Fritz Lang Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Fritz Lang Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Fritz Lang;(5.12.1890 – 2.8.1976)

Viyanalı bir mimarın oğlu olan Lang, 1907’de doğduğu kentte mimarlık ve resim eğitimine başladı. 1910’dan sonra, geçimini rasgele işlerle sağladığı Çin,. Japonya, Kuzey Afrika ve Rusya’ya gitti. Avrupa’ya dönünce Münih ve Paris Sanat Akademilerinde eğitimini sürdürdü. Birinci Dünya Savaşı’na gönüllü olarak katılan Lang, Avusturya ordusunun birlikleri için sahnelenen oyunlarda da rol aldı. Savaşta yaralanan Lang, Viyana’da nekahat dönemini geçirirken yazdığı senaryolarla (örneğin “Hilde Warren und der Tod”, 1917) dikkatleri çekti.

1933’ten Sonra: Berlin’deki Çalışmaları Avrupa’nın başta gelen sinema merkezi Berlin’e giden Lang, burada 1919 yılında melodramatik bir aşk öyküsü olan Halbblut adlı ilk filmini çevirdi. Die Spinnen (Örümcekler) adlı serüven serisi (1919/20) geniş seyirci kitleleri tarafından tanınmasını sağladı. Der müde Tod (Yorgun Ölüm, 1921) adlı filmi özellikle ışık ve göle oyunlarıyla ve ayrıca arka planların çok etkili bir biçimde kullanılmasıyla dikkatleri çekti. Lang’ın ifade gücü açısından çok etkileyici olan görüntüleri pek çok yönetmene ekspresyonist (dışavurumcu) için kıstas olmuştur. Bu filmin senaryosu Lang’ın 1922’den beri evli bulunduğu karısı Thea von Harbou tarafından yazıldı. Lang 1933’e kadar eşiyle birlikte her yıl büyük bir film ortaya çıkardı.

İki bölümlük Dr. Mabuse, der Spieler Cambler (Doktor Mabuse, 1922) adlı kriminel filmde Lang, toplumsal eleştirel film yapmak konusundaki tutkusunu vurgulamış oldu. İpnotize edici yetenekleriyle kudretini büsbütün artıran Dr. Mabuse adlı esrarengiz caninin öyküsü, sonraları Lang’ın Das Testamenr des Dr. Mabuse (Dr. Mabuse’ın Vasiyeti, 1932) ve Die 1000 Augen des Dr. Mabuse (Dr. Mabuse’in Maceraları, 1960) adlı iki filmiyle sürüp gitti.

1927: Metropolis Bu arada en başta gelen Alman yönetmeni pozisyonuna erişen Lang’a, çevireceği büyük bir film için Ufa şirketi her türlü özgürlük hakkını tanıdı. Yedi milyon Marka malolan ve politik bir bilimkurgu olan Metropolis (1927), ekspresyonist (dışavurumcu) Alman filminin klasikleri arasında sayılmaktadır. Bu filmde anlatılan, aşkları sayesinde, topluma egemen olan üst tabaka ile sömürülen işçi kitleleri arasındaki aykırılıkları yenebilen, birbirini seven iki kişinin öyküsünü banal bulan eleştirmenler, trük tekniği açısından yeni kıstaslar getiren, halk kalabalığını gösteren kitle sahnelerinin yoğunluğunu ve gücünü övmekten geri kalmadılar. Bu yüzden Melropolis sinema tarihinin ilk bilimkurgu filmlerinden biri olarak yerini aldı.

1931’den Sonra: Nazilerden Gelen İş Teklifleri Başrolde Peter Lorre’yi kovalanan çocuk katili rolünde oynattığı, M (1931) adlı yapıt, Lang’ın ilk sesli film çalışmasıydı. Değişik sesleri, melodileri ve dili, gerilimi yükseltmek amacıyla kullanmakta çok ustaydı. Naziler kendi davaları için kazanmak istedikleri yönetmene çok çekici öneriler getirince -örneğin devletin propaganda bakanı Joseph Goebbels kendisine devlet sinema müdürlüğüne getirilebileceğini ima etmişti-Lang 1933’te Fransa’ya kaçtı. Karısı aynı yıl içinde NSDAP’ye (Nasyonal Sosyalist Alman işçi Partisi) üye oldu ve Lang’dan boşandı.

1935’ten Sonra: Hollywood’daki Başarıları Lang kısa bir süre Paris’te sürgünde kaldıktan sonra, 1935’te Hollywood’da bulunan Metro-Goldwyn-Mayer şirketinden bir teklif aldı. İlk yapıtı Fury (Öfke, 1936) maden işçileri dünyasında geçer ve linç adaleti konusunu işler. Lang, bu filmiyle önceki başanlanna çok yumuşak bir geçiş yapabildi. You Only Live Once (Günahsız Katiller, 1937) adlı filmiyle yeniden küçük adamdan yana oldu. Bu filmde Henry Fonda haksız yere suçlanarak sonunda katil olan adamı canlandırmaktadır. The Return of Frank James (Frank James’in Dönüşü, 1940) ve Western Union (Çöl Devleri, 1941) adlı başarılı Western filmlerinde yönetmen çok yönlülüğünü vurguladı. Senaryosunu Bertolt Brecht ile birlikte yazdığı Hangmen Also Die (Cellatlar da Ölür, 1942) adlı film, Böhmen ve Maehren eyaletleri bakanı Reinhard Heydrich’in Prag’da öldürülmesi olayını konu almaktadır.

1956: Almanya’ya Dönüşü ABD’deki çalışma koşullarından memnun kalmayan Lang, 1956’da Almanya’ya dönerek Der Tiger von Eschnapur/Das indisehe Grabmal (Hint Kaplanı/Hint Mezarı) adlı iki bölümlük zengin renkli serüven filmini çekti. Bu film geniş seyirci kitlesi tarafından çok beğenilmekle beraber, Lang bu yapıtıyla sanatsal nitelikleri açısından eski filmlerini yakalayamadı. Godard 1963’te çevirdiği Le mepris (Nefret) adlı filmiyle Lang’a bir anıt dikti. Bu filmde Lang, 20’li yılların başta gelen Alman yönetmenlerinden birisi olarak kendini canlandırmaktadır. 60’lı yılların ortasında ABD’ye dönen Lang yaşlılık yıllarını orada geçirdi. Son yıllarında gözleri hemen hemen hiç görmeyen Lang, 85 yaşında Los Angeles’te öldü.

kaynak:nkfu

Sen de Yorum yazmalısın bence.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir