Etiket: darbe

Kenan Evren Kimdir?

Ahmet Kenan Evren, 17  Temmuz 1917’de Manisa’nın Alaşehir ilçesinde dünyaya geldi. Balkan göçmeni Hayrullah Evren (d. 1877 – ö. 1957) ile Naciye Evren’in (d. 1885 – ö. 1983) dördüncü ve son çocuğu olarak dünyaya gelen Evren’in babası Hayrullah Evren, bugün Makedonya’da bulunan Üsküp’ün Preşova kasabasından İstanbul’daki amcasının yanına yerleşmiş, Düyun-u Umumiye (Genel Borçlar) teşkilatında aşar kontrol memuru olarak görev yapmıştı. Anne tarafı ise Bulgaristan’ın Ziştov kentinden göç ederek Soma’ya yerleşmişti.

27 YAŞINDA ÜSTTEĞMEN OLDU

İlkokulu doğum yeri Alaşehir’de, ortaokulu Manisa’da, liseyi İstanbul’da Maltepe Askeri Lisesi’nde okuyan Kenan Evren, 1938’de Kara Harp Okulu’nu bitirerek topçu asteğmen, Şubat 1939’da teğmen oldu. 1940’ta Topçu Okulu’nu bitirdikten sonra çeşitli birliklerde görev yaptı. Ağustos 1942’de üsteğmenliğe yükseldi. 1943’te Sekine Evren (d. 1922 – ö. 1982) ile hayatını birleştiren Evren’in bu evlilikten 3 çocuğu oldu.

KARA HARP AKADEMİSİ’NDE HOCA

1946 yılına kadar çeşitli topçu birliklerinde Batarya Takım Komutanı ve Batarya Komutanı olarak görev yapan Evren, 1946 yılında girdiği Kara Harp Akademisi’ni 1949 yılında kurmay yüzbaşı olarak bitirdi. Daha sonra Genelkurmay Eğitim Şubesi kısım amirliği, 1. Ordu Harekat Dairesi Başkan Yardımcılığı yaptı ve Kara Harp Akademisi’nde öğretmenlik yaptı.

GENELKURMAY İKİNCİ BAŞKANI

1958-1959 yıllarında, Kore Savaşı’nın ardından Güney Kore’de kalan Türk tugayında harekat ve eğitim şube müdürü ve kurmay başkanı olarak görev yapan Evren, Türkiye’ye döndükten sonra 1959-1961 arasında Ordu Donatım Okulu Kurmay Başkanlığı ve 2. Ordu Harekat Eğitim Başkanlığı görevlerini üstlendi. 227. Piyade Alayı komutanlığı, 9. Kolordu Kurmay Başkanlığı, Kara Kuvvetleri Okullar Dairesi Başkanlığı yapan Evren, 1964’te tuğgeneral, 1967’de tümgeneral oldu. Sonrasında 58. Er Eğitim Tümeni komutanlığı ve 2. Ordu Kurmay başkanlığı görevlerine atanan Evren, 1970’te Korgeneralliğe yükseldi. 2. Kolordu Komutanlığı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Denetleme Kurulu Başkanlığı görevlerinde bulundu. 1974’te orgeneral olarak Genelkurmay İkinci Başkanlığı’na getirildi. 1976 ile 1977 yıllarında Ege Ordusu komutanlığı görevinde bulundu.

GENELKURMAY BAŞKANI

Kara Kuvvetleri Komutanı Namık Kemal Ersun’un 1 Haziran 1977’de, Kanlı 1 Mayıs’tan (1 Mayıs 1977) sonra darbe girişiminde bulunacağı iddiasıyla dönemin başbakanı Süleyman Demirel tarafından 200 asker ile birlikte resen emekliye sevkedilmesiyle, Kenan Evren’e Genelkurmay Başkanlığı yolu açıldı. Gelecekteki Genelkurmay Başkanı olmasına kesin gözüyle bakılan Ersun’un emekliye ayrılması, Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki dengelerin ve kıdem geleneğinin bir anda alt üst olmasına neden oldu. Bu karışık dönem nedeniyle Genelkurmay Başkanı Semih Sancar’ın görev süresi bir yıl uzatıldı. Bu arada Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na yani bir yıl sonra Genelkurmay Başkanı olacak isim konusunda bir anlaşmazlık çıktı; Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk 1. Ordu Komutanı Adnan Ersöz’ü isterken, Başbakan Demirel, 3. Ordu Komutanı Ali Fethi Esener’in Kara Kuvvetleri’nin yeni komutanı olmasını istedi. Ancak ne Demirel ne de Korutürk geri adım atmayınca her iki komutan da görev süreleri bittiğinden 30 Ağustos 1977’de emekliye ayrıldı. Böylece en kıdemli olan Orgeneral Kenan Evren, beklenmedik biçimde 5 Eylül 1977 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanı oldu. 1977-78 yıllarında Kara Kuvvetleri Komutanlığı yapan Evren, 6 Mart 1978’de Genelkurmay Başkanlığı’na atandı.

ADRESİ MEÇHUL MEKTUP

27 Aralık 1979’da kuvvet komutanlarıyla Kenan Evren’in birlikte imzalayarak cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’e gönderdiği ve “adresi meçhul mektup” olarak tarihe geçen uyarı mektubunda iki büyük siyasal partinin ülkenin sorunlarının çözülmesinde uzlaşmaya varmalarını, ülkeyi birlikte yönetmelerini öneriyordu. Dönemin cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, askerlerin talebi doğrultusunda mektubu 2 Ocak 1980 tarihinde hükümet ve siyasi partilere gönderdi. 30 Ağustos 1980’de, Zafer Bayramı dolayısıyla radyo ve televizyonda yayımlanan konuşmasında alınmasını gerekli gördüğü önlemleri dile getirdi.

12 EYLÜL 1980 DARBESİ

12 Eylül 1980 tarihinde yapılan askeri darbe ile ülke yönetimine el konulması ve Türkiye’deki bütün özgürlüklerin askıya alınmasından sonra yasama ve yürütme yetkilerini kullanmak üzere Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren’in liderliğinde, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Sedat Celasun’dan oluşan Milli Güvenlik Konseyi (MGK) kuruldu.

DEVLET BAŞKANI OLDU

Evren bu dönemde, MGK ve Genelkurmay başkanlığının yanı sıra devlet başkanlığını da üstlendi. MGK Başkanı imzasıyla yayımladığı bildiride, Türkiye’nin iç ve dış düşmanlarının tahriki içinde olduğunu, devletin başlıca organlarının işlemez duruma getirildiğini, siyasal partilerin kısır çekişmeler içinde bulunduğunu, ülkenin savaş eşiğine getirildiğini belirtiyordu. TBMM ve hükümeti feshetti, bütün ülkede sıkıyönetim ilan etti. 20 Eylül’de Deniz Kuvvetleri eski komutanı emekli oramiral Bülent Ulusu’ya hükümeti kurma görevi verdi. Devlet Başkanı olarak yurt gezilerine çıkarak 12 Eylül Darbesi’nin amaçlarını halka anlatan Evren, 12 Eylül Darbesi’nin birinci yıl dönümünde Danışma Meclisi’nin toplanacağını açıkladı. Üyeleri MGK tarafından seçilen Danışma Meclisi’nce hazırlanan ve MGK’ca denetlenen anayasanın kabul edilmesi için yoğun bir propaganda kampanyası yürüten Evren’in hazırladığı 1982 Anayasası’nı, 7 Kasım 1982 tarihinde yapılan referandumda yüzde 91.37’lik ‘evet’ oyuyla kabul edildi. Evren, yeni anayasanın 1. geçici maddesi uyarınca, yedi yıllık bir süre için, Türkiye’nin 7. Cumhurbaşkanı sıfatını kazanan Kenan Evren, MGK ve Genelkurmay Başkanlığı’nı da sürdürdü.

DARBENİN DIŞ MİHRAKLARLA BAĞLANTISI

Darbenin yapılmasının ardından CIA Ankara Bürosu Şefi Paul Henze, Washington’daki Beyaz Saray’dan bir telefon aldı ve “Paul, senin çocuklar başardı” dedi. Kenan Evren’in bu dönemde NATO içerisinde gizli bir örgütlenme olan stay-behind kontrgerilla ordusunun başında bulunduğu iddia edilmektedir.

DEMOKRASİDEN UZAKLAŞIYOR DİYE ELEŞTİRİLDİ

12 Eylül Darbesi’yle başlayan dönemde demokrasiden uzaklaşılması Avrupa ülkelerinde tepkiyle karşılandı. Buna karşın Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile ilişkilerde yakınlaşma oldu. Yunanistan’ın NATO’nun askeri kanadına dönmesi için kolaylık gösterildi. Özellikle Orta Doğu ülkeleriyle yakınlaşma başladı.

TURGUT ÖZAL’I ELEŞTİRDİ

1 Temmuz 1983’te Genelkurmay Başkanlığı görevini Kara Kuvvetleri Komutanı Nurettin Ersin’e devrederek askerlikten emekliye ayrılan Evren, 4 Kasım 1983’te seçimlere iki gün kala TRT’de üstü kapalı bir biçimde Anavatan Partisi (ANAP) lideri Turgut Özal’ı eleştiren bir konuşma yaptı. Ancak Evren, bazı çevrelerce bu hareketiyle askeri yönetimin güdümünde gösterilen ve giderek zayıflayan Milliyetçi Demokrasi Partisi’nin (MDP) oylarını artırmaktan çok askeri yönetime duyulan tepkiyle Turgut Özal’ın oylarını artırmayı hedeflemişti.

CUMHURBAŞKANI OLARAK DÜNYAYI DOLAŞTI

Kenan Evren’in kurduğu Milli Güvenlik Konseyi’nin varlığı, 6 Kasım 1983’deki genel seçimlerin ardından, TBMM Başkanlık Divanı’nın oluştuğu 7 Aralık 1983’te sona erdi. Kenan Evren, devlet başkanlığı ve cumhurbaşkanlığı sırasında yurt içinde ve dışında birçok gezintiye çıktı. Evren ile Pakistan devlet başkanı Ziya ül Hak arasında karşılıklı ziyaretlerle pekiştirilen büyük bir dostluk kuruldu. Eylül 1982’de bir Uzakdoğu gezisine çıkan Evren, Bangladeş, Pakistan, Güney Kore, Çin ve Endonezya’yı ziyaret etti. Bu ülkelerle Türkiye arasındaki ilişkilerin gelişmesinde önemli bir adım atılmış oldu.

İSLAM ZİRVE KONFERANSINA KATILDI

Ocak 1984’te toplanan IV. İslam Zirve Konferansı’na Türkiye ilk kez cumhurbaşkanı düzeyinde katıldı. Evren, Konferans Başkan Yardımcısı seçildi. İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Ekonomik ve Ticari İşbirliği Komitesi Başkanı olarak, İslam ülkeleri arasında ekonomik bağların güçlendirilmesini, alınan kararların bir an önce uygulanmaya konmasını istedi (15 Kasım 1984). V. İslam Zirve Konferansı’na katılan Evren, konferansın sonuç bildirisinde, Kıbrıs Türkleri ve Bulgaristan’daki Türk azınlığın durumu gibi konulara yer verilmesinde etkin rol oynadı (30 Ocak 1987) .

KOLTUĞUNU ÖZAL’A DEVRETTİ

1983 Seçimlerinde iktidara gelen ANAP’ın Lideri Turgut Özal ile genelde uyum içinde çalıştı. 9 Kasım 1989’da Cumhurbaşkanlığı görevi sona eren Evren, yerini Turgut Özal’a bıraktı.

ATATÜRK ULUSLARARASI BARIŞ ÖDÜLÜNÜ ALDI

1990’da Atatürk Uluslararası Barış Ödülü’ne layık görüldü. Kasım 1990-Eylül 1991 arasında, Kenan Evren’in Anıları adıyla 6 ciltten oluşan otobiyografisi yayımlandı.

MUŞ’TAKİ CÜMLELERİ

Kenan Evren, 3 Kasım 1984’te Muş’a yaptığı gezide, 16 yaşındaki Erdal Eren’in idam edilmesi hakkındaki “Şimdi ben; bunu yakaladıktan sonra mahkemeye vereceğim ve ondan sonra da idam etmeyeceğim, ömür boyu ona bakacağım!.. Bu vatan için kanını akıtan, bu Mehmetçiklere silah çeken o haini ben senelerce besleyeceğim. Buna siz razı olur musunuz?” cümleleriyle yaşama hakkının kutsallığını ve evrensel insan hakları bildirgesindeki en temel hakkı ihlal etme gerekçesini açıkladı.

YARGILANMA SÜRECİ

2000 yılında Adana Savcısı Sacit Kayasu, Kenan Evren hakkında iddianame hazırladı. Fakat, Kayasu’nun iddianamesi kabul edilmedi. Kayasu ilk olarak, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından kınama cezası aldı. Daha sonra Yargıtay tarafından “görevi kötüye kullanmak” ve “askeri kuvvetleri tahkir ve tezyif” suçundan mahkum edilen Kayasu’yu Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu meslekten ihraç etti. Avukatlık yapma hakkı dahi elinden alınan Kayasu, ihraç kararı üzerine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde dava açtı. 2008’de sona eren davada “ifade özgürlüğünü kısıtladığı” için Türkiye 41 bin avro tazminata mahkum edildi.

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ İLE YARGILANMA YOLU AÇILDI

12 Eylül 2010 tarihinde yapılan referandumda Anayasa değişikliklerinin kabul edilmesiyle 12 Eylül Darbesi’nin sorumlularının yargılanmasını engelleyen Anayasa’nın “geçici 15. madde”si yürürlükten kaldırıldı.

HAKKINDA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNULDU

13 Eylül 2010 tarihinde Eşitlik ve Demokrasi Partisi (EDP) İzmir İl Yönetimi Kenan Evren hakkında “darbe yapmak, anayasa değiştirmek, hükümeti yıkmak, sistemli bir şekilde planlayarak ve tasarlayarak adam öldürmek, kasten yaralamak, işkence yapmak, eziyet etmek, hürriyetten yoksun bırakmak ve cinsel saldırıda bulunmak” gibi suçlardan suç duyurusunda bulundu.

YÜZLERCE KİŞİ MAHKEMEYE BAŞVURDU

Bunun yanı sıra Ankara, İstanbul ve Bursa gibi Türkiye’nin değişik illerinde de 2010 Anayasa değişikliği referandumundan “evet” çıkmasının ardından Anayasa’nın “geçici 15. maddesi”nin yürürlükten kaldırılması ve 12 Eylül 1980 darbesini yapanlara yargı yolunun açılması üzerine savcılıklara suç duyurusuna başlandı.

AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET İSTENDİ

Suç duyurularının ardından 8 Nisan 2011’de Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldı. Soruşturma kapsamında Kenan Evren ve hayatta kalan tek MGK Üyesi olan Tahsin Şahinkaya’nın ifadesi alındı. Ocak 2012’de tamamlanan soruşturma sonucunda hazırlanan iddianamede, dönemin Genelkurmay Başkanı, 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren ile dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Emekli Orgeneral Tahsin Şahinkaya “şüpheli” olarak yer aldı. İddianamede, Evren ve Şahinkaya’nın, 765 sayılı TCK’nın “Devlet Kuvvetleri Aleyhinde Cürümler”e ilişkin 146. maddesi ile 80. maddesi uyarınca “ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına” çarptırılmaları istendi.

İddianame, 10 Ocak 2012’de Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nin tarafından kabul edildi ve 4 Nisan 2012’de 12 Eylül 1980 tarihinde gerçekleştirilen askeri darbenin sorumlularının yargılanmalarına başlandı.

HASTA YATAĞINDA DAVASINA DAHİL OLDU

22 Ağustos 2012’de Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından 12 Eylül Davası’nın görüldüğü Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilen raporda, sanık Kenan Evren’in duruşmaya katılmasının “tıbbi açıdan uygun olmadığı” bildirildi. Bunun üzerine Mahkeme, davanın sanıkları Evren ve Şahinkaya’nın savunmalarının, sesli ve görüntülü iletişim teknolojisiyle alınmasına karar verirken, sanıkların mal varlıklarına tedbir konulması yönündeki talebi reddetti. Evren tedavi gördüğü Ankara GATA’daki odasında kurulan kamera ve ses sistemi ile mahkemeye katıldı.

RÜTBELERİNİN SÖKÜLMESİ İSTENDİ

13 Şubat 2013’te, Kenan Evren ile Tahsin Şahinkaya haklarında açılan 12 Eylül dönemine ilişkin dava nedeniyle haklarının ihlal edildiği ileri sürerek Anayasa Mahkemesi’ne başvurdular. 25 Ekim 2013’te Cumhuriyet Savcısı Selçuk Kocaman, 12. Ağır Ceza Mahkemesi’ne verdiği 18 sayfalık esas hakkındaki görüşte, Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya’nın, TCK’nın “devlet kuvvetleri aleyhine cürümler” başlıklı 146. maddesi uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmasını ve rütbelerinin sökülmesini istedi.

Dava Mart 2014’te, Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kapatılmasının ardından Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesi’ne devredildi. 18 Haziran 2014 tarihinde, Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 12 Eylül 1980’de dönemin başbakanı Süleyman Demirel’e muhtıra vermek, “T.C. Anayasasını ve Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya ve görevini yapmasını engellemeye teşebbüs” suçundan müebbet hapis cezasına ve orgenerallik rütbesi erliğe düşürülmesine karar verildi. Kesinleşmeleri için Yargıtay’da onanmalarıyla gereken kararların, 24 Kasım 2014 itibarıyla 6 aydır temyiz incelemesi için Yargıtay’a gönderilmeyerek, yerel mahkemede bekletildiği ortaya çıktı.

KALÇA KIRIĞI NEDENİYLE HASTANEDE

9 Mayıs 2015 tarihinde beyin ölümünün gerçekleşmesiyle Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde (GATA) 98 yaşında hayatını kaybeden Evren, ölümünden bir hafta önce kalçasında oluşan kırıktan dolayı hastaneye kaldırılarak ameliyata alındı. Ameliyattan sonra ilerleyen saatlerde durumu ağırlaşmıştı.

Kaynak:Enson haber Biyografi

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Hacı Hamit Fendoğlu Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında

Halktan, milletten, ama en önemlisi doğruluktan yana olduğu için kendisine halk tarafından Hamido lakabı verilen, haksızlık karşısında demir gibi sert duran, memleket sevdalısı adam, Hamit Fendoğlu.

Çocukluğundan beri içinde taşıdığı Malatya sevgisiyle büyüyen Hamido’nun bu bölgeyi geliştirmek ve değiştirmek hayattaki tek amacıydı. Bunun yolunun da siyasetten geçtiğini biliyordu, ancak ödeyeceği bedeller çok ağır olacaktı.

Çünkü darbenin yollarına döşenen taşlar elbet onun da ayağına takılacaktı ve düşecekti Hamido…

Hamit’in çocukluk ve okul yılları

Hamit, 1919’da Malatya’ya bağlı Bulgurlu köyünde dünyaya geldi. Varlıklı bir ailenin çocuğu olarak doğmuştu.

Hamit eğitimini lise mezuniyetine kadar sürdürdü. Bundan sonra sağ görüşle siyasete atılacaktı.

Nüfusun yarısından fazlasının Kürt olduğu bu bölge onun coğrafyası, onun sevdasıydı. Kavgacı ruhuyla siyasete artık girişini yapacaktı.


Hamido siyasete atıldı

1950’de Adnan Menderes’in Demokrat Partisi ile Hamido siyasete ilk adımını attı. Ancak siyaset sürüncemeli bir süreçti ve hiçbir şey kolay olmadı.

Gösterilere katıldığı ve Demokrat Parti’yi desteklediği için hakkında davalar açıldı. Mahkeme salonunda ise savcıya karşı Celal Bayar ve Adnan Menderes’i savunduğu için de madde değişikliği yapılarak, Hamido idamla yargılandı.

1960 darbesi zamanlarını yaşadı. Bu darbeyle Demokrat Parti, askeri yönetimle düşürülmüştü. Hamido, Adnan Menderes ile Yassıada’da yargılandı. 3 yıl 6 ay ceza aldı. Kayseri ve Adana cezaevlerinde kaldı.

1965’te 13. dönemde Adalet Partisi listesinden Malatya Milletvekili seçildi ve 1969’a kadar TBMM’deki görevini sürdürdü. Ancak Hamido, meclis içi kavgalarında ön saflarda yerini alıyordu. Bu yönünü bir türlü törpüleyemedi ve sonunda Adalet Partisi’nden ihraç edildi.

Ama siyasetten de, kavgasından da, sevdasından da vazgeçemezdi. 1970’te Ferruh Bozbeyli’nin kurduğu Demokratik Partiye geçti. 1973’te Milletvekili Genel Seçimleri’nde bu partiden adaylığını koydu, ancak seçilemedi.

Hamido tutuklandı

15 Şubat 1975’te Malatya’da meydana gelen saldırıda tabii ki Hamido da vardı. Tutuklandı ve yargılanmak üzere Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne çıkarıldı. Sivas’ın Gürün ilçesinde cezasını çekti ve siyasete geri döndü.


Malatya Bağımsız Belediye Başkanı Adayı, Hamit Fendoğlu

Hamido, gençliğini, yıllarını, hatta ölüm şeklini dahi siyasete ve memleketine adamıştı. Onun gözünde Malatya eşsizdi. Bu nedenle her zaman daha iyi olmalıydı ve mümkünse bu Hamido’nun sayesinde olmalıydı.

1977 yerel seçimlerinde Malatya Belediye Başkanlığı’na adaylığını koymaya karar verdi. Hedefi Malatya’nın değişimiydi. Çünkü Malatya’da Cumhuriyet kurulduğundan beri CHP dışında bir partiden hiç Belediye Başkanı seçilmemişti. Bu tek parti devrini bitirmek istiyordu.

Onun Malatya sevgisi karşılıklıydı. Şehrin yeni bir vizyona ihtiyacı olduğu düşüncesini ve çözüm yollarını yakınlarıyla da paylaştı. Şehrinin sevgisine ve göreceği desteğe güveniyordu.

Hamido, artık birçok ve hatta tek sebepten Belediye Başkanı olması gerektiğini biliyordu. Ama bir partiden aday olmanın işini zorlaştıracağını düşünüyordu. Bu sebeple kollarını sıvadı ve ziyaretlere başladı.

İlk olarak Adalet Partisi Lideri Süleyman Demirel ile konuştu ve istifasının kabulünü arz etti. Buradan sonraki durağı Necmettin Erbakan ve Alparslan Türkeş oldu.

Artık kararını vermişti. Malatya Belediye Başkanlığı için bağımsız aday olacaktı.

Malatya Belediye Başkanı, Hamit Fendoğlu

Hamido haklı çıktı. 1977 seçim döneminde açık ara farkla Malatya Belediye Başkanı oldu. Seçimden sonra Adalet Partisi bünyesine tekrar geçti. Ancak bu sadece 4 aylık bir serüven olacaktı.


Bir hediye paketi katliamı hikayesi

Bu, baktığında kırmızı rafyasına aldandığın, heyecanlandığın, umut ve özlem duygularında boğulduğun bir paketin hikayesi ki, sonunda rafyadan daha ağır bir kırmızı tonuna sürükler seni. Sonunun en başından belli olduğu zamanlara beş kala biten bir hayatın, biten hayatların hikayesidir..

Çünkü 80 darbesi yolunda her metrekareye düşen bir çirkef parçasının, üzerlerine sıçratacaklarını bile bile yaşayan insanların yurduydu burası. Sesini çıkarırsan büyüsü bozulurdu tüm çığlıkların.

Tarih 17 Nisan 1978’i gösteriyordu. Hamido daha 4 aydır Belediye Başkanı’ydı. Ankara ziyaretinden döndüğünde, sadece kargoda 2 hafta beklemiş, bir paket uzattı yardımcısı.

Kim göndermiş diye paketin üzerine bakıp ‘’Kasım Önal’’ adını okuduğunda yüzü aydınlandı. O sert mizacının üzerindeki gölge bir anda dağıldı. Çünkü Kasım, Hamido’nun Yassıada’dan koğuş arkadaşıydı. Çok severdi onu, güvenirdi de. İşte bu yüzdendir ki, Kasım Amcaları’nın torunlarına çikolata göndermiş olacağından başka bir seçenek düşünmedi.

Hamido Belediye’den gülümseyerek ayrıldı ve evin yolunu tuttu. Onu kapıda iki torunu ve gelini karşıladı. Hediye paketini fark eden çocukları kendisinden önce varmışlardı sedire.

Oturdu. Torunlarını iki yanına aldı ve Kasım’la ortak kaderlerini ve kederlerini aklından geçirerek yavaşça paketin rafyasını çözdü. Kırmızı rafya bukle bukle çözülüp yere düştü. Paketin içinde şık bir kutu ve bir anahtar vardı.

Hamido, anahtarı deliğine soktu ve çevirdi. O anda duyulan sesten sonra her paçanın görüntüsü, boşlukta dağılan bir dumandan farksızdı. Artık odadaki tek kızıllık hediye paketinin üzerindeki rafyaya ait değildi. Suda dağılan bütün kırmızı dumanlar adına bu yaşanan olay toplumu bambaşka yerlere taşıyacaktı.

Hamido, gelini, iki torunu, kalbinde taşıdığı umutları, belki odanın köşesinde duran vitrin, içinde duran bardaklar… Ne varsa, evrendeki boşluk içinde uzun bir yolculuktaydı şimdi.


Hamido öldü

Hamido, getireceği tüm yeniliklerle, projeleriyle, kafasının içinde gün yüzüne çıkmayı başaramamış düşleriyle ölmüştü. Bu aslında bir cinayet, dört bedenin ölümünden fazlasıyla da bir katliamdı.

Ertesi gün daha cenazeler kaldırılmadan ortalık karışmıştı. Malatya 18 Nisan sabahı karanlık bir güne uyandı. O gün toprağa verilecek dört bedenden daha çok, çıkan olaylar gündemdeydi. Belli ki, birileri sapanını doğru hedefe yöneltmiş, tek bir taşla istediği kaos ortamını yaratmıştı.

Hamido, gelini ve torunları bu yaşananların gölgesinde gömüldü. Hamido’nun üzerine serptikleri toprakta zerre olup savrulan düşünceleri, umutları, iyi niyetleri vardı, kimse göremedi. Çünkü ülke yeni bir sürece hazırlanıyordu artık.

20 Nisan 1978, Malatya

Malatya için uyanılması en zor sabahlardan biri, 19 Nisan sabahıydı. İkiye bölünmek istenen bir şehrin fonunda susmak bilmeyen silah sesleri vardı. 20 Nisan’da çıkan olayları manşetten veriyorlardı yine, çıkan olaylarda tam 8 can hayatını kaybetmişti.

Malatya 80 darbesine giden yolda en acı tecrübelerini erken yaşamış bir şehirdi. Birilerinin Anadolu’nun kalbine gönderdiği bir paketle başlattığı olaylar, o yıl bu uğurdaki ilk faili meçhul cinayete sebep olmuştu.


Bu ihaneti kim etti

İşte bu soru hiç sorulmadı. Yapılan soruşturmalar sonuçsuz kaldı. Resmi işlemler sürdü. Ancak o paketi gönderenin kim olduğu, bugün bile hala bulunamadı.

Mesele belliydi. Mesele, memleket meselesiydi. Bunlar darbenin yolunu açan, küf kokan hareketlerdi. Malatya’da başlayan bu gerilim, aynı yıl Kahramanmaraş’a, oradan da Çorum’a hat çekmişti. Artık belli ki, o kabloların üzerine tek bir kuşun dahi konması istenmiyordu…

Bu ülke 2 yıl sonra, 12 Eylül 1980 sabahı bir darbe ile uyanacaktı.

Renkli bir hediye paketinden ülkeye saçılan parçalar aslında bu coğrafyanın hikayesiydi. Çünkü biliyorduk ki, coğrafya kaderdi.

Damla Karakuş

[email protected]

Not: Biyografisini okumak istediğiniz kişileri lütfen bizimle paylaşın.

Kaynak:Enson haber Biyografi

Etiketler, , , , , , , , , , , , , , , ,

Orgeneral Yaşar Güler Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzalı kararlara göre, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ın Milli Savunma Bakanlığına getirilmesiyle boşalan Genelkurmay Başkanlığına, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Güler’in ataması yapıldı.

ARDAHAN’DA DOĞDU

Orgeneral Yaşar GÜLER, 1954 yılında Ardahan’da doğmuştur. Teğmen rütbesiyle 1974 yılında Kara Harp Okulundan, 1975 yılında Muhabere Okulundan mezun olmuştur.

1975-1984 yıllarında çeşitli birliklerde Muhabere Takım ve Bölük Komutanlığı görevlerinde bulunan Org.GÜLER; 1986 yılında Kara Harp Akademisinden, 1988 yılında Silahlı Kuvvetler Akademisinden mezun olmuştur.

Kurmay subay olarak; 1986-1988 yılları arasında Yurt İçi Bölge Komutanlığında Harekât Başkanlığı, 1988-1991 yıllarında Kara Kuvvetleri Denetleme ve Değerlendirme Başkanlığında Plan Subaylığı, 1991-1992 yılları arasında 12’nci Piyade Tümen Harekât ve Eğitim Şube Müdürlüğü, 1992-1994 yılları arasında Silopi’de İç Güvenlik Tabur Komutanlığı, 1994-1995 yılları arasında Bosna-Hersek Türk Tugay Komutan Yardımcılığı, 1995-1997 yılları arasında Başbakanlık Askerî Başdanışmanlığı Proje Subaylığı, 1997-1999 yılları arasında Napoli/İtalya’da konuşlu NATO Güney Bölge Komutanlığı Muhabere Başkan Yardımcılığı, 1999-2000 yılları arasında Barış İçin Ortaklık Eğitim Merkez Komutanlığı, 2000-2001 yılları arasında Gnkur. Tatbikatlar Şube Müdürlüğü görevlerini yürütmüş, 2001 yılında Tuğgeneralliğe terfi etmiştir.

BAŞARILARLA DOLU KARİYER

Tuğgeneral rütbesiyle; 2001-2003 yılları arasında 10’uncu Piyade Tugay Komutanlığı, 2003-2005 yılları arasında Gnkur. MEBS Plan Koordinasyon Daire Başkanlığı görevlerini yürütmüş, 2005 tarihinde Tümgeneralliğe terfi etmiştir.

Tümgeneral rütbesiyle; 2005-2007 yılları arasında MEBS Okulu ve Eğitim Merkez Komutanlığı, 2007-2009 yılları arasında Gnkur. Eğitim Daire Başkanlığı görevlerinde bulunmuş ve 2009 yılında Korgeneralliğe terfi etmiştir.

2013’TE GENELKURMAY 2. BAŞKANLIĞINA ATANDI

Korgeneral rütbesiyle; 2009-2010 yılları arasında Harita Genel Komutanlığı, 2010-2011 yılları arasında 4’üncü Kolordu Komutanlığı, 2011-2013 yılları arasında Gnkur. İstihbarat Başkanlığı görevlerinde bulunmuş ve 2013 Yüksek Askerî Şura Kararları ile Orgeneralliğe terfi ederek 2013-2016 yılları arasında Genelkurmay II nci Başkanlığı, 2016-2017 yılları arasında Jandarma Genel Komutanlığı görevlerini yürütmüş, 02 Ağustos 2017 Yüksek Askerî Şura Kararları ile Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevine atanmıştır.

Bayan Demet GÜLER ile evli olan Orgeneral Yaşar GÜLER bir çocuk ve iki torun sahibidir. İngilizce bilmektedir.

15 Temmuz darbe girişiminin ardından Jandarma Genel Komutanlığına atandı.

15 TEMMUZ SÜRECİNDE YAŞAR GÜLER

FETÖ tarafından gerçekleştirilen 15 Temmuz darbe girişimi sırasında rehin alınıp Akıncı 4. Ana Jet Üs Komutanlığına götürülen Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar ve kuvvet komutanları ile darbecilerin hedefi oldu.

Genelkurmay Başkanlığı’nın 2 numaralı ismi Yaşar Güler, kendi emir subayı Mehmet Akkurt tarafından makam odasında derdest edildi.

EMİR SUBAYI İHANET ETTİ

Karargahta bulunan Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler, makam odasının kapısının çalınmasının ardından “yere yat, yere yat” sesleri yükseldiğini söylerken, “Ben bunlardan bir tanesini tutarak diğer tarafa fırlattım ve yere düştü. Bunun üzerine daha büyük bir öfkeyle üzerime çullandılar ve yüzükoyun yere yatırdılar. İçlerinden bir tanesi kafama ayağı ile bastırdı. Derhal ellerimi arkadan bağladılar. O vaziyette dururken sivil kıyafetli biri sırıtarak omuzuma vurdu. ‘Komutanım merak etmeyin bu bir tatbikat’ gibi alaycı ifadelerle konuşunca baktım ve benim emir subayım Mehmet Akkurt olduğunu gördüm.” dedi.

Kafasına yüzünü kapatacak şekilde bere geçirilen Güler, sürüklenerek önce koridora oradan da 3 kat aşağıya indirilerek Deniz Kuvvetleri Komutanlığına götürülmek istendi ancak diğer askerler buna direndi. Vatansever Askerler kapıyı açtırmayınca hain emir eri Mehmet Akkurt araçtan indi. Oradakilere ‘Kapıyı aç yoksa ateş edeceğim’ diye bağırdı ve ardından ateş etti. Karşı taraftan mukabil ateşle karşılık verildi. Güler’in bulunduğu araca çok sayıda mermi isabet etti. Güler’in sol tarafındaki şahsa sert şekilde vurması üzerine araçtan çıkarılarak sürüklenerek başka araca götürüldü.

DARBECİLER GÜLER’İ REHİN ALDI

2 darbeci hain Güler’i helikoptere bindirerek Akıncı 4. Ana Jet Üs Komutanlığına götürdü. Zifiri karanlık bir odada elleri ve ayakları bağlı saatlerce tutuldu.

FETÖ darbe girişiminin ardından ifadesine başvurulan Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Yaşar Güler, rehin alınıp Akıncı Üssü’nde tutulduğu sırada, FETÖ’nün darbe girişimi sonrası tutuklanan eski Hava Kuvvetleri Komutanı Akın Öztürk’ün kendisiyle darbeci askerler arasında temasları sağladığını söyledi.

Kaynak:Enson haber Biyografi

Etiketler, , , , , , , , , , ,