Friedrich Wilhelm Murnau Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Friedrich Wilhelm Murnau Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

20’li yıllarda Alman sinemasının aykırı yönetmeni Murnau, Nosferatu (1922) ile vampir çığrını açtı ve sayısız korku filmi yönetmenini etkiledi. Murnau, hareketli ve sübjektif kamerayı kullanan ilk yönetmenler arasındadır.

Bielefeld’de Friedrich Wilhelm Plumpe olarak dünyaya gelen Murnau, Heidelberg ve Berlin’de felsefe ve sanat tarihi eğitimi gördü. Üniversiteye devam ederken bir yandan da Berlin’deki öğrenci tiyatrolarından birinde oyunculuk yaptı ve burada Max Reinhardt tarafından keşfedildi. Murnau, 1912’den sonra Reinhardt’ın sahneye koyduğu bazı yapıtlarında oynadı. Birinci Dünya Savaşı’nda savaş pilotu olarak görev yapan Murnau, mecburi bir iniş sırasında İsviçre’de enterne edildi.

1922: Vampir Filmlerinin Doğuşu Murnau 1919’da, günümüzde kayıp yapıtlar arasında sayılan Der Knabe in Blau (Mavili Çocuk) adlı filmle sinema yönetmenliğine adım attı. İlk büyük başarısını 1922’de vampir film türünü icat ettiği Nosferatu-Eine Symphonie des Grauens (Nosferatu-Korkunun Senfonisi) adlı filmiyle kaydetti. Murnau da meslektaşlarının çoğu gibi, ruhun gizli kalmış yönlerini araştırdı, fakat kadere çaresizce baş eğmiş insanları sunmadı. Nosferatu esas itibariyle Bram Stoker’in “Dracula” adlı romanından alınmıştı. Burada Thomas Hutter adında bir adam, sonradan vampir Nosferatu olduğu anlaşılan, esrarengiz bir düke bir ev satmak için Transilvanya’ya gider. Vampir kendisini takip eder ve beraberinde veba hastalığını getirir. Ancak, Hutter’in kansı vampirle bir gece geçirerek kendisini feda edince kent halkı kurtulur. Murnau karanlık mahzenlerle ve daracık sokaklarla olduğu kadar titrek, oynak ışıklarla da gizemin boğucu atmosferini oluşturdu. O yılların sinema tekniğini de sonuna kadar kullandı. Filme negatifler monte etti, görüntü hızını değiştirdi ve Nosferatu’yu sık sık balıkgözü perspektifinden gösterdi.

1924: “Zincirlerinden Kurtulan” Kamera Phantom (1922) gibi popüler birkaç filmden sonra Murnau 1924’te Der letzte Mann (Son Gelen Adam) adlı psikolojik incelemeyi gerçekleştirdi. Bu filmde üniformalı bir otel kapıcısı işini kaybederek tuvalet bekçiliğine kadar düşer ve bu yüzden manevi çöküntüye uğrar. Yapımcılar Murnau’u filmi mutlu bir sonla bitirmesi için sıkıştırınca, yaşlı kapıcıya zengin bir otel müşterisinin serveti kalır -ama bu son da filmde yama gibi sırıtır. Murnau kamerayı değişik biçimlerde kullanarak sinema tekniğine yenilikler kazandırdı. Örneğin ilk kez bir çeşit kamera vinci, ayrıca binaların cephelerini çarpıtan ve doğrudan doğruya insanlarla nesnelere yaklaşan “zincirlerinden kurtulmuş” (hareketli) bir kamera kullandı.

1926: “Faust” Murnau 1925’te II. Frederik’in Prusyası’na taşıdığı, Molière’in “Tartuffe” adlı komedisini beyazperdeye uyarladı. Riyakârların her yerde bulunduklarını anlatan filmin mesajı bir çerçeve konuyla vurgulandı. Muraau 1926’da Faust motifine eğildi. Faust-Eine deutsche Volkssage (Faust-Bir Alman Efsanesi) adlı filminde Mumau, konu kahramanını özgür iradesiyle karar veren ilk çağdaş insan olarak yorumladı. Mumau gösterişli film kulisleriyle ve muhteşem bir trük tekniğiyle desteklediği çok etkili bir atmosfer yarattı. Bu film Mur-nau’un sanatsal açıdan olduğu kadar, ticaret açısından da ünlenmesine neden oldu. Bunun neticesi olarak Fox Film Corporation Murnau’u, Avrupa’dan prestij ithal edercesine, beş yıllık bir kontratla Hollywood’a getirtti. Birlikte çalıştığı en yakın mesai arkadaşları, senaryo yazarı Carl Meyer ve sahne dekorcusu Rochus Gliese, kendisine eşlik ettiler.

1927-29: Hollywood’da Murnau’un ABD’de gerçekleştirdiği ilk yapıt, 1927’de Hermann Sudermann’ın bir romanından beyazperdeye uyarladığı Sunrise (Şafak) oldu. Kentten gelen vamp bir kadın evli bir çiftçiyi baştan çıkartırsa da erkek, aslında karısını sevdiğini anlar ve ona döner. Murnau, burada da ışıklandırma, kamera hareketleriyle ve görüntü ritmiyle istediği havayı vermekte çok usta bir yönetmen olduğunu kanıtladı. Almanya’daki çalışmalarında olduğu gibi, burada da stüdyoda çalışmayıp doğrudan doğruya açık havada çekiyordu filmlerini.

Murnau iki film daha çevirdikten sonra, Amerikalı işverenleriyle çelişkiye düştü. Our Daily Bread (Günlük Ekmek Paramız, 1930) adlı filmde Murnau, kent hayatıyla kırsal alandaki yaşamın uyuşmazlığını konu almak istedi. Filmin yapımcıları, yönetmenin arzusuna karşı gelerek filmi değiştirince, Murnau filmi birlikte bitirmeye yanaşmadı ve film bir reji asistanına tamamlattırıldı.

1929’dan Sonra: Büyük Okyanus’ta Hollywood’daki film yapımcılarıyla kontratını fesheden Murnau, uzun yıllardan beri düşlediği, medeniyetten kaçış planını gerçekleştirdi. Büyük Okyanus’ta Bora-Bora Adası’nda Amerikalı film prodüktörü Robert Flaherty ile birlikte Tabu (1929-31) adlı filmi çevirdi. Murnau egzotik bir aşk hikâyesi düşünürken, sosyolojik bir yapıt yapmak isteyen Flaherty, 18 ay sonra bu projeden çekildi. Kadın, ilahlara adanıp “tabu” olarak ilan edilince ona artık hiçbir erkek dokunamaz ve iki sevgilinin öyküsü trajik bir biçimde son bulur. Mumau, bu filmin prömiyerinden çok kısa bir müddet önce, 42 yaşında Santa Barbara/Florida’da bir trafik kazasında hayatını kaybetti.

kaynak:nkfu

Sen de Yorum yazmalısın bence.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir