Peter Weir Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Peter Weir Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Peter Weir; (8.8.1944)

Sydney’de dünyaya gelen Weir, başarılı bir emlakçı olan babasının şirketinde çalışabilmek için, Sidney Üniversitesinde başladığı sanat ve hukuk tahsilini yarım bıraktı. Weir 1966’da Avrupa’ya yaptığı bir yolculuktan dönünce bir Avustralya televizyon kanalında çalışmaya başladı.

1974: İlk Çıkış Weir boş zamanlarında toplumsal/eleştirel düşüncelerini yansıtan, kendine özgü kısa filmler çekiyordu. 1969’da Commonwealth Film Unit’te (İngiliz imparatorluk Film Birliği) kameraman yardımcısı ve prodüksiyon tasarımcısı olarak iş bulunca, kendi filin projelerini gerçekleştirmesi için bir şans yakalamış oldu. 1974’te Paris adlı küçük bir Avustralya kasabasında geçen The Cars that Ate Paris (Paris’i Yiyen Arabalar, 1974) adlı bir korku komedisiyle ilk uzun metrajlı filmini gerçekleştirdi. Bu filmde kasaba sakinleri ziyaretlerine gelen insanların trafik kazası geçirmelerine sebep olmakla zenginleşirler, ta ki kasaba küçük iç kavgaları yüzünden çöküntüye uğrayana dek.

1975: Avustralya Filminin Öncüsü Meslektaşlarının çoğunun aksine, Weir kişisel ve karakteristik bir sinema diline sahip olduğundan, ünü Avustralya sınırlarının çok ötesine taşan Picnic at Hanging Rock (Sevgililer Günü Pikniği, 1975) filmiyle kıtasının en çok umut bağlanan yönetmeni olma payesine erişti. Weir bu korkunç öyküde, yatılı bir kız okulunun öğrencilerinin gezisini anlatır. Film üç kız öğrenci ile bir kadın öğretmenin acayip ve gizemli bir kayalıkta kaybolmalarıyla biter. Yatılı okuldaki katı disiplinle vahşi doğanın görüntülerinin karşı karşıya gelmesiyle oluşan etkiyi, Weir daha sonraki filmlerinde mükemmel bir hale getirdi.

1977: Var Olan Düzenlerin Beklenmeyen Olaylar Karşısında Bozulması The Last Wave (Son Tufan, 1977) adlı filminde Avustralyalı bir avukat, Avustralya Kıtası yerlilerinin, herşeyi mahvedecek ve yaklaşmakta olan bir selin geleceğine ilişkin kehanetleriyle karşı karşıya kalır. Bu kehanet, sonunda dehşet dolu gerçeğe dönüşür. Weir, sonraki iki filminde de dış etkenlerin düzeni nasıl altüst ettiklerini anlatır. The Plumber (Muslukçu, 1979) filminde eve çağrılmadan gelen bir muslukçu (tesisatçı) evin yıkılmasına sebep olur. Gallipoli (Gelibolu, 1981) adlı filminde acımasız savaş çevreye uyumu olanaksız kılar. Weir, bu savaş karşıtı filmini, Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Boğazındaki Gelibolu Yarımadası için verilen savaşı fon alarak anlattı ve savaşın manasızlığını olduğu kadar, insanların militarist düşünceye hevesle kapılmalarıyla ilgili motifleri de göz önüne serdi.

The Year of Living Dangerously (1982) adlı filmin başarısı Hollywo-od’un dikkatlerini Avustralyalı yönetmenin üzerine çekti. Weir bu filmde 1965 yılında Endonezyada olup biten siyasal kargaşa sırasında bir gazetecinin ahlaki yönden değişmesini anlatır.

1985/1989: İki Başyapıt Wilness (1985) filminde geleneklerle modern yaşam çatışır. Büyük bir kentte bir polis memuru (Harrison Ford) cinayet araştırmaları sırasında Amish’lerin Quaker topluluğuna girer. Weir burada polisin rüşvetçi tutumu karşısına Amish’lerin basit ve namuslu yaşantısını koydu. Uygarlığın her türlü nimetini reddedip hiçbir moda akımdan etkilenmeden yaşayan bu insanlara karşı duyduğu sempatiyi yönetmen, hayatla doğayı tümüyle bir uyum içinde gösteren görüntülerle sundu. Dört yıl sonra çevirdiği Dead Poets’ Society (Ölü Ozanlar Derneği) adlı yatılı okul dramında buna benzer ahenkli bir büyü sezilir. Yatılı okula yeni atanan bir öğretmen (Robin Williams) yalnız kariyerleri ve hayattaki başarıyı hedefleyen katı ve geleneklere bağlı eğitimin yerine, özgür düşünceye yer vermektedir. İtaate alışık olan öğrencilerinin kendilerine olan güvenlerini pekiştirmeyi ve daha bağımsız olmalarını sağlamayı başarıyorsa da, öğrencilerinden birinin intihar etmesi üzerine okuldan atılır.

1990: Yabancılığın Komik Varyasyonları Green Card (Yeşil Kart, 1990) adlı aşk komedisinde de Weir sinema izleyicisinden mutlu sonu esirger. Burada da konusal açıdan eski filmlerine sadık kaldı. Bir Fransız (Eski Dünya: Ggrard Depardieu) ve New York’lu bir kız (Yeni Dünya: Andie MacDowell) karşılıklı çıkarları için evlenirler. Birbirinden hoşlanmayan bu iki insanın zorunlu beraberliği, sonradan, Hollywood kurallarına uyarak, aşka dönüşür. Ne var ki, filmin sonunda Fransız erkek, ABD’den sürülür. Fearless (Korkusuz, 1993) adlı filminde Weir, eski eserlerinde yaptığı gibi, sınırsal deneyimleri ele alır ve bir uçak kazasında ölümle burun buruna gelmiş olan bir erkeğin (Jeff Bridges) uğradığı ruhsal değişimleri anlatır. Göze batacak derecede dokunaklı olmaktan uzak bu film başarı sağlayamadı.

Weir’in 1998’de çevirdiği The Truman Show, birçok dalda Oscar’a aday gösterildi.

kaynak:nkfu

Sen de Yorum yazmalısın bence.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir