Sidney Lumet Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Sidney Lumet Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Sidney Lumet;(25.6.1924 – 9.4.2011)

Lumet, tiyatro oyuncusu bir ailenin oğlu olarak Philadelphia’da doğdu. Henüz dört yaşındayken annesiyle babasının izinden gidip tiyatroda küçük roller alarak Broadway’m yolunu tuttu. Lumet, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra başka bir alana yönelerek kamera arkasında kariyer yapmak istedi. 1950’den sonra televizyon yönetmeni olarak çalışmaya başladı.

1957: Tiyatrovari Bir Sinema’ya Geçişi Bir sahne yapıtı stilindeki ilk filmi olan Twelwe Angry Men (On İki Öfkeli Adam, 1947) Lumet’ın zengin tiyatro deneyimini yansıttı. Bu filmde bir mahkemede görevlendirilen jüri üyelerinin karar aşamasında, içlerinden biri (Henry Fonda) sanığın suçlu olup olmadığı konusunda şüpheye düşer ve diğer on bir jüri üyesini bu konuda ikna ederek sanığın beraat etmesini sağlar. Lumet, 50’li yılların sonuyla 60’lı yılların başında stil açısından bu filme yakın olan siyah/beyaz filmler çevirdi. Arthur Miller’m tiyatro oyunundan sinemaya uyarladığı A View From the Bridge (Köprüden Görünüş, 1961) de bu filmlerden biridir. The Pawnbroker (Tefeci, 1964) adlı filminde Lumet, toplama kampından kurtulup Harlem’de yaşayan bir adamı örnek alarak, ABD’deki fakirliği sorgular.

1970’den Sonra: Korku Filmine Geçişi Lumet 1970 yılında çevirdiği The Anderson Tapes adlı filminde gerilimle mizah karışımı bir konu sunmaktadır. Burada centilmenlerden oluşturulan uzman bir ekip bir soygun denemesinde başarısızlığa uğrar. Lumet üç yıl sonra Serpico adlı filmiyle büyük bir sansasyon yarattı. Bu filmde gerçeğe dayalı bir olayı ele alarak bireyin rüşvetçiliğe karşı savaşını gözler önüne serer. Bu yapıt ABD’de, organize suçun polis mekanizmasına sızması konusunda çok sert tartışmalara yol açtı.

Bu yapıtı izleyen filminde Lumet realizmden uzaklaştı. Detaylara sadık kalarak ve örnek aldığı yapıtın ince mizahım koruyarak Burder on the Orient Express (Doğu Ekspresinde Cinayet) adlı Agatha Christie romanım 1974’te sinemaya uyarladı. Lumet burada bir trenin dar mekânıyla sınırlı kalarak, bir cinayeti çözme oyununu ustalıkla göz önüne serdi. Bu film, kadrosundaki yıldız bolluğu (örneğin Albert Finney, Lauren Bacall, Ingrid Bergman) ile de göz doldurdu.

1974’ten Sonra: Bireyin Trajik Yaşamı Lumet Dog Day Afternoon (Köpeklerin Günü, 1975) adlı filminde ilk defa bireyin kaderini ön planda gösterdi. Burada, arkadaşının cinsiyet değiştirebilmesi için gerekli parayı bulabilmek üzere bir banka soygununa katılmayı kabul eden bir eşcinsel konu edilmektedir. Dışarıya karşı “normal” görünen bir ilişki aracılığıyla toplum tarafından dışlanmaktan kurtulmayı amaçlar. Bu film de, Lumet’ın sinizmi aşırı uca götürdüğü, bir yıl sonraki çalışması Network (Şebeke) gibi, trajik bir şekilde sona erer. Bu filmde, son yayınında kamuoyuna ve işverenine küfür eden sunucu, seyircilerin beğenisini kazanır ve bir tür televizyon vaizi olarak yüceltilir.

Çevirdiği Prince of the City (Kentin Prensi) ile Lumet, 1981 yılında yeniden polisiye film türüne döndü. Bu filmde rüşvet olayını açığa çıkartmaya uğraşan ve resmi bir dairenin casusu olarak çalışmayı kabul eden uyuşturucu masasından bir memur, insani sorumluluklarını tehlikeye atar.

The Verdict (Hüküm, 1982) adlı filminde Lumet, doktor hatası yüzünden komaya giren bir kadını savunmak için avukatının tek başına verdiği mücadeleyi anlatır. Amerikalı yönetmen bu gerilim dolu mahkeme dramını kurumların güçlerini ve etkilerini sorgulamak için kullanır.

1989-93: Gerilim Filmine Zor Bir Dönüş Lumet 1989’da starları kullandığı büyük bir film denemesinde başarılı olamadı. Bir hırsızlık öyküsü olan Family Business (Aile Şirketi) adlı filminde Sean Connery, Dustin Hoffmann ve Matthew Broderick’ten oluşan aktör üçlüsünü uyumlu bir biçimde yönetemedi. Bir sonraki filmi Q & A, Questions & Answers (Sorular ve Cevaplar, 1990) ile Lumet içerik, nitelik ve başarı açısından Serpico’yu aratmadı. Bu filmde bir savcı, polisin meşru müdafaa adı altında işlediği bir cinayeti araştırırken, büyük kentin devlet kurumlarında sıradan bir olgu haline gelmiş rüşvetçiliği ve ırkçılığı açığa çıkartır. Lumet, bu filmin konusunu savcı ile sanık polis arasında bir düello haline getirerek çok etkileyici bir gerilim yarattı. 1993’te çevirdiği Guilty as Sin (Günahkârlar) filminde yeniden bir cinayeti ve Amerikan adaletinin yetersizliğini işledi. Lumet bu filminde cinayet sanığı suçlu ile, kendisini mahkemede çok başarılı bir biçimde savunan kariyer hırslısı kadın avukat arasındaki ilişkiye ağırlık verdi. Lumet, sistematik bir biçimde yıktığı seyircinin beklentilerini ustalıkla kullandı.

Lumet, 1997’de Critical Care ve Nightfalls on Manhattan, 1999’da da Gloria adlı çevirdi.

kaynak:nkfu

Sen de Yorum yazmalısın bence.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir