 26, 1802, to Joseph Leopold Sigisbert Hugo and Sophie Trebuchet. He and his two older brothers, Abel and Eugène, lived with their mother in Paris, France, while their father, a general and the governor of the Italian province of Avellino, lived in Italy. Hugo’s mother had a special friendship with General Victor Fanneau Lahorie, who became an enemy of the French government.

She let him hide in their house, and it was during this time he became a teacher for the Hugo boys. The boys frequently traveled to see their father and these trips caused breaks in their education. As a young boy, Hugo showed an interest in writing poetry. When he was twelve years old, Victor and his brothers were sent to school at the Pension Cordier. There they studied the sciences and spent their leisure time writing poetry and plays. When Victor was fifteen, he won the poetry contest held by the Académie Française and the next year placed first in the Académie des Jeux Floraux’s contest. Victor’s reputation as a poet developed early in his life, and he received a royal salary in 1822.

In 1822 Hugo married his childhood sweetheart, Adèle Foucher, one and a half years after the death of his mother, who had opposed their marriage. The couple later had four children. Their apartment in Paris became the meeting place for the ambitious writers of the Romantic Movement. In 1822 Hugo also published his first signed book, Odes et poésies diverses.

In 1824 a few of Hugo’s friends began a group called Muse française. All were young writers who were beginning to break with neoclassicism (a style of writing that was based on the styles of ancient Greece and Rome in which logical, clear, and well-ordered writing was valued). After his visit to Alphonse de Lamartine (1790–1869) and his discovery of German balladry (putting stories to music in an artistic way), in 1826 Hugo published Odes et ballades, in which his rejection of neoclassicism was clear.

kaynak:nkfu

Tags, , ,

Theda Bara Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Theda Bara
Theda Bara, asıl adı theodosia goodman (d. 20 Temmuz 1890, Cincinnati, Ohio – ö. 7 Nisan 1955, Los Angeles, ABD), erkekleri baştan çıkararak yıkıma sürükleyen ilk vamp kadın rollerine çıkan sessiz film yıldızı. Açık saçık cinsel filmlere öncülük ederek, sinemada cüretli yeni özgürlük anlayışının uluslararası simgesi olmuştur.

Theodosia de Coppet adıyla kısa süre tiyatroda çalıştıktan sonra, Hollywood’da figüranlık yapmaya başladı. Yoğun bir reklam kampanyasının ardından gösterime sokulan ilk önemli filmi A Fool There Was (1915; Bir Budala) ile bir gecede başarıya ulaştı. Adının “Arab Death” (Arap Ölümü) sözcüklerinin bir evirmecesi olduğu öne sürülerek, bir Doğu prensinin kızı olarak lanse edildi.

Theda Bara üç yıl içinde 40’tan fazla film yaptı. Bunların çoğunda çekici giysiler içinde dayanılmaz, acımasız ve tensel zevkelere düşkün kadın rolleri oynadı. Bu filmler arasında Romeo and Juliet (1916), Under Two Flags (1916; İki Bayrak Altında), Camille (1917), DuBarry (1917), Cleopatra (1917), Salome (1918) ve Kathleen Mavourneen (1919) sayılabilir. I. Dünya Savaşı’nın sonlarında ününü yitirmeye başlayan Theda Bara, Broadway’deki başarısız bir sahne denemesinden ve Hollywood’a geri dönme girişiminden sonra, 1920’lerin sonlarında beyazperdeyi bıraktı.

kaynak:nkfu

Tags, , , , ,

Cesare Borgia Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Cesare Borgia

Cesare BORGIA; 1475 ile 1507 yılları arasında yaşamış zalimliği ve zehir uzmanlığı ile ünlü İtalyan asilzadesidir. Papa VI. Alessandro (Aleksander)’nun oğludur. Roma’da doğdu. Babasının himayesi sayesinde Valencia başpiskoposu bir yıl sonra da kardinal oldu. Sert karakteri ve kötü huyları ile tanınan Cesare Borgia kızkardeşinin kocası Bisceglia Dükü’nün öldürülmesinden sorumlu tutuldu. 1500’de 10.000 kişilik ordusuyla Romagna’ya hücum etti. Bazı şehirleri egemenliği altına alarak Faenza’ya geldi. Papa bu zaferi ile büyük topraklar sahibi olan Cesare Borgia’yı Romagna Dükü yaptı.

1503’te babasının ölümünden sonra zalimliğinden dolayı Cesare Borgia’ya düşman olanlar onu yermek için fırsat buldular. 1504’te İspanya Kralı Ferdinand’ın emriyle yakalanarak İspanya’da iki yıl hapsedildi. 1506’da kaçarak Navarre Kralı’nın yanına sığındı. 1507’de Portekiz’de Viana Kalesini kuşattığı sırada öldürüldü.

Floransalı yazar Niccolo Machiavelli (Makyavel) Il Principe (Prens) adlı eserinde düzenbaz ve merhametsiz bir Prensi anlatırken Cesare Borgia’yı örnek almıştır.

kaynak:nkfu

Tags, , , , ,

Marie Curie Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında (İki Nobelli Örnek Bilim İnsanı)

Marie Curie (1867 – 1934), Kimya ve Fizik dallarında Nobel ödülü kazanan Polonyalı bir bilim insanıydı. Radyoaktivite alanında çığır açan çalışmalar yaparak radyoaktif izotopların ilk kez izole edilmesini sağladı. Birinci Dünya Savaşı sırasında Curie, X-Işınlarının pratik kullanımını geliştirdi; ayrıca iki yeni element keşfetti: polonyum ve radyum. Öncü bilimsel çalışmaları, o dönemde bilimde kadınlara karşı yapılan ayrımcılık nedeniyle daha dikkat çekici hale geldi. Paris Üniversitesi’ndeki ilk kadın profesördü ve bilimdeki kadınlar için birçok engeli kırdı.

Marie Curie

Marya Sklodowska, 7 Kasım 1867’de Varşova Polonya’da doğdu. Beş çocuğun en küçüğüydü ve fakir ama iyi eğitimli bir ailede büyüdü. Marya çalışmalarında başarılı oldu ve birçok ödül kazandı. Daha küçük yaşta, o zamanlar demir yumrukla hükmeden ve özellikle de entelektüeller için hayatı zorlaştıran Rusya’dan, Polonya’nın bağımsızlığını kazanması gerektiğine karar verdi. Çoğunlukla eğitimsizliğe mahkum olan diğer Polonyalı kadınlara öğretmeyi çok istiyordu.

Marya, Kimya ve Biyoloji ile ilgileniyordu. Polonya’daki çalışma imkanları sınırlı olduğundan, Marya Paris’e gitti; Paris’te Sorbonne’da eğitim gördü. Fransızca öğrenmek için çabalayan Marya, eğitimine ve bilime adanmış bir hayat yaşıyordu. Fizik diplomasına devam etti ve okulunda üst sıralarda yer aldı. Daha sonra matematik dersleri aldı. Curie’nin zorlukları başarmak konusunda olağanüstü bir isteği vardı.

Fizik ve Kimya Fakültesi laboratuvarında şef olan Pierre Curie ile Paris’te tanıştı. Pierre kristaller ve elektronik üzerinde birçok deneyler yapan ünlü bir kimyagerdi. Pierre genç Marya’ya aşık olmuş ve onunla evlenmesini istemiştir. Marya başlangıçta reddetti, ancak Pierre ısrarcıydı. Evlendiler ve Pierre’in 1906’daki zamansız ölümüne kadar, ikisi birbirinden ayrılmadı. İşyerinde işbirliğine ek olarak, Avrupa’da bisiklet sürerek ve seyahat ederek zaman geçirdiler.

Marie Curie Pierre Curie

Marie radyoaktivite çalışmalarını sürdürdü. 1898’de, bu iki yeni elementin keşfine yol açtı. Birine memleketinden esinlenerek polonyum adını verdi.

Daha sonra, radyumun özellikleri üzerine dört yıl süren kapsamlı bir çalışma yaptı. Yakındaki bir madenden atılan uranyum atıklarını çok yavaş ve özenli bir şekilde kullanarak, bir desidyum radyum elde edebildiler.

Radyumun olağanüstü etkileri olduğunu keşfetti. Ürünü test ederken, Radyumun vücuttaki hastalıklı hücreleri yakma gücüne sahip olduğu bulundu. Başlangıçta, bu erken radyoterapi formuna ‘curietherapy adı verildi.

Marie Curie

Curieler buluşlarını bedavadan paylaştılar ve böyle değerli bir öğeyi patentlemek istemediler. Element oldukça talep görüyordu ve sınai ölçekte üretime başladı.

Keşiflerinden dolayı 1903’te Davy Madalyası (İngiltere) ve Nobel Fizik Ödülü’ne layık görüldü. Marie Curie, Nobel Ödülü’ne layık görülen ilk kadındır.

1906’da Pierre bir trafik kazasında öldü, iki çocuğun bakımını ve laboratuvarı Marie’ye bıraktı. İki çocuğu Irène Joliot-Curie (1897–1956) ve Curve Curie (1904–2007) idi. Irene, 1935 yılında kocasıyla ortak olarak Nobel Kimya Ödülü’nü kazanmıştır.

1911 yılında, radyum ve polonyum üzerine çalışmalarından ötürü ikinci bir Nobel Ödülü‘nü aldı.

Marie Curie’nin başarısı aynı zamanda erkek egemen bir bilim dünyasından büyük bir düşmanlık, eleştiri ve şüphe getirdi. Kıskanç meslektaşları arasında yayılan kötü niyetli söylentiler ve suçlamalar yüzünden çok üzülmüştür.

1914’te I. Dünya Savaşı’nın başlaması, Marie Curie’ye vaktini hastanelerde röntgen makinelerinin kurulumuna adamasına yol açtı. Marie, röntgen cihazlarının şarapnel yerini tespit edebileceğini ve askerler için daha iyi tedavi sağlanabileceğini anlamıştı. Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda, bir milyondan fazla asker, röntgen birimleri tarafından incelenmişti.

Birinci Dünya Savaşı‘nın sonunda Paris’teki Radyum Enstitüsüne geri döndü. Ayrıca, 1919’da Savaştaki Radyoloji hakkındaki harika fikirlerini içeren bir kitap yayımladı. Curie Ağustos 1922’de Uluslararası Entelektüel İşbirliği Komisyonu’na katıldı.

Marie Curie, mütevazı ve tutumlu yaşam tarzıyla biliniyordu. Maddi ödülleri araştırma organlarına bağışladı. Birinci Dünya Savaşı sırasında, Nobel Ödüllerini Fransız Hazinesi’ne sundu.

Marie Curie, 1934 yılında Kanser’den öldü. Radyasyonla yaptığı çığır açan çalışmalarının yan etkisi olarak kansere yakalanmıştı.

Marie Curie

Marie Curie, bilimdeki birçok sınırı geri itti ve aynı zamanda kadınların akademik ve bilimsel başarısı için yeni bir çizgi oluşturdu.

Radyumun keşfi, Ernest Rutherford’un atomun yapısını incelemesini sağladı ve kanser tedavisinde kullanılan Radyoterapi için çerçeve sağladı.

Curie ayrıca kadınların toplumdaki ve bilimdeki rolünü yeniden tanımlamada öncü bir rol oynadı.

kaynak:nkfu

Tags, , , , , , ,

Stefan Zweig Hayatı (Kısaca)

Stefan Zweig

Tanınmış bir Alman yazarıdır. Viyana’da doğdu. Babası zengin bir sanayiciydi. Yahudi olan Zweig’ler, çocuklarını çok iyi yetiştirdiler. Stephan hem edebiyata, hem tarih ve felsefeye karşı büyük bir ilgi duyuyordu. Dada çocuk denecek yaşta, birçok Avrupa Stefan Zweig memleketlerini gezdi; birkaç yabancı dil öğrendi. İlk eserleri, daha doğrusu ilk edebiyat çalışmaları çevirilerdir. Bilhassa Belçikalı şair Emile Verhaeren’in duygulu şiirlerini Almanca’ya büyük bir başarıyla aktardı. Rimbaud, Baudelaire, Verlaine gibi Fransız şairleri, onun süzgecinden geçerek Alman okuyucularının karşısına çıktılar. Kendisi de şiirler yazıyordu. Bol bol tiyatroya gidiyor, ünlü Alman tiyatro yazarlarının eserlerini seyrediyordu.

Birinci Dünya Savaşı patladığı zaman, Zweig, aydınların fikirler etrafında birleşmeleri fikrini savundu. Bir yandan piyes, hikaye ve roman yazıyordu. 1934’te Londra’ya yerleşti. 1940’ta da İngiltere vatandaşlığına geçti. Bir müddet Amerika’da oturdu. 1941 yılında, huzursuzluk içinde geçen hayatını huzura kavuşturmak için karısıyla Brezilya’ya gitti ve Petropolis şehrine yerleşti. «Dünkü Dünya» adını verdiği kendi hayat romanını Bitirdikten sonra, İngiliz olan ikinci karısıyla yattıkları odada havagazını açık bırakarak intihar ettiler.

Stefan Zweig, bir fikir adamı, bir tarihçi, metotlu düşünen bir insan, ruh tahlillerini büyük bir dikkatle ve Freud’un koyduğu temellere dayanarak başaran bir romancı sıfatıyla dünya edebiyatının sayılı isimlerindendir.

Stefan Zweig (Viyana 1881-Brezilya/Rio de Janeiro/ Petropolis 1942)

Avusturyalı yazardır. Varlıklı bir Yahudi ailesinden gelmenin olanaklarını iyi kullandı; Berlin ve Viyana’da merak duyduğu her dalın öğrenimini izledi. (Alman edebiyatı, felsefe, Roman dilleri ve edebiyatları), renkli geziler yapma fırsatlarını da buldu (Avrupa, Hindistan, Kuzey Afrika, Kuzey ve Orta Amerika, SSCB…). 1919-1934 arasını da Nazizmin gelişimini, yayılmasını Salzburg’dan izleyerek İngiltere’ye geçti (1934). Savaşın ikinci yılında olabildiğince uzağa kaçabilme güdüsüyle Brezilya’ya kadar uzaklaştıysada Hitler’in uzun süren zaferleri moralini bozduğu için sarılacak umut kalmadığını sandı, ikinci eşiyle birlikte canına kıyarak yaşamına son verdi (21 Şubat).

Şiir ve oyun denemelerinden romana geçti: Acımak (Ungeduld des Herzens dilimize ilkin Merhamet adıyla çevrilmişti) 1938. Asıl ustalığını anlatı (tahkiye) türünde gösterdi (yaşamöykülerini de aynı ustalıkla gerçekleştirecektir): Amok (1922), (Dağınık Duygular) , Satranç Oyuncusu 1942. Sonunda kendine özgü anlatı türünü buldu. Drei Master (Üç Büyük Adam), Dostoyevski, Balzac, Dickens (1920); İnsanlık Tarihinde Yıldızın Parladığı Anlar (Sternstunden der Menschheit) 1927, Vertaine (1905), Verhaeren (1910), Romain Rolland (1920), Fransız İhtilâlinde Bir Politikacının Portresi; Fouche(1929), Marie Stuart (1935), Marie Antionette (1932), Hölderlin, Kleist, Nietsche (dilimize Demon’la Muharabe diye çevrildi) 1925. Avrupa kültürüne kökünden yakın olma şansına erişmiş bir yazı ustalığı ve çağdaş psikolojik (Freud) yöntemlerin ışığıyla canlandırdığı her kişinin iç dünyasını aydınlattı; bilinç derinliklerine, kişilik ipliklerine yaklaşmayı başardı. Die Welt der Gestern (Dünün Dünyası) adlı özyaşamsal anlatısı, anılara dönük özlemleri ölümünden sonra yayımlanınca dünyanın bütün dillerine çevrildi (1943).

kaynak:nkfu

Tags, , , , , , ,