Etiket: Güler

Ara Güler Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında

O her ne kadar bu kadarıyla yetinmese de hepimiz tarafından sade bir biçimde “İstanbul Fotoğrafçısı” olarak tanındı. Oysa o kendini hep dünya vatandaşı olarak gördü. “Dünyanın foto muhabiriyim” diye tanımlıyordu kendini. Dünyanın en iyi 7 fotoğrafçısından biri olarak anıldığını da düşünürsek, pek de haksız değildi aslında.

Aksi huysuz halleri, bir yandan tatlı görünümüyle şimdi de ona veda zamanı. Yaşıyordu, biliyordum ya, en zoru bu cümleleri kurmak galiba. İstanbul’a aşık delikanlı, çocuk yüzünü dün gece İstanbul’a döndü; gözlerini keşfettiği sonsuzluğa usulca kapadı.

Şimdi ondan geriye birçok fotoğraf kaldı. Elbette her şeyi buraya sığdırmam imkansızdı. Bugün de Ara Güler için yüreğimin ağırlığını test ettim sanırım. Ardından böylesine huzurlu bir “Güle güle” diyebildiğim için de ayrıca bir sevinç de var o ağırlığın içinde.

Ruhun şad olsun Ara Güler…

Sevgimle…

(5 yaşındayken)

Çocukluğu

Ara, 16 Ağustos 1928’de İstanbul Beyoğlu’nda, Verjin Hanım ve Dajad (Dacat) Derderian Bey’in oğlu olarak dünyaya geldiğinde ailesi, ona, “Aram Güleryan” adını verdi. Verjin Hanım, İstanbullu zengin Ermeni ailesinin kızıydı. Eczacı olan babası ise, Giresun’un Şebinkarahisar ilçesinden İstanbul’a, 6 yaşındayken okumak için gelmişti.

Ara, belki de ailesinden ona esen hava, belki biraz da okuldan aldıklarıyla, çocuk yaşlarında sinemadan çok etkilendi. Bir gün sivri dili, aksi tavrı, huysuz ama tatlı halleriyle bir usta fotoğrafçı olacak, kadim bir İstanbullu olarak anılacaktı…

(Anne ve babası)

Çocuk hafızasında çok anı biriktiriyordu. Bunlardan birini ise Atatürk oluşturuyordu. Onunla ilgili anısını yıllar sonra şöyle anlatacaktı: “Florya Köşkü’nün yanındaki halk plajının üstünde evimiz vardı. Atatürk de zaman zaman oraya gelir denize girerdi. Atatürk’ü görmüşümdür. Çünkü hep orada otururdu, çizgili mayosuyla. Öyle barikat falan da yoktu. O geldiğinde biz de bütün veletler toplanırdık. Daha küçüğüz tabii, Atatürk’ün kim olduğunu bilmezdik bile. Arkası kesik bir sandalı vardı. İşte ben o sandalın arkasına takılıp yüzen veletlerden biriydim”. Belki de o her şeyi fark ettiği noktada başlıyordu aslında hayatı. Çocukluk sadece çocukluktan ibaretti…

(15 yaşında – Sessiz filmler ile uğraşırken)

Eğitim hayatı

1951’de mezun olduğu Getronagan Ermeni Lisesi sıralarındayken, bir yandan da film stüdyolarında, sinemacılığın hemen her dalında çalıştı. Aslında bir yandan da erkenden çalışma hayatına da atılmış oldu. Sinema, tiyatro konusunda oldukça kararlıydı. Muhsin Ertuğrul’un yanına tiyatro ve oyunculuk almak için gitmeye başladı. Her şeyi emek emek öğrenip, ya rejisör olmalıydı ya da oyun yazarı… Ancak onun mesleği, buralarda aldığı eğitimlerin görsellik alanından şekillenecekti.

Lisenin ardından İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne de kaydoldu. Bir yandan da “Yeni İstanbul” gazetesinde gazeteciliğe başlamıştı. Bunda babasının da payı oldu. Babası, Ara’ya lisedeyken 35 milimlik bir film makinesi ve bir de fotoğraf makinesi hediye etmişti. 1950’de çektiği ilk fotoğraf, Ticaniler denen bir grubun kırdığı Gümüşsuyu’ndaki Atatürk heykelinin fotoğrafıydı. Yeni İstanbul’a foto muhabiri olarak işe girmesine de yardımcı oldu.

Ermenice gazetelere de sanat yazıları yazdı. Her ne kadar yükseköğrenimini İktisat alanında alıyor olsa da, Ara, gazeteci olmaya karar verdi. Gazeteciliğin içinde kendine bulacağı yer için de biraz zamana ihtiyacı vardı.

(NATO, 6. Filo Akdeniz Manevraları, 1958)

Bir eşikten atlayınca başlar hayat

Gerçekten de insanın hayatında böyle oluyordu işte. Bir yerlerde yol ayrılır ve seçtiğin yol, senin eşiğin oluverir. Ara için de bu eşik, 1958’de foto muhabirliğine başlaması oldu. 1961’e kadar “Hayat” dergisinde Fotoğraf Bölümü Şefi olarak çalışacaktı.

1960’lı yıllardan itibaren de dünyaya açıldı ve işini yapmaya başladı. Sonunda kim olduğunu ve ne yapması gerektiğini bulmuştu. Gözleri ışığı da, güzeli de, yaşanan olayı da bir başka seçiyordu…

Öykü ve senaryo da yazdı

Aslında rejisör ya da oyun yazarı olmak istiyordu. Bu istek gönlüne elbette çok okumaktan düşmüştü. Henüz lise sıralarındayken ezber etmişti klasikleri. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in tercüme ettirdiği Dünya Klasiklerinin çoğunu okumuştu. Daha çok Batı Edebiyatı’nı okudu evet, ama aynı zamanda felsefesine de merak sarmıştı.

Okuma alanında kendini geliştirmeye başladığında fark etti ki roman okumak pek ona göre değildi. Ona bir şeyler öğreteceğini düşündüğü kitapların peşine düşüyordu. Zamanla bu okumalar yerini yazma hevesine bıraktı tabii. Ara, 1946’da yazdığı ilk öyküsüne “Mahkum” adını verdi. akşam Postası’nda yayımlanmıştı. Özellikle içinde olmadığı bir dünyayı yazmak için yanıp tutuşuyordu. Yüzünü dünyaya döndü…

“Bir Garip Yılbaşı Gecesi” adın verdiği tek perdelik oyunu yazdığında da yirmisindeydi. Aslında 9 tane yazmış; ama diğer sekizini çok amatör bulduğu için atmıştı. Amatör hissiyatların profesyonelce ortaya konmasını sanata haksızlık olarak görüyordu.

Yeni İstanbul ve New York Herald Tribbune gazetelerinin düzenlediği “Dünya Edebiyatı Yarışması”na gönderdiği hikayesini. Ermeni olduğu için Ali İhsan Akgün adıyla katılmıştı. Üçüncü olduğunu öğrendiğindeyse adını açığa çıkardı.

Birinci Samim Karagöz, ikinci ise Necdet Öktem olmuştu…

Dünyanın en iyi 7 fotoğrafçısından biri

Çalışmalarının getirdiği başarıların övgüleri ona çabucak dönmüştü. Ara, 1953’te Henri Cartier Bresson ile tanıştı; Paris Magnum Ajansı’na katıldı. 1961’de İngiltere’de yayınlanan Photography Annual, onu, “Dünyanın En İyi Yedi Fotoğrafçısından Biri” olarak tanımlamıştı bile.

Elbette ardında başkalarını da taşımıştı. Yine aynı yıl Amerika Dergi Fotoğrafçıları Derneği, onu derneğin üyeleri arasına kabul etti. Ayrıca bu derneğin Türkiye’den ilk üyesiydi.

1958’de Time-Life, Der Stern, Paris-Match dergilerinin Yakın Doğu Foto Muhabirliğini yapmaya başladı. 1961, aynı zamanda Ara’nın askere gittiği yıl oldu. Görevini tamamlayıp döndüğünde Hayat Dergisi’nde Fotoğraf Bölüm Şefi oldu.

Dünyada adı geçtikten sonrası bolca fotoğraf içeren uzun soluklu ve hızlı bir çalışma hayatıydı. Ünü dünyaya yayılmış bir Türk fotoğrafçı olarak Amerika, Paris, Almanya gibi ülkelerde birçok sergi açacak, birçok ünlünün fotoğraflarını çekecek, röportajlar yapacaktı. O sadece fotoğraf çekmiyordu, aslında tarihi bir arşiv oluşturuyordu…

1979’da, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nden, Foto Muhabirliği dalında birincilik ödülünü de aldı. Tabii zamanla bu ödüller arttı, Ara Güler’in ünü yayıldıkça yayıldı. Ara Güler hakkında sekiz doktora tezi yazıldı. Bunlardan biri Münih Üniversitesi’ndeydi. Ayrıca Mimar Sinan, Boğaziçi ve Yıldız Teknik Üniversiteleri tarafından Fahri Doktora unvanına layık görüldü…

(NATO, 1958)

Savaş Foto Muhabiri Ara Güler

Ara, Savaş Foto Muhabiri görevi ile 4 savaşa gitti. Bu savaşlar ortamında çektiği fotoğraflar dünya çapında birçok dergide yayımlandı. Hatta bir tanesi Times Dergisi’ne kapak dahi oldu.

Bu zorlu yolculuğu da başarılı bir şekilde atlatmıştı. Haliyle onurlandıracak bu tepkiler çıkıyordu ortaya. Mesela bir İsviçre yayını olan Camera Dergisi, Ara Güler’e özel bir sayı çıkardı. Ayrıca Almanya’da çok titizlikle verilen “Master of Leica” unvanına da layık görüldü.

Bütün dünyayı gezip röportajlar yapan Ara, Magnum Ajansı bağlantısı ile bunu dünyaya duyuruyordu. Listesinde İsmet İnönü, İndira Gandi, Winston Churchill gibi birçok siyasi isimle ve daha nice sanat insanı vardı.

Belgesel fotoğraflarının da ustası

Ara, Türk fotoğrafçılığının ustalarından biri oldu ve dünya fotoğrafçılığı çapında da oldukça özel bir yer edindi. 1979’da, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nden, Foto Muhabirliği dalında birincilik ödülünü aldı. Tabii zamanla bu ödüller de arttı, Ara Güler’in ünü yayıldıkça yayıldı. Ara Güler hakkında sekiz doktora tezi yazıldı. Bunlardan biri Münih Üniversitesi’ndeydi. Ayrıca Mimar Sinan, Boğaziçi ve Yıldız Teknik Üniversiteleri tarafından Fahri Doktora unvanına layık görüldü…

Fotoğrafçılıkta ustalaştığı alanlardan biri de belgesel fotoğraf biçimi oldu. Bu konuda ayrı bir üne sahipti. Yavuz zırhlısının sökümünü anlatan “Kahramanın Sonu” adını verdiği bir belgesel filmi de çekti. Arkeolojiye ve tarihe duyduğu merakı, fotoğrafçılıkla buluşturdu.

Fotoğrafları Amerika’da Rochester George Eastman Müzesi ve Nebraska Üniversitesi Sheldon Koleksiyonu, Paris’te Ulusal Kitap, Almanya’da Köln Mueseum Ludwing ve Das Imaginare Photo Museum bünyesinde sergileniyor.

(Eşi Suna Hanım ile)

Ara Güler evlendi

Ara, 1975’te Perihan Hanım ile evlendi. Ancak bu evlilik sadece 4 yıl sürdü.

Ara , ikinci evliliğini ise 1984’te Suna Taşkıran ile yaptı.

Ara Güler kitapları

Ara Güler fotoğrafları zamanla kitaplaşmaya da başladı. İlkini 1980’de Karacan Yayınları bastı; fotoğraflarının bir kısmını içeriyordu. 1986’da da Prof. Abdullah Kuran’ın kaleme aldğı “Mimar Sinan” adlı kitabı fotoğrafladı. Hürriyet Vakfı’nın yayımladığı bu kitap, ayrıca 1987’de de Institute of Turkish Studies tarafından İngilizce olarak yayımlandı. Yine yıllarca üzerine çalıştığı Mimar Sinan yapıtları fotoğrafları 1992’de, Amerika ve Birleşik Krallık’ta Thomas and Hudson, Singapur’da Archipelago Press, Fransa’da Edition Arthaud tarafından “Turkish Style” başlığıyla duyuruldu. Fransa’da ise, Albin Michel Yayınevi, “Demeures Ottomanes de Turquie” adıyla yayımlandı.

1989’da “Ara Güler’in Sinemacıları” kitabı Hil Yayınları tarafından basıldı. Bu çalışmaları, Dünya Şirketler Grubu’nun 1994’te yayımladığı “Eski İstanbul Anıları” ve 1995’teki “Yitirilmiş Renkler Kitabı” izledi. Ana Yayıncılık ise yine 1994’te “Bir Devir Böyle Geçti, Kalanlara Selam Olsun” ve 1995’te “Yüzlerinde Yeryüzü” adlı eserleri bastı.

Kitapların sayısı günden güne, yıldan yıla arttı. Bir röportajı sırasında ona, “Adınıza çıkan 56 kitap var; şu daha iyi diye bir ayrım yapıyor musunuz?” diye soruldu. “56 kitap yapan adamı döverler be! Olur mu 56 kitap, ama fotoğrafta olur neden? Her an değişen bir şeyin karşısındasın ve ondan bir şey yakalıyorsun. Bunları yan yana getirdiğin zaman yeni bir dünya oluşturuyorsun, bu oluşturduğun dünya senin dünyan oluyor. Ve sen onu mecburen seviyorsun zaten. Ben aslında bütün kitaplarımı seviyorum. Tabii ki bu daha iyidir dediğim vardır, ama mühim olan o değildir, mühim olan fotoğraf nedir sorusunun cevabıdır” diye yanıtladı.

Onun gözünde her şey basit ve de netti aslında…

Fotoğrafçı ve gazeteci arasındaki fark

Fotoğraflarının büyük bir kısmı Amerika, Fransa ve Almanya’da birçok müzede sergilenen Ara Güler, fotoğraflarını çekerken Leica makinesini kullanıyordu. Ona göre fotoğraf bir sanat değildi. Bir röportajında kendisine “Fotoğraf nedir?” diye sorulduğunda yanıtı yine şahsına münhasırlığını yansıtıyordu: “Fotoğraf bir kere sanat falan değildir. Fotoğraf görülen bir şeyin zapta kayda geçmesidir. Fotoğraf meselesi bir arşiv meselesidir. Arşiv; kaybolmasın, yitmesin, bitmesin, gene bakayım, gene göreyim diye. Onun için fotoğraf bir alettir, makinedir onunla hayatı yakalarsın hayatı yakalamak da arşiv yapmandan çok daha mühimdir. Bir arşiv bir dünyayı getirir. Fotoğraf makinesinin icadı bunun içindir”. Aslında işte bu kadar basitti.

Ara Güler, aslında bir gazeteci olduğunu da işte bu noktada ayırdı. Bu konuya ise şu şekilde çarpıcı bir açıklık getiriyordu: “Ben de gazeteciyim. Fotoğrafçı değilim. Fotoğrafçı ile gazeteci arasındaki fark budur. Fotoğrafçı bomba patlar kaçar. Ama gazeteci peşinden gider olayı yakalamaya çalışır. Ben de bu yaşa kadar ona göre çalıştım”.

(Picasso, Ara Güler’i resmederken)

Ünlü isimler ile fotoğraf üzerine anıları: Picasso

Ara Güler dünyaca ünlü bir fotoğrafçıydı ve bunun getirileri de elbette diğer ünlü isimlerin fotoğraflarını çekmek oldu. Onlarla röportaj da yapabilirdi; aynı zamanda gazeteciydi nihayetinde.

Kuşkusuz bu konuda anıları arasındaki en özel isim Picasso oldu. Aynı zamanda onun en ünlü fotoğrafı olarak da tanınacaktı. Ara, Cannes Film Festivali’ni izlemeye gönderilmişti. Kapıda fotoğraf çekiyordu. Bir anda herkes yere düştü, lambalar devrildi. Rutin bir fotoğraf çekiminden fazlasıydı. Çelimsiz, kısa bir adam sıradan görünümüyle geliyordu; Pablo Picasso.

(Cannes Film Festvali, 1962)

Ara Güler daha sonra Picasso’nun fotoğrafını çekmeyi koydu kafasına. O günlerde fotoğrafçılığını yaptığı Skira Yayınevi, Picasso’nun kitabını basıyordu. Hemen yayınevinin yolunu tuttu. Patron da arkadaşıydı. “Beni yanında götürmezsen senin için ne bir fotoğraf çekerim ne de bir daha seninle konuşurum” dedi. Evet, artık dünyanın en ünlü ressamının fotoğrafını özel olarak çekme fırsatını bulmuştu. Ev atmosferindeki fotoğraflarını çekmekle görevliydi. Gitti, 3 gün evinde kaldı.

(Ve o resim…)

Sonrası Ara için de büyük sürprizdi. Picasso, Ara’ya dönüp, “Sen benim bu kadar fotoğrafımı çekiyorsun, ben de senin resmini çizeyim” deyiverdi. İnsan herhalde böyle bir anı bir kere yaşardı. Ara Güler şöyle bir baktı. Karşısındaki adam dünyanın en ünlü ressamıydı ve 90’ındaydı. Bir şeyleri söylediğini unutması çok doğaldı. Hemen oracıkta bir kağıt aradı ve buldu. Picasso, Ara’nın resmini çizdi ve imzaladı.

Ünlü isimler ile fotoğraf üzerine anıları: Dali

Ara, bir diğer efsane çalışmasını da bir diğer ünlü ressam Salvador Dali ile gerçekleştirdi. Paris’te kaldığı otele gitmişti. 101 numaralı odanın kapısını aralayan Dali, “Niye benim fotoğrafımı çekmek istiyorsun” diye sordu. “Çok meşhursun da ondan” diye cevapladı Ara. Sonra Dali, “Benim dakikam 25 bin dolardır” dediğinde Ara’nın ”Güzel, ama ben bir dakikada fotoğraf çekemem ki!” karşılığı üzerine, Dali, Ara’yı dışarı attı.

Umudunu yitirmişti. Dali fotoğrafı çekemeyeceğinden emindi. Akşam yemeğinden sonra şansının döneceğinden habersizdi. Bir Yahudi arkadaşı ile yemekte buluşmuştu. Başından geçenleri paylaştı onunla. Arkadaşı ise dinledikten sonra “O, benim vaftiz babam” dedi. Bazen bir şeyin olacağı varsa, eninde sonunda oluyor işte. Ara şaşkınlığını gizleme gereksinimi duymadan “Ama sen Yahudi’sin, o Hristiyan; nasıl olur?” diyebildi. Arkadaşı “Sen karışma” dedi ve gidip Dali ile konuştu.

Ertesi sabah tekrar Dali’nin karşısında buldu kendini Ara. Muhtemelen dünden sonra kaybedecek bir şeyi olmadığını düşünüyordu. Ama Dali yüzüne bakıp, “Ben seni bir yerden tanıyorum” dedi. Belli ki dün kovduğu adamın kendisi olduğunun farkında değildi. Ara da durumu bozmadı, “New York’taki basın toplantısından tanıyorsun” dedi.

“Sen benim filmimi biliyor musun?” diye sordu Dali. Ara, “Hangi film?” diye karşılık verdiğinde, “Benim yaptığım bir film var, nasıl bilmezsin? Bir Endülüs Köpeği’ydi ismi. Onu al, gel; akşam sinema oynatacağım size” dedi. Bu aslında bir nevi dostluk başlangıcıydı. Dali, her gün bütün sarhoşları, serserileri yanına topluyordu. Seviyordu bu ortamın havasını. Ara da o serserilerden biri oluvermişti işte. Bir zaman sonra fark etti ki, sürekli beraberler. Sonunda bir gün Dali’ye, “Senin fotoğrafını çekeyim. Adamakıllı bir fotoğrafın yok” dedi.

Ama Dali yerinde duramıyordu. Tam deklanşöre basacakken, bir anda kılıcını çekiyordu mesela. Sonra Ara, “Duracaksın, ansiklopedi Britanicca gibi, bana bakacaksın” dedi. “Kimse yokken gel” dedi Dali.

Sonraki gün saat 10.00’da bu kez fotoğraflarını çekeceğini bilerek gitti Dali’nin odasına. Ancak üç gazeteci daha geldi. Ara “Hani benden başka kimse olmayacaktı?” diye sordu.

Elinde gümüş saplı bir baston ile duran Dali, “Bilin bakalım ziftin formülü nedir?” diye sordu karşısında duran gazetecilere. Haliyle kimse bilememişti. “Benim adım Salvador Dali, bu bastonu ziftin içine sokar çıkarırım. Beş kuruşluk baston olur 50 bin dolar. Sen bunu yaparsan deli derler. Şimdi dediğimden ne anladınsa git onu yaz” dedi ve hepsini gönderdi.

Ara, Dali fotoğraflarını işte bu karmaşadan sonra çekti. Aslında Dali evinde fotoğraf çekelim diye de teklif etmişti; ama o hafta hayata veda etti…

Ünlü isimler ile fotoğraf üzerine anıları: Hitchkock

Ara’nın unutamadığı özel çalışmalardan biri de Alfred Hitchkock ile yaptığıydı. Hitchkock, başlarda pek sevmemişti Ara’yı. Ama sonra sonra alıştılar birbirlerine. Yine de çekişmeli başlayan çekim sabah 11.00’de başlamış, akşam 17.00’de bitmişti. Sonuna geldiklerinde ise, artık şakalaşıyorlardı.

Ara Güler bu anıyı anlatırken şöyle bitiriyordu: “Baktı ki, ben ondan daha matrak biriyim, rahat rahat çalıştık sonra. Ben de içimden: ‘Yahu ben, Picasso’larla falan çalışıyorum. Sen de kim oluyorsun? Sen Hitchkock isen ben de Ara Güler’im’ diyorum”.

Ünlü isimler ile fotoğraf üzerine anıları: Chaplin

Bir diğer anısı ise Charlie Chaplin ile. Onun büyük hayranlarından biriydi; fotoğraflarını özellikle çekmek istiyordu. “Chaplin benim dünyamı kuran, bana vizyonu veren, hayata bakmayı öğreten adam…” diyordu.

Chaplin o zamanlar İsviçre’de bir şatoda yaşıyordu. Amerikalı ünlü yazar Eugene O’Neill’in kızı Oona ile evliydi. Ara, 3 gün bekledi kapılarında; kar kış demedi. Sonunda Oona, Ara’yı içeri aldı; ama “Konuşursan konuş, ama fotoğraf çekme” dedi.

Chaplin, felçli halde fotoğraflarının akıllarda kalmasını istemiyordu, haklıydı da.

Ara, eline fırsatı geçtiği halde bunu yapmayı kendine yakıştıramadı ve Chaplin’in fotoğrafını çekmedi. Onu, ona olan hayranlığından ayrı bir köşede, hafızasına kazıdı.

Ara Güler öldü

Bu listede elbet pek çok isim vardı. Sophia Loren, Indira Ghandi, Federico Fellini, Winston Churchill, Maria Callas, John Berger, Louis Aragon ve daha nicesi…

Tüm bu isimleri sayınca insan onu yüzlerce yıl yaşamış gibi hissediyor. Ya da en azından ben öyle hissettim. Hatta belki her sanatçı gibi sonsuz…

Tabii yine de fiziksel anlamda bir gidiş var bu dünyadan. Ara Güler de, dün gece (17 Ekim) 23.20’de ayrıldı aramızdan. Florence Nightingale Hastanesi’nde tedavi gören Ara Güler’in doktoru Dr. Zafer Gökay, ölümüyle ilgili şu açıklamada bulundu: “Serviste üç kez resüsitasyona cevap vermiş, yoğun bakımda da iki kere verdi ama üçüncüsünde ne yazık ki döndüremedik, başımız sağ olsun. Tamamen kalp yetersizliği”

Elbette geride bıraktığı fotoğraflarla, benim şuracıkta sayfalara sığdıramadığım anılarıyla tükenmeyecek bir ömrü var onun; ne mutlu. Fotoğrafa, kitaplara ve birçok güzel şeye olan düşkünlüğü ve bunlara inat aksi, tatlı huysuz halleriyle bir Ara Güler geçti bu dünyadan…

İyi ki…

Damla Karakuş

[email protected]

Not:

Biyografisini okumak istediğiniz kişileri lütfen bizimle paylaşın.

Instagram: biyografivekitap

Kaynak:Enson haber Biyografi

Etiketler, , , , , , , , , , , , ,

Muammer Güler Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında

1949 yılında Mardin’de doğdu.
Eğitim ve Öğretim hayatını Ankara’da tamamladı.
1972 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ nden mezun oldu.
İlk memuriyeti 14.03.1973 tarihinde Balıkesir Maiyet Memuru (Kaymakam Adayı) olarak başladı.
İlk olarak Çal İlçesi Kaymakam Vekilliği, Pehlivanköy, Horasan Kaymakamlıklarında bulunduktan sonra İçişleri Bakanlığı Personel Şube Müdürlüğü’ne atandı. İçişleri Bakanlığı’nda Şube Müdürü, Daire Başkanı, Personel Genel Müdür Yardımcılığı ve Personel Genel Müdürlüğü görevlerinde bulundu.
Personel Genel Müdürü iken 29.01.1992 tarihinde Niğde Valiliği’ne atanarak kıdemi yükseldi.
27.09.1993 tarihinde Kayseri Valiliği’ne ve 06.07.1994 tarihinde Gaziantep Valiliği’ne atandı. Ve aradan çok zaman geçmeden 28.07.2000 tarihinde Samsun Valisi oldu.
30.01.2003 tarihinde İstanbul Valiliği’ne atanarak 17.02.2003 tarihinde görevine başladı ve bu görevi 2010 yılına kadar yürüttü.
Muammer Güler, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı’na Kurucu Müsteşar’ı oldu.
Adalet ve Kalkınma Partisi’nden 24. Dönem Mardin Milletvekili olarak TBMM’ye giren Güler, TBMM İçişleri Komisyonu Başkanlığı’na seçilmişti.
Muammer Güler, 24 Ocak 2013 tarihinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın kabinede yaptığı değişiklik ile İdris Naim Şahin’in yerine İçişleri Bakanı olarak görevlendirildi.
Matematik Öğretmeni Neval Hanımla 1977 yılında evlenmiştir. Güler çiftinin Barış ve Burcu adlarında bir oğlu ve bir kızı bulunmaktadır.

Kaynak:Enson haber Biyografi

Etiketler, , , , , , , , ,

Güler Sabancı Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında

Güler Sabancı, T.E.D Ankara Koleji ve Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nden mezun olduktan sonra çalışma hayatına 1978 yılında LASSA Lastik Sanayi A.Ş.’de başladı.

14 yıl boyunca KORDSA Kordbezi Sanayi ve Ticaret A.Ş. Genel Müdürlüğü görevini üstlenen Güler Sabancı, bu dönemde Sabancı Holding’in imzaladığı yüzde 50-50 oranlı yabancı ortaklıkların hayata geçirilmesine liderlik etti.  

Güler Sabancı, ayrıca, ülkemizde ve yurt dışında birçok yabancı ortaklı sanayi şirketinin kuruluş ve işletme çalışmalarında görev aldı.

Sabancı Holding Lastik ve Takviye Malzemeleri Grup Başkanlığı görevinde de bulunan Güler Sabancı, Mayıs 2004 tarihinde Sakıp Sabancı’nın vefatı ile Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanlığı ve Murahhas Üyeliği’ne seçildi.

Güler Sabancı, aynı zamanda Sabancı Holding İnsan Kaynakları Komitesi’nin Başkanlığı’nı da yürütmektedir.

İş dünyasının yanı sıra akademik ve sosyal konularda da faal olan Güler Sabancı, 1996 yılında kuruluşunu gerçekleştirdiği Sabancı Üniversitesi’nin faaliyete geçişinden bu yana Mütevelli Heyeti Başkanlığı’nı ve 2004 yılından bu yana Hacı Ömer Sabancı Vakfı’nın (Sabancı Vakfı) Mütevelli Heyeti Başkanlığı’nıyürütmektedir.

Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği’nin (TÜSİAD) ilk kadın Yönetim Kurulu Üyesi olan Güler Sabancı, ayrıca küresel iş dünyasının en itibarlı üç kurumu olan Uluslararası Kriz Grubu’nun (International Crisis Group) Mütevelli Heyeti Üyesi, International Business Council’in ilk Türk üyesi ve European Round Table of Industrialists’in ilk kadın üyesidir.  

Güler Sabancı iş hayatındaki başarılarından dolayı dünya basını tarafından da yakından takip edilmektedir; Financial Times’ın 2009 yılında yayınladığı “Dünyanın Zirvedeki 50 İş Kadını” listesinde 5’inci sırada yer alan Güler Sabancı, aynı derginin 2007 yılında yayınladığı “Avrupa’nın Zirvedeki 25 İş Kadını” arasında 8’inci seçilmişti.

Forbes Dergisi’nin 2009 yılında yayınladığı “Dünyadaki 100 Güçlü Kadın” listesinde 27’inci sıraya yükselen Güler Sabancı, 2008 yılında aynı listede 75’inci sırada yer alıyordu. Güler Sabancı, Fortune Dergisi’nin 2008 yılında yayınladığı “Dünyadaki 50 Güçlü Kadın” arasında 9’uncu sırada yer aldı.

Güler Sabancı iş hayatı ve toplumsal duyarlılık alanlarındaki başarılarından dolayı dünya çapında prestijli ödüllerle onurlandırılmıştır.

2006 Drexel Üniversitesi tarafından Fahri Doktora ünvanı verildi.2007 Belçika Senatosu Başkanı Armand de Decker tarafından, II.Leopold   Commander Nişanı verildi.

2007 Amerikan Türk Cemiyeti tarafından Kurumsal Ortaklık Ödülü verildi.
2009 Avrupa Birliği Konseyi Genel Sekreteri Javier Solana’nın Başkanı olduğu Jüri tarafından Raymond Georis Yenilikçi Filantropist Ödülü verildi.

2009 Kral I. Juan Carlos tarafından İspanya’nın en üst düzeydeki liyakat nişanı olan Encomienda De Numero Nişanı’na layık görüldü.

2010 Avusturya’nın en üst düzey Devlet Nişanı Silbernes Ehrenkreuz der Republik Österreich sahibi oldu.

2010 Fransa’nın en üst düzeydeki Devlet Nişanı Legion d’honneur Nişanı’na layık görüldü. 

Kaynak:Enson haber Biyografi

Etiketler, , , , , , , ,

Muammer Güler Kimdir?

Muammer Güler, 21 Mart 1949 yılında Mardin’de doğdu. Babasının adı Mahmut Muhtar, annesinin adı Latife’dir. Matematik öğretmeni olan Neval Hanım’la 1977 yılında evlendi. Bu evliliğinden Barış ve Burcu adlarında iki çocuğu dünyaya geldi.

İlk, orta ve lise öğrenimini Ankara’da tamamladı. Tarih 1972’yi gösterirken Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu.

SİYASİ KARİYERİ

İlk kamu görevine 1973 yılında Balıkesir’de kaymakam adayı olarak başladı. Daha sonra sırasıyla Denizli, Çal İlçesi kaymakam vekilliği, Pehlivanköy, Horasan kaymakamlığı yaptı. Akabinde İçişleri Bakanlığı Personel Şube Müdürlüğü görevine atandı. İçişleri Bakanlığı’nda şube müdürü, daire başkanı, personel genel müdür yardımcısı ve personel genel müdürlüğü görevini icra etti.

29 Ocak 1992 tarihinde Personel Genel Müdürü iken Niğde Valiliği’ne atandı. Devamında 27 Eylül 1993 tarihinde Kayseri Valiliği’ne atandı. Buradan ise 6 Temmuz 1994’te Gaziantep Valiliği’ne atandı.  Gaziantep’ten sonraki görev yeri ise 28 Temmuz 2000 tarihinde Samsun Valiliği oldu. Samsun’ndan sonraki durak 30 Ocak 2003 tarihinde İstanbul Valiliği oldu. Birçok ilde çalışma fırsatı bulan Güler, 12 Mayıs 2010 Valiler Kararnamesiyle Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı’na atandı. Tarih 7 Mart 2011’i gösterirken Ak Parti’den milletvekili olmak için istifa etti.

Seçime Mardin’den giren Muammer Güler, 24. Dönem Mardin milletvekili olarak meclise girdi.

SORUŞTURMA İSTİFA GETİRDİ

2013 revizyonuyla İdris Naim Şahin’in yerine İçişleri Bakanı olarak görev atansa da, oğlu Barış Güler’in yolsuzluk ve rüşvet soruşturması kapsamında gözaltına alınmasından sonra görevinden istifa etti.

Kaynak:Enson haber Biyografi

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Orgeneral Yaşar Güler Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzalı kararlara göre, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ın Milli Savunma Bakanlığına getirilmesiyle boşalan Genelkurmay Başkanlığına, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Güler’in ataması yapıldı.

ARDAHAN’DA DOĞDU

Orgeneral Yaşar GÜLER, 1954 yılında Ardahan’da doğmuştur. Teğmen rütbesiyle 1974 yılında Kara Harp Okulundan, 1975 yılında Muhabere Okulundan mezun olmuştur.

1975-1984 yıllarında çeşitli birliklerde Muhabere Takım ve Bölük Komutanlığı görevlerinde bulunan Org.GÜLER; 1986 yılında Kara Harp Akademisinden, 1988 yılında Silahlı Kuvvetler Akademisinden mezun olmuştur.

Kurmay subay olarak; 1986-1988 yılları arasında Yurt İçi Bölge Komutanlığında Harekât Başkanlığı, 1988-1991 yıllarında Kara Kuvvetleri Denetleme ve Değerlendirme Başkanlığında Plan Subaylığı, 1991-1992 yılları arasında 12’nci Piyade Tümen Harekât ve Eğitim Şube Müdürlüğü, 1992-1994 yılları arasında Silopi’de İç Güvenlik Tabur Komutanlığı, 1994-1995 yılları arasında Bosna-Hersek Türk Tugay Komutan Yardımcılığı, 1995-1997 yılları arasında Başbakanlık Askerî Başdanışmanlığı Proje Subaylığı, 1997-1999 yılları arasında Napoli/İtalya’da konuşlu NATO Güney Bölge Komutanlığı Muhabere Başkan Yardımcılığı, 1999-2000 yılları arasında Barış İçin Ortaklık Eğitim Merkez Komutanlığı, 2000-2001 yılları arasında Gnkur. Tatbikatlar Şube Müdürlüğü görevlerini yürütmüş, 2001 yılında Tuğgeneralliğe terfi etmiştir.

BAŞARILARLA DOLU KARİYER

Tuğgeneral rütbesiyle; 2001-2003 yılları arasında 10’uncu Piyade Tugay Komutanlığı, 2003-2005 yılları arasında Gnkur. MEBS Plan Koordinasyon Daire Başkanlığı görevlerini yürütmüş, 2005 tarihinde Tümgeneralliğe terfi etmiştir.

Tümgeneral rütbesiyle; 2005-2007 yılları arasında MEBS Okulu ve Eğitim Merkez Komutanlığı, 2007-2009 yılları arasında Gnkur. Eğitim Daire Başkanlığı görevlerinde bulunmuş ve 2009 yılında Korgeneralliğe terfi etmiştir.

2013’TE GENELKURMAY 2. BAŞKANLIĞINA ATANDI

Korgeneral rütbesiyle; 2009-2010 yılları arasında Harita Genel Komutanlığı, 2010-2011 yılları arasında 4’üncü Kolordu Komutanlığı, 2011-2013 yılları arasında Gnkur. İstihbarat Başkanlığı görevlerinde bulunmuş ve 2013 Yüksek Askerî Şura Kararları ile Orgeneralliğe terfi ederek 2013-2016 yılları arasında Genelkurmay II nci Başkanlığı, 2016-2017 yılları arasında Jandarma Genel Komutanlığı görevlerini yürütmüş, 02 Ağustos 2017 Yüksek Askerî Şura Kararları ile Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevine atanmıştır.

Bayan Demet GÜLER ile evli olan Orgeneral Yaşar GÜLER bir çocuk ve iki torun sahibidir. İngilizce bilmektedir.

15 Temmuz darbe girişiminin ardından Jandarma Genel Komutanlığına atandı.

15 TEMMUZ SÜRECİNDE YAŞAR GÜLER

FETÖ tarafından gerçekleştirilen 15 Temmuz darbe girişimi sırasında rehin alınıp Akıncı 4. Ana Jet Üs Komutanlığına götürülen Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar ve kuvvet komutanları ile darbecilerin hedefi oldu.

Genelkurmay Başkanlığı’nın 2 numaralı ismi Yaşar Güler, kendi emir subayı Mehmet Akkurt tarafından makam odasında derdest edildi.

EMİR SUBAYI İHANET ETTİ

Karargahta bulunan Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler, makam odasının kapısının çalınmasının ardından “yere yat, yere yat” sesleri yükseldiğini söylerken, “Ben bunlardan bir tanesini tutarak diğer tarafa fırlattım ve yere düştü. Bunun üzerine daha büyük bir öfkeyle üzerime çullandılar ve yüzükoyun yere yatırdılar. İçlerinden bir tanesi kafama ayağı ile bastırdı. Derhal ellerimi arkadan bağladılar. O vaziyette dururken sivil kıyafetli biri sırıtarak omuzuma vurdu. ‘Komutanım merak etmeyin bu bir tatbikat’ gibi alaycı ifadelerle konuşunca baktım ve benim emir subayım Mehmet Akkurt olduğunu gördüm.” dedi.

Kafasına yüzünü kapatacak şekilde bere geçirilen Güler, sürüklenerek önce koridora oradan da 3 kat aşağıya indirilerek Deniz Kuvvetleri Komutanlığına götürülmek istendi ancak diğer askerler buna direndi. Vatansever Askerler kapıyı açtırmayınca hain emir eri Mehmet Akkurt araçtan indi. Oradakilere ‘Kapıyı aç yoksa ateş edeceğim’ diye bağırdı ve ardından ateş etti. Karşı taraftan mukabil ateşle karşılık verildi. Güler’in bulunduğu araca çok sayıda mermi isabet etti. Güler’in sol tarafındaki şahsa sert şekilde vurması üzerine araçtan çıkarılarak sürüklenerek başka araca götürüldü.

DARBECİLER GÜLER’İ REHİN ALDI

2 darbeci hain Güler’i helikoptere bindirerek Akıncı 4. Ana Jet Üs Komutanlığına götürdü. Zifiri karanlık bir odada elleri ve ayakları bağlı saatlerce tutuldu.

FETÖ darbe girişiminin ardından ifadesine başvurulan Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Yaşar Güler, rehin alınıp Akıncı Üssü’nde tutulduğu sırada, FETÖ’nün darbe girişimi sonrası tutuklanan eski Hava Kuvvetleri Komutanı Akın Öztürk’ün kendisiyle darbeci askerler arasında temasları sağladığını söyledi.

Kaynak:Enson haber Biyografi

Etiketler, , , , , , , , , , ,