Nazım Hikmet Hayatı ve Eserleri

Nazım Hikmet Hayatı ve Eserleri

Nazım Hikmet kimdir? Nazım Hikmet Ran’ın biyografisi, hayatı, eserleri, şiirleri, çalışmaları hakkında bilgi.

nazim-hikmetNazım Hikmet Ran; şair ve yazardır (Selanik 1902 – Moskova 1963).

Soyadı Ran. Anne (ressam Celile Hanım, babası dil ve eğitim çalışmalarıyla tanınmış Enver Paşa) ve baba (Hikmet Bey: Galatasaray çıkışlı dışişleri görevlilerinden, babası vali ve şair Nâzım Paşa) kolundan paşaoğlu (paşazade) olarak büyütüldü, özen gördü, ailenin parasal sıkıntıları yüzünden halk okullarına gitmek zorunda kaldı. Heybeliada Bahriye Mektebi’ni bitirip donanmaya katıldıysa da 1919, Hamidiye Kruva-zörü’nde güverte subaylığı) sağlığının bozukluğu tehlike yaratınca askerlikten çürüğe çıkarıldı (17 Mayıs 1920). Seçkin bir ailenin edebiyat eğitim içinde yetişti, erken yaşlarda hece geleneğini izleyerek romantik ürünler verdi, gençliğin diri gücüyle Anadolu’ya geçti (Va-Nu ile birlikte, 1 Ocak 1921). Bolu öğretmenliğinden öğrenim için Moskova’ya gitti (Ağustos 1921-Doğu Halkları Universitesi’nde yüksek öğrenim; toplumbilim ve iktisat). Özgür koşuk (serbest nazım) biçiminde yazdığı ilk şiirler bu yılların izlenim ve coşku ürünüdür.

Yurda gizlice girişi (Ekim 1924), İstanbul ve İzmir’de çalışması, Takrir-i Sükûn Yasası üzerine yazdığı dergiler kapanmca, 1 Mayıs 1925’deki sayısından ötürü yayımı durdurulan ve kadrosu tutuklanan Aydınlık çevresinin yazgısından kurtularak yeniden SSCB’ye dönüşü (Haziran 1925), yokluğunda gerçekleşen duruşmalarda 15 yıla hüküm giymesi (12 Ağustos 1925), 1926′ daki Cumhuriyet Bayramı affıyla ortadan kalktıysa da gizli parti üyesi olma suçlamasıyla yokluğunda bu kez üç ay hapisle cezalandırıldı (28 Eylül 1927); Bakû’da ilk şiir kitabını yayımlattıktan sonra (1928; Güneşi İçenlerin Türküsü) Kafkasya sınırından yurda girmek isterken tutuklandı (Ekim 1928), tutukluluk süresinin toplamı cezasını aştığı için özgür bırakıldı (23 Aralık 1928). İstanbul’da basın yaşamına katıldı.

1929-1936 arasında gazetecilik, fıkra yazarlığı şiir yayımı (Resimli Ay) ile uğraştı; oyunları Şehir Tiyatrolarında sahnelendi (.Kafatası, Bir Ölü Evi, Unutulan Adam), yeni şiir denemelerine girişti (835 Satır, 1929; Jokond ile Si-Ya-U, 1929; Varan 3, 1930; 1 artı 1 eşit, 1930, Sesini Kaybeden Şehir, 1931; Benerci Kendini Niçin Öldürdü:, 1932; Taranta Babu’ya Mektuplar 1935; Portreler, 1935; Simav-na Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin Destanı, 1936).

Şiirinin gelişimini araştırıp inceleyen çalışmalar; Nâzım Hikmet’in, 1909’larda başlamış olan gelecekçilik (fütü-rizm) akımının etkisinde kaldığını, simgeciliğe (sembolizm) karşı tepki görünümünde doğan Rus şiirindeki bazı şiir güçlerinden yararlandığını (Ma-yakovski, Klebnikov…), kuruculuk (kontrüktivizm) adım alan anlayışla şiire düzyazı yöntemlerini sokan görüşten yana olduğunu, doğmakta ve gelişmekte olan yeni gerçekçiliği ve insanı, bu insan ile dünya arasındaki ilişkiyi dile getirmeyi amaç edindiğini belirtir. 1938’de Harp Okulu’ndaki bir olayla ilişkili görülerek tutuklandı, “askeri ayaklanmaya hazırlamak” ile suçlanıp yargılanarak hüküm giydi. Uzun hapislik yıllarında (Çankırı, İstanbul, Bursa…); şiir yazma, çeviriler yapma olanağını bulması, eserini zengin bir toplama eriştirdi.

Özyaşamöyküsel öğlerle dolu romanı Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim (öl. s. 1967). Çok ürün vermiş olmasına karşın tiyatro türünde önemli bir yazar sayılmaması gerektiğini kendi yazar: Ferhad ile Şirin (1965), Sabahat (1965), İnek (1965), Unutulan Adam (1935, 1966), Kafatası (1932, 1966), Bir Ölü Evi Yahut-Merhumun Hanesi (1932, 1966, Ocak Başı oyunuyla birlikte, 1966), Ocak Başında (yolcu ile birlikte başka basım, 1966), Yusuf ile Menofis (1966) vb. Temmuz 1950’deki af kararıyla hapisten çıkan Nâzım Hikmet’in Türkiye’den kaçtıktan sonraki yaşamı tam aydınlık değildir. 3 Haziran 1963’de Moskova’da öldüğü için oraya gömüldü. Politik ayrılıkların yarattığı uzaklık yabancılaşma yüzünden şiirinin -1936 sonrası-Türk Edebiyatı’nın kendi iç gelişiminin dışında olup bittiği için ayrı bir inceleme konusu olmalıdır.

Ölümünden sonra Türkiye’de basılabilen şiir kitapları: Saat 21-22 Şiirleri (1965), Dört Hapishaneden (1966), Rubailer (1966), Yeni Şiirler (1966), Memleketimden İnsan Manzaraları (5 cilt, 1966-1967), Kuvayı Milliye (1968), Son Şiirleri-(1970). Mektupları derlendi: Kemal Tahir’e Mahpushaneden Mektuplar (1968), Oğlum, Canım Evlâdım, Memedim (1968), Bursa Cezaevinden Va-Nu’lara Mektuplar (1970), Nâzım ile Pir ay e (1975). Tüm eserleri Asım Bezirci’nin emeğiyle 8 cilt halinde toplandı (1975-1980) vb.

Gençliğinin ülkücü coşkusuna denk düşen bir devrim dizisini görme olanağı, Nâzım’da şiirini gelenekçi öğelerden arıtma, yepyeniye götürme anlayışını yaratmıştır. En seçkin ve etkili uyaklardan yararlanırken ölçü (vezin) disiplininden iyice uzağa kaçtığı görülür. Dizelerini kırıp küçülterek, kimi zaman heceler bölümüne indirerek yinelenmelerden yararlanmaya dikkat eder. Söylev gücü kazanmış halk ağzıyla toplumcu konulan gelecekçiliğin inancıyla kaynaştırmaya çalışır. Onun için bir zaferi de, 1930’larda ve herkesten önce temiz Türkçe denemesini gerçekleştirip asıl şiir dilini bulmasıdır. Dünya sorunlarına açık ve bilinçle hem yurdunun, hem evrensel kamuoyunun güncel yorumuna girişi de sanatçılık sorumluluğuna yüklediği soylu bir görevdir.

kaynak:nkfu

Sen de Yorum yazmalısın bence.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir