Etiket: felsefesi

Sigmund Freud Felsefesi ve Çalışmaları

Sigmund Freud

Sigmund Freud; (1865-1639) Psikanaliz biliminin kurucusudur. Bugünkü ruhbilimin temellerini atanlardan biri sayılır. “Nevroz” denilen, beyinle ilgili rahatsızlığın da sebeplerini Dr. Freud keşfetmiştir. Nevrozun psikanaliz yolu ile tedavisi fikrini de ilk ileri süren Freud’dur.

Freud, Musevi asıllı bir ailenin çocuğuydu. Dört yaşındayken Morava’dan Viyana’ya geldiler. Freud, tam 78 yıl, orada aynı evde yaşadı. 1881 ‘de Viyana Üniversitesi tıp fakültesinden mezun oldu. 1885’te sinir hastalıkları üzerinde bir yıl staj görmek üzere Paris’e çağrıldı. Burada, Dr. Martin Charcot’la birlikte, isteri üzerinde çalıştılar. Doktor Charcot, isteri nöbeti geçiren bir kızı hipnotize etmiş, daha önce başından geçenlerin isteri krizine sebebiyet verdiğini anlamıştı. Freud, Charcot’nun buluşuyla yakından ilgilenmişti. İki hekim çalışmalarını bu konu üzerine topladılar. Böylece, psikanaliz yolu ile tedavinin temeli atılmış oluyordu. Freud’un teorisine göre, insanların belli olaylar karşısındaki davranışları, çoğunlukla, geçmişteki bazı olaylara, bu olayların ruh üzerindeki etkisine dayanır.

Dr. Freud, Paris’ten Viyana’ya döndükten sonra psikanaliz üzreindeki çalışmalarına devam etti. 1909’da Amerika’ya gitti, konferanslar verdi.

1938’de Naziler, Avusturya’yı istilâ ettikleri zaman Freud’un kitaplarını yaktılar, teorileri üzerinde konuşmak yasak edildi. Dostlarının yardımları olmasaydı, Freud belki de Viyana’dan sağ çıkamayacaktı. Binbir güçlükle pasaport sağlandı, Freud İngiltere’ye gitti. Fakat zaten son zamanlarda sıhhati iyice bozulmuştu. 1939’da Londra’da öldü.

kaynak:nkfu

Etiketler, , ,

Petrus Abaelardus Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Petrus Abaelardus

Fransız ilahiyatçısıdır (Palais/Nantes 1079-Paris 1142). Roscelinus ve Champeauxlu Guillaume’un öğrencisi oldu. llll’de Melun’da, sonra Corbeil’de okul açtı. 1113’te Paris’te Nötre Dame Okulu’ nun müdürlüğüne getirildi. Rahip Fulbert’in yeğeni Heloise’den çocuğu olunca gizlice evlendilerse de kızın ağabeyleri evlerini basarak Abaelardus’u hadım ettiler. Bu olay üzerine Heloise rahibe, Abaelardus da keşiş oldu. Bu sırada yazdığı De Unitate et Trinitate Divina (Kutsallığın Tekliği ve Üçlüğü) kitabını, Kilise’nin buyruğuyla kendi elleriyle yakmaya mahkum edildi (1122). Nogent sur Seine’de Ruhülkuds manastırını kurdu. 4 yıl süreyle St. Gildas rahipliğini üstlendi. Resmi öğretiyle bir kez daha çeliştiğinden 1141’de yeniden yargılandı. Son iki yılını Cluny Manastırı’nda Petrus Venerabilis’e sığınarak geçirdi. Yukarıda anılan kitabından ve acılı yaşamını anlatan, önemli felsefi düşünceler taşıyan özyaşamıyla ilgili mektubu Historia Calamitatum (Felaketlerin Öyküsü)’ nden başka başlıca eserleri:

Sic et non (Böyle de değil) 1122. Theologia Christiana (Hıristiyanlığın Tanrıbilgisi) 1124; Scito te İpsum (Kendini Tanı) 1125-1138; Introductio ad Theologiam (Tanrıbilgisine Giriş) 1140.

Abaelardus’un yönetimi, her tezden sonra karşı tezi de vermek ve çözümü okuyucuya bırakmaktır. Öğrencisi Peter Lombard’ın Tanrıbilgisi elkitabında uyguladığı bu yöntem ortaçağın sonuna kadar model olarak alındı. Abaelardus tümeller tartışmasını canlandırdı. Tümellerin gerçek varlıklar olduğunu ileri süren gerçekçi görüşe karşı çıktı. Bir nesneyi başka bir nesneyle dile getiremeyiz (birini ötekinin yüklemi yapamayız) ama birçok nesneyi bir tümelle dile getirebiliriz. Bu nedenle tümel, nesne olamaz. Tümelin yalnızca bir sözcük olduğunu söyleyen ve gerçekçiliğin karşıtı olan adcılığı (nominalizm) da kabul etmez. Tümeller sözcükler (voces) değil, kavramsal yüklemlerdir (sermones). Bir nesne sınıfının özelliklerini belirten genel düşünce akim bir kavrayışıdır ve akıl bunu kavram olarak dışarı vurur.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Roger Bacon Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Roger BaconRoger Bacon;İngiliz ilahiyatçısı, felsefeci ve bilim adamıdır (Somerset/ Ilchester 1214-Oxford 1294). Oxford Üniversitesi’nde öğrenim gördü; aynı yerde ders verdi. 1240 başlarında Paris Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde görev aldı. Bu yıllardaki çalışmaları skolastik döneme özgüdür, bilimsel düşünceyle ilahiyata ilişkin etkiler yoktur. 1250’de İngiltere’ye dönünce Aristoteles’in etkisiyle bilime ilgisi arttı, çeşitli bilimler, üzerinde çalıştı. Çalışmalarının çoğu, aynı konulardaki İslâm eserlerinden de yararlanma olanağını bulduğu optik üzerinedir. 1257′ de tarikat üyeleriyle arasında çıkan bazı anlaşmazlıklar nedeniyle yeniden Paris’e döndü. 1266’da Papa IV. Clementius’a Hıristiyan eğitiminde bilimsel düşünceyle gerçekleştirilecek reformlara ilişkin tasarıyı yazdı, konuyla ilgilenen Papa, Fransisken Tarikatı kurallarına göre çalışmanın gizli tutulmasını istedi. Bu yıllarda Paris’te güçlüklerle karşılaşan, para sıkıntısı çeken Bacon, tarikatından destek görmedi. Buna karşın, çalışmalarına ilişkin bilgi veren ve yazılarındaki özellikleri taşıyan Opus Majus adlı eseri hazırlamayı başardı. Kitabı yazmaktaki amacı, Papa’nın çalışma ve buluşmalarının değerini anlamasını sağlamaktı. Opus Majus’a ek olarak bir özet niteliğinde Opus Minus adlı çalışmasını da gönderdi. İngiltere’ye döndüğünde (1272) son eseri “kuşkulu yenilikler” getirdiği için hapsedildi. Bazı deney ve gözlemler yapmasına karşın gerçek başarısı bilim adamlarının buluşları üzerinde yaptığı yorum ve çalışmalardan kaynaklandı. Barut, gözlük, teleskop ve öteki önemli buluşlar, çoğu zaman onun eseri sanıldı, ancak bu buluşlar üzerinde çalışmasına ve temellerini kavramasına karşın hiçbir zaman bunlara sahip çıkmadı.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Friedrich Engels Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Friedrich Engels

Friedrich Engels; Alman sosyalist kuramcısıdır (Barmen 1820 – Londra 1895).

Zengin bir dokuma sanayicisinin sekiz çocuğundan en büyüğüdür. Berlin Üniversitesi’nde Yunanca ve Latince öğrendi. Önceleri bağlandığı Hegelcilerden koptuktan sonra 1843’te babasına ait fabrikaların Manchester’ deki şubesinde çalışmak üzere İngiltere’ye gitti. 1844’te bir makalesini Marx’ ın Paris’te çıkardığı dergiye gönderdi. Marx’ın dikkatini çekince, aralarında başlayan yazışma sonucu Paris’te yaşamının sonuna kadar sürecek işbirliğini doğuran tanışma gerçekleşti (Eylül 1844). İşçi sınıfının içinde bulunduğu koşulları yakından inceleyerek 1845’te Die Lage der Arbeitenden Klasse in England (İngiltere’de İşçi Sınıfının Durumu) adlı eseri yayımlandı. Marx ile birlikte kaleme aldığı Die Heilege Familie (Kutsal Aile) 1845’te yayımlandı. Bunu ortak eser olan içinde tarihsel maddeciliğin temellerini taşıyan Die Deutsche Ideologie (Alman İdeolojisi) 1846 izledi. Bu ortak çaba 1847′ de Londra’da Komünistler Federasyonu’nun kurulmasını da sağladı. Birlikte Komünizmin İlkeleri adlı programı hazırladılar. Bunu yine 1848’de birlikte hazırladıkları Komünist Manifestosu (Menifest der Kommunusticshen Partei) izledi. 1848 Devrimi’ne katılmak için Almanya’ya gitti, ardından babasının Manchester’daki işletmesinin başına döndü. Londra’ya yerleşen Marx’ı parasal yönden destekledi, 1854’te babasının şirketine ortak olunca desteğini daha da artırdı. 1864’te Birinci Komünist Enternasyonal’in Londra’daki örgütlenmesinde etkinliği Marx kadar oldu. 1870’te Londra’ya yerleşti. Paris Komünü’nün 1871 yenilgisiyle Enternasyonal’in merkezin New York’a taşınması Engels’i Fransız ve Alman sosyalistleriyle daha sıkı ilişkiye itti. Eugen Dühring’e (1883-1921) karşı yazdığı ve Anti Dühring adıyla bilinen Herrn Eugen Dühring’s Umwâlzung der Wissenschaft’ı (Bay Eugen Dühring’in Bilimi Yıkması) yayımlayarak tarihsel maddeciliğin ilkelerini ortaya koydu. Marx’ın 1883’te ölümünden sonra Marksizmin öncüsü konumuna geldi. 1884’te yayımladığı Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni (Der Ursprung der Familie, des Privateigentums und des Staats) ile toplumların evrimini bir bütünlük içinde ortaya koyarak tarihsel maddeciliği temeline oturttu. Bu arada Marx’ın notlarından yararlanarak Das Kapital’in 2. ve 3. ciltlerini 1885 ve 1894’te yayımladı. Engels’in etkinliğiyle 1889’da Paris’te İkinci Komünist Enternasyonal kuruldu. Marx ile 1844-1883 arasındaki yazışmaları 1913’te 4 cilt olarak yayımlandı. Der Deutsche Bauernkrieg (Alman Köylü Savaşı) 1850, Socialisme Utopique et Socialisme Scientifique (Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm) 1880, 1873-1883 arasında yazdığı notlardan 1925’te yayımlanan Dialektik der Natur (Doğanın Diyalektiği), Ludwig Feuerbach und der Ausgang der Klassischen Deutschen Philosophie (Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesnin Sonu) 1888, yine ölümünden sonra yayımlanan Die Rolle der Gewalt in der Geschichte (Tarihte Gücün Rolü) 1886.

Kaynak – 2

Ünlü bir Alman sosyoloji bilginidir. Karl Marx ile birlikte bilimsel sosyalizmin kurucusu olarak tanınır.

Engels 1820’de Almanya’nın Barmen şehrinde doğdu. Babası, Ren bölgesinde yaşayan zengin bir fabrikatördü. Engels önce iş hayatına atıldı. 1842’de, babasının işlerini yönetmek üzere, İngiltere’de Manchester şehrine yerleşti. Yalnız onun asıl ilgisini çeken konu, o çağın devrimci akımları oldu.

1844’te Paris’e yaptığı bir yolculukta Karl Marx’la tanıştı. Ondan, sonra kırk yıl boyunca, Marx’la birlikte çalışarak, bilimsel sosyalizmin ana kitaplarını ortaya koydu. Marx, nazariye ve sistem bakımından daha güçlü olduğu halde Engels pratik meseleler ve politika stratejisi yönünden daha başarılıydı. 1845’te «İngiltere İşçi Sınıfının Hayat Şartları» adındaki kitabını yayınladı. 1847’de de Karl Marx’la birlikte, «Komünist Manifestosu» nu yazdı.

Engels’in, 1848 Alman Devrimi sırasında Baden ayaklanmalarına katılmış olması, dikkatini askerlik bilimine çekti, bu konuda çeşitli çalışmalar yapmasını sağladı. «Po ve Ren», «Askeri Meseleler ve Alman İşçi Sınıfı» adındaki kitaplarında bu konuları işledi, «Tüm Savaş» düşüncesiyle birlikte devrimci taktikler üzerindeki fikirlerini ileri sürdü. 1864’te İrlandalı Elizabeth Burns’la evlendi, 1895’te Londra’da öldü.

Engels, Marksizm’in temel görüşü olan tarihsel maddeciliğin ortaya konulmasında önemli bir rol oynamıştır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Epikuros Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Epikuros; Eski Yunan filozofudur (Sisam İÖ 341 – Atina İÖ 270).

Felsefeye 14 yaşında başladı. İlk felsefe derslerini Theoslu Nosiphane’den aldı. Aristoteles felsefesini ve Demokritosçu görüşü tanıyarak yetişti. Atomculuğu ve çağının akımı olan Pyrrhon’un kuşkuculuğunu öğrendi. 18 yaşında Atina’ya gelip Akademi’de Anaksagoras ve Archelaos’un öğretisini inceledi. Bu arada Büyük İskender’in ölümü üzerine Atina’dan ayrıldı. Midilli’de ve döneminin doğa bilimleri merkezi olan Lamsakos’ta (bugün Lapseki) başta İdomos ve Leonteus olmak üzere pek çok ünlüye öğretmenlik yaptı. İÖ 316’da yeniden döndüğü Atina’da satın aldığı evin bahçesinde dersler vermeye başladı. Bu nedenle Epikuros’un okuluna “Bahçe”, öğrencilerine de “Bahçeliler” denir. İç hareketin kaynağı olan maddenin öncesizliğini kabulden yola çıkan Epikuros’tan günümüze yalnızca birkaç metin parçasıyla üç mektubu ulaşmıştır. Bu veriler onun, bilginin temelini üç kaynağa dayadığını gösterir:
1) Duyumlar,
2) Öncelikler,
3) Duygulanma ve tutkular.

Felsefenin amacının insana mutluluk vermek olduğunu savunan Epikuros, bilgi, bilim ve kuram gibi şeylerin insan yaşamına dinginlik ve rahatlık kazandırmak amacına hizmet ettikleri ölçüde değerli olduğunu söyler. Felsefenin insanı mutlu kılması için önce onu temelsiz korkulardan arıtması gerektiği görüşünden yola çıkarak doğaya dayanan fiziksel bir dünya görüşünü savunur. Birtakım değişikliklerle Leukippos ve Demokritos atomculuğunu canlandıran Epikuros, boşlukta eşit hızla hareket eden atomlar arasındaki çarpışma olanağım açıklamak amacıyla atomların yörüngelerinden kendiliklerinden saptıkları görüşünü ileri sürer. Epikuros’un düşünceleri Rousseau gibi düşünürlere kaynaklık etti.

Epikurosçuluk: Sevinçlere hazlara yönelik bir yaşamın amaç edinilmesi ilkesine dayandırılan Epikuros’un öğretisidir. Kolay, anlaşılır oluşu, Epikuros un öğrencileri üzerindeki kesin etkisi ve bu yoldaki olumlu katkısı, Epikurosçuluğun kısa sürede ve hızla yayılmasına neden oldu.

Epikuros’un yaşama anlayışı, görüşü, kesin ilkeler biçiminde açıklandığından sonradan fazlaca değişime uğramadıysa da mutluluk ve sevinç dolu acıdan kurtulmuş bir ruh dinginliği arayan Epikuros’un bu çabası, duygusal hazzı arama biçiminde yorumlandı. Epikurosçuluk, yaratılan katı dogmacılık nedeniyle hep olduğu gibi kaldığından gerektiğince gelişemedi. Epikurosçu felsefeye karşı sert tepkiler de bu bağlamda ortaya çıktı. Özellikle Stoacılar şiddetle eleştirmenlerine karşın, Roma’da Lucretius ve Caesar gibi yandaşlar buldu. Daha sonraları Voltaire ve Montaigne de Epikuros’un etkisinde kaldılar.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , ,

John Locke Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

John Locke; İngiliz filozofudur (Bristol 1632-Cates 1704).

Düşüncelerinin gelişmesinde hukukçu babasının büyük etkileri oldu. 1652’de Oxford Üniversitesinde girdi, doğa bilimleri ve tıp okurken Descartes’in eserlerini de inceledi. Descartes’in düşüncelerine hayran kalmakla birlikte Descartes’in karşıtı olan iki düşünürün, Gassendi ve Hobbes’un eserlerini de inceledi. Doğabilimcisi Robert Boyle’un, deneyci tavrının ve düşüncelerinin etkisinde kaldı. Brandenburg elçilik kâtipliğinden İngiltere’ye döndükten sonra Lord Ashley ile tanıştı ve onun yanında politikaya atıldı. Lord İngiltere’den uzaklaşmak zorunda kalınca, Locke da ardından Hollanda’ya gitti ve ancak 1689’da dönebildi. Sonraki yaşamı, arkadaşlarının korumasında sürdü.

İnsan yaşamını nasıl biçimlendirmek gerekir? Locke’un temel sorunu budur. Araştırma sonundaki yargıları değişik olsa bile, genel tutumu değişik değildir. Yaşamının temelleneceği kuramsal yapıyı İnsan Anlığı Üstüne Bir Deneme adlı eserinde araştırdı. İnsan yaşamının dayanacağı bilginin kaynağı nedir, bu bilginin sınırları nereye kadar uzanır. Locke bu temel sorundan hareket ederek insan anlığını araştırmayı ele aldı. Locke, İngiliz amprisit anlayışının bir temsilcisi olarak yurttaşı Hobbes’dan gelen etkiyi sürdürdü, özellikle de tutuma ve bu tutumun 17. yüzyıla yön verecek düzeyde etki yapmış temsilcisi Descartes’a karşı çıktı. Hobbes gibi Locke’un da karşı çıktığı ilk ve en önemli kavram, Descartes’in doğuştan ideler (ideae innatae) oldu. İster Tanrı idesi olsun, ister özdeşlik ve çelişmezlik ilkeleri olsun isterse de öteki ideler olsun, bunların hepsi yaşamadan elde edilirler ve genel geçer oldukları da savunulamaz. Deney, böylece Locke öğretisinde deney bilginin en önemli öğesidir. Locke’a göre idelerin tek kaynağı vardır: Locke deneyi ikiye ayırır: Dış deney ile dış deneyden gelen etkilerin ruhta işlenirlerken oluşan durumları, etkileri duyduğumuz iç deney. İç deneyde ruh, dıştan gelen etkilerle oluşan tasavvurlardan (ideler) doğar ama daha başka olan tasavvurlara yönelir. Dış dünyada olmayan, ama ruhta o idelere bağlı olarak ortaya çıkanı bilmek, inanmak, akla vurmak, istemek, kuşkulanmak ruhta duyulunca iç deney de başlamış olur. Böylece Locke’a göre idelerin kaynağı ilkin dış deneydir, sonra da ona bağlı olarak ortaya çıkan iç deney. Bütün bilgimiz metafizik evren anlayışlarında ortaya koyulan temel dayanaklar olan töz, Tanrı, sonsuzluk, hareket, güç, uzam, zaman gibi kavramlar hem yalın idelerin, ruhun bağlayıcı aktı sonunda ortaya koyduğu birleşik idelerdir. Ruhun soyutlayıcı aktından, gerçekliği olmayan ama tasavurlardan ayırarak elde ettiğimiz “güzel”, “beyaz”, “erdem” gibi tümel kavramlar oluşur ki, bunlar yalnızca birer addırlar. Böylece Locke, tümel kavramlar anlayışında nominalizme ulaşmış olur. Locke’a göre tasavvurlar yankısını dilde bulurlar, ilreal olanı, kendi başına var olanı yansıtan nominal bir alandır, bir işaretler sistemidir. Gerçek olanı sınırlı biçimde anlatan yapay bir alandır, bir işaretler sistemidir. Gerçek olanı sınırlı biçimde anlatan yapay bir alandır. Locke deneye dayanan bir yoldan Descartes’in kesin, güvenilir, sağın bilginin ancak kendimizi bilmede bulunabilineceği sonucuna varır. Çünkü güvenilir bilgi, objesini tam olarak veren bilgidir. Böyle bilgileri de yalnızca iç deneye değgin yalın idelerden edinilebilir, insan doğru olarak ancak kendisini bilebilir. Bu anlayışı ile Locke 17. yüzyılın akılcı felsefesinin sözgelimi Spinoza’nın devamı gibidir. Buna karşın bir Aydınlanma Çağı olan 18. yüzyıl için esas olan sağlanmıştır: İnsan kendini bilerek tanıyarak yaşayacak olan insanın önünde bu tanımayı dayatacağı bir bilgisel temel bulunmaktadır.

Nominalizm ve amprizmi sistemi içinde bütünleştirmeyi çalışan Locke’un başlıca eserleri: Epistola de tolerantia (Hoşgörü Üstüne Mektuplar) 1689, Two treatises of Government (Hükümet Üstüne iki inceleme) 1690, An Essay Concerning Human Understan-ding (İnsan Anlağı Üstüne Deneme) 1690, Some Thoughts Cocerning Edu-cations (Eğitimle İlgili Bazı Düşünceler) 1693,The Reasonablenes of Chris-tianity (Hıristiyanlığın Akla Uygun Oluşu), 1695.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , ,

Herakleitos Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

herakleitosHerakleitos; Eski Yunan filozofudur (Efes İÖ 540 – ay.y. İÖ 480).

Varlıklı ve soylu bir aileden geldiği için yaşamını felsefeye adadı. Özdeyişler biçiminde dile getirdiği düşüncelerinden oluşan Peri Physeos (Doğa Üstüne) adlı kitabını Tanrıça Artemis’e sundu. Günümüze bu kitaptan yalnızca birkaç bölüm ulaşmıştır. İyonyalı doğacı filozofların okuluna bağlı olan Herakleitos, varlığın ilkesinin Thales’ in ileri sürdüğü gibi “su” ya da Anaksimenes’in dediği gibi “hava” değil, özünde dirilik bulunan ateş olduğu savunur. Ona göre, ateş denen kurucusu öğeden kaynaklanan bu dönüşüm ve değişim aşağıdan yukarıya ve yukarıdan aşağıya olmak üzere karşıt yönlü iki hareketi içerir. Oluş işte bunlardan kaynaklanır. Tüm nesneler ateşten doğduğu gibi Tanrı da bu ilkeden doğmuş olup tüm olaylarda ve tüm doğa varlıklarında vardır. Evrenin sürekli akan ve değişen bir süreç içinde bulunduğu, her şeyin her an değiştiği konusunda ileri sürdüğü görüşler, Sofistleri, Stoacıları, Platon ve Aristoteles’i bir başka deyişle tüm diyalektikçi düşünürleri etkilemiştir.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

İbn-i Haldun Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

ibni haldunİbn-i Haldun; Muhammet bin Abdurrahman, Arap tarihçi ve felsefecisidir (Tunus 1332 – Kahire 1406).

Çağının geleneği uyarınca ilkin Kuran, fıkıh, matematik, mantık, kelam ve felsefe öğrendi. Eserlerinde hareketli ve renkli yaşamasından devşirdiği veriler yönlendirici ve yer yer de temellendirici öğelerdir. İspanya, Kuzey Afrika, Şam ve Arabistan’da bazen gezginlik, bazen katiplikten vezirliğe kadar uzanan görevlerde bulunup, bazen tutsak, bazen kaçak olarak yaşarken, içinde bulunduğu toplumları inceledi. Mısır’ da kadı olduğu sırada Tunus’tan gelen ailesini ve tüm varlığını bir deniz kazasında yitirince kadılık görevini bırakarak bir çiftliğe çekildi. 1387’de hacca gidene kadar burada yalnız, düşünüp çalışarak yaşadı ve Mukaddime adlı ünlü eserini yazdı. Hac dönüşü Kahire’de özyaşamöyküsünü (biyografi) yazdı. Ölünceye kadar Kahire’de devlet hizmetinde küçük görevler alarak yaşadı.

İbni Haldun’un görüşlerinde temel konu, insan ve toplumdur. Bir toplum ve tarih felsefecisi olan İbni Haldun’a göre temel, kurucu öğe insandır. Toplum başlıca üç temel nedene dayanarak kurulur. Bu nedenlerin hepsinde kendini gösteren üç motif vardır: İnsanın yalnızlığı, insanın varlığını sürdürme çabası ve insanın başka insanlarla dayanışması. Böylece insan için toplumsal yaşam kaçınılmaz olunca, toplumun oluşmasındaki üç neden şöyle belirlenir: (1) İnsanın biyolojik varlığını sürdürmedeki gereksinmeleri için başkalarıyla dayanışma zorunluluğu. (2) İnsanın dışardan gelecek saldırılar, tehlikeler için başkalarıyla yardımlaşma zorunluluğu. (3) Ortak yaşamın getirdiği işbölümü için başkalarıyla birlikte olma zorunluluğu. Ortak yaşamadan ortak bir iç yaşama birliktelik duygusu, alışkanlıklar, ortak davranışlar ve giderek gelenekler, adetler doğar. Toplumu dağılmadan bütün olarak tutan en büyük, en temel neden ruhsal nedendir. Bununla birlikte İbni Haldun’a göre hiçbir toplum sonsuza kadar var olamaz; bir gün dağılır. Toplumsal yaşamada gelişme işbölümüyle gerçekleşir. Uzmanlaşma ise toplumun gelişmesini, ilerlemesini uygarlık düzeyinin artmasını sağlar. Toplumu insan kurarsa da, insanı da toplum belirler. Bu noktada alışkanlık olayı üstünde durur: İnsanın karakter yapısını, eylemlerinin, etkinliklerinin yoğunlaştığı alanı, belirleyici özelliklerini toplum içinde elde ettiği alışkanlıklarla toplum belirler. Kalıtsal belirlemeyi, yadsıyan İbni Haldun özce bir benzerliği vurgular: Toplum ve insan en temel çizgilerde benzeşirler; ikisinin de varoluşu, sürüp-gidişi ve sona erişi aynıdır. Toplum, onu oluşturan insanların temel karakter özelliğini taşır. Bu bakımdan bir insanı tanımak için toplumuna, bir toplumu tanımak için de bireylerine bakmak yeter. Eğer insanlar göçebelik özelliği gösteriyorlarsa, toplum göçebe bir toplumdur. Çünkü bir toplumda bireyler; toplumun inanışları, değerleri, geleneği, dinsel tutumlarıyla biçim bulurlar. Toplumun olduğu yerde devletle karşılaşırız. Devletin varoluşu gibi yok oluşu da, ortaya çıkışı gibi yetkinleşmesi de toplumla olasıdır. Devletin biçimi de toplumun biçimine göredir. Eğer toplum ilkelse, devlet de ilkeldir; eğer toplum uzmanlık dalları belirmiş, sağlam işbölümüne ve bunun sağladığı dayanışma içinde yetkin bir yaşama düzeyine ulaşmışsa devlet de aynı niteliği gösterir.

İbni Haldun canlı varlık olarak insanı örnek alır. İnsanın yaşam evreleriyle devletin ve toplumun değişik aşamaları özdeştirler. Buna göre üç aşamadan geçilir: Gelişme, yetkinleşme, çöküş. Toplumların gelişmesinde ve çöküşünde ekonomik nedenleri ölçüsünde, kültürel nedenler de etkilidir. Bu nedenle bilim, toplum yaşamında büyük ve önemli bir yer tutar. İbni Haldun’a göre tüm bilimler iki temel gruba ayrılır: İlk grupta temel bilimler yer alır. Akla dayanan bu bilimlerden başlıcaları mantık, matematik, doğa bilimleridir. İkinci grupta ise daha çok yoruma dayanan, akıl yürütmelerle ilgili bilimler vardır: Tefsir, hadis, kelam, dil çalışmaları. Bilim doğru düşünmeyi, doğru yargılara varmayı öğreten mantıkla olguların incelenmesidir. Deneye dayanmayan hiçbir yargı kabul edilemez. Deneysel olmayan, tümel karakterli yargılardan kalkarak evren, dünya, insan ve yaşamı üstüne yargılara varan felsefe bu nedenle sağlam bilgiler vermekten uzaktır. Sağlam doğru bilgi deneye dayanan, doğru bir mantıkla ortaya koyulan bilgidir. Deney ve gözlemi temel alması, topluma ilişkin anlayışlarıyla İbni Haldun, 15. yüzyıla uzanan bir İslâm düşünürüdür. Tüm düşünceleri, Mukaddime adlı (Önsöz. Öndeyiş) eserinde toplanmıştır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , ,

İbni Rüşd Hayatı ve Eserleri

İbni Rüşdİbni Rüşd; Ebu Velit Muhammet Arap filozofudur (Kurtuba 1126 – Marakeş 1198).

İspanya’da, Endülüs’te Aristoteles‘e bağlı olarak ortaya çıkan Me-şaiciler’in (Peripatetikler) en son ve en yetkin temsilcisi. Kadı olarak yetişti. Kadıü’l-Kudzat (Baş yargıç) oldu. 28 yaşına geldiğinde Fas’a, Merakeş’e yaptığı geziden dönüşünde ünlü Külliyat adlı tıp kitabını yazdı. Saraya çağrıldı, Aristoteles‘in eserlerinin karanlık kalmış yanlarını açıklamakla görevlendirildi, İslâm dünyasını saran bağnazlık, bilime düşmanlık ve dedikodu yüzünden İbni Rüşt ve oğlu karaçalmalardan, düşmanca söylentilerden, emire kadar ulaşan iftiralardan kurtulamadılar. Yergilere konu olan, kitapları yakılan, camiden kovulan İbni Rüşt için en sağlam dayanak yine bilim ve felsefe oldu. Ölümünden birkaç yıl önce yeniden saraya çağrılmasına karşın, kendi köşesinde kalmayı yeğledi. Tüm açıklama ve yorumlarında Aristoteles‘e bağlı kaldı ama yalınkat bir aktarmacılıktan çok derinlemesine düşünebilen, temel aldığı görüş üstüne özgün düşünceler geliştirebilen bir yorumcu oldu. İbni Rüşt, Aristoteles mantığına büyük önem verdi. Ona göre mantık; tek tek olgulardan ve tikellerden elde ettiğimiz algılar ve tasarımlardan akla kadar, tümel gerçeklere doğru yükselmenin temellerini, ilkelerini belirleyen, gösteren bilimdir. İnsan gerçeği bilemezse de, gerçeğe ulaşacak güce ve akla sahiptir. Aklını doğru kullanırsa gerçeğe ulaşabilir, bilimde ve felsefede fek yol, Tarikü’l-Bürhan adını verdiği tanıtlama (ispat) yoludur. Gerçeğe ulaşmak kavramlar arasında doğru bağlantıların kurulmasıyla olasıdır. Böylece elde edilecek yargılar olacaktır. Bilgi anlayışı bakımından İbni Rüşt bir yandan bilimsel düşünceyi kurtarmaya, öte yandan bilimsel gerekirciliği (determinizm), sağlam temellere oturtmaya çalışır. Tümellere uzanan bilgimizin başlangıç noktası duyu verileridir. Zihinde, duyu verilerinden gelen izlenimler, biçimlerin kavranması, etkin akıl ile olur. Duyu verilerinden elde edilen biçimler maddi akıla geldikleri zaman Tanrısal kökenli olanlarla birleşir ve tümeller oluşur. Tümeller bilgimizin temeli ve zorunlu varlığın ilkeleridirler. İbni Rüşt, akıl ve doğa gerçeği arasındaki güçlü bağı dile getirdi. Doğada egemen olan zorunluluk her şeyin ilk nedeni olan Tanrı’dan kaynaklanır. Tanrı her şeyin ilk ve zorunlu nedeni, öncesiz, sonrasız yasallık ve evrenin düzenidir.İşte aklın madde dünyasında kavrayacağı budur. Evrende her şey nedensellikle birbirine bağlıdır. Birbirinin nedeni olarak dizilen tüm var olanların en gerisindeki kendi kendinin nedeni olan ilk neden Tanrı’dır.

Aristoteles‘ten yola çıkan İbni Rüşt, beden ve özü, madde ve biçime ayıran İbni Sina karşısına “Varlık, somut bir bütündür” savıyla karşı koyacaktır. Varlık ve öz birbirinden ayrı olamaz; çünkü bireysel bir varlık olan, var olan bir şeyde varlık ile özü ayıramayız. Evren’in kuruluşu da ilk zorunlu varlık olan Allah ile başlar. Allah ilk akıldır, ilk hareket ettirici, ilk nedendir. Allah her şeyin nedeni olduğu için olabilecek her şeyin zorunlu idesine sahiptir. Allah yaratıcı, düzen vericidir, öncesiz ve sonrasızdır. Allah anlayışı ile İbni Rüşt’ün tasavvufa (panteizme) açık bir yanı vardır. İnsanda ruhu bedenin biçimi olarak kabul eden İbni Rüşt, bu ruhu akıldan, özellikle maddi akıldan ayırır. Ruh her canlıda ayrı bir biçimde bulunur ve belirleyici bir işlevi vardır. İbni Rüşt dört temel ruh etkinliği belirler: Anlamak, duyumlamak, hareket etmek ve çoğalmak. Ahlak sorunu da burada ortaya çıkar. Acaba insan nasıl yaşayacaktır? Dışında, ona egemen olgulara uyarak mı, yoksa irade varlığı olarak, aklıyla arayıp bulduğu doğruya göre mi? İbni Rüşt aklına uygun yaşamanın insana daha yaraştığını savunur. Çünkü insan ruhu bağımlı değildir. Öğrencilerinden hiçbiri onun felsefesini bıraktığı yerden alıp ilerletemedi. Batı düşüncesi onun eserlerini İbranice ve Latince çevirilerinden tanıdı. İbni Rüşt bu yolla Hristiyan dünyasına tanındı. Hristiyan Ortaçağı’nda üstünde önemle durulan filozoflardan biri oldu.

Başlıca eserleri: El Külliyat fi’t Tıbb (Tıp Konusunda Toplu Eserler), El-Mantik, Kitab-ı Faslul-Makal (Söz Konusunda Kitap), Tahâfüt üt-Tahâfut (Yıkılışın Yıkılışı, Gazzali Felsefesini Eleştiri), Kitabu Keşfü’l-Menahicü’l Edille (Kanıtların Yollarını Açıklayan Kitap), Rosail (Küçük Kitaplar) vb.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , ,

Poseidonius Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

PoseidoniusPoseidonius;Eski Yunan filozofudur (Apamela/Suriye İÖ 135’e doğru-Roma 50’ye doğru).

Uzun süre Rodos’ta yaşadı, Orta Stoa’nın kurucusu Panaitios’un öğrencisi oldu. Onun ölümünden sonra okulun yönetimini eline alarak öğretimin yayılması için çalıştı. Stoa öğretisinin Roma’ya girmesinden önemli rolü oldu. Roma’daki derslerinde dinleyicileri arasında Cicero ve Pomponius da vardı. Yalnız felsefe değil, astronomi tarih, coğrafya ve etnografya alanlarında da çalışmalar yaptı. Felsefede Eski Stoa öğretisinden ayrılarak Platon–Aristoteles anlayışlarından kaynaklanan bir görüşü benimsedi ve onları uzlaştırmayla çalıştı. İnsan, evren, Tanrı, ahlâk ve bilgi sorunları üzerinde yoğunlaşan bir sistem niteliğindeki felsefesinde, insanı, bir tanrısal, öteki hayvansı olmak üzere, iki ayrı varlıktan kurulu bir bütün olarak tanımladı. Evreni büyük bir canlı organizma olarak gördü, evrenin canlılığı düşüncesine bu açıdan yeni bir biçim verdi. Psikoloji ve ahlakbilimde (töre-bilim) ruhun akıllı olan (logistikon) ve akıllı olmayan (alogistikon) yönlerini birbirinden ayırdı ve ikisini de ruhun akıllı olan yönünden temellendir-di; akıllı olan yanın akıllı olmayan yan üzerindeki egemenliğini kişiyi erdemli, mutlu, ölçülü ve dengeli kıldığını ileri sürdü.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Protagoras Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

ProtagorasProtagoras; Eski Yunan felsefecisidir (Abdera/Trakya’nın Ege kıyısında İÖ 485-410’a doğru).

Atomculuğun kurucusu Demokritos‘un yurttaşı ve çağdaşıydı. Bir süre Leukippos’tan felsefe okudu. Geçimini sağlamak için yük taşıdı, ağır işlerde çalıştı. Felsefeye yakınlığını gören Demokritos‘un önerisi üzerine yolculuklar yaparak, ücret karşılığında felsefe, dilbilgisi, retorik ve politika dersleri verdi. Büyük bir servet oluşturduktan sonra Atina’ya giderek orada uzun süre yaşadı. Tanrıları konu alan eseri tepkiyle karşılandı, Tanrıtanımazlıkla, Atina’nın kutsal inançlarına karşı çıkmakla suçlandı. Tutuklanmaktan kurtulmak için Sicilya’ya kaçmak zorunda kaldıysa da yolda geçirdiği bir deniz kazasında öldü. Doğa felsefesinin karşısında olan Protagoras’a göre, kendisinden önce felsefenin başlıca konusu olan kosmos (evren) sorunuyla uğraşmak boşunadır. Bu felsefede objektif olarak geçerli bir bilginin olmadığını Herakleitos‘un öğretisine dayanarak tanımlamaya çalışır. Tüm olabirliği kendisinde toplayan anamadde sürekli bir akış içindedir; bu yüzden hiçbir şey belli bir şey değildir; bir şey, her an başka şeylere göre şöyle ya da böyle bir şey olmaktadır.

Salt bir varlık yoktur; nesnelerin nitelikleri. bir andaki birbirleri üzerindeki etkiden doğar. Bundan dolayı hiçbir nesne için “bu, şudur” diyemeyiz; olsa olsa boyuna değişen bağıntıları içinde onun başka nesnelere göre ne olmakta olduğunu söyleyebiliriz. Duyumlar da, duyumlayanın o andaki durumuna bağlıdır. Onun için algı, objeyi bize ancak algılayanın anındaki durumunu nasıl görmüşse öyle bildirir. Protagoras için duyu algısı ve bundan doğan sanı (doxa) biricik bilgimizdir. Bundan da şu sonuç çıkar: Her sanı doğrudur, hiç kimse yanlış bir şey düşünemez ya da onun ünlü sözüyle söylenecek olursa: “İnsan her şeyin ölçüsüdür, var olanların varlıklarının da”. Onun bu anlayışına göre, üstünde herkesin anlaştığı, herkesin doğru saydığı bir yargıya varmanın olanağı yoktur. Bu görüşleriyle Protagoras felsefede göreciliğin, dolaylı olarak da kuşkuculuğun ve öznel idealizmin başlatıcı olarak kabul edilir. Ancak onun asıl öğretmek istediği, dili sistemli bir biçimde kullanarak inandırmak sanatı’dır. Eserlerinden hiçbiri günümüze ulaşamamıştır. Düşünceleri özellikle Platon‘un Protagoras ve Theaitetos adlı eserlerinde anlatılır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Baruch Spinoza Hayatı ve Felsefesi

Baruch SpinozaBaruch Spinoza (Benedictus de Spinoza); Hollandalı filozoftur (Amsterdam 1632 – Den Haag 1677).

Engizisyonun baskısıyla yurdu İspanya’yı terkederek Hollanda’ya gelip yerleşen bir Yahudi ailesinin oğludur. İlk eğitimini din alanında aldı. Tüm uyarılara, ödül ve cezalara aldırmadan kendini, kendi aklının buyruğu uyarınca yaşamaya bırakması, bağlı olduğu toplumu çok kızdırdı. Bu durum sürünce, 1656’da Yahudi toplumundan atıldı. Aforoz edilmeyi, özgürlüğünü, bağımsızlığını tamamlayan bir olanak saydı. Kendisini gelişmesine verdi: Latince öğrendikten sonra çalışmaları daha da hızlandı, daha çok okuma fırsatı buldu. Bilgi dağarcığı zenginleştikçe özgürlüğü daha da artırıyordu. Özgürlüğünü bozacak her şeye sırtını dönüyordu. Mercek yaparak ve arada dersler vererek geçimini sağlamak ona yetiyordu. Dıştan bakınca hiç gösterişsiz olan bu yaşamdan hiç yakınmadı, hatta onu afaroz edip toplum dışına atanların saldırılarına da aldırmadı, birkaç kez yaşadığı kenti değiştirmek zorunda kalmaktan pek rahatsız olmadı. İlk eseri Teolojik-Politik 1670’te yayınlandıktan sonra yarattığı tartışma ortamı ve kendisine değişik amaçlı yönetim artınca öteki eserlerin ve dostlarının tüm diretmesine karşın başeseri Etika‘yı yayınlamadı. Tüm eserleri ancak ölümünden sonra dostları tarafından yayımlandı.

Spinoza’nın felsefesi temelde bir ahlak felsefesi olmasının yanı sıra yaşanan bil” ahlak felsefesi olması bakımından, bir yaşama felsefesidir. Bilgi anlayışı bakımından Spinoza, Descartes çizgisinde yer alır. Bununla beraber Descartes‘tan önemli noktalarda ayrılır. Bunlardan en önemlisi, Descartes’in 17. yüzyıl felsefesine bıraktığı bir sorunun çözümüdür: Descartes ilkin ayırdığı iki töz (substans’a), ruh ve bedeni daha sonra, kendi yöntemi gereği, kuşku götürmez bir biçimde birleştirememişti. Bu sorun Descartes‘tan sonra pek çok filozofu uğraştırdı. Bu sorun 17. yüzyıl felsefesinde en kesin çözümünü Spinoza’da buldu. Spinoza’nın Descartes‘tan ayrıldığı bir başka önemli nokta da: Descartes bir bilim adamı gibi çalışır; çözümler, birleştirir, yeniden çözümlemeye başvurur, geri dönüp denetler, bağlantıları pekiştirir ve böylece sağlam yargılara vararak ilerler. Spinoza’da ise evreni içinde duyan, bütün olarak gizemine varan bir bilge kişiyle karşılaşılır. Yine de Spinoza için kalkış noktası Descartes felsefesidir. Birçok konuda, sözgelimi matematiksel yöntem konusunda, mutlak bilginin olabilirliği konusunda ve devraldığı sorunlar bağlamında hep Descartesçi çizgidedir. Aynı zamanda felsefenin daha ilk başlarından 17. yüzyıla kadar pek çok filozoftan düşünceler de onda bulunur. Örneğin, insan doğruyu bilip, ona göre davrandığında iyi edimler içindedir. Spinoza’ya göre gerçek Tanrı’dır. Çünkü Etike I. Kitap tanımlarında belirlediği gibi Tanrı, kendi kendisinin nedeni (causa sui) olan, töz, mutlak sonsuz öznitelikleri (altributum) nedeniyle sonsuz, öncesiz-sonrasız, kendi zorunluluğu nedeniyle varolduğu için özgür olandır. Tanrı böylece en gerçek varlıktır. Onun dışındaki tüm varlıklar, ondan aynı zorunlulukta türemişlerdir ve evrenin sonsuz dokusu böyle oluşmuştur. Tanrı yarattığı tüm her şeye eşittir. Tanrı’nın yaratıları ise sonsuz kere sonsuzla belirlenebilir. Spinoza’ya göre, insan bütünü zaten kavrayamaz. Çünkü o belli bir bağlamda varolmuştur. Ama oradan hareketle de sağlam bilgilere ulaşabilir. Bunun için doğru düşünmesi yeterlidir. Doğru düşünmek de ancak matematiksel yöntemle düşünülerek sağlanabilir. Bu yöntemi Descartes iki önemli eserinde Aklın Yönetimi İçin Kurallar ve Yöntem Üstüne Konuş-malar’da ele alıp, işledi. Yalın, tümel, genel-geçer, doğruluğu kuşku götürmezcesine apaçık kavranan bir önermeden başlayarak aralarında zorunlu bağlar bulunan yeni önermelerde bilginin geliştirilmesini temel alan bu yöntemi, Spinoza felsefesinde önemli ölçüde görülür. Spinoza’ya göre, ruhtaki olaylar da matematik zorunlukla oluşurlar. Ayrıca evrendeki her oluşum da matematik zorunlulukla gerçekleşir. Bu nedenle evren matematiksel bir düzene sahiptir, bu nedenle evrende mutlak bir zorunluluk vardır. Bu nedenle başka bir yöntemle bu zorunlu bağlamın, zorunlu olan bilgisine ulaşılamaz. Spinoza’nın yönteminde bilgi anlayışı ve evren (varlık) bütünleşmiş, birbirinde erişmiştir.

Hepsi ilk temel önermeyle başlar: Tanrı. Tanrı ya da Mutlak Töz tanımı, yöntem gereği ilk başta bulunması gereken tümel geçer önermedir. Bilgi anlayışı gereği, ilk bilinmesi gerekendir, varlık anlayışı gereği ilk varlıktır. Spinoza Tanrı’yı bir iç seziş, iç kavrayışla bulup, kabullenir. Bunda yetişmesinin, Yahudi din anlayışının, Kabbala’nın Hristiyan anlayışından aldıklarının hatta İslâm felsefesinden öğrendiklerinin büyük payı vardır. Tanrı, öncesiz-sonrasız, sınırsız, sonsuz, mutlak varlık ya da mutlak töz ve mutlak özgür olandır. Öteki varolanların hepsi Tanrı’dan zorunlu olarak çıkmışlardır ya da Tanrı’da içerilirler. Böylece tüm varlık Tanrı’dadır ya da Tanrı tüm varolanlardadır: Spinoza’ nın ünlü deyişiyle “Tanrı ya da Doğa” (deus sive natura). Burada köklerini rönesans düşüncesinin önemli adımlarından biri olan Giordano Bruno’da bulan Panteizm ile karşılaşılır. Panteist anlayışı bakımından Spinoza felsefesi dinsel-mistik bir karaktere de bürünür. Spinoza’ya göre, Tanrı sonsuz sayıdaki öznitelikleriyle vardır. Bu öznitelikler (attributumlar) Tanrı’ya içkindir, Yani Tanrı’dan zorunlu olarak çıkarlar, öznitelikler kalktığı zaman değil, biri bile olmasa Tanrı da olmaz. İnsan bu öz-niteliklerden yalnızca ikisini bilir: Yer kaplama ve düşünme: Yani Descartes’ in beden ve ruh sonlu tözleri. İnsan bu iki öznitelik bağlamında vardır. Tüm canlılar ve cansızlar, içinde yaşadığımız dünya ve dünyamızın içinde varolduğu evren bu iki öznitelik bağlanımdadır. Bu ikisinin dışındaki öznitelikleri insan bilemez. Öteki özniteliklerle başka başka evrenlerin oluşması zorunluk nedeniyle düşünülebilir. Böylece Spinoza felsefesinde iki dünya (doğa) ortaya çıkar: Spinoza’nın deyişiyle yaratılmış doğa (natura naturata) ve yaratıcı doğa (natura naturans), yaratıcı doğa Tanrı’dır, yaratılmış doğa ise moduslardan kurulu olan zorunlu bağlamdır. Spinoza’ya göre insan bir sonlu modustur. İnsanda her iki öznitelik modusları birlikte ama kaynaşmadan, koşutluk bozulmadan bulunurlar. Bu nedenle de insan kendini tanıyabilir. Bu koşutluk nedeniyle insan başkalarını ve başka şeyleri tanıyabilir, oluşumları tanıyabilir, insan kendi dünyasında sonlu moduslar dizilişin-deki her şeyi tanıyabilir. Bunun için yapması gereken oradaki doğanın zorunlu düzenini tanıyıp-bilmektir. Ne var ki insan bu yolda her zaman başarılı olamaz. Çünkü insanın içinde bulunduğu zorunluluğu kavramasını onun duygulanımları engeller. Duygulanımlar (affection): insan çok değişik duygulanımların etkisinde kalabilir. Fakat hepsinin gerisindeki temel duygulanım kendi varlığını koruma işgücüdür. İster bilinçsiz organizmanın olsun, ister bilinçli ruhsal yaşamımız olsun, hepsinde kesinlikle vardır. Fakat birinde bilinçsiz, kör bir güdü olan kendini koruma, ruhta bilinç kazanır ve bilinci istek biçimine girer. İnsan genellikle kendini koruma içgüdüsünün bilinçsiz dalgalanmalarına bırakı-vermeyi yeğler. Bu kolaydır. Ayrıca kendini korumaya uygun gelen haz verdiği, uygun düşünmeyen de acı verdiğinden, çoğu insan yaşadığı acıdan kaçıp, hazzı elde etmeye yöneliktir. Bu nedenle işimize gelen, haz veren şeylere iyi, diğerlerine kötü deriz. Oysa bunlar bireyden bireye değişen, kalıcı genel geçerliği olmayan değerlendirmelerdir. İnsanlar arasındaki çatışmaların, huzursuzlukların, kötülüklerin kaynağı buradadır. Çünkü burada insan bencildir. Kendinden başka hiçbir şeyi düşünmez. Gerçekte bu bağlamda yaşamak insana yalnızca mutsuzluk getirir. İnsan gerçekten mutlu olmak istiyorsa, sıradan duygulanımlara dayanmadan yaşamalıdır.

Spinoza bir yaşama filozofu olarak gerekli evren ve bilgi temelini oluşturduktan sonra, insana yarayan, sevinç veren, insanı gerçekten mutlu kılan yaşama yolunu betimler. Pek çok bakımdan Stoa felsefesinden etkiler bulunan bu yaşama insanın kendine egemen oluşunu, insanın bağımsızlığını ama öteki insanlarla bütünleşmesini, gelişmesini, olgunlaşmasını, yetkinleşmesini önermektedir. İnsan kendini korumasını sağlayan varlığını sürdürme güdüsü nedeniyle düşebileceği bencillikten, kendine egemen olarak, yani onu yanlışa götüren duygulanımlara egemen olarak kurtulunca, varoluşunun bir başka temel dayanağını görür:

Toplum. İnsan gereksindiği güvenliğe toplumda ulaşabilir. Toplumsal yaşama bu bakımdan bireyin bencilliğini düzenler, frenler. İnsan toplumda özel bir sorunla karşı karşıyadır: Bireyi körü körüne bağımlı kılan bir toplum, onun kendine egemen yaşamalarını da engeller. Öyleyse toplum öyle olmalıdır ki, hem bireyler özgür olsunlar, hem de toplum var ve güçlü olsun. Spinoza bunu demokratik toplumda bulur. Çünkü demokrasiyi birey özgürlüğüne özen göstererek güçlü olan devlet biçimi olarak görür. Demokrasi insanların bencilliklerinin son bulduğu, çatışmaları, savaşmaları engelleyen, özgür istence dayanan bir devlet biçimidir. Şimdi böyle bir devlet durumunda bulunan insan nasıl yaşayacaktır? İnsanda doğal olarak kendi varlığını sürdürme güdüsü, öteki canlılardaki canlı varlığını koruyup, sürdürmenin yanı sıra insanın yetkin bir varlık olmasını da getirir. Ancak yetkin insan, erdemli olabilir. Stoa üzerinden gelen Sokrates düşüncesidir bu. O da gerçeğin doğru bilgisine sahip insanı erdemli sayıyordu. Çünkü gerçeğin doğru bilgisiyle insanlar doğru eylemlerde bulunup, yetkinleşebilirlerdi. Spinoza’ ya göre yetkin ya da erdemli olmak, bedende ve ruhta bulunan doğal güçlerin ortaya çıkması, biçim bulmasıdır. İnsan ancak kendisi üstüne sağlam bilgileri bulunduğu zaman yetkin ya da erdemli olma şansım elde eder.

Ahlaklı olmanın yani yetkinleşen bir yaşamada bulunmanın en önemli koşulu insanın etkin olmasıdır. Başka durumda insanın kendi bedeni aracılığıyla evrensel zorunluluğa katılması olanaksızdır. Edilginlik insanın yetkinleşmesinin durması demektir. Bu durumda insan kalıp düşüncelere, duygulanımlara tutsak olacaktır. Tutsak insan ise özgür olmayan insandır. Özgürlüğün bulunmadığı yerde ahlaktan ve ahlaklılıktan söz edilemez. İnsanın en büyük tutsaklılığı, duygulanımlarına, tutkularına bağımlı kalmasıdır. O zaman o kişiden, her türlü kötülük beklenebilir. Kötülük yanılmadan çok tutsaklığın bulunduğu yerdedir. Özgür insan yanılabilir ama bu onun kötü olmasını getirmez. Tersine sonra daha iyisini yapar. Tutsak insan ise yanılgıyı sürdürür. Ahlak bu nedenle kötülüklerden uzak olmaktır. Böylece ahlaklı insan kendi doğası ile Tanrı’ya katılır. Bu da kendisine ilişkin öz ben sevgisinden Tanrı’ya uzanma. Tanrı’yı bilinçli olarak sevmeden başka bir şey değildir. Böylece insanı kendi benliğinden kalkarak sonsuzluğa uzanacaktır. Bir sonlu modus olarak kendisi de zaten sonsuzca yaratmaların bir yerinde bulunur. Bu iş zordur. Ama gerçekten bulutlu olmak için zoru başarmak gerektiğini savunur.

Başlıca eserleri: Renati des Cartes Principiorum Philosophiae (Descartes Felsefesinin İlkeleri), Trartatus Theologicopolitikus (Teolojik-Politik İnceleme), Tractatus de intellertus politikus (Anlığın Düzeltilmesi Üstüne İnceleme), Tractatus de Deo et homine eiusque felicitate (Tanrı-İnsan ve İnsanın Mutluluğu Üstüne İnceleme).

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Konfüçyüs Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Konfüçyüs; Çin filozofudur (Chi’u fu İÖ 551-ay.y. 479).

Asıl adı Chung mi’dir. Konfüçyüs ise Üstat Kung demek olan Kung-fu Tzu’dan gelir. Köken olarak soylu bir aileye bağlıydı. Sang Hanedanından olan babası Lu, derebeyliğine bağlı topraklarla gelip yerleştiğinde, varlığını yitirmiş yoksul bir askerdi. Daha çocuk yaşına geldiği sırada babası ölünce eğitimi ve yetişmesiyle annesi ilgilendi. Geçim sıkıntısı çektiklerinden küçük yaşlarında çalışmaya başladı. Bir yandan varlıklı ailelerin çocuklarına ve prenslere ders verirken, bir yandan da kendisi için çalışıp, sürekli okuyor, okuduklarıyla yaşama deneyimlerini birleştiriyor, düşünsel yönden olduğu kadar yaşama bakımından da olgunlaşıyordu. Bir süre sonra ders vermeyi bırakarak Lu derebeyliğinde Hububat Ambarı Koruyuculuğu, daha sonra ulusal Arazi Memuru oldu. Lu derebeyliğinde politik karışıklıklar başgösterince, Ch’i derebeyinin çağrısını kabullendi ve Lu’da durum düzelince oradan ayrıldı. Ch’iye yerleşti. Lu’ya döndükten sonra, İÖ 501’de Lu derebeyliğine adalet bakanı oldu. Onun Lu’da devlet yönetiminde olması, komşu derebeyliklerde kaygı uyandırdı. Ch’i derebeyi bu kaygıyla Lu derebeyine armağanlar, müzisyenler ve dansözler sundu. Lu sarayında başlayan eğlence, derebeyini de iyiden iyiye kendine çekti. Durumun tehlikelerini gören Konfüçyüs ne yaptıysa başarılı olamayınca görevden ayrıldı ve öğrencileriyle 13 yıl süren uzun bir geziye çıktı. Amacı bir daha Lu’ya dönmemekti. Fakat politik alanda çalışmak üzere görev istediği hiçbir derebeylikte iş bulamadı. Aç kaldı, ölümcül tehlikeler atlattı, nice sıkıntılara göğüs gerdi. Sonunda yine yurduna, Lu’ya dönmek zorunda kaldı. Kendini çalışmalarına ve öğrencilerine verdi.

Konfüçyüs bir devlet ve ahlak filozofudur. Onun felsefesi Konfüçyüsçülük olarak adlandırılan büyük akımın temelini oluşturur. Giderek gelişen ve yaygınlaşan görüşü nedeniyle “Onbin kuşağın ustası” ya da “Krallığı olmayan kral” diye nitelendirilen Konfüçyüs’e giderek dinsel bir renk de katıldı, adına tapınak yapıldı. 1912’de yapılan devrimle Konfüçyüs’ün dinsel yanı silindi ve bir ahlak filozofu olarak tanıtıldı.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Auguste Comte Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Auguste ComteAuguste Comte; Fransız felsefecisidir (Montpellier 1798-Paris 1857).

Ecole Polytechnique’i bitirdi. Bir süre matematik öğretmenliği yaptı. 1817-1824 arasında Saint-Simon ile birlikte çalıştı. Daha sonra öğretmenliğe başladığı Paris Polytechnique’ten görüşleri yüzünden uzaklaştırıldı. 1826’da geçirdiği bir ruhsal bunalım onu çalışmalarından bir süre alıkoy duysa da 1828’de sağlığına yeniden kavuştu. 1845’te tanışarak büyük sevgiyle bağlandığı Clotilde de Vaux’un ölümü, görüşlerine gizemciliğin etkisini soktu. Pozitivist (olgucu) Okul’un kurucusu sayılan Comte; Condorcet, Destutt, Saint-Simon’dan ve Ansiklopedicilerden etkilendi. Ona göre, bilgi açısından önemli olan tek şey, deney ve bilimin ortaya çıkardığı olgulardır. İnsanlığın gelişimini bireyin, toplumun ve düşüncenin geçtiği üç aşamayla açıklar:

Teoloji (Tanrıbilim) aşaması: İnsanlar varlıklarını ve başkalarıyla bağlarını fetişizm, çoktanrılık ve tektanrılık gibi inançlarda ararlar.

Metafizik aşama: İnsanlar doğa, yaşam ve ahlakın yönetici ilkelerini bilimsel kavrayışa ulaşmadan metafizik kavramlar oluşturarak açıklamaya çalışırlar.

Pozitif aşama: Olaylar gözlem ve deneyle açıklanmaya çalışılır. İnsan, düşüncesini gözlemle bağdaştırıp sağlanan sonuçları bilim aracılığıyla bağlar. Her bilim dalı kendinden öncekilere bağlıdır ve bir aşama izleyerek gelişir. Bilimin son ulaştığı aşama ise sosyolojidir.Kurucusu sayıldığı sosyoloji (toplumbilim), ortaya koyduğu üç aşamayı aynı zamanda insanlık tarihi olarak ele alır: İlk aşama savaşları, ikincisi yerleşik düzeni, sonuncusu da endüstri düzenini yansıtır. Bilinemezciliğin de savunucusu olan Comte, nesnel yasaların varlığına karşı çıkarak, insanın maddenin özüne ilişkin herhangi bir kesinliğin bilinemeyeceğini öne sürdü. Fransız Devrimi’nin yarattığı kargaşa ortamından ötürü düşünce özgürlüğüne karşı çıkarak Tanrı, özgürlük gibi kavramların yerine bilimin öncülüğündeki bir toplumsal örgütlenmenin oluşturacağı manevi bir gücün gerekliliğini savundu. Toplumbilimin (sosyoloji) ve olguculuk (pozitivizm) akımının korucusudur.

Başlıca eserleri: Cours de Philosophie Pozitive (Pozitif Felsefe Dersleri; 6 cilt) 1830-1842; Systeme de Politique Positiv (Pozitif Siyaset Dizgesi; 4 cilt) 1851-1854; Catechisme Positiviste (Olguculuğun İlmihali) 1852; Appel au Conservateurs (Tutuculara Çağrı) 1855.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Marquis de Condorcet Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Marquis de CondorcetMarquis de Condorcet; Fransız matematikçisi, filozofu ve siyaset adamıdır. (Ribemont 1743-Bourg-La-Raine 1794). Asıl adı; Marie Jean Antoine Nicolas de Caritat

16 yaşındayken, bir matematik tezinde gösterdiği başarıyla dikkatleri çekti. 1769’da Bilimler Akademisi’ne seçildi. Bu arada Voltaire, Turgot ve D’Alembert gibi düşünür ve bilim adamlarının etkisiyle felsefe ve toplumbilim gibi konulara da ilgi duymaya başladı. Ölen Akademi üyelerine yazdığı övgülerle (Les Éloges) adını duyurdu. 1777’de baskıcı yöntemleriyle tanınan dük de la Villiere’e övgü yazmayı geri çevirince Akademi’den çıkarıldı. Turgot’nun sağladığı olanakla Maliye Genel Müfettişi oldu. 1782′ de Akademi’ye yeniden seçildi. Cumhuriyetçi görüşleri benimseyerek Fransız Devrimi saflarında yer aldı. Paris’ ten milletvekili seçildi, eğitim, sosyal güvenlik gibi konularda öneri taslakları hazırladı. Jakobinler yönetimi alınca, Girondin yanlısı olduğu gerekçesiyle Devrim Mahkemesi’ne verilince kaçarak bir süre saklandı (1794). Bu dönemde tüm kaynaklardan yoksun olmasına karşın ünlü Esquisse d’un Tableau Historique des Progrès d L’esprit Humain (İnsan Zekâsındaki Gelişmeler Üzerine Tarihsel Taslak) adlı eserini yazdı. Ancak bir süre sonra yakalanınca kapatıldığı yerde, zehir içerek canına kıydı.

Ütopyacı hümanist düşünür olarak insanlık tarihini 10 döneme ayırdı. Fransız Devrimi ile başlayan son dönemin, tüm insanlık için doğal kaynakların hakça paylaşıldığı, aklın ve hoşgörünün, esenlik ve eşitliğin egemen olduğu, savaşların sona erdiği bir ortamın başlangıcı olduğunu savundu. Görüşleriyle toplum felsefesiyle ilgili düşünürlerin, özellikle Auguste Comte‘a ışık tuttu. Bütün eserleri ölümünden sonra 1822’de 21 cilt olarak yayımlandı.

Başlıcaları: Essai sur la Calcul integral (integral Hesap Üzerine Bir Deneme) 1765, Les Eloges (Övgüler) 1773; Voltaire’in “Bütün Eserleri’ni gerekli açıklamalarla yayımladı.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , ,

Johann Gottlieb Fichte Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Johann Gottlieb FichteJohann Gottlieb Fichte; Alman filozofudur (Saksonya/Rammenau 1762-Berlin 1814).

Jena ve Leipzig üniversitelerinde ilahiyat öğrenimini tamamladı. Versuch einer Kritik aller Offenbarung (Her Türlü Esin Üzerine Bir Eleştiri Denemesi) 1792, adlı kitabını Kant’ın beğenmesi üzerine çalışmalarına bir atılım verdi. Berlin’de “Alman romantikleri” ile tanışması, görüşlerinin gelişmesinde ayrı bir aşama oluşturdu. 1810’da kurulan Berlin Üniversitesi’nde felsefe profesörü ve ölümüne kadar ilk rektörü oldu. Fichte felsefesine ilk dayanak olarak bilinci alır. Çünkü insan için en önemli olan şey özgürlüktür. Özgürlüğün tek temel dayanağı da bilinçtir. Fichte için ilk sorun, tümel karakterli deneyüstü (transandantal) ben ile bireye ilişkin tek ben arasındaki ilişkidir. Kant felsefesinden devraldığı bu sorunu bireylerdeki benlerin aşkın, mutlak, ilk ve tümel olan ben ya da bilincin bireylere dağılması görüşüyle çözmeye çalıştı. Özgürlük ben ya da bilincin etkinliğinde ortaya çıkar. Kant’tan gelen bir etkiyle özgürlüğü gerçekleştirilecek bir görev olarak benimser. Kişinin özgürlüğünü gerçekleştirmesi ya da özgür davranışları onun özünün gerçekleşmesidir. Fichte’ye göre insanlar ancak toplumda, devletin koruyuculuğunda başka insanlarla saygın bir bağlamda özgürce eyleyerek yaşarken insanlığa yaraşır bir yaşamı sürdürebilirler. Burada bireyi yönlendiren, başkalarının hakkını çiğnemekten alıkoyarak kendi isteğiyle kendini sınırlamasına neden olan “hak” idesidir. Yaşamının bir yüce amacı, bir geleceğe dönük olması gerekir. Bu nedenle devlete insanların toplumlarıyla uyum içinde, ilerdeki büyük amaca dönük olarak yetiştirilmeleri görevi düşer. Ancak böylece bireyler ve toplumlar daha geniş bir bağlam olan insanlığa yetkince katılırlar. Bu aynı zamanda bireylerin ve toplumların tarihe katılmalarıdır. Tarih, Fichte’ye göre gelişme sürecinden başka bir şey değildir.

Başlıca eserleri: Über den Begriff der Wissenschaftslehre (Bilim Öğretisi Kavramı Üzerine) 1794, Die Grundlage der gesamten Wissenschaftslehre (Tüm Bilim Öğretilerinin Temeli) 1794, Grundlage des Naturrechts und Prinzipien der Wissenschaftslehre (Bilim Öğretisinin İlkeleri ve Doğal Hukukun Temelleri) 1796, System der Sittenlehre nach den Prinzipien der Wissenschaftslehre (Bilimsel Öğreti İlkelerine Göre Ahlak Öğretisinin Sistemi) 1798, Deden an die Deutsche Nation (Alman Ulusuna Söylevler) 1806, Die Bestimnung des Menschen (İnsanlığın Belirlenimi) 1810, Die Grundzüge des gegenwartigen Zeitalters (Bugünkü Çağın Ana Çizgileri) 1810.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

George Berkeley Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

George BerkeleyGeorge Berkeley; İrlandalı din adamı ve filozoftur (Dysert 1685-Oxford 1753).

Felsefe ve dinbilim (ilahiyat) eğitimi gördü. Kilisede görev aldı ve 1734’te Cloyne (İrlanda) piskopos oldu. Felsefesinin temellerini çok genç yaşta arka arkaya yayınladığı üç kitabında attı. İlki A New Theory of Visim (Yeni Bir Görme Kuramı) 1709, psikolojide çığır açmış bir eser kabul edilir. Treatise concerning the principles of humen knowledge (İnsan Bilgisinin İlkeleri Üstüne İnceleme) 1710 ve Three Dialaguen between Hylas and Philanoun (Hylas ve Philanoun Arasında Üç Konuşma) 1713, düşüncesi (idealist) felsefenin klasikleri arasında yer tutar. Berkeley düşüncesi felsefeyi en uç noktasına kadar götürdü. Dış dünyanın varlığı ile insan bilgisi arasındaki ilişki sorunsalını toptan yadsıyacak derecede uç bir yazıya bağladı. Berkeley’e göre, insan düşüncesinin, algılamasının dışında, bağımsız bir dış dünya yoktur. “Varolmak algılanmaktır” (Esse est percipi). “Madde” bir soyutlamadan ve kuruntudan başka bir şey değildir. Bu yaklaşımıyla “maddesizciliği” (immateryalizm) kuramlaştıran filozof, algılama için bir algılayan olmasının zorunluğunu kabul ederse de bunu ruha bağlar. Yanılgılar, kuruntular, hayaller “sonlu ruh”tan (insan) kaynaklanırken, kuruntu da olsa dış gerçeğin nedeni “sonsuz ruh”tur (Tanrı). Berkeley düşüncesi felsefeyi mantığının son ucuna kadar götürmesi yüzünden bilim karşısında tutunamadığı halde çağdaş düşünceci akımların (kabadeneyci eleştiricilik, içkincilik), filozofların (Mach, Kauffmann, Schuffe) kaçınılmaz kaynağı olmaktadır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Albertus Magnus Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Albertus MagnusAlbertus Magnus; Aziz Büyük Albert ya da Kölnlü Albert, Skolastik felsefeci, din bilginidir (Schwaben/ Lauingen 1200 dolayları-Köln 1280).

Öğretisi ve bilgisi nedeniyle doctor universalis olarak anılır. Padova’da Dominikan tarikatına girdi (1223). Almanya’da birçok yerde, son olarak da Köln’de felsefe ve din konularında dersler verdikten sonra Paris Üniversitesi’ne gönderildi (1245’ten önce). Yeniden Köln’e dönerek Stadium Generale’yi düzenledi; burada 1252’ye kadar Thomas Aquinas onun öğrencisi oldu. Germanya’da bir Domikan eyaleti olan Teutania’da kaldı (1254-1257). Bu süre içinde Papa IV. Alexander onu Anagni’ye çağırdı; Paris Üniversitesi profesörlerine karşı olan din adamlarının yandaşı olmasını istedi. Aynı papanın buyruğuyla Regensburg Piskoposluğu’na getirildi (1260); ama papanın ölümünden sonra görevinden ayrıldı (1261), papalık elçiliği görevini üstlendi (1263-1264); Würzburg ve Starasbourg’ta dersler verdi. Köln’e yerleşti (1270), burada daha önceleri, 1252 ve 1258’de de yaptığı gibi başpiskoposla kentin arasında barış sağladı. Lyon Konseyi’ne katılarak (1274) Hapsburg hanedanından Rudolf’un imparatorluğunun tanınması için konuşma yaptı.

Albert’in eserleri yalnız döneminin dinsel görüşlerini değil, aynı zamanda felsefe ve doğa bilimlerini de içerir. Aristoteles’in eserlerine açıklamalar koyan ortaçağ felsefecilerinden biridir. Ortaçağ için önemi çağdaş ilahiyata tepki eğilimlerinin karşısına Aristotelesciliği koymasıdır. Öte yandan da yeni Platonculara, felsefesinde geniş yer verdi; onun bu düşüncelerini 14. yüzyılda Strasbourglu Ulrich ve Alman mistikleri sürdürdüler. Doğa bilimleri konusundaki yazılarının günümüze de katkısı oldu. Aristoteles’in doğa bilimleri hakkındaki görüşlerini kendi gözlemleriyle genişletti.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Herman Harrell Horne Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Herman Harrell HorneHerman Harrell Horne;(d. 22 Kasım 1874, Clayton, Kuzey Carolina – ö. 16 Ağustos 1946, Leonia, New Jersey, ABD), ABD’li eğitim felsefecisidir. John Dewey ve izleyicilerinin pragmatizm okulu karşısında idealist yaklaşımı temsil eder. Yerel okullarda ve Davis Askeri Akademisi’nde okudu. 1895’te Chapel Hill’deki Kuzey Carolina Üniversitesi’nde lisans ve lisansüstü öğrenimini tamamladı. 1899’da Harvard’da felsefe doktoru oldu. Daha sonra 1906-07’de Berlin Üniversitesi’nde araştırmalar yaptı.

Yarım yüzyıla yakın bir dönem boyunca sürdüreceği öğretim üyeliği görevine 1894-96 arasında Kuzey Carolina Üniversitesi’nde Fransızca dersleri vererek başladı. Doktorasını tamamladıktan sonra Hanover’deki (New Hampshire) Dartmouth’da felsefe dersleri verdi (1899-1909). Daha sonra New York Üniversitesi’nde (NYU) lisansüstü okuluyla Pedagoji Okulu’nda eğitim felsefesi profesörü olarak çalıştı (1909-22). 1922’de Pedagoji Okulu’nun Eğitim Okulu’na dönüşmesinden sonra burada eğitim tarihi ve eğitim felsefesi dersleri verdi. Ayrıca NYU Eğitim Okulu’nun hem tarih, hem de felsefe bölümlerinin başkanlığını yaptı. 1942’de emekliye ayrıldı.

Yirmiyi aşkın kitabın yanı sıra çok sayıda makale yayımlayan Horne radyoda konferans veren ilk üniversite üyesi oldu. En ünlü kitabı The Democratic Philosophy of Education (1932; Demokratik Eğitim Felsefesi) Dewey’in Democracy and Education (1916; Demokrasi ve Eğitim) adlı yapıtını değerlendirerek eleştirdi. Eğitimde idealist yaklaşımı sergileyen öbür kitapları arasında The Philosophy of Education (1904; Eğitim Felsefesi), Psychological Principles of Education (1906; Eğitimin Psikolojik İlkeleri), Idealism and Education (1910; İdealizm ve Eğitim) ve This New Education (1931; Bu Yeni Eğitim) sayılabilir. Ayrıca eğitim metodolojisi, genel felsefe ve din üzerine de yazıları vardır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , ,

Samuel Alexander Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Samuel Alexander Samuel Alexander; İngiliz filozofudur (Sydney 1859-Manchester 1939).

Melbourn ve Oxford Üniversitelerinde öğrenim gördü. 1893-1924 arasında Manchester Üniversitesi’nde felsefe okuttu. Daha çok Space, Time and Deity (Uzay, Zaman ve Tanrılık) 1920, adlı eseriyle tanınır. İki ciltlik bu eserinde kendi evrimci kuramını ayrıntılarıyla anlatır. Ayrıca, Moral Order and Progress (Ahlaksal Düzen ve İlerleme) 1889; Beauty and Other Forms of Value (Güzellik ve Öteki Değer Biçimleri) 1933 adlı kitapları da önemlidir.

Alexander’in felsefesi Hegelcilikle evrimciliği uzlaştırmaya çalışan bir gerçekçiliktir. Duyusal yaşantı objeleriyle bilgi objelerinin kendi başlarına, dışsal olarak gerçek olduklarını, var olmak için bir bilince dayanmadıklarını öne süren Yeni-Gerçekçi görüşün temsilcisidir. Alexander’in evrim anlayışına göre, varolan her şey, apriori olarak uzay-zamana ve kategorilere konu olmalıdır. Uzay-zaman ve varlık, töz (maddenin özü, cevher), eşya, nedensellik gibi kategoriler evrendeki her nesneye uygulanır. Ama, evrim gelişip yeni varlıklar ortaya çıktıkça bu yeni varlıklarda sözü edilen kategorilere ek olan yeni nitelikler de görülebilir. Yaşam kendine özgü yeni niteliklerle ortaya çıkan ve tümüyle kategorilere göre götürülemeyen bir şeydir. Bu nedenle aşağı varlık biçimlerinin varoluşlarından, örneğin inorganik biçimlerden daha yüksek varlık biçimlerinin çıkarımsamak olanaksızdır. Ama organik nesnelerin daha yüksek düzeydeki özdekten (madde) başka bir şeyden oluşmadıkları apaçıktır. Alexander’in gerçekçi felsefesi, gerek Moore ve Russell’ın yeni gerçekçi görüşleri, gerekse diyalektik materyalizmim benzeşen yanları olan bir öğretidir.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Émile Chartier (Alain) Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Émile Chartier Émile Chartier (Alain); Fransız düşünürü ve yazarı (Mortagne au-Perche 1868 – Le Vésinet 1951).

Asıl adı Émile Chartier. Yüksek Öğretmen Okulu Felsefe Bölümü’nü bitirdi, yüksek öğrenim kurumlarında öğretim görevlisi olma hakkını veren agresyon sınavlarını başarıyla verdi. Rouen’de ve Paris’teki IV. Henri Lisesi’nde felsefe öğretmenliği yapmayı yeğledi, işini emeklilik yaşına kadar aksatmadan sürdürdü. Etkileyerek yetiştirdiği, örnek olduğu, olumlu davranışlara yönelttiği birçok seçkin öğrencisinin yanı sıra yazdığı gazetelerin okurlarını da kendisine bağladı. Önce Dépêché de Rouen’da (1906), daha sonra Revue Française’ de çıkan Proposları (Söyleşiler) yeterli bir yankı birikiminden sonra kitaplaştı ve büyük ilgi gördü. Her zaman birey özgürlüğünden yana ve savaşa karşıt olan Alain, felsefenin en soyut konularını bile somut gözlemlerden yola çıkarak açıklama eğiliminde olduğu ve filozofça deyişlerini bir söyleşi havası içinde içtenlikle yansıttığı için değişik bir düşünür izlenimi bırakır. Onun akılcı insancılığı, toplumlardaki her çeşit baskıya direnmeyi, insanın en güzel ve yaratıcı yanlarını sınırsızca ortaya çıkarmayı gerektirir. Bu konuları kendisi şu birkaç eserinde açıklar: Histoire de mes Penseés (Düşüncelerimin Öyküsü) 1935; Vigiles de l’Esprit (Düşüncelerimin Bekçileri) 1942; Les Dieux (Tanrılar) 1947. Grand prix Natinonal de Littérature (Ulusal Edebiyat Büyük Ödülü) 1951’de Alain’e verildi.

Şöyleşiler, Alain’in deneme türündeki günlük yazıları (Propos). Yazarın Rouen’daki La Dépêche de Rouen gazetesinde başlattığı (1906-1914) bu günlük, kısa, yoğun, güncelle ilgili, düşünsel özü ağır basan, özgün yazıları (toplamı üç bini geçer) konularına göre kümelenerek kitaplaştırıldı; Propos sur I’Esthetique (Estetik Üzerine Söyleşi) 1932, Sur le Chirstianisme (Hristiyanlık Üzerine) 1924, Sur le Bonheur (Mutluluk Üzerine) 1928, Sur l’Education (Eğitim Üzerine) 1932, Propos de Littérature (Edebiyat Üzerine Söyleşi) 1934, Türkçeye Fehmi Baldaş tarafından çevrildi (3 cilt, 1961 -1965). Adı başka olan öteki kitaplarındaki yazıları da aynı boyut ve içerik benzerliğindedir; yazar bağnazlığa karşı düşünce özgürlüğünden, düşünmekten, kalıplardan kurtulmaktan yanadır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , ,

Rene Descartes Hayatı ve Eserleri

René DescartesRene Descartes; Fransız düşünürü ve matematikçisidir (Touraine/La Haye 1596-Stockholm 1650).

1606’da bir Cizvit okulu olan La Fleche’e yazıldı. Burada sekiz yıl öğrenim gördü, klasik diller, matematik, mantık, metafizik, fizik ve ahlak okudu. Le Fleche öğreniminden sonraki yılları arayışla geçti. Müzikle ilgilendi, eskrim öğrendi, hatta eskrimle ilgili bir kitap yazmaya girişti. Çocukluğundan başlayarak ruhunun gereksinmesi olan gerçeği öğrenmek amacıyla doğaya ve insanlara yönelerek başka ülkeleri ve ulusları tanımak isteğiyle subay oldu, Hollanda Ordusu’na katıldı (1618). İspanya’ya karşı savaşan Hollanda Ordusu’nda ve 1619’da başlayan 30 Yıl Savaşlarında daha çok savaş gereçlerinin mekaniğiyle ilgilendi, savaşçı olmaktan çok savaşın izleyicisi oldu. Bu sırada gerçeğe ulaşma yolunu bulmanın gerçeği elde etme oranında değerli olduğu düşüncesine vardı ve bu yolu araştırmaya başladı. Artık yöntem sorunu yaşamının tek kaygısı olmuştu. Sağlam bilgilere götüren yöntemi bulabilmek için İtalya’da Loretto’ya gidip hacı olma adağında bile bulundu. 10 Kasım 1619′ da Bavyera’da Tuna kıyısındaki Neuburg’da düşünürken, kendinden geçercesine bir coşkuya kapıldığını ve bir bilimin temellerini bulduğunu anlatır. Bu temeller insanın her türlü bilme etkinliğinde dayanılacak bilginin genel yöntemiydi. Yeni bulduğu yönteme dayarak düşüncelerini geliştirmeye başladı. 1621’de ordudan ayrıldı, Hollanda, Almanya ve İtalya’yı gezdi, sonra Paris’e döndü. Burada 3 yıl kaldı, kimi zaman köşesine çekilip çalışmalarına dalarak kimi zaman da tüm yaşamı boyunca en büyük dostu, felsefesinin yayılıp tanınmasında en çok katkısı olan Rahip Mersenne (1588-1648) ve çevresindekilerle birlikte oldu. 1629’da Hollanda’ya gitti ve çalışmalarını orada sürdürdü; dinsizlikle suçladı. Bu suçlamalar gerçekten zarar vermeye başladığı sırada, İsveç Kraliçesi Christina’nın çağrılısı olarak 1649’da kraliçeye ders vermek üzere İsveç’in başkenti Stockholm’a gitti, beş ay sonra orada öldü.

Başlıca eserleri: Aklın Yönetimi için Kurallar (Regulae ad Oirectionem İngenii) 1628; Traite du Monde ou dela Lumiere (Dünya ya da Işık Üzerine İnceleme) 1633; Yöntem Üzerine Konuşmalar (Dis cours de la Methode) 1637; Meditationes de Prima Philosophia (İlk Felsefe Üstüne Düşünceler) 1641; Principia Philosophia (Felsefenin İlkeleri) 1644; Traite de l’Homme (İnsan Üzerine İnceleme) 1644; les Passions de l’Ame (Ruhun Tutkuları) 1649; ayrıca ölümünden sonra bir bölümü Ahlak Üzerine Mektuplar adıyla yayımlanan les Lettres de Rene Descartes (1657).

Başlıca eserlerinin özetleri:

Aklın Yönetimi İçin Kurallar, ilk felsefi çalışmasıdır. Descartesçi yöntemin temel biçimsel özelliklerini ortaya koyan eser, aklın nesneye yönelişini belirleyen kuralları ortaya koymuş, bilginin bir özne-nesne ilişkisi içinde varlık kazanacağını açıklamaya çalışmıştır. Eserde işlenen bu düşünce ve görüşler daha sonraları Yöntem Üzerine Konuşmalar adlı kitapta kapsamlı biçimde irdelenir. Aklın Yönetimi İçin Kurallar, onikişer kurallık üç bölüm olarak tasarlanmış, ancak yalnız ilk 18 kural irdelenmiş, 19, 20 ve 21. kurallar tanımlanmakla yetinilmiştir. Kitabı tamamlayacak son kurallar ise hiç ele alınmamıştır. Bu yüzden kitap yarım kalmış, daha çok Descartes’in felsefi gelişiminin bir belgesi olarak değerlendirilmiştir.

Felsefenin İlkeleri, 1644’te Amsterdam’da Latince olarak yayımlandı. 1647’de de Descartes’in dostu Rahip Picot tarafından Fransızcaya çevrilerek Paris’te yayımlanan kitap altı bölümde tasarlanmıştı: Bilginin ilkeleri, Maddi şeylerin ilkeleri, Gökyüzü (Kozmolojik) sorunları, Yeryüzü, Bitkiler ve Hayvanlar, İnsan. Descartes’in düşüncelerini içeren eserin ancak ilk dört bölümü tamamlanabildi ve kitap dört bölüm olarak yayımlandı. Eserin son üç bölümünde Descartes, tüm olguları maddeyle ve hareketle açıkladığı genel fizik anlayışını ortaya koyar.

Yöntem Üzerine Konuşma, filozof, bütün insanlarda eşitlikle bulunan sağduyunun gerçeği bulma yolunda her çeşit yetkiyi yadsıması gerektiğini söyleyerek işe başlar. Yanı sıra edinilmiş hazır bilgilerden kuşku duyulmasının da gereksinim olduğunu açıklar. Yöntemin dört kuralı, kesinlik, çözümleme (analiz), bireşim (sentez), tek tek saymalıdır. Modern Batı düşüncesine özgü bilimsel ve akılcı yöntem için bu eserin en büyük ve gerekli adım olduğuna inanılır. Bu kuralları uğraş edinmiş alanlara uygulayarak Descartes, bir astronomi, bir mekanik-fizik, bir de mekaninist biyoloji kuramı geliştirdi. Bu eser, felsefenin en temel metinleri arasında sayılır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , ,

Henri Bergson Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında Henri Bergson Felsefesi

Henri Bergson
Henri Bergson; 
Fransız filozofudur (Paris 1859-ay.y. 1941).

Ecolé Normale Supériure’de okudu, 1881’de felsefe doktoru oldu. Çeşitli okullarda ve College de France’da öğretmenlik yaptı, Fransız Akademisi’ne üye seçildi. 20. yüzyılın en büyük filozofları arasında sayılan Bergson’un felsefesi sezgicilik temeline dayanır. Gerçeğe, mutlak bilgiye akılla değil duyuşla, sevgiyle varılacağını öne süren filozofa göre sezginin kavrayabileceği en temel gerçek “saf süre”dir. Madde, zaman ve hareket ise aslında sürenin algılanma biçimleridir. “Her şey tek bir nokta halinde saf sürede toplanır. Ne var ki yine Bergson’a göre, “bu o kadar katıksız bir küçük noktadır ki hiçbir düşünür onu anlatamaz”. Kendisinin de bu yüzden ömrü boyunca anlaşılamadığını belirten filozof, Matière et Mémoire (Madde ve Bellek) 1896, l’Evolution Créatice (Yaratıcı Evrim) 1907, Durée et Simultanéité (Süre ve Eşanlılık) 1922, gibi eserlerinde süre içinde bilincin işlevini inceledi. “Ona göre, bilinç, geçmişin şimdiki zaman içinde saklanmasıyla geleceğin taklit edilmesinden oluşan bir bellektir.” Dolayısıyla bilincin işlevi eylemi belirleyen bir “seçme”, “karar verme” edimidir. Bergson bu savdan kalkarak “yaşam atılımı” olarak adlandırdığı ve bitkiden hayvana hayvandan insana yükselen, insanda yapıcı ve yaratıcı bir irade olarak ortaya çıkan bir olgunun varlığına işaret eder. “Yaratıcı evrim” ise, filozofa göre, işte bu evrensel süreçtir ve felsefenin görevi bu süreci aydınlatmaktır. Bunu da ancak dış görünüşü kavrayabilen akıl değil asıl gerçeğe uzanabilen sezgi gerçekleştirir. Düşünceci (idealist) felsefeye yeni bir güç katan Bergson; Fransız Sorel, İngiliz Whitehead, Alman Heidegger, İspanyol Unamuno gibi birçok önde gelen filozofu, başta Proust olmak üzere çok sayıda edebiyatçıyı; Belçikalı Dwels-hauress gibi psikologları etkiledi. 1927’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandı.

Başlıca eserleri: Essai sur les Données immédiates de la Conscience (Bilincin Doğrudan Verileri Üzerinde Deneme) 1889; Le Rire, Essai sur la Signification du Comique (Gülme, Gülüncün Anlamı Üzerine Deneme) 1900; l’Energie Spirituelle (Zihinsel Enerji) 1919; les Deux Sources de la Morale et de la Réligion (Ahlak ve Dinin İki Kaynağı) 1932; la Pensée el le Mouvant (Düşünce ve Devingen) 1934.

Başlıca eserinin özeti:

Ahlak ve Dinin İki Kaynağı, eserde toplumsallık eğiliminin, insanın yaşama zorunluluğunun bir sonucu olduğu savunulur. Toplumun, insanı ahlaka ve dine zorlayan birtakım gerekleri vardır. İnsan varlığının en önemli yanı olan toplumsallık, insan ödevini yerine getirmeye çağırır. Bu, ahlak ve dinin ilk kaynağıdır. Ödevseverlik, insanın kendini koruma yolu olduğu kadar yaşama zorunluluğuna da uymasıdır. Kişiye itici gelen bu kaynağın sonucu olan din ve ahlak inşam korur. Yaşamı ilerleten içi gücün kaynağını Tanrı’da bulan Bergson, zekâ ve sezginin, ahlak ve dinin iki kaynağını oluşturduğunu, zekânın oluşturduğu ahlakın kapalı toplum ahlakı olduğunu belirtir. Burada özgürlükten değil, yasaların egemenliğinden söz edilebilir. Bu ilk kaynaktan gelen din ve ahlak, dürağan, tutucu, toplumsal ve eskimiştir. İkinci kaynak ise, kişiyi çeken, çağıran insan heyecanıdır. Bu heyecanın yarattığı örnek alma ve taklit etmeciliğin kaynağında, insanların yaratma içgüdüsü bulunur İnsanın yaratma gereksinimini karşılayan ahlak ve din buradan kaynaklanır. Çünkü, sezgiden kaynaklanan bu açık toplum ahlakının içinde, sevgi ve özgürlük egemendir. Buradan gelen ahlak ve din; bireysel, ileriye yönelik ve süreklidir. Kitabın ikinci bölümünde, ölüm korkusundan söz eden Bergson, dinle insan zekâsının ölümü kaçınılmazlık biçiminde algılamasına karşı, doğanın savunucu bir tepkisi olduğunu vurgular.

Bergsonculuk. Fransa dışında önemli etkiler yaratan ve gerçekliğin durağan olmadığı, sürekli değiştiği görüşüyle, bilginin deneysel olması ilkesine dayanan Bergson felsefesi ile pragmacılık arasında önemli benzerlikler vardır. İki görüşü birleştiren bir ortak nokta da insana, kişiliğe önem ve değer vermeleridir. Bergsonculuğun bilgide kuramsal olan sezgiye, pragmacılığın da pratik olana dayanmasına karşın iki görüş, koşutlukları nedeniyle, birlikte anılırlar. Bergson felsefesine tümüyle bağlı kalarak onu işleyen “Bilimin Eleştirisi” adlı eserin yazarı J. Segond, Bergsoncu; Maurice Paradine, Edouard le Roy, Maurice Blondel, Dilthey, J. Dewey ve Croce ise Bergsoncu-Pragmatist çizgide düşünürlerdir.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , ,

Aristoteles Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Aristoteles; Eski Yunan filozofudur. (Staeiros İÖ 384-Euboia Adası’nda Khalkis 322).

Babası, Makedonya Kralı Amyntas’ın hekimi ve dostu olan Nikhomakhos ölünce, İÖ 367’de, 18 yaşında Atina’ya geldi. Akademia’ya girerek Platon’un öğrencisi oldu. Felsefe görüşü bakımından hocasıyla anlaşamadığı halde onu her zaman saygıyla andı ve yüceltti. İÖ 347’de Platon’un ölümü üzerine Atina’dan ayrılmak zorunda kaldı ve dostu Atarneus Kralı Hermeias’ın yanına gitti. İÖ 343′ te Hermeias’ın yeğeniyle evlendi. Aynı yıl Makedonya Kralı II. Philippos, oğlu İskender’in fetih hareketlerine giriştiği sırada Atina’ya döndü. İÖ 355’te Atina’da Lykeion adlı okulunu kurdu. Kısa zamanda büyük ün yapan, araşırıcılığı ve bilimsel düzeyi yüksek olan bu okulda derslerini öğrencileriyle dolaşarak veriyordu. Bu nedenle okula “Peripatos” (gezinenler) denildiği gibi bazen Aristoteles ve ardılları da “Peripatetikler” diye adlandırılır. İskender İÖ 323’te ölünce, Makedonya yandaşı olmak ve dinsizlikle suçlaması üzerine Atina’dan ve 12 yıl ders verdiği Lykeion’dan ayrılmak zorunda kaldı. Euboia Adası’nda, Khalkis’e yerleşti, ölünceye kadar orada yaşadı.

Düşünce Tarihi’nin en büyük dehalarından biri olan Aristoteles’in gençlik ürünleri ele geçmemiştir. Kendinden önce mantık üstüne yapılmış çalışmaları toplayıp düzenledikten sonra geliştirdi; kendi anlayışla birlikte Deduktiv Mantığı ortaya koyduğu eserleri Organon adı altında toplandı. Bu eserleri şunlardır: Kategoriai (Kategoriler, Var Olanı dile Getirişin Biçimleri), Peri Hermeneias (Önerme Üzerine), Analytika Protera (Tanıtlama, Tanım, Sınıflama ve Bilginin İlkeleri Üstüne), Physika (Organondan Sonra Fizik), Peri ta zoa histoira (Canlılar Üstüne). De generatione et corruptione (Meteoroloji, Üremeler ve Bozulmalar), De Anima (Ruh Üstüne).

Aristoteles’in ölümünden sonra öğrencisi Andronikos, eserlerini toplayıp bir araya getirdi. 14 cilt olan bu dizide, fizikten sonra Aristoteles’in Prote Philosophia (İlk Felsefe) adını verdiği eserini yerleştirdi ve fizikten sonra gelen anlamında Meta ta Physika dedi. Böylece felsefeye Aristoteles’in Prote Philosophia’sı ile metafizik kavramını katmış oldu. Aristoteles’in olduğu söylenen üç ahlak kitabı vardır: Ethika Nikomakheia, Ethika Eudemeia ve Ethika Megala. Bunlardan yalnızca ilkinin, Nikomakhos Ahlakı’nın onun olduğu saptanmıştır. Bundan sonra Devlet ile ilgili Politika, Sanatla ilgili Poetika ve Rhetorika (Söylev) adlı eserleri gelir.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , , , , ,

Emanuel Swedenborg Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Emanuel SwedenborgEmanuel Swedenborg; İsveçli teozof ve felsefecidir (Stockholm, 1688-Londra, 1772).

Soyluluk katma yükseltilip Swendenborg adını almış Lutherci piskopos ve felsefeci Swedberg’in oğlu olan Emanuel Swedenborg, edebiyat ve matematik okudu; 1710’da felsefe doktoru oldu. Uzun süre Avrupa’da geziler yaptıktan sonra bilimsel ve teknik incelemelerle uğraştı. 1733’te Almanya’da bulunurken Leipzig’de Opera philosophica et mineralia’mn (Felsefe ve Mineraloji Yapıtları) üç cildini yayımladı. Yaratıcı dehasının açıkça görüldüğü bu yapıtta billurbilim, Güneş’in Samanyolu’ndaki yeri, vb. alanlara yönelik birçok buluşu yer aldı.

GÖRÜŞLERİ

Swedenborg’un ruhsal yaşamında, garip olaylar kendini göstermişti ansızın. İlk hayalleri, Londra’da 1743’te gördü. Ondan sonra, ruhlar, melekler ve manevi dünya ile ilişki kurmayı ve bunların gizlerini açıklamayı, kendine verilmiş özel bir görev olarak benimsedi. Swedenborg’a göre, üst dünyanın varlıkları (melekler ya da şeytanlar), insanlar üstünde etki gösterirler ve Kutsal Yazılar’ın manevi anlamı, sözcük anlamları dolayısıyla insanlara kapalıdır. Gene onun bakış açısına göre İsa’nın ölümü, aslında, aydınlığın karanlık üstündeki zaferidir. Swedenborg, görüşlerini kapsamlı kitaplar yazarak açıkladı: Arcena Caelestia (Göğün Esrarı, 1749-1756); De Nova Hierosolyma (Yeni Kudüs, 1758); Görülene ve İşitilene Göre Gökyüzü ve Cehennem Üstüne (1756). Balzac şöyle yazar: “Swedenbog, büyücülükten, Brahmacılıktan, Buddhacılıktan, gizemcilikten, bu dört büyük dinin ortak, gerçek ve tanrısal yanını alır ve onların öğretisine, bir matematik temel kazandırır.” Swedenborg’a göre, insanlığın kendisinde arındığı, yenilendiği ve tanrısallaştığı İsa’ya ulaştıran biricik yol sevgidir. Strindberg de şöyle diyor: “Swedenborg, kurtuluşa götüren biricik yolu gösterdi bana: Şeytanları, yattıkları yerde, kendinde aramak ve pişmanlık duyarak öldürmek.”

Swedenborg, romantikler tarafından adeta keşfedildi. Sözgelimi, Balzac‘a Seraphita’da esin kaynağı oldu. Ünlü “denk düşümler” kuramı, Gerard de Nerval’i, Baudelaire’i ve Rimbaud’yu derinlemesine etkiledi. İzleyicilerinin birçoğu, özellikle İngiltere’de bağımsız tarikatlar kurdular.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , , ,

Ömer Hayyam – Kısaca Hayatı ve Felsefesi

Ömer Hayyam, İranlı şair (Horasan/Nişapur 1044 – ay.y. 1123-1135 ?). adı: Gıyasettin Ebu’l-Feth bin İbrahim. İran topraklarına Büyük Selçuklu Devletinin egemen olduğu bir çağda yaşadığı kesinse de (Reşidüttin, Cami-üt Tevarih adlı eserinde vezir Nizamülmülk ile İsmaili mezhebinin kurucusu Hasan Sabbah ile okul arkadaşı olduğuna değinir), yaşamı ve gençlik yılları karanlıktır. Adını ve ününü, etkisini ve gücünü kanıtlayan ürünler, bilimsel ürünleri değil, şiirleridir.

İran şiirinin geleneksel biçimi olan rubai’yi (dörtlü: dü beyt: iki beyit) aruzun özel kalıplarıyla şiirleştirirken, dilin en güzel ve uyumlu ses yapısını koruyan dikkatiyle öne çıkarsa da asıl etkisi burdan da gelmez. Onu güçlü, her çağdaş geçerli, her toplumda aranır kılan yoğunluk, kısacık şiirlerine sığdırdığı yaşam felsefesiyle dünya sevgisidir. Çok Tanrılı bir inanış olan Zerdüştlükle tek Tanrılı Müslümanlığın çatışma yeri olan doğum toprağında, eski Yunan felsefesinden gelen (Epikuros….) yaşama neşesini işlerken insanı yalnızca bu dünyanın ürünü sayan tutumu, dinsel inanışları aşan bir akıl ve sağduyu ufkuyla çok özgür bir yaşam değerlendirmesinin duyurusunu taşır.

Ahireti umursamayan, yazgıdan ötürü suçlanmayı kabul etmeyen, öteki dünyada yaşama umuduna değer vermeyen, bu yaşamda mutlu olmak için tutkusuz bir yetinmenin dirliğini koşulmayan tutumu, yadsınmaz bir etki olarak zaman engellerini aşar. Her rubaisinde ölüm sonrasının boşluğunu dile getirmeyi amaç sayar:

“Kim görmüş bu cenneti, cehennemi?
Kim gitmiş de getirmiş haberini
Kimselerin bilmediği bir dünya?
Özlenmeğe, korkulmağa değer mi?”

Bütün dinsel yorumlara ve vaatlere karşı yalnızca burada, bu dünyada insanca yaşamayı başlıca konu bilir: “Şurda oh diyecek bir yer olsaydı!
Ya da şu uzun yolun güzel bir sonu
Yüzbin yıl sonra, yerin altından!
Otlar gibi, yeşil yeşil çıkma umudu”

Ömer Hayyam’ın (soyadının anlamı: Çadırcı) bir benzeri daha olmayan Rubaiyat’ı dilimize çevrildi.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Ebu’l Alâ el-Maarri Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Ebu'l Alâ el-MaarriEbu’l Alâ el-Maarri; İslam tarihinde hür düşüncesiyle, sakınmaz, korkusuz yazılarıyla, derin felsefesiyle, yüksek cesaretiyle ün salmış bir şairdir.Suriye’de Maarretünnuman kasabasında doğduğu için kendisine “Maarri” denir. Asıl adı Ahmet’tir. Babası kadı Abdullah’tır.

Ebulûla 4 yaşındayken çiçek hastalığından gözleri kör oldu. Bütün hayatınca, bu felaketin etkisi altında kaldı. Bu yüzden, tam bir güvensizlik içinde yaşadı. Daha çok küçük iken dil ve din bilgisini babasından öğrendi. 12 yaşındayken Halep’e gitti. Burada, dil, edebiyat, hadis okudu. 14 yaşındayken babası ölünce, Halep’ten Antakya’ya geçti. Hâfız-ı Kütüb’ün (kütüphane memurunun) yardımıyla buradaki kitaplardan bilgisini artırdı. Oradan Şam’a gitti. Bizanslılar’ın elinde bulunan Lazkiye’de rahiplerden Hristiyanlık ve Musevilik hakkında bilgi edindi.

Bu temaslar sonunda, dinlerin doğruluğundan şüpheye düştü. Bu yüzden birçok kimseler onu dinsizlikle suçlandırdılar.

Şam’daki kütüphanede incelemelerde bulunduktan sonra 20 yaşında memleketine dönen Ebulûla Maarri, daha sonra Bağdat’a gidip Hint felsefesini öğrendi. Bağdat dönüşünde annesinin ölüm haberini alması, onu hayata büsbütün küstürdü. Bundan sonra hep yalnız yaşadı.

Bütün hayatı boyunca ilim adamlarından, filozoflardan, şair ve ediplerden, devlet adamlarından saygı gören Ebulûla Maarri, onbinlerce kişiye ders verdi. 1057’de üç gün süren bir hastalıktan sonra öldü. Evlenmeyi “cinayet” saydığı için bekar yaşamıştı. Öldükten sonra da, vasiyeti üzerine, mezar taşına şu beyit yazıldı: “Ben, babamın cinayetinin mahsulüyüm. Kendim bu cinayeti bir başkasına işlemedim!”

Ebulûla, dünya üzüntülerinden uzak geçirmek istediği ömrü boyunca pek çok eser hazırlamıştır. Bunların içinde en önemlilerinden biri “Risâlet el-Gufran” dır. Arap edebiyatının en büyük eserlerinden sayılan bu kitabın bir özelliği de Dante’nin “Divina Commedia” sı ile arasında benzerliklerin bulunmasıdır. Divina Commedia’da Batı Edebiyatı ile izah edilemeyen bazı noktaların Ebulûla Maarri’nin eserine benzemesi, üzerinde durulmayı gerektirmiştir

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,

Plotinus Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

plotinus
PLOTİNUS, Eski Yunan filozofu (Lykopolis/Mısır 205 – Campania 270). 233’te İskenderiye’ye giderek filozof Ammonius Sakkas’ın öğrencisi oldu. 243’te Perslerin düşüncesini yakından incelemek için, İmparator Gordianus’un Sasani Kralı I. Şahpur’a karşı açtığı savaşa katıldı. Savaşın başarısızlığa uğraması üzerine Roma’ya yerleşti.

Özellikle Platon konusundaki bilgisiyle etkilediği İmparator Gallianus, kendisine bu filozofun tasarladığı devleti gerçekleştirmek için yetki vermeye kalktıysa da, eski Roma’nın yönetim geleneğine bağlı kalanlarca engellendi. Onun değişik dönemlerde yazdığı yazılarını öğrencisi Porphyrios Ennead (Dokuzlar) adıyla, dokuz bölümü içeren, altı kitapta topladı. Plotinus felsefesini Platon‘a dayanarak açıklamaya değer verdi; düşüncelerini hep Platon’ un eserlerindeki bir yere dayatarak yorumlamayı denedi; ayrıntılarda bile Platon’un bir öğrencisi olduğu inancını taşıdı. Platon felsefesine bu çok sıkı bağlılık yüzünden başlattığı çığır da Yeni Platonculuk adını aldı. Ancak, öğretisinde Aristoteles ile Stoa’nın da etkileri vardır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , ,

William James Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

William JamesWilliam James; ABD’li filozoftur (New York 1842 – Chocorua 1910).

Kardeşiyle birlikte Fransa’da psikoloji öğrenimi gördü. Amerika’ya döndükten sonra Harward’i bitirdi (1870). 1872’de aynı yerde ders vermeye başlayarak ölümüne kadar anatomi, fizyoloji, psikoloji ve felsefe derslerini sürdürdü. Bilim temelinden yola çıkmasına karşın, felsefede giderek metafiziğe yöneldi. Ona göre her düşünce yaşayışımız için elverişli olduğu ölçüde doğrudur ve bir düşüncenin doğruluğu onun yararlılığına eşittir.

Doğru düşünceler yararlı olmadıkça değer taşımazlar. ona göre mutlak bilgi yoktur. Bilgi olayların akışındadır, süreçtedir. Düşünce de bu süreçte belirir. Bilinçle düşüncelerin sıra ve ilişkisiyle, olayların sırası ve nesnelerin ilişkisi birleşirler. Böylece bir yandan olgu kavranırken aynı zamanda gerçek de kavranmış olur. James felsefe tarihinde yaygın ve yerleşik bir tutuma karşı çıkar. Felsefe geleneğinde bilim, bilgi, bilgide doğruluk önemli bir yer tutar. İnsana düşen görev de doğru bilgiye ulaşmaktır. Bunun için önerilen yol kuramdır.

Felsefe tarihi çoğunluğu kuramların egemen olduğu görüşlerden oluşmuştur. Pratik ise hep kuramsal onanın altında ya da ardında yer alır. Çünkü ilkin doğru bilgi elde edilecek, sonra eylem gelecektir. Doğru bilgi olmadan eylem amaçsız ve rastlantısaldır. Eylemin sağlam, doğru, güçlü olması dayandığı bilgiye bağlıdır. James’in görüşünde gerçek ve doğru kavramları ikinci derecedeki kavramlardır; ana kavram eylem’dir. Doğru ise eylemin bir türevidir. Her insan kendi doğrusunu yine kendisi bulacaktır. Doğrulan ne gelenekten ne de dinden öğrenebiliriz. Doğru, belli bir iş yapma, başarı elde etme, verim kazanma, işgörme gücünü kullanma, yani pragma’nın sonucu, tortusudur. Pragmatizm ise bu bağlamda doğrulan eylemlerle ölçen, değerlendiren görüştür. Burada insanın özerkliği büyük bir önem kazanır. Çünkü eylemdeki insan ne belirlenimciliği determinizme, ne yazgıcılığı (kadercilik) ne de mekanikçiliği kabul eder. Onun için tek dayanak olgudur, nesnedir, nesnenin gerçeğidir. İnsan sınırlı bir yaşamanın sürdürücüsü olmamalıdır. James’e göre, insan hep gelecek karşısındadır ve her zaman ona atılmalıdır.

Başlıca eserleri: The Principles of Psychology (Psikolojinin İlkeleri) 1890, The Varieties of Religious Experience (Dinsel Yaşama Türleri) 1902, Pragmatizm (1907), A Pluralistic Universe (Pluralistik Evren) 1909, The Meaning of Truth (Gerçeğin Anlamı) 1909, Esssays in Radical Empricism (Köktenci Deneycilik Üstüne Denemeler) 1912.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , , ,

Immanuel Kant Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Immanuel KantImmanuel Kant; Alman filozofudur (Königsberg 1724-ay.y. 1801).

1732′ de Collegium Fridericianum lisesi’ne yazıldı. Latin Edebiyatı’nı öğrendi. 1740’te, 16 yaşındayken Königsberg Üniversitesi’ne girdi. Burada matematik ve felsefenin yanında doğabilimleriyle de ilgilendi. 1746’da, fizik konulu bir tezle üniversiteyi bitirdi: Gedanken von der waren Schätzung der lebendigen Kraffe (Canlı Kuvvetlerin Gerçek Takdiri Üstüne Düşünceler) Üniversiteyi bitirdiği sırada babası öldü. Öğrenimine büyük yardımları dokunan dayısına yük olmamak için zamanın modasına uyarak zengin çocuklarına ders vererek geçimini sağlamaya çalıştı. Königsberg yöresinde yaptığı bu 9 yıllık öğretmenliği sırasında felsefe çalışmalarını da sürdürdü. Özellikle Newton fiziğini ve evren görüşünü inceledi, bu konuda derinleşti. 1755’te Königsberg Üniversite’sinde açılan magister sınavını başarıyla vererek üniversite de ders verme hakkını elde etti; felsefe ve fizik coğrafya derslerine girdi. 1755’te Allgemeine Naturgeschichte und Theorie der Himmels (Genel Doğa Tarihi ve Gök Kuramı) adlı eserini yayınladı. Newton kuramının bir uygulaması olan bu eserinde, evrenin oluşumu sorununa yöneldi, çözümü tümüyle mekanik ilkelerde aradı. Varmış olduğu sonuçla Fransız düşünürü Laplace’ın aynı sorudan bu güne kadar değerini koruyan ve” kullanılan bir evren oluşumu açıklamasıdır. Kant’ın gelişmesinde önemli eserlerinden biri de 1770’te Königsberg Üniversitesi’nde verdiği profesörlük çalışmasıdır: De mundi sensibi Iis atque inteligibilis forma et principiis (Duyu Çünyası ile Düşünce Dünyasının Form ve İlkeleri Üstüne). Bu tezde Kant, ilkin felsefe geleneğine Antik Çağ’dan bu yana süregelen bir anlayışla duyu dünyası ile düşünce dünyasını ayırdı. Kant, Königsberg Üniversitesi’nde metafizik ve mantık ordinaryüsü olduktan sonra 11 yıl önemli eserler yayınlamadı. 1781’de çıkan Kritik der reinen Vernunft (Salt Aklın Eleştirisi) adlı eseriyle hem kendi felsefesini, hem de Batı felsefe tarihinde yeni bir çığırın dönüm noktasını başlatmış oldu. Bir yıl sonra 1788’de Kritik der paktischen Vernunft (Pratik Aklın Eleştirisi) yayımlandı. Böylece Kant’ın felsefe sistemi tamamlanmış oldu. Kant olabildiğince düzgün., düzenli ve çatışmasız bir yaşam sürdü.

Felsefesinin dönüm noktası Salt Aklın Eleştirisi’dir bu eser aynı zamanda Eleştirel Felsefe’nin de başlangıcını oluşturur. Eserin ana konusu bilgidir. Bilgi nedir? Bilginin sınırları nicedir? Hangi bilgi doğrudur, hangi bilgi değildir? Bilgiye uğraşan tüm felsefelerde ele alınan sorunlara yöneldi. Bilgi kavramını incelerken kullandığı yönteme Trancendental adını verdi. Bilginin sınırlarını aşan Transcendent kavramından ayrı olarak trancsendental bilginin sınırlarını araştıran anlamına gelir. Buna göre Salt Aklın Eleştirisi başlıca şu bölümlere ayrılır: Transcendental Öğeler Öğretisi (Trancendentale Elemantarlehere), Yöntem Öğretisi (Transcendentale Methodenlehere), duyarlıkla ilgili bölüm (Transcandedtale Aesthetik) ve Metafiziğin eleştirildiği Transcendentale dialektik Kant’ın bu eserinde araştırdığı özellikle, a piori bilginin sınırlarıdır. A priori bilgi, kesin a priori bilgidir, yani; deneyin işe karışmadığı bilgidir. Çünkü salt a priori bilgi, zorunlu ve tümel olan bilgidir. Bu nedenle de genel geçerdir. Bu özelliği nedeniyle tüm metafizikler için temel dayanaktır. A posteriori olan bilgi, duyu verilerine, deneye dayanması bakımından süreklice düzeltilmeyi, onarılmaya gereksinme duyar ve temel dayanak olarak alınamaz. Oysa deney hiçbir zaman a priori yargıları değiştirmez. Bu nedenle de a priori yargılar, a posteriori yargılar karşısında sağlam, güvenilir, dayanak olarak alınacak yargılardır. Kant, yargıları dört temel öbeğe ayırır: a priori yargılar a posteriori yargılar, analitik yargılar, sentetik yargılar. A priori yargılar: Deneye dayanmayan, tümel, zorunlu, genel geçer olan yargılar. A posteriori yargılar: Deneyden türetilmiş sallantılı, onarılıp sağlamlaştırılmayı gereksenen yargılar. Analitik yargılar: kavramın içeriğini açıklayan ama yeni bir bilgi vermeyen yargılar: Sentetik yargılar: Kavramın başka kavramlarla ilişkisini kuran, bu nedenle de yeni şeyler söyleyen, bilgimizi genişleten yargılardır. Analitik yargılar her zaman a priori özelliği taşırlar; sentetik yargılar ise hem a posteriori olurlar ve bu durumda yeni verilerle beslenerek bilgimizi genişletmemizi sağlar, hem de a priori olurlar ki, Kant’m üstünde önemle durduğu yargı türü bu, sentetik a priori Sentetik a priori yargılar: Öyle yargılardır ki, a priori oldukları için zorunlu, tümel ve geçerlidirler; sentetik oldukları için de bilgimizle yeni bilgiler katan, bilgimiz güvenilir biçimde genişleten yargılardır. Dış dünyayla ilgili yargı için duyu verileri; deneyden edinilenler gereklidir. Ama bunlar bir başlarına yalnızca bir yığın oluştururlar. Deneyden sağlanan verilerin düzenlenmesi gerekir. İşte burada kategoriler işe yarışır. Salt anlığın kategorileri Kant’a göre doğa, nesnelerle bunlar arasındaki bağlantıdan oluşmuştur. Doğanın bütünlüğünü sağlayan bağlantılar doğa yasalarıdır. Salt yargılar, doğa yasalarını kurarken işinize yararlar. Bu yargılar a priori karakterlidirler ama bütünleyip birleştirici, yani sentetik işlevleri vardır. Duyular dünyanın, duyu bilgisinin salt öğeleri olan uzam ve zaman ile dış dünyaya ilişkin yargılarımızın temel dayanakları tamamlanmış olur. Metafizik, Kant’a göre akıl, olası deney sınırlarının ötesinde bu kaçınılmazcasına girişinde, mutlak olana doğası gereği ulaşmak istediğinde, yine elinden olmadan zorunlulukla birtakım çelişmelere düşer ki, bunlar antinomiler’dir. Aklın yapısıyla ilgili oldukları için antinomiler kaçınılmazdırlar. Ama yanı zamanda çözülemezler de, çünkü antinomilerde hem sav ve hem de karşı sav aynı kesinlikle yanıtlanabilir.

Özgürlük anatomisiyle Kant felsefesinde ahlak sorunlarına da girilir. Eğer her şey gibi insan de nedensellikle belirlenmişse, istenç özgürlüğü ve dolayısıyla ahlak olayından söz edilemez. Oysa doğada nedenselliğin olması, doğa bilgimiz bakımından önemlidir. Doğa üstüne bilgileri de insan yalnızca fenomenlerden haberli olabilir, yani şeyleri bize göre oluşlarıyla bilebilir, ama şeylerin kendilerini bilmez. Şey’in kendisi ya da Kendinden Şey fenomenin gerisinde olanıdır. Numen’dir. Numen ise bir sınır kavramıdır, belirsizi olanın, bilinemez olanın başladığım gösterir. Bilginin Numen sınırında durup kalması gerekir. Çünkü numen alanının bilinemezliğinden ötürü anlığın salf formları olan kategoriler yalnızca fenomenleri inceleyeceklerdir. Fenomenler dünyasında ise nedensellik egemendir. İşte burada bir başka sorun ortaya çıkar: Nedensellikle örülü bir dünyada insanın durumu nedir? İnsan hem zorunluğun egemen olduğu duyular dünyaya bağlıdır. Bunun yanında insanda, yalnızca insana özgü olan bir başka dünya ile karşılaşırız: Gerekirliğin dünyası. Gerekirliğin de insan için zorlayıcı, buyurucu bir gücü var. insan gerekirlik ve onun yasallığına bağlandığı zaman, istenç özgürlüğü ortaya çıkar. Ahlak anlayışını Kant üç eserinde geliştirdi. Töreler Metafiziğini Temellendirme, Pratik Aklın Eleştirisi ve Töreler Metafiziği. Kant bu yoldaki çalışmaları sonunda ahlak anlayışını üç temel kavram üstüne kurdu: İyi İstenç, Koşulsuz Buyruk, Özgürlük. İnsanın doğal gereksinmelerine bağlı kalması, buna karşın akıl varlığının önemini yitirmesi, akıl varlığının anlamsızlaşması gerekirdi. Akıl sahibi bir varlık olarak insan, akılla kavraman bir şeye göre yaşayacaktır. Akılla kavranansa ancak Ahlak Yasası’dır. İnsanın yaşamaktan amacı mutluluk olmadığına göre, bu amaç ancak görev olabilir. Çünkü bu görev Ahlak Yasası’na, Koşulsuz Buyrukla. (Kategorik Imperativ’e) göredir. İyi iradenin akıldan başka hiçbir şeyle ilişki olmaması gerekir. Kant ahlak alanında da doğadaki gibi bir yasallık aramaktadır. Doğadaki zorunluluk karşısında, ahlak alanında gereklilik yasaları vardır. Bu nedenle insan davranışlarında doğal zorunluluk bulunmaz. Ama Ahlak Buyruğu insanı tümel geçerli olana bağlarsa, bu alanda da zorunluluk sağlanmış olur. Kant, koşullu buyrukları kendi ahlak anlayışının dışında tutar. Çünkü Koşullu buyruk zorunlu ve tümel geçerli bir ahlak yasasına dayanmamaktadır. Örneğin yukarıdaki önermede, dürüst olmak dürüst olmak için değil, mutluluk için istenmektedir. Dürüstlük kendi başına bir değer değil, mutluluğun koşulu olmaktadır. Koşulsuz buyruk ise kesindir ve ahlaka değgindir. Koşulsuz Buyruk uyarınca dürüstlük, bir ahlak değeri olarak kendisi için istenir. Böylece Koşulu Buyruk’taki emprik yan, koşulsuz buyrukta ayıklanmış dürüstlük, bir ahlak değeri olarak kendisi için istenir. Böylece Koşullu Buyruk uyarınca dürüstlük, bir ahlak değeri olarak kendisi için istenir. Böylece Koşullu Buyruk’taki emprik yan, koşulsuz buyrukta ayıklanmış ve buyruk salt özelliğini, a priori olmayı kazanmış olur. Kant koşulsuz buyruğun üçüncü belirlenimini Autonomi ilkesi bakımından yapar: “Eylemin Autonomi (Özerklik) ilkesine göre olsun”. Özerk olan kişi, kendi eyleminin dayanağı ve eylemini kendisi belirleyen kişidir. Bu eylem akla dayanan, akıldan türeyen türdense, kişi davranışlarıyla bir genel yasaya dayanmış olur. Değilse, eylemi duygulanımlar, güdüler, günübirlik kaygılar belirliyorsa-, kişi ne genel bir yasaya göre eylemektedir, ne de özerktir. Kişinin özerk olabilmesi, koşulsuz buyruğa göre eyleyebilmesi için özgürlük zorunludur. Özgür insan, istencini bağımlı kılan her türlü iç ve dış etkiden eylemlerini uzak tutan, kendini kendi yasasına bağlayan insandır. İnsanın kendi yasası, aklıyla bulduğu, genel olan ahlak yasasıdır. Böylece ahlak, insanın kendine egemen ve özgür olarak genel bir ahlak yasası uyarınca eylediği bir yaşama biçimidir. Yaşama biçimini yönlendiren, belirgin kılan ise, Koşulsuz Buyruk’ tur. Koşulsuz buyruk uyarınca yaşayan insan eylemlerine hem kendine özgüdür, hem de genel bağlanımdadır. Böylece öteki insanlarla da sağlam bağlar kurulur. Üçüncü temel eseri Kritik der Urteilskraft (Yargı Gücünün Eleştirisi) 1790’da yayınlandı. Bu eserde etki bakımından daha yaygın, sonuçlara varmada yürekli ve atak olduğu görülür. Yargı gücünü eleştirisinde bir yandan “güzel sorunu, bir yandan da organik alan ele alınır. “Yargı Gücü” deyimiyle Kant, belli bir anlamda yargıya varmayı anlamaktadır. Değilse eserde özel olana uygun, genel olan aranır. Bu değişik yasaları, kavramları kendinde toplayan bir geneldir. Sözgelimi değişik yasaların bulunduğu doğada bir genel yasanın varlığını sezer insan. Doğada böylece uyumlu bir erekliliği (teteoloji) içten yaşayan insan için bu bütünlük aym zamanda estetik bir hazzın da kaynağı olur. Burada tam bir bilgi söz konusu değildir, teklerde ve bütüne aynı yasayı en içten duymayla kavrama söz konusudur. Kent estetik duygu bağlamında kesin öznelliği (subjektivliği) savunan görüşlerin karşısına, bir bütünleşmenin olabileceği savıyla çıkar. Ona göre tüm insanlar için geçerli olabilecek “Ortak Estetik Duygu” vardır ve bununla estetik landa da birlik sağlanır.

Kant felsefesi büyük etkiler yaratmıştır. Onun ardılları gibi ona karşı olanlar, onu eleştirenler de ona dayanmışlardır. Felsefenin en büyük ustalarından biri ve felsefesiyle çığır açıcı kişilerden biridir. Allgemeine Naturgeschicte und Theorie des Himmels (Genel Doğa Tarihi ve Gökyüzü Kuramı) 1755, De Mundi Sensibilis Atque İntelligibilis Forma et Frincipiis (Duyu Dünyası ile Düşünce Dünyasının Formları ve İlkeleri Üstüne) 1770, Prolegomena zu einer jeden künftigen Metaphysik (Gelecekteki Her Metafiziğe Giriş) 1783, İdee zu einer allgemeinen Geschicte in weltübrgerlicher Absicht (Dünya Yurttaşlığı Bakımında Bir Genel Tarih Düşüncesi) 1784, Grundlegung zur Metaphysik der Sitien (Töreler Metafiziğin Temlendirme) 1785, Metaphysische Anfangsgründe der naturwissenschaft (Doğa Bilimindeki Metafizik Öğeler) 1786, Die Religion innerhalb der Grenzen der blossen Vernunft (Sırf Aklın Sınırları İçindeki Din) 1793, Zum ewigen Friden (Ebedi Barış Üstüne) 1795.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Immanuel Kant Kısaca Hayatı

Immanuel KantTanınmış Alman filozofudur. Fikirleri bakımından Platon‘la, Aristoteles‘le ölçülebilen filozoflar arasında sayılır. Könisberg’de doğdu. Ailesi VII. yüzyılda İskoçya’dan Prusya’ya göç etmiş, fakir bir aileydi. Kant’ın çocukluğu büyük zorluklar içinde geçti. Öğrenimini tamamlayabilmek için okul saatlerinin dışında çalışmak zorunda kalmıştı.

Kant, öğrenimini tamamladıktan sonra Prusyalı zengin ailelerin çocuklarına dersler vermeye başladı. Bir yandan da fiziğe, matematiğe de merak sarmıştı. Yalnız, en çok felsefeyi seviyordu. 1781’de ilk eseri «Saf Mantığın Tenkidi» adındaki kitabını tamamladı. Bu eser, son iki yüzyıl içinde yayınlanan felsefi eserlerin en önemlisi sayılır. İnsanın zihninin içindekilerle, görülenlerin, yapılanların ayrı ayrı şeyler olduklarını ileri süren filozof, denenmeden hiçbir şeyin bilinemeyeceğini ileri sürer, «Dış dünyanın ne olduğunu görmeden hiç kimse bilemez» der. «Başımıza gelenlerin birbirlerine olan bağlarını ancak mantık yolu ile anlayabiliriz.»

Kant, ilk gençlik yıllarında Berkeley, Hume, Voltaire, Rousseau gibi filozofların etkisi altında kalmıştı. Birbirine zıt tezleri olan bu filozofların eserlerini gözden geçiren Kant en sonunda Hume’un felsefesini kendi düşüncelerine yakın bularak onun eserleri üzerinde çalışamalara girişti.

Kant, hayatının son yıllarında akli muvazenesini yavaş yavaş kaybetmeye başlamıştı, 80 yaşında öldü. Filozofun eserleri arasında «Tabiatın Metafiziği», «Saf Mantığın Sınırları İçinde Din», «İşe Yarar Mantığın Tenkidi» başta gelir.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Herbert Spencer Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Herbert SpencerHerbert Spencer; İngiliz filozofu ve toplumbilimcisidir (Derby 1820 -Brighton 1903).

17 yaşındayken Londra Birmingham arasındaki demiryolu yapımında işçi olarak çalıştı. 22 yaşındayken ilk yazılarını yayımlattı, makalelerinde devletin ekonomik ve toplumsal yaşama müdahalesini eleştirdi. 1848’de The Economist dergisinin yayın yönetmen yardımcısı oldu. 1850’de Social Staties (Sosyal Statik) adlı ilk eserin, 1855’te ikinci kitabı olan The Principles of Psychology’yi (Psikolojinin İlkeleri) yayımladı. 1852’den sonra kendini tümüyle kitaplarına verdi. 1853’te amcasından bir miras kalınca The Economist’ten ayrıldı. Felsefesinin temellerini oluşturan yazılarının çoğu Westmister Review’de, çıktı.

1859’da Darwin’in Türlerin Kökeni-adlı kitabını büyük bir ilgiyle karşıladı ve çeşitli eleştirilere karşı savunduğu bu kitabın verdiği şevkle metafizik, biyoloji, psikoloji, sosyoloji ve ahlak konularını evrimci bir bakış açısıyla incelemeye karar verdi. Bilimsel verilere ve bilimsel metodolojiye dayandırarak her şeyi kapsayacak bir felsefe kuramı ortaya koymak amacıyla 1860’ta, Bir Sentetik Felsefe Sistemi adlı kitabına başladı, felsefesini sistemli bir biçimde açıkladı.

Kitap, başladıktan 33 yıl sonra 10 cilt olarak tamamlandı. İlk cildi First Principles (İlk Prensipler), 2,3. ciltleri Principles of Biology (Biyolojinin İlkeleri), 4-5. ciltler Principles of Pyschology (Psikolojinin İlkeleri), 6,7,8. ciltler Principles of Sociology (Toplumbilimin İlkeleri), 9, 10. ciltler Principles of Ethic (Ahlak Biliminin İlkeleri) olarak adlandırılan bu eser Spencer’i ününün doruğuna ulaştırdı. Spencer, ilk Prensipler’de sentetik bir felsefenin esaslarını, dinle bilimin ilişkisini, bilimin sınırlarını anlattı. Ona göre dinle bilimin karşıtlığı, birbirlerinin alanına girmelerinden ötürüdür. Başka bir söyleyişle, din bilimin, bilim de dinin alanına girmek istemekle, aralarında karşıtlık doğar. Sınırları iç içe giren din ile bilim günün birinde ayrılacaklar ve karşılıklı olarak birbirlerini tanıyacaklardır. Spencer’e göre her bilim, kendi fenomenlerinin tarihini anlatır. Çünkü bir nesneyi tam olarak bilmek gerekir. Her fenomenin bir tarihi vardır. Yapılması gereken, varsa fenomenlerin tarihi süreçlerinin ortaklıklarını bulmak, bunlardan genel bir gelişme yasası çıkarmaktır.

Herbert Spencer, Bir Sentetik Felsefe Sistemi’nin öbür ciltlerinde, ilk Prensipler’deki bu gelişme ilkelerini araç olarak kullanmak yoluyla, yaşam, ruh, toplum, insan eylemlerini ve fenomenleri irdeler. Onun, olayların daha karmaşıktan daha yalına “fark edilmez derecelerle” geçerek ortaya çıktığını ileri süren birci ve süreklilikçi felsefesi, doğalcı ve ruhbilimci görüşten kaynaklanan bir toplumbilimde doruğuna ulaşır. Bundan ötürü Spencer’e göre, siyasal kurumların kökeninde canlılarda duyulan korku, dinlerin kökenindeyse ölülerden duyulan korku vardır. Spencer’e göre, (Auguste Comte’tan farklı olarak) toplumsal gelişimin farklı aşamaları, pozitif düşüncenin ortaya çıkışından değil, toplumların boyutundan ve karmaşıklığından kaynaklanıyordu. Gerçekten çağdaş toplumun ayırt edici özelliği, serbest girişim rejiminde aranmalıydı.

Herbert Spencer, bireyciliğin ve bireysel özgürlükle temsili hükümetin kaynağı olduğunu düşündüğü serbest rekabetin kararlı bir savunucusuydu. Ona göre, kötülük, düzenleyici ilkesini kendi içine taşıyan rekabetin tehlikelerinden değil, devletin müdahale edebilirliğinden doğuyordu. Spencer, çağının ilerlemiş toplumlarının, tarihsel evrimin son aşamasını temsil ettiklerini düşünüyordu. Bu toplumlar, ancak gerilemek koşuluyla değişikliğe uğrayabilirler ya da dengelerini yitirebilirlerdi.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,

Rabindranath Tagore Kimdir ve Eserleri Nelerdir?

Rabindranath TagoreRabindranath Tagore (7 Mayıs 1861- 7 Ağustos 1941), dünyaca ünlü Hintli bir şair, filozof ve eğitimcidir. Eserlerinin önemli bir kısmını İngilizce yazdığından, Hint edebiyatının olduğu kadar, İngiliz edebiyatının da malı sayılır.

Rabindranath Tagore, Kalküta’da doğdu. Babası Maharşi Debendranteth Tagore, soylu, varlıklı bir din adamıydı. Rabindranath ilk ve orta öğrenimini özel öğretmenlerden gördü. 17 yaşında, yüksek öğrenim yapmak üzere, Londra’ya gitti, edebiyat okudu. Özellikle engin bir tabiat şairi olan Vordswoorth’un etkisi altında kaldı. İlk yazılarını bu sırada yayınladı. 22 yaşında evlendi. Şiirleri Hindistan’da, İngiltere’de kısa zamanda ilgi görmüş, tanınmıştı. 1901’de Kalküta yakınlarında Bolpur kasabasında eski, faydasız Hint geleneklerinin dışında, yeni eğitim esaslarına dayanan bir okul kurdu. «Barış Evi» adını verdiği bu okul, gittikçe gelişerek, sonraları bîr üniversite haline gelmiştir. Bu okulda Tagore, yakın gelecekte egemenliğini kazanacağına inandığı yurdu için çeşitli aydınlar yetiştirdi. Eserlerinin en ünlülerinedn biri olan «Gitanjali» 1912’de yayınlandı.

Tagore 1913’te Nobel Edebiyat Ödülünü kazandı. Bu ödülden aldığı 8.000 İngiliz Lirası’nı, kurduğu okulun gelişmesine harcadı. 1915’te İngilizler kendisine «Sir» unvanını verdiler. Tagore, 1919’da, yurduna karşı İngilizler’in kötü davranışlarından dolayı bu unvanı geri verdiyse de, İngiliz hükümetinin tutumunu değiştirmesi üzerine yeniden kabul etti. Hindistan’daki «Kast» usulünün kaldırılması için büyük çabalar gösteren şair, yurdunun egemenliğe kavuşması konusunda da, Gandhi gibi doğrudan doğruya değilse de, sabırlı, hazırlayıcı olarak büyük rol oynadı.

Tagore, dünyanın en duygulu aşk, insanlık, tabiat şairlerindendir. Engin lirizminin özelliklerinden biri de tatlı bir umutla, iyimserlikle dolu oluşudur. İyiye, doğruya, güzele doğru yürüyen eserlerinin bir başka özelliği de «didaktik» katılığı taşımıyan eğiticiliğidir.

Tagore eserlerini Bengal dilinde yazmış, çoğunu da kendisi İngilizceye çevirmiştir. İngilizceden ise, Türkçe dahil, dünyanın hemen bütün uygar dillerine çevrilmiştir. Başlıcaları şunlardır:

Gitanjali (1912), Sadhana (1913), Büyüyen Ay (1913), Çitra (1914), Bahçıvan (1914), Meyva Zamanı (1916), Avare Kuşlar (1916), Acıkmış Taşlar (1916), Anılar (1917), Sevgilinin Armağanı (1918), Yurt ve Dünya (1919), Kaçak (1921 ), Sevgi Bahçesi (1921), Ateşböcekleri (1928). Bundan başka «Fırtına» adlı bir romanı ile «Makina» adlı bir de tiyatro eseri vardır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Platon (Eflatun) Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Platon (Eflatun)PLATON [Eflâtun] (M. Ö. 427- 347)

Dünyanın en büyük düşünürlerinden sayılan Eski Yunanlı bir filozoftur. Düşünce sistemi, Avrupa’da daha sonra gelişmiş olan çeşitli felsefeleri geniş ölçüde etkilemiş; birçok siyasi, ahlaki, dinî öğretiler (doktrinler) onun düşüncesinin temelleri üzerine kurulmuştur.

Platon’un Atina’da ya da Egine adasında doğduğu sanılıyor. Doğum tarihi de kesin olarak bilinmez. Tarihçilere göre, asilzade bir aileden gelmiştir. Atinalı ünlü devlet adamı Solon’un akrabasıdır. Asıl adı Aristokles’tir. Sonradan, geniş omuzlu ya da geniş alınlı olduğu için «Geniş» anlamına gelen «Plato» (Platon) takma adı ile tanınmıştır. Bu kelime, Arapça yolundan, bize eskiden «Eflâtun» olarak geçmiştir.

Platon, o çağdaki bütün Atinalı gençler gibi müzik, şiir, hitabet, cimnastik eğitimlerinden sonra, 20 yaşında ünlü filozof Sokrates’in öğrencisi oldu. M.Ö. 399’da, Sokrates’in Atinalılar tarafından öldürülmesine kadar, onun yanında kaldı. Değerli öğretmeninin öldürülmesinden sonra Platon kederini unutabilmek ümidiyle Yunanistan’ın, Sicilya’nın, İtalya’nın, Mısır’ın, Kuzey Afrika’nın birçok şehirlerinde dolaştı, M.Ö. 387’de Atina’ya döndü.

Platon, Atina’ya döndükten sonra, Şehrin dışındaki boş bir yerde «Akademia» adı ile tanınan ünlü okulunu kurdu. Avrupa öğrenim tarihinin ilk üniversitesi sayılan bu okul zamanla bütün Yunanistan’ın eğitim merkezi durumuna yükseldi, burada okuyan öğrenciler arasından, başta Aristoteles olmak üzere, birçok değerli filozof yetişti. Platon’un «Akademia» yolu ile yaydığı felsefesi sayesinde Yunan düşüncesi en yüksek noktasına ulaştı, felsefe bir ilim olarak büyük önem ve değer kazandı.

Platon’un Felsefesi

Platon eserlerini karşılıklı konuşma (diyalog) şeklinde yazardı. Bu konuşmada yer alanlardan biri çoğunlukla, Sokrates’tir. Platon’un bu şekilde kaleme aldığı en önemli eseri «Cumhuriyet» (Devlet)tir. Filozof bu eserinde en mükemmel devlet şeklinin nasıl olabileceğini inceler. Onun düşüncesine göre yurttaşlar, ruhlarında var olan üç fazilet bakımından, üç sınıfa ayrılmalıdır. Bu faziletler «zekâ», «cesaret», «nefise hakimiyet»tir. Devlet idaresini üzerine alan sınıf cesareti, endüstriyle uğraşan sınıf da nefse hakimiyeti temsil eder.

Platon’un felsefe sistemi de üç bilgi alanına dayanır. Bunlar «mantık» (eseme), «fizik», «ahlâk» (törebilim)dir. İnsan mantık sayesinde, kabul edilen gerçeklerin birbiriyle ilgisinden sonuç elde eder; fizik sayesinde maddesel dünya hakkında bilgi edinir; ahlak sayesinde de iyi ahlak kurallarını öğrenir. Platon da, hocası Sokrates gibi, bilgilerimizin doğuştan var olduğunu kabul eden «ussalcı» (rasyonalist) bir filozoftur. Ona göre gerçek ancak düşünmeyle bulunabilir. Düşünme yolundan elde ettiğimiz bilgi, gözlerimizle gördüğümüz maddelerden daha doğrudur. Görülen maddeler, ağaçlar, insanlar hayvanlar değişir, ölür gider; gerçek olan, inanılır olan, değişmeyen ise ağaca, insana, hayvana dair aklımızda yer etmiş kavramlardır. Bunlar da ancak bizim düşüncemizde vardır.

Platon, bu açıdan hareket ederek, ünlü Düşün (Fikir) Öğreti’sini kurmuştur. Ona göre birbirinden ayrı iki alem vardır: Düşün Âlemi, Duyu Alemi. Esas olan Düşün Alemi’ dir; Duyu Alemi de bu alemin gölgesinden ibarettir. Düşün Alemi’nde her şey en mükemmel, en değişmez şekilde bulunur. Dünyamız düşünleri yansıtan bir aynadır. Bir zamanlar insan da bir «düşün»dü, Düşün Alemi’nde yaşıyordu. Bu âlemdeyken insan her-şeyi biliyordu. Dünya’ya gelince unuttu. Bu inanca göre, insanların bu dünyada bilgi edinebilmeleri için düşünmeleri; Platon’un deyimiyle, «hatırlamaları» gerekir.

Platon’un «iki dünya» olduğunu ileri süren bu «düolist» öğretimi daha sonraki çağlarda Avrupa’da gelişmiş olan «ikinci bir âlem» inancının köküdür.

Platon’un «Cumhuriyet»ten sonra en önemli eserleri, mutlak sevgiyi, güzelliği inceleyen «Symposion»; maddesel dünyayı anlatan «Timaios», Sokrates’in savunmasını yapan «Apologia» adlı kitaplarıdır. Bunlardan «Symposion» sevgiyi en yüce anlamında alır, bundan dolayı, hiçbir maddi isteğin karışmadığı temiz sevgilere «platonik aşk» denilmiştir.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,

Friedrich von Schelling Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Friedrich Schelling

Friedrich von Schelling (27 Ocak 1775, Leonberg, Almanya – 20 Ağustos 1854, Bad Ragaz, İsviçre)

Ünlü bir Alman filozofudur. Felsefe öğreniminden sonra Wurtzburg, Erlang, Berlin üniversitelerinde felsefe profesörlüğü yaptı. Başlangıçta Fichte ile Spinoza’nın felsefi mesleklerini benimsemişse de sonraları kendisi tabiata dayanan bir felsefe çığırı açtı.

Schelling’in kuramı «saltçılık» (mutlakiyet) terimiyle anılır. Ona göre, tabiat, Tanrı’nın belirtisidir; onun için, Tanrı ancak denemeyle, gözlemle tanınabilir. Bu görüşe karşı koyanların başında Hegel gelir. Schelling’in felsefe ve din konusundaki görüşlerini açıkladığı eserlerinin başlıcaları «Ideen zu einer Philosophie der Natur» (Bir Tabiat Felsefesi Üzerine Düşünceler) ile «System des transzendentalen Idealismus» (Yüksek idealizm Sistemi)dir.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , ,

Schopenhauer ve Felsefesi Hakkında Bilgi

Arthur SchopenhauerArthur Schopenhauer (22 Şubat 1788, Gdańsk, Polonya – 21 Eylül 1860, Frankfurt am Main, Almanya)

Ünlü bir Alman filozofudur. Felsefede karamsarlığın en ünlü temsilcisi sayılır. Danzig’de doğdu. Babası bir bankacı, annesi bir yazardı. Arthur Schopenhauer, küçüklüğünden bu yana hem sanata hem de felsefeye merak sarmıştı. 25 yaşındayken ilk eserini yazdı: «Uber die vierfache Wurzel des Satzes vom zureiehenden Grunde» (Aklın Dört Temel Kuralı) adındaki bu eserinde dört bilimin temellerini kurallaştırmaya uğraşıyordu. Ona göre bu dört temel bilim mantık, matematik, fizik ve ahlaktı. Eseri ilgiyle karşılandı.

Gurur ve ihtiras, Schopenhauer’i boyuna bir savaşmaya, didişmeye, çalışmaya sürüklüyordu. Zaman zaman kapıldığı buhranlı ruh halleri, kişiliği üzerinde etkisini göstermeye başlamıştı. Her şeye karşı kuşkuyla, güvensizlikle bakıyor, gerçeği bir türlü bulamıyordu. Hegel, Schelling, Fichte gibi, o da kitleleri peşinden sürüklemek istiyorsa da, bunu başaramıyordu; çünkü, ötekiler düşüncelerini olumlu temeller üzerine kurmuşlardı.

Schopenhauer’in Felsefesi

Schopenhauer 1819’da «Die Welt als Wille und Vorstellung» (İrade ve Fikir Olarak Dünya) adlı eserini yayınladı. Bütün görüşlerini bu en büyük eserinde toplamıştı. Ona göre, dünya, «öznel» (sübjektif) bir kavramdan ibarettir; çünkü, bütün bilgiler bize aldatıcı birtakım duyguların sonucu olarak gelir, biz de, bu bilgilere göre kendi kendimize bir dünya kurarız. «Nesnel» (objektif) olarak bir dünya düşünemeyiz; çünkü dünya zeka tarafından tasarlanmıştır, yaşama gücü sayesinde var olmuştur. Yaşama hırsı, insan iradesi, bütün düşünce düzenini meydana getiren başlıca sebeptir. Yalnız, yaşama hırsının sonu, ortada kendiliğinden bir gerçek olmayışı dolayısı ile ıstıraptan, hüsrandan ibarettir.

Schopenhaucr, Berlin Universitesi’nde fikirlerini yaymaya çalıştı. Sonra, 1831’de Frankfurt’a gitti, ömrünün sonuna kadar orada kaldı. Schopenhauer’in bazı XIX. yüzyıl düşünürleri, sanatçıları üzerinde derin etkileri olmuştur.

Felsefede karamsar görünüşün temsilcisi olarak, Schopenhauer’den sonra, gene Alman düşünürlerinden. Julius Frauenstâdt (1813-1879) gelir.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , ,

Seneca Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

SenecaLucius Annaeus SENECA, (MÖ 4, Córdoba, İspanya – MS 65, Roma, İtalya)

Ünlü bir Latin filozofudur. Roma’nın zenginlerinden, çağının sayılı konuşma sanatı şöhretlerinden Marcus Seneca’nın oğludur. Cordoba (Kurtuba) (İspanya)’da doğdu. Babası, onu okutmak için Roma’ya döndü, Seneca babasının serveti sayesinde iyi bir öğrenim gördü. Çağının bütün felsefe akımlarını öğrendi. Sonra, görgüsünü artırmak için Yunanistan’a, Mısır’a gitti. Roma’ya döndükten sonra avukatlığa başladı. Yalnız, açık sözlü oluşu İmparator Claudius’u kızdırmıştı. Claudius onu 13 yıl için Korsika’ya sürdü. Seneca, sonradan İmparatoriçe Agrippina’nın oğluna vasilik etmek üzere geri çağırıldı, Neron’a öğretmen oldu.

Neron hükümdar olunca, Seneca’yı kendine müşavir yaptı. Bu iş, Seneca’nın adının lekelemesine yol açtı. Çünkü, servet uğruna, Neron’un birçok kirli, kanlı işlerine alet olmuştu. Buna rağmen, imparator onu öldürtmeyi kafasına koymuştu. Seneca’nın zekasından, kendisi hakkında bildiklerinden çok ürküyordu. Bunu anlayınca, Seneca, siyasi hayattan çekildi, kendini edebiyata, felsefeye verdi. Yalnız, gene de Neron’un elinden kurtulamadı. İmparatora karşı girişilen bir suikasta adını karıştırdılar. Neron, Seneca’ya kendi kendini öldürmesini emretti. Bunun üzerine, filozof damarlarını kesti. Gene de ölmedi. Bir yıl kadar, acılar çekerek yaşadı.

Seneca’nın bütün eserleri bilinmiyor. Kendisine ait olup olmadığı şüpheli tiyatro eserleri de vardır. Felsefeye ait başlıca eserleri «Tabiat Meseleleri», «Merhamet Üzerine», «İyilik Üzerine», «Mutlu Hayata Dair»dir.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , ,

Friedrich Hegel Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Georg Wilhelm Friedrich HegelFriedrich Hegel (27 Ağustos 1770, Stuttgart, Almanya – 14 Kasım 1831, Berlin, Almanya)

Tanınmış Alman filozofudur. Stuttgart’ta doğdu. Bir memurun oğluydu. Tübingen’de ilahiyat okuduktan sonra Bern ve Frankfurt’ ta felsefe öğretmenliğine başladı. 1805’te Jena üniversitesine profesör oldu. Başlangıçta Schelling’în öznel idealizm felsefesine inanmış görünüyordu, sonradan kendine ayrı bir sistem kurup onun savunmasını yapmaya başladı. Kurduğu bu felsefe sistemini «Phanomenologie des Geiste» adındaki eserinde anlatmıştır. Bir süre Nürnberg’de kaldıktan sonra Berlin ve Heidelberg üniversitelerinde profesörlük yaptı. Bu devrede yazdığı eserler arasında «Mantık Bilimi» ve «Felsefe Bilimleri Ansiklopedisi» dikkati çekti.

Hegel’in kurduğu sisteme «diyalektik mantık» denilir. Buna göre bir fikir (yani tez), karşısındaki bir başka tezle (antitezle) karışır, bundan yeni bir anlayış doğar ki ona da «sentez» denilir.

Hegel, Kant’ın felsefesine inanmakla beraber onun fikirlerini yetersiz buluyordu. Kant’ın aksine insanların her şeyi öğrenebileceklerine inanmıştı. Hegel’e göre dünya demek mantık demekti. İnsanlar mantığın sırrını çözdükleri anda beşerin de sırrını çözmüş olacaklardı. Hegel’e göre, yeryüzünde her şeyin tam bir tersini bulmak mümkündür. Hayatın tersi ölüm, aşkın tersi nefret, gündüzün tersi gece, gençliğin tersi ihtiyarlıktır.

Hegel, ömrünün son yıllarını Berlin’de geçirdi. O tarihlerde hazırlanan yeni İngiliz anayasasını hiç beğenmemişti. İnsanların isteklerine göre bir anayasanın hazırlanmasına taraftar değildi. «İnsanlar hiçbir vakit ne istediklerini bilemezler» diyordu.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , ,

Machiavelli Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Machiavelli

Niccolò Machiavelli (3 Mayıs 1469, Floransa, İtalya – 21 Haziran 1527, Floransa, İtalya)

Ünlü bir İtalyan devlet adamı ve yazarıdır. Floransa’da doğdu. Otuz yaşından sonra siyaset alanında kendini göstermeye başladı. O zaman dış siyaseti idare eden «Onlar Kurulu» na 1498’de genel sekreter seçildi. Koyduğu bir kural dolayısı ile şöhret kazandı: «Gaye, vasıtayı meşru kılar». Maksada ulaşmak için her çareye başvurmak, Machiavelli’nin olduğu kadar, ona uyanların da kuralı oldu. Onlar dostluk, sevgi, bağlılık, merhamet gibi insanlık duygularının hiçbirini, varılacak hedef için bir engel saymıyorlardı. Machiavelli de, hayatında bu kurala uyarak yükseldi, tarihe de, hilenin, zalimliğin, kurnazlığın, bencilliğin örneği diye geçti.

Bazı yazarlar onu yalnız İtalya söz konusu olunca böyle hareket eden, memleket menfaatini her şeyin üstünde tutan gerçek bir yurtsever olarak tanıtırlar.

Machiavelli, siyaset adamı olduğu kadar, bir yazardı da. 1512’de, «Onlar Kurulu»ndan çıkarılınca yalnız eser yazarak geçindi. 13 yıl süren bu devrede şiir, tiyatro siyaset kitapları yazdı. En tanınmış eseri «Il Principo» (Prens)tir. Bu eserinde devlet idaresi hakkındaki düşüncelerini anlatır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,

Henri Bergson Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Henri Bergson
Henri Bergson (18 Ekim 1859, Paris, Fransa – 4 Ocak 1941, Paris, Fransa)

Unlü bir Fransız filozofudur Paris’te doğdu. Öğrenimini Condorcet Lisesi’nde yaptı. Bir ara edebiyatla felsefe arasında tereddüt ettikten sonra, felsefe okumak üzere Ecole Normale Superieure’e girdi. Oradan mezun olduktan sonra birçok okullarda öğretmenlik etti.

Bundan sonra profesörlüğü bırakarak politikayla uğraşmaya başladı. I. Dünya Savaşı’ndan sonra Bilimsel İşbirliği Komitesi başkanı olarak çalıştı. 1928’de Nobel Edebiyat Ödülünü kazandı.

Henri Bergson, felsefesine, zaman konusunu incelemekle başlar. Ona göre zaman, Platon-(Eflâtun) dan beri filozofların ileri sürdüğü gibi «dün, bugün, yarın» şeklinde olmayıp, «her anı farklı oluşlarla beliren devamlı bir değişme» dir. Kısaca, zaman, «şuur halleri» dir. Ölçülemez, ancak sezilir. Zamanın bu kesintisiz devamlılığına Henri Bergson, «süre» (duree) adını veriyor. Zaman gibi hayatta da bir süreklilik hakimdir. Bergson’a göre evrim halinde bulunan hayatın bilgisini bize felsefe verebilir; o da ancak sezgi (intuition) yolu ile mümkündür.

Bu fikirlerini topladığı en önemli eserleri: «Essai sur les donnees imm^diates de la conscience» (Şuurun vasıtasız verileri üzerine deneme); «L’Evolution Cr^atice» (Yaratıcı Tekâmül); «Le rire» (Gülme); L’Ener-gie spiritüeMe» (Ruhî Enerji); «Les deux sources de la morale et de la religion» (Ahlâk ile dinin iki kaynağı) dır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , , ,

Huỳnh Phú Sổ Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Huỳnh Phú Sổ; Huyen olarak da yazılır, Dao Khung ya da Phat Song olarak da bilinir. (d. 1919, Hoa Hao, Nam Ky – ö. 1947, Long Xuyen), Vietnamlı filozof, Budacı reformcu ve siyasal eylemcidir. Hoa Hao kısa adıyla bilinen Phat Giao Hoa Hao dinini kurmuş (1939), hem Fransızlara, hem de komünistlere karşı askeri ve siyasal eylemlere katılmıştır.

Zayıf ve hastalıklı bir çocuktu. Budacı bir keşiş tarafından eğitildi; 20 yaşına geldiğinde de anlaşılamayan bir biçimde iyileşti. Bu tarihten sonra, Budacılıkta reform yapılmasını savunan vaazlar vermeye başladı. Budacılığın Vietnam’da yaygın olan Mahayana kolu yerine Theravada Budacılığına dönülmesini, gösterişsiz, azla yetinen bir yaşayışı, yalın tapınma biçimini ve kişisel kurtuluşu vurguluyordu. Hoa Hao, Budacılıkla atalara tapınmayı, animist ayinleri, Konfüçyüsçülüğün bazı öğelerini ve yerel Vietnam uygulamalarını birleştiriyordu. Kızıl kahverengi bir bayrağı ve kendine özgü bayramları vardı.

Huynh Phu So bütün Vietnam’ı dolaşarak şifalı bitkilerle ve akapunkturla tedavi yöntemlerini uyguladı. Konuşurken dinleyicilerini neredeyse hipnotize ettiğinden Dao Khung (Çılgın Keşiş) adıyla tanınmaya başladı. II. Dünya Savaşı’nda Fransa’nın yenilgisini, Japonların Çinhindi’ni işgalini, ileri bir tarihte de ABD’nin savaşa gireceğini önceden haber verdi. Bu gibi kehanetleri müritlerinin ona Phat Song (Yaşayan Buda) adını vermelerine yol açtı.

Ünü ve yandaşlarının sayısı arttıkça ateşli konuşmalarıyla Fransız sömürge yönetiminin dikkatini çekti. Durmadan bir bölgeden öbürüne sürüldüyse de hep yeni müritler edindi. Sonunda Fransızlar tarafından bir akıl hastanesine kapatıldı. Bu kez de görüşlerini başhekime kabul ettirdi. Çaresiz kalan Fransızlar, onu Laos’a sürmeye çalıştılar, ama 1942’de Japon ajanlar tarafından kaçırılarak Saygon’da hapsedildi.

Savaştan sonra Hoa Hao dini önce Fransızlarla, sonra da komünist Viet Minh ile olan anlaşmazlıktan yüzünden saldırgan bir dinsel, siyasal ve askeri kült haline geldi. Huynh Phu So, Hoa Hao ile Viet Minh arasındaki ayrılıkları gidermek için yapılan düzmece bir toplantıya giderken yolda kaçırıldı ve Long Xuyen’deki “yargılama”dan sonra idam edildi. Hoa Hao müritlerinin çoğu Huynh’un öldüğünü kabul etmez ve bir bunalım sırasında geri döneceğine inanır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,

İskenderiyeli Hypatia Hayatı

Hypatia (d. y. 370, İskenderiye – ö. Mart 415, İskenderiye), Eski Mısırlı Yeni-Platoncu filozof, ilk önemli kadın matematikçidir.

Felsefeci ve matematikçi Theon’un kızıydı. İskenderiye’deki Yeni-Platoncu felsefe okulunun yöneticisi oldu. Düşünsel yeteneği, konuşma ustalığı, az bulunur alçakgönüllülüğü ve güzelliğiyle çok sayıda öğrenciyi okula çekti. Sonradan Ptolemais piskoposu olan (y. 410) Kyreneli Synesios da öğrencileri arasındaydı. Synesios’un Hypatia’ya yazdığı birkaç mektup günümüze ulaşmıştır.

Hypatia, o dönemde ilk Hristiyanlarca büyük ölçüde putperestlikle özdeşleştirilen öğrenim ve bilimi simgeliyordu. Bu nedenle İskenderiye’de Hristiyanlar ile Hristiyan olmayanlar arasındaki gerginliğin ve çatışmaların odak noktasıydı. 412’de Kyrillos’un İskenderiye patriği olmasından sonra, kentin putperest valisi Orestes’le yakınlığı öne sürülerek, Nitrialı keşişlerle Kyrillos’un yandaşlarının oluşturduğu fanatik bir kitle tarafından linç edildi. Bu olaydan hemen sonra pek çok araştırmacının kentten ayrılması üzerine İskenderiye ilkçağın büyük bilim merkezlerinden biri olma özelliğini yitirmeye başladı.

Suda sözlüğüne göre, Hypatia, İskenderiyeli Diophantos’un Arithmetika’sı, Pergeli Apollonios’un Konikler’i ve Ptolemaios’un astronomi sistemi üzerine yorumlar kaleme aldı. Bu yapıtları kayıptır. Ama yapıtlarının başlıkları ve usturlapla hidroskopun yapımı konusunda ona danışan Synesios’un mektupları, Hypatia’nın özellikle astronomi ve matematikle ilgilendiğini gösterir. Yalnızca felsefe üzerine kaleme alınmış bir yapıtının olup olmadığı bilinmemektedir. Hypatia’nın İskenderiye Yeni-Platonculuğunu yansıtan felsefesi, yaklaşımı bakımından Atina okuluna göre daha araştırmacı ve bilimsel nitelikteydi. Ayrıca Atina okulu kadar mistik eğilimler taşımıyordu.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , ,

Hui Shi Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Hui Shi; Wade-Giles yazımında hui shih (d. İÖ 380, Song [bugün Henan’da], Çin), erken dönem Çin felsefesinde diyalektikçiler olarak bilinen okulun önde gelen temsilcisi Çinli filozoftur.

Diyalektikçiler daha çok mantıkla uğraştıklarından adlar ile gerçeklikler arasındaki bağlantıya öncelik veren Çin felsefesinin ana görüşünün dışında yer aldılar. Bu yüzden de çok verimli bir yazar olduğu söylenen Hui Shi’nın yazılarından günümüze yalnızca “On Paradoks” kaldı. Taoculuğun ünlü metni Zhuangzi’da yer alan bu paradokslar, o dönemde Batı felsefesindeki gelişmelerle, özellikle de Eski Yunanlı filozof Elealı Zenon’un (y. 495 – y. 430) ünlü paradokslarıyla benzerlik gösterdiğinden çağdaş araştırmacıların ilgisini çekmiştir.

Hui Shi’nın bazı yönleriyle Taocu düşünceyi anımsatan öğretisi, atomcu mekân ve zaman görüşünden kaynaklanan bir görelilik kuramı üzerine kuruludur. İlk paradoksunda “En büyük kendi içinde hiçbir şey taşımaz ve büyük birim olarak adlandırılır; en küçük kendi içinde hiçbir şey taşımaz ve küçük birim olarak adlandırılır,” der. Zhuangzi’da Hui Shi’nın öğretisinin çelişkili olduğundan ve özdeyişlerinin gerçeği yansıtmadığından söz edilir. Bu değerlendirme genellikle yanlış sayılmaz.

Bütün eleştirilere karşın yaşadığı dönemde birçok yandaşı olan Hui Shi öğrencileriyle Çin’i boydan boya dolaşarak krallara ve saray görevlilerine önerilerde bulundu. Liang Devleti’nde yönetici olduktan sonra hem kralın, hem de halkın beğendiği yeni bir yasa derlemesi hazırladı. Söylendiğine göre yöneticilik görevinde çok başarılı olduğu için Liang kralı Hui (hd İÖ 371-320) bir ara hükümdarlığı ona teklif etmişti.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,

David Hume Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

david humeDavid Hume; İngiliz filozofudur (Edinburg 1711 – ay.y. 1776).

İngiliz deneyciliğinin (amprizm) en büyük temsilcilerindendir. Edinburg Üniversitesi’nde felsefe okudu. 23 yaşında Fransa’ya gitti. Dört yıl kaldığı Fransa’dan dönerken, İnsan Doğası Üstüne Bir İnceleme (A Treatise on Human Nature) adlı eserini tamamladı (1738). Çalışmak zorunda olduğundan bir generalin yanında sekreterlik yapmaya başladı. Böylece anakara Avrupası’nda birçok ülkeyi dolaştığı sırada ilk eserindeki düşüncelerini yeniden ele alıp işledi ve yayınlandı: An Enquiry into Human Understanding (İnsan Zihni Üstüne Bir Araştırma) 1748. İngiltere’ye döndüğünde rahatça çalışıp, araştırma yayabileceği bir iş buldu; Edinburg Hukuk Fakültesi Kitaplık Memurluğu. Bu kitaplıkta çalıştığı yıllarda History of England (İngiltere Tarihi) 1755 adlı eserini tamamladı. Bu eserin yarattığı etkiyle üne kavuştu. 1763’te elçilik katibi olarak Fransa’ya gitti. Orada J. J. Rousseau ve ansiklopedicilerle kurduğu yakın dostluk düşünsel zenginleşmesine katkıda bulundu. İngiltere’ye döndükten sonra kısa bir süre. Dışişleri Bakanlığı’nda çalıştı. Buradan ayrılarak Edinburgh’a döndü. Ölene kadar huzurlu ve sessiz bir yaşamı yeğledi.

Hume deneyciliği (amprizm) en önemli, dayanaklarından birini Berkeley felsefesinde bulurken, Locke’un görüşlerinden de önemli etkiler alıp, bunlarda da temellenir. Kalkış noktası “Tasavvurların Kaynağı Nedir?” sorusudur. Hume’a göre bilincin iki içeriği vardır; izlenimler (impressiolar) ve ideler (ideas).

Her türlü düşüncenin, idenin tasarımın kökeninin temel malzemesinin kesinlikle deney olduğunu savunarak, İngiliz deneyci geleneğini doruğuna çıkartır. Hume’a göre izlenimler ilkin bellekte ide durumuna girerler. Fakat her izlenim ide olur olmaz donuklaşır ve canlılığını yitirir. İzlenimlerin ideleri birleştirilirken anımsama mekanizması devreye girer. İşte bu bağlamada doğru ve yanlış olan düşünceler ortaya çıkar. Bilgi insana ilişkindir ve insanda ortaya çıkar. İnsan dış dünyanın varlığını tam olarak bilebilir mi? Doğru bilgi öznesini (obje) tam olarak verebilir mi? Hume’a göre dış dünyanın varlığını tam olarak bilmekten yoksunuz. Çünkü akıl, dış dünyayı kanıtlamak da yetersizdir. Bu nedenle ona yalnızca inanabiliriz. Hume, insanın Rönesans’tan bu yana dayandığı en temel ilke olarak gördüğü nedenselliği şiddetle eleştirir. Ona göre bize, doğada nedenselliği verecek bir izlenim yoktur. Doğada olaylar birbirleri ardından gelirler ve biz bunu algılarız. Ama olayların ardarda gelmeleriyle olayların dene etki ilişkisi içinde olmaları ayrı şeylerdir. Başka bir deyişle, doğadaki olaylar bize neden etki bağlantısına ilişkin izlenim vermezler. Öyleyse nedensellik algılanamaz.

İngiliz aydınlanmasının kuramsal temel dayanağı ve 18. yüzyıl İngiliz felsefesindeki emel bilgi akımı olan Hume deneyciliği ve felsefesi, Kant’ı “dogmanit uykularından uyandırmış” ve Kant felsefesine olduğu gibi çağdaş Pozitivist felsefeye de önemli katkılarda bulunmuştur.

Aydınlanma döneminin en büyük düşünürlerinden biri sayılan Hume, hemen bütün dünyada görüşleri felsefe eğitiminde en başta incelenen filozoflar arasında yer alır. Merkezi Kanada’da bulunan bir uluslararası Hume Derneği ile görüşlerinin araştırılmasına ayrılmış iki dergi vardır.

Başlıca eserleri: Essays Moral, Political and Literary (Ahlak Siyaset ve Edebiyat Denemeleri) 1741, Natural History of Religion (Dinin Doğal Tarihi) 1757.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,

Wilhelm von Humboldt Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Wilhelm von Humboldt; (d. 22 Haziran 1767, Potsdam – ö. 8 Nisan 1835, Tegel, Berlin yakınları, Prusya), dilbilimin gelişmesine yaptığı katkılarla 20. yüzyılda büyük önem kazanan Alman dil uzmanı, düşünür, diplomat ve eğitim reformcusudur.

Dilin yapısının ve özelliklerinin, konuşanın kişiliğini ve kültürünü yansıttığını ileri sürmüş ve insanların dünyayı temel olarak dil yoluyla algıladığını savunmuştur. Humboldt bu görüşleriyle dil ile kültür arasındaki ilişkiyi inceleyen etnik dilbilimin gelişiminin habercisi olmuştur.

Doğabilimci Alexander von Humboldt‘un ağabeyiydi. Jena Üniversitesi’nde okuduğu sırada, Friedrich Schiller ile yaşamı boyunca sürecek yakın bir arkadaşlık kurdu (Schillerte yazışmaları 1830’da yayımlanmış, kitabın yeni basımı 1889’da yapılmıştır). 1790’ların sonlarında kazandığı edebi ün, Prusya hükümetince Roma’da bazı görevlere getirilmesini sağladı. Roma’da görev yaptığı 1801-08 arasında, birçok sanatçı ve bilim adamını korumasına aldı. 1809’da Prusya eğitim bakanı oldu ve Berlin’deki Friedrich Wilhelm Üniversitesi’nin (bugün Humboldt Üniversitesi) kurulmasında önemli bir rol oynadı. Ayrıca, öğretmenlerin eğitim ve yeterlilik düzeyini artırarak ilköğrenimi yeniden düzenledi ve Prusya’ nın, eğitimdeki ilerlemenin en önlerinde yer almasını sağladı. Kısa süren eğitim bakanlığından sonra devlet hizmetinden ayrıldıysa da, 1812’de Viyana büyükelçisi oldu. 1813’teki Prag Kongresi’nde, Avusturya’nın Fransa’ya karşı Prusya ve Rusya ile ittifak kurma kararı almasında rol oynadı. 1815’te, Prusya hükümeti adına II. Paris Antlaşması’nı imzalayan temsilcilerden biriydi.

Diplomatlık yaşamının sonlarına doğru (1817), J.C. Adelung’un, dilleri karşılaştırmalı olarak incelediği Mithridates oder allgemeine Sprachenkunde (Mithridates ya da Genel Dilbilim) adlı yapıtına, özellikle Bask diline ilişkin önemli düzeltme ve ekler yaptı. Bu katkılarıyla araştırmacıların ilgisini Bask diline çekti ve bu dilin bilimsel çalışmalara konu edilmesine ön ayak oldu. Bask Ülkesi’ ni de gezen Humboldt, 1821’de İspanya’da yaşayan eski halklar üzerine bir inceleme yazdı. 1828’de, tekil ve çoğuldan farklılık gösteren ikil sayı üzerine incelemelerinden yola çıkarak bir tür dil metafiziğine yöneldiği Über den Dualis’i (İkil Sayı Üzerine) yayımladı.

Humboldt belki de en önemli yapıtı olan, Cava’da konuşulan eski Kavi dili üzerine çalışmasını tamamlayamadan öldü. Yarım kalan yapıtı kardeşi ve J. Buschmann Über die Kawisprache auf der Insel Java (1836-40, 3 cilt; Cava Adasındaki Kavi Dili Üzerine) adıyla yayına hazırladılar. Yapıtın giriş bölümünü oluşturan Über die Verschiedenheit des menschlichen Sprachbaues und ihren Einfluss auf die geistige Entwicklung des Menschenge schlechts (1980; Dillerin Yapısı Arasındaki Farklılıklar ve İnsanlığın Kültürel Gelişimindeki Etkileri Üzerine), konuşma felsefesi alanındaki temel yapıtlardan biri sayılır. Humboldt’un dilbilim alanındaki öteki yazılarını kardeşi, estetik konusundaki denemeleri ve şiirleriyle birlikte, 1841-52 arasında yedi cilt olarak yayımladı. Goethe ile yazışmaları ise 1876’da basıldı. Humboldt üzerine 20. yüzyılda yazılan en önemli yaşamöyküleri H. Nette’in Wilhelm und Caroline von Humboldt: ein Leben in Briefen (1956; Wilhelm ve Caroline von Humboldt: Mektuplarda Bir Yaşam) ve Paul R. Sweet’in Wilhelm von Humboldt (1978-79, 2 cilt) adlı yapıtlarıdır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,

Roman Ingarden Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Roman Ingarden; (d. 5 Şubat 1893, Krakow – ö. 29 Haziran 1970, Krakow, Polonya), Polonyalı felsefecidir. Husserl’in fenomenolojik yönteminden yararlanarak edebiyat ve sanat yapıtlarını açıklamaya çalışmıştır.

Husserl’in öğrencisi olan Ingarden, önce Lemberg’de, 1945’te de Krakow’da felsefe profesörü oldu. Sanat konusunda geliştirdiği ayrıntılı görüşleriyle Polonyalı sanatçılar üzerinde etkili oldu.

Ingarden’e göre sanat yapıtları, Husserl’in kullandığı anlamda yönelinmiş nesnelerdir; sanatçının kullandığı ham malzemeye verdiği biçim, onun saf bir bilinç ediniminden çıkar. Bu nesneler, başka türden gerçek şeylerden farklı olarak yalnızca izleyicinin estetik yaşantısında somutlanır. Bu görüşü özellikle edebiyat, müzik ve sinema sanatlarına uygulayan Ingarden, bu alanlardaki sanat yapıtlarının tabakalar oluşturan varlık yapıları üzerinde durur. Bu çerçevede özellikle sinema yapıtlarının karmaşık yapılarına yaklaşımı dikkati çeker.

Genel felsefe görüşü içinde, Husserl’in transandantal idealizmiyle hesaplaşan Ingarden, hem gerçek nesnelerin, hem de yönelmişliğin konusu olan nesnelerin bağımsız varlıklar olarak eşit konumda olduğunu savunmuştur. Başlıca yapıtları arasında Das literarische Kunstwerk (1931; Edebi Sanat Yapıtı), Lehçe yazdığı Dünyanın Varlığı Üzerine Tartışma (1947-48), Time and Modes of Being (1963; Zaman ve Varlık Tarzları), Vom Erkennen des literarischen Kunstwerks (1968; Edebi Sanat Yapıtının Bilinmesi) ve Über die Verantwortung (1970; Sorumluluk Üzerine) sayılabilir.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,

William Ralph Inge Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

William Ralph Inge; (d. 6 Haziran 1860, Crayke, Yorkshire – ö. .26 Şubat 1954, Wallingford, Berkshire, İngiltere), İngiliz ilahiyatçı, Yeni-Platoncu ve Londra St. Paul Katedrali başrahibidir. Karamsar görüşleri nedeniyle “kasvetli başrahip” adıyla anılmıştır.

Eton’da ve Cambridge Üniversitesi King’s College’da öğrenim gördü. Eton’da (1884-88), King’s College’da (1886-88), Oxford Üniversitesi Hertford College’da (1889-1904) ve Cambridge Üniversitesi Jesus College’da (1907-11) çeşitli öğretim görevlerinde bulundu. 1911’de St. Paul Katedrali’nin başrahipliğine atandığında birçok kitabı yayımlanmıştı. Bunlardan Christian Mysticism (1899; Hristiyan Mistisizmi), Truth and Falsehood in Religion (1906; Dinde Gerçek ve Gerçek Dışı) ve Faith (1909; İman) sonradan ilahiyat klasikleri haline geldi. St. Paul Katedrali’ndeki görevini emekli oluncaya değin (1934) sürdüren Inge bütün ülkede ünlendi. Yirmi beş yıl boyunca da Londra’da yayımlanan Evening Standard gazetesine yazılar yazdı. Çok sayıdaki kitapları arasında en önemlisinin, yaptığı konuşmalarından derlenen The Philosophy of Plotinus (1918; Plotinus’un Felsefesi) olduğu söylenebilir. Outspoken Essays (1919, 1. cilt; 1922, 2. cilt; Açık Sözlü Denemeler) ve Lay Thoughts of a Dean (1926, 1. cilt; 1931, 2. cilt; Bir Başrahibin Sıradan Düşünceleri) de önemli yapıtlarındandır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , , ,

Guru Amar Das Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Amar Das; (d. 1479, Khadur?, Hindistan -ö. 1574, Goindval), üçüncü Sih gurusu. Yetmiş üç yaşında guru olan Amar Das, Pencap’ı 22 Sih dinsel bölgesine ayırması ve Sih inanışını yaymak için başka yerlere misyonerler göndermesiyle tanınır. Bütün Sihlerin düzenli aralıklarla bir araya gelmesinin inançlarını güçlendireceğini düşünerek, yılda üç şenlik yapılmasına karar verdi. Bilgeliği ve dindarlığı nedeniyle büyük saygınlık kazandı. Babürlü imparatoru Ekber’in bile onun öğütlerine başvurduğu ve Sihlerin kast sistemi uygulanmayan langar’ından (açık “mutfak”) yemek yediği söylenir. Amar Das’ın yönetimi altında Goindval kenti Sih inancının bir öğrenim merkezi haline geldi.

Guru Amar Das, çilecilik ve hazcılık biçimindeki aşırı uçların ortasını bulan bir yaşam biçimini savundu ve sıradan aile bireyi yaşantısını yüceltti. Kişi böylelikle hem refaha ulaşabilir, hem de Tanrı’yı hoşnut edebilirdi. Amar Das toplumsal reformlar çerçevesinde langar uygulamasını daha da yaygınlaştırdı ve kendisini görmek isteyen herkesin önce mutfakta yemek yemesini kural haline getirdi. Sih dinini Hindu alışkanlıklarından arındırdı; kastlararası evliliği destekledi ve dulların yeniden evlenmelerine izin verdi. Ayrıca Sihlerin, dul kadının kocasının cesediyle birlikte kendisini yakması biçimindeki Hindulara özgü sati uygulamasından kesinlikle kaçınmalarını istedi.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , , ,

Iamblichus Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Iamblichus; (d. y. 250, Khalkis, Suriye Çukuru [bugün Bikaa Vadisi] – ö. y. 330), Yeni-Platonculuğun önde gelen temsilcilerinden Suriyeli filozoftur. Bu okulun Suriye kolunun kurucusudur.

Günümüze ancak görece önemsiz yapıtları ulaşabilmiştir. Ama düşüncesinin temel öğeleri, 5. yüzyıl düşünürlerinden Proklos’ un onun öğretilerine yaptığı göndermelerden çıkarsanır. Latincede De Mysteriis Aegyptiorum (1821; Mısır Gizemleri Üzerine) adıyla bilinen Yunanca bir yapıtı vardır. Peri tou Pythagorikou Biou (Pythagorasçı Yaşam Üzerine), Protreptikos (Felsefeye Çağrı), Peri tis koines mathematikhes epistemes (Genel Matematik Bilimi Üzerine), Peri tes Nikomakheu arithmetikes eisagoges (Nikomakhos’un Aritmetiği Üzerine) ve Ta theologoumena tes arithmetikes (Aritmetiğin Tanrıbilimsel İlkeleri) gibi yapıtları günümüze ulaşmıştır.

3. yüzyıl başlarında Plotinos’un geliştirdiği Yeni-Platonculuğu, en çok Proklos’un yapıtları aracılığıyla tanınan karmaşık ama derinlemesine bir putperest felsefeye dönüştüren düşünürlerin başında İamblikhos geliyordu. Putperestliğin tüm ayinlerini, mitoslarım ve kutsal varlıklarını kapsayan bir ilahiyat geliştirmeye çalışan İamblikhos. Plotinos’un tinsel ve düşünsel gizemciliğinden uzaklaşarak tanrılara büyü (teürji) yoluyla seslenmeye yönelen ilk Yeni-Platoncuydu. Değişik düzeylerde birbirini yansıtan karmaşık bir varlıklar aşamalanmasıyla çok katlı bir gerçeklik yapısı ortaya çıkarabilmek için, Plotinos’un tinsel dünyasındaki genelleştirilmiş gerçekleri bölümlere ve alt-bölümlere ayırma sürecini o başlattı.

İamblikhos, Plotinos’un “İyi” ile özdeş olan “Bir”inin ötesinde, insan bilgisini ve kavrama gücünü aşan daha yüksek bir “Bir” olduğunu öne sürdü. Yeni-Platonculuğun (siyasal, arındırıcı ve öğretici olmak üzere) üçe ayırdığı ahlaki erdemlere tefekkür erdemini ekledi ve dördünün de üzerine, insanların vecd yoluyla “Bir”le birleşebilmelerini sağlayan ruhani erdemleri yerleştirdi. Tanrılarla büyü yoluyla ilişki kurmayı vurgulaması ve düşünsel olmayan erdemleri yüceltmesi nedeniyle İamblikhos, sonraki iki yüzyıl boyunca bir ermiş gibi görülmüştür.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , , ,

İbni Meserre Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

İbn Meserre, asıl adı Muhammed Bin Abdullah (d. Kurtuba [Cordoba] – ö. 931, Kurtuba), İslam felsefesinde, özellikle irade özgürlüğü konusundaki düşünceleriyle etkili olan Endülüslü filozoftur.

Yaşamına ilişkin fazla bilgi yoktur. Tanrıtanımazlık ve ahlaksızlıkla suçlandığı için Kurtuba’dan ayrılmak zorunda kaldı. Kuzey Afrika ve Arabistan Yarımadasını dolaştı. III. Abdurrahman’ın tahta çıkmasından sonra ülkesine döndü ve öğretisini yaymayı sürdürdü. Hiçbir yapıtı günümüze ulaşmadığından düşünceleri ancak dolaylı yollardan öğrenilebilen İbn Meserre, Yeni-Platoncu bir birlik anlayışım savunmuştur. Ona göre Tanrı bütün niteliklerin dışında, erişilmez, mutlak bir varlıktır. Öteki yaratıklarla ortak hiçbir yanı yoktur. Evrenin özü heyula denen ilk maddeye dayanır. Varlığın ve oluşun ilk öğesi olan bu ilk madde Tanrı’nın egemenliği altındadır. Önce Tanrı’nın bütün bilgilerle donattığı bir ilk us (akl-ı evvel) ortaya çıkmış sonra bu bilgiler tümel benliğe (nefs-i küll) geçmiştir. Tümel benlik doğayı oluşturmuş ve doğayla tümel benliğin birleşmesinden de tümel nesne (cism-i külli) doğmuştur. Evreni oluşturan bütün tümelleri önceden bilen Tanrı, tikelleri de ortaya çıktıkça bilir.

İbn Meserre’ye göre insanın eylemleri onun özgür iradesine bağlıdır. İnsanlara her gün vicdan muhasebesi yapmayı öğütleyen ibn Meserre, İnsanın kendi erdemleriyle peygamberlik ayrıcalığı elde edebileceğine ve tanrısal bir mertebeye ulaşacağına inanır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,