Etiket: hakkında bilgi.

Timothy Berners-Lee Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Timothy Berners-Lee (8 Haziran 1955 – )

İngiltere’de doğmuş olan iletişim uzmanı Berners-Lee 1976’da Oxford Üniversitesinden mezun oldu. İsviçre’deki Avrupa Parçacık Fiziği Laboratuarı CERN’e katılarak ‘hipertext’ adı verilen bağları kullanarak bilgiyi depo eden bir program yazdı. 1980’lerin sonunda insanların bilgilerini internet üzerinde bir belgeler ağı içinde birleştirmelerine imkan veren ve şimdi World Wide Web olarak bilinen küresel bağlantılar sistemi üzerinde çalışmaya başladı.

Önemli başarısı: World Wide Web’i icat etti 1989-1990 (2000 yılı geldiğinde VVorld Wide Web dünya çevresinde bir milyar web sitesini birbirine bağlamıştı.)

Ünlü Sözü ; “İnternetteki gezintiniz Dünyayı etkiliyor”

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Charles Jean Bernadotte (Carl XIV) Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

CARL XIV. (1763-1844)

Fransız aslından gelme bir İsveç kralıdır. 1818-1844 yılları arasında hüküm sürmüştür. Asıl adı Charles-Jean Bernadotte idi, Fransa’nın Pau şehrinde doğdu. 17 yaşında çavuş olup orduya girdi. İhtilal savaşlarında parlıyarak, 1793’te tümgeneral oldu. Napoléon’ün maiyetinde büsbütün yükseldi; 1804’te mareşalliğe ve prensliğe yükseltildi. Fakat eskiden beri Napoléon ile sinsi bir rekabete girişmişti. 1810’da oğlu olmayan XIII. Carl tarafından manevi evlatlığa kabul edilerek Protestan oldu ve İsveç veliahdi seçildi ki, tarihin garip olaylarından sayılabilir. İsveç’e gitti, Napoléon’un can düşmanı olarak onun aleyhindeki bütün hareketlere katıldı. 1818’de XIII. Carl’ın ölümü üzerine kıral oldu. Fransa Krallığına bile göz diktiyse de bu isteği gerçekleşemedi; Fransa’da halk, onu hiç tutmuyordu. Bugünkü İsveç hanedanının kurucusudur. Onunla beraber İsveç kraliçesi olan karısı Désirée Clary (1781-1860), Marsilyalı bir tacirin kızıydı ki, bir kızkardeşi de Napoléon’un ağabeyi Joseph Bonaparte ile evlenmişti.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Edgar Allan Poe Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Edgar Allan POE, ABD’li şair ve yazardır (Boston 1809-Baltimore 1849). İki yaşındayken yitirdiği ana babası gezici tiyatrolarda oyunculuk yapıyorlardı. Çocuğun bakımını üstlenen zengin tacir John Allan ona adını verdi. İngiltere’de (1815-1820), sonra Richmond’da okuttu, Virginia Üniversitesi’ndeki öğrenciliğine kadar destekledi (1826). West Point’deki Harp Okulu’na girdiyse de (1830) disipline uymadığı için oradan da uzaklaştırıldı (1831), bir yandan şiire emek verirken, bir yandan da gazetecilik yaşamına girdi, bazı yayın organlarının yönetimlerinde görev aldı (1835-1836), evine sığındığı teyzesinin 14 yaşındaki kızı Virgina Clemm ile evlendi (1836). Philadelphia’da çıkan dergilerde çalıştı (1841-1843), hiçbir yerde rahat edemeyen tedirgin mizacının etkisiyle New York’a geçti (1844), vazgeçilmez bir tutkuyla kendini içkiye kaptırdı, eşinin vakitsiz ölümünden (1847) sonra kendini büsbütün kapıp koyuverdi, bir sabah Baltimor meyhanelerinden birinin kapısında can çekişirken bulundu, kurtarılamadı (7 Ekim).

Edebiyata Byron etkisinde görünen romantik şiirlerle başlamıştı: Tamerlane and Other Poems (Timurlenk ve Başka Şiirler) 1827, Ali Araff Tamerlane and Minör Poems (Araf, Timurlenk ve Başka Şiirler), Poems (Şiirler) 1831. Gittikçe gelişen yeteneğiyle yitirilmiş güzellikler ardından duyulan karasevdalı tutkuları şiirleştirmede daha büyük başarı gösterdi: The Raven ana Other Poems (Kuzgun ve Başka Şiirler) 1845. Eureka: A Prose Poem (Eureka: Düzyazı Şiir) 1848. İkinci başarı türü, küçük öykü oldu. İlkin gazete, dergilerde yayımlanan bu ürünleri zamanla polis öykülerinin ilk ve en olgun örneklerinden sayıldı: İşitilmedik Hikâyeler (Tales of the Erotesque and Arabesque), 2 cilt, 1840; Tales (Öyküler) 1845; The Narrative of Arthur Gordon Pym (A.G.P.’in Anlatısı) 1838, uzun öykü; The Literati (Eleştiriler, öl. s. 1850). Adının ve eserinin yayılıp yankılanmasında Fransız şairi Charles Baudelaire’nin (1821-1867) büyük etkisi oldu.

Onun ve Mallarme’nin çevirileri Fransızca yoluyla dünya edebiyat çevrelerini etkiledi, o yolla bizim dilimize de yansıdı (Melih Cevdet Anday’ın çevirdiği Annabel Lee şiirinin çevirisi çok kişinin ezberindedir).

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , ,

Ahmet Ayık Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Ahmet Ayık; Güreşçidir (Sivas/Hafik 1938). Güreşe, köyünde karakucakla başladı. Akerliği sırasında mindere çıktı. 1961’de serbest Güreş Milli Takımı’na seçildi. On yıllık güreş yaşamında 1963 Akdeniz, 1964 Balkan, 1965 Dünya, 1967 Avrupa, 1967 Dünya, 1968 Olimpiyat oyunlarında 97 ve 1970 Avrupa Şampiyonası’nda 100 kg olmak üzere 7 şampiyonluk kazandı. 1964 Olimpiyat, 1966 dünya ikincisi oldu. Türk güreşinin unutulmaz adları arasına girdi. 1977-1978’de Türkiye Güreş Federasyonu Başkanlığı yaptı.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Lady Mary Wortley Montagu Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

mary wortley montaguMary Wortley Montagu; İngiliz kadın şair ve yazarıdır (Thoresby/ Nottinghamshire 1689 – Londra 1762). Soylu bir ailedendi. Latinceyi öğrenmek için çaba harcadı, arkadaşı Anne Montagu ile mektuplaşırken yazdıklarından etkilenen ağabeyi Edward Wortley Montagu’nun da gönlünü kazanarak onunla evlendi (1712), eşinin iş arkadaşlığını da yerine getirdi. Salonu ilgi çekici kişilerle doldu (1715 sonrası), eşi İstanbul’a elçi gönderilince birlikte geldi, Osmanlı başkentindeki yaşamın gözlem sınırları içine giren bölümlerini özel bir dikkat ve eleştiriyle dile getiren mektupları adını yaşatmaya yetti (1716-1718, II. Ahmet dönemi). Çiçek aşısının Osmanlılardaki uygulanış doğruluğunu görüp yurduna taşıması, şiirleriyle oyunları, bu dikkatli ve yetenekli yazarın öteki başarılarıdır. 1739’da eşinden ayrılıp İtalya’ya yerleştiği zaman kızı Lady Bute ile düzenli mektuplaşması da yazışmalarının ayrı bir bölümüdür. İlkin kızının yayımlattığı bu mektuplar (1763-1767) günümüzde yeniden bir araya getirildi. The Complate Letters Of Lady Mary Wortley Montagu (3 cilt. 1965-1967); Türkiye ile ilgili mektuplarını Ahmet Refik Altınay çevirdi (1933).

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Abbas Bin Abdülmuttalip Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

ABBAS bin ABDÜLMUTTALİP;

Hz. Muhammet’in amcasıdır. (?-Medine 653). Mekke’nin önde gelen tüccarlarındandı. Büyük bir servete sahipti ve faiz karşılığı borç para verirdi. Mekke’de hacılara su dağıtma (sikaye) görevi ona verilmişti. Hz. Muhammet peygamberliğinin ilk yıllarında İslâmlığa yaptığı çağrıları kabul etmemekle beraber karşı da çıkmadı. Ebu Talip ölünce Hz. Muhammet’in koruyuculuğunu üstlendi ve ikinci Akabe biatında Hz. Muhammet ile birlikte bulundu. Bedir Savaşı’nda (624) Müslümanlara tutsak düştü. Fidyesi ödenerek serbest bırakıldı. Bazı söylentilere göre bu sırada İslamlığı kabul etmiş, ancak bunu bir süre gizlemiş ve Hz. Muhammet’in ısrarı üzerine de Mekke’ye geri dönmüştür. Mekke’de kaldığı sürece boş durmadı ve Kureyş’in savaş planlarını yeğenine bildirdi. Mekke’nin fethinden önce Müslümanlığını açığa vurdu ve Hz. Muhammet’e katıldı, Mekke Reisi Ebu Süfyan’ı Hz. Muhammet’in yanına götürdü, o da İslâm Ordusu’nun gücünü anlayıp Mekkelilerin boş yere savunma savaşına girişmelerine engel oldu. Böylece Mekke kan dökülmeden alındı (630). Huneyn Savaşı’nda da Hz. Muhammet ile birlikte bulundu. Hz. Muhammet Veda Haccı sırasında faizin yasaklandığını duyururken kaldırdığı ilk faizin de amcası Abbas’a ait olduğunu belirtti. Abbasi Devleti’nin halifeleri onun soyundan geldiler.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , ,

Kağızmanlı Hıfzı Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

KAĞIZMANLI HIFZI (1893-1918)

Ünlü halk şairlerimizdendir. Kars’ın ilçelerinden Kağızman‘da doğduğu için bu adla tanınmıştır. Asıl adı Recep’ti, şiirlerinde Hıfzı adını kullanırdı. Babasının gayretiyle dokuz yaşındayken hafız oldu okuma-yazma öğrendi. Birçok halk şairi gibi o da, yatın toprak işçiliğinde, rençberlikte çalışır, bahçecilikte, meyva işçiliğinde hayatını kazanırdı. Şiir söylemeye on beş yaşındayken başlamıştı. Gene birçok halk şairinin hayatında önemli değişiklikler yapan maceralara benzer bir olay, onun da başından geçti. 1908’de bir komşu kızına âşık oldu. Kızı kendisine vermedikleri için avunmasını şiir söylemekte buldu. 1911’de sevdiği kızla evlendiyse de bir yıl sonra ikinci bir sevdaya tutuldu, baldızı Ayşe’yi sevdi. Kağızmanlı, bu garip sevgiyi açıklayamadığından, gizli tuttu. Sevdiği kızı unutabilmek için Kağızman’dan Şabanlar köyüne kaçtı. En güzel, en içli şiirlerini de, sevgilisinden üç saat uzaktaki bu köyde söyledi.

Değerli halk şairinin ölümü de çok genç yaşında oldu. Erzurum ve Sarıkamış civarından kaçan Ermeni çeteleri tarafından şehit edildi.

KAĞIZMANLI HIFZI’NIN AĞITLARINDAN
Kara yerde mor menekşe biter mi?
Yaz baharda ıshak kuşu öter mi?
Bahçede alışan çölde yatar mı?
Uyan garip bülbül, göllerin hani?

Emmim Kızı, aç kapıyı, gireyim.
Hasta mısın, halin, hatrın sorayım.
Susuz değil misin, bir su vereyim.
Çaylarda çalkanan sellerin hani?

Civan da canına böyle kıyar mı?
Hasta başın taş yastığa koyar mı?
Ergen kıza beyaz bezler uyar mı?
Al giy, allı balam, şalların hani?

Sen de Hıfzı gibi tezden uyandın.
Uyandın da taş yastığa dayandın.
Aslı Han’ım gibi kavruldun, yandın.
Yeller mi savurdu, küllerin hani?

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , ,

Konstantin Karamanlis Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Konstantin Karamanlis; Yunan Devlet adamıdır. (d. 8 Mart 1907 Proti/Yunanistan – ö. 23 Nisan 1998 Atina/Yunanistan)

Hukuk öğrenimi gördü, politikaya atıldı, 1935’ten başlayarak birçok kez milletvekili seçildi. Alman işgali ve Metaksas diktatörlüğü sırasında öne çıkmadı. 1951’den başlayarak Mareşal Papagos’ un hareketine katıldı, bu hareketi 1956′ da “Ulusal Toplanma Hareketi”ne (ERE) dönüştürdü. İç Savaş’ın ardından gelen yeniden kuruluş dönemindeki çalışmalarda mültecilerin korumasında önemli rolü oldu. 1946’da ilk kez bakan, 1955-1963 arasında kısa aralıklarla başbakan oldu. Demokratik ve ekonomik reformların gerçekleşmesi, AET ile işbirliği yönünde çaba harcadı. 1963’te Kral Konstantin ile görüş ayrılığına düşerek görevinden ayrıldı ve isteğiyle Paris’te sürgünde yaşadı. 1974’teki Kıbrıs darbesinden sonra, Cumhurbaşkanı Gizikis tarafından Yunanistan’a çağırıldı. Gerçek sol partilerin katılmadığı bir koalisyon hükümeti oluşturdu ve başına geçti. Geniş çevrelerin güvenini kazanmış bir politikacı olması nedeniyle sol gruplar tarafından kuşkuyla da olsa tolerans gösterildi. Kasım 1974’teki seçimlerde partisi “Yeni Demokrasi” mutlak çoğunluğu kazandı ve Türkiye ile Yunanistan arasındaki soranları giderme yönünde ciddi çabalar gösterdiyse de, sol partilerden, özellikle Papandreu’nun PA-SOK’undan giderek artan eleştiriler aldı. Ekonomik-politik güçlenme çizgisini ve AET’ye girmeyi hedefleyen Batı yanlısı politikasını ödün vermeden izledi. Mayıs 1980’de cumhurbaşkanlığına seçildi. Bu görevinden de Batı ve NATO yanlısı bir politikayı onayladığını sık sık vurguladı; Papandreu Hükümeti ile sürekli ters düştü. Önceden cumhurbaşkanlığı için ikinci kez adaylığını koymayı amaçladıysa da, PA-SOK’un ve önderi Papandreu, Sarzetakis’i aday göstermesi üzerine Mart 1985’te istifa etti. Konstantin Mitçotakis’in Yeni Demokrasi Partisi, Nisan 1990 genel seçimlerinden zaferle çıkınca, Mayıs 1990’da ikinci kez cumhurbaşkanı seçildi. Görev süresinin sonunda politikadan ayrılıp köşesine çekildi..

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

1. Murat (Hüdavendigar) Dönemi

MURAT I. ( 1328 -1389)

Osmanlı padişahlarının 3.’südür. «Hüdavendigar» (sahip, efendi) ve «Gazi» diye anılır. Tahta çıktıktan birkaç yıl sonra Osmanlı Devleti’ni bir imparatorluk haline getirmiş, öldüğü zaman devlet, Timur (Doğu Türk) İmparatorluğundan sonra, dünyanın 2. büyük ve güçlü devleti derecesine yükselmiştir. I. Murat’ı, Osmanoğulları’ndan ilk imparator saymak gerekir.

I. Murat, Orhan Gazi ile Nilüfer Hatun’un 2. oğludur. Bursa’da doğdu. Ağabeysi Veliaht Şehzade Rumeli Fâtihi Süleyman Paşa’nın 1359’da ölmesi üzerin’e 31 yaşında veliaht, 1362’de de babasının ölümü üzerine 34 yaşında padişah oldu.

I. Murat, tahta geçtikten birkaç ay sonra, 1362 temmuzunda Bizans’ın en önemli şehirlerinden biri olan Edirne’yi aldı; bu tarihten sonra Edirne, 1453’e kadar, Bursa’nın yanında, devletin çifte başkentinden biri olarak kaldı. Zağra’nın da alınması ile Türkler, Meriç’le Mesta arasındaki ülkeye hakim oldular. Güney Bulgaristan’ın fethi ile imparatorluğun sınırı Balkan Dağları’na dayandı. Bu arada önemli Filibe şehri de alındı.

Balkan Savaşları

Türk fethinin hızından şaşıran Balkanlılar, 1364’te Türkler’i Avrupa’dan söküp Çanakkale Boğazı’nın ötesine atmak kararı ile birleştiler; bu, Osmanlı Türkleri’ne karşı düzenlenen ilk Haçlı seferidir. Papa V. Urbanus’un düzenlediği Haçlı ordusunda Macaristan Kralı V. Lajos (Layoş) başkomutandı; yanında Sırbistan Kralı V. Uroş, Bosna Prensi (sonradan kralı) I. Tvrtko, Eflâk (Güney Romanya) Prensi ile daha başka hükümdarlar bulunuyordu. Hacı İlbeyi, Sırpsındığı’nda düşmanı yakaladı, padişahın gelmesine lüzum kalmadan, 10.000 akıncısı ile, 100.000 Haçlı’yı yok etti.

1371’de Osmanlılar’a karşı ikinci bir Haçlı seferi düzenlendi. 26 eylülde Sırpsındığı’na çok yakın Çirmen mevkiinde Türk ordusu, Haçlılar’ı karşıladı, tamamen yok etti. Başkomutan olan Sırbistan Kralı da bu savaşta öldü. Bundan sonra, Balkanlar’a yeni düzen getirmek azminde olan Türkler, Adriyatik’e varmak ve yarımadayı iki deniz arasında enlemesine ele geçirmek plânını gerçekleştirmeye koyuldular. Çandarlı Hayrettin Paşa devlete, büyük bir imparatorluğa yakışır düzen verirken, I. Murat, çoktan Adriyatik’e erişmişti. Adriyatik kıyısında, Güney Dalmaçya’daki küçük Dubrovnik (Ragusa) Slav ticari cumhuriyeti Türkiye’nin himayesine girdi. 1372’da akıncılar, Adriyatik kıyılarını, güneyde Attika Yarımadası’nı taradılar. Aynı yıl Çatalca alındı ve 1373’te Bizans, Türkiye’nin birçok şartlarını kabul eden bir antlaşmaya imza koydu. 1373-74’te Rumeli beylerbeyi Lâla Şahin Paşa, Kavala, Drama, Serez gibi şehirleri alarak Makedonya’nın fethine başladı. 1375’te Güney Sırbistan alındı. 1376’da Kuzey Bulgaristan’ın Bulgar kralı, Türk egemenliğini kabul etti.

Anadolu’da, Rumeli’nde Gelişmeler

Murat Hüdavendigar devrinde Anadolu’da da büyük gelişmeler kaydedildi. 1375’te Hamidoğlu İlyas Bey öldü, yerine Kemalettin Hüseyin Bey geçti. Sultan Murat’ın baskısı ile, prensliğinin yarısından çoğunu 80.000 altın karşılığında Osmanlılar’a satmak zorunda kaldı. Böylece Akşehir, Beyşehri, Seydişehri, Yalvaç, Karaağaç, Osmanlılar’a geçti. 1378’de Sultan Murat’ın oğlu Şehzade (Yıldırım) Bayezit’in Germiyanoğlu’na damat olması münasebetiyle Germiyan Beyi Süleyman Şah, Kütahya’yı, bütün çevresiyle, Osmanlılar’a hediye etti.

1382’de Sofya, 1386’da Kroya ve Işkodra alındı. 1394’te Lala Şahin Paşa, Bosna, topraklarında bulunuyordu. Bu fetihler sırasında Arnavutlar, Boşnaklar, Müslüman olmaya başladılar. 1384’te Candaroğulları, Osmanlı himayesini kabul ettiler. Böylece Karadeniz’de, doğuya doğru, Önemli bir gelişme kaydedilmiş oldu.

1385’te Sultan Murat’ın oğlu Şehzade Savcı Bey, Bizans’ın kışkırtmasıyla, babasına isyan etti; 30 yaşlarında bulunan Şehzade, yakalanıp idam edildi.

Padişah’ın Anadolu’da bulunmasından faydalanan bağlaşık Sırp-Boşnak ordusu, Ploşnik’ te Osmanlı ordusunu bozguna uğrattı Bundan cesaret alan Avrupalılar, Osmanlılara karşı üçüncü Haçlı seferini düzenlediler; Türkler’i Avrupa’dan söküp atmayı tasarladılar Daha kendisini Sultan Murat’a yeni affettiren ve padişahın damadı olan Karamanoğlu da onlarla birlik oldu. Bu, şimdiye kadar Türkler’e karşı girişilen en büyük askeri hareketti. Sultan Murat 20 haziran 1389’da Kosova’da Haçlılar’ı yok etti; yalnız, savaşın sonunda, savaş alanını gezerken şehit edildi.

27 yıl tahtta kalan, 61 yaşında şehit olan I. Murat, resmen «sultan» (imparator) sanını almıştı. 1374’te Sırbistan Krallığı’nın Türkiye’ye vergi verir tâbi bir devlet olmayı kabulü ile, Tuna’ya erişmişti. Rumeli’nde alınan şehir, kasaba, hatta köylere Anadolu’dan derhal Türk nüfusu getirilip yerleştiriliyordu. Sultan Murat devrinde atılan adım, Balkanlar’daki 5,5 yüzyıllık Türk egemenliğini sağlamıştır.

I. Murat, Rumca, Arapça, Farsça bilirdi; az konuşurdu ama, konuşunca güzel söz söylerdi. Yorulmak bilmezdi. 30 savaşa katılmış, hepsini kazanmıştı. Birkaç kere yaralanmış, yenilmez bir komutan olarak tanınmıştı. Babasından 102.000 km2 olarak teslim aldığı devleti, oğlu Yıldırım Bayezit’e 460.000 km2, olarak bırakmıştır.

Sultan Murat’ın iç organları, Kosova’ya gömülmüş, cenazesi Bursa’ya nakledilip türbesine yerleştirilmiştir. Yüzyıllarca Türk ve İslamlar’ın en büyük ziyaret yerlerinden biri olan Kosova’daki türbesi, Tito’nun emriyle yerle bir edilmiştir.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Percy Bysshe Shelley Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Percy Bysshe Shelley (1792- 1822)

En büyük İngiliz şairlerinden biridir. Lirizmiyle tanınmıştır. Toprak sahibi bir zenginin oğludur. Çocukluğu refah içinde geçti. O zamanın bütün kibar çocukları gibi O da, yatılı olarak Eton Koleji’nde okudu. İlk iki hikâyesini yazdığı zaman henüz 12 yaşındaydı. 18 yaşında akrabasından biriyle birlikte çalışarak «Serseri Yahudi» şiirini meydana getirdi. Aynı yıl, Oxford Üniversitesi’ne girdiyse de, orada ancak bir yıl tutunabildi, çünkü, serbest düşünüşlü bir gençti. Gene bir arkadaşıyla birlikte «Dinsizliğin Lüzumuna Dair» adında bir broşür yayınlamıştı. Oxford’ tan kovuldu. Bunun üzerine tahsil hayatına tövbe eden Shelley, Londra’ya gitti, evlendi.

Shelley gene de serbest fikirlerinden vazgeçemiyordu. Bu yüzden karısıyla da arası açıldı. Şair çoluk çocuğu bir yana bıraktı, yeniden serseri hayata düştü. Bunun sonu, önce karısına dokundu. Kadın, 1816’da kendisini sarnıca atarak canına kıydı. Öte yandan Shelley dinsizliğini ilan ettiği için, mahkeme, çocuklarını ona vermiyordu. Shelley karısının ölümünden iki hafta sonra, başkasıyla evlendi. Sağlığı yerinde değildi. Londra’nın gürültüsünden, dedikodularından kaçmak için İtalya’ya gitti. Pisa yakınlarına yerleşti. Bir gün bir arkadaşını yanına alıp, kayıkla göle açılmıştı. Dönüşte fırtınaya yakalandılar, kayık devrildi. On gün sonra şairin ölüsünü buldular.

Shelley’in en ünlü eseri «Frankenstein» adındaki romandır. Şiirleri, İngiliz çağdaş şiirini geniş ölçüde etkilemiştir.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , ,

Hz. Ebubekir Hayatı

Hz. Ebubekir; ilk İslâm halifesidir (Mekke 572-Medine 634).
Asıl adı: Abdullah bin Ebu Kuhafe bin Amir bin Ka’b bin Sa’d bin Teym bin Mürre.

Ebubekir adı kendisine İslamlığı kabulünden sonra Hz. Muhammed tarafından verildi. Hz. Muhammed ile olan arkadaşlık ve yakınlığı İslamlıktan önceki Cahiliye Dönemi’nden başladı. Mekke’nin önde gelen, varlıklı ve saygın kişilerindendi. Ticaretle uğraşıyordu. Hz. Muhammed’e vahiy geldikten sonra İslamlığı kabul eden ilk erkek o oldu (610).

Bu tarihten sonra bütün varlığını İslamlığın yayılması amacıyla harcadı. Hz. Muhammed 622’de Mekke’den Medine’ye hicret ederken onu da yanına aldı. Hicret sırasında Hz. Muhammed’i öldürmek için izleyen Mekkeli müşrikleden (putataparlar) kurtulabilmek amacıyla Hz. Muhammed ile birlikte üç gün Sevr Mağarası’nda kaldılar. Bu nedenle Ebubekir, Yâri Gâr (Mağara Arkadaşı) sıfatıyla da anıldı. Medine’ye geldikten kızı Ayşe’yi Hz. Muhammed ile evlendirerek onunla olan yakın arkadaşlığını akrabalığa dönüştürdü Hz. Muhammed’in yaptığı tüm savaşlara katıldı. 630’da Tebük Seferi’nde Müslümanların sancağını taşıdı. Hz. Muhammed hastalanınca, Müslüman cemaate imamlık yapıp namaz kıldırma görevini de ona verdi, hatta kendisi de onun arkasında namaz kıldı. Hz. Muhammed 8 Haziran 632 Pazartesi günü Hakk’ın rahmetine kavuşunca Hz. Ebubekir ilk halife sıfatıyla Müslüman Devleti’nin başına geçti. Böylece 661’de Emevilerin yönetimi ele geçirmelerine kadar sürecek olan Hulefâ-i Râşidin (Akıllılar, Hak yolunu kabul etmiş olanlar, Dört Halife Dönemi) başlamış oldu. Ebubekir halife seçilirken Müslümanların Hz. Muhammed’in ölümü üzerine düştüğü paniği soğukkanlı davranış ve mantıklı, yatıştırıcı konuşmalarıyla önlemeyi başardı.

Hz. Ebubekir’in halifeliği iki yıl, üç ay, on gün sürdü. Halife olduktan sonra ilk işi Hz. Muhammed’in vasiyeti uyarınca Üsame komutasındaki orduyu Suriye sınırına göndermek oldu. İslâm devletini içten ve dıştan saran tehlikeleri, Hz. Muhammed’in ilkelerinden en küçük bir ödün vermeksizin ortadan kaldırdı ve İslâm birliğini yeniden kurdu.

İç güvenlik ve bütünlüğü sağladıktan sonra Halit bin Velit ve İkrime gibi değerli komutanlarının başlarında bulundukları ordularla İslamlığı Arabistan dışına yaymaya girişti. Bizans ve İran üzerine başarılı seferler düzenlendi. 633’te Irak’ta Hire, İslam Devleti’nin topraklarına katıldı. Bir yıl sonra Ecnadeyn’de Bizans Ordusu büyük bir bozguna uğratıldı. 100 binden fazla Bizans askerinin öldürüldüğü 3.000 Müslümanın şehit olduğu bu savaşta Müslüman kadınlar da erkeklerle birlikte çarpıştılar.

Tüm bu savaşlarda, Kuran-ı Kerim’i oluşturan âyet ve sûreleri deriler, yapraklar, taş levhalar ve yassı kemikler üzerinde yazmakla görevli vahiy kâtiplerinden çoğu şehit olmuştu. Hz. Ebubekir, Hz. Osman zamanında kesin biçimini alacak olan Kuran-ı Kerim’in tedvini (kitap olarak bir araya getirilmesi) konusunda ilk adımı attı. Bunun için bir kurul oluşturarak başına Hz. Muhammed’in kâtiplerinden Zeyt bin Sabit’i getirdi. Kurulun çalışmaları sonunda ilk toplu Kur’an-ı Ke-rim’e Mushaf (sayfa biçiminde yazılmış olan, kitap) adı verildi. Ecnadeyn’ de Bizans Ordusu’na karşı kazanılan zaferden kısa süre sonra Hz. Ebubekir hastalandı. 23 Ağustos 634’te öldü.

Hz. Ebubekir, Aşere’i Mübeşşere’nin (Cennetle müjdelenen on sahabe) birincisiydi. İslamın ilk halifesi için bir hadisinde Hz. Muhammed, onun yüksek imanından söz etmiştir.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , ,

Baltacı Mehmet Paşa Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Baltacı Mehmet Paşa
Baltacı Mehmet Paşa;
Osmanlı sadrazamıdır (Osmancık 1660-Limni 1712).

Genç yaşta Trablusgarb, Cezayir, Tunus’ta bulundu. IV. Mehmet‘in tahttan indirilmesinden sonra da Baltacılar Ocağı’na geçti. Bir süre İstanbul’dan uzaklaştırıldı, birçok eyaleti görevle dolaşmak zorunda kaldı. Tahta çıkması için çaba gösterdiği III.Ahmet tarafından birinci mirahurluğa getirildi (1703). Sadrazam Morali Damat Hasan Paşa, kendisine rakip olacağını düşünerek onu Halep ve Trablusşam’a gönderdi. Kalaylıkoz Ahmet Paşa sadrazam olunca İstanbul’a gelerek eski görevine döndü. 6 Kasım 1704’te vezirlikle kaptanıderya oldu; 25 Aralık 1704’te de sadrazamlığa atandı. Bir buçuk yıl süren sadrazamlığı ayaklanma çıkar bahanesiyle padişahı oyalaması, hazineyi zarara sokması gibi gerekçelerle Sakız Adası’na sürülmesiyle son buldu (3 Mayıs 1706). Arkadaşı olan Nevşehirli İbrahim Paşa‘nın kayırması sonucu sürgünü Erzurum Valiliği’ne çevrildi, 2 Haziran 1707’de Sakız Muhafızlığı’na, 21 Ocak 1709’da da Halep Valiliği’ne getirildi. Bu arada Rus seferi kararlaştırılmış olduğundan, ikinci kez sadrazamlığa getirildi (18 Ağustos 1710). İsveç Kralı Demirbaş Şarl’ın sığınmasıyla ortaya çıkan sorunlar ve Rusların anlaşma koşullarına aykırı davranışlarıyla uğraşmak zorunda kaldı.

20 Kasım 1710’da Rus cephesine hareket etti. 9 Mart 1711’de İstanbul’dan ayrılıp Edirne’de topladığı ordusuyla Prut Irmağı’nın sol kıyısı boyunca kuzeye doğru ilerledi. Falcı Köyü mevkiine geldiğinde 36 bin piyade, 6.000 süvari ve 122 topuyla Çar I. Petro’nun kendisini beklediğini gördü. Osmanlı Ordusu’ndaki asker sayısı 120 bin kadardı. Osmanlı ve Kırım kuvvetleri tarafından kuşatılan Rus Ordusu çok güç durumda kaldı ve barış önerisinde bulundu. Baltacı Mehmet Paşa, önce Rus önerisini kabul etmemek istediyse de Çar I. Petro ve karısı Katerina’nın ısrarlı istekleri ve Osmanlı devlet adamlarının da barış yanlısı görünmeleri sonucu 22 Temmuz 1711’de Prut Barışı’nı imzaladı. Ruslar bazı topraklan ve Azak Kalesi’ni bırakarak kendilerini kurtardılar.Baltacı Mehmet Paşa İstanbul’a dönünce görevinden alındı (20 Kasım 1711); Midilli Adası’na sürüldü. 1712’de adada oturması koşuluyla hapisten çıkarıldı. Bir süre sonra Limni’ye gönderildi ve burada öldü.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Atahualpa (İnka İmparatoru) Hakkında Bilgi

Atahualpa; İnka imparatorudur (Peru/Quito 1500-Cajamarca 1533).

Uzun mücadelelerden sonra hükümdar olduğu zaman Francisco Pizarro başkanlığındaki küçük bir İspanyol keşif birliği karaya çıktı (1532). Yeni imparator az sayıda askerle Pizarro’yu Cajamarca’da bekledi. İspanyollar hiçbir direnişle karşılaşmaksızın kente girdiler, yapılan görüşmeler sırasında Hristiyanlığı ve V. Carlos’un egemenliğini kabul etmesi önerildi. Ancak İspanyollar önerilerini geri çevirdiği bahanesiyle onu tutukladılar, yanındaki tüm askerleri de acımasızca kılıçtan geçirdiler. Özgürlüğünü satın almak için halkına koca bir odayı altınla doldurttuğu söylenir. Ancak yine de salıverilmeyen Atahualpa, halkı gizliden gizliye İspanyollara karşı kışkırtmak ve ağabeyi Huascar’ı öldürtmekle suçlanarak ölüm cezasına çarptırıldı. Ölümünden sonra imparatorluk hızla çöktü ve ülkesi üstün silahlarla donatılmış İspanyol askeri gücünün egemenliği altına girdi.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , ,

Zağnos Paşa Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Zağnos Paşa; (?- 1460)

Rum, ya da Sırp aslından gelme ünlü bir Osmanlı veziridir. Küçükken devşirilip Türk ve İslam terbiyesi verildiği yolunda bir söylenti olmakla beraber; ileri bir yaşta Müslüman olup Osmanlılar’ın hizmetine girdiği kanaati daha kuvvetlidir. Müslüman olduktan sonra Mehmet adını almış, fakat daima Zağnos unvanı ile anılmıştır. Doğum yeri ve doğum tarihi belli olmayan Zağnos Mehmet Paşa; II. Murat‘ın kızını alarak onun damadı olmuş, kendi kızını da Fatih Sultan Mehmet‘ le evlendirmiştir. Fatih’in şehzadeliği sırasında onun nedimliğini yapan Zağnos Paşa, şehzadeye Rumca ve Lâtince öğretmiştir. Fatih’in ilk padişahlığında, sadrazam Çandarlı Halil Paşa ile geçinemediğinden bir ara sürgüne gönderilmiştir.

Fatih Sultan Mehmet‘in ikinci defa padişah oluşunda, onun en yakını ve güvendiği bir kişi sıfatıyla, Zağnos Paşa vezirliğe yükseltilmiş, bu tarihten sonra, devamlı ve ısrarlı bir şekilde genç padişahı İstanbul’u almaya teşvik etmiştir. İstanbul kuşatmasında ve şehrin Türkler tarafından alınması konusunda; hem asker, hem idareci sıfatıyla büyük yararlıkları görülen bu vezirin; Çandarlı Halil Paşa’nın gözden düşürülüp nihayet idam edilmesinde önemli etkisi ve rolü olduğu söylenir.

Fatih Sultan Mehmet‘le birlikte Trabzon fethinde de bulunan Zağnos Mehmet Paşa, bu şehir alındıktan sonra bir süre buranın idaresinde görev almış; bu yüzden şehrin bazı semtlerine, köprülerine onun adı verilmiştir. 1469 yılında Sancakbeyliğini yapmakta olduğu Balıkesir’de ölmüştür.

Çalışkan, devlete sadakatle bağlı, iyiliksever ve yapıcı bir devlet adamı olarak tanınan Zağnos Mehmet Paşa’nın, Balıkesir’de birçok eserleri vardır. Bunlardan, kendi adı ile anılan, cami ve çeşme en ünlüsüdür. Zağnos Paşa’nın; İstanbul’un alınmasına hazırlık olarak inşa edilen Rumeli Hisarı’nın yapılmasında büyük gayreti görülmüştür. Hisarın üç büyük kulesinden birine, bu hizmetinden dolayı «Zağnos Mehmet Paşa Kulesi» adı verilmiştir.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , ,

Kral Naram-Sin Hayatı

Kral Naram-Sin; Akkat kralıdır (? – İÖ 2218).

Akkat İmparatorluğu’nun kurucusu I. Sargon’un oğludur. Kardeşi Maniştusu’nun ölümü üzerine İÖ 2254′ te kral oldu. Döneminde Akkat Devleti, batıda İran’dan Fırat’ın batısına, Anadolu’nun güneyinden Basra Körfezi’ne kadar uzanan topraklara egemen oldu. Bu arada Sümerlerin ünlü kentlerini de ele geçirerek topraklarını Arabistan Yarımadası’na kadar uzanan alana yaydı. Daha sonra Suriye’yi de işgal ederek Akdeniz’e dayandı. Döneminde imparatorluğun toprakları genişlerken bir yandan da bayındırlık etkinliklerine girişildi. Nippur ve Sippar gibi iki ünlü Sümer kentinde Enlil ve Şamaş’a adanan tapınaklar yapıldı. Ticaret ve kültür yaşamı zenginleşti. Bu dönemde Akkatlar, üstün bir kültür düzeyine ulaşmış olan Sümerlerden çok yararlandılar. Naram-sin döneminden günümüze ulaşan iki önemli arkeolojik belge vardır. Bunlardan ilki Elamlıların başkenti Susa’da bulunmuş olan Zafer Steli’dir. Günümüzde Paris’teki Louvre Müzesi’nde sergilenmektedir. İkinci anıt, Diyarbakır’ın Pir Hüseyin adı verilen mevkiinde bulunmuş olan dikilitaştır. Bu dikilitaşta Naram-sin tek figür olarak işlenmiştir, anıtın sağında çiviyazısıyla bir yazıt vardır. Bu belge, Akkadların bu bölge’ye kadar egemenliklerin yaydığını göstermektedir.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , ,

Köse Mihal Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Köse Mihal; Osmanlı askeridir (?-? 1326).

Mihaloğulları ailesinin en büyük atasıdır. Rum kökenlidir. Bizans’a bağlı Harmankaya hisarının beyiydi. Osman Gazi ile yaptığı savaşta yenildi ve tutsak edildiyse de yiğitliğine değer verdiğinden serbest bıraktı. Bundan sonra Osman Gazi‘nin en yalan dostlarından biri oldu, bölgeyi iyi tanıdığı için Osmanlı akıncılarına öncülük etti. Taraklı, Göynücek ve Mudurnu yöresinde düzenlenen alanda, Osmanlılarla birlikte savaştı. 1313’te Müslüman oldu, Abdullah adını aldı ve Osmanlı Ordusu’nda bir komutan olarak hizmet gördü. Osman Gazi‘nin katılamadığı seferlere ise oğlu Orhan Bey ile birlikte katıldı. Lüblüce, Lefke ve Mekece’ nin savaşılmaksızın Osmanlı topraklarına katılmasını sağladı. Tohar Türklerine karşı girişilen harekatta ve 1326′ da Bursa’nın alınışında görevler yüklendi, bu tarihten sonra öldü.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Namık İsmail Hayatı

Namık İsmail;(1890 – 1935)

Ünlü bir ressamımızdır. İstanbul’da doğdu. Hamidiye Mektebi’nde, St. Pulcherlie, St. Benoit gibi Fransız okullarına devam ettikten sonra, Galatasaray’a girdi. Okulun Fransızca kısmından son sınıfa geldiği halde Arapça’dan imtihan veremediği için öğrenimini bırakmak zorunda kaldı.

Namık İsmail daha lisedeyken resme olan yeteneği meydana çıkmıştı. Galatasaray müdürü Tevfik Fikret’ten, lisenin resim öğretmeni Şevket Dağ’dan, akrabalarından teşvik gördü. İkinci Meşrutiyet’in ilânından sonra ailesi onu resim tahsili için Paris’e gönderdi. İlkin Julian Akademisi’nde, 1912-1914 arasında da Çallı İbrahim’in teşvikiyle, Cormon Atölyesi’nde çalıştı. Birinci Dünya Savaşı’nda yedek subay olarak Kafkas cephesinde bulundu. Daha sonra, savaş resimleri yapmak üzere, başka ressamlarla birlikte Genel Karagâh’ta çalıştı. Yapılan resimleri sergilemek üzere Celal Esat Arseven’le birlikte Berlin’e gönderildi. Namık İsmail, orada iki yıl Corynth’in Atölyesi’ne devam etti. Paris’te, Pierre Loti’nin «Les Desenchantees» adlı romanının resimli baskısı için açılan yarışmayı kazandı Memlekete dönünce önce müfettiş, sonra Güzel Sanatlar Akademisi’ne müdür tayin edildi. Ölünceye kadar da bu görevde kaldı.

Namık İsmail, akademik tarzda çalışan empresyonist bir ressamdı. Güzel Sanatlar Akademisi müdürlüğünde çok verimli çalışmaları oldu. Akademinin ikinci kurucusu diye anıldı. Eserleri Resim ve Heykel Müzesi’nde, Milli Eğitim Bakanlığı’nda, özel koleksiyonlarda bulunur.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , ,

Jean-Paul Marat Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Jean-Paul Marat; Fransız politikacısıdır (Boudry/Neuchatel kontluğu 1743 -Paris 1793).

Tıp öğrenimi gördü. Rousseau ve Montesquieu gibi Aydınlanmacı düşünürlerin görüşlerinden etkilendi. Despotizme karşı çıkarak halk egemenliğini savundu. 1774’te Mason Locası’na girdi. Adalet alanında bir dizi reform önerdi (1780), 1783’te hekimlik yapmayı bırakarak optik ve elektrik üzerine bilimsel çalışmalara yöneldi. 1789 Fransız Devrimi’nin başlamasıyla zamanını devrimci çalışmalara ayırmaya başladı. 1789’da Ami du Peuple (Halkın Dostu) adı bir gazete yayımlayarak, soylulara ve devrimi sömürenlere sert cezalar verilmesini önerdi. Güvenliği tehlikeye girince, Londra’ya kaçmak zorunda kaldı (Ocak 1790).

Aynı yıl Paris’e dönerek Cordeliers Kulübü’ne üye oldu. Devrimi daha da ileri götürmekten kaçınan Jirondenlere karşı tavır aldı. Karşı devrimcilere karşı sert önlemler alınmasını, devrim düşmanlarının öldürülmeleri gerektiğini savundu. Ulusal Konvansiyon’da Dağlılar arasında yer alan Marat, halkın desteğiyle en etkin milletvekili oldu. Jirondenlere karşı yapılan 1793 Ayaklanmasında önemli rol oynadı. Bu yüzden 13 Temmuz 1793’de Charlotte Corday adlı bir kadın tarafından banyoda öldürüldü.

Başlıca eserleri: A Philosophical Essay on Man (İnsan Üzerine Felsefi Bir Deneme) 1773; The Chanis of Slavery (Köleliğin Zincirleri) 1774; Plan de Legistation Criminelle (Ceza Yasaları Planı) 1780; Les Pamphlets de Marat (Marat’ın Yergi Yazıları) öl.s.1911.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Ali Rıza Efendi’nin Hayatı

Ali Rıza Efendi; Atatürk’ün babasıdır (? 1839-Selanik 1893).

Ailesi Aydın’ın Söke İlçesi’nden Selanik’e göçtü. Babası Selanik İlkokulu öğretmenlerinden Kırmızı Hafız diye anılan Ahmet Efendi’dir. Selanik’te Abdi Hafız Mektebi’nde okudu. Kızıl bıyıklı, iri yarıydı. Evkaf Kâtipliği’nde ve Rüşumat Memurluğu’nda bulundu. Katerin İlçesi’nin Pasaport-köprü denen mevkiinde gümrük muhafaza memuru; 1876’da kurulan Selanik Asakir-i Milliye Gönüllü Taburu’nda üsteğmen rütbesiyle görev yaptı. Memurluktan ayrılınca ticarete atıldı, kereste tüccarı olan Cafer Efendi ile ortaklık kurdu. Selanik’te Islahane semtindeki bugünümüze olan üç katlı evi ticaretle uğraştığı bu dönemde yaptırdı. Başlangıçta ticarette işleri iyiyken daha sonra bozulması üzerine sıkıntıya düştü. Zübeyde Hanım ile evlenmiş olan Ali Rıza Efendi’nin Mustafa, Ömer, Ahmet adlarında üç erkek; Naciye, Fatma ve Makbule adlarında da üç kız çocuğu olmuş, bunlardan yalnızca Mustafa ile Makbule yaşamıştır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , ,

Alkmene Hakkında Bilgi

Alkmene; Eski Yunan mitolojisinde Mykene ve Tiryns Kralı Elektryon ile Anakso’nun kızları ve Perseus’un torunudur.

Amcası Alkaios’un kaza ile Elektryon’u öldüren oğlu Amphitryon ile evlenmeyi kabul etti; ancak, evlenmeden önce, ondan kardeşlerini öldüren Taphosluları cezalandırmasını istedi. Amphitryon onun bu dileğini yerine getirmek için Taphos Adası’na gidince Tanrı Zeus, Amphitryon kılığında Alkmene’nin koynuna girdi. Amphitryon savaştan dönünce aldatıldığını öğrendi ve Alkmene’yi yakmak istedi, ancak Zeus odun yığınının üzerine yağmur yağdırarak alevleri söndürdü. Alkmene bir gün arayla, önce Zeus‘tan Herakles’i, sonra da Amphitryon’dan İphikles’i doğurdu. Amhitryon, Herakles’in Zeus‘un çocuğu olduğunu bilmekle birlikte iki çocuğu da büyüttü. Alkmene, kocasının ölümünden sonra oğullarının izinden gitti. Herakles ile evlenerek ölümsüzlüğe kavuşunca Alkmene Atina’ya sığındı. Yaşamının son günlerini Thebai’de geçirdi. Öldüğünde Zeus onu Mutlular Adası’na (Girit) götürerek yeraltı yargıcı Rhadamantys ile evlendirdi. Alkmene Euripides’in Herakles’in Çocukları adlı tragedyasının ve Plautus’un Amphitryon adlı komedyasının başlıca kişisidir. Homeros, Tanrıça Hera’nın Alkmene’yi kıskanarak Zeus‘a kurduğu oyunu İlyada’da Ovidus, Herakles’in doğumuyla ilgili olaylar Metamorphoses ‘de anlatır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , ,

Resneli Niyazi Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

İkinci Meşrutiyet’in hürriyet kahramanlarındandır. II. Abdülhamit‘in istibdadına karşı isyan ederek dağa çıkmış, kendisine alıştırdığı bir geyikle Resne Dağları’nda bir müddet, birliğiyle beraber kalmıştı.

Niyazi Bey, bugün Yugoslavya’da bulunan Resne’de doğdu. Öğrenimini orada yaptıktan sonra İstanbul’a geldi. Mekteb-i Harbiyye’den 1896’da mezun oldu. 1897 Yunan Savaşı’nda yararlıklar göstererek «mümtazen» (özel olarak) terfi etti. Savaştan sonra Ohri avcı taburunda hizmet gördü. Balkanlarda Bulgar komitacılarının taktiklerini yakından inceledi. En sonunda bu taktiği kendisi de tatbik ederek, birliğiyle birlikte hükümete karşı isyan etti. Gizlice çalışan Terakki ve İttihat (sonraki adiyle İttihat ve Terakki) cemiyetine girdi. 1908 haziranında çıktığı dağlardan ancak 10 temmuz inkılabından sonra indi. Kolağası rütbesindeyken, Enver Bey’le birlikte yeni hükümet tarafından Hürriyet Kahramanı ilan edilmişti. Bir müddet sonra binbaşı oldu, emekliliğini istedi, memleketine çekildi. Yalnız, eskiden peşlerini bırakmadığı komitacılar onu yaşatmadılar. Bir suikast sonunda öldürüldü.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Robert Falcon Scott Hakkında Bilgi

Robert Falcon Scott Robert Falcon Scott;İngiliz askeri, kâşiftir (Devonport 1868 – Antartika 1912).

Deniz teğmeni oldu (1891). Güney Kutbu’nu yoklamayı amaçlayan bir deniz seferinde gemi komutanı olarak görev aldığı yıl (1900), keşif yolunda arayacak, özellikle henüz varılmamış olan Güney Kutbu’na ulaşmayı yaşamının tutkusu sayacaktır. Dört yıllık ilk uzun seferden yüzbaşı olarak döndü (1904). Terra Nova (Yeni Toprak) adlı gemiyle kutba doğru yola çıktığı yıl (1910 Ekim), ülküsüne ulaşacağı konusunda tam güvenli, gerekli hazırlıklar, araç-gereci iyi seçtiği inancındaydı. İki yıl süren bu acı gezinin sonunda kutba ulaşmayı başardıysa da (17 Ocak 1912, Norveçli Amudsen’den 35 gün sonra) dönüş yolunda yakalandığı fırtınadan kurtulamadı, takım arkadaşlarıyla birlikte donarak öldü (29 Mart). Beş arkadaşıyla gerçekleştirdiği 81 günlük bu son yürüyüşten birinci gelenin her şey, ikinci gelenin hemen hiçbir şey sayılmadığı inancıyla umutsuz bir yeniklikle çıktı. Bu işe yaramaz görünen sefer, altı ay sonra insanlık adına gerçekleştirdikleri büyük özverinin tanığı olarak ele geçen ceset ve belgelerle değerlendirildi; zafer yolunda uğraş vermenin kazanmak kadar eş değerde, yitikler için de onurlu olduğunu kabul eden insanlık kamuoyunca yüceltildi. Bu konu, Stefan Zweig’dan dilimize çevrilmiş olan İnsanlık Tarihinde Yıldızın Parladığı Anlar eserinin ilgili bölümünde ibretle izlenebilir. Scott’un günlüğü ve fotoğrafları yayımlandığı gibi önceki gezisiyle ilgili bir de eseri vardır: The Voyage of Descovery (D.’nin Yoculuğu) 1905.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , ,

Sedefkar Mehmet Ağa Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Sedefkar Mehmet AğaSedefkar Mehmet Ağa; Osmanlı mimarıdır (? – 1618).

Devşirme olarak İstanbul’a getirildi. 1567’de Bostancılar Türbesi’nin bekçiliğine getirildi. Sarayda 20 yıl süreyle, müzik, sedefkarlık ve mimarlık sanatıyla ilgilendi. 1588’de Ağa Babası Ocağı’nda görev aldı. Bu görevdeyken Mısırla gitti ve Arabistan’ın çeşitli kentlerini gördü. İstanbul’a dönünce, Tuna kalelerinin teftişiyle görevlendirildi. Bu arada Mimar Sinan‘ın büyük özendirmesini gördü ve daha sonra müsellim olarak bazı eyalet merkezlerini gezdi. 1597’de İstanbul su yolları nazırlığına getirildi. 11 Ekim 1606’da ise Dalgıç Ahmet Ağa’dan boşalan mimarbaşılığa atandı. Bu görevdeyken Bursa Sultan Murat Vakfı’na ait bazı yapılan, İstanbul’da İbrahim Paşa Sarayı‘nı, Topkapı Sarayı‘nda Enderun Camisi yanındaki köşkü, 1610’da da Harem-i Şerifin onarımını gerçekleştirdi. En büyük eseri Sultanahmet Camisi’dir. 1609’da başlanan bu caminin yapımını l617’de tamamladı.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

David Herbert Lawrence Hayatı ve Eserleri

David Herbert LawrenceDavid Herbert Lawrence; İngiliz şair ve yazarıdır (Nottinghamshire/Eastwood 1885-Fransa/Vence 1930).

Nottingham Üniversitesi’ne girdi, iki yıl sonunda orta öğretim yetkisi veren sertifikasını elde etti (1908), ertesi yıl ilk edebiyat ürünleri tanınmış bazı dergilerde yer aldı, ilk romanını yayımlatma olanağına kavuştu: The White Peacock (Beyaz Tavus) 1911. Edebiyata bağlanmak kararma bu dönemde ulaştı, ürünlerini kitaplaştırdı: Günahkâr Ruhlar (The Trespasser) 1912, Oğullar ve Sevgililer (Sons and Lovers) 1913, Love Poems and Others (Aşk Şiirleri ve Ötekiler) 1913, The Prussian Officer (Prusyalı Subay) öyküler, 1913. Öğretmenliği bırakarak değişik ülkelere gitti (Almanya, İtalya). Tüm varlığını edebiyata adadıysa da çağdaş düşünceleriyle modern romanının toplum yasaklarıyla engellenişini gördü, Yağmur Kuşağı romanı (The Rainbow) on beş gün içinde toplatıldı (1915). Bir iki yan ürünle yetinmek zorunda kaldı: Amores (Aşklar, şiir) 1916, Twilight in Italy (İtalya’da Alaca Karanlık) gezi notları, 1916, Look-We Have Come Through (Bak! İşte Başardık) şiirler, 1917, Bay: A Book of Poems (Körfez: Bir Şiir Kitabı) 1919. Savaş içinde (1917) casuslukla suçlanınca üç kısa dönüş dışında hep başka yerlerde yaşamak kararıyla İngiltere’den ayrıldı (1919). Değişik ülkelerde kaldı. Resim alanında da dikkate değer ürünler verirken yazmayı hiç aksatmadı: Aşık Kadınlar (Women in Love) roman, 1920; Sea and Sardinia (Deniz ve Sardunya) gezi notları, Kayıp Kız (Lost Girl) roman, 1920; (Tait Memorial Edebiyat Ödülü), England, My England (İngiltere, Benim İngilterem) öyküler, 1922; Aa-ron’s Rod (A’un Kavalı) roman, 1922; Fantasia of the Unconscious (Bilinç-dışı Fantesizi) denemeler 1922; Studies in Classic American Literatüre (Klasik Amerikan Edebiyatı İncelemeleri) 1923; Kangaroo (Kanguru) roman 1923; The Boy in the Bush 1924, St. Maour (1925). Meksika’ya yerleşmeyi denediği yıllarda Kanatlı Yılan romanını yazdı (The Plumed Serpent) 1926, son gezi kitabı : Mornings in Mexico (Meksika Sabahları) 1927. Bu arada bir de öykü derlemesi: The Woman Who Rode Away (Kaçan Kadın) 1928. Sağlığında Floransa’da özel olarak basılan (İngiltere’de ancak 1960’da yayımına izin verildi) son romanı da bu yılların ürünü oldu: Lady Chatterley’in Sevgilisi (Lady Chatterleys’s Lover) 1928. Bu eser, cinselliğin insan yaşamındaki önemini vurgulayan öteki romanlarını hepsinden daha çok etki yarattı: Adını ölümsüzlüğe ulaştırdı. Birkaç kez filme alındı, tüm dünya dillerine çevrildi. Veremden ölünce ardından yayımlanmayı bekleyen birçok ciltlik edebiyat birikimi bıraktı: Mr. Moon (roman, öl.s. 1984), Nettles (Isırganlar) şiir, 1930, Apocalypse (Mahşer), denemeler, 1931.

Lady Chatterley’in Sevgilisi, yazar, hemen bütün eserlerinde savunduğu tezi (insan mutluluğu, ancak bedensel ve ruhsal gereksinimlerin eşitçe karşılanabildiği uyumda doğar) bu romanında daha da atak bir anlatımla ileri sürer. Savaştan sakat dönen eşine özveri ve özenle bakan Lady Chartterley, ahlak ve erdemce hiçbir zayıflığı bulunmayan soylu bir kadın olarak bütün görevlerini yerine getirir. Yurtluğun bahçe ve korusundaki gezintileri sırasındaysa şirret ve geçimsiz karısından ayrı yaşayan orman bekçisinin ilgisine konu olur. Doğa, hayvanlar, bitkiler, kır özgürlüğü gibi etkenlerle bedeninin duyduğu cinsel istek kendiliğinden paylaşılan bir zevke dönüşür ve hiçbir önyargı taşımayan Lady Chatterley, bütünlenmesi olanaksız görünen mutluluk isteğine bu ilişkiyle kavuşur. Bundan sonrası topluma da aykırı olmamak koşuluyla doğaya en uygun bu birleşmenin dirliğini getirecektir. Eşinden ayrılırken soyluluk unvanım da bırakan kadın, yaşamının hakkı olan yeni bir yuvanın mutlu dengesine kavuşur.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , ,

Gottfried Wilhelm Leibniz Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Gottfried Wilhelm LeibnizGottfried Wilhelm Leibniz; Alman filozofu, bilim adamıdır (Leipzig 1646-Hannover 1716).

Jena Üniversitesinde felsefe ve hukuk öğretimi gördü. Alt-dorf Üniversitesi’nde yine felsefe ve hukuka ilişkin bir tezle hukuk doktoru oldu. Mainz seçici prensinin hizmetinde çalışmaya başlamasıyla diplomatik alanda da etkinlik gösterdi. 1672’de Paris’e gitti, Almanya ve Avrupa bütünlüğü uğruna Kral IV. Louis’nin saldırganlık eğilimini Mısır’a ve Osmanlı Devleti üstüne yönlendirmek istediyse de başarılı olamadı. Orada çağının ünlü Fransız düşünürleriyle karşılaştı, tanıştı: Arnauld, Malebranche, Huygens ile konuşmaları bilimsel ve felsefece görüşünü güçlendirdi, zenginleştirdi.

Paris’te Fransız Bilimler Akademisi’ne girmek istediyse de kabul edilmedi. Londra’ya gitti, Royal Society üyeleriyle tanıştı. Hannover dükünün kütüphanecisi ve saray danışmanı olmak üzere yurduna dönerken Hollanda’da Spinoza ile tanıştı. 1776’da hizmetine girdiği Hannover dükünün yanında ölene kadar, 40 yıl süreyle kaldı. Bu sırada Berlin Bilimler Akademisi’ni kurdu. Rus Çarı Büyük Petro’yu bir akademi kurmak için yönlendirdi. Almanya’da değişik kiliseleri birleştirmeye ve bilimsel yaşamı canlandırmaya çabaladı. Bilimsel ve felsefe konularında eserler verdi. Onda felsefe, matematik, doğa bilimleri, tarihçilik, ilahiyat ve hukukçuluk aynı evrensel boyutlarda ve aynı deha ile ortaya çıkar. Kuramla olduğu ölçüde uygulamayla da güncel sorunlarla da içli dışlı yaşayan, onlara çözümler arayan bir filozoftur.

Leibniz bir 17. yüzyıl düşünürü olarak felsefenin yeniden kurulması ve kesin bir bilim olarak belirlenmesinin yöntemle olabileceğini ve uygun yöntemin de matematik yöntem olduğuna inanıyordu. Eğer matematikteki rakamların yerine felsefe kavramları koyulursa ve kavramlarla matematikdeki rakamların yerine felsefe kavramları koyulursa ve kavramlarla matematikteki gibi işlemler yapılırsa, sağm bir felsefe elde edilebilirdi. Felsefenin matematikleşmesi olan bu yolda önce evrensel bir matematiği ilde etmek gerekir. Buradaki bilgilerin başlıca özellikleri şunlardır:
Leibniz’in akılcı bir filozof olarak ortaya çıkışı, bilgiyi, upuygun bilgiler, açıkduyu bilgisi, duyu bilgisi olarak ele alışıyla belirginleşir: Bilgi, duyulardan akla doğru yükseldikçe güvenilirlik kazanır, son aşamada, artık upuygun bilgiye ulaşılmakta, aklın hiç bulaşmadığı duyu bilgisinde ise güvenilir hiçbir yan bulunmamaktadır. Bilgilerimizin nasıl kurulacağı sorununa Leibniz’in getirdiği yanıt Descartes’in getirdiği yanıttan pek ayrı değildir. Bilgi nasıl oluşur? en güvenilir bilgi aklın bilgisi ise duyu verilerden sağlanan bilgilerin durumu nedir, nasıldır? Leibniz’e göre insan bilgileri iki kaynaktan oluşur: Duyu verileri ve anlık. Dış dünya üstüne bilgilerimiz içni elbette duyu veriler gerekir. Fakat aıılık olmadan duyu verileri hiçbir şey öğretmezler. Anlığın deneyden önce gene doğuştan kavramları, bilgiler olan Tanrı düşüncesi, geometrinin şekilleri, aritmetiğin rakamları, mantığın temel ilkeleri olan çelişmezlik ve özdeşlik birer olanak olarak ruhta bulunurlar. Bunlar olmadan dış dünyanın sağın bilgisine ulaşmak olanaksızdır. Çünkü bu bilgiler karşıdan kesin çelişme olan öncesiz, sonrasız doğrular ya da zorunlu olan doğrulardır. Aklın bu kesin doğrulan karşısında deneyin ya da duyu verilerinden sağlanan olası doğrular bulunur. Bunların doğruluğu için “Yeter Neden”in bulunması gerekir. Bilgilerin olgusal yanını oluşturan bu doğrularla akla yanyana getiren Leibniz, tüm akılcı tavrına karşın, yine de bilginin deneysiz, duyuverisiz olamayacağını birlikteliği vurgular. Leibniz’in bilgilerin dizilişinde belirlediği düzen doğa görüşüne de yansır. Onun doğa görüşünün temel taşı monad’dır. Doğa öğretisi, giderek ruh ve ahlak öğretisi de monad öğretisinde temellenir. Monad sonsuz sayıdaki tözlerden her birinin adıdır. Monadlar her biri kendine özgü, bölünmez, birbirleriyle etkileşme girmeyen, her biri ayn, maddi olmayan, ruhsal ve tasarlayabilen kuvvetlerdir. Monadların her biri evrenin bütünüyle ilişkidedir. İlişki monadın evreni tasarlamasındaki açık ve seçik olma derecesi bakımındandır ve aynı bakımından da monadın ötekileri arasındaki yeri belli olur: Tıpkı duyu bilgisinden upuygun bilgiye doğru bilgilerin dizilişi gibi monadlar da duyumlanabilen monadlardan, yani en alttaki, edilgin, maddeyi tasarlayan monadlardan seçik düşünce tasarımı olan, yani en üstteki, en yetkin ve Tanrıya değin olan tek monada kadar sıralanır. Leibniz’in monadları en üstteki tek Tanrı monadından en alttaki maddi ve çok monadlara doğru dizişi, ne denli ayrılsa Spinoza’yı ve daha geride Aristoteles’i anımsatır. Monad öğretisinin benzeşen Demokritos’un atom öğretisinden ayrımı, monadların hiç birisinin ötekilere benzememesi, ötekileriyle aynı olmamasıdır. Bu nedenle Leibniz felsefesisinde monadlardan oluşan evren sonsuzca çok yönlü olan bir bütünlüktür. Böylece, Leibniz, evreni sonsuzca küçük parçalardan oluşmuş, tabakalan, aşamalr ama organik bir bütün olarak tasarlar.

Ahlak anlayışı bakımından da Leiniz 18. yüzyıl felsefesinin genel çizgisi olan akılcılık bağlamında kalır. Eylemleri, etkinlikleri insanın özgür ya da tutsak, etkin ya da edilgin, erdemli ve mutlu olur. Bu ise bireysel değildir: Apaçık bilgi nedeniyle öteki insanlar da tanınır ve önceden kurulmuş uyuma ilişkin bağlamı gören kişi her türlü olumsuz, bireysel duygularından uzaklaşır.

Başlıca eserleri: Bilgi Hakikat ve İdeler Üstüne Düşünceler (Meditaitions Sulla Connaissancela Verite et les Idees) 1648, Theodicee (1710), Monodologie (1714), Doğanın ve İnayetin İlkeleri (Principes de la nature et de la grace) 1714, İnsan Anlığı Üstüne Yeni Denemeler (Nouveaux essais sur I’entendement humain) ö.s. 1765.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Publius Terentius Afer Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Publius Terentius AferPublius Terentius Afer; Latin komedi yazarıdır (Kartaca İÖ 190 ?-Yunanistan/? 159).

Küçük yaşta tutsak edilerek Roma’ya götürüldü, senatör Terentius Lucanus’un kölesi oldu. Çocuğu gibi sevdiği, dikkatle eğittiği, yetiştirdiği bu yeteneğe aile adını bağışlayıp azat eden senatör, Roma’ya çok değerli bir şair-yazar kazandırdı. Soyadının yanına zamanla Afer (Afrikalı) sözcüğü eklendi. Sanatçı devlet adamlarıyla ünlü Scipio Aemilianus (İkinci-Afrikalı, İÖ 185 ?-129) ailesine (Cornelia Gens’i) girmek fırsatlarını buldu, Eski Yunan kültürünün kaynaklarını orada edindi. Bu aile çevresinin kendisine gösterdiği ilgiyle saygınlığını artırarak genç yaşta başarıya ulaşmasını sağlayan tiyatro çalışmalarını yürüttü, komedi şairliğiyle başarı sağlayarak Latin tiyatrosunun en üstün iki şair-yazarından biri oldu (öteki Plautus, İÖ 254 ?-184). Günümüze erişen altı komedisinin metinleri eksiksizdir; bazılarının birkaç kez olmak üzere hepsinin İÖ 166-160 arasında sahnelendiği bilinir: Andros Güzeli (Andria), Kay nane (Hecyra), Özünün Celladı (Heauton Timoroumenos), Hadım (Eunuchus), Formio (Phormio), Kardeşler (Adelphi).

Latin tiyatrosunun töre komedyasını temsil eden Terentius, dengeli ve ölçülü eserinde güldürmekten çok gülümsetip düşündüren bir eğilimin kibar sözcüsü sayılır. Ruh çözümlemelerini canlandıran yeteneğini gerçekçiliğin hizmetine vermiş görünür. İlerdeki burjuva dramına temel sayılması bu özelliklerine dayanır. Eserlerinin giriş bölümleri (prologos) sanatı konusundaki düşünceleriyle açıklama ve cevaplarını da içerir. Şarkı bölümlerini (canticum) kaldırmayı yeğlemiştir. Müzikli parçalara az yer vermesi de halkın ilgisini azaltmış sayılırsa da klasik yazarlar tarafından her zaman övülmüştür.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Paul Valery Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Paul ValeryPaul Ambroise Valery; Fransız şair ve yazarıdır (Sete 1871-Paris 1945).

Güney Fransa’nın küçük bir Akdeniz limanında doğdu; vasiyeti üzerine Le Cime-tiere Marin (Deniz Mezarlığı) şiiriyle ünlendirdiği doğum kentindeki yere gömüldü. Hukuk öğrenimini hiç aksatmadan sürdürürken mimarlığa yakınlık duydu, matematiğe çalıştı, fizik konularını izledi, suluboya resimler yaptı, gününün en değerli çağdaş şairlerini okudu. Andre Gide’in dergilerin kapılarını açan yardımıyla şiirlerini yayımlatıp sanatçılar çevresine girdi. Simgecilik (sembolizm) yolunda ve Mallarme etkisinde ilk şiirlerini La Conque dergisinde yayımlattığı günler ömrünün bu dönemidir (1891). Özyaşamsal gerçekleri açıkladığı yazılarında ‘Cenova Gecesi’ diye andığı ruhsal bunalım dönemecini ertesi yıl yaşadı (4/5 Ekim 1892). Düşünsel özgürlüğünü, benliğinin gereksinim duyduğu kültürü gerektiği gibi edinebilmek için bir süre edebiyattan uzaklaşmak kararına vardı. Düşüncelerini günlük yaşam boyunca not ettiği ölümünden sonra kitaplaşan ürünleri bu bakımdan ilginçtir. 1894’te Paris’e yerleştikten sonra ölümüne kadar her gün sabah dörtten sekize kadar yazdığı, şafağın yalnızlığında doldurduğu 261 defter: Cahiers: Defterler (14 cilt, 1965).

Başlıca eserleri: La Soiree avec M. Edmond Teste (Bay E.T. ile bir Akşam) 1895. İnsan benliğinin gizlerini, zihnin işleyişini, duygusal aldatılar dışındaki düşünsel özleri arayıp bulmayı amaçlayan bu konuşmalı kitaplar dizisi 1929’da Monseieur Testeana başlığıyla birbirine bağlanacaktır: Yukarıda anılan ilk üründen sonra La Lettre d’Emille Teste, Emille Teste’nin Mektubu, 1925; The Log Book de M. Teste: M.T.’nin Not Defterleri, 1926; La Lettre d’Un Amie: Bir Dostun Mektubu; Le Journal d’Emma (M.T.’nin Yeğeni) Emma’nın Günlüğü, 1950; Histoires Brises: Kırık Dökük Öyküler. 1950.

Valery’nin yarattığı bu düşsel kişi, “zihnimizin yasalarını bulmayı amaçlayan” bir yaşam yönteminin ürünüdür. Eleştirmenlerin yazarına benzetirler. Şiirinin kitaplaşması konusunda Gide’in ve sevdiklerinin dayanılmaz ısrarlarına bir noktada boyun eğdi. Birkaç yılım alan bir çalışmadan sonra şiirlerinin yayınını kabul etti: La Jeune Parque (Genç Yaz Tanrıçası) 1917; Bilinçlinin bilinci diye tanımlanan 552 dizelik tek şiir; Albüm de VersAnciens, 1890-1900 (Eski Dizeler Albümü, 1890-1900) 1920 Charmes (Büyüler) 1922, Fragments du Narcisse (Narcisse’den Parçalar) 1926, Poesies (Şiirler) 1942. Bu arada Valery, memurluk (1895-1900). Havas ajansında sekreterlik (1900-1922) yaparak geçim sağlamış, büyük kentte kimsenin gözüne çarpmadan yaşamıştı. Evliliği (1900), kadın ressam Berthe Morisot’nun (1841-1895) yeğenlerinden biriyle (Jeanni Gobilard) oldu. Morisot, ressam Manet’nin (1832-1883) kardeşiyle evli olduğu, salonunu kültür ve sanat adamlarına açık tuttuğu için Valery de bu ailenin doğal konuğu sayıldı, sanatsal gereksinimlerini bu çevrede karşıladı, yeniden düzyazıyla hazırladığı diyaloglara döndü: L’Ame et la Dans e (Ruh ve Dans) 1923. B alandaki kültür zenginliğiyle düşünce üretimi, eleştiri özgünlüğüyle değerlendirme nesnelliği en çok beş ciltlik Variette (Çeşitleme) dizisinde göze çarpar (1924-1944). Yanı sıra günlük not defterlerinden seçmeler: Rhumbs (1926), Analecta (1927), Nouveaux Rhumbs (1927), Chose Tues (Ölü Şeyler) 1930. Böylece Fransız Edebiyatı’nın, şiirinin bütün değerlerini inceleyip doğru yargılara bağlayan yazılarını çoğalttı, Fransız Akademisi’ne üye seçilmesi de bu yıllara rastladı (1923). Ayrıca Milletler Cemiyeti’nin Düşünce İşbirliği’nin de başkanı seçildiği gibi College sorumluluğu ve konferanslarla görevlendirildi. Sağlığında yayıma hazırladığı öteki kitapları: Regards sur le Monde Actuel (Bugünkü Dünyaya Bakışlar) 1931, İdee Fixe (Sabit Fikir) 1932, Mauvaises Pensees et Autres (Kötü Düşünceler ve Ötekileri) 1942, Tel Quel (Olduğu Gibi) 1941-1943 vb.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , ,

Hüseyin Cahit Yalçın Hayatı

Hüseyin Cahit Yalçın Hüseyin Cahit Yalçın; yazardır (Balıkesir 1874-İstanbul 1957).

Mülkiye’yi (SBF) bitirdiği yıl (1896) Servetifünun topluluğu oluşum başlangıcındaydı; daha önce Ahmet Mithat hayranlığıyla edebiyata yönelip ilk romanını yazmış (Nadide, 1892) olduğu için bu birikime uzak kalamadı; Servetifünun dergisinde öyküler yayımlarken kendi edebiyat beğenilerini savunan, eski edebiyat yanlılarına kafa tutan eleştirel yazılar hazırladı, fıkralar, düzyazısıyla şiirsel anlatılar da yazdı. Asıl geçimini öğretmenlik ve yöneticiliklerle sağlarken (Vefa, Mercan idadilerinde) politikaya kaydı, İkinci Meşrutiyet ile yerini saptamış oldu: Tanin (gazete, 1908). Böylece kişiliğinden kalan ilk değerler edebiyatla, sonraki aşamalarının ürünleri siyasetle ilgili oldu.

Başlıca eserleri: Hayat-ı Muhayyel (Düşsel Yaşam) 1899, Hayat-ı Hakikiye Sahneleri (Gerçek Yaşam Görünümleri) 1910. Çeşitli yayın organlarında yayımlanıp kitaplaşan anıları, günün diline ve gerekli açıklamalarına Rauf Mutluay’ın emeğiyle kavuştu: Edebiyat Anıları, 1975 (Edebi Hatıralar, 1935), Siyasal Anılar, 1976. (gazete tefrikaları). İkinci Meşrutiyet döneminde milletvekilliği yaptı, Malta sürgünlüğünden sonra (1919-1922) Tanin i yeniden çıkardı (1922-1925), siyasal çatışmalar yüzünden Çorum’da sürgün kaldı (1925-1926), önemli sayılan Fikir Hareketleri dergisini çıkardı (1933-1940), son yıllarında yine milletvekili (1939-1950) ve Ulus gazetesi başyazarıydı (1948 sonrası). Çeviri ve derlemelerini ‘Oğlumun Kütüphanesi’ dizisinde yaymıştı.

Edebi Hâtıralar, yazarın edebiyatçı kişiliğiyle ilgili anıları. Yazar çocukluğundaki edebiyat sevgisinin kökenini açıklayarak başladığı anılarını, ilk romanı Nadide’yi (1892) nasıl hazırladığını anlatarak sürdürür. Fransız kültürünün etkilerini, Mülkiye öğrenciliğini, basın yaşamına girişini, memurluklarını, Servet-i Fünun dergisini, gazetecilik tartışmalarını, başka dünyalar düşünü, Edebiyat-ı Cedide kitaplığını ayrıntılarıyla sergiler; Tevfik Fikret ile Mehmet Rauf için dostluk portreleri çizer, Servetifünun dergisinin kapatılmasıyla (1901) edebiyatçılık yaşamının sona erdiğini sezdirircesine konusunu İkinci Meşrutiyet’in ilk günlerinde bitirir.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Sabiha Gökçen Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Sabiha GökçenSabiha Gökçen; ilk kadın havacıdır (Bursa 1913 – 22 Mart 2001, Ankara).

Atatürk Bursa’yı ziyareti (1925) sırasında bakımını üstlenerek yanına aldı. İstanbul Üsküdar Kız Koleji’ni bitirdi. 1935’te açılan Türk Hava Kurumu (THK) Türk Kuşu Sivil Havacılık Okulu’na girdi. Aynı yıl planörcülük eğitimi için SSCB’ye gönderildi. 1936’da Askeri Hava Okulu tarafından özel eğitim görerek askeri pilot oldu. 1937’de Trakya ve Ege’de yapılan askeri manevralara katıldı. Dersim Harekâtı’na (1937) katıldı. 1938’de Balkan ülkelerine tek başına askeri bir uçakla dolaştı. Aynı yıl ordudan Türk Kuşu’na atandı. 1955’e kadar bu kurumda öğretmenlik ve eğitmenlik yaptı. Atatürk’le Bir Ömür Böyle Geçti (1981) adıyla anıları yayımlandı.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Hirohito Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

hirohitoHirohito; Japon imparatorudur (Tokyo 1901 – ay.y. 1989).

İmparator Yoşihito’nun dördüncü çocuğu ve ilk oğludur. İmparatorluk gelenek ve göreneklerine göre yetiştirildi; soylular için özel eğitim veren Gakuşiyin Okulu’nda eğitim gördü ve bilgisini artırmak amacıyla ülke dışına çıkan (B.Britanya, Fransa, Hollanda, Belçika, İtalya) ilk Japon prensi oldu (1921). Aynı yıl, imparator naipliğine getirildi. Babası Yoşihito’nun 1926’da ölümü üzerine, 124. imparator olarak tahta çıktı. 64 yıl süren hükümdarlık dönemi üç bölümde değerlendirildi: 1) Japonya’nın Batıya açılış dönemi, 2) İkinci Dünya Savaşı öncesi ve sırasında, Japon yayılmacılığına politik ve manevi önderlik yaptığı dönem. 3) Savaş yanlılarının, ABD karşısında koşulsuz teslim olmalarını (15 Ağustos 1945) sağladıktan sonra, Japon ekonomik mucizesini yaşadığı dönem.

1 Ocak 1946’da “Güneşin Oğlu” olmadığını açıkladı. 1947’de, ABD gözetiminde hazırlanan yeni Japon Anayasası ile politik yetkilerinden arındırıldı, ülkesinin başında bir simge olarak kaldı. Ailesiyle birlikte, giderek halka açıkladı ve Japon toplumunun büyük desteğini kazandı. Prensliği sırasında olduğu gibi, imparator sıfatıyla da ülke dışına çıkan (1971) ilk hükümdar oldu. 1975’te, ABD’yi resmen ziyaret etti. Batı kültürünü köklü bir biçimde özümsemesinin yanı sıra, deniz biyolojisi alanında, dünyanın sayılı otoritelerinden biri olarak tanındı. Bu alandaki çalışmalarını, aralıksız olarak ölümüne kadar sürdürdü. Japon halkınca “Işıldayan barış” adıyla anıldı. Kanserden öldü. Yerine, yedi çocuğundan beşinci ve ilk oğlu olan Prens Akihito geçti.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Adolf Hitler Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Adolf Hitler; Avusturya kökenli Alman devlet adamıdır (Braunau am İnn 1889 – Berlin 1945).

Ortaokuldayken tarih öğretmeninin etkisiyle Alman milliyetçiliğine yöneldi. 1907’de Viyana Güzel Sanatlar Akademisi’nin sınavlarına iki kez katıldıysa da başarılı olamadı. Viyana’da kaldığı süre içinde bir yandan da siyasal konferans ve toplantılara katıldı. İlgi duyduğu Pan-Germen Nasyonalist Parti ve Hristiyan Sosyal Partisi’nin Antisemitik eğilimleri nedeniyle, Yahudilere karşı içinde nefret geliştirmeye başladı. 1913’te Münih’e gitti. Askere çağırıldıysa da Salzburg’da yapılan muayenede çürüğe ayrıldığı için Avusturya Ordusu’na alınmadı. Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla (Ağustos 1914), gönüllü olarak onbaşı rütbesiyle Alman Ordusu’na katıldı. 1916’da bacağından yaralanınca Berlin ve Münih’te kaldı. Savaştan sonra bir süre tutsak kampında çalıştı. Ardından Münih’te propaganda ve haber bölümünde çalışarak eğitim subayı oldu. Anton Drexler adlı işçinin kurduğu Alman İşçi Partisi’nin (1919) propagandalarından ve programından etkilenerek üye oldu (Ekim 1919). 1920’de, Münih’te bir birahanede düzenlediği toplantıda değişmez olarak adlandırdığı Alman İşçi Partisi’nin 25 noktasını açıkladı. Birkaç gün sonrada partinin adını Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi (Nationalsozialistische Arbeiterpartei Deutschlands NSDAP) olarak değiştirdi. Mart 1920′ de ordudan ayrıldı. Bazı eski askerlerin önderliğinde partiye bağlı kıtalar örgütledi. Parti Başkanı Anton Drexler’i tasfiye etmek için Haziran 1921′ de önce partiden ayrıldı, ardından tek belirleyici olarak parti başkanlığına geldi. 1921 Ekim’inde partiye bağlı kıtaları “Hücum Kıtaları”na (Sturmabteilung, S A) dönüştürdü. Gamalı Haç’ı partinin amblemi yaptı. Haziran 1922′ de tutuklandıysa da çok geçmeden serbest kaldı. 1923’te, NSDAP’ın ilk kongresinde gelecekte, Almanya’nın örgütlenmesinde egemen olan liderlik kuralını (Führer Prenzip) benimsetti. 1923 Kasım’ında Münih’te bir birahanede Nasyonal Sosyalist ayaklanmayı başlattığını açıkladıysa da Berlin’e yürüyüşleri sırasında arkadaşlarıyla birlikte tutuklandı (Kasım 1923). Yargılanmasını (1924) kendisini ve davasını tüm Almanya ve dünyaya duyuran bir amaca dönüştürdü. 5 yıla mahkûm edildiyse de Aralık 1924’te salıverildi. Hapiste, Kavgam‘ın (Mein Kampf) ilk cildini yazdı. Kapatılan NSDAP’yi yeniden kurdu (Şubat 1925). İki ay sonra Avusturya yurttaşlığından çıkarıldı. Aynı yıl SA içinde özel SS birliklerini oluşturdu. 1928’de partisinin üye sayısı 180 bine ulaştı. Mayıs 1928 Seçimleri’nde partisi Alman Parlamentosu’nda (Reichstag) 12 sandalye kazandı. Yapılan yeni seçimlerde (Eylül 1930), NSDAP 107 sandalye kazanarak ikinci parti konumunu kazandı. Orduyu ve sanayicileri yanına çekmek için 1931’de Almanya’yı baştan başa gezdi. 1932’de Alman yurttaşı oldu. Aynı yıl, Paul Von Hindenburg’a karşı cumhurbaşkanlığına aday olduysa da seçimleri yitirdi. Aynı yıl parlamento fesh edilerek yeni seçimlere gidildi. Hitler’in partisi bu kez 608 sandalyeli parlamentoda 230 üyelik kazandı. Ocak 1933’te de Hindenburg tarafından başbakanlığa atandı. Aynı gün Naziler meydanlarda komünist ve Yahudi yazarların kitaplarını yaktılar. Şubat 1933’te Reichtstag yangınını düzenleyerek suçu komünistlere yıktı. Yoğun baskı altında 5 Mart 1933’te yapılan seçimlerde, Hitler’in partisi parlamentoda 288 sandalye kazandı. Parlamentodan aldığı yetkilerle diktatör konumuna ulaştı. Gençleri (6-18 yaş), Hitler Gençliği adlı örgüt aracılığıyla Nazi ideolojisi doğrultusunda yetiştirmeye aldı. işsizliği azaltarak Yahudilere ait tüm ticari işletmeleri boykot ederek halkın desteğini sağladı. Haziran 1934′ te bir darbe girişimini bahane ederek birçok karşıtını öldürttü. Ağustos 1934’te de Cumhurbaşkanı Hindenburg ölünce Führer unvanı ile devlet başkanlığım da üstlendi. Alman Ordusu’nu yeniden ve hızla silahlandırmaya başladı. 1935’te Versailles Antlaşması ile belirlenen sınırları tanımadığını açıkladı ve Saar Bölgesi’nin bir plebisitle Almanya’ya bağlanmasını sağladı. 1936’da da Ren Bölgesi’ni işgal ederek Locarno Paktı’nı iptal etti. Aynı yıl, yapılan Reichstag Seçimleri’nde partisi oyların % 98.8’ini aldı. 1938’de Avusturyayı topraklarına kattı. Aynı yıl ekimde bu kez Almanların çoğunlukta olduğu Çekoslovakya’nın Südet Bölgesi’ni işgal ederek Almanya’ya bağladı. 1939 Mart’ında, Çekoslovakya’nın tümünü işgal etti.Ağustos 1939’da SSCB ile bir saldırmazlık paktı imzaladı. 1 Eylül’de Polonya’ya girdi. Bunu Fransa ve İngiltere’nin Almanya’ya, savaş ilan etmesi izledi (3 Eylül 1939). Hitler Alman Orduları’nın yönetimini doğrudan üstlenerek Norveç’i işgal etti (Nisan 1940), Danimarka’ya girdi. Mayıs 1940’ta Hollanda, Belçika, Haziran 1940’ta Fransa’yı teslim aldı. Aynı yıl İtalya ve Japonya ile Üçlü İttifak’ı kurdu. 1941’de Afrika ve Balkan saldırılarım başlattı. Nisan 1941’de Yugoslavya, ardından Yunanistan’a girdi. Haziran 1941’de bu kez SSCB’ye saldırdı. Aralık 1941’de ABD’ye de savaş ilan etti. Ancak Alman Orduları Stalingrad’ da yenildi (Ocak 1943) Kuzey Afrika Müttefiklerin eline geçti. İtalya, Almanya’ya savaş ilan etti (Ekim 1943). 1944 Haziran’ında, Müttefikler Normandiya’ya çıktılar. Bu arada generaller savaşı sona erdirmek için Hitler’e başarısız bir darbe girişiminde bulundular. Savaşı yitirdiğini anlayan Hitler, tüm endüstri kuruluşlarının ve üretim alanlarının yok edilmesini emrettiyse de, buyruğu yerine getirilmedi (Mart 1945). Nisan 1945’te SSCB ve ABD birlikleri Berlin’e girerken, Hitler, bir gün önce evlendiği metresi Eva Braun ile birlikte yaşamına son verdi (30 Nisan 1945).

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Ho Şi Minh Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Ho Şi MinhHo Şi Minh; Vietnamlı devlet adamıdır (Kim-Lien 1890 – Hanoi 1969).

Asıl adı: Nguyen Sinh Çung. 1911’de bir Fransız yolcu gemisine aşçı yamağı olarak girdi. Birinci Dünya Savaşı’nın başlarında Londra Carlton Oteli’nde bir süre çalıştı. 1917’de Nguyen Ay Kuok (Yurtsever Nguyen) adını alarak Paris’e yerleşip Fransız Sosyalist Partisi’ne katıldı. Ertesi yıl sosyalistlerden ayrılarak Fransız Komünist Partisi’nin kurucu üyelerinden biri oldu. 1923’te Fransa’dan bir daha dönmemek üzere ayrılarak Doğulu Emekçiler Üniversitesi’nde okumak için Moskova’ya gitti. En ünlü kitapçığı olan Fransız Sömürgeciliği Yargılarııyor’u bu dönemde yazdı. 1924’te Komintern ajanı olarak Çin’e gönderildi. Kanton’da Vietnam Devrimci Gençlik Derneği’ni örgütleyip Çinhindi’ne sızmaları için Vietnamlı mültecileri çevresinde toplayarak eğitti. Çan-Kay-Şek Komünistler ile bozuşunca 1927’de Moskova’ya dönmek zorunda kaldı. İki yıl sonra Tayland’da etkinlik göstermeye başladı. 1929 sonlarında Vietnam’da eylemler düzenleyen üç komünist fraksiyon arasındaki anlaşmazlığı çözümlemek üzere, Komintern tarafından Hong Kong’a gönderildi. 1930’da bu grupları birleştirerek Çinhindi Komünist Partisi’ni kurdu. 1931 ‘de, Hong Kong’da tutuklanmasına karşın, İngiliz yetkilileri, o günkü politikaları gereği, kendisini ölüm cezasına çarptırmış olan Fransızlara teslim etmediler. 1932’de, Amoy’ a, sonra Şangay’a gitti. 1934’te Moskova’ya döndü. 1941’de, Tonkin sınır bölgesine yerleşerek Vietnam’ı Fransızların pençesinden kurtaracak stratejiyi hazırladı. Vietminh’in temellerini attı. 1942’de, Çinliler tarafından hapiste tutuldu. 1945’te, Ho Şi Minh (Aydınlatan Kişi) adını takınarak Vietminh’in başında Kuzey Tonkin Bölgesi’nin büyük bölümünü denetimi altına aldı ve Japonya’nın asker gücü çöktükten sonra da Hanoi’yi ele geçirdi. Vietminh’i, Vietnam Demokrat Cumhuriyeti’ne dönüştürdü, devlet başkanı oldu. Ancak, Çinliler kısa bir süre ve ardından geri dönen Fransızlar Kuzey Çinhindi’ni hemen işgal ettiler. Vietminh’in önderliği için çekişen fraksiyonların tehdidi altında kaldıysa da, bir yıl içinde bu fraksiyonları tasfiye etti. 1946 sonlarında Hanoi’de patlak veren bir genel ayaklanma, Çin Hindi Savaşı’nın başlangıcını belirledi. 1954′ te savaş Vietminh’in zaferiyle sonuçlandıysa da Vietnam, sosyalist Kuzey ile milliyetçi Güney arasında ikiye bölündü. Ülkeyi yöneten Lao Dong (İşçi) Partisi’nin genel başkanı olması, Kuzey Vietnam’da gerilla savaşçılarını desteklemesi, Kuzeyin ABD ile savaşa tutuşmasına yol açtı. Savaş belirsiz bir ortamda sürüp giderken, bir kalp krizi sonucu öldü. Vietnam’ın bağımsızlığını kazanmasından (1976) sonra, adı “Saygon Kenti”ne verildi.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Hoca Ali Rıza Efendi (Ressam) Hayatı

hoca ali  riza efendiHoca Ali Rıza Efendi; ressamdır (İstanbul 1858 – ay. y. 1930).

Osman Nuri Paşa, Süleyman Seyyit Bey ve M. Kess’ten resim dersleri aldı. 1884’te Harbiye’yi bitirip aynı okulda yardımcı resim, öğretmenliğine atandı. 1910’da yarbaylıktan emekliye ayrıldı. Darüşşafaka, Kız Sanayii Nefise, Çamlıca, Üsküdar ve Ameli Hayat Kız okullarında resim öğretmenliği yaptı. Doğrudan doğadan çalışarak İstanbul ve yöresini, özellikle Üsküdar’ı işlediği resimleriyle tanındı. Figüre ve portreye pek de yaklaşmayan suluboya ve yağlıboyalarında kaim malzeme yerine parlak ve şeffaf renkleri yeğledi. Tutuculuğa karşı yenilikçi, ulusal bir kimlikle sağlam bir desen ve gözleminde ilk bakışta sezilebileceği resimlerinin imzasız durumunda bile kolaylıkla ayırt edebilmesi nedeniyle geliştirdiği üsluba Ali Rıza Okulu adı verildi. Aşırı fotoğrafımsı nesnelliği yanında duygu, desen ve renk bakımından son derece özgün özellikler taşıyan resim, desen ve kroki çalışmaları İstanbul Resim ve Heykel Müzesi, Milli Kütüphane ve çeşitli müzelerde yer alır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Christiaan Huygens Hayatı

Christiaan HuygensChristiaan Huygens; Hollandalı fizikçi ve matematikçidir (La Haye 1629 -ay.y. 1695).

Leiden ve Breda üniversitelerinde öğrenim gördü. Matematik çalışmalarıyla adını duyurdu, geometri dalında dikkati çekti. Almanya, Fransa ve İngiltere’de incelemeler yaptı, öğrenimini Angers’te bitirdi. Olasılıklar hesabı ye eğrisel fonksiyonlarla ilgili önemli çalışmalardan sonra araştırmalarım gök cisimleri üzerinde yoğunlaştırdı. Kendi bulduğu merceklerle Jüpiter, Merih ve Satürn gibi gezegenleri inceledi. Satürn gezegenini kuşatan halka ile bu gezegenin ilk uydusunu (1656), sarkaçlı saat buluşuyla 1663’te İngiliz Krallık Derneği (British Royal Society), üç yıl sonra da Paris Akademisi’nin Colbret üyeliğine seçildi. Dinsel inançları yüzünden baskı gördüğü için 1681’de La Haye’e dönerek sakin bir yaşam sürdü. 1665’de elastik çarpışmayı inceledi. 1673’te sarkaç titreşimlerini merkezcil güç yasalarını ve dinamik konularını içeren kitabı yayımlandı. Işık olayları üzerindeki çalışmalarıyla ışığın bir dalgasal olay olduğunu açıklayan ve dalga kuramının gelişmesini sağlayan “Huygens İlkesi” ni ortaya koydu (1678). Işığın yansıma ve kırılmasını, çift kırılma olayını incelediği sırada “polarizasyonu” (kutuplaşmayı) bulup açıkladı.

Başlıca eserleri: Traite de la Lumiere (Işık Üstüne İnceleme) 1678, Discours sur laCanse de la Pesanteur (Yerçekimi Üstüne Konuşmalar) 1690, Commentarii ad Formandis Poliendiquee Vitris de Telescopia (Teleskopta Oluşan Kırılma Değerinin Açıklanması) öl.s. 1703.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , ,

İbrahim Müteferrika Kısaca Hayatı

İbrahim Müteferrikaİbrahim Müteferrika;Osmanlı matbaacısıdır (Macaristan/Molosvar 1674 – İstanbul 1745).

Kalvinist mezhebinde bir Macar ailesinin oğludur. 1692’de bir Türk akıncı birliğinin eline geçince, İstanbul’a getirildi. Müslüman olunca İbrahim adının yanı sıra müteferrikalık da (saray buyruklarını ileten aylıklı haberci) verildi. Nevşehirli Damat İbrahim Paşa‘nın dostluk desteğini sağlayan Müteferrika, Macar beyi Ferenc Rakoçzy’nin Türkiye’deki konukluğu sırasında yanında bulundu. Siyasal yaşamından çok, Osmanlı Devleti’ne ilk matbaayı kurması, Türk matbaacılığının önderi olması önemlidir. Lâle Devri‘nin getirdiği geniş ve serbest düşünce olanağı, dinsel olmayan kitapların matbaada basımının yapılması için çıkarılan fetva sonucu, ilk Türk matbaası Müteferrika tarafından kuruldu. Sait Efendi de en büyük yardımcısı oldu. 1727’de çalışmaya başlayan bu matbaada 17 eser basıldı.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , ,

Afet İnan Hayatı

Afet İnanAfet İnan; tarihçi, öğretim üyesidir (Selanik/Doyran 1908 – Ankara 1985).

Bursa Kız Öğretmen Okulu’nu bitirdikten (1925) sonra Fransızca öğrenmek için Lozan’a gitti. İstanbul’a dönerek (1927) Nötre Dame de Sion Fransız Kız Lisesi’nde öğrenim gördü. Ankara Musiki Muallim Mektebi’nde tarih ve yurt-bilgisi öğretmenliğine (1929), Ankara Kız Lisesi’ne atandı (1933). Türk Tarih Heyeti’nde görev aldı. Sırasıyla Türk Tarih Tetkik Cemiyeti (1931) ve Türk Tarih Kurumu (1935) adı alan kuruluşun 1 numaralı kurucu üyesi oldu. Cenevre Üniversitesi Sosyal ve Ekonomi Bilimleri Fakültesi’nin Yakın Çağ ve Modern Tarih Bölümü’nde yüksek öğrenim gördü; sosyoloji doktoru oldu (1939). Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’ne yardımcı doçent olarak atandı, doçent (1942) ve profesör (1950) oldu. Profesör olduktan sonra Ankara Fen Fakültesi, Hacettepe Üniversitesi, Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi, Ankara Harp Okulu’nda Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Devrimi dersleri okuttu. UNESCO Türkiye Milli Komisyonu’nda Yönetim Kurulu’na seçildi. Türk Tarih Kurumu’nu temsil ettiği gibi Paris’teki genel kurullara da katıldı (1955-1979). Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Devrim Tarihi Kürsüsü başkanlığından kendi isteğiyle emekli oldu (1977). Atatürk devrimlerinin özellikle kadın haklarının savunucusu, Türk Devrim Tarihi Kürsüsü’nün kurucusu olan Afet İnan’ın, Türk uygarlığı ve devrim tarihi üzerine 50 kadar eseriyle çok sayıda makalesi ve araştırması vardır.

Başlıca eserleri: Türk Tarikinin Ana Hatları (1930), Türkiye Halkının Antropolojik Karakterleri ve Türkiye Tarihi (1947), Atatürk’ten Hatıralar (1950), Türk Amirali Piri Reis‘in Hayatı ve Eserleri (1954), Eski Mısır Tarih ve Medeniyeti (1956), Mimar Koca Sinan (1956), Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler (1959), Atatürk’ ün Askerliğe Dair Eserleri (1959), Atatürk et l’émancipation de la Femme (Atatürk ve Türk Kadınının Özgürlüğe Kavuşması) (1963), Atatürk ve Türk Kadın Haklarının Kazanılması (1964), Kayseri Gevher Nesibe Şifahiyesi (1969), Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Devrimi (1973), Cumhuriyetin 50. Yılı İçin Köylerimiz (1978), Atatürk’ten Mektuplar, Atatürk’ün Viyana Karlsbat Hatıraları, Atatürk Döneminde Ekonomi.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , ,

Lucius Cornelius Sulla Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Lucius Cornelius Sulla Lucius Cornelius Sulla; Romalı asker ve devlet adamıdır (İÖ 138 – Cumae/Puteoli 78).

İyi bir eğitim gördü. İÖ 107’de questor olarak Afrika’ya gitti. Burada Numidia Kralı İugurtha’ ya karşı savaşarak İÖ 105’te onu tutsak etti. Roma’ya dönüşünde İtalya’yı istilaya başlayan Cumbri adlı Cermen kabilesine karşı savaşarak bu kabileyi İÖ 101’de yenilgiye uğrattı ve elde ettiği bu başarıdan ötürü İÖ 94’te praetorluğa yükseldi. İÖ 88’de konsül seçildi. Aynı yıl Roma’nın Asya Eyaleti’ni ele geçirmeye çalışan Pontus Kralı VI. Mithradates’e karşı hazırlanan ordunun başma getirildiyse de karşı çıkanların bulunması üzerine Campania Ordusu’ nun başında Roma’ya girerek kendi yasalarını kabul ettirdi. Böylece Roma tarihinde ordusuyla başkenti ele geçirerek senatoya hükmeden ilk komutan oldu. Anayasal nitelikte yasalar çıkarılmasını sağladıktan sonra Yunanistan’a gitti. İÖ 86’da Pontus Devleti ile birleşen Atina’yı ele geçirerek yağmaladı. Bir yıl Dardanos’ta Mihradates ile Roma’ya bağlı kalmasını öngören bu anlaşmayı imzaladı. Böylece Roma’nın Yunanistan ve Asya’daki egemenliğini yeniden sağladı. İÖ 83’te büyük bir ordu ve ganimetle İtalya’ya döndü. Ancak onun yokluğunda İÖ 86’da Marius’un ölümünden sonra da oğlu Genç Marius ve Konsül Carbo Roma’nın denetimini ele geçirmesi üzerine Metellus ile Genç Pompeius’un desteğini alarak Konsül Carbo ve Marius ile yaptığı savaşta yenildiyse de Sacriportus’ta zafer kazanarak Etruria’yı işgal etti ve Collina Porta Savaşı’nda başkenti kesin olarak ele geçirerek egemenliğini kurdu. Marius yandaşlarıyla birçok senatör ve soyluyu öldürttü, Lex Valeria Yasası’nı kullanarak sınırsız diktatörlüğünü ilan etti. Ardından bir dizi reforma girişti. Önemli devlet görevlerine yandaşlarını getirdi. Asya eyaletlerinden vergi almak, yargı gücünü ve mahkemelerin denetimini senatoya devretmekle azalttı. Tribünlerin yasama ve veto yetkilerini sınırlandırdı. Gelenekleri gözeten dinsel reformlara da girişti. Hukuk alanında cezalan ağırlaştırarak, ahlaksızlığa ve lükse karşı alınacak önlemleri artırdı. Ekonomik ve toplumsal açıdan halkın yaşam düzeyini yükseltmeye çalıştı. Tüm bunlara karşın baskıya dayanan otoriter yönetime çeşitli hoşnutsuzluklara yol açtı. Yeniden iç savaşa başlamak zorunda kalınca, İÖ 79’da istifa ederek iktidardan çekildi ve bir yıl sonra da öldü.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Resneli Niyazi Hayatı

Resneli Niyazi Resneli Ahmet Niyazi; Osmanlı askeridir (Resne 1873-Avlonya 1913).

Resne ileri gelenlerinden Abdullah Ağa’nın oğludur. Manastır Askeri İdadisi’nde ve İstanbul’daki Harbiye Mektebi’nde öğrenim gördü. Buradaki öğrenimi sırasında Fransız Devrimi üzerinde durdu. 1896’da III. Ordu’ya teğmen rütbesiyle katıldı. Ertesi yıl başlayan Yunan Savaşı’nda gösterdiği yararlıklardan ötürü üsteğmenliğe yükseltildi. 1903’te Balkanlar’da II. Abdülhamit’e karşı ayaklanan Sırp ve Bulgar komitacılarının üzerine gönderildi, burada kazandığı başarılar sonucunda yüzbaşı oldu. Balkanlar’da örgütlenmeye başlayan İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katılarak, cemiyetin önde gelen kişileri arasında yer aldı. Balkanlardaki karışıklıktan II. Abdülhamit’in baskı rejimini sorumlu tutan ve meşrutiyete geri dönülmesini arzulayan ittihatçılar, padişaha karşı ayaklandılar. Yüzbaşı Niyazi Bey, meşrutiyet yönetimine geri dönülmesi amacıyla cemiyetin de onayını alarak 3 Temmuz 1908’de 200 yandaşıyla birlikte daha çıktı ve kendisinden önce dağa çıkan Binbaşı Enver Bey ile birlikte mücadeleye girişti. Saraya ve yerel yöneticilere telgraflar çekerek mücadelenin meclisin açılmasına ve anayasanın yeniden uygulamaya konulmasına kadar süreceğini bildirdi. Direnişi bastırmak üzere gönderilen Şemsi Paşa, İttihatçılar tarafından öldürülünce, II. Abdülhamit bu kararlı direniş karşısında 23 Temmuz 1908’de anayasayı yeniden yürürlüğe koyarak İkinci Meşrutiyet’i ilan etmek zorunda kaldı. Yeni yönetim, Enver Bey ile birlikte onu Hürriyet Kahramanı ilan etti. Ertesi yıl Meşrutiyet’e karşı başlayan 31 Mart Ayaklanmasını bastırmak üzere toparladığı gönüllülerle birlikte Selanik’te hazırlanan Hareket Ordusu’na katıldı. Ayaklanmanın bastırılmasından sonra ordudaki görevinden ayrılarak Resne’ye yerleşti ve kentin eğitim, bayındırlık sorunlarıyla uğraştı. Anılarını Hatırat-ı Niyazi (1910) adıyla yayımladı… 1912’de başlayan Balkan Savaşı’nda Cavit Paşa komutasında savaştı. 1913’te Arnavutluk’un Avlonya liman kentinde bağımsızlık yanlısı Arnavut milliyetçileri tarafından öldürüldü.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Leopold Stokowski Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Leopold Stokowski Leopold Stokowski; ABD’li orkestra yöneticisidir (Londra 1882 – Nether Wallop/tngiltere 1977).

Polonyalı bir babayla, İrlandalı bir annenin oğludur. Oxford’daki Queen College’dan mezun olduktan sonra Londra’daki Royal College of Music’te öğrenimini sürdürdü. ABD’ye göç edinceye kadar Paris ve Londra’da orkestra yöneticisi olarak tanındı. 1909’da ABD’ye yerleşti ve Cincinnati Senfoni Orkestrası’nın yöneticisi oldu. 1915’te ABD yurttaşlığına geçti. 1912’de gerçek ününü kazanacağı Philadelphia Orkestrası’nın yöneticisi oldu, 26 yıl bu görevi sürdürdü. 1938’de Philadelphia Orkestrasından ayrılarak gençlerin oluşturduğu orkestralar kurdu ve 1940-1942 arasında ABD ile Güney Amerika’da birçok konser verdi. 1942-1945 arasında Arturo Toscanini’nin yardımcısı olarak NBC Senfoni Orkestrası’nda çalıştı. 1944-1955 arasında Hollywood Bowl Senfoni Orkestrası ile New York Filarmoni Orkestrası’m yönetti. 1955-1960 arasında Houston Senfoni Orkestrasının yöneticiliğini üstlendi. 1962’de Amerikan Senfoni Orkestrası’nı kurdu; 1965’te açılışım Charles Ives’in 4. Senfonisi ile yaptı. 1972’de ABD’yi terk ederek, İngiltere’ye yerleşti ve ölümüne kadar yalnızca plak kayıtları için orkestralar yönetti.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Antonio Stradivari Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Antonio StradivariGiacomo Antonio Stradivarius; İtalyan keman yapımcısı (Cremona?1644-ay.y. 1737).

Keman yapımını Nicolo Amati’nin yanında öğrendi. 1666’dan başlayarak kendi imzasını taşıyan kemanlar yaptı. İlk çalışmalarında hocasından öğrendiklerini yinelediyse de kısa zamanda kemana ses gücünü artıracak yenilikler ekleyerek ölçülerini en uygun düzeye getirdi. 1890′ da kemanın biçimini bozup onu ince, uzun bir çalgı biçimine soktu. Ancak, daha sonra longuet adı verilen bu çalgıdan vazgeçti. Çoğunlukla köknar ağacından yaptığı kemanları usta işçilikleri, zarif görünümleri, kusursuz oranları ve bu özelliklerinin getirdiği ses güzellikleri ve gücüyle ünlüdür. Kemanlarında kullandığı verniğin bileşimi henüz çözülememiştir. Keman biçiminde onun geliştirdiği oranlar ve köprü yapısı daha sonraları standart olarak kabul edildi. Kemanının yanı sıra viyolonsel, viyola, lut ve gitar da yapan usta, hemen tüm işçiliği kendisi üstlendiği ve oğullarını aynı işlerle görevlendirmediğinden ölümünden sonra işini sürdürmek isteyen oğullan keman yapımında onun düzeyine ulaşamadı.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , ,

Fuat Beşir Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Fuat BeşirFuat Beşir; yazardır (İstanbul 1852-ay. y.1887).

Harbiye’yi bitirince Abdülaziz’in yaverleri arasında yer aldı (1576), savaşlarda bulundu (1876-1878), Levazımat-ı Umumiye Dairesi’ nde görevliyken askerlikten ayrılarak yayın yaşamına atıldı (1883), dergiler çıkardı (Haver 1883, Güneş 1884), gazetelere sürekli çeviriler verdi, yazılar yazdı, bir bunalım anında damarlarını keserek canına kıydı. 200’den çok olduğu saptanan makaleleriyle doğalcı (natüralist) ve olgucu (pozitivist) bir tutumun sözcülüğünü yaptı, özdekçi (materyalist) felsefeye bağlandığını belli etti, böylece de Tanzimat Edebiyatındaki vakti geçmiş romantizme karşı çıktı, edebiyat dünyamız için gerekli gerçekçiliğe yararlı oldu. Pek çok çevirisi yanı sıra incelemeleri: Victor Hugo (1885), Voltaire (1886), Almanca Muallimi (1886) vb. Onu konu edinen H. Orhan Okay’ın doktora tezi 1969’da basıldı.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Hz. Süleyman Hayatı

Hz. Süleyman; Kutsal Kitaplar’da adı geçen peygamberlerden biridir. Hz. Davut’un oğludur. M. Ö. 970′ te babasının ölümü üzerine İsrailoğulları devletinin tahtına çıktı, 40 yıl kadar hükümdarlık ettikten sonra Kudüs’te öldü. Süleyman Peygamber’in hayatına dair türlü hikayeler anlatılır. Bir inanışa göre, Hz. Süleyman, hayvanlardan divan kurar, yerin altındakilerden, göklerdeki hayvanlara kadar hepsinin dilinden anlardı.

İsrailoğulları Davut Peygamber’e gelinceye kadar, saray hayatı görmemişlerdi. Davut’tan önceki ilk İsrail Kralı olan Talût bir köyde otururdu. Evinin öteki köy evlerinden farkı yoktu. Davut kendisine bir saray kurup, muhafız askerler, uşaklar arasında yaşadı. Karılarının sayısı «iki ayın günlerinden fazla» idi.

Hz. Süleyman bu yaşayışı alabildiğine genişletti. Kendisine büyük bir saray yaptırdı. Bu sarayda, 700’ü nikâhlı, 300’ü odalık olmak üzere, 1.000 karısı vardı. Tevrat’ta anlatıldığına göre, her gün düzinelerle geyik, ceylan kesilir, ayrıca 30 sığır, 100 koyun pişirilirdi.

Süleyman bu zenginliği ticarete büyük önem vermesi sayesinde kazanmıştı. Ayrıca, komşu milletlerle dost geçinirdi. Bu arada Mısır firavununun kızını almış, Arabistan’daki Saba melikesi Belkıs’la sıkı dostluk bağları kurmuştu.

Hz. Süleyman, Kudüs’te büyük bir tapınak yaptırdı. İslâm tarihçilerinin «Mescid-i Aksa» dedikleri bu tapınağı, Fenikeli mimarlar yapmıştı. Altınlar içinde pırıl pırıl parlayan bu tapınak herkesin gözlerini kamaştırırdı,

Süleyman Peygamber türlü bilimlere merak sarmıştı. Kuşların, vahşi hayvanların yaşayışını incelemişti. Hayvanlara da peygamberlik ettiği hakkındaki inanış bundan ötürüdür.

Hz. Süleyman, dini inanış olarak, babası Hz. Davut’un ilkelerini devam ettirmiş, bunlardan ancak bazı noktalarda ayrılmıştır. Bu arada, yabancı milletten olan karılarının hatırı için başka dinlerin tanrılarına tapınaklar yaptırmış olmasını kınayanlar vardır. Bazıları da Süleyman’ın bunları siyasi sebeplerden ötürü yaptırdığını ileri sürerler.

kaynak:nkfu

Etiketler, , ,

Aziz Nesin Hayatı ve Eserleri

aziz nesinAziz Nesin; yazar (İstanbul 1915-İzmir 6 Temmuz 1995). Asıl adı: Mehmet Nusret.

Harp Okulu’nu bitirerek (arada GSA’nın derslerini izleme olanağı buldu) teğmen olarak orduda görev aldı (1939). Takma adla (Vedia Nesin) şiirler yayımlattığı (Yedigün), Millet ve Yeni Adam dergilerine öyküler verdiği dönem, bu yıllarıdır. Üsteğmenken ordudan ayrılıp basın dünyasına girişi (1944) benzeri az görülür, mizah dehasının özel serüvenleri, değişik güçlüklerle başlar. Gazete ve dergilerde çalıştı, dergi yayımının denemesini yaptı (Cumartesi), Sabahattin Ali ile işbirliği yaparak yayımladığı Markopaşa mizah dergisi, Türk kamuoyunda büyük ilgiye ulaştı, politik baskılar yüzünden sık sık ad değiştirmek zorunda kalındı (Malum Paşa, Merhum Paşa, Bizim Paşa, Yeni Baştan, Ali Baba) (1946-1950) ve 1947 sonrasında değişik suçlamalarla ve hep yazıp yayımladıkları yüzünden beş buçuk yılını hapiste geçirdi. Kalem ürünlerini gereğince değerlendirme olanağı bulamadığı dönemlerde geçim için çeşitli işlerde çalıştı. 1962’de yeni bir mizah dergisi denemesi (Zübük) yaptı. 1963’te yayınevi yandı, yeniden kaleminin yarattığı ürünlerine döndü. Arada fıkra yazarlığı (Tan, 1945; Akşam 1958; Tanin 1960; Günaydın 1969…) yaptı. Şiir ve öyküyle başladığı edebiyatın hemen bütün türlerinde etkinlik gösteren, başarı kazanan, ödüllendirilen yazarlığı; hem çok özel bir yetenek zenginliğine, hem çok verimli ve çalışkan bir yazı üreticiliğine, hem çağdaş ve güncel sorumluluktan uzaklaşmayan bilinçli tutumuna bağlıdır, her şeyiyle de özgündür. Başarısını onaylayan uluslararası ödüllerin özelliği onu yalnızca bir mizah ustası sayanları yanlışa götürür. Yurt dışı ödülleri bir yana yurt içinde: Karacan Armağanı, 1969; Çiçu ile TDK Ödülü, 1070; Arkın Çocuk Yayınları’nda ikincilik, 1974; Yaşar ne Yaşar ne Yaşamaz eseriyle Madaralı Roman Ödülü, 1979. Kitapları düzeltmeler ve eklemelerle birçok kez yeniden basıldığı için yalnızca ilk yayın yıllarına göre anılabilecektir. Bu zengin birikim, yazdıklarını okutup izleten, sevdirip benimseten, bir sanat doruğunu belirtir. 1972’den sonra canlandırıp yaşatmaya uğraştığı Nesin Vakfı eğitim kuruluşları ve Nesin Yıllığı, sunularıyla apayrı bir özgünlüktedir.

Öykü ve derlemelerinden: Geriye Kalan (1948), İt Kuyruğu (1955), Yedek Parça (1955), Fil Hamdi (1955), Damda Deli Var (1956), Koltuk (1957), Kazan Töreni (1957), Ölmüş Eşek (1957), Hangi Parti Kazanacak (1957), Mahallenin Kısmeti (1958), Bay Düdük (1958), Nazik Alet (1958), Gıdıgıdı (1959), Aferin (1959), Kördöğüşü (1959), Mahmut ile Nigâr (1959), Gözüne Gözlük (1960), Ah Biz Eşekler (1960), Yüz Liraya Bir Deli (1961), Bir Koltuk Nasıl Devrilir (1961), Biz Adam Olmayız (1962), Sosyalizm Geliyor Savulun (1965), Yeşil Renkli Namus Gazı (1965), Bülbül Yuvası Evler (1968), Vatan Sağolsun (1968), Yaşasın Memleketim, İnsanlar Uyanıyor (1972), Büyük Grev (1978), Hayvan Deyip Geçme (1980), Benim Delilerim (1984), Kalpazanlık Bile Yapılamıyor (1984), Maçinli Kız İçin Ev (1987), Rüyalarım Ziyan Olmasın (1990), Sora Sora Cennet Bulunur, Hoşçakalın (1990), Aşkım Dinimdir (1991).

Romanları: Kadın Olan Erkek (1955), Gol Kralı Sait Hopsait (1957), Erkek Sabahat (1957), Saçkıran (1959), Zübük (1961), Şimdiki Çocuklar Harika (1967), Tatlı Betüş (1974), Yaşar ne Yaşar ne Yaşamaz (1977), Surname (1976), TekYol (1978).

Anıları: Bir Sürgünün Hâtıraları-(1957), Böyle Gelmiş Böyle Gitmez-(1966; II, 1976), Poliste (1977). Masalsı anlatıları: Memleketin Birinde (1953), Hoptirinam (1960), Uyansana Tosunum (1971), Aziz Dededen Masallar.

Fıkra Denemeleri: Nutuk Makinesi (1958), Az Gittik Ve Gittik (1959), Merhaba (1972), Suçlanan ve Aklanan Yazılar (1982).

Tiyatro eserleri: Biraz Gelir misiniz (1958), Bir Şey Yap Met (1958), Toros Canavarı (1963), Düdükçülerle Fırçacıların Savaşı (1968), Çiçu (1970), Tut Elimden Rovni (1970), Hadi Öldürsene Canikom (1970), Beş Kısa Oyun (1979), Bütün Oyunları Adam Yayınları tarafından yeniden basıldı (1982).

Şiir kitapları: Sondan Başa (1984), Sevgiye On Ölüme Beş Kala (1986). Bir Aşk Var Bir de Ölüm (1991). Antolojisi: Cumhuriyet Döneminde Türk Mizahı (1973); gezi notları: Duyduk Duymadık Demeyin (1976), Dünya Kazan Ben Kepçe (1977), vb. Yazı derlemeleri: Ah Biz Ödlek Aydınlar (1985), çocukla için Nasrettin Hoca Gülütleri (1991), Hazreti Dangalak (taşlamalar, 2. Azizname, 1992).

Başlıca eserlerinin özetleri:
Biraz Gelir misiniz, yazarın ilk oyunu (1958). İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda 1962’de sahnelendi. Bir ülkede bir zamanda Mateh Usta “supi” dediği sazları yapmaktadır. Onun müziğini dinleyen kötülük duygularından arınacaksa da, supinin sesini kimse duyamaz. Yine de Mateh Usta, oğlu ve çırağıyla birlikte çaba harcamayı sürdürür. İleri yaşına karşın ölüme meydan okuyarak açlığın pençesinde düşünerek, sanattan anlamayan varlıklı bir adamın supi için önerdiği büyük paraları çevirir.

Böyle Gelmiş Böyle Gitmez, yazarın gerçek yaşam anıları. Yazarının bir şiir sunusuyla anasına adadığı eser, çocukluk ve öğrenim yıllarının başlangıcını içerir. Büyük mizah ustasının çevresiyle aile yaşamını gerçeklikle yansıtan kitap, eserlerinin belki de en güçlüsüdür. içtenlik ve doğrulukla taşıdığı öz, hem yurdumuzun bir zaman dilimindeki yazgısını yansıtır, hem yaratıcısının zengin duygu ve düşünce dünyasının özgünlüğünü taşır. Çok etkili bir özdeşleşmeyle okuru kendi dünyasına çekerek unutulmaz etkiler yaratır.

Zübük, yazarın 5. romanı (Kağnı Gölgesindeki İt). Halkımızın saf yüreğiyle, kendini aldatan şarlatanların etkisinde kalmasını; açıkgöz sömürücülerin kazandığı kolay zaferleri başka yazarlarımız da işledi. Zübükzade İbrâm Bey, bir Doğu Anadolu kasabasının siyasal yaşama susamış halkını istediği gibi çekip çeviren bir otoriteye dönüşecek, belediye başkanı ve milletvekili olacaktır. “İt kağnı gölgesinde yürür de kendi gölgesi sanırmış” atasözündeki anlama uygun bir etkilenmeyle Zübük, kişiliğin dışına taşan tutkuların, kuruntuların, rastlantıların elinde kendini hak etmediği düzeylere yükseltir. Yılışık, pişkin, sorumsuz yaratılışlı uydurma kişileşmelere zübükleşme dendi; sözcük toplumdaki yerine yerleşti.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , ,

Aziz Pavlus’un Hayatı

pavlusAziz Pavlus; Hristiyanlığın yayılmasına öncülük eden On İki Havari’ den biridir (Tarsus İS 5-Roma 67).

Yahudi kökenlidir. Ailesi Tarsus’a yerleşince Roma vatandaşı oldu. Hristiyanlığı evrensel bir din olarak benimsenmesine çalıştı. Stoacı görüş ve Yahudi felsefesini Hristiyanlığın özüyle uzlaştırmaya çalıştı. Şam, Kudüs, Hatay, Kıbrıs, Makedonya, Yunanistan gibi birçok yeri gezdi. 66’da Roma’da tutuklandı ve 67’de Ostia yolunda başı kesilerek öldürüldü.

Hristiyanlığın içeriğini ve amacını açıklamak için yazdığı mektuplardan 14’ü günümüze ulaşmıştır. En önemlileri Romalılara, Efeslilere, Galatyalılara, Korentlilere, Tesalyalılara, Koloslulara başlıklarını taşıyan mektuplarında Hristiyan öğretisinin tüm dogmalarını saptadı. Adem’in suçuyla başlayan ilk günah kavramı; İsa’nın Tanrı kutsallığını taşıdığı düşüncesi; kıyamet gününde İsa’nın yeryüzüne yeniden ineceği ve Hristiyanları dirilterek sonsuz mutluluğa kavuşturacağı inancı onun tarafından düzenlendi. Hristiyan Kilisesi’ni biçimlendiren de odur.

kaynak:nkfu

Etiketler, , ,

Leon Battista Alberti Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Leon Battista AlbertiLeon Battista Alberti; İtalyan hümanisti, yazarı ve sanatçısıdır (Cenova 1404-Roma 1472).

Floransalı varlıklı bir aileden yetişti, çeşitli alanlara yönelik merakıyla bilimsel çalışmalar yaptı, Padova’da hukuk okudu, yönetici ve diplomat oldu, heykelcilik ve mimarlık üzerinde çalıştı, böylece Rönesans Çağı’nın ülküsel örneklerinden biri sayıldı, birçok alanda seçkin başarılara ulaştı, İtalyanca düzyazının ustalığına erişti. Latince komediler ve denemeler yazdıktan sonra anadilinin olanaklarını geliştirdi; Della Famiglia (Aileden) 1437-1441, adlı eserinde kişilerin haklar görevler dengesini, sorumlulukların ince psikolojisini, birey-toplum ilişkilerinin insancı değerlendirilişini sergilemesi onu İtalyancanın ustalarından biri yaptı. Della Pitura (Resim Üzerine) 1436; De Statua (Heykel Üzerine) 1464; De Reae di ficatoria (Mimarlık Üzerine) 1485 eserleri çağın hümanist kültürünü yansıtır. Alberti ilkçağ yapı sanatının özelliklerini gününün gereksinimlerine göre bir bileşime kavuşturarak bazı anıt, tapınak ve sarayların planlarını yaptı, kuramsal olarak niteliklerini saptadı: Palazzo Rucellai (Rucellai Sarayı) 1460, Sant Andrea Kilisesi (1470).

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Rafael Alberti Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Rafael AlbertiRafael Alberti; İspanyol şairi ve ressamıdır. (Puerto de Santa Maria 1902 – Santa Maria, İspanya 1999).

Sanat yaşamına kübik resimler yapmakla başladı, şiire yönelip ilk eserini verince (Marinero in Tierra-Karadaki Denizci, 1924) Ulusal Edebiyat Ödülü’ nü kazandı (1925). Garcia Lorca gibi esin kaynağını halktan, doğup büyüdüğü doğal çevreden, geleneksel sanat ürünlerinin özelliklerinden alarak basit gibi görünen temaları işledi: Deniz, dağlar, kırsal yaşam vb. Şiir çalışmalarının ilk aşaması, Sobre Los Angeles (Melekler Üzerine) 1928 adlı eseriyle noktalandı. Ülkesinin politik cepheleşmesinde yer alarak Komünist Partisi’ni seçti. Önce Rivera’nın diktatörlük yönetimine karşı çıktı, iç savaş sırasında Cumhuriyetçilerin yanında yer aldı. Franco güçlerinin zaferinden sonra Arjantin (1939), Uruguay (1944) ve Roma’da (1957) yaşadı. İkinci dönem politik eğilimli eserleri şu kitaplarda toplandı: De un momento a otro (Bir Andan Ötekine) 1938; El Adefesio (Çılgınlık) 1944; El Trebol Florido (Çiçekli Yonca) 1954; Capital de la Glo-ria (Zafer Başkenti) 1958 vb. Şiirin yanı sıra oyunlar yazan, resmi bir yana bırakmamış olan sanatçı son birkaç eserini Picasso’ya sundu. 1972’de şiirlerinden seçmeler derledi: Poesias (1924-1967). Diktatör Franco’nun ölümü üzerine yurduna dönebildi (1976), 1977’de Komünist Parti’nin Cadiz adayı oldu ve milletvekili seçildi. Çalışma ve eserlerinin tümü değerlendirilerek Lenin Barış Ödülü (1965), Makedonya’nın Altın Çelenk Ödülü’ne (1981) layık görüldü. Şiirsel eserlerinden seçmeler Türkçeye çevrildi: Sürgünden Şiirler (1978).

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Nasrettin Hoca Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Nasrettin HocaNasrettin Hoca; en büyük halk filozofumuz ve mizah üstadımızdır. Ünü ve fıkraları bütün dünyaya yaygındır, birçok dillere çevrilmiştir. Yalnız, hayatı pek iyi bilinmiyor. Bu da, Osmanlılar devrinde, aydın sınıf edebiyatçılarının, tarih ve hal tercümesi (biyografi) yazarlarının bu halk üstadına layık olduğu itibarı göstermemelerinden ileri gelmiştir. Fıkralarından çıkarılan bilgi ise daima yanıltıcı olmuştur. Çünkü, çok sevilen Nasrettin Hoca fıkralarının belki yarısı bile ona ait değildir; yüzyıllar boyunca, halkın beğendiği her nükte, her fıkra, doğrudan doğruya Nasrettin Hoca’ya mal edilmiştir.

En eski ve inanılır kaynaklara göre, Nasrettin Hoca, Sivrihisar’ın Horto köyünde doğmuştur. Babası köyün imamı Abdullah Hoca’ dır. Nasrettin Hoca okuma yazmayı, Arapça’yı, din bilgilerini önce babasından öğrendi. Sivrihisar Müftüsü Hasan Efendi’nin, eski sicillere dayanarak yazdığı «Mecmua-i Maârif» adlı yarım kalmış eserde verdiği bilgiye göre, Nasrettin Hoca, o ara, o dolaylarda büyük ün kazanan Seyyid Mahmut Hayrani ile Seyyid Hacı İbrahim Sultan’a kapılanmak istemiş, babasından kendisine kalan köy imamlığını Mehmet adında birine devrederek Horto’dan ayrılmıştır. Akşehir’e gelen Hoca, burasını çok sevmiş, orada evlenmiş, orta halli bir ömür sürerek gene Akşehir’de ölmüştür. Türbesi de oradadır. Bu türbe, 1907’de onarılmadan önce, sütunlara dayanan, çadır biçimi bir kubbeden ibaretti. Duvarsızdı ama, koca bir kilitle kapatılmış bir kapısı vardı. Bu kapı da Hoca’nın tuhaflığına delil olarak gösterilmiş, çevresi açık, yıkık yerlere «Nasrettin Hoca’nın türbesi» gibi deyimi oradan çıkmıştır.

Nasrettin Hoca’nın tarihi kişiliğini bulandıran olaylardan biri XIV. yüzyıl şairlerinden Ahmedi ile Timur arasında geçen meşhur «Hamamda Değer Biçme» hikayesinin, sonraki kaynaklarda, Nasrettin Hoca’ya mal edilmiş olmasıdır. Rivayetlere inanmak doğru olursa Hoca’nın medresede okuduğu Arabistan’a gidip geldiği,, kadılık ettiği de kabul edilebilir,

Nasrettin Hoca’nın kuvvetli hayat görüşü, çağdaşlarını da, kendisinden sonra yaşayanları da çok etkilemiştir. Adı, kişiliği çevresinde birtakım halk inançları meydana gelmiştir. Akşehir’de, ölümünden sonra bile, düğünlere Hoca’yı da davet etmek, yakın zamanlara kadar, âdetti. Evliya Çelebi, Akşehir’e gidip de Hocayı ziyaret etmeyenlerin başına bir ceza geleceğini, ziyaret edenlerin ise mutlaka gülünecek şeylerle karşılaşacaklarını yazar, bu arada kendi başından geçen bir olayı anlatır.

Gene halk arasındaki rivayetlere göre Hoca’ nın hatunu, Akşehir’in Kozaağaç köyünde gömülüdür.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , ,

Albert Camus Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Albert CamusAlbert Camus; Fransız yazarıdır (Cezayir/Mondovi 1913 – Villeblevin 1960).

Cezayir Üniversitesi’nde felsefe öğrenimi gördü. Bir türlü ısınamadığı Arap öğrenciler arasında derin bir yabancılık çekmesi, sağlığını bozarak üniversiteyi yarıda bırakmasına yol açtı. Bir ara amatör bir tiyatro topluluğu kurdu (1934-1938), sonunda gazeteciliği seçerek Paris’e yerleşti. 1937 yılında yayımlanan ilk kitabı L’Enver s et l’Endroit (Tersi ve Yüzü) ve 1938’de çıkan Les Noces (Evlilik) anı ve deneme türünde eserlerdir. İlk romanı Yabancı (L’Etranger) 1942 ile parlak bir başarı kazandı. Aynı yıl içinde yayımlanan Mythe de Sisyphe (Sisiphos Mitosu) ise dünyanın saçmalığı temalarını işledi. Gençliğinde çektiği yabancılık, zamanla Schopenhauer’den, Kierkegaard’ dan, Nietzsche’ye; Pascal’dan Chamfort’a birçok kötümser, nihilist, ahlakçı filozoftan beslenen özgün bir dünya görüşüne dönüştü. Camus’ya göre, insan akıl dışı bir dünyada saçma bir yaşam sürer. Yapılabilecek en anlamlı iş başkaldırıdır. Camus’nun bireyci felsefesi, toplu dayanışma boyutu kazanarak bir başkaldırı ahlakı özelliği de alır, Descartes’ın ünlü sözünü benzeterek “başkaldırıyorum o halde varım” der. Veba (La Peşte) 1947, romanı ile dünya çapında ünlendi. L’Homme Révolté (Başkaldıran İnsan) 1951, adlı en önemli deneme kitabı başkaldırı felsefesini en ayrıntılı olarak işlediği eseri oldu. Kendisiyle aynı dönemde eserler veren ve bazı ortak yanları bulunan dostu Sartre’dan ayrıldığı ve onunla oldukça sert kalem kavgalarına sürüklendiği nokta da başkaldırının içeriği konusunda oldu. İkinci Dünya Savaşı sırasında direniş örgütleriyle ilişkiye geçti ve kurucularından biri olduğu sosyalist Combat (Kavga) gazetesinde 1944 Ağustosundan sonra imzasız başyazılar yazdı, savaştan sonra da gazete yazarlığını sürdürerek döneminin önemli politik sorunlarında yürekli tavırlar aldı. Bazı düşüncelerini daha etkili anlatacağına inandığı oyunlar yazdı: 1944’de sahnelenen Yanlış Anlama (Le Malentendu), Caligula (1945), Sıkıyönetim (L’Etat de Siege) 1948, Les Justes (Adiller) 194% sahne, tekniği açısından yer yer zayıflıklar taşımakla birlikte Camus’nün düşüncesini başarıyla yansıtırlar. 1956’da Düşüş (La Chute) romanı çıktı. Bazı öykülerini 1957’de yayımlanan L’Exil et le Royaume (Sürgün ve Krallık) kitabında topladı. Her türlü süsten uzak, dupduru bir dili olan Camus, 1957’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandı. Daha pek çok eserler verebilecek bir yaşta, yaşamın saçmalığı görüşünü haklı çıkartır gibi olan bir trafik kazası sonunda öldü.

Başlıca eserlerinin özetleri:

Veba, yazarın doğum yeri olan Cezayir’deki Oran Kenti’ne farelerin taşıdığı salgın bir hastalığın getirdiği acıları, yıkıntıyı işlemiş görünen yazar, veba mikrobunun simgesi altında toplumların tutunabileceği çeşitli toplu kötülüklerin eleştirisini yaparken gerçekten insanlık nitelikleri taşıyan kişilerin ne yapmaları gerektiğini de (Dr. Rieux), açıklamak fırsatını bulur. Tek başına yaşayan insan yalnızca bireysel değerler görüp, tekil hazlar tadabilir. Oysa saçmalığa (alegorili tanım) karşı savaşta insanlar birleşebilirlerse; adalet, düşünce saygısı dostluk, direniş yardımlaşma, özveri gibi nice değerler koyabilirler ortaya. Böylece savaş arkadaşlığı yeni bir ahlakın da kurulmasına yol açabilir, romandaki Dr. Rieux, kendi adına bireysel çıkarları ve korkusu yolunda değil insanlığın durumu içinde girişir bu savaşa.

Yabancı, dünyanın saçmalığı (abeslik) açıklamayı amaç edinen yazar, duygularını çevresine uydurmayı yalancılık sayan kahramanı Meursault’un yazgısını, kolayca suçlanabilecek durumlar yaratmıştır. Uzun yıllar kaldığı, anasının ölümünü kayıtsızlıkla karşılar görünmesi, bir anlık sanı ve korku paniğiyle bir Arabi öldüren roman kahramanı için en köklü suçlama konusu olacaktır. Kentsoylu âdet ve geleneklere davranış ortaklıklarına uyamamış olması, onu ölüme götürecek en güçlü kanıtları oluşturur. Meursault, bu dünyanın yabancısıymış gibi.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , ,

Çağrı Bey Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Çağrı Bey; Selçuklu beyidir (990-Serahs 1060).

Çakır adıyla da anılır. Babası, Selçuk’un oğlu Mikail’dir. Babasının ölümü üzerine Çağrı (gerçek adı Davut), kardeşi Tuğrul Bey ile birlikte, Selçuklu Beyliği’nin başına geçti. Bir süre Karahanlıların egemenliği altında yaşadılar. Onların Gaznelilerle ve birbirleriyle çatışmalarına katıldılar ve askerlik deneyimlerini artırdılar. 1016′ da Çağrı Bey, bir Selçuklu Ordusu’nun başında Bizans’a sefer amacıyla Horasan’a geldi. Ani ve Vaspakuram krallıklarına akınlar yaptı; Şeddadilerin topraklarına girdi. 1021’de Horasan’a döndü. 1025’te Gazneli Hükümdarı Sultan Mahmut, Maveraünnehir’i geçip iki kardeşin amcası Arslan Yabgu’ yu tutsak alarak Hindistan’a gönderdi. Gazneli yönetiminden hoşnut olmayanların da katılmalarıyla durumları güçlenen iki kardeş, II. Arslan Yabgu’ nun öcünü almak için çalışmaya başladılar, öteki amcaları Musa Yabgu’yu reis seçtiler.

Karahanlı hükümdarı, Alp Kara komutasında bir ordu göndererek Çağrı ve Tuğrul Beyler harekete geçtiler. Aralık 1029’da Karahanlı Ordusu bozguna uğratıldı ve Tuğrul beyler Gazneli Sultanı Mesut’a başvurarak Horasan dolaylarında yer istedikleri sırada Sultan Mesut üzerlerine bir ordu gönderdi. Nesa yakınlarında Spendankan yöresinde fillerle gelen 110.000 kişilik Gazneli Ordusu’nu Çağrı Bey ve kardeşi kesin bir bozguna uğrattı (Haziran 1035). Savaştan sonra Gazneli hükümdarı; Nesa, Ferave ve Dehistan dolaylarını Selçuklulara bırakarak bir anlamda onlara bağımsızlık tanıdı. Selçuklular, Belh ve Sistan’a akınlara başladılar. Sultan Mesut, Hacib Subaşı’yı ikinci kez Selçuklular üzerine gönderdi. Kendisi Hindistan’a gitti. Mayıs 1038’de Serahs yakınlarındaki savaşta, Çağrı Bey ve kardeşi, büyük Gazneli Ordusu’nu ikinci kez bozguna uğrattılar. Subaşı’nın askerleri dağıtıldı ve hazinesi Selçukluların eline geçti. Böylece Horasan, Herat, Çağrı Bey’in eline geçti. Nişapur’u da Tuğrul Bey aldı. Merv’de Çağrı Bey adına hutbe okunmaya başlandı. Bu zaferden sonra, iki kardeş Selçuklu Devleti’ni örgütlemeye başladılar. Selçuklu tehlikesini gören Sultan Mesut, büyük bir Gazneli Ordusu hazırlamaya başladı. Selçuklu akıncılarının Belh kapılarında görüldüğü bir sırada, 300 fil ve 50 bin süvariyle piyadeden oluşan büyük Gazneli Ordusu’nun başında Maveraünnehir’e girdi. 20.000 kadar askeriyle Çağrı Bey de, Serahs’a geldi. Mayıs 1039’da başlayan savaşlar yerel olmaktan ileri gidemedi. Ertesi yıl Çağrı Bey komutasındaki Selçuklu Ordusu Merv yakınlarındaki Dandanakan’da Gazneli Ordusu’nu bozguna uğrattı (22 Mayıs 1040). Bu zafer, Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun kuruluşuna temel oldu. Toplanan Kurultay, Tuğrul Bey’i hükümdar ilan etti. Çağrı Bey de ordu komutanı ve sultanın yardımcısı oldu. Bundan sonra, Çağrı Bey fetihlere başladı. 1040’ta Belh, Cüzcan ve öteki Toharistan kentlerini ele geçirdi. 1044’te Çağrı Bey’in hastalanmasını fırsat bilen Gazneli Sultanı Mevdûd, Belh’i ve Toharistan’ı almak için ordular gönderdiyse de oğlu alparslan Gazneli Ordusu’nu durdurdu. 1047’de Mevdûd yeni bir saldırısını da etkisiz kıldı. Gazne’yi ele geçirmeyi tasarlayan Çağrı Bey, Hacib Tuğrul’un bir ayaklanma dolayısıyla ölmesi üzerine seferden vazgeçti. Gazneli Hükümdarı Ferruhzad, Horasan’a ordular gönderdiyse de Çağrı Bey’in kuvvetlerine yenildiler. Daha sonra Gazne üzerine gönderilen Alparslan, Gazne Ordusu’ nu yendiği gibi, komutanların çoğunu da tutsak aldı. 1059’da Gaznelilerin barış isteğini, Çağrı Bey kabul ederek Serahs’a döndü ve burada öldü. Oğlu Alparslan sultan olduktan sonra babasının cesedini Merv’de yaptırdığı türbeye taşıttı.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Alphonse Daudet Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Alphonse DaudetAlphonse Daudet;Fransız yazarıdır (Nimes 1840-Paris 1897).

Varlıklı bir aileden yetiştiği halde babasının iflası üzerine 17 yaşında okullarda belleticilik yapmak zorunda kaldı, ağabeyi Ernest Daudet’nin (1837-1921) desteğiyle gittiği Paris’te özyaşamsal özellikleri ağır basan Küçük Şey (le Petit Chose) 1868 romanının gördüğü geniş ilgiye kadar Les Amoureuses (Aşık Kadılar) adlı şiir kitabını (1858) çıkardı; ilk ününü Değirmenimden Mektuplar (Lettres de Mon Maulin) adlı öykü derlemesiyle kazandı (1866).

Uzak bir akrabasıyla yaptığı Cezayir yolculuğunun izlenimlerinden yola çıkarak ünlü roman dizisine başladı: Taraskonlu Tartaren (Tartarin de Tarascon) 1872. Pazartesi Hikâyeleri (Contes de Lundi) yanı sıra (1873) Bizet’nin bestelediği müzikle canlanan LArlesienne (Kentli Kız) adlı oyunuyla büyük başarı kazandı.

Başlıca eserleri: Fromont Jeune et Risler Aine (Genç Fromont ile Ağabeyi Risler) 1874, Jack (1876), les Roise en Exile (Sürgündeki Krallar) 1879, Noumo Roumesta (1880), Evangeliste (İncilci) 1883, Sapho (1884), Tartarin Sur les Alpes (Tartaren Alplerde) 1885, l’Immortel (Ölümsüz) 1888 vb. Anılarını iki ciltte topladı: Souvenirs d’un Homme de Lettre (Bir Edebiyat Adamının Anıları) 1888, trente Ans de Paris (Paris’te Otuz Yıl) 1888.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,