Etiket: Erdoğan

Emrah Erdoğan Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında

Emrah, 1971 yılında Diyarbakır’ın Ergani İlçesinde doğdu. Babasını 1.5 yaşında kaybeden sanatçı annesinin işi nedeniyle Elazığ’ın Gülaman ilçesinde ilkokula başladı. Okulda müzik hocası tarafından müziğe olan ilgisi, kendine öğretileni çabuk kavrayışı ve özellikle sesinin güzelliği ile dikkat çekti ve aralarında yapmış oldukları amatör bir kasetle ilk adımı atmış oldu.

Emrah, ortaokul eğitimini Diyarbakır’da devam ettirirken, bu dönemde eniştesi ve yakın çevresinin teşviki ile 4 adet amatör kaset yapıldı, videoları çekildi. Bu kaset ve videolar Diyarbakır ile çevresinde büyük ilgi gördü. Kısa sürede müzik çalışmaları öğrenim ve amatörlük aşamasından çıkıp, profesyonelliğe doğru yol aldı.

KÜÇÜK YAŞTA PROFÖSYONEL OLDU

Emrah, 1984 yılında İstanbul’da ilk profesyonel albümleri olan “Agam Agam” ve “Gülom” ile müzikseverlerin gönlünde “Küçük Emrah” olarak yer almaya başladı. 1985′ de “Yaralı” adlı albümü büyük ilgi gördü. 1986 – 1987 yıllarında “Boynu Bükükler” ve “Ayrılamam” albümleri ile satış rekorları kırdı. 1990 yılından itibaren albümlerinde kendi söz ve bestelerine yer vermeye başlayan sanatçının birçok parçası vazgeçilmeyen klasikler arasında yerini aldı.

20 YILDA 18 ALBÜM

Emrah, sanat yaşamının dolu dolu geçen 20 yılda çıkardığı toplam 18 albümle müzik dünyasında benzeri olmayan rekora imza atmıştı. Albümleriyle beraber başlayan konser maratonu ülkede birçok mekanı tamamen doldururken; 1994 yılında Türkiye’de ilk defa bir Türk sanatçısı, İnönü Stadyumu’nda verdiği muhteşem konserle 50.000 kişilik kapasite ile doldurdu.

Sanatçı, başarısını yurt dışında da devam ettirerek başta Almanya olmak üzere Amerika, Avusturya, Avustralya, Azerbaycan, Belçika, Hollanda, Yunanistan, Yugoslavya, İsveç, İsviçre, Fransa, Danimarka ve Kırgızistan’da birçok konserler verdi. 2001’de Özbekistan’da düzenlenen Zaman Yıldızları festivalinde ödül aldı. Bu festivalde diğer ülkelerden de birçok ünlü yıldız katılıp ödül aldı.

SAYISIZ FİLM VE DİZİ ÇEKTİ

Müzikte gösterdiği başarının yanı sıra, kamera karşısına geçerek oyunculuk yeteneğini de kanıtlayan sanatçı; 20 film ve toplam 43 bölümden oluşan 3 ayrı dizide başrol üstlendi. Filmleri sinema salonlarında ve TV ekranlarında; dizileri ise ülkenin birçok kanallarında defalarca gösterilmektedir.

Ülkenin birçok yılın sanatçısı ödüllerini, ödül arşivlerinin arasına katan Emrah; sanat yaşamında gösterdiği başarıyı özel hayatında da sürdürerek 1994’den beri üyesi olduğu “Bizim Lösemili Çocuklar Vakfı” yararına 1997 yılında Chep Khaled ile aynı sahneyi paylaşıp muhteşem bir düet yapmıştır. Lösemili Çocuklar için yazılan “Bizim Çocuklarımız” adlı şarkıyla belgesel niteliği taşıyan bir klip çekip, klibin sonunda verilen banka hesap numarası ile vakıfla ilgili çalışmalara bir destek daha vermiştir.

Emrah, şöhretin ona yüklediği sorumluluğun bilincinde olarak, sevenlerine her zaman çok şey borçlu olduğunu düşünerek müzik ve film çalışmalarındaki yolculuğunu sürdüren Emrah 8 Mart 2013’te ‘Gelmeyen Bahar’ isimli sinema filmiyle ilk yönetmenlik tecrübesini yaşamıştır.

Kaynak:Enson haber Biyografi

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Sümeyye Erdoğan Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında

Türkiye Cumhuriyeti 59, 60 ve 61. Türkiye Hükümeti Başbakanı ve şu anda da halkın oylarıyla ilk kez seçilen 12.Cumhurbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğan’ın dört çocuğundan birisidir. Babası Recep Tayyip Erdoğan ve annesi Emine Erdoğan’dır. Ahmet Burak, Necmettin Bilal ve Esra adlı kardeşleri vardır.

SOSYOLOJİ VE SİYASET OKUDU

Sümeyye Erdoğan 1985 yılında İstanbul’da doğdu. Kadıköy Yabancı Dil Ağırlıklı İmam Hatip Lisesi’nden sonra Indiana Üniversitesi Politika Çalışmaları bölümünde Lisans Eğitimini tamamladı. Lisans eğitiminden sonra Ürdün Üniversitesi’de Arapça eğitimi aldı. London School of Economics’te, Sosyal Politikalar Bölümü’nde, Stk’lar ve Kalkınma üzerine  Yüksek Lisans’ını tamamladı. Ankara’da Islam İşbirliği Teşkilatı’na bağlı Statistical, Economic and Social Training and Research Centre’da (SESRIC) uzman olarak çalıştı. Daha sonra, o dönem Başbakan olan babası Recep Tayyip Erdoğanın gönüllü siyasi danışmanlığı  ve AK Parti Genel Başkan danışmanlığı görevlerini yürüttü. Sümeyye Erdoğan Ağustos 2014 itibariyle bu görevlerinden ayrıldı. Halihazırda, Başkan Yardımcısı olduğu Kadın ve Demokrasi Derneği’nde çalışmalarına devam ediyor.

Kaynak:Enson haber Biyografi

Etiketler, , , , , , , , ,

Mustafa Erdoğan Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında

1965 yılında Hakkari’de doğan Erdoğan, tiyatrocu ve yönetmen Yılmaz Erdoğan’ın abisidir. Erdoğan, Hacettepe Üniversitesi’nde felsefe, Gazi Üniversitesi’nde kamu yönetimi eğitimi almıştır.

Mustafa Erdoğan Üniversite yıllarında ve öncesinde halk danslarıyla yakından ilgilenmiş ve çalıştığı topluluklarla birlikte yurtiçi-yurtdışında gerçekleştirilen festival ve yarışmalarda birçok ödül almıştır.

SULTANLARIN DANSI

1997 yılında Bilkent Üniversitesi’ndeki halk oyunları üzerine yaptığı çalışmalar “Sultans of the Dance”’in ilk adımları olmuştur. 1997-2000 Anadolu halk dansları adımları üzerine, derleme ve koreografik çalışmalar yapmış ve konuyla ilgili araştırmaları çeşitli yayın organlarında yer almıştır. Aynı dönem koreograf olarak İstanbul-Gül Düşündürü Tiyatrosu ve Beşiktaş Kültür Merkezi’nde görev almıştır.

ANADOLU ATEŞİ

Halk oyunlarına olan ilgisi giderek artınca, özel kuruluşların ancak kurumsallaşma ile yaşayabileceğine inanan Mustafa Erdoğan bunları bir merkezden yönlendirmek ve en iyi eğitimi verebilmek için 1999 yılında Türkiye’nin ilk özel ve büyük dans topluluğu olan Sultan’s of the Dance’i kurmuştur. Daha sonra ismi Anadolu Ateşi’ne çevrilmiştir.

EVLİLİK HAYATI

5 Eylül 2004’de Gülben Ergen ile evlendi ve önce Atlas daha sonra Ares ve Güney adını verdikleri ikiz oğulları dünyaya geldi. 12 Nisan 2012’de çift boşandı.

Kaynak:Enson haber Biyografi

Etiketler, , , , , , , , , , ,

Nehir Erdoğan Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında

Nehir Erdoğan 16 Haziran 1980 yılında İzmir’de dünyaya geldi. Selma Yiğitalp Lisesi Ağırlıklı Yabancı Dil Bölümü’nde süren öğrenim hayatı sırasında tiyatro sahnesi ile tanıştı. 1998-2002 yılları arasında İstanbul/Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari İlimler Fakültesi İşletme Bölümü’nde üniversite eğitimini tamamladı. 2001-2003 yılları arasında, TRT 1’de canlı yayınlanan Telepazar adlı programda, kültür, sanat, müzik ve spor haberleri sundu. 2002-2003 yılında TRT 1’de yayınlanan Koçum Benim dizisinde 47 bölüm Pelin karakterine can verdi. Ardından 2003 yılında Kanal D’de yayınlanan Estağfurullah Yokuşu adlı dizide Gümüş karakteriyle karşısına çıktığı izleyiciden tam not aldı. 2004 yılında ilk  sinema filmi olan Sinan Çetin’in yapımcılığını, Taylan Biraderler’in yönetmenliğini üstlendiği Okul filminde başrol karakteri Güldem, ve aynı yıl Kartal Tibet’in Merhaba Hababam Sınıfı filminde, büyük çoğunluğunu erkek olarak oynadığı Kız İsmail karakterini üstlendi. Okul ve Merhaba Hababam Sınıfı film çekimiyle eş zamanlı olarak 2003 yılında NTV’de yayınlanmaya başlayan Life Style Cinema programının sunuculuğuna da devam etti.

2004 yılı Mart ayında Show Tv’de yayınlanan Pop Star adlı programın sunuculuğunu üstlendi. 2004 yılı Haziran-Temmuz-Ağustos aylarında Los Angeles’a giden Erdoğan bir yandan ingilizcesini geliştirirken, diğer yandan da, Eric Morris Oyunculuk Sınıfı’na devam etti. 2004-2007 yılları arasında, Kanal D’de yayınlanan. 3 sezon – 106 bölüm devam eden Yabancı Damat dizisinde, Nazlı karakteriyle, gaziantepli bir ailenin kızını canlandırdı. Dizi, Türkiye’de kırdığı reyting rekorlarından sonra, aynı başarıyı, Yunanistan’ın Mega Tv’deki gösteriminde de yakaladı. 2007 Haziran-Temmuz aylarında Amerika’da, Los Angeles şehrinde  Meleğin Sırları – Broken Angel filminin çekimlerini tamamladı. Filmde başrol olan Ebru adlı bir türk kızını canlandırdı. 2007-2008 sezonunda Star Tv’de yayınlanan,  Tatlı bela Fadime adlı dizide Fadime rolünü üstlenmiştir. 2007 Aralık ayında seyirci karşısına çıkan ve yönetmenliğini Mustafa Altıoklar’ın yaptığı Taammüden Cinayet adlı kısa filmden Asılacak Kadın karakteriyle başrolü üstlendi. Nehir Erdoğan, son olarak “Aşk Bir Hayal” adlı dizide başrol oynadı.

Kaynak:Enson haber Biyografi

Etiketler, , , , , , , , , ,

Mustafa Kamacı Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında

EĞİTİMİ

İlk, orta ve lise öğrenimini Sakarya’da tamamladıktan sonra Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde lisans eğitimi almış, Bahçeşehir Üniversitesi’nde Küresel Siyaset ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde yüksek lisansını tamamlamıştır.

İŞ HAYATI

2005 yılında başbakanlık müşaviri ve özel kalem müd yardımcı olarak göreve başlayan kamacı hali hazırda cumhurbaşkanlığı danışmanı olarak görevini ifa etmektedir. Bunun yanısıra orta öğretim ve üniv yıllarından itibaren Kur’an-ı Kerim tilaveti başta olmak üzere tasavvuf musikisi ile yakından ilgilenen Kamacı, 2016 yılında “Dem Bu Demdir” isimli bir demo tasavvuf albümü oluşturmuştur.

Aynı yılın Haziran ayında Kehkeşan isimli ilk profesyonel albümünü yayınlayan kamacı, ilk video klibini “Biz kısık sesleriz (Dua) ” isimli parçaya çekmiştir. 15 temmuz darbe girişimi ve sonrası çalışmalarını vatan bayrak temalarıyla işlemeye başlayan kamacı 90 lı yıllarda popüler olan marş kültürüne yeni yorumlar katarak yoluna devam etmektedir.

ÖZEL YAŞAMI

Evli ve 2 çocuk babası olan Kamacı, aynı zamanda ünlü boksör Cemal Kamacı’nın mahdumudur.

Kaynak:Enson haber Biyografi

Etiketler, , , , , , , , , ,

Erdoğan Bayraktar Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında

Erdoğan Bayraktar 1948 yılında Trabzon’un Of ilçesinde doğdu.

Mühendislik ve siyasi yaşamı arasında, Bayraktar, evlendi ve 5 çocuk babası oldu. Türkiye’de de inşaatın babası olacaktı…

YÜKSEK LİSANS DERECESİ ALDI

İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi İnşaat Mühendisliği Bölümü’nü bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü İnşaat Anabilim Dalı’nda, “Metropol Şehirlerde Alternatif Yerleşim Birimleri” konusunda Yüksek Lisans derecesi aldı.

3 yıl boyunca derslere katılıp, doktorasını da tamamladı. Ancak bir cümlede yazıldığı kadar kolay bir süreç olmadı. Okan Üniversitesi’nde geçirdiği çetin bir sürecin ardından alacaktı unvanını. Tezini, “Hasılat paylaşımıyla satış konusu” üzerine hazırladı. Bu, Bayraktar’ın kendi yöntemiydi. IMF geldiğinde bu konuyu özellikle sordu.

Bayraktar, tüm dünyada kullanılacak bir eğitim modellemesi için ilk adımı atmıştı.

GENEL ÇALIŞMALARI

Askerlik vazifesini sürdürdüğü sırada 6 bin konut inşaatının “Kontrol Amir Vekili” olarak çalıştı.

1979-1989 yılları arasında Özbay ve Gürpınar Konut Yapı Kooperatiflerinde, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı ve ardından Başkanlık görevinde bulunan Bayraktar, 1973-1994 yılları arasında da özel sektörde 21 yıl müteahhit ve konut yapı kooperatif yöneticiliği yaptı. Bu süreçte, 3.900 birimlik konut, ofis ve sanayi dükkanının yapımında yer edindi.

KİPTAŞ’TA GENEL MÜDÜRLÜK

1989 – 1999 yılları arasında, İstanbul ve Eminönü Belediyeleri’nde Belediye Meclis Üyeliği yaptı. Ayrıca, 1994 yılı sonunda İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştirakı olan “KİPTAŞ”ı kurdu ve 4,5 yıl Genel Müdürlük görevini yürüttü.

Ayrıca görevi devam ederken, İstanbul’un 11 farklı bölgesinde 17 bin konutlu yerleşim yeri üretimini gerçekleştirdi. Bir yandan da bu süreçte Toplu Konut Yapımcıları Derneği Yönetim Kurulu Üyeliği yaptı.

10 AY AMERİKA’DA EĞİTİM ALDI

1999’da, ABD’de, 10 ay sürecek Yabancı Dil ve İnşaat Teknolojileri eğitimi aldı. Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde konut, işyeri, kooperatifçilik ve gayrimenkul sistemleri hakkında eğitim ve seminerlere katıldı. Bükreş Üniversitesi’nde İnşaat Sözleşmeleri konusunda tez hazırladı.

2000’de ülkesine döndüğünde Ankara Büyükşehir Belediyesi Metropol İmar A.Ş’de 1 yıl Genel Müdürlük yaptı. Bayraktar, Trabzon Milletvekili Adayı olduktan sonra, Aralık 2002’de TOKİ Başkanlığı görevinden istifa etti.

TOKİ BAŞKANLIĞI YAPTI

2002 Aralık – 2011 Mart tarihleri arasında Başbakanlık Toplu Konut İdaresi (TOKİ) Başkanlığı ve Emlak Konut HYO Yönetim Kurulu Başkanlığı yaptı.

Bu süreçte, 81 il, 800 ilçede 1900 şantiyede 512 bin konut uygulaması başlattı. Bunların yanında bir de 875 okul, 150 hastane ile altyapı çevre düzenlemesi ve diğer sosyal donatıları da yaptı.

“Alt Gelir Grubuna Yönelik Konut Üretimi” projesiyle İspanya Kraliyet Ailesi tarafından “Kraliyet Nişanı” ödülüne layık görüldü.

Bayraktar’a göre, Türkiye’nin petrolü, doğalgazı, inşaat sektörüydü. Bir kurumdan tutun da bir ülkeye varana kadar, o birim, neyi en iyi yapıyorsa orada yürüyüp kendini geliştirmeliydi. Bayraktar da inandığı yolda yürüdü ve yürüyecekti. Özellikle KİPTAŞ ve TOKİ kurduğu ve yükselttiği kurumlardandı.

TRABZON MİLLETVEKİLİ OLDU

11 Haziran 2011’de yapılan seçimlerde “Ak Parti Trabzon Milletvekili” görevine geldi. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti 61. Hükümeti’nde 2,5 yıl “Çevre ve Şehircilik Bakanı” olarak görev aldı.

Bu süreçte bir yandan da TOKİ Başkanı iken başlattığı “Kentsel Dönüşüm” çalışmalarını “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüşümü” projesi ile bağlantılı yürüterek ülke genelinde yaygınlaştırdı.

FAHRİ DOKTORA UNVANI ALDI

Bayraktar, kariyeri boyunca sadece ulusal ve uluslararası pek çok konferansa katılmadı. Bir de üniversitelerde şehircilik, kentsel dönüşüm, inşaat sektörü, gayrimenkul geliştirme ve finansmanı, konut politikaları ve TOKİ uygulamaları konularında dersler ve seminerler verdi.

Yaptığı çalışmalar, ona farklı zamanlarda “Gazi Üniversitesi, Kocaeli Üniversitesi, Karadeniz Teknik Üniversitesi, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi ve Türk Hava Kurumu Üniversite”lerinden 5 Fahri Doktora unvanı getirdi.

KİTAPLARI

Bayraktar, 2006’da “Gecekondu ve Kentsel Yenileme”, 2007’de “Bir insanlık Hakkı Konut: TOKİ’nin Planlı Kentleşme ve Konut Üretim Seferberliği”, 2013’te “Şehirlerin Dönüşümü” ve 2014’te de “Model Şehirler, Avrupa – Amerika” adını verdiği kitaplarını yayımladı

İSTİFASI

Bayraktar, 17-25 Aralık 2013 yargısal darbe girişimi operasyonu gerçekleştiğinde rüşvetle suçlanmayan tek isimdi. Operasyon kapsamında oğlu ise, gözaltına alınmıştı. Yapı sektörünün duayeni Bayraktar, bu süreçte Karadenizliliğinin verdiği duygusallığa yenik düşüp, yapılan operasyonlar çerçevesinde, 25 Aralık tarihinde bakanlık ve milletvekilliği görevinden istifa ettiğini açıkladı.

Ancak o dönem Başbakan olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bir adım atıp buzları eritti. Erdoğan, istifa eden Bayraktar’ı konuşmak için AK Parti Genel Merkezi’ne çağırdı. Gerçekleşen sürpriz zirve, 1,5 saat sürdü. Erdoğan’ın uzun yıllara dayanan yol arkadaşlıklarını hatırlatmaları üzerine Bayraktar, davasından şaşmadığını bildirdi. AK Parti için elinden geleni yapmaya devam edecekti.

Erdoğan, kendisinden Trabzon’a giderek yerel seçimlerde çalışmalarda bulunmasını istedi ve Bayraktar da istifasından vazgeçerek çalışmalara başlayacağını açıkladı.

Bayraktar, görevinden istifa etmesinin ardından birkaç Afrika ülkesinden teklifler almaya başladı. Afrika, İnşaat Babasının tecrübelerinden faydalanmak istiyordu.

Afrika, Bayraktar’ın, 50 binle 100 bini bulan toplu konut projelerinin başına geçmesini istiyordu. Yaklaşık 4-5 ay kadar görüşmeler sürdü. Ancak Bayraktar teklifi kabul etmedi. Erdoğan’a verdiği sözü tutmak istiyordu; buradaki işlerini aksatamazdı.

BUGÜN

Bayraktar, gönül verdiği inşaat sektöründen kopamadı ve  2018’e girdiğimizde Trabzon’da Moloz bölgesine 20 bin kişilik büyük bir camii yapmak için kolları sıvadığını açıkladı. Tasarlanan sadece bir camii değil; muhteşem bir yaşam alanıydı. Tac Mahal’i örnek alarak yapılacak bu camii, tabir yerindeyse büyük bir ilim irfan merkezi olacaktı. Piknik, spor alanları, trafik eğitim parkuru, kütüphane, go-kart pisti ve restoran gibi rekreasyon alanlarının yanında, 1461 Şehitleri Müzesi’ni de içinde barındıracak olan camii için Bayraktar, 30 milyon lira bütçe ayırdı. Ancak kamu kaynaklarından harcama yapılmayacağı da bildirilmişti.

Bayraktar, camii yapım süreci için, Trabzon Alemdar Camii Yaptırma ve Yaşatma Derneğini kurdu ve derneğin “Onur Başkanı” oldu. Hayata geçirilmesi planlanan camii, özellikle cenaze, mevlid gibi kalabalık törenlerde her ihtiyacı karşılamak amacıyla yapılıyordu.


Kaynak:Enson haber Biyografi

Etiketler, , , , , , , , , , , , , , , , ,

Recep Tayyip Erdoğan kimdir, aslen nereli , kaç yaşında

Recep Tayyip Erdoğan

İlk gençlik yıllarında sosyal hayat ve siyasetle iç içe bir yaşam sürdüren Erdoğan, acaba o zamanlar, bir gün REİS diye anılacağını, böyle sevileceğini hayal edebiliyor muydu?

İnsan ne çok hayal kurup vazgeçiyor. İşte vazgeçmeden, bir şeye tutkuya bağlanmak böyle bir şeydi. Sonunda hep gülüş, hep başarı getiriyordu. Bir gün koskoca bir ülkenin sorumluluğunu almak, koskoca bir tarihin yükünü sırtlanmak büyük, çok büyük bir hayaldi elbet. Gençliğinde durup birine anlatmaya kalksan insanların sana gülmeden edemeyeceği kadar büyük.

Demek ki bazen sessiz hayaller kurmak gerekiyordu. İşte bu biyografi, Erdoğan’ın çocukluktan bu yana kaybettiklerinin; ama en çok kazandıklarının ve elbette kazandırdıklarının hikayesiydi. Çünkü O, sessiz hayaller kurup, sağlam adımlar atmayı bilmişti…

Çocukluğu

Recep Tayyip, 26 Şubat 1954’te İstanbul’un Beyoğlu ilçesi Kasımpaşa semtinde Tenzile Hanım ve Ahmet Bey’in oğlu olarak dünyaya geldiğinde, ailesi ona “Recep Tayyip Erdoğan” adını verdi. Recep adını doğduğu gün Hicrî takvime göre Recep ayına denk geldiğinden, Tayyip’i ise, dedesinin adı olduğundan tercih etmişlerdi.

Babası Ahmet Bey, “Bakatalı Tayyip” olarak anılan Tayyip Efendi’nin oğluydu.

Tenzile Hanım, Ahmet Bey’in ikinci evliliğiydi. İlk evliliğini Güneysu’dayken Havuli Hanım ile yapmıştı. Bu evlilikten Mehmet ve Hasan adını verdikleri iki çocukları olmuştu. Ahmet Bey İstanbul’da Şirket-i Hayriye’ye kıyı kaptanı olarak girdi. Hanuli Hanım ile evlilikleri sona ermişti. Burada Tenzile Hanım ile tanıştılar. Ve Ahmet Bey 2. evliliğini Tenzile Hanım ile yaptı. Bu evlilikten Recep Tayyip, Mustafa ve Vesile dünyaya geldi.

Recep Tayyip, sakin ve yeri gelip yokluğu hissettiği bir çocukluk geçirdi. “Reis Kaptan” lakabıyla anılan babası Ahmet Bey’in çocukluğundan gençliğinde karakteri üzerindeki etkisi yadsınamazdı. En çok tatil günlerinde babasının kendisini motorla, Galata ve Tophane’de gezdirdiği zamanları seviyordu. Babasını en iyi bu gezilerde gözlemliyor, sert mizacının altındaki sevilesi adamı fark ediyordu.

Çok asabiydi gerçekten Ahmet Bey. Ve tabii bu asabiyetinin yanında çok da disiplinliydi. İşte Recep Tayyip’i babasına benzeten de bu yanıydı. Özünde asabi yanından korksa da, bu korku o tatlı baba korkularındandı.

Yamalı ayakkabılarla okul yolu

Recep Tayyip, okul hayatına Kasımpaşa’da başladı. Piyale Paşa İlköğretim Okulu’na kaydolmuştu. Okul evlerine yakın değildi. Annesi, onları her gün okula götüremiyordu. Yaz kış demeden, yarım saatlik yolu yamalı ayakkabılarla gidip geliyorlardı.

Durumları pek iyi değildi işte. Her çocuk karınca kararınca bir işin ucundan tutup eve para getirmeye bakardı. Recep Tayyip de annesinin içini suyla doldurduğu bakraçlara buz koyar, mahallelerindeki futbol sahasında soğuk su ve simit satardı. Yatılı okul zamanları geldiğinde de, babasından aldığı harçlıklar kitap masrafına yetmediğinde kartpostal satacaktı… Yazları ise, Rize’ye giderler; çay ve fındık toplarlardı.

Küçük şeylerle mutlu olmayı öğrenmiş koca yürekli çocuklardı onlar. Sokakta oyun oynayacak, kendi oyunlarını kuracak kadar da şanslılardı. İlkokulda teneffüs saatini iple çekerler, kağıtları buruştura buruştura bir araya getirip top yaparlardı. E haliyle birkaç oyundan sonra güzelim ayakkabılar delik deşik, yamaya gönderilir; okul yolunda yamalı ayaklarla bir kısır döngü başlardı.

Hayatının dönüm noktası

Recep Tayyip, 5. Sınıfta hayatının dönüm noktasını yaşadı. O gün, İmam Hatip, onların da hayatına girdi. Okul müdürü, “namaz” konusunu işliyordu. Derste “Kim namaz kılacak?” diye sorduğunda Recep Tayyip parmağını kaldırdı. İhsan Hoca, öğrencisinin namazını izledi. Çok geçmeden babası Reis Bey’i okula davet etti. Ona: “Biz Tayyip’i İmam Hatip okuluna gönderelim” diye fikrini bir çırpıda belirtiverdi. Recep’in kaderi işte o gün değişti belki de. Babası, biraz duraksadı ve “Nasıl takdir ederseniz” dedi. Recep, Piyale Paşa İlkokulu’ndan 1965’te mezun oldu.

Bu nasıl düşündüğüne, nereden baktığına göre değişen bir kader noktasıydı. Çünkü Recep Tayyip, o dönemde imam hatip mezunu olmanın, ülke içinde üniversite kapılarının kapalı olduğu anlamına geldiğini bilmiyordu henüz. Yatılı okuduğu Fatih’teki İstanbul İmam Hatip Lisesi’nden 1973’te mezun oldu. Kendi deyimiyle bir mücadelenin içinde olduğu zamanlardı. Üniversite konusunda yaşadığı kısıtlamalar sebebiyle liseyi bitirmek için dışarıdan bitirme sınavlarına girdi ve fark olarak gösterilen dersleri verdi. Mücadeleden sağ çıkıp geleceğe yüzünü dönebildi ve Ekim 1973’te Eyüp Lisesi’nden mezun olup ikinci bir lise diploması aldı. Aynı yıl İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’ne bağlı Aksaray İktisadi ve Ticari Yüksekokulu’na girdi.

1977-1978 döneminde Akademi bünyesindeki yüksekokullar İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Ticari Bilimler Fakültesi adı altında birleştirildi. Recep Tayyip de, Şubat 1981’de mezun oldu. Kurum Temmuz 1982’de kurulan Marmara Üniversitesi’ne bağlandı. Diplomasında adı geçen kurum ise, Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi oldu.

Yıllar sonra dönüp bu günlere baktığındaysa en çok sosyal birisi oluşunu takdir edecek ve “İyi ki yapmışım” diyecekti. Çocukluğundan beridir asla asosyal biri  olmamıştı. Siyaseti takip etmeye erkenden başlamıştı. Özellikle ortaöğretim boyunca yaşadığı süreç, geleceğini şekillendiren ilk zamanlardı; en değerli safir taşlarından örülmüş zamanlar…

Öyle ki yıllar sonra bir röportajı sırasında şunu diyecekti: “O dönemler olmamış olsaydı, bunlar olmazdı. O sosyal yaşam beni daha sonra siyasete taşıdı. Siyasette de ondan sonrası devam etti”.

Futbol merakı

Arkadaşları arasında en çok o severdi top oynamayı. Teneffüs arasında yapılacak 10 dakikalık maçın lezzetini dahi tam tadabilmek için o kağıttan topları kendisi yapardı çocukken; topa ilk ayak vuran o olurdu…

Kağıt topların peşinden koşarken, bayramlarda seyranlarda biriktirdiği harçlıklardan bir top almanın sevincinde, mahallede top koşturdu. Sonra mahalle takımı derken, ilk transferini amatör kümede yaşadı. Bu transferin ücreti 500 liraydı. Recep Tayyip, bir yandan seviniyor, belki bir yandan da futbol sahasında ne kadar su, simit satsa bu parayı kazanırdı, onu hesap etmeye çalışıyordu.

Onun futboldan asıl kazancı para değildi aslında. Terimlerin anlamını zamanla kavrayacak olsa da, kolektif düşünmeyi ve dayanışmayı öğrenmişti. Üstelik sözlük anlamlarının karşılığı olması yanında, bunu gerçekten hissederek öğrenmişti.

Temmuz 1974’te İETT’de geçici işçi statüsüyle işe başladığında da kurumun futbol takımında top koşturmaya devam etti. 18 Haziran 1981’de görevinden istifa etti. Buradan sonra bir süre de amatör takımlardan biri olan Kasımpaşa Erokspor’da oynadı.

(Solda Emine Erdoğan, sağda Tenzile Erdoğan ve kucağında da ilk oğul Ahmet Burak – Asker ziyareti sırasında)

Siyasi kariyerine başlarken

Recep Tayyip, siyasi kariyerine oldukça erken başlamıştı. İlk adımı lise yıllarında “Milli Türk Talebe Birliği”ne girerek attı. 1975’te, üniversitedeyken daha resmi bir adım daha attı ve Milli Selamet Partisi’nin Gençlik Kolu Başkanlığı’na; 1976’da ise, İstanbul İl Gençlik Kolları Başkanlığı’na seçildi. Bu görevi, MSP, 12 Eylül Darbesi sonrasında kapatılana kadar devam etti.

1982’de askerlik görevi için siyasete ara verdi. Acemi birliğinde geçen 4 aylık süreçte Tuzla Yedek Subay Piyade Okulu’ndaydı. Usta birliği döneminde ise, İstanbul Kağıthane’deki 3. Kolordu 6. Piyade Tümeni 77. Piyade Alayı Karagâh Servis Bölüğü’nde kantinlerin idaresinden sorumluydu. Bu görev sırasında su, simit sattığı zamanlar ne sıklıkla düşüyordu acaba hatırına…

Siyaset, damarlarında akan kandan farksızdı artık, kendini oraya ait hissediyordu. Askerliği biter bitmez kaldığı yerden devam etti; daha da ilerleyecekti. Dönüşü 19 Haziran 1983’te kurulan Refah Partisi’ne katılarak yaptı. 1984’te de Beyoğlu İlçe Başkanı oldu. 1985’te düzenlenen kongrede, “Merkez Karar ve Yürütme Kurulu Üyesi” seçildi ve aynı yıl partinin İstanbul İl Başkanlığı’na getirildi.

20 Ekim 1991’de yapılan genel seçimlerde Refah Partisi, Milliyetçi Çalışma Partisi ve Islahatçı Demokrasi Partisi ile ittifak yaptı. Erdoğan da, Refah Partisi’nin İstanbul 6. Bölge 1. sıradan adayı olarak seçimlere katıldı. Refah, İstanbul’dan yüzde 16,73 oy aldı.

Erdoğan, 19. Dönem Milletvekili olarak TBMM’ye girmişti. İlk kez gerçekleşen bir uygulama vardı. Seçmenler, parti milletvekillerini sıralamaya bakmadan tercih edebiliyordu. Bu tercihli oy sisteminde seçmenler, tercihini ikinci sıradaki aday Mustafa Baş’tan yana kullandı. Erdoğan için sandıktan çıkan oy 9 binken, Baş için 13 bindi. Sonuçlar açıklandıktan birkaç gün sonra da Erdoğan’ın milletvekilliği Mustafa Baş’a geçti.

Erdoğan evlendi

Erdoğan, 4 Temmuz 1978’te bir konferans verdi. Emine Gülbaran ile de işte bu konferans sırasında tanıştı. Bu adam, bir gün ülkede Başkan olacaktı. Emine Hanım, o gün ileride Türkiye’nin “First Lady”si olacağından habersiz, Erdoğan’ın ışığına kapıldı.

Karşılıklı yansıyan bu ışık, onlara bir evlilik ve 4 evlat getirdi. Kızlarına Esra ve Sümeyye; oğullarına ise, Ahmet Burak ve Necmeddin Bilal adlarını verdiler.

Erdoğan tutuklandı

Erdoğan, 28 Aralık 1986’da yapılan Milletvekili ara seçimlerinde Refah Partisi İstanbul adayı olarak gösterildi; ancak seçilemedi. 26 Mart 1989’da ise, Beyoğlu Belediye Başkanı adayıydı. Yüzde 22,83 oranında oy alsa da yeterli olmadı. Sosyal Demokrat Halkçı Parti adayı Hüseyin Aslan’ın oy oranı, yüzde 29,29’du.

Erdoğan, sonuç birleştirme tutanaklarında usulsüzlük olduğu gerekçesiyle sonuçlara itiraz etti. Ancak İlçe Seçim Kurulu Başkanı 2. Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi Nazmi Özcan da kendisine hakaret ettiği gerekçesiyle Erdoğan’ı mahkemeye verdi; 18 aydan 2 yıla kadar hapis istemiyle yargılanacaktı.

Dava, Beyoğlu 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü; ama Erdoğan duruşmaya katılmadı. Hal böyle olunca mahkeme, hakkında gıyabi tutuklama kararı verdi. Erdoğan, bir ay sonra 27 Nisan günü tutuklandı. Bir hafta Bayrampaşa Cezaevi’nde kaldıktan sonra kefaletle serbest kaldı.

Mahkeme ise, kendisine hakime hakaret suçundan 6 ay hapis ve 20 bin lira para cezası vermişti. Ancak TCK’nin 72. Maddesi uyarınca hapis cezası tecil edildi ve  para cezasına çevrildi.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Erdoğan

Refah Partisi, 27 Mart 1994 yerel seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığı için Recep Tayyip Erdoğan, Ali Coşkun, Temel Karamollaoğlu, Veysel Eroğlu ve Nevzat Yalçıntaş için kamuoyu araştırması yaptırıyordu.

15 Ocak 1994’te partinin başkanı Necmettin Erbakan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday ismin Erdoğan olacağını açıkladı. Seçim sonuçları Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı olduğunu gösteriyordu.

Erdoğan, Başkanlık döneminde, 4 milyar dolarlık bir yatırıma imza attı; trafik ve ulaşım sorununa karşı 50’den fazla köprü ve çevre yolu inşa edildi.

Erdoğan’ın hapse girme süreci

Tarih 6 Aralık 1997’yi gösteriyordu. Erdoğan, Siirt’te düzenlenen bir açık hava toplantısında yaptığı konuşma sırasında Ziya Gökalp’in, 1912’de, Balkan Savaşı’ndaki Türk askerleri için yazdığı “Asker Duası” şiirinden bir dörtlük okudu. Bu dörtlük şöyleydi;

“Minareler süngü, kubbeler miğfer

Camiler kışlamız, müminler asker

Bu ilahi ordu dinimi bekler

Allah-u Ekber, Allah-u Ekber”.

Erdoğan, okuduğu bu dörtlüğün, bu haliyle Ziya Gökalp’e ait olduğunu dile getirmiş ve şu açıklamada bulunmuştu: “Konuşmamın bütünü incelendiğinde milli birlik ve beraberlik mesajı verildiği görülür”.

Erdoğan’ın konuşmasıyla ilgili bir inceleme başlatıldı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, Erdoğan’ın yaptığı konuşmanın görüntülerini inceledi. Görüşlerini, Refah Partisi’nin kapatılması istemiyle açılan davanın görüşüldüğü Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na iletti.

Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı, Erdoğan hakkında yürütülen “Türk Ceza Kanunu’nun 312/2 maddesi uyarınca “Halkı din ve ırk farkı gözeterek, kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek” suçlamasıyla hazırladığı iddianameyi, 12 Şubat 1998’de tamamladı.

Erdoğan, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis istemiyle yargılanmaya 31 Mart’ta başlandı. Dava 21 Nisan’da, Erdoğan’ın hakkında iddia edilen suçu işlediği yönünde sonuçlandı. Erdoğan, 1 yıl hapis ve 860 bin TL ağır para cezasına çarptırıldı. Ancak duruşmadaki hali göz önünde bulundurularak cezası 10 ay hapis ve 176 bin 666 lira  para cezasına çevrildi.

Erdoğan, 3 Haziran’da açıklanan gerekçeli karara göre, “Siirt’te yaptığı konuşma, dindar ve dindar olmayan kesimler arasındaki gerginliği canlı tutmaya çalışıyordu”. Erdoğan, “Bunları inanç birliği maksadıyla söyledim; benim referansım İslam’dır” açıklaması yapsa da, inandırıcı bulunmadı. Kararda yer alan “cezanın ertelenmesine yer olmadığı” ibaresine karşı olarak oy çokluğu için Yargıtay’a başvurma hakkını kullandı. Mahkemenin verdiği kararı, 23 Eylül’de, Yargıtay 8. Ceza Dairesi, bire karşı dört oyla onaylandı. Bu kararın ardından Erdoğan’a siyasi yasak getirildi; artık bir partiyle veya bağımsız olarak seçimlere katılamayacaktı. O döneme ait Hürriyet Gazetesinin attığı şu manşet Türk medya tarihinin akıllara kazınan ifadelerinden biri olacaktı:
“Tayyip’e şok ceza – Muhtar bile olamaz”.

muhtar bile olamaz manşeti hürriyet

Ceza infaz yasası gereği hapis cezası 4 ay 10 güne indirildi. Çeşitli ertelemelerden geçen cezanın ardından, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevini bıraktı. 26 Mart 1999’da cezasını çekmek üzere Kırklareli, Pınarhisar’daki Pınarhisar Cezaevi’ne girdi. 24 Temmuz 1999’da ise, tahliye edildi.

Yasaklı döneminde Erdoğan

Anayasa Mahkemesi’nin, Fazilet Partisi’nin daimi olarak kapatmasının üzerinden çok zaman geçmemişti ki, bağımsız kalan milletvekilleri, yeni parti kurma çalışmalarını başlattı. Kendilerini “gelenekçiler” ve “yenilikçiler” olarak adlandırdıkları iki koldan yürüttüler bu süreci.

“Milli Görüşçü” olarak adlandırılan taraf, 20 Temmuz 2001’de, Recai Kutan’ın başkanlığında Saadet Partisi’ni; “değişimci” taraf ise, 14 Ağustos 2001’de, Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Adalet ve Kalkınma Partisi’ni kurdu. Erdoğan, aynı zamanda partinin genel başkanlığına da seçildi.

“Biz milli görüş gömleğini çıkardık” demişti Erdoğan ve kullanılan bu ibare, muhafazakarların büyük tepkisini çekmişti. Bir yandan da sistemli bir çalışma içindeydiler. Yakında seçim vardı ve hazırlıklıydılar. 3 Kasım 2002’de düzenlenen seçimlerde Ak Parti yüzde 34,29 oy oranı ile birinci parti oldu.

Parti bu başarıları gösterirken, Erdoğan, siyasi bakımdan yasaklı olduğundan seçimlere katılamadı; milletvekili olamamıştı. 58. Hükümet, Abdullah Gül başkanlığında kuruldu.

Erdoğan, damarlarında akan kanda dahi siyasetin varlığını hissediyor olmalıydı. Duyduğu üzüntüyü içinde tutup, tekrar siyasi haklarına ulaşmanın yollarını arıyordu.

Siyasi yasağının kaldırılması için TBMM’ye yasa teklifi sunuldu. Aslında bu yasa değişikliği oy çokluğu ile kabul edilmişti, ancak dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, tasarının, “özenle, somut ve kişisel” olduğu gerekçesiyle veto etti. Bir süre aradan sonra, yasa değiştirilmeden tekrar oylamaya sunuldu; meclis tekrar oy çoğunluğu ile kabul etti. Bu kez, Ahmet Necdet Sezer de onayladı. Erdoğan’ın milletvekili olmaması için artık hiçbir engel yoktu ve sağlam adımlarla ilerleyeceği yolunda daha elde edeceği çok başarı vardı. Bu henüz başlangıçtı.

Aynı dönemde, seçimlerde Siirt Milletvekili seçilen Fadıl Akgündüz’ün milletvekilliğinin düşürülmesi, Erdoğan’a ani ve yeni bir kapı açtı. Siirt’teki seçimlerin tekrar yapılmasına karar verildi. AKP’nin ilk sıradaki adayı Mervan Gül adaylıktan çekildi ve Erdoğan, partinin birinci adayı olarak aldığı yüzde 85 oy oranı ile Siirt seçimlerini kazandı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan

Erdoğan, artık milletvekiliydi. Tüm gençliği boyunca hayalini kurduğu birçok şey için zorlu yollardan geçmiş olsa da, ilk önemli adımı atmıştı.

Sonrası Erdoğan için fazla hızlı ve başarı doluydu. Abdullah Gül, Erdoğan’ın milletvekili seçilmesinin ardından, Cumhurbaşkanı Sezer’e, istifasını sundu. İstifası onaylanan Gül’ün ardından, Cumhurbaşkanlığından aldığı görevle, Erdoğan, genel seçimlerden yaklaşık 3 ay sonra, 59. Hükümeti kurdu.

Türkiye Cumhuriyeti çatısı altında yaşayan, kendisini destekleyen ya da desteklemeyen her bireyin sorumluluğunu taşıyordu ve belli ki bu sorumluluğu daha uzun yıllar taşıyacaktı. Ak Parti, 22 Temmuz 2007’de yapılan 23. Dönem Milletvekili Seçimlerinde, aldığı yüzde 46,6 oy oranı ile milletvekili sayısını 341’e çıkardı. Bu aynı zamanda Erdoğan’ın ikinci kez başkanlık koltuğunu hak ettiği anlamına da geliyordu. Aynı durum çoğalarak üçüncü kez de tekrarlanacaktı.

12 Haziran 2011’de gerçekleştirilen 24. Dönem Milletvekili Seçimlerinde, Adalet ve Kalkınma Partisi, aldığı yüzde 49,83 oy oranı ve 327 milletvekili ile Erdoğan’a üçüncü kez hükümet kurma yetkisini kazandırdı.

Başkanlık sürecinde alt yapı çalışmaları

Özellikle İstanbul’dan yola çıkarak söylenebilir ki, ülkenin en büyük sorunları arasında ilk sıralarda alt yapı ve ulaşım gelmekteydi. Bu sebeple Erdoğan, başkanlığı sürecinde en çok eğilimi bu iki konuya gösterecekti.

2003 yılı sonunda düzenlenen verilere göre ülke genelinde bölünmüş devlet ve il yollarının toplam uzunluğu 4,387 km, otoyollar 1,714 km iken, 2013’e gelindiğinde bu veriler, sırasıyla 20,807 km ve 2,244 km olarak kayıtlara geçecekti. Erdoğan, devletin yönetiminde bulunduğu süre içerisinde, 2014 yılı itibarıyla 471 km’lik bölünmüş devlet ve il yolu inşası gerçekleştirecekti.

Örnekleyecek olursak, 1993’te yapımına başlanan Bolu Dağı Tüneli ve 2000’de başlanan Nefise Akçelik Tüneli, 2007’de tamamlandı. 2003-2014 arasında, devlet ve il yollarında 41,2 km uzunluğunda 84 tek tüp tünel, 86,9 km uzunluğunda 46 çift tüp tünel, otoyollarda 1 km uzunluğunda tek tüp tünel ve 21,1 km uzunluğunda 12 çift tüp tünel açıldı. Tüm yollarda ise, toplam 64,3 km uzunluğunda 151 tek tüp ve 135,8 km uzunluğunda 75 çift tüp tünel hizmete sokuldu.

2004’te, Türkiye’nin ilk deniz altı tüneli olan Maramaray’ın inşası başladı. İstanbul Boğazından geçen Marmaray, 2013’te tamamlandı. 2011’de Avrasya Tüneli ve Konak Tüneli’nin temelleri atıldı. Konak Tüneli, 24 Mayıs 2015’te açılırken, Avrasya Tüneli 20 Aralık 2016’da hizmete girdi. Bu iki tünel Türkiye’nin rüya projelerinin ilk ürünleriydi.

İlk hattı 2009’da Ankara-Eskişehir arasında açılan Yüksek Hızlı Tren, daha sonra birçok ile yayıldı.

2013’te İstanbul Boğazı üzerine üçüncü köprü olarak konumlandırılan Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün yapımına başlandı ve 26 Ağustos 2016’da köprü açıldı.

2002’de 25 olarak kaydedilen havalimanı sayısı, Erdoğan sürecindeki çalışmalarla 52’ye ulaştı. İstanbul’daki üçüncü havalimanı inşası ise, 2014’te başladı. Şimdilerde ise İstanbul 3. havalimanın, 29 Ekim 2018’de faaliyete geçmesi bekleniyor.

Erdoğan, Mart 2014 itibarıyla 18’i hidroelektrik santral olmak üzere, 268 baraj inşasına imza attı. Ayrıca, 138 ayrı yerleşim biriminde kentsel dönüşüm ile TOKİ öncülüğünde toplu konutlar yapıldı.

Eğitim süreci

En son 2002’de 11.3 milyar TL olarak kaydedilen eğitime ayrılan bütçe, Erdoğan süreci ile 2014’te, 78.5 milyar TL’ye ulaştı.

Yönetim sürecinde birçok başarılı proje oldu. İlki, 2003’te UNICEF işbirliği ile başlatılan “Haydi Kızlar Okula” kampanyasıydı. Kızların okula gitmesini, eğitim seviyesindeki eşitsizliği noktalamayı amaçlayan bu projenin yürüttüğü kampanya sayesinde, 2002’de yüzde 87 olarak kaydedilen kız çocuğu okullaşma oranı, yüzde 96’lara kadar yükseldi. Bu Cumhuriyet tarihi için rekor bir rakamdı…

Bir ülkenin refah seviyesi kuşkusuz eğitim seviyesi ile paralel seyrediyordu ve eğitimin son durağı üniversitelerdi. 2003’te 70 olarak kaydedilen üniversite sayısı ilk 5 yılda 130’u geçmişti bile. Ülkenin 81 ilinin her birinde en az 1 üniversite oldu.

Sadece okul açmakla bitmiyordu elbet; bir de içinde yürütülen sistem adına bir şeyler yapılmalıydı. 2010’da başlatılan Fatih Projesi kapsamında çeşitli okullarda bazı sınıflara akıllı tahta koyarak işe başlandı. Teknolojinin nimetlerinden faydalanmak gerekiyordu tabii. Çocuklara da tablet bilgisayar dağıtımı başlatıldı.

Sonra 2012-2013 eğitim-öğretim yılından itibaren 4+4+4 eğitim sistemiyle 8 yıllık zorunlu eğitim, 12 yıllık zorunlu kademeli eğitime çevrildi. Başta çok karşı çıkanlar, olmaz diyenler olsa da, çocuk dediğin bir genç ağaç, eğilmeyi bekliyordu. Artısıyla, eksisiyle aslında bu sistem, eğitimin insana zorunluluğunu vurguluyordu. Çünkü ne ilginçtir ki, insan dediğin varlık, zorunlu kılınmayan şeylerin pek heveslisi olmayabiliyordu…

Ekonomik süreç

Ülkede, Ak Parti döneminden önce en son “Kara Çarşamba” olarak da bilinen 2001 Türkiye ekonomik krizi yaşanmıştı. Bu kriz, ülkenin beklenmedik ölçüde ekonomik daralmasıyla sonuçlandı. Dövizdeki yüksek artışa bankacılık sisteminin açmaza girmesi eklenmiş devlet büyük bir mali yükü sırtlanmak zorunda bırakılmıştı.

Bir algı var insanda; zengin hep zengin, fakir hep fakir. Uzun adam, nasıl olmuştu da insanların umudu oluvermişti. Yeni her zaman iyidir mottosunun ürünü müydü bu? 2003’te Erdoğan ülkenin Başbakanı olduğunda, yeninin her zaman iyi olduğunu kanıtlayan o can gelmişti sanki. Belki de karşılıklı güvenin getirisi dört koldan yapacaklarına odaklanan Erdoğan, 2003’ten 2009’a ekonomide büyük bir büyüme sağlamayı başarmıştı. Sayısal verilere göre bakarsak, bu yıllar arasında Türkiye’nin GSMH’si, dünya toplamının yüzde 1,11’inden, yüzde 1,3’sine yükseldi. Bu süreçte, Türkiye edindiği oranla, AB ülkeleri arasında en iyi performansı yakalamıştı. Ayrıca bu süre zarfında, Türkiye’nin Uluslararası Para Fonu’na olan borcu da bitirildi. Ve dahi Türkiye İMF olarak bilinen bu yapıya borç verebilecek ülkelerden biri olmuştu…

Bu başarı, Cumhuriyet’in kurulduğu zamandan bu yana edinilmiş en büyük başarılardan biriydi. Siyasi istikrar sağlandı, ekonomi güçlendi ve dolayısıyla sosyal refah seviyesi yükseldi. Uzun Adam, bu işi başarmıştı. Dönüp çocukluğunda köşede soğuk su satan Recep Tayyip’e teşekkür ediyor muydu acaba?

Çıkışlar kadar inişler de insanlar içindi. Uluslararası krizi takiben 2008’in son çeyreğinde, bir durgunluk başladı. Babalarınızdan sizin kulaklarınıza da yer etmiştir muhakkak; kemerleri sıkma zamanıydı. Durgunluk, 1 yıl sürdü. Türk ekonomisinde ciddi bir küçülmeye sebep olmuştu. İşsizlik oranı, yüzde 10’dan, yüzde 14’e yükseldi. Küresel bir ekonomik krizin etkileri Türkiye’de de kendini hissettirmiş ancak Türkiye güçlü ekonomik yaklaşımdan verilmeyen tavizler sayesinde bu krizi, tabir yerindeyse, ufak sıyrıklarla atlatmıştı. O dönem Erdoğan, bu küresel ekonomik krizin Türkiye’yi teğet geçeceğini söylemiş ve öyle de olmuştu.

Ülkede işler yeniden düzelmeye başlamış; 2010 ve 2011 GSYH, yüzde 9 ve yüzde 8’den daha fazla büyüme göstermişti. Türkiye’yi, Çin’den sonra dünyada en fazla büyüme gösteren ikinci ülke konumuna yükseltti. Bu büyüme, işsizlik oranının da, krizden önceki seviyelere düşmesini sağladı.

2011’de, cari işlemler açığı yüzde 10’luk oranla tarihinin en yüksek noktasına ulaştı; dünya rekoru kırmıştı. Türk Lirasının değeri de, aşırı sermaye girişinden etkilenerek yükseldi. Ak Parti, “Ekonomiyi yeniden dengeleme” başlığı altında bir uyum operasyonuna karar verdi. Bu proje etkisini şu rakamlarla gösterdi: Bütçedeki eğitim payı 2002’de yüzde 10 iken 2011’de yüzde 15’e yükseldi. Sağlık payı da yüzde 2.6’dan, yüzde 5.8’e yükseldi. Bu zaman zarfında GSYH reelde yüzde 50’den fazla yükseldiği için eğitim ve sağlık harcamalarının reel artışı, GSYH içindeki pay artışlarından daha fazla olmuştu.

PKK sorununda çözüm süreci

Hükümet Erdoğan dönemini yaşıyordu ve Türkiye çeyrek asırdır süren bir PKK cehenneminin içindeydi. Resmi rakamlar, 40 binden fazla insanın hayatını kaybettiğini gösteriyordu. Hükümet, 2009’da, bu sorunu çözmek için adım olacak bir plan duyurdu. Avrupa Birliği de bu çözüm sürecini destekliyordu. Tüm medya yayınları ve siyasi kampanyalarda Kürtçe kullanıma izin verildi. Bunun yanı sıra daha önceden Türkçe isimlerle değiştirilen şehir ve kasabaların Kürtçe isimleri hakkında yapılandırma kararı da alındı. Ayrıca çıkarılan yasa ile silah bırakan PKK üyelerinin eve dönüşleri ve sosyal yaşama katılmaları konusunda gerekli tedbirler alınacak ve destek verilecekti.

Erdoğan çözüm sürecini “Türkiye’nin gelişmesine, büyümesine engel olan kronik sorunları çözmek için cesur bir adım attık” şeklinde açıkladı.

Ancak Ak Parti hükümetinin attığı bu cesur yürekli adıma sırtını terör örgütüne ve oluşumlarına dayamış olan sözde Kürt siyasetçileri mukabelede bulunmadıkları gibi, sürecin bozulması için de ellerinden gelen her türlü kötü senaryoyu da ortaya koymuşlardı. Ve bu sürecin sonunda 6-8 Ekim olayları olarak Türk siyaset tarihinde anılacak elim olaylarda gencecik insanlarımız terör örgüü elemanlarınca katledildi. Yasin Börü, Kürt halkına yardım dağıtırken teröristler tarafından katledilmiş, kafası taşla ezilerek öldürülmüştü. Sırtını teröre dayayan sözde Kürt siyaseti “Halka rağmen halk için” siyaset yapmaya devam ediyordu…

17 Aralık Fetö’nün yargıya darbe girişimi

17 Aralık 2013’te FETÖ mensubu olduğu sonradan ortaya çıkacak olan dönemin Cumhuriyet Savcısı Celal Kara ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele ve Mali Şube Müdürlüğü ekipleri bir soruşturma başlattı. Soruşturma kapsamında, iş adamları, bürokratlar, kamu görevlileri ve 61. Hükümet kabine üyesi üç bakanın da adının olduğu 47 kişi, “rüşvet, görevi kötüye kullanma, ihaleye fesat karıştırma ve kaçakçılık” suçları iddiasıyla gözaltına alındı.

Olayın ardından soruşturmayı yürüten savcılar, adli kolluk amirleri ve memurlarının bir kısmının görev yerleri İç İşleri Bakanlığı tarafından değiştirildi. Aralarında görevden alınanlar da oldu. Erdoğan,bu soruşturmayı hükümetine karşı yapılmış bir darbe girişimi olarak niteliyordu. Ve sonuçlarına bakıldığında da bu tesbitin doğru olduğu ortaya çıkacaktı.

Ardından Fetö’ye bağlı dershanelerin kapatılması yönündeki girişimler ile durum iyice kızıştı. 3 bakanın 17 Aralık soruşturmasından sonra istifasını vermesinin ardından Ak Parti ve Fetö arasında açık bir çatışma süreci de başlamıştı.

Erdoğan, bu süreci, “Türkiye içi ve dışındaki karanlık çevrelerin oyunları” olarak değerlendiriyordu. Bugün durumun vahameti düşünüldüğünden daha da kötüye ilerleyecek, ülke birkaç yıl sonra 15 Temmuz kanlı darbe girişimini de yaşayacaktı…

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan

Türkiye Cumhuriyeti 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, görevine 2007 Türkiye Cumhurbaşkanlığı Seçiminde gelmişti. 2014’te görev süresi dolan Gül’ün ardından seçimin tekrar yapılması gerekiyordu. 2007 Türkiye Anayasa Değişikliği Referandumu gereği ilk kez Cumhurbaşkanı, halk tarafından, doğrudan seçilecekti.

Seçimin ilk turu 10 Ağustos’ta yapılacaktı. CHP ve MHP, çatı adayı olarak Ekmeleddin İhsanoğlu’nu gösterirken, HDP de Selahattin Demirtaş’ı belirledi. Dönemin Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Eski TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, bütün Ak Parti’li milletvekillerinin imzasıyla, adaylarının Recep Tayyip Erdoğan olduğunu açıkladı.

Artık hummalı bir seçim süreci başlamıştı. Logolar, sloganlar, mitingler… Erdoğan’ın seçim kampanyası için hazırlanan slogan, “Milletin Adamı Erdoğan”dı.

Seçim sonuçları açıklandığında bu bir devrin de resmi olarak başlangıcıydı artık. Erdoğan aldığı yüzde 51,79 oy oranıyla Türkiye Cumhurbaşkanı oldu. 28 Ağustos 2014’te yeminini etti ve görevine başladı.

Ertesi gün ise, boşalan Başbakanlık koltuğuna Ahmet Davutoğlu oturdu. Yeni bir isim, yeni başlangıçlar… Şimdi Uzun Adam’ın yoğurt yiyişinin sahnesiydi. Erdoğan, kalbinde çocukluğunun izleri ile ilk adımını attı…

İlk adımlar

Bu icraatlardan ilk olarak dikkat çeken Cumhurbaşkanlığı Külliyesi olarak adlandırlan yeni yönetim binası olmuştu. Birçok eleştiri okunun hedefinde bulunan bu inşaat, her şeye rağmen tamamlandı.

Külliye, başta ülkenin başbakanları için yeni bir merkez olarak tasarlanmıştı. Ancak Cumhurbaşkanlığı görevine başladıktan sonra Erdoğan, Külliye’nin Çankaya Köşkü yerine yeni merkez olarak kullanılacağını duyurdu. Çankaya Köşkü ise, yeni başbakanlık merkezi olacaktı. Bu tarihi bir değişiklikti. Çünkü Çankaya Köşkü, ülke kurulduğundan bu yana Cumhurbaşkanları için sembolik bir merkezdi. Ancak şimdi değişim zamanıydı. Şimdi yeni Türkiye adımlarının atılma vaktiydi…

Erdoğan, 29 Ekim 2014’te Türkiye Cumhuriyet’in 91. Kuruluş yıl dönümünü anmak için düzenlenen Cumhuriyet Bayramı resepsiyonunu yeni Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yaparak açılışı resmen gerçekleştirmek istemişti. Ancak bazı davetlilerin etkinliği boykot edeceğini duyurması ve Ermenek maden kazasının olması sebebiyle resepsiyon iptal edildi.

Erdoğan ve Davutoğlu arasında gerginlik iddiaları

Kamuoyunda Başbakan Davutoğlu ve Erdoğan arasında gerginlik haberleri baş göstermişti. Sebebi ise, Ocak 2015’te Başbakan Davutoğlu tarafından hayata geçirilemeyen “şeffaflık paketi” ve 17 Aralık Yolsuzluk soruşturmasında adı geçen 4 bakanın yüce divana gönderilmesi hususları olarak gösteriliyordu.

4 Mayıs’ta Erdoğan ve Davutoğlu görüştü. Kısa bir süre sonra da AK Parti, olağanüstü kongre kararı aldı ve bu kongrede Davutoğlu, parti başkanlığına aday olmadı. Akabinde Davutoğlu Başbakanlıktan çekildi ve yerine Binali Yıldırım getirildi.

15 Temmuz darbe girişimi

Ve hepimizin yaşadığı korku dolu o anlar…

15 Temmuz 2016’da TSK bünyesinde kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak adlandıran bir askeri cunta, askeri darbe girişiminde bulundu. Tüm halk tek soluk, tek yürek ekran başına kitlendi ve sonrasında ülkesini korumak için sokaklara döküldü.

Aslında o gün de sıradan bir gün olarak başlamıştı ülkede. Boğaz Köprüsü trafiğe kapandığında, askerler tanklarla köprüdeydi. Bu devirde kimsenin aklına “darbe”li sözcüklerin karşılığı gelmiyordu tabii. Oysa planlanan ve tüm gece yaşanacak olan tam olarak buydu. Sonrasında ülkede OHAL ilan edilmesinin kararlaştırılacağı süreci başlatan o gece yaşanmak üzereydi…

Sonic patlamalrın kulak tırmalayan sesleri, anlamsız konuşmalar, sosyal medyada “Darbe mi var; bu köprünün hali nedir?” paylaşımları arasında durum giderek ciddileşti ve rengini belli etti. TRT binasının basılışı, Spiker Tijen Karaş’ın “Darbe Bildirisi”ni okuduğu o anda diken olmuştu tüylerimiz…

Tüm halk tetikte bekledi. Bir yandan da can havli aldı insanları… Erdoğan, CNN Türk’te telefon ile gerçekleştirdiği görüntülü konuşmada Hande Fırat’ın moderatörlüğünü yaptığı yayında halka seslendi. Darbecilere hiçbir şekilde imkan tanınmayacağını ifade ederek halkı darbeye tepki için sokağa çağırdı. Sonrası yüksek sesli bir direniş. Ülkenin dört bir yanında darbe karşıtı protesto gösterileri başladı. 16 Temmuz sabahının ilk ışıklarında bu hain darbe girişimi bastırıldı ve darbeci askerler, silahları ile teslim oldu. Geride şehitler, gözü yaşlı aileler, içi yanan bir ülke kaldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kader arkadaşı, Ak Partinin reklam çalışmalarını yürüten Erol Olçok ve oğlu Abdullah Tayyip Olçok, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başdanışmanı Mustafa Varank’ın ağabeyi İlhan Varank, çocukluğu ve gençliğini haksızca hapislere kaptırmış olan Halil Kantarcı ve daha birçok fidanımızı o gece şehit verdik. Onlarsız bir hayat yaşamaya mecbur bırakıldık…

Bu, insanın ülkesine karşı vefasızlığı, zalimliğiydi. Teröristbaşı Fetullah Gülen, Allah ve Peygamberimiz Hz. Muhammet’in adını kullanarak güven verdiği ve dahi kandırdığı koskoca bir ülkeyi, yürünen onca yolun ardından sırtından bıçakladı. Darbe girişiminin bastırılmasının ardından Erdoğan, dönemin ABD Başkanı Obama’ya, teröristbaşı Fetullah Gülen’in, terör örgütü başı sıfatıyla ülkeye iade edilmesi çağrısında bulundu. Bundan sonraki süreçte bu terör örgütüne mensup her yapının da kararlılık ve ivedilikle devlet kurumlarından temizleneceğini vurguladı…

Ülkemizi artık sancılı bir süreç bekliyordu. Öfkenin beyinde barınamayıp gözlerden fışkırttığı bu çirkinlik, 81 ilin en ücra köşelerine kadar sıçramıştı. Elbette kötü her yerde kötüydü ve devam da edecekti. Bu öfke patlamasının döktüğü kanları, bombaların patlaması takip edecekti. Ancak nihayetinde Türklerin kalbinin birliği vardı her şeyin özünde. Bizi böylesine ayakta tutan koca bir tarihin getirisiydi. Dökülen kanlarımızın temsili bayrağımız, her güzelliğin örtüsüydü…

(Erdoğan, torunu Ahmet Akif’le Kur’an okurken)

Başarısının sırrı

Erdoğan, bir röportajında tüm bu süreci yönetişini, başarısının sırrını şöyle açıklamıştı: “Birincisi başarıya inanacaksınız, ikincisi bilgi, birikim çok önemli. Üçüncüsü bu alanda bir tecrübe kazanmak. Dördüncüsü ve en önemlisi hangi işi yaparsanız yapın, onu takip edeceksiniz. Böylece neticeyi yakalayacaksınız”.

Toplumun değerler silsilesi konusunda oldukça dikkatli olan Erdoğan, bu değerler arasında bir tarih yazdığımızı da her platformda vurguluyordu. Bizi biz yapan değerler konusundaki savunması ona ciddi tartışmalar da getirse, sımsıkı sarıldığı doğrulara sırtını dönmeyecekti belli ki. Erdoğan, inanıyordu ki, bu millet her zorluğa göğüs gerecek, gerekirse bir ölecek, ama bin kez küllerinden doğacaktı…

Erdoğan yeniden Genel Başkan

16 Nisan 2017’de gerçekleşen referandumda halk oylaması ile kabul edilen Anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanı’nın partili olabilmesinin önü açıldı. 21 Mayıs 2017’de gerçekleştirilen 3. Olağanüstü Büyük Kongre’de, Erdoğan, kurucusu olduğu Ak Parti’nin Genel Başkanlığı’na yeniden seçildi…

Şimdi ise, ülke 24 Haziran’da yapılacak seçime odaklanmış durumdaydı. Ak Parti’nin MHP ile kurduğu Cumhur İttifakı’nın karşısında Saadet Partisi, Demokrat Parti ve İYİ Parti de CHP ile Millet İttifakı’nı kurdu. Muhalefet de birliğini oluşturduğuna göre şimdi sıra yaklaşan süreci beklemeye gelmişti ve beklerken yaşanacakları görmeye tabii…

Başkan Erdoğan

Şimdi Başkanlık Sistemi dönemiydi. Şöyle ki, 2017 referandumunda kabul edilen anayasal değişiklikler, 24 Haziran seçimleriyle birlikte tamamen yürürlüğe giriyordu. Yeni sisteme göre, Cumhurbaşkanı yürütmenin başı olacak; kararname yayınlayabilecek, erken seçim kararı alabilecek, bütçe hazırlayıp güvenlik politikalarına karar verebilecekti. Tabii parlementonun hazırlanan bu bütçeyi onaylaması şartıyla. Bu sistem, ülkedeki çift başlılığı ortadan kaldıracak ve istikrar gelecekti…

Öyle de oldu. Erdoğan, sistemli çalışmasının karşılığını adım adım gösterdiği başarılarla almıştı. Şimdi ise bu başarıyı sağlam adımlarla ve kalbini sevgiden ayırmadan devam ettirme zamanıydı. 24 Haziran günü yapılan seçimlerin sonucunda halk kararını verdi ve Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti Başkanı seçildi.

Bu kalpte ülkene büyük bir aşk taşımanın bir başka ifade ediş şekliydi işte. Erdoğan’ın seçim sonuçları açıklandığında balkon konuşmasında geçirdiği gibi, bu seçimin galibi demokrasi, milli irade, 81 milyondu…

Geçmişin izlerinden aldığı şevk ve ülkesine duyduğu aşkla bir Recep Tayyip geçiyor bu dünyadan…

İyi ki…

Damla Karakuş

[email protected]

Not: Biyografisini okumak istediğiniz kişileri lütfen bizimle paylaşın.

Instagram: biyografivekitap

Kaynak:Enson haber Biyografi

Etiketler, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Erdoğan Demirören kimdir, aslen nereli , kaç yaşında

Küçükken ne şaşırırdım küçücük bir kutunun içinde güldüren, ağlatan insanlara. Hatta onlar o kutunun içinde yaşıyor, orası onların evi sanırdım. Sadece perdelerini açıp bizim onları izlememize izin veriyorlarmış gibi gelirdi. Evlerinin de bir adı vardı sadece; televizyon. Çocuk aklı işte…

Çocukken her sabah Şirinler’i izlediğim Kanal, şimdilerde Demirören’e geçmiş meğerse. Hoş o zaman da sorsan sahibi kim bilemezdim ya… Bu bilgi haliyle hayatımızda izlediğimiz dizileri, filmleri, reklamları ve daha nicesini değiştirmeyecek. Yayın akıp gidecek. Ve lakin ekonomi değişiverdi işte. Aydın Doğan artık sahip olduklarının sahibi değil. Onun sahibi şimdi Erdoğan Demirören…

Çocukluğu ve eğitim hayatı

Erdoğan, 28 Ağustos 1938’de Bursa’nın İnegöl ilçesinde dünyaya geldi. Orta öğretimini Saint Benoit Lisesi’nde tamamladı. Sonrasında onu genç yaşta çok çalışması gereken bir hayat bekliyordu. İleride Türkiye’nin tanıdığı bir isim olacak; esnaf olan babasının kazancını katlayacaktı…

Hep top peşinde koşmaya bayılan bir çocuktu. Sokaklarda tek kale maçtan profesyonelliğe taşıyacaktı bu zevkini. 1956-1957 döneminde Beşiktaş ve Emniyet’te profesyonel futbolcu olarak yer aldı.

Ticarete atılımı

1957’de babası Şükrü Bey öldüğünde, hayatındaki bütün taşların yeri değişti. Erdoğan, babasının yarıda bıraktığı hayatı için bir şey yapamazdı; ama yarım kalan işler için gayretli olmalıydı. Sirkeci’de oto yedek parça ithalatı ve pazarlaması yapan “Kolaylık Oto”nun başına geçti. Henüz 19 yaşındaydı.

Ancak gerekli gayreti de göstermişti. Çok çalıştı ve giderek büyüdü. 1971’de Türkiye’nin ilk gaz şirketini devren satın aldı. Yaptığı yatırımlarla Türkiye’de gaz sektörünü, en büyük sektör haline getirdi. Likit petrol gazı dağıtımı yapmak için kurulan Demirören Grubu, daha çok büyüyecekti…

Zamanla Milangaz LPG Dağıtım Ticaret ve Sanayi AŞ., Milangaz AŞ., Likidgaz AŞ., Mutfakgaz AŞ., Güneşgaz AŞ. LPG depolama ve dağıtım şirketlerini bünyesinde bulunduran bir grup olan Demirörenler, Türkiye genelinde 24 dolum tesisi, 2950 ana bayii, 450 bin tona ulaşan satış ve 40 bin ton stoklama kapasitesine, belki daha da fazlasına sahip olacaktı.

Türkiye’nin dışına da açılan Demirören Group, Azerbaycan’da da en büyük petrol dağıtım şirketi Azpetrol’ü ve en büyük ağır sanayi fabrikalarından Azereleltroterm’i de aldı.

Yıllar ona bolca zenginlik katmıştı. Çok şeye sahip oldu. Gaz sektöründe bir anda 48 şirkete çıkan Demirören, 1980’de açıklanan 24 Ocak Kararlarından sonra küçülmeye gitti.

Erdoğan Demirören evlendi

Erdoğan, Tülin Hanım ile hayatını birleştirdi. Bu evlilikten Yıldırım, Tayfun ve Meltem adını verdikleri 3 çocukları oldu.

Yıldırım Demirören de en az babası kadar adını duyuracaktı. Biz onu Beşiktaş Spor Kulübü Başkanı olarak tanıyacaktık.

Demirören AVM

Gaz sektörü ile büyük bir yükselişe geçen Demirören’in diğer yatırımlarının yanında adı bir de AVM yapımı ile anılmaya başladı. Yaptığı yatırımlar, girdiği ihalelerle zenginliğine zenginlik kattı. Haliyle Türkiye’nin en zenginleri listesinde yerini aldı.

2006’da yapımı başlayan bina, 2011’de Demirören AVM olarak açıldı.

Demirören medya sektöründe

Milliyet ve Vatan gazeteleri Doğan Gazetecilik bünyesinde bulunuyordu. Mayıs 2011’de Demirören ve Karacan gruplarına satıldı. Milliyet için 48, Vatan için ise 26 milyon dolar ödediler.

Doğan Yayın Holding, medyada küçülmeye gitmek istediklerini, bu düşünce doğrultusunda da Milliyet ve Vatan’ı satmaya karar verdiklerini açıklamıştı. Satışını uzun bir süre sağlamak isteyen isim ise, Ali Karacan’dı. Babası Ercüment Bey’in yıllar önce Aydın Doğan’a sattığı Milliyet tekrar bünyelerine geçsi istiyordu. Daha sonra Demirören ailesinin de katılımıyla, ikili gazeteleri ortaklaşa satın aldı. Ali ve Ömer Karacan kardeşler, babalarının sattığı Milliyet’in tekrar yarı hisseli ortağı oldu.

Demirören ise, daha önce medya sektöründe adını hiç geçirmemişti. Atılan bu adımla, Demirören de medya sektöründe anılmaya başladı.

Bunun yanında Demirören Grup, adını eğitim alanında da duyurdu. 1958’de İstanbul Etiler’de kurulan Ata Koleji’nin de sahibi Demirören’di. Yatırımlara, ihalelere ve buralarda başarılarını katmerleyen Erdoğan Demirören’in, şirketlerine ait 800’ü aşkın aracı ve 4 tane de gemisi olduğu bilgisi es geçilecek gibi değildi.

Doğan Medya, Demirören’e satıldı

Medya sektöründe Doğan Yayın Holding’den satın aldığı gazetelerle yer edinen Demirören, ilk adımın üstünden 7 yıl sonra 21 Mart 2018’de Doğan Yayın Grubu’nun tamamını satın aldı.

Doğan Holding Onursal Başkanı Aydın Doğan, Demirören Grubu’n kurucusu Erdoğan Demirören’le anlaşma sağladı. Doğan Medya Grup bünyesinde bulunan Kanal D, CNN Türk, Dream TV, Dream Türk, Hürriyet, Posta, Fanatik, Doğan Burda Dergi, Doğan Kitap ve Dergi de böylece Demirören bünyesine katılmış oldu.

Bizler halk olarak o televizyonu sadece izliyoruz, kitapları okuyoruz, dergileri şöyle bir karıştırıyoruz. Gerçek şu ki, pek azımız ilgileniyor bu kuruluşların sahibinin kim olduğuyla. Oysa o renkli görüntüler öyle kolay dönmüyor, kitapların kapakları öyle kolay çevrilmiyor işte. Her birinin ardında bir isim var.

Erdoğan Demirören de bu isimlerden, ülkenin sayılı zenginlerinden sadece biri. Hayat onu bir noktada bıraktı ve yaşamı boyunca adı iyi ya da kötü birçok haberde geçen Erdoğan Demirören, babasından mecburen devraldığı geminin dümenini zenginliğe çevirip hiç karaya uğramadan yol aldı…

Erdoğan Demirören öldü

Demirören, rahatsızlanarak hastaneye kaldırıldı. Solunum yetmezliği sebebiyle 31 Mayıs 2018 itibarıyla Florence Nightingale Hastanesi yoğun bakımına alınan Demirören’in tıbbi destek ve tedavisi sağlanıyordu.

Ancak artık yorgun düşmüş bedeni daha fazla dayanamadı ve Demirören’in 08 Haziran, 11.53’te aramızdan ayrıldığı haberi verildi. Hastane başhekimi Özgür Şamilgil açıklamasında, ailesinin ve hastane personelinin yakın ilgi ve alakası ile Demirören’in ıstırap çekmeden son günlerini geçirdiği belirtti.

Bir can daha yeryüzünden ayrılmıştı işte. Küçükken Şirinler’i izlediğim kanalın sahipliğini yeni üstlenmişti oysa. Öyle ya, yayın yine akmaya devam edecek…

Ailesinin ve tüm sevenlerin başı sağ olsun. Allah sabır versin…

Damla Karakuş
[email protected]

Not: Biyografisini okumak istediğiniz kişileri lütfen bizimle paylaşın.

Kaynak:Enson haber Biyografi

Etiketler, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,