George Cukor Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

George Cukor Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

George Cukor; (7.7.1899 – 24.1.1983)

New York’ta dünyaya gelen Cukor Macar Yahudisi bir göçmen ailenin oğluydu. Babası savcılık görevini yürütüyordu. Cukor’un sanatsal kariyeri 1918 yılında yönetmen yardımcılığı yaptığı, Chicago kentinin bir tiyatrosunda başladı. 1919’da geçtiği Broadway’de on yıl boyunca başarılı bir yönetmendi. Bu zaman içinde, prodüksiyonlarını bir nevi ordövr olarak New York civarındaki yerleşim noktalarında sunduğu, çok tutulan “Try-Out” (deneme) turnelerini başlattı.

1931/32: Lubitsch ile Birlikte Çalışması 1929’da Hollywood’a giden Cukor, orada da önceleri sahne yönetmeni olarak çalıştı. Bu çalışmalardan başka, bir de sayısız filmin diyalog yönetmenliğini üstlendi. 1931’de Tarnished Lady adlı ilk uzun metrajlı filmini sunduktan sonra, kendisine One Hour with You (1932) adlı filmin yönetmenlik görevini veren Ernst Lubitsch ile tanıştı. Fakat Lubitsch Cukor’a sanatsal açıdan istediği özgürlük hakkını tanımayınca filmin sonunda her iki yönetmenin adı belirtildi. Seyirci tarafından tutulmayan bu yapıtı Cukor “Gerçekten bir Lubitsch filmi” olarak niteledi.

1932’den Sonra: Kadın Oyuncuları Desteklemesi Cukor bir yıl sonra Katilerine Hepburn’lü ilk filmi A Bill of Divorce’u (Bir Boşanma Faturası) çevirdi. Bu filmiyle boşanma konusunu ilk defa beyazperdeye getirmiş oldu. Burada malul gaziler (savaşta yaralananlar) yurdunda kalan kocasından boşanmak isteyen bir kadının öyküsü anlatılmaktadır. Bu filmi izleyen yıllarda Cukor, erkeklerin egemen oldukları sinema branşında, kendinden önce hiçbir yönetmenin yapmadığı kadar, kadınlara kanat gerdiği ve eserlerinde onları sadece aktöre replik veren ikinci sınıf oyunculuğa indirgemediği için, kadınların yönetmeni olarak anılmaya başlandı. Kadın başoyuncuları tercih etmesi yüzünden büyük bir ihtimalle en büyük başarısı olabilecek filmin yönetmenliğini kaçırdı. Cukor aslında Gone With The Wind (Rüzgâr Gibi Geçti, 1939) filminin yönetmeni olarak öngörülmüşken, erkek başrol oyuncusu Clark Gable, Cukor’un kadın başrollerini çok fazla ortaya çıkarttığını ileri sürerek, yönetmeni kabul etmedi.

1933’ten Sonra: Edebi Eserlerin Filmleştirilmesi Cukor öncelikle roman ve tiyatro eserlerinden sinemaya uyarladığı filmlerle isim yaptı. 1933 yılında Dinner At Eight adlı Broadway piyesini beyazperdeye aktardı. Bu film bir akşam yemeğindeki konukları karakterize ederek zengin ve sonradan görme yeni zenginlerin yalancılığını ve süse düşkünlükleriyle kendilerini beğenmişliklerini çok çirkin bir tablo olarak yansıtmaktadır. Cukor 1935’te Charles Dickens‘in aynı isimli romanından David Copperfield’i filmleştirdi. Bir yıl sonra da Alexandre Dumas’nın La Dame aux Camâlias’sını (Kamelyalı Kadın) sinemaya uyarladı. Cukor olayların önemli unsurlarını birleştirmekte ustaydı.

40’lı Yılların Sonu: Kadın Kaderleri ve Müzikal Filmler Cukor 40’lı yılların sonuna doğru kimlik kriziyle karşı karşıya kalan kadınların kaderini konu alan birkaç film çekti. En ünlü örnekleri arasında özgürlüğünü kazanmış kadının özel hayatında ve toplumdaki pozisyonuyla ilgili bir komedi olan Adam’s Rib (îki Ateş Arasında/Âdem’in Kaburga Kemiği) sayılabilir.

Cukor en büyük başarılarına müzikal film türüyle ulaştı. A Star is Born (Bir Yıldız Doğuyor) adlı filmiyle 1954 yılında Judy Garland’ın dünya çapında bir yıldız olmasını sağladı. 1964’te My Fair Lady müzikalinin sinema uyarlamasıyla sekiz Oscar kazandı. Daha sonra çektiği filmlerde eski günlerin başarısını bir daha yakalayamadı. Ölümünden kısa bir müddet önce, oyunculuk dünyasıyla kadın-erkek ilişkilerini yansıtan son yapıtı, 1981 yılında çevirdiği Rich and Famous adlı film oldu. Bundan iki yıl sonra Los Angeles’te ölen Cukor, bu yaşlılık yapıtında, 30’lu ve 40’lı yıllarda çektiği komedileri ayrıcalıklı kılan ince alayla canlılığı bir daha birleştirerek gözler önüne serdi.

kaynak:nkfu

Sen de Yorum yazmalısın bence.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir