Otto Preminger Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Otto Preminger Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Otto Preminger; (5.12.1906 – 23.4.1986)

Avusturyalı yüksek rütbeli bir subayın oğlu olarak dünyaya gelen Preminger, güzel sanatlara düşkünlüğüne rağmen babasının arzusuna uyarak doğduğu kent Viyana’da hukuk tahsil etti. Preminger 1928’de hukuk doktoru unvanını aldıktan sonra, tiyatro müdürü Max Reinhardt’ın sahneye koyduğu bazı yapıtlarda küçük roller üstlendi ve kendisine zaman zaman prodüksiyonlarında yardımcı oldu. 1931’de Die grosse Liebe (Büyük Aşk) adlı ilk filmini çevirdi ve iki yıl sonra Viyana’da tiyatro müdürlüğüne getirildi.

1935: Göç Etmesi Yahudi asıllı olan Preminger Nasyonal Sosyalizmin giderek yayılması yüzünden 1935 yılında ABD’ye göç ederek aynı yıl Libel adlı melodramı Broadway’de sahneye koydu. 1936/37 yıllarında Twentieth Century Fox şirketi için B kategorisinden birkaç küçük film çekti. Fox şirketinin müdürü Darryl Zanuck ile yaptığı bir tartışma yüzünden yönetmenlik kariyeri bundan sonraki altı yılda askıya alındı. Ne var ki Viyana şivesi ve boylu boslu olması sayesinde, savaş yıllarında çok aranan “tipik Nazi” olarak filmlerde rol alabildi. Oyunculuktaki başarısı 1943 yılında yeniden yönetmenliğe dönmesine olanak hazırladı. Preminger aynı yıl içerisinde Amerikan vatandaşlığına da kabul edildi.

1944: Gişe Rekorları Kameramanlığını yapan Joseph La Shelle’in Oscar’la ödüllendirildiği gerilim filmi Laura (Kanlı Gölge, 1944) ile Preminger başarıyı yakaladı. Filmin başarısında David Raskin tarafından bestelenen filmin ana temini oluşturan şarkının da rolü büyüktü. Bu gizemli öykü kariyerinde yükselmekte olan çekici bir kadının öldürülmesi olayı çevresinde gelişir, fakat öldü sanılan kadın birden bire soruşturmaları yürüten polis memurunun karşısında bitiverir; kısa bir müddet sonra yeniden tehlikeye giren kadının başından geçenleri Preminger çok akıllıca kurguladı. Preminger 50’li yılların başına kadar, aralarında A Royal Scandal (Sarayda Skandal, 1945) adlı aşk komedisi, Where the Sidewalk Ends (Korkusuz Kadın, 1950) adlı vuruşmalı polisiye filmi ve Kara Dizi türünden olan Angel Face (Muhteris Ruhlar, 1952) de olmak üzere, Twentieth Century Fox için birkaç film daha çevirdi.

1953: Bağımsız Ama Özgür Değil Film stüdyosuyla sürekli olarak yaşadığı sıkıntılar yüzünden Preminger 1953 yılında kendi prodüksiyon şirketini kurdu. Yapımcılığını bizzat üstlendiği ilk filminde sansürle başı belaya girince, Preminger engellenmeden kendi fikirlerini gerçekleştirebilcceğine ilişkin umutlarını kaybetti. The Moon is Blue (Ay Mavidir, 1953) adlı filmi dizginsiz diyalogları yüzünden “Motion Picture Producers of America” (Amerikan Sinema Filmi Yapımcıları) tarafından gösterimden alındı. Bizet’nin “Carmen” adlı operasından 1954’te Carmen Jones (Siyah Carmen) adı altında bir müzikal olarak beyazperdeye uyarladığı yapıtı da, o dönemin ABD’sinde devrimci bir fikir sayılan, bütün rollerde zenci oyuncular oynatması yüzünden yadırgandı. Başrolde şov yıldızı Frank Sinatra’yı oynatarak bir uyuşturucu satıcısının kariyerini bütün çıplaklığıyla anlattığı The Man with the Golden Arm (Altın Kollu Adam, 1955) adlı filmi de film yapımcıları derneğiyle anlaşmazlığa düşmesine sebep oldu.

1959: Yaratıcılığının Doruğunda Anatomy of a Murder (Bir Cinayetin Anatomisi, 1959) adlı filmi Preminger’i yeniden başarının doruğuna çıkarttı. Cinayetle suçlanan bir erkekle kendisine yardım etmiş olması muhtemel olan karısının cinayet motiflerinin analize tabi tutulduğu bu mahkeme filminde, suçun kanıtlanabilirliği ile suça istidat konuları genel anlamda işlenmektedir. Preminger 60’lı yıllarda birkaç tane kabarık bütçeli prodüksiyon ortaya koydu: 1960’da Exodus adlı tarihsel film, 1961’de Advise and Consent (Öneri ve Onay) adlı başarılı siyasal film ve kendisine Laura’dan sonra en iyi yönetmenlik dalında ikinci Oscar adaylığını getiren The Cardinal (Kardinal, 1963) adlı ırkçılık karşıtı filmi.

1967-79: Eski Başarılarına Erişme Deneyimleri Film çalışmalarının son safhasında Preminger, 50’li yıllarda yaptığı gibi, siyasal ve toplumsal açıdan aktüel konuları sinemaya uyarlamaya çalıştı. Ne var ki Hurry Sundown (Yarın Yeni Bir Gündür, 1966) ve Rosebud (1974) adlı filmleriyle, stil araçlarını zamana uydurmadığından ve karakter çizimlerinde eski gücünü arattığından çağdaşlığı yakalayamadı. Graham Greene’in bir romanından beyazperdeye uyarladığı The Human Factor (İnsan Faktörü, 1979) adlı son filminde bir kez daha yeteneklerini tümüyle kanıtlayabildi. Burada ikili çalışan bir ajanın özel hayatı rakip gizli servislerin değirmenleri tarafından yavaş yavaş ufalanır. Preminger, sinemayı bıraktıktan yedi yıl sonra 1986’da New York’ta hayata veda etti.

kaynak:nkfu

Sen de Yorum yazmalısın bence.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir