Orson Welles Hayatı ve Filmleri

Orson Welles Hayatı ve Filmleri

Orson Welles; (6.5.1915 – 10.10.1985)

Welles, çok küçük yaşta sanatta ve yazarlıkta yetenekli olduğunu ortaya koydu. Çok zeki bir çocuk olan Orson, çocukluk yıllarında Shakespeare’i okudu ve okula devam ederken kendi piyeslerini sahneye koyup başrolleri üstlendi. Ne yazık ki çocukluğu mutlu geçemedi. Sekiz yaşındayken annesini, dört yıl sonra da babasını kaybedince bir aile dostu çocuğu alıp büyüttü.

1931’den Sonra: Blöfle Tiyatroya Girmesi 1931’de İrlanda’ya giden Wells, orada ABD’den gelen ünlü bir tiyatro oyuncusu olduğunu ileri sürdü. Bunun üzerine 16 yaşındaki delikanlıya Dublin’in ünlü “Gate Theater” tiyatrosunda bir başrol oyunculuğu verdiler. Bunun ardından Abbey Theater’da da iş buldu.

Walles sonuç alamadığı birkaç girişimden sonra, 1934’te New York’ta Broadvvay’de bir tiyatroda oynama fırsatını buldu. Burada Shakespeare’in “Romeo ve Jülyet” adlı eserinde Tybalt rolünde çok parlak bir oyun çıkardı. John Houseman ile birlikte sahneye koyduğu yapıtlar, çok ilerici oldukları için oldukça büyük tepki aldı. Sahneye koyduğu yapıtlardan biri olan ve yalnız zenci oyunculara yer verdiği Macbeth adlı oyun ün kazandı. Wells 1934’te oyuncu Virginia Nicholson ile evlendi; 1939’da da boşandılar. Welles değişik tiyatro projeleri için çalışırken bir yandan da radyofonik skeçler yazdı ve onların yayınlanmasında ve seslendirme işlerinde aktif rol oynadı.

1938: “The War of the Worlds” (Dünyalar Savaşı) ile Büyük Bir Çıkış Yapması H. G. Wells’ın “The War of the Worlds” adlı oyunundan yaptığı radyofonik uyarlama, milyonlarca Amerikalıyı radyonun karşısına mıhladı. Mars’tan gelen yaratıkların ABD’ye saldırılan hayali bir ürün olmakla beraber, öylesine gerilim dolu ve gerçeğe yakın bir biçimde canlandınlmıştı ki dinleyicilerin çoğu tarafından gerçek bir olay sanılarak, halk arasında paniğin kopmasına neden oldu. Welles bu olağanüstü başarısıyla Hollywood’un dikkatini üzerine çekebildi. RKO Film Şirketi, Welles ile, kendisine sanatsal açıdan tam bir özgürlük tanıyan bir kontrat imzaladı.

1941: Citizen Kane (Yurttaş Kane) Adlı Başyapıtı Welles’in ilk uzun metrajlı filmi Citizen Kane (Yurttaş Kane), bu filmin gösterime girmesini engellemek için boşuna çaba sarfeden, gazetecilik kralı Randolph Hearst’ın hemen hemen hiç kamufle edilmemiş yaşamöyküsüydü. Welles bu filmin yönetmenliğini ve yapımcılığını üstlendiği gibi, senaryonun yazılmasına da katkıda bulundu ve başrolü kendisi oynadı. Bu film sinema gişelerinde olağanüstü bir gelir getirmemekle birlikte, aradan çok zaman geçmeden herkesin birbirine gizlice salık verdiği bir yapıt oldu. Dokuz dalda Oscar’a aday gösterilmekle birlikte, ancak en iyi orijinal senaryo dalında ödül alabildi. Bu yapıtın karamsar, karanlık ve gölgeli atmosferi, filmin 50’li yıllarda ortaya çıkan “film noir” denilen Kara Dizinin öncüsü olmasını sağladı. Welles geniş açılı objektif ve derin netliği kullanarak çektiği görüntülere yeni dramatik bir hava katabildi. Filmin geleneklere uymayan yapısı kısa zamanda bir ekol haline geldi. Welles, anlattığı öyküyü değişik insanların bakış açısından vermekle ve iç içe geçmiş geri dönüşlerle, konusuna büyük bir karmaşıklık kazandırdı.

40’lı ve 50’li Yıllarda: Welles, İkinci Dünya Savaşı’nda cephe tiyatrolarında gösterilmek üzere bir müzikal sahneye koydu ve Marlene Dietrich ile birlikte askerleri eğlendirmek için oynadı. Hollywood, geleneklere uymayan tarzıyla kısa zamanda adı “enfant terrible”e (Yaramaz Çocuk) çıkan Welles’i nereye koyacağını bilemedi. Ancak 1945’te The Stranger (Yabancı) adlı filmde, senaryoya sıkı sıkıya bağlı kalması koşuluyla, yeniden kendi yükümlülüğü altında yönetmen ve oyuncu olarak çalışması için Wells’e bir fırsat tanıdı. Bir zamanlar toplama kampında görevli olduğu için izini kaybettirmeye çalışan bir celladın öyküsünü anlatan bu film başarılı oldu. Welles bunun üzerine 1943-47 yılları arasında evli bulunduğu ikinci karısı Rita Hay-worth’u başrolde oynattığı The Lady from Shanghai (Şangaylı Kadın, 1948) adlı filmini çevirebildi. Ne var ki bu yapıt beklenen başarı çizgisine ulaşamadı. Welles, tiyatro oyunlarını sinemaya uyarlamakta daha şanslıydı. Macbeth’te (1948) Welles başrolü üstlenerek şeytani oyunuyla izleyicileri etkiledi. Genç bir uyuşturucu savaşçısıyla yaşlanmakta olan bir polis arasındaki ölümcül düelloyu konu alan Touch of Evil (Bitmeyen Balayı, 1958) adlı düşük bütçeli yapıt pek çok insana göre, Yurttaş Kane’den sonra Welles’in en iyi filmi sayılmaktadır. Welles, bu dönemde oyuncu olarak hem tiyatroda, hem de beyazperdede The Third Man (Üçüncü Adam, 1949) vb.] başarılar kaydetti.

1960’tan Sonra: Avrupa’da Benimsenmesi Welles’in çalışmaları Avrupa’da daha çok kabul görür. Burada Franz Kafka’nın romanından sinemaya uyarladığı Der Prozess (Dava, 1962) ve bir kalpazan konusundaki araştırmasını belgesel ile uzun metrajlı eğlendirici film arası bir karışımla sunduğu F for Fake (Kalpazan, 1973-75) adlı çevirdi. Yaşlılığında yaklaşılmaz ve kendini beğenmiş biri olarak kabul edilen Welles, Las Vegas’ta geçirdiği bir enfarktüs sonucu hayata veda etti.

kaynak:nkfu

Sen de Yorum yazmalısın bence.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir