Etiket: fikirleri

İbn-i Tufeyl Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Ibn-i-Tufeylİbn-i Tufeyl;tam adı ebu bekir muhammed bin abdulmelik bin muhammed bin muhammed bin tufeyl el-kaysi (d. 1106, Vadiü’l-Aş, Gırnata [Granada] – ö. 1185, Marakeş), Endülüslü İslam filozofudur. Gerçeğe ancak sezgi ve içedoğuşla ulaşılabileceğini savunmuştur.

Kays kabilesinden gelen İbn Tufely Gırnata’da tıp, astronomi, kelam ve felsefe öğrenimini gördü. Aynı kentte hekimlik ve eyalet valisinin sır kâtipliğini yaptı. 1154’te Septe ve Tanca valisinin kâtibi olan İbn Tufeyl, daha sonra Muvahhid hükümdarı Ebu Yakup Yusuf’un (hd 1163-84) hekimliğine getirildi.

Yeni-Platonculuğun etkisiyle İşraki felsefeye bağlanan İbn Tufeyl’in temel yapıtı, felsefi bir öykü niteliğindeki Hayy ibn Yak-zan’dır (Ruhun Uyanışı ya da Hayy ibn Yakzan’ın Olağanüstü Serüveni, 1985). Öykünün kahramanı Hayy, ıssız bir adada tek başına büyümüş, bir ceylan tarafından emzirilmiştir. Gelişmesinin her yeni aşamasında zihinsel yetenekleri de ilerler. Ceylanın ölümünden sonra yapayalnız kalınca Hayy’ da ölüm kavramı belirir. Zamanla çevresindeki varlık türlerini tanır, nedensellik, yer kaplama ve hareket kavramlarını edinir. Böylece genel varlık kavramına, daha sonra tümellere ulaşır, mutasavvıfların derin tefekkür yaşamını kavrar.

İbn Tufeyl’e göre Tanrı’nın özü, duyuların ve usun sınırlarını aşar. Tanrı’nın bunlar aracılığıyla kavranması olanaksızdır; o ancak derin düşünceye dalarak kavranabilir. Bu aynı zamanda tanrısal varlıkla birleşmek anlamına gelir. Esrarü’l-Hikmeti’l-Meşrikiye adıyla da bilinen Hayy bin Yakzan (Yakzan Oğlu Hayy, 1986) bazı araştırmacılarca ilk felsefi roman olarak nitelenir. Yapıt Batılı ilahiyatçılar ile Platoncu ve Yeni-Platoncu filozoflar üzerinde uzun süre etkili olmuştur.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , ,

Ziya Gökalp Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Ziya GökalpZiya Gökalp (1875 – 25 Ekim 1924) büyük sosyolog ve Türkçü yazarımızdır. Diyarbakır’da doğdu. Babası Tevfik Efendi de yazardı. Ziya Gökalp daha küçük yaştayken babasının telkinleriyle halk şiirine karşı ilgi duydu. İlk ve orta öğrenimini Diyarbakır’da yaptı. Babasını erken kaybetti. Amcası Hasip Efendi, Ziya’nın özel öğrenimiyle yakından ilgilendi. Arapça ve Farsça’yı öğrenmesine yol açtı. Gazalî, Farabî, Ibni Rüşt, İbni Sînâ gibi fikir adamlarını okuttu. Çok küçük yaşta karşılaştığı bu eserler, Ziya’da bir buhrana yol açtı. Doktorken doğa bilgisi okutan çok bilgili bir öğretmenin teşvikleri de Ziya’yı fikir dünyasına yöneltmiştir. Şahsi sebeplerin de zoru ile bir gün beynine ateş ederek kendini öldürmeye kalktı. Bunu çok hafif atlattı. Hayatı kurtulduktan sonra kendisine bir yön bulmak istedi. İstanbul’a gelip Baytar Okulu’na girdi. Hürriyetçi düşüncelerinden dolayı hapse atıldı. Dokuz ay yattıktan sönra Diyarbakır’a sürgün edildi. Orada, ölmüş bulunan amcasının kızı ile evlendi.

1908’de İkinci Meşrutiyet’in ilanı üzerine İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Diyarbakır şubesini kuran Ziya, İstanbul’a, daha sonra Selânik’e gitti. Orada Ali Canip’le Ömer Seyfettin «Genç Kalemler» dergisini çıkarıyor, -dilde sadeleşme, millileşme amacını güdüyorlardı. O sırada Osmanlıcılıkla İslam birliği gibi iki zıt fikir yüzünden aydınlar ne yanı tutacaklarını şaşırmış durumdaydılar.

Ziya, «Gökalp» takma adı ile, «Genç Kalemler» de «Turan» adlı manzumesini yayınladı. Bu, hem onun Gökalp diye tanınmasına, hem de Türkçülük, dilde millileşme akımlarının derlenip toparlanmasına yol açtı. Yeni Lisan’cıların fikir yönünü hazırlayıp beslemeye başladı.

Ziya Gökalp İttihat ve Terakki genel merkezinde parti genel sekreteri olarak siyasi çalışmalara katılıyor, sosyoloji ve dil alanında da ülküsünü açıklayan eserler veriyordu. Dilde bağlandığı esaslar, Arapça ve Farsça’nın dil-bilgisine ait kuralları tatbik etmemek, halk diline girmiş kelimeleri Türkçe saymak, yeni fikirler için dilimizin türetim kurallarına göre kelime türetmekti.

Birinci Dünya Savaşı kaybedilip de, İstanbul işgal olununca, Ziya Gökalp da, ateşli milliyetçilerle birlikte, İngilizler tarafından bir gemiye bindirilip Akdeniz’deki Malta adasına sürgüne gönderildi. O sırada, «Yeni Mecmua»’ yı çıkarmaktaydı, bu dergi, memleket gençlerine her mânada ışık tutuyordu.

Malta’dan İstanbul’a gelen Ziya Gökalp, oradan da Samsun’a geçti. Ailesini yanına aldırdı. Bir ay kadar Ankara’da kaldılar. Sonra Diyarbakır’a gittiler. 1922’de Maarif Vekâleti Telif ve Tercüme Heyeti başkanlığına tâyin edildi. İkinci devrede B.M.M.’ne Diyarbakır milletvekili seçildi. Eski bir mide rahatsızlığı şiddetle teptiğinden İstanbul’a geldi. Büyükada’da, tedavi görmekte ve «Türk Medeniyeti Tarihi» adlı büyük eserini hazırlamaktayken, 24 Kasım 1924’te öldü.

Ziya Gökalp, «Yeni Mecmua», .«Küçük Mecmua» gibi birkaç dergi çıkarmış, çeşitli gazete ve dergilerde birçok makale yayınlamıştır. Hakkında pek çok yayın yapılmakla beraber eserlerinin tamamı, tam bir takım halinde basılmış değildir. Üniversite’deki hocalığı sırasında hazırlanmış notlarını sonradan çeşitli eserlerinde kendisi malzeme olarak kullanmıştı. Gökalp, Fransız sosyologu Emile Durkheim’in fikirlerini cemiyetimizin yapısını araştırmada rehber saymakla tanınmıştı.

Başlıca eserleri şunlardır: Kızıl Elma (şiirler, 1913), Yeni Hayat (şiirler, 1918), Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak (1918), Altın Işık (nazım ve nesir karışık, 1920), Türkçülüğün Esasları (1923), Türk Medeniyeti Tarihi ( 1925).

ZİYA GÖKALP’TEN BİR HİKAYE (ÜLKER İLE AYDIN)

ÜLKER İLE AYDIN

Ziya Gökalp, 1915’te şiirlerini «Kızıl Elma» adî altında topladı. Bu onun ilk şiir kitabıydı. Bu eserde, siyasi gayesini birtakım çocuk hikâyelerine serpiştirerek veriyordu. «Ülker ile Aydın», konusunu bir halk masalından almakla beraber, sonunda Gökalp’ın Turancılık fikrini aşılamak maksa-diyle yazdığı belli olan, en uzun hikâyesidir. Buraya, masalın konusunu, içinden bir parçayı aynen alarak, özetliyoruz.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , ,

İbn Hazm Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

İbn Hazm; tam adı Ebu Muhammed Ali BiN ahmed BiN Said BiN Hazm (d. 7 Kasım 994, Kurtuba [Cordoba] – ö. 15 Ağustos 1064, Manta Lişem, İşbiliye [Sevilla] yakınları), Endülüslü edebiyatçı, tarihçi, fıkıh bilgini ve ilahiyatçı. Bilgisinin genişliği ve Arapçayı kullanmadaki ustalığıyla ünlüdür. Zahirilik mezhebinin önde gelen temsilcilerinden olan İbn Hazm fıkıh, mantık, tarih, ahlak, karşılaştırmalı ilahiyat ve kelam gibi alanlardaki dört yüz dolayında yapıtın yanı sıra aşk sanalını konu alan Tavkü’l-Hamame’nin (1914; Güvercin Gerdanlığı, 1985) de yazarıdır.

İlk Emevi hükümdarı Muaviye’nin kardeşi Yezid’in soyundan geldiğini öne süren tanınmış bir ailenin oğludur. Ama Endülüslü Müslüman ailelerin soylarını Arap kökenine dayandırma eğilimini dikkate alan araştırmacılar genellikle İbn Hazm’ın Endülüslü bir Hıristiyan aileden geldiğini savunurlar. İbn Hazm’ın, büyük olasılıkla Hıristiyanlıktan İslam dinine geçmiş olan büyük dedesi Hazm ile büyükbabası Said, Endülüs Emevilerinin başkenti Kurtuba’ya yerleşmişlerdi. Bilgili ve dindar biri olan babası Ahmed, Halife II. Hişam adına hacib unvanıyla ülkeyi yöneten Mansur’la (hd 978-1002) ardılı Muzaffer (hd 1002-08) döneminde yüksek bir devlet görevlisiydi. Böylece üstün bir eğitim olanağı bulan İbn Hazm’ın bu dönemde yaşadığı harem çevresindeki deneyimleri onun üzerinde silinmez izler bıraktı.

Muzaffer’in 1008’de ölmesi İbn Hazm’ın yaşamında büyük değişikliklere yol açtı. Endülüs Emevilerinin 200 yılı aşkın süre sağladıkları istikrarın sona ermesiyle patlak veren kanlı iç savaş 1031’e değin sürdü, halifeliğin yerini çok sayıda küçük emirlik (Tavaif-i Mülûk) aldı. 1012’de ailenin son üyesi olan babasını da yitiren İbn Hazm Endülüs Emevilerinin halifelik üzerindeki hak iddialarını ısrarla desteklediği için sık sık hapsedildi.

1031’den sonra inançlarını ve mücadeleci eğilimini edebiyat yoluyla dile getirmesi kişiliği üzerinde yoğun tartışmalara yol açtı. Mayorka’da kaldığı kısa süre dışında yaşamının büyük bölümünü Manta Lişem’deki aile çiftliğinde geçirdi. Oğullarından birinin aktardığına göre yaklaşık 400 yapıt tutan 80 bin sayfa yazı yazdı. Oysa günümüze ulaşan yapıtlarının sayısı 40’ın altındadır.

Arapçanın olanaklarını değerlendirme gücü, şiiri ve düzyazıyı aynı ustalıkla kullanması İbn Hazm’ın bütün yapıtlarının ortak özelliğidir. Zahiri mezhebinin Kuran ve hadis metinlerinin yalnızca görünürdeki (zahir) anlamını temel alan yaklaşımıyla geliştirdiği fıkıh kuramları yaygın bir kabul görmediyse de mezhebin ilkelerini kelam alanına yaratıcı biçimde uygulamıştır. Dönemine özgü dinsel çoğulculuğu konu alan karşılaştırmalı inceleme bu alandaki öncü yapıtlardan biridir ve özenle derlenmiş tarihsel ayrıntılarından dolayı büyük ilgi görmüştür.

Tanrı’nın gerçekliğine derinden inanan İbn Hazm, mücadeleci kişiliğiyle dönemin siyasal ve düşünsel yaşamında önemli rol oynadı. Zamanındaki yaygın bir benzetmeye göre İbn Hazm’ın dili, acımasızlığıyla ünlü Emevi komutanı Haccac bin Yusuf’un (661-714) kılıcının ikiz kardeşiydi. Yazar, siyaset ve ilahiyat alanlarındaki görüşleri yüzünden zaman zaman iftiraya uğrayarak gözden düştü. Bazı yazıları halk önünde yakıldığında, bu davranışın yazılarının içeriğini yok edemeyeceğini cesaretle ilan etti. İbn Hazm’a yönelik saldırılar ölümünden sonra da sürmekle birlikte bazı etkili yandaşları da ortaya çıktı.

İbn Hazm’ın öbür yapıtları arasıVıda, Endülüslü Müslüman yazarlarla ilgili bilgi veren Risale fi Fazli’l-Endülüs (1862), özellikle Eş’ariyeyi eleştiren Kitabü’l-Faslfi’l-Milel ve’l-Ehva ve’n-Nihal (1899-1903) ile Kitabü’l-Muhalla bi’l-Asar fi Şerhi’l-Mavella bi’l-İhtisar (1928-33), Kitabü’l-Ahlak ve’s-Siyer (1961) ve Ensabü’l-Arab (1962) sayılabilir.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,