Sergei Eisenstein Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Sergei Eisenstein Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Sergei Eisenstein
(Mihayloviç), (d. 23 Ocak 1898, Riga, Letonya, Rus Çarlığı – ö. 11 Şubat 1948, Moskova, SSCB), Sovyet sinema yönetmeni ve kuramcısı. Bronenosets Potiomkin (1925; Potemkin Zırhlısı), Aleksandr Nevski (1938; Şimal Hücum Taburu) ile 1944 ve 1958’de iki bölüm halinde gösterime giren İvan Grozni (Korkunç İvan) adlı filmleri sinemanın klasik yapıtlarındandır. Kurgu anlayışı, “ana” olaydan bağımsız da olabilen görüntülerin en güçlü psikolojik etkiyi sağlamak amacıyla kullanılmasına dayanır.

Ayzenştayn baba yanından Yahudi kökenliydi. Babasının mühendis olarak gemi yapımında çalıştığı Riga’da büyüdü. Annesiyle babası ayrılınca babasıyla birlikte kaldı ve düzenli olarak Petersburg’a, annesinin yanına gidip geldi. 1916-18 arasında bu kentteki Mühendislik Enstitüsü’nde öğrenim gördüyse de, görsel sanatlarla ilgili bir meslekte karar kılarak Güzel Sanatlar Akademisi’ne yazıldı.

1917’de Rus Devrimi’nin patlak vermesiyle Kızıl Ordu’ya katıldı ve hem savunma güçleri oluşturup bunların örgütlenmesine yardım etti, hem de birlikler için eğlence programları düzenledi. 1920’de dekorcu yardımcısı olarak Moskova’daki Proletkult Tiyatrosu’na girdi. Kısa sürede dekorcu oldu, sonra da yönetmenler arasına katıldı. Burada, dikkati çeken birkaç yapımın kostümlerini ve dekorlarını tasarladı.

Sinema konusundaki düşüncelerini de etkileyen Japon Kabuki tiyatrosuna duyduğu ilgi bu dönemde gelişti. 1923’te Dniyevnik Glumova (Glumov’un Günlüğü) adlı kısa bir film çekerek bunu, Aleksandr Ostrovs-ki’den gene kendi uyarladığı bir oyunda, gösterinin bir parçası olarak kullandı. Bundan sonra ilgisi giderek sinemaya yöneldi. Kurgu kuramlarıyla ilgili ilk makalesini, yayın yönetmenliğini ünlü şair Vladimir Mayakovski’nin yaptığı Lef dergisinde yayımladı. Bu yazıda, hareketlerin mantıksal açıklamalarla anlatılması yoluyla olayları durağan bir biçimde yansıtmak yerine, “çarpıcı kurgu” adını verdiği yeni bir biçim öneriyordu. Bu yöntem, olaydan bağımsız gelişigüzel seçilmiş görüntülerin zaman sırası gözetilmeden, en güçlü psikolojik etkiyi sağlamak üzere kullanılmasına dayanıyordu. Böylece filmi yapan kişi, iletmek istediği düşünceyi izleyicilerin bilincinde oluşturmayı amaçlamalı ve onları, bu düşünceyi doğuracak ruhsal duruma sokmaya çalışmalıydı.

Bu ilkeler Ayzenştayn’ın bütün yapıtlarında yönlendirici oldu. Ama gerçekçi filmlerinde bu teknik, ancak olayın içinde örtük olarak yer alan somut öğelerden yararlandığında etkili oluyor, buna karşılık simgeler gerçekliği zorladığında etkisini yitiriyordu. Örneğin çarın askerlerinin bir grevi bastırmasını anlatan ilk uzun metrajlı filmi Staçka’da (1925; Grev) Ayzenştayn, işçilerin makineli tüfeklerle tarandığı çekimlerle mezbahada kesilen hayvan görüntülerim art arda kurguladı. Böylece çarpıcı bir etki elde ettiyse de nesnel gerçekliği bozmuş oldu.

Yapıtlarında sürekli olarak kuramından yola çıkan ve sık sık aynı hataya düşen Ayzenştayn, 1905 Devrimi’ni anmak amacıyla ısmarlanan Potemkin Zırhlısı’nda bu yanılgıdan kurtuldu. Odessa kentinde ve rıhtımlarında çekilen film büyük bir yankı uyandırdı. 1958’de düzenlenen uluslararası bir oylamada eleştirmenler tarafından o güne değin yapılmış en iyi film seçildi; dünya sinemasının başyapıtlarından biri olma niteliğini günümüze değin korudu. Potemkin Zırhlısı’nın bu niteliği yalnızca konunun işlenişindeki insancıllık boyutundan, filmin toplumsal anlamlarından ya da ritm ve kurgusunun kusursuzluğundan değil, bunların tümünün kendi aralarındaki etkileşimle birbirlerini geliştirip zenginleştirmesinden ileri geliyordu.

Bu başarısından sonra Sovyet sinemasının epik şairi olarak kabul edilen Ayzenştayn, Oktiyabr / Diyesıat Dniyei Kotoriye Potriasli Mir (1928; Ekim / Dünyayı Sarsan On Gün) adlı bir sonraki filminde, iki saatlik bir süre içinde 1917 Devrimi sonrasında iktidarın el değiştirmesi, Lenin’in sahneye çıkışı ve Bolşeviklerle siyasal ve askeri düşmanları arasında geçen mücadeleye değindi. Oktiyabr, ilginç olmakla birlikte birbirinden kopuk sahneler içeren, düzensiz ve yer yer karmaşık bir filmdi.

1929’da kırsal bölgedeki kolektifleştirmeyi belgelemek üzere çektiği ve başlangıçta adı Generalnaya Liniya (Genel Çizgi) olan Staroye i Novoye (Eski ile Yeni), benzer sorunlar içermekle birlikte daha dengeliydi. Ayzenştayn bu yapıtta Potemkin Zırhlısı’ndaki şiddet ve yoğunluğun tersine, oldukça sakin ve rahat bir lirik şiir yaratmıştı.

Ayzenştayn, 1929’da yardımcısı Grigori Aleksandrov ve görüntü yönetmeni Edvard Tisse’yle birlikte çıktığı gezi sırasında Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde sinema üzerine incelemeler yaptı, toplantılara katıldı, konferanslar verdi. Ertesi yıl da Paramount stüdyolarıyla anlaşarak Hollywood’a gitti ve Blaise Cendrars’ın L’Or (Altın) ve Theo-dore Dreiser’ın An American Tragedy (İnsanlık Suçu) romanlarının uyarlamalarını hazırladı. Ama senaryolarını stüdyonun istekleri doğrultusunda değiştirmeyi reddederek anlaşmayı bozdu ve romancı Upton Sinclair’in topladığı sermayeyle Que Viva Mexico! (Yaşasın Meksika) filmini çekmek üzere Meksika’ya gitti.

Bu film tamamlanamadan Ayzenştayn ile Sinclair arasında çıkan anlaşmazlık sonucu negatiflerin bir bölümü satıldı. Hiçbir zaman Ayzenştayn’ın eline geçmeyen bu nega: tifler, daha sonra Thunder över Mexico (1933; Meksika’da Fırtına), S. M. Eisen-stein in Mexico (1933; Ayzenştayn Meksika’da), Death Day (1933; Ölüm Günü), Time in the Sun (1939; Güneşte Zaman), Mexican Symphony (1942; Meksika Senfonisi) gibi filmlerde kullanıldı. Ama bu filmlerin özgün tasarıyla ilgisi yoktu.

Ayzenştayn 1932’de Moskova’ya döndü ve bir süre sonra da Bejin Lug (Bejin Çayırı) üzerinde çalışmaya başladı. Filmin tamamlanmasına birkaç hafta kala çalışmalar durduruldu. Çekilmiş bölümler tarafından bir araya getirildiyse de hiçbir zaman gösterime sokulmayan film, gerçekliği şiirsel bir dille yorumlaması nedeniyle “biçim-ci” olmakla suçlandı. Böylece, besteci Ser-gey Prokofiev, yazar İzak Babel ve Sovyet yetkilileriyle anlaşmazlığa düşen başka birçok sanatçı gibi Ayzenştayn da, o dönemdeki resmî sanat politikasının sıkıntılarını çekti.

Ayzenştayn, Bejin Lug ile ilgili bir özeleştiri yazısı yayımladıktan sonra bir ortaçağ destanını anlatan ve Stalin’in Rus kahramanlarını yüceltme politikasına da uygun düşen Aleksandr Nevski’nin çalışmalarına başladı. 1938’de çekilen film, gerçek tarihsel olayları yüceltiyor ve görkemli biçimde kolektivizmin zaferini vurgulayan bir sona ulaşıyordu. Karakterler de, ortaçağ destan-larındaki gibi efsanelerden alınma, oldukça stilize kahramanlar ya da tanrısal özellikleri olan insanlardı. Ayzenştayn’ın, filmin müziğini gerçekleştiren Prokofiev’le girdiği yakın işbirliği sonucunda, görüntülerle müziğin aynı ritmik birlik içinde kaynaştığı dengeli bir yapıt ortaya çıktı.

Ayzenştayn, II. Dünya Savaşı sırasında Aleksandr Nevski ile aynı çizgide olmakla birlikte çok daha tutku dolu bir film olan Korkunç İvan’ı gerçekleştirdi. Stalin’in hayranı olduğu 16. yüzyılda yaşamış Çar IV. İvan üzerine iki bölümlük bir film olan Korkunç İvan’ın çekimine 1943’te Ural Dağlarında başlandı. Filmin ilk bölümü 1944’te, ikinci bölümüyse 1946 başlarında tamamlandı. Üçüncü bir bölüm daha tasarlanmıştı, ama Ayzenştayn, bir kalp rahatsızlığı yüzünden birkaç ay yatmak zorunda kaldı. Elli yaşını yeni tamamladığı ve yeniden çalışmalarına dönmek üzere olduğu bir sırada öldü.

Aralarından üçü daha üstün olsa da, Ayzenştayn’ın filmlerinin tümü önemli çalışmalardır; kusurları, kendi alanlarının sınırlarını zorlayan her sanatçının yapıtlarında ortak olan yanlardır. Ayzenştayn’ın, sanatını kavrama konusunda sinema tarihindeki bütün sinemacılardan önde olduğu söylenebilir.

Tiyatrodan karikatüre, resimden müziğe uzanan geniş ilgi alanlarıyla çok yönlü bir sanatçı olan Ayzenştayn’ın kuramsal yapıtları arasında kendi onayıyla ABD’li öğrencisi Jay Leyda’nın derlediği yazılarından oluşan ve ilk kez ABD ve İngiltere’de yayımlanan The Film Sense (1942; Film Duyumu, 1984) ve Film Form (1949; Film Biçimi, 1985) ile Rostislav Yurenev’in derlediği, Türkçeye kısaltılarak çevrilen Zametki Kinorejissera (1956; Bir Sinemacının Düşünceleri, 1975) ve Vladimir Nijni’nin derlediği Na Urokak Rejissuri (1957; Sinema Dersleri, 1986) sayılabilir.

kaynak:nkfu

Sen de Yorum yazmalısın bence.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir