Etiket: astronom

Uluğ Bey Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında

Matematikçi,
gökbilimci, hükümdar (D.

22 Mart 1394, Sultaniye /
Özbekistan – Ö. 25 Ekim 1449, Bağrın / Semerkant). Asıl adı Muhammed Tarağay
ise de, dedesi Timur hayatta iken Uluğ Bey adı kullanılmaya başlanmış, böylece
asıl adı unutulmuştur. Tam adı Muğisüddin
Mirza Muhammed Turagan İbni Şahruh’tur. Timur’un (1336-1405) küçük oğlu
Muiniddin Bahadır Mirza ile Çağatay asilzadelerinden Gıyasettin Tarhan’ın kızı
Şahruh Hanımın oğludur. Çocukluk ve gençlik yıllarını, Timur’un eşlerinden olan
Saraymülk ile Şahmelik’ın koruyuculuğunda geçirdi. Kendisine küçük yaşta iken devlet
yönetim sorumluluğu verilmişti. Timur, 1404’te zaferlerini kutladığı günlerde,
yaşları dokuz ile on yedi arasında olan beş torununun düğünlerini de
yaptırmıştı. Evlendirilen prensler arasında o zaman on bir yaşında olan Uluğ
Bey de vardı. Tarihçi G. Hondemir’in yaptığı incelemeye göre Uluğ Bey’in beş
eşinin ol­duğu anlaşılmaktadır.

Uluğ Bey küçük yaşlarındayken
Nasirüddin Tûsî (Tûs 1201-Bağdat 1274) ta­
rafından 1259 yılında kurulan Merağa Rasathanesi’nin yıkıntılarını
ziyaret eder. Burada görebildiği rasathane kalıntıları onda ast­
ronomiye karşı derin bir merak
uyandırır. Bu durumda astronomiye karşı
duyduğu ilgi, onun çocukluk çağına kadar
geri gitmesi olasılığını ortaya
koymaktadır. Gençlik
yıllarında, Bursalı Kadızâde Semerkant’taydı ve onun
hocalığına tayin edilmişti. İlk bilgilerini Bursalı Kadızâde’den aldı ve sonraki yıllarda onun da bilimsel düşüncenin oluş­masına büyük katkıları oldu.

Uluğ Bey, savaş ve siyasetteki başarılarından
çok bilim ve kültür alanındaki çalışmalarıyla tanınmış olup, 1417’ye doğru
Buhara’da ve 1434’e doğru Semerkant’ta güzel medreseler yaptırmıştır. Döneminin
ünlü bilginlerini sarayında toplayarak, İslam uygarlığının başlıca bilim merkezlerinden
biri durumuna getirdiği Semerkant’ta 1420’de kurduğu gözlemevinde (rasathane) yapılan
gözlemler sonucu hazırladığı ve “Zic-i
Uluğ Bey”
ya da “Zic-i Cedid-i
Sultanî”
adlarıyla anılan gökbilim cetvellerinin bilim tarihinde önemli bir
yeri vardır.

Astronomi ile ilgili çalışmaların
temelini, matematiğin temel bö­
lümlerinden olan trigonometrik esaslar
oluşturmaktadır. Bu nedenle Uluğ Bey
trigonometri üzerinde de geniş
çalışmalar yapmış; 1 de­
recelik yayın sinüs
değerini hesaplamak, bu tür çalışmalarının baş­
langıcını oluşturmuştur.
Bu çalışmalar, kendisinden önceki Doğu ve Batı dünyası bilginlerinin
tahmini ve
takribi çalışmalarını terk ederek işe başlamıştı. Cebir ve ge­
ometriye dayalı hesaplama esasları
saptayarak, trigonometride yeni
bir araştırma çığırını açma girişimde
bulunmuş ve bu alandaki yeteneğini göstermiştir.
Bilim dünyasında XV. yüzyıl astronomu olarak
değerlendirilen Uluğ Bey,
ayrıca, dedesi Timur ve
babası M. Şahruh Mirza gibi,
sanat değerlerine de önem vermiş, sanatçılara saygı
göstermiştir.  

Dedesi Timur’un 14 Şubat 1405
tarihinde ölmesinden sonra, yönetim dü­zende birçok değişiklikler görülür. Uluğ
Bey, genel valiliğine atandığı Maveraünnehir’i bir hükümdar gibi yönetti. Ancak
hanedan üyelerinin ayaklanmalarıyla karşı karşıya kaldı. Yeğenleri Ebubekir ve
Alaüddevle’yi etkisiz duruma getirmeyi başardı, ama Fars bölgesinin,
yeğenlerinden Sultan Muhammed’in eline geçmesini önleyemedi. Uluğ Bey, üzüntü
kaynağı olan bu olaylar sonucunda Semerkant’ı terk ederek, Herat’ta bulunan
babasının ya­nına gitti. Durumun düzelmesi üzerine babası Muinüddin Bahadır
tarafından 1413 yılında Maveraünnehir ve Horasan eyaletlerinin hakanı olarak
görevlendirildi. Babası Muinüddin Bahadır Mirza, Herat’ta saltanat sürdüğü
sürece, Uluğ Bey Horasan ve Maveraünnehir eyaletini kusursuz bir biçimde
yönetti. Bu yıllarda, Özbekler kendisine sık sık saldırılarda bulunuyorlardı. O
bir taraftan bu saldırıları önlemek için çalışıyor, öte yandan da Horasan ve
Maveraünnehir bölgesinin imarı ile uğraşıyordu. Buralardan toplanan geliri
Herat’a göndermeyip Semerkant’ta cami, han, hamam ve saray yaptırmak suretiyle
ülkesinin imarı için harcıyordu. Aynı zamanda da medrese ve rasathane
yaptırarak; bilim, sanat ve kültür çevreleri oluşturuyordu. Kendi yönetimi
altındaki toprakların imarı ile uygarlık ve refahı için gereken ça­lışmaları ihmal
etmiyordu. Gerçekte Muinüddin Bahadır Mirza, kırk yıla yakın bir süre
Semerkant’ı bilim, sanat ve kültür merkezi yapmaya çalışmıştı. Timur
zamanındaki durumu da dikkate alınırsa, Se­merkant, eski bir kültür merkeziydi.
Uluğ Bey’in otuz sekiz yıl kadar süren Horasan ve Maveraünnehir Hakanlığı,
sadece başkent olarak seçtiği Semerkant için değil, baştanbaşa Horasan ve
Maveraünnehir bölgeleri için büyük bir ferahlık, ilerleme ve yükselme
dönemidir.

Uluğ Bey, babası Muinittin Şahruh
Bahadır Mirza’nın 13 Mart 1448’de ölümü üzerine, hayatta kalan en büyük oğlu
olarak ba­basının yerine geçti. Böylece Doğu Türk Hakanlığı hükümdarı olması, Horasan ve Meveraünnehir’de yeniden sürekli taht
kavgaları ve ihtiraslara sahne oldu. Sakin ve barışsever bir yaratılışa sahip
olan bu bilgin hükümdar, Semerkant’ta çıkan isyan haberi üzerine, taht kavgası
yüzünden oğlu R. Abdüllâtif Mirza ile yaptığı savaşı yarıda bırakarak,
Semerkant’a doğru yürüdü. Eylül-Ekim 1449 aylarında yapılan çetin bir savaşta
Uluğ Bey’un ordusu, oğlu Abdüllâtif Mirza’nın ordusuna yenildi. Bu suretle
tahtını ve ününü yitiren yaşlı ve bilge hükümdar, pe­rişan bir durumda
Semerkant’a sığınmak istedi. Semerkant’ın yönetimini kendisine bıraktığı
Miranşah Kavçin onu kabul etmedi ve kente sokmadı. Bunun üzerine Uluğ Bey
kendisini ko­valayan oğlu Abdüllâtif Mirza’nın askerlerinin eline düşmemek için
Türkistan sınırlarına doğru kaçmaya başladı. Bu sırada, Abdüllâtif Mirza
Semerkant’a girerek orada kendisini hükümdar ilan etti. Uluğ Bey, sığınacak ve
kaçacak yer bulamayınca, sonunda, yine oğ­lunun merhametine sığındı. Fakat oğlu
babasına karşı çok sert ve mer­hametsiz davrandı. Hain oğul Abdüllâtif Mirza,
ba­basının öldürülmesi için, Uluğ Bey’in eski bir hasmı olan Abbas’a izin verdi
ve bu doğrultuda din adamları fetva alındı. Bunun üzerine Abbas, Uluğ Beyi Semerkant’ın
Bağrın köyünde yakalatarak 25 Ekim 1449 tarihinde öldürttü. Uluğ Bey’in
türbesi, Semerkant’ta, dedesi Timur’un me­zarı ile birlikte aynı çatı altında
bulunmaktadır.

Uluğ Bey; kibar, iyi huylu, daima
yeni bilgiler araştıran ve öğ­renen bir kimseydi. Bu kişiliği, bilimsel
zihniyetinin şekillenmesinde büyük rol oynadığı, eserlerinin incelenmesinden
anlaşılmaktadır. Alçak gö­nüllülüğü ve nezaketi de dürüstlüğü ile ciddiyetinin
göstergesidir. Daima ciddi konularla ilgilenmiş, daima bilimsel zeminleri ve
ortamları oluşturmaya ça­lışmıştır. Dedesi Timur’dan veraset yoluyla gelen;
savaş ve istilaya ait cengâverlikler, daha çok kardeşlerinde kendini
göstermiştir. Uluğ Bey, ciddi zorunluluklar olmadıkça, bu tür emellerden her
zaman uzak kalmayı yeğlemiştir.  

Uuğ Bey, daha ok devlet adamı olarak
değil, ortaya koyduğu Semerkant Medresesi
ve Semerkant Rasathanesi gibi
bilim kuruluşları ile bir araya getirdiği diğerli bilim adamları arasında da,
gerçek bilim adamı olarak ta­nınmaktadır. Bu bilim adamları grubu ile çok sık
bir biçimde, bilimsel ko­nularla ilgili olarak toplantılar yapardı. Bu
toplantılarda ileri düzeyde verilen dersleri dinler, gerekli durumlarda kendisi
de dersler verirdi. Bu derslerin konuları genellikle matematik ve astronomiye
dayanırdı. Doğuda ve Batıda Zeyç Kürkânî”  ya da “Zeyç Cedit Sultani” diye bilinen gökbilim
cetvellerinin bilim tarihinde önemli bir yeri vardır.

KAYNAKÇA: W. Barthold / Uluğ Bey ve Zamanı
(çev. Nimet Akdes Tahiroğlu, (s.96, 1930), İbrahim Aledddin Gövsa / Türk
Meşhurları (1946), H. Ziya Ülken / İslâm Felsefesi Tarihi (s. 301, 1957),
Kemal Zülfü Taneri / Türk
Matematikçileri (s.43, 1958), Aydın
Sayılı / Uluğ Bey ve Semerkant’daki
İlim Faaliyeti Hakkında Gıyasüddin-i Kâşî’nin
Mektubu (
s. 77, 1969), A. Süheyli Ünver / Bursalı Kadızâde Rûmî ve Devrinin Öteki Bilimcileri (s.7,
1970), Sigrid Hunke / İslâmın Güneşi Avrupa’nın Üzerinde (1975, s. 113), Büyük
Larousse (s. 11934, 1986), Uluğ Bey (1995),
İhsan Işık / Ünlü Bilim Adamları (Türkiye
Ünlüleri Ansiklopedisi, C. 2, 2013) – Encyclopedia of Turkey’s Famous People
(2013). 

TARİHTEKİ EN
BÜYÜK ON ASTRONOMDAN BİRİ İDİ

 

BERKEHAN KIRAN

 

 ‘Uluğ Bey’ kitabı, bizlere ilk tablet
kayıtlarından Uluğ Bey dönemine kadar gerçekleştirilen astronomi uğraşısından
bahsederek, okuyucuya astronomi ve astroloji hakkında yeterli düzeyde bir temel
sağlamakta.

Üsküdar’daki
bir sahafı ziyaretim sırasında Kültür Bakanlığı’nın çıkarmış olduğu Türk
Büyükleri Dizisi’nin bir kitabı olan ve Muammer Dizer tarafından kaleme alınan
Uluğ Bey adlı, onun yaşamını anlatan bir kitaba rastladım.

Hükümdarlığının
(siyasetçiliği) yanında astronomi alanında da söz sahibi olduğunu bildiğimiz
Uluğ Bey’in yaşamını genel hatlarıyla anlatan eser, önemli bilgin-hükümdar olan
şahıs hakkında Türkçemizde az sayıda bulunan eserlerden biri olması dolayısıyla
heybeme dâhil edildi.

 

Hem bilgin hem
hükümdar: Uluğ Bey

 

İhsan
Fazlıoğlu’nun ‘Osmanlı Felsefe-Bilim Dünyasının Arkaplanı Olarak Semerkand
Matematik- Astronomi Okulu’ isimli makalesine benzer şekilde Uluğ Bey kitabı
da, bizlere oldukça geniş bir arka plan sunarak başlar. Bu arka plan ilk tablet
kayıtlarından Uluğ Bey dönemine kadar gerçekleştirilen astronomi uğraşısından
bahsederek, okuyucuya astronomi ve astroloji hakkında yeterli düzeyde bir temel
sağlamakta… İhsan Fazlıoğlu’nun makalesinde ise, astronomi ile ilgili geniş
çaplı bir arka plan bulunmamaktadır. Fakat özellikle Semerkand Rasathanesi
hakkında bilgiler içermesi sebebiyle de mühim bir çalışmadır.

İlk
baskı olması dolayısıyla bazı eksikliklerin ve hataların olduğunu tespit etmiş
olsam da, bunların göz ardı edilebileceğini belirtmek isterim. Bu geniş
kapsamlı astronomi arka planının ardından Timur hanedanlığının kendinden önceki
iki üyesi (Timur ve Şahruh) hakkında kısa bir tanıtım yaptıktan sonra Uluğ
Bey’in çocukluğunu, Maveraünnehir’deki icraatını, saltanatını, bilimsel
uğraşısını, bilimsel uğraşı dışındaki meraklarını, aile hayatını ve ölümünü
anlatır söz konusu kitap.

Şeriatın
yasaları yerine kendi koymuş olduğu yasalarla ülkeyi yöneten, yapmış olduğu
şenliklerdeki şarap tüketimine ve bu şenliklerde İslam geleneklerine aykırı
olan şeylere göz yuman, bu icraatları dolayısıyla da birçok âlim tarafından
kefere sınıfına yerleştirilen ancak bunların yanında Kadızade Rumî isimli ünlü
âlime büyük saygı besleyen, Kur’an-ı Kerim’i yedi farklı kıraatte ezbere
okuyabilen ve bilginleri ve âlimleri himaye eden bir hükümdar olarak karşımıza
çıkan Uluğ Bey, Muammer Dizer’in tespitine göre tarihteki ilk astronomi
bilgini-hükümdar olan şahsiyettir.

Elbette
geçmişte, özellikle Mezopotamya’da bir çok hükümdar aynı zamanda rahipti ki bu
rahiplerin en önemli uğraşılarından birisi de astronomi ve astrolojiydi. Ancak
o dönemler dâhil bu alanda yüksek bir ilmî seviyeye ulaşmış ilk hükümdar Uluğ
Bey idi.

 

Semerkand
Rasathanesi ve Zîc-i Uluğ Bey

 

Astronomiye
olan ilgisinin küçük yaşlarında Meraga Rasathanesi’ne yapılmış bir yolculukla
uyandığı düşünülen Uluğ Bey, hükümdarlığı sırasında o dönemin gözde
şehirlerinden olan başkent Semerkand’a medrese, cami ve rasathane yapılmasını
emretmiş ve bu kurumlara da yine o dönemin en ünlü âlimleri ve bilginlerini
atamıştır. Bu âlim ve bilginlerin arasında Kadızade Rumî, Gıyaseddin Cemşid
el-Kaşî, Ali Kuşçu, Muinuddin Kaşanî, Abdülalî Bircendî ilk akla gelenler
arasındadır.

 

Yaklaşık
40 metre çapında olduğu düşünülen (Ayasofya Camii yüksekliğine denk) bir Fahri
sekstant ile birçok gözlem aletini içeren Semerkand Rasathanesi, Meraga
Rasathanesi’nden sonra kurulan, medeniyetimizin ikinci büyük rasathanesi olma
özelliğini taşımaktaydı. Bu rasathanede çalışan kişilerden bir kısmının daha
sonra kurulacak üçüncü büyük rasathane olan İstanbul Rasathanesi’nde güçlü
etkilerinin olduğu, Ali Kuşçu örneği ile görülebilir.

 

Tarihteki en
büyük on astronomdan biri

 

Semerkand
Rasathanesi’nde, Hipparchus-Batlamyus yıldız kataloğunu düzeltmek için yukarıda
isimlerini saydığımız bilginlerin büyük yardımlarıyla oluşturulan ve Latinceye
çevrildiği zaman Avrupa’da büyük yankı uyandıracak olan Zîc-i Uluğ Bey (Zîc-i
Gürgani) isimli eseri oluşturan Uluğ Bey, dört bölümden oluşan bu eseri ile
ünlü bir astronom olan Jan Hevelius’un tarihteki en büyük on bir astronomunu
belirttiği çalışmasında da kendisine yer verilmiş bir bilgin-hükümdardır.

Zîc-i
Uluğ Bey’in ilk bölümü Semerkand civarındaki ülkelerde kullanılan takvimler
hakkındaki açıklamaları, ikinci bölümü astronomi ile ilgili tanımları
(trigonometrik fonksiyonlar, enlem ve boylam tayini vb.), üçüncü bölümü Güneş
ve gezegenlerin hareket teorisi, Ay ve Güneş tutulmaları gibi astronomi ile
ilgili konuları ve son bölümü ise astroloji ile ilgili bilgileri içerir.

Uluğ
Bey gibi önemli bir şahsiyet hakkında az sayıda eserden biri olarak Türkçemizde
bulunan bu eser, medeniyetimizin gerçekleştirmiş olduğu ilmî çalışmaların
tanıtımına katkıda bulunması dolayısıyla da okunması gereken bir eserdir.

KAYNAK:
Berkehan Kıran / Tarihteki en büyük on astronomdan biri idi (dunyabizim.com,
20.01.2013).

 

biyografya

Etiketler, , ,

Ali Kuşçu Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında

Astronom ve matematik bilgini (D. Semerkant? / ? – Ö.
İstanbul / 15 Aralık
1474). Asıl adı Alâeddin Ali, baba adı ise Muhammed’dir. Doğum yeri ve tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte,
XV. y
üzyılın başlarında dünyaya geldiği tahmin edilmektedir.  Semerkant’ta doğmuş ve burada yetişmiştir. Burada bulunduğu sıralarda, Uluğ Bey de dahil olmak
üzere, Kadızâde-i Rûmî (1337-1420) ve Gıyâsüddin Cemşid el-Kâşî (?-1429) gibi
dönemin önemli bilim adamlarından matematik ve astronomi dersleri almıştır. Ali
Kuşçu bir aralık, öğrenimini tamamlamak amacıyla Uluğ Bey’den habersiz Kirman’a
gitmiş ve orada yazdığı
“Hall el-Eşkâl
el-Kamer”
adlı risalesi ile geri dönmüştür. Dönüşünde risaleyi Uluğ Bey’e
armağan etmiş ve Ali Kuşçu’nun kendisinden izin almadan Kirman’a gitmesine
kızan Uluğ Bey, risaleyi okuduktan sonra onu takdir etmiştir.

Daha sonra Osmanlı ülkesinde astronom ve matematikçi olarak büyük bir ün kazandı.
Babası, Uluğ Bey’in “Doganbaşı”sı olduğu için “Kuşçu” lakabıyla anılıyordu. Kendisi de büyük bir bilgin olan ve bilginleri koruyan Uluğ Bey, Ali Kuşçu’yu ya doğrudan doğruya babası vasıtasıyla ya da Bursalı olan ve öğrenim için Mâverâünnehir’e giden Kadızâde-i Rûmî aracılığıyla tanıyarak ona ders verdi. Dolayısıyla o matematik ve astronomi alanlarındaki temel bilgileri Semerkant’ta Uluğ Bey, Kadızâde-i Rûmî ve Gıyâseddin Cemşîd’den aldı.

Rivayete göre, bir türlü bilimsel çalışmalara doymayan Ali Kuşçu, Uluğ Bey ve Kadızâde’den izin alamama endişesiyle gizlice Kirman’a gitti. Orada birçok kitabın yani sıra Nasirüddîn-i Tûsi’nin Tecrîdü’l-kelâm adlı eseriyle şerhini (açıklama) de okuma fırsatı buldu ve daha sonra Tûsî’nin eserini Şerhu’t-Tecrîd adıyla şerhederek Ebû Said Han’a sundu. Yeniden Uluğ
Bey’in yanına döndüğünde de ona, Ay’ın evrelerine dair Kirman’da kaleme aldığı Risâle-i
Hallü eşkâli’l-kamer adlı eserini sunarak takdirini kazandı. Bunun üzerine Uluğ Bey, Ali
Kuşçu’ya, Kadızade Rumî’nin ölümü nedeniyle bo­şalan Semerkant Rasathanesi
(gözlemevi)’nin mü­dürlüğü görevini verdi.
Bundan sonra bilgisini ilerletmek üzere Uluğ Bey tarafından Çin’e gönderildiği ve dönüşünde dünyanınzölçümü ile meridyeni hesap ettiği bilinmektedir.

Uluğ Bey’in öldürülmesinden (1449) sonra koruyucusuz kalan Ali Kuşçu, Timurlular’ın sarayından ayrılarak hac amacıyla Mekke’ye giderken Tebriz’e uğradı. Burada Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan’dan büyük ilgi gördü ve elçilik göreviyle Fâtih Sultan Mehmed katına gönderildi. Bilimsel çalışmalarına hayran olan Fâtih’in ısrarı üzerine de elçilik görevini tamamladıktan sonra İstanbul’a döndü ve yol boyunca büyük törenlerle armağanlarla karşılandı. Fâtih 1473’te Akkoyunlular üzerine yaptığı sefere birlikte götürdüğü Ali Kuşçu’yu dönüşünde Ayasofya Medresesi’ne müderris (hoca, profesör)
tayin etti. Bu atama,
İstanbul’da astronomi ve matematik alanlarındaki çalışmalara canlılık getirmiş, hatta Ali Kuşçu’nun derslerini başka bilim adamları da izlemiştir. Ali
Kuşçu, İstanbul’da
verdiği derslerle bilim tarihinde adları
saygı ile anılan Mirim Çelebi, Sarı Lütfü, Sinan Paşa gibi değerli bilginler
yetiştirdi.

Ali Kuşçu’nun bilime katkılarını sıralamadan ön­ce,
özellikle onun yalnız telif eserlerle değil, eğitim-öğretim ve yetiştirdiği
bilginlerle çağını aşan bir bil­gin olduğunu belirtmekte yarar vardır. Ali
Kuşçu’yu evrensel bilim adamlığı unvanına kavuşturan etkenin Semerkant
Rasathanesi’nde çalışması ve Zic-î Uluğ
Bey
’e (Uluğ Bey’in Yıldız kataloğu) katkıda bulunması olduğunu da
belirtmemiz gerekir. Bilindiği gibi Zic-i
Uluğ Bey
ya da Zic-i Gürganî
olarak adlandırılan yıldız katalo­ğu, başta Uluğ Bey olmak üzere Gıyasüddin Cem­şid,
Kadızade Rumî ve Ali Kuşçu’nun rasathanede yaptıkları ortak çalışmanın bir
ürünüdür. Bu eserin ha­zırlanması sırasında önce Gıyasüddin Cemşid’in ar­kasından
Kadızade Rumî’nin ölmesiyle yarıda kalan katalog, Ali Kuşçu tarafından
tamamlandığından, özellikle onun esere büyük katkısı oldu. Uluğ Bey eserin
önsözünde Ali Kuşçu için “değerli oğlumuz” sözünü kullanarak, ona hem
bir öğrenciden çok dost ve evlat muamelesi yaptığını hem de esere büyük katkı­sını
ortaya koymaktadır. Bu nedenle Zic-i Uluğ
Bey‘e Ali Kuşçu’nun bir eseri olarak
bakılabilir.

1018 yıldızın konumunu içeren Zic-i Uluğ Bey, dört bölümden oluşur. Birinci bölüm farklı kimseler
ta­rafından kullanılan değişik kronoloji sistemlerini, ikin­ci bölüm pratik
astronomi, üçüncü bölüm yer mer­kezli evren sistemine göre gök cisimlerinin
görünen hareketi konularını kapsar. Dördüncü bölüm ise ast­roloji konusundadır.
Ali Kuşçu’nun daha çok şerh-hâşiye türünden
olan değişik alanlardaki
eserlerini
üç grupta toplamak olanaklıdır.
         

Ali
Kuşçu’nun astronomi ve matematik alanında yazmış olduğu iki önemli eseri
vardır. Bunlardan birisi, Otlukbeli Savaşı sırasında bitirilip zaferden sonra
Fatih’e sunulduğu için “Fethiye” adı
verilen astronomi kitabıdır. Eser üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde
gezegenlerin küreleri ele alınmakta ve gezegenlerin hareketlerinden
bahsedilmektedir. İkinci bölüm dünyanın şekli ve yedi iklim üzerinedir. Son
bölümde ise Ali Kuşçu, dünyaya ilişkin ölçüleri ve gezegenlerin uzaklıklarını
vermektedir. Döneminde bir hayli etkin olmuş olan bu astronomi eseri küçük bir
elkitabı niteliğindedir ve yeni bulgular ortaya koymaktan çok, medreselerde
astronomi öğretimi için yazılmıştır. Ali Kuşçu’nun bir başka önemli eseri ise,
Fatih’in adına atfen “Muhammediye”
adını verdiği matematik kitabıdır.

Astronomi
ve matematik konusunda ortaya koy­duğu eserlerin yanı sıra, genel olarak bilime
yaptığı katkılardan bir diğeri ise, Fatih’in önerisi üzerine İstanbul’a geldik­ten
sonra başlattığı bilimsel çatışmalardır. İstanbul’da Ayasofya Medresesi
(üniversitesi) müderrisliğine (profesörlük) getirildikten sonra, Osmanlı
Devleti’nin ilk matematik ve astronomi hocası unvanını ka­zanan Ali Kuşçu,
özellikle astronomi ve matematik konularında çağının sınırlarını aşacak kadar
önemli eğitim-öğretim çalışmasında bulunmuş ve üni­versitesinin programlarını
yeniden düzenlemiştir. Bütün bu çalışmalarının yanında şiirle de uğraşmıştır.

Ali Kuşçu’nun Fâtih Sultan Mehmed zamanında Molla
Hüsrev’le birlikte Semâniye Medresele­
ri’nin
programını düzenlemeye memur edildiği de söylenmektedir. İstan­bul’un
boylamını, eskiden belirlenmiş
olan 60
derecelik değeri düzeltip 69 de­
rece,
enlemini de 41 derece 14 dakika
olarak
saptadığı bilinmektedir. Fâtih
Camisi’nde de bir basîtesi (güneş
saati) vardır. Ali Kuşçu, İstanbul’a
ikinci ve son kez yerleşmek üzere 1472’de geldiğine göre, bu şehirde iki yıl
gibi bir süre yaşamıştır. 15 Ara­lık 1474 tarihinde İstanbul’da vefat etti ve Eyüp Sultan Türbesi civarında toprağa verildi. Ölümünden
sonra Edirne’de onun adına bir mahalle, mescid, medrese ve bir mahalle
kurulmuştur.

ESERLERİ:

ASTRONOMİ-MATEMATİK:
Risâle fi’l-heye, er-Risâletu’l-Muhammediyye
fî’l-Hisâb
,
Risâle der ‘İlm-i
Hisâb, el-Fethiyye fî ‘İlmi’l-Hey’e
, er-Risâletü’l-Muhammediyye, Şerh-i Zîc-i Uluġ
Beg,
Şerhu’t-Tuhfeti’ş-şâhiyye
(Kutbüddin Mahmûd b. Mes’ûd eş-Sîrâzî’nin astronomiyle ilgili et-Tuhfetü’ş-şâhiyye adlı eserinin şerhidir), Risâle fî Hall-i Eşkâli Mu‘addili’l-Kamer li’l-Mesîr (Fâide fî Eşkâli ‘Utârid), Risâle fî Asli’l-HâricYumkin
fî’s-Sufliyyeyn, Risâle der ‘İlm-i Hey’e, Risâle fî Halli Eşkâli’l-Kamer.

MEKANİK: et-Tezkire fî Âlâti’r-Ruhâniyye.

KELÂM
VE USÛL-İ FIKIH:
eş-Şerhu’l-cedîd ale’t-Tecrîd, 2.
Hâşiye ‘ale’t-Telvîh (
Sadrüşşerîa’nın fıkıh usulüne dair Ten-kihu’l-usûl’ü üzerine
Teftâzânî tarafın­
dan yapılan et-Telvîh
adlı şerhin hâşi­
yesidir). 

DİL-GRAMER: Şerhu’r-Risâleti’l-Vaziyye
(İstanbul 1259, 1267, 1272), Risâle il vazi’l-müfredât, el-‘Unkûdu’z-Zevâhir fî Nazmi’l-Cevâhir (Arapça sarf ilmi konusunda kaleme aldığı bir giriş ve üç bölümden
oluşan bir eseridir),
Şerhu’ş-Şâfiye
li’bni’l-Hâcib,
Fâ’ide
li-tahkîki lâmi’t-tarîf
(Harf-i tarifin bazı özellikleri), Risâle ene kultü (Teftâzânî’nin
Telhîsü’l-
Miftâh üzerine yazdığı ve el-Mutavvel diye tanınan şerh üzerine bir eserdir.), el-İfsâh, Risâle mâ Ene Kutlu,
Risâle fî’l-Hamd, Risâle fî ‘İlmi’l-Me‘ânî
(İlm-i
Me‘ânî konusunda küçük bir risâledir), Risâle fî Bahsi’l-MufredRisâle
fî’l-Fenni’s-Sânî min ‘İlmi’l-Beyân, Tefsîru’l-Bakara ve Âli ‘İmrân, Risâle
fî’l-İsti‘âre.

KAYNAKÇA: Abdülhak Adnan Adıvar / Tarih Boyunca İlim ve Din içinde (Osmanlı Türklerinde İlim, 1943, s. 47-49), A. Süheyl Ünver / Ali Kuşçî: Hayatı ve Eserleri (1948), İsmail Hakkı Uzunçarşılı / Osmanlı Devleti’nin İlmiye Teşkilâtı (1965, s. 7, 20, 31, 321), Müjgân Cunbur / Ali Kuşçu Bibliyografisi (1974), Muammer Dizer / Ali Kuşçu (1988), Cengiz Aydın / TDV İslâm Ansiklopedisi (c. 2, 1989, s. 408-410), TDOE – TDE Ansiklopedisi 1 (2002), Musa Yıldız / Bir Dilci Olarak Ali Kuşçu ve Risâle fî’l-İsti‘âre’si, (2002, s.10-14)İhsan Işık / Ünlü Bilim Adamları (Türkiye Ünlüleri Ansiklopedisi, C. 2, 2013) – Encyclopedia of Turkey’s Famous People (2013). 

 

 

biyografya

Etiketler, ,

Annie Jump Cannon Hayatı

Doğumu: 11 Aralık 1863, Dover, Delaware
Ölümü: 13 Nisan 1941 (77 yaşında)
Uyruğu: Amerikan
Çalışmaları: Stellar sınıflandırması
Ödülleri: Henry Draper Madalyası (1931)

Annie Jump Cannon en az 300 değişken yıldız keşfeden, Delaware doğumlu astronomdu. Bunlar zamanla parlaklıklarını veya büyüklüklerini değiştiren yıldızlardır. Bu keşifler, Cannon’u yıldız sınıflandırmasının gelişiminin hayati bir parçası haline getirdi. Ayrıca beş yeni yıldız ve bir çift yıldız keşfetti ve spektral tipi, parlaklığı ve dağılımı arasındaki ilişkiyi göstermek için dörtte bir milyondan fazla yıldız üzerinde analiz yaptı.

Ayrıca, değişken yıldızlara 100.000 referanslık bir bibliyografya hazırladı. 1896’da Harvard Gözlemevi’ne katıldı.

Annie Jump Cannon, Delaware’de doğdu. Wilmington Konferans Akademisi’ne katıldı ve ardından kadınlar için “yedi kız kardeş” kolejlerinden biri olan Wellesley Koleji’ne gitti. Oradayken, duyma yeteneğinin çoğunu kaybetmesine sebep olan kızıl hastalığına yakalandı. Yine de, Wellesley’den mezun oldu ve 1892 güneş tutulması için Avrupa’ya gitti.

Cannon döndüğünde, hem bir kadın olduğu için hem de kısmi sağırlığı nedeniyle zorluklar yaşadı. Sonunda, annesinin ölümünden sonra, Cannon, Wellesley’deki fizik öğretmenine onun için iş imkanı olup olmadığını sordu. Eski profesörü Sarah Whiting, asistanı olarak Cannon’u işe aldı. Cannon, lisansüstü dersleri denetlemeye başladı. Özellikle astronomi dersi konusunda hevesliydi.

Cannon, radyan enerjinin ve maddenin nasıl etkileşime girdiği ile ilgilenen bir bilim olan spektroskopiyi inceledi. Görünür ışığın, prizmanın içinden geçtiği zaman bileşen renklerine nasıl ayrılabileceğinin incelenmesiydi. Cannon aynı zamanda yeni ve büyüleyici bir sanat formu olan fotoğrafçılığı da üstlendi. Astronomi ve fizik alanında yüksek lisans dersleri aldı ve Harvard’ın ünlü gözlemevini kullanabilmesi için Radcliffe Koleji’ne girdi. Oradayken, gözlemevinin yönetmeni olan Edward C. Pickering’in dikkatini çekti. Bilgisinden etkilendi ve gözlemevi asistanı olarak işe aldı.

Pickering’in, Pickering’in kadınları ya da Pickering’in Harem’i olarak bilinen, kadın asistanlardan oluşan bir grubu vardı. Yıldızları haritalamak ve Draper Kataloğu olarak adlandırılan şeyi tamamlamak için bu kadınları işe almıştı. Bu kataloğun amacı gökyüzündeki her yıldızı +9’a kadar olan büyüklükte haritalamaktı.

Bu yıldızlar, o zamanlar zor olan spektrumları tarafından sınıflandırılacaktı. Pickering kadınları bu görev için seçti, çünkü erkeklerden daha verimli ve sabırlı olduklarını düşünüyordu ve kadınların daha az ücret karşılığında çalıştığını biliyordu.

Cannon, yıldızların sınıflandırılmasında bir anlaşmazlık ortaya çıktığında, yıldızları, sıcaklıklarına dayanan şimdiki ünlü OBAFGKM sınıflandırması yöntemini yarattı. Cannon, 40 yılı aşkın bir süredir yıldız sınıflandırmasında çalışmalarını sürdürdü ve Harvard’daki William C. Bond Astronomu ismini aldıktan sonra 1941’de öldü. Ayrıca Henry Draper Ödülü ile onurlandırılan tek kadındı.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , ,

Clyde Tombaugh Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Doğum: Şubat, 1906, Streator, Illinois
Ölüm: 17 Ocak 1997 (90 yaşında) Las Cruces, New Mexico, ABD’de.
Uyruk: Amerikan
Çalışmaları: Pluton’un keşfi

Pluton, sonraları bir cüce gezegen olarak adlandırılana kadar güneş sistemindeki dokuzuncu gezegeni olarak kabul ediliyordu. Tombaugh, 1930 yılında Lowell Gözlemevi’nde mikroskobu ile fotografik plakalar üzerinde çalışırken, küçük, kayalık, donmuş gezegeni keşfetti.

Streator, Illinois’de doğmuş, Tombaugh ve ailesi hala gençken Burdette, Kansas’a taşındı. Koleje gidemediği için ailesinin çiftliğinde, büyük ölçüde kendi kendini öğretti. Daha gençken, kendi teleskobunu yapmayı başardı ve Lowell ailesinin üyeleri tarafından yönetilmekte olan Flagstaff, Arizona’daki Lowell Gözlemevi’nde çalışmak üzere işe alındı. 1929’dan 1945’e kadar Gözlemevi’nde kaldı. Orada olduğu süre boyunca, Tombaugh Kansas Üniversitesi’ne katıldı. Yaz tatilinde rasathanede çalıştı.

Lowell Gözlemevi’nde, Tombaugh’a Pluton için aktif olarak arama işi verildi. Yıldızların fotoğraflarını çeken bir teleskop olan 13 inçlik bir astrograf kullandı. Mikroskobu, farklı görüntüleri birbirinden ayırt etmesine ve bunları karşılaştırmasına yardımcı oldu.

Yıldızlar hareketsiz kalırken hareketli bir cisim pozisyon değiştirir. 18 Şubat 1930’da Pluton’u bu şekilde keşfetmesine rağmen, Tombaugh bu arada birçok asteroit keşfetti. Keşfettiği ilk asteroite kızının adı Annette’i vardi. Ailesinin üyelerinin isimlerini asteroitlere vermekten hoşlanırdı.

Tombaugh’un yüzlerce asteroit keşfinin yanı sıra, zaman içinde parlaklıkta değişen, değişken yıldızları da keşfetti. Ayrıca yıldız ve galaksi kümelerini keşfetti. Ayrıca New Mexico’da UFO’ları gördüğünü iddia etti. Kendisini bilimsel nesnelliğine itmiş olmasına rağmen, UFO’ların dünya dışı bir kökene sahip olma olasılığını dışlamadı. Yakın yeryüzündeki uyduları araştıran bir projenin parçası haline geldi, ancak aramanın sonunda başarısız olduğunu iddia etti.

Keşfetse de, Tombaugh aslında Pluton gezegenini isimlendirmedi. Pluton adı Venetia Burney adlı 11 yaşındaki bir İngiliz kız tarafından önerildi. Pluton, yeraltı dünyasını yöneten Roma tanrısı’nın adıdır. İsim 1 Mayıs 1930’da resmi oldu.

Tombaugh, 17 Ocak 1997’de Las Cruces, New Mexico’da öldü. 90 yaşındaydı. Ama bu onun hikayesinin sonu değil. Yakıldı ve külleri bir kap içinde, 19 Ocak 2006’da başlatılan Yeni Ufuklar uzay aracında, Pluton’a doğru yola çıktı.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,

Fritz Zwicky Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Doğum: 14 Şubat 1898 Varna, Bulgaristan
Ölüm: 8 Şubat 1974 (75 yaşında) Pasadena, Kaliforniya, ABD’de
Uyruğu: Amerikan, İsviçre
Çalışmaları: Karanlık Madde, Süpernova, Galaksiler, Nötron yıldızları
Ödülleri: Başkanın Özgürlük Madalyası (1949), Kraliyet Astronomi Topluluğunun Altın Madalyası (1972)

Fritz Zwicky, hayatının çoğunda California Institute of Technology’de çalışan bir İsviçreli astronomdu. Teorik ve gözlemsel astronomide çok önemli katkıları ile bilinir.

Zwicky, 14 Şubat 1898’de Bulgaristan’da İsviçreli ebeveynlere dünyaya geldi. Üç çocuğun en büyüğüydü. Altı yaşında, Glarus, İsviçre’deki büyükbabalarıyla birlikte yaşamaya gönderildi. Oradayken ticaret okudu. Ama sonra, ilgisi matematik ve fiziğe kaymıştı. İsviçre Federal Teknoloji Enstitüsü’nde ileri eğitimini matematik ve deneysel fizik alanında aldı.

Zwicky, 1825’te Amerika Birleşik Devletleri’ne göç etti. Rockefeller Vakfı’ndan Uluslararası Bursu’nu aldıktan sonra, California Institute of Technology’de Robert Millikan ile çalıştı. Bu enstitüde, evrenin genel anlayışı üzerinde büyük etkisi olan bazı kozmolojik teorilerin konumlandırılmasından sorumluydu. 1924 yılında Astronomi Profesörü olarak atandı ve aynı zamanda Aerojet Engineering Corporation’ın danışmanı olarak çalıştı.

Zwicky, meslektaşı Walter Baade’nin yardımıyla, 1935’te kullanılan ilk Schmidt teleskopunun kullanılmasına öncülük etti. Bernard Schmidt’in cilaladığı teleskopun objektifini Almanya’dan kendisi getirdi.

1934’te Baade ile birlikte, “süpernova” terimini kullandı ve normal yıldızların nötron yıldızlarına ve kozmik ışınların kökenine dönüştüğü hipotezi ortaya attı. Zwicky daha sonra süpernova araştımalarına başladı ve toplam 120 tane keşfetmeyi başardı.

“Süpernova” sözcüğünü kazandırmanın yanı sıra Zwicky ve Baade, derin boşluktaki mesafeleri tahmin etmek için süpernova kullanımını önermişlerdir. Ayrıca Zwicky, galaksi kümelerinin yerçekimi lensleri gibi hareket edebileceğini varsaydı. Bu etki daha sonra 1979’da İkiz Quasar gözlemiyle doğrulandı.

Nötron yıldızları keşfedildikten sonra, Zwicky nükleer goblinlere yöneldi. Ona göre, goblinler belirli bir yıldızın içinde hareket edebilir ve daha sonra yıldızın yüzeyine doğru daha az yoğun bir bölgeye ulaştıklarında şiddetli bir şekilde patlayabilirdi. Ayrıca yapay meteorları üretti ve hatta evreni yeniden düzenleme olasılığını da düşündü.

1933 yılında Coma galaksi kümesini incelerken, Zwicky görünmeyen maddenin varlığını ortaya çıkarmak için viral teoremi kullanan ilk kişiydi. Bu “karanlık madde” olarak adlandırıldı. Küme içindeki gökadaların kütleçekimsel kütlesini hesapladıktan sonra, beklenen parlaklıktan 400 kat daha fazla bir değer elde etti. Maddenin çoğunun karanlık olması gerektiği sonucuna vardı.

1949 yılında, Fritz Zwicky, İkinci Dünya Savaşı sırasında roket güdümüyle ilgili çalışmaları nedeniyle Başkanlık Özgürlük Madalyası’na layık görüldü. Ayrıca, bir astronomun alabileceği en prestijli ödül olan 1972’de Royal Astronomical Society’nin Altın Madalyası’na layık görülmüştür.

Zwicky, 1974’te Kaliforniya’da 75 yaşında öldü.İsviçre’ye gömüldü.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,

Jean Sylvain Bailly Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Jean Sylvain Bailly (d. 15 Eylül 1736, Paris – ö. 12 Kasım 1793, Paris), Fransız astronom. Halley Kuyrukluyıldızı’nın yörüngesini hesaplamış (1759) ve Jüpiter’in o sırada bilinen dört uydusunu incelemiştir. Aynı zamanda bir devlet adamı olarak dönemindeki devrim olaylarında yer almıştır.
Jean Sylvain Bailly
Bailly, Halley Kuyrukluyıldızını inceledikten sonra, 1760’ta Jüpiter’in uydularını gözlemleyebileceği bir gözlemevi kurdu. 1763’te Fransız Bilimler Akademisi’ne seçildi. Başlıca yapıtları Essai sur la theorie des satellites de Jüpiter (1766; Jüpiter’in Uyduları Kuramı Üzerine Deneme) ve Memoires sur les inegalites de la lumiere des satellites de Jüpiter’ân (1771; Jüpiter’in Uydularının Işığındaki Eşitsizlikler Üzerine İncelemeler).

Bailly’nin çalışmaları Fransız Devrimi’yle kesintiye uğradı. Paris milletvekili olarak Etats Generaux’ya girdi ve 5 Mayıs 1789’da Tiers Ğtats’nın başkanı oldu. Ayrıca 20 Haziran’daki ünlü “Jeu de Paume” toplantısına önderlik etti. 15 Temmuz 1789’da Paris’in ilk belediye başkanı oldu. Ağustos 1790’da yeniden belediye başkanı seçildiyse de, ulusal muhafızlara ayaklanan bir kalabalığı dağıtma emri vererek 17 Temmuz 1791’deki Champ de Mars katliamına yol açtığından gözden düştü. 16 Kasım 1791’de emekli oldu ve Temmuz 1792’de Nantes’a yerleşti. Kamu görevlisi olarak yaşadığı olağanüstü olayları anlatmak amacıyla burada yazmaya başladığı Memoires d’un temoin de la Revolution’u (Bir Devrim Tanığının Anıları) tamamlayamadı. 1793 sonlarında Melun’e arkadaşı Pierre-Simon Laplace’ın yanına giden Bailly, burada tanınarak tutuklandı ve 10 Kasım’da Paris’te devrim mahkemesine çıkartıldıktan sonra giyotinde idam edildi.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

William Huggins Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

William HugginsWilliam Huggins; (d. 7 Şubat 1824, Stoke Nevvington, Londra – ö. 12 Mayıs 1910, Londra, İngiltere), spektroskop (tayf-ölçer) kullanan ilk astronomlardan İngiliz bilim adamı. Çalışmalarıyla gökcisimlerinin gözlemlenmesi alanında yeni bir çığır açmıştır.

1863’te, yıldızların Güneş’te ve Yer’de bulunan elementlerden oluştuğunu kanıtladı. 1866’da bir novayı incelerken parlak hidrojen çizgilerine rastladı ve bu salımın, sıcaklığı yıldızın yüzeyinden daha yüksek olan bir hidrojen gazı kabuğundan kaynaklandığı sonucunu çıkarttı. 1868’de kuyrukluyıldızların ışıldayan karbon gazı ışığı saldığını gösterdi ve aynı yıl, tayf çizgilerindeki Doppler kayması olgusundan yararlanarak yıldızların radyal hızlarını (yıldızların hareket hızlarının Yer’den bakış doğrultusundaki bileşeni) ölçmeye çalıştı. 24 Haziran 1881’de, ilk kez bir kuyrukluyıldızın tayfının fotoğrafını çekmeyi başardı; aynı başarıya ondan ayn çalışan Henry Draper da ulaştı. Huggins 1897’de “sir” unvanı aldı.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , , ,

Molla Lütfi Çalışmaları ve Bilime Katkıları

Tam adı Lütfullah b. Kutbeddin Hasan e-Tokâdî el-Hanefi’dir. Bir Osmanlı aydını olan Molla Lütfi; Sarı Lütfi, Mevlânâ Lütfi, Lütfullah Tokâdî olarak da bilinir. Doğum tarihi tam olarak bilinmese de 1440’lı yıllarda Tokat’ta dünyaya gelmiştir.

Sinan Paşa ve Ali Kuşçu gibi âlimlerden mantık, felsefe, kelâm, astronomi ve matematik gibi dersler almıştır. Fatih Sultan Mehmed’in vezirlerinden olan Sinan Paşa’nın tavsiyesiyle hazine kütüphanesinin müdürlüğüne atanmış; ancak bir süre sonra hocasıyla birlikte Sivrihisar’a gitmiştir. Sırasıyla Bursa Sultan Bayezid Han, Filibe Şihabüddin Paşa, Edirne Darülhadis ve İstanbul Semaniye Medreselerinde hocalık yapmıştır.

Oldukça ince bir zekaya ve espiri kabiliyetine sahip biri olarak tanınır. Matematik ve astronominin yanısıra iyi bir tıp bilgini olduğu, İbn Sinâ’nın Kanun adlı eserini çok iyi özümsediği bilinmektedir. Ayrıca şairdir.

Nüktedanlığıyla tanınan Molla Lütfi çevresindeki devlet erkânını ve bilginleri, hatta Fatih Sultan Mehmed’i bile latife yaparak eleştirdiğinden, bazı yüksek rütbeli memurlar tarafından sevilmeyen bir kimse olmuş; kendisini çekemeyen bu kimselerin dinsizlik suçlamalarıyla mahkemeye verilmiş ve sonunda idama mahkum edilmiştir.

• Molla Lütfi Osmanlı Devleti’nin yetiştirdiği önemli bilim adamlarındandır. Matematik, astronomi, mantık, felsefe ve kelâm alanlarında iyi bir eğitim almış; bu alanlarda yazdıklarıyla bilimin ilerlemesine katkıda bulunmuştur.

Molla Lütfi’nin çoğu Arapça olan ve 17. y.y.a kadar bilim çevrelerinin ve talebelerin elinden düşmeyen çok sayıda eseri vardır.

Mevzûâtü’l-Ulûm en önemli eseridir. Bu eserinde yüz kadar bilim dalını konularına göre ayrıntılı olarak tasnif etmiş; devlet yönetimi, ekonomi ve ahlak gibi bilimleri de dini bilimlerin içine dahil etmiştir.

Eserin başında şunu söylemektedir:

“Bu kitap küçük veya büyük hiçbir şeyi dışarıda bırakmamıştır. Ben Arabi, şer’i ilimlerin hepsinin konularını, ilkelerini, maksatlarını, hedeflerini ve tariflerini açıkladım. Bu kitap bütün bu ilimlerin bağlantı noktalarını öyle bir şekilde kaydetmiştir ki, bu konuda hiç kimse beni geçemedi.”

• Molla Lütfi iyi bir geometri alimidir. Geometri biliminin önemi ve gerekliliğini şu sözlerle tarif eder:”Geometri bilmeyen kadı (hakim) hükmünde yanılgıya düşer.”

Fotoğraflar Anadolu Üniversitesi Türk Dünyası Bilim, Kültür ve Sanat Merkezi’nde çekilmiş, bilgiler oradan derlenmiştir.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , ,

Gelenbevi İsmail Efendi Çalışmaları ve Bilime Katkıları

Daha çok matematik ve mantık alanlarındaki çalışmalarıyla tanınan Osmanlı âlimi İsmail Gelenbevi, 1730 yılında Manisa’nın Kırkağaç ilcesine bağlı Gelenbe kasabasında doğmuştur. Doğduğu yere nisbet edilerek Gelenbevi lakabıyla meşhur olan İsmail tanınmış ve kültürlü bir aileye mensuptur. Gelenbevi’nin dedesi Mahmud Efendi ile babası Mustafa Efendi’nin her ikisinin de Manisa çevresinde müderrislik ve müftülük yaptıkları bilinmektedir

Gelenbevi, ilk öğrenimine Gelenbe de başlamış ancak küçük yaşta babasını kaybettiğinden 13-14 yaşlarına kadar ciddi anlamda bir eğitim alamamıştır. Bir süre sonra da bilgisini arttırmak için İstanbul’a giderek Fatih Medresesi’ne girmistir. İstanbul’da zamanını büyük alimlerinden Yasincizade Osman’dan Arapça ve dini ilimler, ‘Ayaklı Kütüphane’ lakabıyla tanınan Muhammed Emin Efendi’den mantık, fizik ve matematik dersleri almıştır. Medrese eğitimini tamamladıktan sonra 1763 yılında müderrislik ünvanını almış ve sonra da Muhammed Emin Efendi’nin evinde ders ve müzakerelere katılmıştır.

Hayatta iken Gelenbevi’nin o devrin iki büyük aliminin şöhreti arasında sıkışıp kaldığı belirtilir. Kendisi de önemli bu bilim adamı olan Salih Zeki Bey’in ifadesine göre Gelenbevi’nin felsefe bilimlerindeki şöhretini Hocası Mehmet Emin Efendi, Matematik bilimindeki şöhretini ise Muğlalı Mehmet Efendi bastırmıştır. Buna karşın Gelenbevi ardında bıraktığı eserleriyle ölümünden sonra her iki bilgini de geride bırakmıştır.

• Gelenbevi İsmail Efendi, pek çok bilim dalının hemen hepsinde söz sahibi olan; 18. yy Osmanlı bilim anlayışım eserleriyle günümüze aktaran önemli bilim adamlarındandır.

Osmanlı Devleti’nin bütün kurumları ile gerilemeye başladığı bir dönemde yaşamış olmasına rağmen teoriyi pratik alana aktarabilmiş. bilimsel yeterliliğini Batı’ya kabul ettirmiş ve ununu devletin sınırları dışına tanıyabilmiş çok yönlü bir bilim adamıdır.

Gelenbevi eski usul ile matematik problemleri çözen son matematikçidir. Gelenbevi’nin matematikte üstün yetenek sahibi olduğu, dönemim anlatan kaynaklarda açıkça görülür.

• Gelenbevi, logaritmanın ülkemizdeki ilk büyük ustasıdır. Bu konuda yazdığı risale kendinden sonraki matematikçilerin yolunu aydınlatmıştır

• Matematik, astronomi, mantık, felsefe, kelim ve tasavvufla ilgili 35’in üzerinde eser yazmıştır.

Fotoğraflar Anadolu Üniversitesi Türk Dünyası Bilim, Kültür ve Sanat Merkezi’nde çekilmiş, bilgiler oradan derlenmiştir.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , ,

Jan Hendrik Oort Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Jan Hendrik Oort; (d 28 Nisan 1900, Franeker – ö. 12 Kasım 1992, Leiden, Hollanda), Samanyolu Gökadası’nın kendi düzlemi üzerinde ve merkezi çevresinde döndüğü varsayımını ortaya atan Hollandalı astronomdur. Bugün genel olarak kabul edilen bu varsayımın benzer bir biçimini İsveçli astronom Bertin Lindblad da ileri sürmüştür.

1924’te Leiden Gözlemevi’ne astronom olarak atanan Oort, 1945-70 arasında da bu gözlemevinin yöneticiliğinde bulundu. Bu dönemde özellikle gökada dinamiği ve yapısı üzerine araştırmalar yaptı. Lindblad’ın 1925’te gökada sisteminin dönmekte olduğu yolundaki kuramım ortaya atmasının ardından Oort, 1927’de bu kuram üzerinde bazı uyarlamalar yaparak varsayımı elde edilmiş son verilerle uyumlu duruma getirdi ve böylece kurama son biçimini kazandırdı.

Oort 1950’de, kuyrukluyıldızların Güneş’ in çevresinde bir ışık yılı kadar uzaklıkta dolanmakta olan büyük bir küçük parçacık bulutundan türediği görüşünü ortaya attı. 1956’da da, Hollandalı astronom Theodore Walraven ile birlikte, Yengeç Bulutsusu’ndan gelen kutuplanmış ışık ışınlan üzerinde geniş bir araştırmaya girişti. İki bilim adamı bu ışınların, güçlü magnetik alanlarda dairesel yollar üzerinde hareket etmekte olan elektronlarca oluşturulduğunu gösterdiler.

1953’te ABD Ulusal Bilim Akademisi’nin yabancı üyeliğine seçilen Oort, 1935-48 arasında Uluslararası Astronomi Birliği’nin genel sekreterliğini, 1958-61 arasında da başkanlığını yaptı.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,

Halton Arp Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Halton Christian Arp; (d. 21 Mart 1927, New York kenti – ö. 28 Aralık 2013, Münih, Almanya), ABD’li astronomi bilginidir. Kuvazarlardaki kırmızıya kayma olgusunu bu cisimlerin Yer’den çok uzakta olmalarıyla açıklayan kurama karşı çıkmıştır. 1949’da Harvard Üniversitesi’nde lisans çalışmasını, 1953’te de California Teknoloji Enstitüsü’nde doktora çalışmasını tamamlayan Arp, sonradan bir araştırma bursuyla Wilson Dağı ve Palomar gözlemevlerinde doktora sonrası çalışmalara başladı. 1955-57 arasında Indiana Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olarak çalıştıktan sonra yardımcı astronom olarak Wilson Dağı Gözlemevi’ne döndü; 1969’da da astronomluğa getirildi.

Arp, Atlas of Peculiar Galaxies (1966; Olağandışı Gökadalar Atlası) adlı çalışmasında yer verdiği gökadalardan bazılarının kuvazarlara yakın gibi göründüğünün farkına vardığında, kuvazarların Yer’den uzaklığı konusunda kuşkuya düştü. Kırmızıya kayma olgusunun küçük çapta olduğu gökadalar ile çok büyük çapta olduğu kuvazarların yalnızca birbirlerine yakın görünmekle kalmadıklarını, gerçekte gaz köprüleriyle de bağlı olduklarını fotoğraflarla kanıtlamaya çalıştı. Böyle bir köprünün varlığı, kuvazarların gökadalardan milyarlarca ışık yılı uzakta bulunmalarının olanaksızlığını kanıtlamaya yeterliydi. Arp, gökada çekirdeklerinin patlayarak çok büyük bir hızla kuvazarlar fırlatabileceğini ve kuvazarlarda gözlemlenen güçlü kırmızıya kayma olgusunun bu çok yüksek hızdan kaynaklanabileceğini öne sürmüştür.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , ,