Etiket: Efendi

Giritli Ali Aziz Efendi Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Giritli Ali Aziz Efendi (d. Kandiye, Girit – ö. 2 Ekim 1798, Berlin), Muhayyelât adı altında topladığı öyküleri ile tanınan Osmanlı yazar ve devlet adamı.

Girit defterdan Tahmisçi Mehmed Efen-di’nin oğluydu. Babasının ölümünden sonra İstanbul’a gitti. Hassa silahşörleri arasına girerek buraya yerleşti. Once Valide Kethüdası Yusuf Ağa’ya intisab ederek Sakız Adası muhassıllığına atandı. Devlet hizmetlerindeki başansı nedeniyle de memur olarak Belgrad’a gönderildi. Burada iki yıl kaldıktan sonra istanbul’a döndü. İstanbul’ daki memuriyetinin derecesi kesin olarak bilinmemekle birlikte Varidat adlı yapıtının bir nüshasında hâcegân-ı divan-ı hümayun rütbesinde görevlendirildiği belirtilmektedir. 1796’da mir-i miranlık payesi verilerek Berlin sefaretine atandı ve orada öldü. Muhayyelât’in (1852) imzasız önsözünde Berlin’de bazı bilginlerle sohbetlere giriştiğini, onların astronomi ve doğabilimlerine ilişkin sorulannı cevaplandırdığını ve bu cevaplan bir risalede topladığını belirtir. Ama böyle bir risale henüz ele geçmemiştir.

Aziz Ali Efendi simya, cifr (gaipten haber verme), remil (nokta ve çizgilerle gaipten haber verme), sihir, tılsım, zayiçe gibi konularda bilgiliydi. Şiirlerinde tasavvufa yatkındı. 1796’da yazdığı Muhayyelât, “Hayal” adını verdiği üç büyük öykü grubundan oluşur. Önsözünde bu öykülerin Süryanice, İbranice ve öbür dillerden çevrilen öykülerden oluşan Hülasatü’l-Hayal adlı bir kitaptan yalın bir dille derlendiği belirtilir. I. Hayal’de Asıl ve Nesil adlı iki şehzadenin olağanüstü yaratıklar arasında geçen serüvenleri, II. Hayal’de Atina’da, Lebib adında bir bezirgânın oğlu olan Cevad’ın serüvenleri anlatılır. III. Hayal ise, Şeyh İzzeddin adında büyük bir mutasavvıfın kişiliği çevresinde geçer. Öyküler değişik mekân ve zamanda geçmesine karşın, 18. yüzyıl İstanbul’unu yansıtır. Aziz Efendi’nin ayrıca, yaşamının bazı dönemlerini anlatan Vâridât adlı öğretici bir risalesi ve bir Divançe’ si vardır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , ,

Medeni Aziz Efendi Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Medeni Aziz Efendi

Medeni Aziz Efendi (d. 23 Mart 1842, Medine, Suudi Arabistan – ö. 27 Kasım 1895, İstanbul), Arap asıllı Osmanlı besteci. Şarkı formundaki yapıtlarıyla tanınmıştır.

On dört yaşında İstanbul’a gitti, Sultan Abdülmecid’in kızı Fatma Sultan’ın baş haremağası Anber Ağa’nın korumasına girdi. Kazasker Mustafa İzzet Efendi’den müzik dersleri aldı. 1860’a doğru Fatma Sultan’ın kocası Müşir Nuri Paşa’nın imamı oldu. Rastlantıyla sesini dinleyen Sultan Abdülaziz, Aziz Efendi’yi beğenerek padişah ikinci imamlığına getirdi. Aziz Efendi bu yıllarda ünlü besteci Lâtif Ağa’dan ders alarak bilgisini artırdı. Daha sonra Galata Tütün Gümrüğü’nde, Posta ve Telgraf Nezareti muhasebesinde çalıştı; İnas (Kız) Sa-nayi-i Nefise Mektebi müdürlüğü (1880-88), Dilsizler ve Körler Mektebi müzik öğretmenliği (1888-92) ve kız rüştiyeleri başmüfettişliği (1892-95) yaptı.

Aziz Efendi birçok formda ürün vermişse de, günümüze ısfahan makamındaki bestesi dışında yalnızca şarkı formundaki yapıdan ulaşmıştır. Bunlarda Lâtif Ağa ve Hacı Arif Bey’in üsluplarını başarıyla birleştirdiği görülür. Biçimsel açıdan kusursuz şarkılarına örnek olarak “Kerem eyle mestane kıl bir nigâh” (hüzzam), “Ey çerh-i sitemger dil-i nâlâna dokunma” (hicaz), “Kendine niçin emsâl ararsın” (hicaz), “Demadem dide giryan oldu sensiz” (şevkefza), “Taliim bir dem bana yâr olmadı” (evcârâ) verilebilir.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , ,

Bahai Mehmet Efendi Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Bahaî, BAHAYİ olarak da yazılır, tam adı mehmed bahaî (d. 1601, İstanbul – ö. 2 Ocak 1654, İstanbul), Osmanlı şeyhülislamı ve gazelleri ile tanınan divan şairi.

Tarihçi Hoca Sadeddin Efendi’nin torunu ve Rumeli kazaskerlerinden Abdülaziz Efendi’nin oğludur. Medrese öğrenimini bitirince amcası Şeyhülislam Mehmed Efendi’nin yanında mülazım oldu. 1619-29 arasında Davud Paşa, Mahmud Paşa ve Üsküdar Mihriban medreselerinde müderrislik yaptı. 1630-33 arasında Selanik ve Halep kadılıklarında bulundu. Halep kadısıyken IV. Murad’m koyduğu tütün içme yasağını çiğnediği yolundaki bir ihbar üzerine Kıbrıs’a sürüldü. IV. Murad’a Niyazname adlı ünlü mesnevisini sunması üzerine bağışlanarak 1638’de İstanbul’a döndü. 1638-45 arasında Şam, Edirne, Bursa ve İstanbul kadılıklarında bulundu. 1646’da Anadolu kazaskeri, 1646 ve 1647’de de iki kez Rumeli kazaskeri oldu. Sadrazam Kara Murad Paşa’nın önerisiyle 1649’da şeyhülislamlığa getirildi. 1651’de İngiliz elçisini tutuklattığı için azledildiyse de 1652’de yeniden aynı göreve atandı ve ölümüne değin şeyhülislamlık yaptı.

Bazı kaynaklarda Mevlevi olduğu belirtilmekteyse de tasavvufa fazla eğilim göstermemiştir. Münaca’t ve na’t bölümleri bulunmayan Divan’ında dindışı konuları işleyen gazeller büyük yer tutar. Yetmiş dört şiirden oluşan Divan’ı basılmıştır (Şeyhülislam Bahaî, Hayatı ve Eserleri, 1933, yay. haz. S. Nüzhet Ergun). Az ve titiz yazan bir şair olan Bahaî özellikle gazel türünde çok başarılı örnekler vermiştir. Bakî ile Şeyhülislam Yahya’nın etkisinde kalan Bahaî’nin gazellerine Nailî, Neşatî, Nâbi, Na2îm gibi şairler tarafından nazireler yazılmıştır. Ziya Paşa Harabatın önsözünde Nedim’in onun açtığı yolda ilerlediğini belirtir.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , ,

Müneccimbaşı Ahmet Dede Efendi Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

MÜNECCİMBAŞI (1631 – 1702), Türk bilginlerinin en büyüklerinden biridir. Adı Ahmet’ti, «Ahmet Dede Efendi» diye anılırdı. «Müneccimbaşı» olarak tanınmıştır. Konya Ereğlisi’nden Lûtfullah Ağa’nın oğludur. Selânik’te doğdu. İstanbul’a geldi. Devrinin bütün bilgilerini eksiksiz olarak öğrendi. 1665’te IV. Mehmet’in müneccimbaşısı oldu. 1687’de IV. Mehmet’in tahttan indirilmesiyle görevinden uzaklaştırıldı. Kahire’de, Mekke’de, Medine’de müderrislik (profesörlük) yaptı. Mekke Mevlevîhanesi şeyhi olarak orada öldü; Hz. Hatice’nin ayak ucuna gömüldü.

Müneccimbaşı’nın kendisine uluslararası ün sağlayan muazzam eseri, hayret edilecek bir bilgiyle yazdığı Arapça «Câmî’u’d-Düvel» adlı 3 büyük ciltlik genel İslam tarihidir. Burada eski Türk devletleriyle Osmanlı devleti hakkında verilen bilgi, bir kısmı bugün kaybolmuş kaynaklara dayandığı için, olağanüstü önemlidir. Eser, 1672’ye kadar gelir.

Bu eser, şair Nedim’in başkanlığında bir heyet tarafından «Sahâifu’l-Ahbâr» adiyle Türkçe’ye çevrilmiştir. Lâtince, Almanca, Rusça ve başka dillere kısaltılmış çevirileri de vardır. Müneccimbaşı «Aşık» mahlası ile şiirler yazmış; birçok konular, bu arada Türk müziği üzerine, eserler vermiştir.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , ,

Ahmet Mithat Efendi Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Ahmet Mithat EfendiAHMET MİTHAT EFENDİ (1844 – 1913)

İstanbul’da doğdu. Babasını yitirdiği için küçük yaşta çalışmak zorunda kaldı. Bol bol okuyarak kendini yetiştirdi.

Ülkeyi bir okul, kendini hâce-i evvel (ilkokul hocası) olarak niteleyen Ahmet Mithat Efendi, abece kitaplarından başlayarak, tarih, coğrafya, kimya, biyoloji, iktisat, hukuk, dil, edebiyat gibi pek çok alanda eser verdi. Tevfik Fikret onun için:

“Yalnız koca bir fem (ağız)
Dağ gibi bir âdem.”

sözlerini kullanır ki Ahmet Mithat Efendi’nin çok yazdığına, fakat eserlerinin sanat değerinin bulunmadığına işaret eder. Bu yargıda doğruluk payı vardır. Ahmet Mithat, sanat kaygısı taşımayan “halk için edebiyat” diyen biridir.

Ahmet Mithat’ın romanlarında yazarın varlığı daima hissedilir, çeşitli soru ve yorumlarıyla sürekli olarak okuyucuyla ilişki içindedir. Onun eserlerinde belirli tipler yüceltilir. Bu nedenle kahramanların tanıtımında tarafsız kaldığı söylenemez.

Ahmet Mithat Efendi romanları için çok kolay konu bulur, roman aracılığıyla geniş kitlelere ulaşmayı hedeflerdi. Bunun için de kolay okunan ve anlaşılan romanlar yazmıştır.

Edebiyatımızda birçok yeni yazarın yetişmesine öncülük etmiş, yaptığı eleştirilerle onlara yol göstermiştir,

İstanbul’da kendi evinde kurduğu matbaasında yazım, dizgi, düzeltme, basım, dağıtım işlerini ailesiyle birlikte gerçekleştiren Ahmet Mithat Efendi, yalnız kafasıyla değil bedeniyle de çalışan biridir.

Yaşamını yazmaya veren Ahmet Mithat’ın kırktan fazla romanı vardır. Eserlerinden bazıları şunlardır:

Öyküleri: Letâif-i Rivâyât, Kıssadan Hisse.

Romanları: Hasan Meiiâh, Hüseyin Feilâh, Feiâtun Bey ile Râkım Efendi, Paris’te Bir Türk, Henüz On Yedi Yaşında, Dürdâne Hanım, Yeniçeriler vb.

Gezi yazısı: Avrupa’da Bir Cevelân.

Tiyatroları: Zîbâ, Çerkeş Özdenleri.

Operet: Çengi.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , , ,

Bakkal Arif Efendi Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Bakkal Arif Efendi, Tam adı Ahmet Arif Efendi (d. 1830, Filibe – ö. 17 Eylül 1909, İstanbul), sülüs ve nesih yazılarda tanınmış hattat.

Şeyh Süleyman Efendi’nin oğludur. Medrese öğrenimi sırasında Filibeli hattat Hafız İsmail Efendi’den icazetname aldı. Bunu yeterli bulmadığı için 1877’de İstanbul’a gittikten sonra hattat Şevki Efendi’den ders alarak yazısını ilerletti ve 1884’te ondan da icazetname aldı. İstanbul’da geçimini sağlamak için açtığı bakkal dükkânını, Nuruosmaniye Camisi’nde yazı hocalığına başlayınca kapattı. Yetiştirdiği ünlü hattatlar arasında oğlu Mustafa Rakım, Hamdi Yazır, Aziz Efendi ve Necmeddin Okyay sayılabilir. Çeşitli müze, kütüphane ve özel koleksiyonlarda hilyeleri ve levhaları vardır. Sülüs ve nesih yazıda son dönemin en büyük ustalarındandır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , ,

Ramazanoğlu Mahmud Sami Efendi Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında

Necip Fazıl Kısakürek’in “Sami Efendi mi? O bir yağmur tanesi kadar ak ve berraktır” sözleri ile hayranlığını ifade ettiği son dönem Allah dostlarından  Ramazanoğlu Mahmud Sami Efendi ;

1892 yılında Adanada dünyaya geldi. Babası tarihte “Ramazanoğulları” diye bilinen aileden Mücteba Bey, annesi ise Ümmügülsüm Hanımdır. Sami Efendinin büyük ceddi Abdülhadi Beyin tesbit ettiği aile şeceresine göre, Ramazanoğullarının aslen Türklerin Oğuz boyunun Üçoklar kabilesinden olduğu ve Hz. Halid b. Velid (r.a.) nesliyle münasebeti olduğu anlaşılmaktadır.

İlk, Orta ve lise tahsilini Adanada tamamlayan Sami Efendi, yüksek tahsil için İstanbula geldi. Darül-fünun Mektebine girdi. Hukuk Fakültesini birincilikle bitirdikten sonra askerlik hizmetini yedek subay olarak yine İstanbulda yaptı.Zahir ilimlerini devrin ulema ve müderrislerinden tamamlayan Sami Efendi için sıra manevî ilimlere ve batın imarına gelmişti. Fıtrat-ı necibesinin şiddetli meyli sebebiyle tasavvuf yoluna süluk etti.

Devrin meşhur Nakşi tekkesi Gümüşhaneli Dergahında hir müddet erbaîn ve riyazatla meşgul olduktan sonra arkadaşı eski Beşiktaş Müftüsü Fuad Efendinin babası Rüşdü Efendinin delaletiyle Kelamî Dergahı şeyhi ve Meclis-i meşayih reisi Erbilli Esad Efendiye intisab etti. Kısa zamanda kesb-i kemalat eyleyip seyr-u sülukunu ikmalden sonra hilafetle irşada mezun kılındı. Bir müddet daha mürşidinin yanında kaldı ve bilahare memleketi Adanaya irşada vazifeli olarak gönderildi. Mahmud Sami Efendi, tekkelerin kapatılmasından sonra memleketi Adanada bir yandan Cami-i Kebirde vaaz ve hususî sohbetleriyle irşad hizmetini yürütürken bir yandan da maişetini temin için bir kereste ticarethanesinin muhasebesini tutuyordu. O, babasından ve ailesinden kendisine intikal eden büyük serveti almamış ve “Hiçhir kimse kendi kazancından daha hayırlı bir yiyecek asla yememiştir” hadis-i şerifi gereğince kendi el emeğiyle geçinmeyi tercih etmiştir.

Yazları, Adananın Namrun ve Kızıldağ Yaylası ile Kayserinin Talasında geçirirdi. Hac yolunun açıldığı 1946 yılında ilk defa hacca gitti.1951 yılında İstanbula geldi. İki yıl kadar İstanbulda kaldıktan sonra 1953 yılında hac mevsiminden önce hacca, dönüşte de arkadaşı Konyalı Saraç Mehmed Efendiyle Şama geldi ve oraya yerleşti. Bilahare ailesi, damadı ile birlikte yanına gitti. Ancak bu Şam hicreti dokuz ay kadar sürdü.Tekrar İstanbula geldi.

İstanbula bu gelişlerinde önce Bayezid-Laleliye, sonra da Erenköyüne yerleşti. İstanbulda bulunduğu yıllarda Adanadaki gibi bir yandan Erenköy Zihnipaşa Camiindeki vaazları ve hususi sohbetleriyle irşad hizmetini yürütürken diğer yandan da Tahtakalede bir ticarethanenin muhasebesini tedvirle maişetini temin etmekteydi. Onun bu vaaz, irşad ve sohbetlerinden cemiyetin her sınıfından; fakir-zengin, okumuş-okumamış, esnaf-işçi, memur-tüccar ve fabrikatör binlerce insan istifade ederek feyz almış, istikamet bulmuş ve böylece etrafında yepyeni blr nesil teşekkül etmiştir.Talebelerini manevi himaye kanatları altında toplayarak onları cemiyetin her türlü kötü cereyanından korumaya çalışmıştır.

1979 yılında gönlündeki muhabbet-i Resulullah ateşi, onu, Medineye hicrete mecbur etti. Çünkü onun son arzusu Peygamber şehrinde Hakka varmaktı. Nitekim 1957 yılında yakınları kendilerine Eyüp Sultandan kabir yeri almayı teklif ettiklerinde: “Herkesi arzusuna bıraksalar biz, Cennetül-Bakiyi arzu ederiz” buyurmuşlardı. Cenab-ı Hak, sevdiği kulunun arzusunu kabul buyurdu.

Nitekim İstanbulda bulunduğu yıllarda mübtela olduğu hastalık, orada da yakasını bırakmadı. Fakat en acılı, ağrılı zamanlarında bile o, hiçbir şikayette bulunmamış, yüzünden tebessümü eksik olmamıştır.Vefatı 10 Cemaziyelevvel 1404/12 Şubat 1984 Pazar günü vakî olmuş ve Cennetul-Bakiye defnedilmiştir.

 

ESERLERİ

1. Hazreti İbrahim (AS)

2. Hazreti Yusuf (AS)

3. Yunus ve Hud Sureleri Tefsiri

4. Bedir Gazvesi ve Enfal S.

5. Uhud Gazvesi

6. Tebük Gazvesi

7. Hazreti Ebu Bekir (RA)

8. Hazreti Ömer (RA)

9. Hazreti Osman (RA)

10. Hazreti Ali (RA)

11. Hazreti Halid İbni Velid (RA)

12. Ashab-ı Kiram (RA) (1-2)

13. Musahabe ( 1-6)

14. Mükerrem İnsan

15. Fatiha Suresi Tefsiri

16. Bakara Suresi Tefsiri

17. Dualar ve Zikirler.

Kaynak:Enson haber Biyografi

Etiketler, , , , , , , , , ,

Tatyos Efendi Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında

Ermeni asıllı Osmanlı bestecilerin en büyüklerinden biri olan babası, Kilise Mugannisiydi. Tatyos Efendi müziğe dayısından kanun öğrenerek başladı. Daha sonra Sebuhtan Keman Civan ve Askit ağalardan da sözlü ve sözsüz yapıtlar öğrendi.

Yaşamını çeşitli gazinolarda keman yada kanun çalarak kazandı.
Çok verimli bir melodi yaratıcısı olan Tatyos Efendi daha çok şarkı bestelemiştir. Günümüze ulaşabilen Peşrev yada saz semailerinin çoğu Türk çalgı müziğinin en değerli parçaları arasında yer alır.

Başlıca şarkıları arasında ” Gel ela gözlüm efendim, yanıma” ( Suzinak ), ” Çeşmi Celladın ne kanlar döktü kağıthanede” ( Rast ), ” Bir gönlüme, bir hali perişanıma baktım ( Rast ) ” Mey-i Lalinle dil mestane olsun” ( Rast ) ” Çektim elimi gayr bu dünya hefesinden” ( Hüseyni ) ” ” Bu akşam gün batarken gel” ( Uşşak ), ” Ehl-i aşkın neşvegahı kuşe-i meyhanedir.” ( Kürdili Hicazkar ), ” Gözüm hasretle giryandır. ( Hüssam ), “Gamzedeyim deva bulmam” ( Uşşak ) sayılabilir.

Çalgı yapıtlarının en önemlileri ise Karcığar peşrev, Rast peşrev, Suzinak peşrev Kürdili Hicazkar, Saz semaisi, Hüseyni saz semaisi ve Süzinak saz semaisidir. Yaşamı boyunca piyasada çalıştığı halde, “ağır eserleri icra etmeyi sevdiği, köçekce oyun havası gibi eserler çalınması yönünde ısrar edilirse sazını toplayıp meclisi terk ettiği” söylenir.

Tatyos Efendi 16 Mart 1913 öldü ve Kadıköy Uzunçayır Ermeni Mezarlığına gömüldü. 

Kaynak:Enson haber Biyografi

Etiketler, , , , , , , , ,