Etiket: hakkında bilgi.

İsa Bey Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

İsa Bey; tam adı Fahreddin İsa bey (ö. 1400’den önce), 1360-90 arasında Aydınoğulları beyidir. Bilim ve sanat alanındaki çalışmaları desteklemesiyle tanınır.

Aydınoğullarının kurucusu Mehmed Bey’ in en küçük oğluydu. Beyliğin gücünü büyük ölçüde yitirmiş olduğu bir dönemde tahta çıktı. Osmanlılarla iyi ilişkiler sürdürmeye özen gösterdi. I. Murad’ın Rumeli fetihlerinde ve I. Kosova Savaşı’nda (1389) yardımcı kuvvet gönderdi. I. Murad’ın ölümünden sonra Anadolu beyliklerinin Karamanlıların önderliğinde Osmanlılara karşı oluşturduğu ittifaka katıldı. Bunun üzerine Anadolu seferine çıkan I. Bayezid (Yıldırım) Alaşehir’i alınca (1390), ona bağlılık yemini etti. Tire’de oturması koşuluyla kendisine beyliğin bazı toprakları bırakıldı ve soydan gelen vakıfları kullanma hakkı tanındı; ama hükümdarlık hakları elinden alındı ve beylik Osmanlılara bağlandı.

Kendisi de bilime ilgi duyan İsa Bey, düşünce ve sanat adamlarını koruması altına almıştı. Bu dönemde yetişen ünlü hekim ve bilgin Hacı Paşa 1380’de yazdığı Şifaü’l-Eskâm ve Devâü’l-Alâm adlı yapıtını ona ithaf etti. İsa Bey Selçuk’ta Ayasuluğ Tepesi yamacında kendi adıyla anılan bir cami yaptırmıştır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , , , , ,

İsa Çelebi Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

İsa Çelebi (d. 1378 ? – ö. 1405, Eskişehir), Fetret Devri’nde taht mücadelesi veren Osmanlı şehzadesidir.

I. Bayezid’in (Yıldırım) oğluydu. 1390’da Teke sancakbeyi oldu. Babası ve öteki kardeşleriyle birlikte katıldığı Ankara Savaşı’nda (1402) Osmanlıların yenilgiye uğraması üzerine Karesi (Balıkesir) dolaylarına çekildi. Babasının tutsak düşmesinden sonra Timur’a bağlılığını bildirdi ve ondan aldığı hükümdarlık fermanıyla Karesi yöresine egemen oldu. Kısa bir süre sonra da Bursa’yı ele geçirdi. Kardeşi Musa Çelebi Mart 1403’te babasının cenazesi ve Timur’ un verdiği hükümdarlık fermanıyla Bursa’ ya girince kenti terk etmek zorunda kaldıysa da, çok geçmeden yeniden ele geçirdi. Amasya’da bulunan öbür kardeşi Çelebi Mehmed’in (I. Mehmed) Anadolu topraklarını aralarında paylaşma önerisini reddetti. Ulubat Savaşı’nda (1404) Çelebi Mehmed’e yenilince Edirne’ye kaçarak kardeşi Süleyman Çelebi’ye (Emir Süleyman) sığındı. Aynı yıl Süleyman Çelebi’nin desteğiyle yeniden Anadolu’ya geçti ve Karesi dolaylarını işgal edip Bursa’ya kadar ilerledi. Çelebi Mehmed’e bir kez daha yenilince Candar-oğlu İsfendiyar Bey’e sığındı. Ondan aldığı destekle 1405’te yeniden Çelebi Mehmed’e karşı harekete geçtiyse de başarılı olamadı. Bu kez Aydınoğulları hükümdarı Cüneyd Bey’e sığınan Isa Çelebi, Aydınoğulları, Menteşeoğulları ve Saruhanoğullarından sağladığı kuvvetlerle Bursa üzerine yürüdü, ama Çelebi Mehmed karşısında bozguna uğradı ve Karamanlılara sığındı. Karamanlı topraklarından başlattığı saldırı da sonuçsuz kaldı. 1405’te Çelebi Mehmed’in adamlarınca Eskişehir’de yakalanarak öldürüldü.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , ,

İsfendiyar Bey Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

İsfendiyar Bey; tam adı İzzeddin İsfendiyar bey (ö. 1440, Sinop), Candaroğulları beyidir. Beyliği en geniş sınırlarına ulaştırmış, ticaret alanında büyük gelişmeler sağlamıştır. Candaroğulları, onun adından dolayı İsfendiyaroğulları olarak da anılır.

Candaroğulları beyi Celaleddin Bayezid’in oğluydu. Önün ölümünden (1385) sonra beyliğin Sinop kolunun başına geçti. I. Bayezid’in (Yıldırım) II. Süleyman Paşa’yı öldürterek beyliğin Kastamonu koluna son verdiği 1392’de, Sinop’un kendisine bırakılması koşuluyla Osmanlılara bağlılığını bildirdi. Çok geçmeden bu bağımlılıktan kurtulmaya yönelik çabalara girişti. Ankara Savaşı (1402) öncesinde Timur’la görüşerek ona bağlandı. Bu savaşta Osmanlıları yenen Timur’un Anadolu beyliklerini canlandırma siyaseti sayesinde beyliğin eski topraklarına sahip oldu. Safranbolu, Kalecik, Samsun ve Bafra’yı da alarak beyliği en geniş sınırlarına ulaştırdı. Fetret Devri’nde (1402-13) Osmanlı şehzadeleri arasındaki taht mücadelesinden yararlanmaya çalıştı. Bu mücadeleden galip çıkan I. Mehmed ile iyi ilişkiler kurdu. 1417’de onun Eflâk Seferi’ne oğlu Kasım Bey komutasında yardımcı kuvvet gönderdi. Bu sefer sonrasında Kasım Bey, beyliği öbür oğlu Hızır Bey’e bırakmak isteyen babasına karşı ayaklanarak Osmanlılara sığındı.

Tosya, Çankırı ve Kalecik’i oğlu Kasım Bey’e vermek zorunda kalan İsfendiyar Bey, I. Mehmed’in ölümünden (1421) sonra II. Murad ile şehzadeler arasında başlayan taht kavgalarından yararlanarak bu yerleri geri aldı. Aynı yılın sonbaharında II. Murad’ ın üzerine kuvvet göndermesi karşısında Sinop’a kaçtı ve barış istedi. Osmanlı iç kavgaları yeniden yoğunlaşınca, bunu fırsat bilerek Taraklı Borlu’ya (bugün Safranbolu) değin ilerledi. Ama 1423’te yönetimi kesin olarak ele geçiren II. Murad’a Taraklı Borlu’da yenildi ve barış istedi. Osmanlılara her yıl asker gönderme ve vergi verme koşuluyla Kastamonu ve Küre-i Nuhas’ın (bugün Küre) yönetimi kendisine bırakıldı. 1425’te torunu Hatice (Halime) Hatun’u II. Murad’a vererek Osmanlılarla arasındaki anlaşmazlığı evlilik yoluyla gidermeye çalıştı. Sonraki yıllarda, antlaşmaya bağlı kalarak bütün koşulları yerine getirdi.

İsfendiyar Bey, Sinop limanını kullanarak Venedik ve Cenovalılarla ticareti geliştirmiş, bilim ve sanatı korumuştur.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,

Baba İshak Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Baba İshak; İshak Şami ya da Baba İshak Kefersudi olarak da bilinir. (d. Kefersud, Halep yakınları – ö. Kasım 1240, Malya, Kırşehir), 13. yüzyılda Anadolu’da çıkan dinsel ve siyasal ayaklanmanın önderi Türkmen derviştir.

Babailik hareketinin öncüsü Baba İlyas‘ ın baş halifesi olarak şeyhinin görüşlerini yaymak üzere Hısn Mansur (Adıyaman) bölgesine gönderildi. Kısa sürede çevresinde savaşçı müritler topladı, çalışmalarını Malatya, Sivas ve Kayseri’ye kadar yaydı. Daha çok kırsal kesimde yaşayan halkı etkileyerek birçok Türkmen kabilesini kendisine bağladı. Baba İlyas’ın Amasya’da Anadolu Selçuklu kuvvetlerince kuşatılması üzerine 1240’ta ayaklandı. Komutasındaki kuvvetlerle Anadolu Selçuklu ordularını yedi kez yenilgiye uğrattı. Sonunda Kırşehir yakınlarındaki Malya Ovasında Frank askerleriyle desteklenmiş Anadolu Selçuklu ordusu tarafından bozguna uğratıldı ve öldürüldü.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , ,

Aziz Istvan Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

István I, Aziz István olarak da bilinir, Macarca Szent István, asıl adı Vajk (d. 977 -ö. 15 Ağustos 1038, Esztergom, Macaristan; azizler listesine kabulü, 1083; yortu günü, 2 Eylül), ilk Macaristan kralıdır. Macar Devleti’nin kurucusu ve Macar tarihinin en ünlü kişilerinden biri olarak kabul edilir.

Arpád hanedanından gelen István, Macar kabilelerini yönetimi altında birleştiren Géza’nın oğluydu. Küçük yaşta vaftiz oldu ve bir Hristiyan olarak yetişti. Bavyera dükü II. Heinrich’in kızı Gisela’yla evlendi (996). Babasının ölümünden (997) sonra yerine geçti. Yönetimine karşı çıkan pagan kuvvetleri ertesi yıl Veszprém’de kesin bir yenilgiye uğrattı. 1000 yılının Noel gününde Macaristan kralı olarak taç giydi. Günümüzde Macaristan’da bir ulusal hazine olarak korunan bu tacı, geleneksel kabule göre Papa II. Silvester’den aldı. Böylece Macaristan’ın Hristiyan Avrupa ülkeleri ailesine katılmasını sağladı. Hükümdarlık dönemi Kutsal Roma-Germen imparatoru II. Konrad’ın 1030’da giriştiği bir saldırı, Polonya ve Bulgaristan’la ortaya çıkan bazı anlaşmazlıklar dışında genellikle barış içinde geçti.

István krallığını Alman yönetim sistemini örnek alarak düzenledi. Piskoposluklar ve manastırlar kurdu, kiliseler inşa edilmesini zorunlu kıldı ve kiliselere vergi ödeme uygulamasını başlattı. Tarımı geliştirdi, özel mülkiyeti sıkı yasalarla güvence altına aldı ve düzenli bir ordu oluşturdu. Yeni bir egemen sınıf yaratırken, geçmişten kalan kölelik kurumuna dokunmaktan kaçındı. Bir yandan ülkesinin Almanların eline geçmesini önlerken, bir yandan da Macaristan’ı kültürel alanda dış dünyaya açtı. Kiliseyi otoritesinin temel direği olarak benimsedi, egemenliği altındaki her yere misyonerler gönderdi. Yortu gününün 2 Eylül olmasına karşın, Macarlar Istvân’ı naaşının Buda’ ya getirildiği gün olan 20 Ağustos’ta anarlar.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , ,

Henry Hyndman Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Henry Hyndman; (d. 7 Mart 1842. Londra – ö. 22 Kasım 1921, Londra, İngiltere), ilk önemli İngiliz Markşistir. Özellikle 1880’lerde önde gelen birçok İngiliz sosyalistini etkilemiş, ama geçimsizliği yüzünden çoğuyla arası açılmıştır.

Cambridge’de Trinity College’da öğrenim gördü. Sussex ilinin kriket takımında oynadı (1863-68), pek çok yolculuk yaptı. 1871-80 arasında Londra’da gazeteci olarak çalıştı. 1880’de Marksizmi benimsedi, radikal görüşleri savunan başkalarıyla birlikte Demokratik Federasyon’u kurdu. İlk konferansı (Haziran 1881) için hazırladığı England for All (Herkesin İngilteresi) Robert Owen’ın 1830’lardaki reform hareketinin başarısızlığından sonra İngiltere’de yayımlanan ilk sosyalist kitaptı. Hyndman bu yapıtında Marx‘ın kuramlarından yararlanmış, ama bunu belirtmediği için Marx’i gücendirmişti. Hyndman’dan hoşlanmayan Friedrich Engels, Marx’la Hyndman arasındaki kırgınlığın derinleşmesine bilerek katkıda bulundu. Böylece dönemin en seçkin İngiliz Marksisti ile Marx arasındaki her türlü işbirliği son buldu.

Demokratik Federasyon 1884’te, Sosyal Demokrat Federasyon (SDF) adını aldı. William Morris, John Elliot Burns ve George Lansbury gibi birçok federasyon üyesi Hyndman’ın etkisiyle Marksizme yönelmişti. Ama kısa süre sonra Morris ve arkadaşları SDF’den ayrılarak Engels’in desteğiyle Sosyalist Birlik’i kurdular. Bundan sonra Hyndman’ın İngiltere’deki sosyalist hareket üzerinde etkisi zayıfladı. Ama 1889’da, Londra’daki dok işçileri grevini onun yönettiğinin sanılması üzerine büyük ün kazandı.

İngiltere’ye yönelik bir “Alman tehdidi” nin varlığına inanan Hyndman, I. Dünya Savaşı başlayınca yurtsever ve Fransız yanlışı bir tutum benimsedi. Bu nedenle 1915’te, İngiliz Sosyalist Partisi adını almış bulunan SDF üyeliğinden çıkarıldı. Bunun üzerine, daha sonra yeniden Sosyal Demokrat Federasyon adını alacak olan Ulusal Sosyalist Parti’yi kurdu. Savaş sırasında Gıda Bakanlığında danışmanlık yaptı. Başlıca yapıtı The Evolution of Revolution’dır (1920; Devrimin Evrimi).

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,

David Hume Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

david humeDavid Hume; İngiliz filozofudur (Edinburg 1711 – ay.y. 1776).

İngiliz deneyciliğinin (amprizm) en büyük temsilcilerindendir. Edinburg Üniversitesi’nde felsefe okudu. 23 yaşında Fransa’ya gitti. Dört yıl kaldığı Fransa’dan dönerken, İnsan Doğası Üstüne Bir İnceleme (A Treatise on Human Nature) adlı eserini tamamladı (1738). Çalışmak zorunda olduğundan bir generalin yanında sekreterlik yapmaya başladı. Böylece anakara Avrupası’nda birçok ülkeyi dolaştığı sırada ilk eserindeki düşüncelerini yeniden ele alıp işledi ve yayınlandı: An Enquiry into Human Understanding (İnsan Zihni Üstüne Bir Araştırma) 1748. İngiltere’ye döndüğünde rahatça çalışıp, araştırma yayabileceği bir iş buldu; Edinburg Hukuk Fakültesi Kitaplık Memurluğu. Bu kitaplıkta çalıştığı yıllarda History of England (İngiltere Tarihi) 1755 adlı eserini tamamladı. Bu eserin yarattığı etkiyle üne kavuştu. 1763’te elçilik katibi olarak Fransa’ya gitti. Orada J. J. Rousseau ve ansiklopedicilerle kurduğu yakın dostluk düşünsel zenginleşmesine katkıda bulundu. İngiltere’ye döndükten sonra kısa bir süre. Dışişleri Bakanlığı’nda çalıştı. Buradan ayrılarak Edinburgh’a döndü. Ölene kadar huzurlu ve sessiz bir yaşamı yeğledi.

Hume deneyciliği (amprizm) en önemli, dayanaklarından birini Berkeley felsefesinde bulurken, Locke’un görüşlerinden de önemli etkiler alıp, bunlarda da temellenir. Kalkış noktası “Tasavvurların Kaynağı Nedir?” sorusudur. Hume’a göre bilincin iki içeriği vardır; izlenimler (impressiolar) ve ideler (ideas).

Her türlü düşüncenin, idenin tasarımın kökeninin temel malzemesinin kesinlikle deney olduğunu savunarak, İngiliz deneyci geleneğini doruğuna çıkartır. Hume’a göre izlenimler ilkin bellekte ide durumuna girerler. Fakat her izlenim ide olur olmaz donuklaşır ve canlılığını yitirir. İzlenimlerin ideleri birleştirilirken anımsama mekanizması devreye girer. İşte bu bağlamada doğru ve yanlış olan düşünceler ortaya çıkar. Bilgi insana ilişkindir ve insanda ortaya çıkar. İnsan dış dünyanın varlığını tam olarak bilebilir mi? Doğru bilgi öznesini (obje) tam olarak verebilir mi? Hume’a göre dış dünyanın varlığını tam olarak bilmekten yoksunuz. Çünkü akıl, dış dünyayı kanıtlamak da yetersizdir. Bu nedenle ona yalnızca inanabiliriz. Hume, insanın Rönesans’tan bu yana dayandığı en temel ilke olarak gördüğü nedenselliği şiddetle eleştirir. Ona göre bize, doğada nedenselliği verecek bir izlenim yoktur. Doğada olaylar birbirleri ardından gelirler ve biz bunu algılarız. Ama olayların ardarda gelmeleriyle olayların dene etki ilişkisi içinde olmaları ayrı şeylerdir. Başka bir deyişle, doğadaki olaylar bize neden etki bağlantısına ilişkin izlenim vermezler. Öyleyse nedensellik algılanamaz.

İngiliz aydınlanmasının kuramsal temel dayanağı ve 18. yüzyıl İngiliz felsefesindeki emel bilgi akımı olan Hume deneyciliği ve felsefesi, Kant’ı “dogmanit uykularından uyandırmış” ve Kant felsefesine olduğu gibi çağdaş Pozitivist felsefeye de önemli katkılarda bulunmuştur.

Aydınlanma döneminin en büyük düşünürlerinden biri sayılan Hume, hemen bütün dünyada görüşleri felsefe eğitiminde en başta incelenen filozoflar arasında yer alır. Merkezi Kanada’da bulunan bir uluslararası Hume Derneği ile görüşlerinin araştırılmasına ayrılmış iki dergi vardır.

Başlıca eserleri: Essays Moral, Political and Literary (Ahlak Siyaset ve Edebiyat Denemeleri) 1741, Natural History of Religion (Dinin Doğal Tarihi) 1757.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,

Cemaleddin Mahmud Hulvi Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Cemaleddin Mahmud Hulvi; (d. 1574, istanbul – ö. 1654, İstanbul), Osmanlı mutasavvıf, yazar ve şairdir.

Saray helvacıbaşılarından Ahmed Ağa’nın oğludur. On dört yaşındayken babasıyla birlikte hacca gitti. Dönüşünde bir süre baba mesleği olan helvacılıkla uğraştıktan sonra devlet hizmetine girdi; Divan-ı Hümayun çavuşu oldu. 1599’da Uyvar Seferi’ne katılmadığı için zeameti geri alındı. 1601’de de görevinden ayrılarak kendisini tasavvufa verdi. Yenikapı Mevlevihanesi’nde Sünbüliye tarikatı şeyhlerinden Hasan Zarifi Efendi’ye bağlandı, ondan icazet aldı. 1619’da ikinci kez hacca gitti. Geri dönerken Mısır’ da Gülşeniye Tekkesi’ne konuk oldu ve Gülşenizade Necmeddin Hasan Efendi tarafından inabe ve irşadla görevlendirildi. İstanbul’da bir süre Davud Paşa Camisi vaizliği yaptı. Şeyh Zarifi Efendi’nin ölümünden sonra yerine geçen oğlu İbrahim Efendi ona halifelik verdi ve Şehremini’deki Şirvani Tekkesi’ne şeyh olarak atanmasını sağladı. Hulvi, kendi adıyla da anılan bu tekkede yaşamının sonuna değin şeyhlik etti.

Hulvi, 1609’da yazmaya başlayıp 1621’de tamamladığı en önemli yapıtı Lemezât-ı Hulviyye ez Lemehât-ı Ulviyye’de (1980, 2 cilt) dört halifeyi, mezhep imamlarını, On İki İmam’ı ve Halvetiye tarikatı büyüklerini anlatır. Şiirlerinin yer aldığı Divan’ı, Lâhicî’ nin Gülşen-i Râz Şerhi çevirisi olan Câm-ı Dilnevâz ve Taşlıcalı Yahya‘nın hamsesine nazire olarak yazdığı Hamse öbür yapıtlarıdır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,

Ii Naosuke Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Ii Naosuke

Ii Naosuke; (d. 29 Kasım 1815, Hikone – ö. 24 Mart 1860, Edo [bugün Tokyo], Japonya), Japon devlet adamıdır. ABD ile ilk ticaret anlaşmasını imzalayarak (1858), Japonya’nın Batı’ya açılmasında önemli rol oynamıştır.

Hikone derebeyliğini yöneten güçlü Ii ailesinden geliyordu. Ailesi 17. yüzyılın başlarında Tokugava şogunluğunun kurulmasına yardımcı olan daimyo’lar arasında yer alarak büyük güç kazanmış ve ülke yönetiminde söz sahibi olmaya başlamıştı. Ii ailesinin geleneklerine göre daimyo olan babanın ölümünden sonra ardılı dışındaki bütün erkek çocukları kendilerini evlat edinecek başka bir daimyo ailesi bulmak ya da kendi ailelerinin mülklerinde düşük bir maaşla çalışmak zorundaydılar. Babası Ii Naonaka’ nın ölümünden sonra kendisini evlat edinecek bir aile bulamayan Ii, ailesinin kurduğu bir okulda çalışmaya ve bütün zamanını okumakla geçirmeye başladı. Ayrıca bir samurai (savaşçı) olarak savaş sanatını ve Japonya’nın kültürel geleneklerini öğrendi. Önce ağabeyinin oğlunun, ardından da ağabeyinin (1850) ölümü üzerine, Ii ailesinin başka bir aile tarafından evlat edinilmemiş tek erkek çocuğu olarak Hikano daimyo’su oldu ve böylece ülke siyasetiyle ilgilenme olanağı buldu.

Bu yıllarda ABD, Japonya’nın geleneksel dışa kapalılık politikasından vazgeçip dış dünyaya açılması için baskı yapmaya başlamıştı. ABD’nin bu amaçla 1853’te Matthew Perry’nin komutasındaki bir filoyu Japonya’ya göndermesi ciddi bir bunalıma yol açtı. Tokugava yönetimi, ABD tehdidi karşısında Ii Naosuke ve öteki daimyo’ların görüşlerine başvurdu. Ii, öteki daimyo’ların tersine Batı’ya açılmanın gerekliliğini savundu. Ona göre Japonya Batı’ya karşı direnecek güçte değildi ve ancak dışa açılmanın sağlayacağı olanaklarla güçlenip yeniden dışa kapalılık politikasını izlemeye başlayabilirdi. Amerikalılara karşı koyacak askeri güce sahip olmayan Tokugava yönetimi 1854’te Perry Sözleşmesi’ni imzalayarak iki Japon limanını Amerikan gemilerine açmak zorunda kaldı. Perry Sözleşmesi’nin kapsamına girmeyen ticaret düzenlemelerini yapma görevi, ilk ABD başkonsolosu olarak Japonya’ya gönderilen Townsend Harris’e bırakıldı.

ABD’yle Townsend Harris aracılığıyla bir ticaret antlaşmasının hazırlıklarına girişilmesi ülke içinde büyük tartışmalara yol açtı. Bu tartışmalara bir süre sonra, çocuğu olmayan Tokugava İesada’nın yerine kimin şogun olacağı sorununun yol açtığı bunalım eklendi. Ii 1858’de, genellikle bunalım dönemlerinde atanan ve tairo adı verilen başdanışmanlığa getirilerek hükümetin denetimini ele geçirdi. Ii’nin göreve başlamasından önce şogunluk yönetimi ticaret antlaşmasının imzalanması için imparatorluk mahkemesinden izin istemiş, ama antlaşmaya karşı olan güçler bu iznin verilmesini engellemişti. Ii görüşmelere katılan görevlilere imparatorun izni olmadan antlaşmayı imzalamaları için yetki verdi. Bu olay antlaşmaya karşı çıkan güçlerin tepkisine yol açtı. Öte yandan, Tokugava İesada’nın ardılı olarak Tokugava Nariaki’nin oğluna karşı, İesada’nın kuzeninin küçük yaştaki oğlunu desteklemesi, Ii’ye karşı sürdürülen muhalefetin daha da güçlenmesine neden oldu. Ticaret antlaşmasına karşı çıkan çevreler Nariaki’nin çevresinde birleşerek, Ii Naosuke’yi antlaşmayı imparatorun izni olmadan imzalamakla suçladılar ve Nariaki’nin oğlunun vâris olması için baskı yapmaya başladılar.

Bunun üzerine Nariaki’yi evinde göz hapsine alan Ii, kendisine karşı çıkan daimyo’ ların unvanlarını geri alarak ya da tutuklatıp öldürterek muhalefeti bastırdı. Ama, 24 Mart 1860’ta hizmetkârları ve koruyucularıyla birlikte şogunun sarayına giderken Nariaki’nin adamlarının saldırısına uğradı ve başı kesilerek öldürüldü.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , ,

Béla Imrédy Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Béla Imrédy; (d. 29 Aralık 1891, Budapeşte – ö. 28 Şubat 1946, Budapeşte, Macaristan), 1938-39 yıllarında Macaristan başbakanıdır. Gerici görüşleriyle tanınmış ve II. Dünya Savaşı’nda Nazilerle işbirliği yaptığı için savaş suçlusu olarak idam edilmiştir.

Hukuk öğrenimini tamamladıktan sonra Maliye Bakanlığı’nda çalışmaya başladı. 1928’de Macaristan Merkez Bankası’nın genel müdürü oldu ve bu görevi sırasında çok sayıda uluslararası maliye konferansına katıldı. 1932-35 arasında aşırı sağcı Gyula Gömbös hükümetinde maliye bakanlığına getirildi. Gömbös’ün 6 Ekim 1936’da ölümü üzerine bu görevden ayrıldı ve Merkez Bankası’nın yönetim kurulu başkanı oldu.

Nazi Almanyası’nın Avusturya’yı ilhakından (Mart 1938) sonra 14 Mayıs 1938’de hükümeti kurmakla görevlendirildi. Aşırı sağa karşı önlemler almasına ve Batılı devletlerin desteğini kazanmak için çeşitli girişimlerde bulunmasına karşın, sağcı partilerin toplantı ve basın özgürlüğünü kısıtlayan, Yahudilerin ticaret yapmalarına ve çeşitli meslek dallarına girmelerine sınırlamalar getiren yasaları meclisten geçirmelerine göz yumdu. Dış politikada ise Mihver Devletleri’nden yana bir siyaset izledi. Muhalifleri, Yahudi asıllı olduğunu belgelerle kanıtlayınca, 16 Şubat 1939’da başbakanlıktan istifa etti. Bununla birlikte çeşitli sağcı örgütlerin liderliğini üstlenerek siyasal etkinliklerini sürdürdü ve 1944’te ekonomi bakanlığına getirildi. Bu görevi sırasında Macar ekonomisinin Almanya’nın hizmetine verilmesinde önemli rol oynadı. Savaş sonunda Halk Mahkemesi’nde yargılandı ve suçlu bulunarak idam edildi.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , ,

Bizans İmparatorları İoannes’ler Hayat Hikayeleri

İoannes I Tzimiskes (d. 925 – ö. 10 Ocak 976, Konstantinopolis [İstanbul]), 969-976 arasında Bizans imparatorudur. Balkanlar ve Suriye’yi egemenliği altına alarak imparatorlukta düzeni sağlamıştır.

Soylu bir Ermeni ailesinden gelen İoannes, sonradan II. Nikephoros Phokas unvanıyla imparator olan ünlü komutan Nikephoros’ un anne tarafından yakınıydı. İmparatorluk ordusunda Nikephoros’la birlikte Kilikya ve Suriye’de Araplara karşı savaştı. Nikephoros’un tahta çıkmasına katkısından dolayı, doğudaki Bizans kuvvetlerinin başkomutanlığına getirilerek ödüllendirildi. Ama tahtı ele geçirebilmek için, metresi olan Nikephoros’un karısı Theophano’yla birlikte bir komplo düzenledi. Nikephoros Aralık 969’da öldürüldü. İoannes tahta çıkabilmek için, Konstantinopolis patriği Polyeuktos’un zorlamasıyla nedamet getirdi ve Theophano’yu bir manastıra kapattı, Nikephoros’un katillerini de cezalandırdı.

I. İoannes, diplomasi alanındaki becerisiyle askeri gücü birleştirerek imparatorluğu güçlendirdi. Ülke içinde iktidarına yönelik tehditleri ortadan kaldırmak amacıyla 970’te tahtın meşru vârisi VII. Konstantinos Porphyrogennetos’un kız kardeşi Theodora ile evlendi. 971’de Bizans’a saldıran Bulgarları püskürttü, ordusuyla Bulgar başkentine girerek çarı tutsak aldı, Bulgarları Bizans’ın vasalı olmaya zorladı. Temmuz 971’de Rus prensi Svyatoslav’ı yenilgiye uğratarak Bizans’a kuzeyden yönelen tehdide son verdi. Bizans’ın batıdaki konumunu korumak amacıyla, bir akrabasının sonradan Kutsal Roma-Germen imparatoru olan Otto’yla evlenmesini sağladı. Ardından doğuya yöneldi. 974-975’te Antiokheia (Antakya), Damaskos (Şam) ve Suriye’deki öteki kentleri ele geçirerek Antiokheia çevresindeki Fatımi etkinliğini kırdı. Kudüs’ü de geri almaya çalışan İoannes’in tifodan öldüğü sanılmaktadır.

Ioannes II Komnenos (d. 1088 – ö. 8. Nisan 1143), 1118-43 arasında Bizans imparatorudur.

Arapların, Selçukluların ve Haçlıların ele geçirdiği tüm önemli Bizans topraklarını geri almak için mücadele etmiştir.

İmparator I. Aleksios Komnenos ile Eirene Dukas’ın oğluydu. Gösterişsiz bir saray yaşamını yeğleyerek, hükümdarlık döneminin büyük bölümünde askerlerinin başında bulundu. İmparatorluk topraklarında Venediklilere tanınmış ticari ayrıcalıklara son vererek Bizans maliyesini güçlendirmeye çalıştı. Ama 1126’da uğradığı bir yenilginin ardından bu ayrıcalıkları yeniden tanımak zorunda kaldı. 1120’ler boyunca Peçenek, Macar ve Sırp saldırılarına karşı koydu. 1130’da Sicilya’nın Norman kralı Iİ. Ruggiero’ya karşı Germen imparatoru II. (III.) Lothar’la ittifak yaptı.

Hükümdarlığının bundan sonraki döneminde gözünü doğuya çevirdi. 1135’te Meli-tene’deki (bugün Malatya) Danişmendli Beyliği’ni yenilgiye uğrattı. İki yıl sonra Kilikya’nın tamamını fethetti ve ardından Antiokheia (Antakya) hükümdarı Poitiers’li Raimond’u Bizans’ın vaşak olmaya zorladı. II. İoannes ile Raimond Suriye’deki Selçuklu atabeglerine karşı birleştilerse de büyük bir başarı kazanamadılar. II. İoannes Antiokheia’yı ele geçirmek üzere 1143’te Suriye’den döndü. Dördüncü oğlu Manuel’i tahtın vârisi ilan ettikten sonra bir av kazasında yaralandı ve öldü.

Ioannes III Dukas Vatatzes (d. 1193, Didymoteikhos [Dimetoka], Bizans İmparatorluğu – ö. 3 Kasım 1254), 1222-54 arasında Nikaia (İznik) imparatorudur. Konstantinopolis’in (İstanbul) Latin imparatorlarından geri alınarak Bizans İmparatorluğu’nun yeniden kurulmasına giden yolu hazırlamıştır.

Bizanslı soylu bir aileden geliyordu. Nikaia imparatoru I. Theodoros Laskaris’in kızı Eirene’yle evlenerek Theodoros’un ölümünden sonra imparator oldu. Ama Theodoros’un kardeşleri Aleksios ve İsaakios’un İoannes’in hükümdarlığına karşı çıkmaları üzerine iç savaş patlak verdi. Bu savaştan galip çıkan İoannes, Aleksios ile İsaakios’u hapse attırarak gözlerini kör ettirdi (1223). 1225’te de rakiplerini destekleyen Latin kuvvetlerini yenilgiye uğratarak Anadolu’ya egemen oldu. Ardından Epeiros (Epir) despotu Theodoros Dukas’la savaştı ve Thessalonike’yi (Selanik) aldıktan sonra kendini Bizans imparatoru ilan etti (1225). Aynı yıl, Hadrianopolis’i de (Edirne) almaya çalıştı, ama bu kez Theodoros’un birlikleri karşısında ağır bir yenilgiye uğradı. Bunun üzerine Bulgar kralı II. İvan Asen’le anlaştı ve 1230’daki çarpışmada Theodoros’u yenilgiye uğrattı, 1235’te de Konstantinopolis’i kuşattı. Ama Nikaia’nın gitgide bir tehdit kaynağı durumuna geldiğini gören II. İvan Asen, III. İoannes’e savaş açtı. 1237’de bir barış yapıldıysa da 1241’de Asen’in ölümünden sonra III. İoannes Bulgaristan’da bazı toprakları ilhak etti ve Epeiros Despotluğu’ na yeniden savaş açtı. 1242’ye gelindiğinde, Epeiros topraklarından önemli bir bölümünü fethetmiş ve Epeiros Despotluğu’na süzerenliğini kabul ettirmişti. III. İoannes, Avrupa’daki öteki hükümdarlarla anlaşmalar yaparak Latinlerin elindeki Konstantinopolis’i gitgide daha çok yalnızlığa itti. Yaklaşık 1250’de, Konstantinopolis’in yeniden fethine yardım etmesi karşılığında Kutsal Roma-Germen imparatoru II. Friedrich’in vasalı olmayı kabul etti. Anlaşma, İoannes’in imparatorun kızıyla evlenmesiyle pekiştirildiyse de sonuç vermedi. İoannes, Latinlerin Konstantinopolis’ ten ayrılmaları karşılığında Doğu ve Batı kiliselerinin birliğini sağlamaya söz vererek papalıkla da anlaşmaya çalıştı ama başarılı olamadı.

III. İoannes, Nikaia İmparatorluğu’nu ekonomik açıdan kendine yeterli kılmaya çalıştı. Tarım ve hayvancılığın gelişmesini sağladı, hastaneler ve yoksul evleri yaptırdı, ayrıca Nikaia’nın kültür yaşamının gelişmesi için çalıştı. Halkın sevdiği bir hükümdar olması ve iyiliğiyle ünlenmesi, ölümünden yarım yüzyıl sonra Doğu Kilisesi’nin azizleri arasına alınmasını sağladı.

İoannes IV Laskaris (d. 1250 – ö. 1261 ?), Nikaia (İznik) imparatorudur. Çocuk yaşta kısa bir süre tahtta kalmıştır. Nikaia imparatoru II. Theodoros Laskaris’ le (hd 1254-58) Bulgar çan II. İvan Asen’in kızı Helene’nin oğluydu. Babası öldüğünde sekiz yaşında olduğu için naipliği Theodoros’ un güvenilir dostu Georgios Muzalon üstlendi. Ama Muzalon, Theodoros’un ölümünden dokuz gün sonra Mikhail Palaiologos’un yandaşlarınca öldürüldü. Naipliği ele geçiren Mikhail kendisini imparator ilan etti ve Aralık 1258’de İoannes’le birlikte tahta çıktı. Ağustos 1261’de, kendisine bağlı birliklerin Konstantinopolis’i (İstanbul) Latinlerden kurtarmasından sonra Ayasofya’da tek başına Bizans imparatoru olarak taç giydi. 1258’den beri geriye itilmiş olan IV. İoannes Bitinya’da bir kaleye tutsak olarak kondu ve gözleri kör edildi.

İoannes V Palaiologos (d. 1332 – ö. 16 Şubat 1391), 1341-91 arasında Bizans imparatorudur. İmparatorluğu kurtarma çabalarına karşın iç savaşları ve Osmanlı egemenliğinin giderek yaygınlaşmasını engelleyememiştir. Babası III. Andronikos öldüğünde henüz dokuz yaşında olan İoannes’in naipliği konusunda ana imparatoriçe Savoialı Anna’yla VI. İoannes Kantakuzenos arasında anlaşmazlık çıktı. Bunun yol açtığı iç savaş sonucunda Kantakuzenos 1347’de Konstan-tinopolis’te V. İoannes’le birlikte taç giydi. Kantakuzenos’un kızı Helene’yle evlendiği halde ona karşı Venediklilerle ittifak kuran İoannes, Kantakuzenos’u 1354’te tahttan çekilmeye zorladı. Osmanlılar Mart 1354’te Gelibolu’yu işgal ederek Konstantinopolis’i (İstanbul) tehdit etmeye başlayınca İoannes Batı’dan yardım istedi; bunun karşılığında Bizans ile Roma kiliseleri arasındaki bölünmeyi sona erdirmeye söz verdi. Papaların, İoannes’in Roma’nın üstünlüğünü tanıması durumunda bir haçlı seferi düzenlemeye söz vermelerine karşın bu sefer hiçbir zaman gerçekleşmedi. Bu arada Sırplar ve Osmanlılarla yürütülen savaşların Bizans hazinesini boşaltması nedeniyle İoannes Venediklilerden borç almak zorunda kalmıştı. 1369’da Venedik’i ziyaret ettiği sırada borçlarını ödemediği için tutuklandı.

1371’de Osmanlılar Makedonya’nın büyük bölümünü ele geçirince İoannes Osmanlıların süzerenliğini kabul etmek zorunda kaldı. Oğlu IV. Andronikos 1376’da Konstantinopolis’e egemen olarak babasını tutsak aldı. İoannes 1379’da Osmanlıların yardımıyla tahtı yeniden ele geçirdi. Ama Konstantinopolis’i çevreleyen surlan tahkim etmesine izin vermeyen Sultan I. Murad, İoannes’i, o sırada Osmanlı sarayında yaşayan oğlu ve ardılı II. Manuel Palaiologos’u kör etmekle tehdit etti. İoannes, Manuel’e, Osmanlı süzerenliği altında küçülmüş ve güçsüz imparatorlukla korkudan bezmiş bir halk bıraktı.

İoannes VI Kantakuzenos (d. 1292 – ö. 15 Haziran 1383, Mistra, Bizans İmparatorluğu), Bizans imparatoru ve tarihçidir. V. İoannes Palaiologos’a karşı giriştiği taht kavgasında Osmanlıların yardımına başvurması, imparatorluk topraklarının Osmanlı denetimine girmesini hızlandırmıştır.

III. Andronikos’un başdanışmanı olan Kantakuzenos, imparatora 1328’de dedesi II. Andronikos’u tahttan uzaklaştırması için yardım etmişti. 1328-41 arasında ülkenin iç ve dış politikasını imparator adına Kantakuzenos yönetti. III. Andronikos’un bir yargı reformu yapması için çaba harcadı ve imparatorluk donanmasının yeniden kurulmasını sağlayarak Cenevizler ile Venediklilerden bağımsız bir ticaret filosu oluşturmaya çalıştı. Sırplara karşı savaşta büyük başarı elde etti ve 1337’de Yunanistan’ın batısındaki Epeiros (Epir) Despotluğu’nun imparatorluk topraklarına katılmasını sağladı.

III. Andronikos 15 Haziran 1341’de ölünce, Kantakuzenos çocuk yaştaki V. İoannes’in naipliğini elde etmeye çalıştı. Ama Trakya’da Sırplarla savaşmak üzere Konstantinopolis’ten (İstajibul) ayrıldığında, V. İoannes’in annesi Savoialı Anna önderliğindeki düşmanları tarafından hain ilan edildi ve yandaşlan hapse atıldı.

Buna karşın Kantakuzenos 26 Ekim 1341’de Didymoteikhos’ta kendisini imparator ilan etti. 1343-45 arasında Osmanlılarla ittifaklar kurdu ve kızını Orhan Bey’le evlendirdi. Şubat 1347’de Osmanlıların yardımıyla Konstantinopolis’te iktidarı ele geçirdi ve mayısta V. İoannes’le birlikte taç giydi.

Kantakuzenos, VI. İoannes adıyla 10 yıl hüküm sürdükten sonra tahttan çekilip iktidarı tek başına V. İoannes’e bırakmayı kabul etmişti. Bu anlaşmayı pekiştirmek için kızı Helene’yi V. İoannes’le evlendirdi. Ama 1354’e doğru hükümdarlığını sürdürme hevesine kapılan Kantakuzenos oğlu Matheos’a taç giydirerek onu iktidarına ortak etti. Bunun üzerine V. İoannes Venediklilerden yardım istedi ve 1354’te Konstantinopolis’i geri aldı. Tahttan çekilmek zorunda kalan Kantakuzenos bir manastıra kapandı. Burada, 1320-57 arasındaki döneme ilişkin çok değerli tarihi bilgiler içeren anılarını yazdı.

İoannes VIII Palaiologos (d. 1390 – ö. 31 Ekim 1448, Konstantinopolis [İstanbul]), 1421-48 arasında Bizans imparatorudur. İmparatorluğun son topraklarını da tümüyle ele geçirmek üzere olan Osmanlılara karşı Batı’ nın yardımına başvurmuştur.

II. Manuel Palaiologos’un oğluydu. 1421’de tahtı babasıyla paylaşmak üzere taç giydi. İoannes, Konstantinopolis ile yakın çevresindeki bir bölgeyi yönetirken, kardeşleri parçalanmış imparatorluktan geriye kalan Peloponnesos’la Karadeniz kıyısındaki bazı bölgelerin başında bulunuyordu. Temmuz 1425’te babasının ölümünden sonra İoannes tek başına imparator oldu.

Osmanlı sultanı II. Murad Haziran 1422’de Konstantinopolis’i kuşatmıştı. Mart 1430’da Thessalonike (Selanik) de Osmanlıların eline geçince İoannes Batı’dan yardım istedi. 1437’de İtalya’ya giderek Ferrara-Floransa Konsili’nde Bizans ve Roma kiliseleri arasında bir birlik sağladı (1439). Ama bu arada Batılıların Osmanlı ilerlemesini durdurma çabaları sonuçsuz kaldı; kilise birliği de papalığın egemenliği altına girmek istemeyen Bizanslı din adamları arasında kargaşaya yol açtı. Taht kavgaları ve Ekim 1448’de Osmanlıların II. Kosova Savaşı’nda Macarları yenmesi çöküntü içindeki imparatorun ölümünü hızlandırdı.

İoannes XI Bekkos (d. y. 1235, Nikaia [bugün İznik], Nikaia İmparatorluğu – ö. Mart 1297, Nikomedeia [bugün İzmit], Bizans İmparatorluğu), 1275-82 arasında Konstantinopolis (İstanbul) patriğidir. Katolik ve Ortodoks kiliselerinin birleşmesini savunan Bizanslıların önde gelen sözcüsüdür.

Ortodoks ve Katolik kiliselerinin birliğine karşı çıkan Patrik Arsenios’un (1255-65) arşivcisi ve yardımcısıydı. Önceleri Katolik Kilisesi’yle birleşmeye karşı çıkarak birlik yanlısı İmparator VIII. Mikhail Palaiologos’a karşı patrikle aynı tutumu benimsedi. Ama imparator sonunda İoannes’i ikna etti ve ona birliğin zeminini hazırlamak üzere bazı diplomatik görevler verdi. Papa X.Gregorius’un Doğu-Batı birliğinin koşullarını araştırmak amacıyla topladığı konsiller sırasında Bekkos bir kez daha birliğe karşı çıkınca İmparator Mikhail tarafından hapse atıldı. Hapiste geçirdiği dönemde kilisedeki bölünmenin kaynaklannı, ayrıca Doğu ve Batı ilahiyatını inceleyen İoannes, bundan sonra birleşmeyi ateşli biçimde savunmaya başladı. 1274’teki II. Lyon Konsili’nde birlikle ilgili ilk görüşmeler yapıldı.

Birliğe karşı çıkan Patrik I. İosephos’un görevden çekilmesi üzerine Mayıs 1275’te bu göreve Bekkos getirildi. Ama gerek Ortodoks, gerek Katolik kiliselerinde birlikle ilgili tereddütler doğunca, Bekkos’un birlik yanlısı kararlı tutumu, Ortodoks manastırların ve imparatorun şiddetli tepkisiyle karşılaştı. Bekkos bunun üzerine 1279’da patriklikten çekildi. Ama imparator bu kez siyasal nedenlerle birliği desteklemeye başlayınca Bekkos yeniden göreve getirildi. VIII. Mikhail’in 1282’de ölmesi ve birliğe karşı çıkan II. Andronikos Palaiologos’un tahta çıkması üzerine, Roma’yla ilişkiler koptu ve Bekkos bir daha dönmemek üzere görevden ayrıldı.

Sürgünde kaldığı sürece, onun yerine patriklik görevine getirilen II. Gregorios başta olmak üzere Katolik düşmanı Ortodoks ilahiyatçılara karşı şiddetli polemikler kaleme aldı. Bu nedenle Nikomedeia’ya sürülerek başkentten daha da uzaklaştırıldı; buna karşın uzlaşmaya yanaşmaması 1289’da Gregorios’un görevinden uzaklaştırılmasına yol açan etkenlerden biri oldu.

Bekkos’un başlıca yapıtları arasında, Kilise Babalarının Kutsal Ruh ilahiyatıyla ilgili yazılarından bir derleme olan Epigraphai (Toplu Metinler), eski ve yeni Roma kiliselerinin birliği üzerine bir kitapçık ile papalığın üstünlüğünün tanınmasını öneren çeşitli polemikler yer alır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Mitolojide İo Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

İo, Yunan mitolojisinde, Argos kentinin Irmak Tanrısı İnakhos’un kızıdır. Kallithyia adıyla Zeus’un karısı Hera’nın ilk rahibesi olarak kabul edilir. İo’ya âşık olan Zeus, Hera’nın gazabından korumak için onu beyaz bir ineğe dönüştürür. Hera, Zeus’u ineği kendisine vermeye ikna eder ve onu gözlemesi için de Argos Panoptes’i görevlendirir. Bunun üzerine Zeus, Argos’u uyutup öldürmesi için Hermes’i gönderir. Hera da İo’yu rahatsız etmek için bir atsineği yollar. İo, atsineğinden kurtulmak için kıtadan kıtaya gezer, İon Denizini aşar, İstanbul Boğazı’nı (Yunanca Bosporos: “Sığır Geçidi”) yüzerek geçer ve sonunda Mısır’a varır. Orada yeniden insan biçimine girer ve Epaphos’u dünyaya getirir.

İo bu yüzden Mısır tanrıçası İsis ile, Epaphos da boğa tanrı Apis ile özdeşleştirilmiştir. Aynı efsaneye göre, Epaphos Hera’ nın buyruğuyla Suriye’ye Byblos’a kaçırılır, ama İo sonunda Epaphos’u bulur. Efsanenin bu bölümünde İo ile Kenan tanrıçası Astarte arasında ilişki kurulur. Aslında, efsanenin hem Mısır, hem de Suriye’ye ilişkin bölümleri Doğu ile karşılıklı ilişkiyi ve yabancı tanrılar ile Eski Yunan tanrılarının özdeşleştirilmesini yansıtır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , , ,

Guru Amar Das Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Amar Das; (d. 1479, Khadur?, Hindistan -ö. 1574, Goindval), üçüncü Sih gurusu. Yetmiş üç yaşında guru olan Amar Das, Pencap’ı 22 Sih dinsel bölgesine ayırması ve Sih inanışını yaymak için başka yerlere misyonerler göndermesiyle tanınır. Bütün Sihlerin düzenli aralıklarla bir araya gelmesinin inançlarını güçlendireceğini düşünerek, yılda üç şenlik yapılmasına karar verdi. Bilgeliği ve dindarlığı nedeniyle büyük saygınlık kazandı. Babürlü imparatoru Ekber’in bile onun öğütlerine başvurduğu ve Sihlerin kast sistemi uygulanmayan langar’ından (açık “mutfak”) yemek yediği söylenir. Amar Das’ın yönetimi altında Goindval kenti Sih inancının bir öğrenim merkezi haline geldi.

Guru Amar Das, çilecilik ve hazcılık biçimindeki aşırı uçların ortasını bulan bir yaşam biçimini savundu ve sıradan aile bireyi yaşantısını yüceltti. Kişi böylelikle hem refaha ulaşabilir, hem de Tanrı’yı hoşnut edebilirdi. Amar Das toplumsal reformlar çerçevesinde langar uygulamasını daha da yaygınlaştırdı ve kendisini görmek isteyen herkesin önce mutfakta yemek yemesini kural haline getirdi. Sih dinini Hindu alışkanlıklarından arındırdı; kastlararası evliliği destekledi ve dulların yeniden evlenmelerine izin verdi. Ayrıca Sihlerin, dul kadının kocasının cesediyle birlikte kendisini yakması biçimindeki Hindulara özgü sati uygulamasından kesinlikle kaçınmalarını istedi.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , , ,

Florentino Ameghino Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Florentino Ameghino; (d. 19 Eylül 1853, Moneglia, Sardinya Krallığı – ö. 6 Ağustos 1911, La Plata, Arjantin), paleontolog, antropolog ve jeologdur. Arjantin pampalarında keşfettiği fosiller, 19. yüzyıl sonlarında ABD’nin batısında bulunanlar kadar önemlidir.

Ameghino henüz küçük bir çocukken, ailesi Arjantin’e göç etti. Fosil biriktirmeye çok genç yaşta başlayan Ameghino çok geçmeden fosillerin sınıflandırılmasıyla da uğraştı. Ama Güney Amerika’da yayımlanan bilimsel dergiler onun bu konuya yaptığı katkılarla ilgilenmediler. Ancak Journal de Zoologie’nin yayın yönetmeni Fransız paleontolog ve zoolog Paul Gervais ile sürdürdüğü yazışma Ameghino’nun uluslararası alanda tanınmasına yardımcı oldu. Ameghino 6 bin soyu tükenmiş hayvan fosili keşfetti. 1884’te Cördoba Üniver-sitesi’ne zooloji profesörü olarak atandı. La Plata Ulusal Universitesi’nde de jeoloji ve mineraloji profesörlüğünü yaptı (1887).

Ameghino, Avrupa’da üç yıl geçirmesine karşın, bilimin o dönemde ulaştığı noktaya uzak kaldı. Bu nedenle de fosiller konusundaki bazı keşiflerini yanlış yorumladı; geliştirdiği köktenci antropolojik kuramlara ciddi eleştiriler yöneltildi. Tezlerinden biri, insan da içinde olmak üzere, bütün memelilerin Arjantin pampalarından türediğiydi. Bu savları, öğretim görevlerinden uzaklaştırılmasına yol açtı. Adı çevresinde oluşan yoğun kuşku nedeniyle çalışmalarının gerçek değeri başka paleontologlarca ancak yaşamının son yıllarında anlaşılabildi. 1902-11 arasında Buenos Aires’teki Doğa Tarihi Müzesi’nin müdürlüğünü yapan Ameghino 1906’da jeoloji profesörü olarak yeniden La Plata Ulusal Üniversitesi’ne atandı. Obras completas y correspondencia científica de Florentino Ameghino (1913-36, 24 cilt, Florentino Ameghino’nun Bütün Yapıtları ve Bilimsel Yazışmaları) adlı yapıt onun 200’e yakın monografisini ve anılarını kapsar.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,

İbrahim Müteferrika Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

İbrahim Müteferrika; (d. y. 1670, Kolozsvâr [bugün Cluj, Romanya] – ö. 1745, İstanbul), Osmanlı Devleti’nde ilk basımevini kuran ve 18. yüzyılda başlatılan öteki yenilikçi girişimlere katkılarıyla tanınan Macar asıllı Osmanlı yayımcı ve devlet adamıdır.

Gençliği Erdel Prensliği’nde geçti. Kalvenci Kilise’ye bağlı olarak din öğrenimi gördü. Bir söylentiye göre, Habsburgların Erdel’e saldırısı sırasında, Erdel prensi Imre Thököly ile birlikte Osmanlılara sığındı. Bir başka söylentiye göreyse, Erdel’de Osmanlı akıncılarınca tutsak edilerek İstanbul’da satıldı. Daha sonra Müslümanlığı kabul ederek kölelikten kurtuldu. Devlet hizmetine girerek müteferrikalığa yükseldi. 1710’da kaleme aldığı Risale-i İslamiye (1982) adlı yapıtıyla saray çevresinde tanındı. Hâcegân rütbesine yükseltildi ve çeşitli görevlerle 1715’te Viyana’ya, 1716’da Belgrad’a gönderildi. Avrupa’da bulunduğu sırada yayımcılık ve yeni baskı teknikleri konusunda gözlemlerde bulunan İbrahim, 1726’da Said Mehmed Efendi ile birlikte, İstanbul’da bir basımevi kurmak için başvurdu. Basımevinin yararlarını, sağlayacağı kolaylıkları anlatan ve sonradan “Vesiletü’t-Tıbaa” adıyla anılan bir rapor hazırladı. 1727’de konağında ilk basımevini açtı. İlk olarak Ocak 1729’da Vankulu Lügati’nın basımı gerçekleştirildi. Daha sonra aralarında Kâtip Çelebi’nin Cihannüma’sının da (1732) bulunduğu 17 kitap yayımlandı. Basılan yapıtların birçoğunun çevirilerini, eklerini, önsözlerini ya da çizimlerini İbrahim Müteferrika kendisi hazırladı. Bir iyileştirme programı olarak I. Mahmud’a sunduğu Usulü’l-Hikem fi Nizami’l-Ümem (1732) adlı yapıtında Avrupa ülkelerindeki yönetim biçimlerini, yeni savaş ve askerlik yöntemlerini anlattı; Osmanlı ordusundaki düzeni ve bazı uygulamaları eleştirerek reform önerilerinde bulundu.

Said Mehmed Efendi’nin ayrılmasından sonra İbrahim Müteferrika basımevinin yönetimini tek başına üstlendi. Bu arada bazı diplomatik ve askeri görevler de yürüttü. 1737-39 arasında Avusturya’ya ve Rusya’ya karşı Osmanlı-Fransız ittifakının geliştirilmesinde önemli rol oynadı. 1734’te de Humbaracı Ahmed Paşa ile birlikte Osmanlılarla İsveç arasındaki görüşmelere katıldı. Oradan döndükten sonra Yalova’da bir kâğıt fabrikası kurdu. Uzun süren bir hastalık sonunda öldü ve Kasımpaşa’da Aynalı-kavak’ta gömüldü. Mezarı 1942’de Galata Mevlevihanesi’ne taşındı.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,

İbn İyas Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

İbn İyas; asıl adı Ebu’l-Berekat Muhammed Bin Ahmed (d. 9 Haziran 1448, Kahire – ö. y. 1524, Kahire), Memlûklerin son döneminde yetişmiş Mısırlı tarihçidir.

Yaşamına ilişkin ayrıntılı bilgi yoktur. Büyük dedesi Özdemir el-Haznedar Mısır’da önemli görevler üstlenmiş, Trablus, Şam ve Halep valiliklerinde bulunmuştur. Babası Ahmed bin İyas ise Evladü’n-Nâs adı verilen askeri örgütte görev almıştır. İbn İyas’ın en önemli yapıtı, kapsamlı bir Mısır tarihi olan Bedai’z-Zuhur fi Vekai’d-Duhur’dur (1884-88, 3 cilt). İbn İyas bu yapıtında firavunlar döneminden Memlûkler dönemine değin geçen olayları yüzeysel biçimde ele almış, Kayıtbay’ın hükümdarlığından başlayarak ayrıntılı bilgilere yer vermiştir. Yüksek dereceli memurların yaşamöyküleri ile dönemin önde gelen kişileri hakkında bilgiler içeren yapıt, maliye örgütündeki bozuklukları ye topçuluk üzerine eleştirileri de kapsar. İbn İyas’ın öbür yapıtları arasında, 19. yüzyılda Avrupalı bilginlerin önemli ölçüde yararlandığı kozmografi kitabı Neş-kü’l-Ezhar fi Acaibi’l-Aktar ve pek bilinmeyen tarih kitabı Nüzhetü’l-Umam fi’l-Acaib ve’l-Hikem vardır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Huang Zongxi Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Huang Zongxi; (d. 24 Eylül 1610, Yuyao, Zhejiang yönetim bölgesi – ö. 12 Ağustos 1695, Yuyao, Çin), Çin’de Qing (Mançu) döneminin (1644-1911/12) başlarında yaşamış seçkin bilgin ve reformcudur. Çin siyasal sisteminin aşırı otoriter yapısını eleştirmiş, yapıtları 20. yüzyıl başlarında Çinli reformcularca yeniden ele alınmıştır.

Ming hanedanından ünlü bir bilgin-reformcunun oğlu olan Huang, sonraki Qing hanedanına hizmet etmeyi reddetti. Güney Çin’ de Ming hanedanının direnmeyi sürdüren son üyeleriyle birlikte savaştı. Yenilgi üzerine siyasetten uzaklaşarak bilimsel araştırmalara yöneldi. İlgi alanları arasında matematik, coğrafya, takvim bilimi, edebiyat ve felsefe de bulunmakla birlikte, tarih araştırmalarında kişisel ve ahlaksal ölçütler yerine nesnelliği geliştirmeye çalışan Zhejiang okulunun kurucusu olarak ün kazandı. Bu okulun yandaşları yalnızca ilkçağ araştırmalarının değer taşıdığı yolundaki Çin inancının tersine yakın tarihin incelenmesine de önem verdiler.

Huang ilk önemli yapıtı Mingyi daifang lu’da (1662; Prens İçin Bir Plan) Çin tarihindeki despotluğu eleştirdi. İlkçağdaki başkanlık kurumunun, imparatorun iktidarını paylaşacak bir makam olarak canlandırılmasını istedi. İmparatorluk sarayında, eğitimde, kamu personeli seçiminde, orduda ve vergi sistemlerinde reforma gidilmesini önerdi. Ayrıca yasalarda reform yapılarak hukukun despot rejimlerin keyfi buyrukları yerine kişilere bağlı olmayan adaleti yansıtmasının sağlanması gerektiğini savundu. Mingru Xuean (1676; Ming Konfüçyüsçüleri Üzerine İnceleme) adlı yapıtı Çin felsefesinin ilk sistemli tarihi sayılır. 1846’da yayımlanan Song Yuan Xuean (Sung ve Yuan Konfüçyüsçüleri Üzerine İnceleme) adlı kitabı da tamamlanmamış olmakla birlikte Song (960-1279) ve Yuan (1206-1368) dönemlerindeki Çin düşüncesinin sistemli bir incelemesi niteliğindedir.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , ,

Jean Orry Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Jean Orry; (d. 4 Eylül 1652, Paris – ö. 29 Eylül 1719, Paris, Fransa), gerçekleştirdiği reformlarla İspanya’da merkeziyetçi ve bir-örnek bir yönetimin kurulmasına katkıda bulunan Fransız iktisatçıdır.

Fransa kralı XIV. Louis, torunu V. Felipe’nin İspanya tahtına çıkmasından (Kasım 1700) hemen sonra Orry’yi, krallığın parasal durumu hakkında bilgi edinmek üzere İspanya’ya gönderdi. Raporunda mali yönetimin merkezileştirilmesini, ayrıca soyluların egemen olduğu kraliyet konseyleri yerine Fransa’dakine benzer bakanlıkların kurulmasını öneren Orry, önce ordunun mali işlerinin başına getirildi. Vergileri yeniden düzenleyerek gelirleri yükseltmenin yanı sıra, İspanya Veraset Savaşı (1701-14) sırasındaki harcamaları karşılayacak çeşitli önlemler aldı. Yasalara aykırı olarak el konmuş krallık mülklerinin geri alınmasını sağladı. Savaş ve mali işler bakanlığının kurulmasına ön ayak oldu. 1706 yazında Fransa kralının çağrısı üzerine İspanya’dan ayrıldı. Nisan 1713’te geri döndükten sonra kralın gözdesi Ursins prensesiyle birlikte fiilen ülke yönetimini eline aldı. Mali işleri merkezi yönetime bağlama çabalarını sürdürdü. Ayrıca kraliyet konseylerini, politikalarını destekleyecek yeni üyelerle genişletti ve doğrudan kendisine bağlı dört yeni devlet bakanlığı oluşturdu. Merkezden atanan valiler aracılığıyla denetim altında tutulan birörnek bir yerel yönetim sistemi getirdi. Ama reformları henüz yerleşmeden görevden alınarak İspanya’dan ayrılması istendi (7 Şubat 1715).

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , , ,

Bertil Ohlin Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Bertil Ohlin; (d. 23 Nisan 1899, Klippan – ö. 3 Ağustos 1979, Vâlâdalen, İsveç), İsveçli iktisatçı ve siyaset adamıdır. Uluslararası ticaretin dinamikleri konusundaki modern iktisat kuramının kurucusu sayılır. 1977’de Nobel Ekonomi Ödülü’nü James Meade ile paylaşmıştır.

Lund Üniversitesi’nde, ardından da Stockholm Üniversitesi’nde Eli Heckscher’in yanında öğrenim gördü. 1922’de, ticaret kuramıyla ilgili tezini sundu. Bir süre Oxford ve Harvard’da araştırmalar yürüttü. Harvard’ da Frank Taussig ve John H. Williams’dan etkilendi. 1924’te Stockholm’de bölgelerarası ticaret konusundaki doktorasını tamamladı. Yirmi beş yaşında Kopenhag Üniversitesi’nde profesör oldu. 1930’da Stockholm’ de Heckscher’in yerini aldı. Aynı tarihte J.M. Keynes’in görüşüne karşı çıkarak Almanya’nın savaş tazminatı ödeyebilecek durumda olduğunu savundu. Almanya’nın I. Dünya Savaşı’ndan sonra ödediği savaş tazminatlarına ilişkin bu tartışma, tek yanlı uluslararası ödemelerle ilgili kuramın gelişmesini önemli ölçüde etkiledi.

Heckscher’in yaklaşımına dayalı bir uluslararası ticaret kuramı geliştiren Ohlin Interregional and International Trade (1933; Bölgelerarası ve Uluslararası Ticaret) adlı yapıtıyla uluslararası alanda ünlendi. Heckscher-Ohlin kuramı olarak tanınan bu yaklaşım, korumacılığın gerçek ücretler üzerindeki etkileri konusundaki çalışmalara temel oluşturdu. “Stockholm iktisat okulu”nun bir üyesi olarak, Knut Wicksell’in kurduğu temel üzerinde, makroiktisat politikaları ve toplam talep konularında kuramsal araştırmalar yürüttü. Bu araştırmalarıyla Keynes’in gelecekteki çalışmalarına öncülük etti.

1944-67 arasında Liberal Parti’nin başkanlığını yaptı. Kısa bir süre kamu görevinde bulundu. 1944-45 yıllarında savaş hükümetinde ticaret bakanlığı yaptı.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , , ,

Ünlü Biyologların İsimleri ve Hayatları

Antoni Van LeeuwenhoekANTONI VAN LEEUWENHOEK 1632-1723

Çoğu bilimadamlarının zengin, eğitimli oldukları ve bilimsel eserlerin yazıldığı latinceyi bildikleri bir çağda bu Hollandalı sepetçinin oğlu dezavantajlı bir durumdaydı. Van Leeuwenhoek latince bilmiyordu, eğitim görmemişti ve bir dükkanda çalışıyordu ama yine de biyolojide devrim yaratmıştır. Kendi mikroskoplarını yapmak için çok üstün kalite mercek yontmuş (on tanesi zamanımıza kadar gelmiştir) ve bunlarla havuz suyunda ve insan tükürüğündeki bakteri ve protozoaları keşfetmiştir. 1677’de insanlardaki spermaları keşfetmiştir. Pek çok kişinin küçük böceklerin buğday tanelerinden ve kumlardan çıktığını sandığı bir çağda bunların küçük yumurtalardan çıktıklarını kanıtlamıştır. Ayrıca karıncaların yaşam döngüsünü tanımlamış, yumurta, pupa ve larva aşamalarının nasıl oluştuğunu göstermiştir.

Önemli başarısı: Mikroskopik organizmaları gözlemleyen ilk insan, 1674-1717

WILLIAM HARVEY 1578-1657

Yedi kardeşin en büyüğü olan hekim William Harvey İngiltere’de Cambridge’de okudu. 1597’de öğrenimine Padua’nın en önde gelen tıp fakültesinde devam etmek için İtalya’ya gitti. 1602’de İngiltere’ye dönünce kraliçe I. Elizabethen hekimlerinden birinin kızı olan Elizabeth Browne ile evlendi. Harvey 1618’de I. James’in (1566-1625) ve daha sonra I. Charles’in doktoru oldu. Hayvanlarda ve insanlarda kan akımını inceledi, kalbin çalışmasını, kanın nasıl dolaştığını çizen ilk kişi oldu. İnsanlar ve diğer memelilerin bir sperma ile bir yumurtanın birleşmesiyle üremesi gerektiğini doğru olarak tahmin etti.

Önemli başarısı: Kan dolaşımını keşfetti, 1628

Carl LinnaeusCAROLUS LINNAEUS 1707-1778

İsveçli bir rahibin oğlu olan Linnaeus 1731 ‘de pek çok bitki inceleme ve toplama gezisinin ilkini düzenledi. İsveç’in Uppsala Üniversitesinde profesörlüğe atandıktan sonra canlıların sınıflandırılması ve adlandırılması için kapsamlı bir sistem çalışmasına başladı. Systema Naturae yıllar boyunca ince bir broşürden çok ciltli bir esere dönüşerek onu modern biyolojik sınıflandırmanın kurucusu yaptı.

Önemli başarısı: Canlı organizmaların sınıflandırılması ve adlandırılması için ilk modern sistemi yayınladı, 1735

MARCELLO MALPIGHI 1628-1694

Bolonya yakınlarında bir malikanesi olan bir İtalyan ailenin çocuğu olan Malpighi mikroskopun bilimsel kullanımının öncüsü olmuştur. William Harvey’in kan dolaşımı kuramının doğru olduğunu kanıtlamış, deriyi, ciğerleri, böbrekleri, sinirleri ve dil üzerindeki tat tomurcuklarını inceleyip yapılarını tanımladı. Malpighi’nin bulgularının zamanının pek çok bilimadamı tarafından reddedilmesi sert tartışmalara girmesine neden oldu. Buna rağmen 1691’de Papa XII Innocent’in (1615-1700) başhekimliğine atandı. Vücudun çeşitli kısımları ve bir deri tabakası adını ondan almıştır.

Önemli başarısı: Canlıların sistematik incelenmesi için mikroskopu kullanan ilk insan, 17. yüzyıl

Charles DarwinCHARLES DARWIN 1809-1892

Zengin bir ailenin çocuğu olan Charles Darwin tıp ve sonra ilahiyat okudu. Jeoloji ve deniz hayvanlarının araştırılmasıyla ilgilenince 22 yaşında Güney Amerika kıyılarını araştıran HMS Beagle gemisinde doğa araştırmacısı olarak yer aldı.

1836’da İngitere’ye dönen Darwin 1839’da kuzeni Emma Wedgewood ile evlendi, Londra’dan Kent’te küçük bir malikaneye taşındı ve uzun yolculuğunun hikayesini ve bitkiler ve hayvanlar üzerindeki diğer çalışmalarını yazdı. Evrimi anlatan kitabı The Origin ofSpecies by Means of Natural Selection 1859’da yayınlandı. Darwin türlerin tek tek değil uzun bir zaman içinde diğer türlerden yaratıldığına inanıyordu. Onca bu en sağlamın yaşayacağı koşulları yaratan bir varoluş mücadesiydi. Kitabı ve daha sonraki eserleri evrim kuramının temellerini hazırladı.

Önemli başarıları: Türlerin doğal ayıklanmasıyla evrimi kuramını geliştirdi 1837 ve sonrası; The Descent of Han’ı yayımladı, 1871

THEODOR SCHWANN 1810-1882

Almanya’da doğan Theodor Schwann Bonn, Warzburg ve Berlin üniversitelerinde tıp okudu, sonra özelle sindirimle ilgilendi. 1836’da ide sıvılarını analiz etti, yiyeceklerdeki proteini hazma yardımcı olan pepsin adını verdiği bir maddeyi ayırabildi: Schwann böylece ilk mide enzimini keşfetmişti. 1838’den 1848’e kadar Belçika’da Leuven Üniversitesinde anatomi profesörlüğü yaptı. Mayanın küçük bitsi benzeri organizmalardan oluştuğunu gösterdi ve canlı yaşamının bir tek hücreyle başladığı fikrini geliştirdi.

önemli başarısı: Hücrelerin tüm canlıların en küçük parçası olduğu fikrini ortaya attı, 1839

mendel-calismalariGREGOR MENDEL 1822-1884

Avusturya’da yoksul bir ailenin çocuğu olarak doğan Johann Mendel 1843’te Brünn’de (şimdi Çek Cumhuriyetinde) bir manastıra girdiği zaman Gregor adını aldı. 1850’de öğretmenlik sınavını , kazanamayınca Viyana Üniversitesi’ne girdi. 1854’te Brünn manastırına döndü ömrünün sonuna kadar orada kalıp 1868’de başrahibi oldu. Mendel 1856’dan 1863’e kadar 28.000 kadar bitki yetiştirdi, inceledi ve deneyler yaptı. Bu araştırmalarında genetiğin temel ilkelerininin çoğunu formülleştirdi. Mendel genetik biliminin kurucularından biri olarak kabul edilir.

Önemli başarısı: Kalıtım yasalarını keşfetti, 1866

JOSEPH LISTER 1827-1912

Joseph Lister gençliğinde çok parlak bir cerrahtı. Çağının en önde gelen cerrahlarından James Syme’ın asistanıydı ve 1856’da Syme’ın kızıyla evlendi. Lister’in zamanında ameliyatların yarısı hastanın ölümüyle sonuçlanırdı. Ölümün nedeni genellikle iltihaplanmaydı. Bu işe bir son vermek isteyen Lister Pasteur’ün hastalık yayan mikroplar kuramını 1865’te okuduktan sonra yaranın çevresine ve cerrahın ellerine ve aletlerine mikrop öldüren kimyasal bir engel koymaya karar verdi. Hasta ölümleri birkaç ay içinde üçte iki azalmıştı.

Önemli başarısı: Ameliyatlarda ‘mikroptan arınmış’ antiseptik koşulların kurucusu.

pasteurLOUIS PASTEUR 1822-1895

Fransız kimyageri ve mikrobiyologu Louis Pasteur olağanüstü bir öğrenciydi ve balık tutma ve resim yapmayı diğer derslere tercih ederdi. Ancak yaşı ilerledikçe araştırma dehası giderek ortaya çıkmaya başladı.

Pasteur’un başarıları 1850’lerde Lüle Üniversitesi’nde mikroskopik organizmaların çürüme, ekşime ve iltihaba yol açtığını belirlemesiyle başladı. Şarap ve süt gibi sıvıları kaynatıp soğutarak mikropları yok etmenin bir yolu olan pastörizasyonu buldu. Mikropların pek çok bulaşıcı hastalığın nedeni olduğunu buldu ve mikropları ayırarak aşılar geliştirerek hayatlar kurtardı. Evli beş çocuklu olan Pasteur çiçek, şarbon ve kuduz aşıları da geliştirdi.

Önemli başarıları: Mikroorganizmaların hastalığa neden olduğunu kanıtladı, 1865; kuduz aşısı üretti, 1885

Robert KochROBERT KOCH 1843-1910

Beş yaşındaki Robert Koch bir gün gazetelerden kendi kendine okumayı öğrendiğini söyleyerek anne ve babasını şaşırtmıştı. Bir Alman maden mühendisinin oğlu olan Koch tıp fakültesini bitirdikten sonra Hamburg Hastanesinde çalıştı, sonra da özel muayenehane açtı. Çeşitli hastalıklara neden olan ve bakteri adı verilen mikroskopik organizmaların pek çoğunu tanımlamayı başardı. 1870’de şarbona neden olan bakteriyi buldu. Altı yıl sonra daha kolay inceleyebilmek için şarbonu ve daha sonra diğerlerini hayvanların vücudu dışında üretmeyi başardı.

Önemli başarıları: Bakterileri hayvan vücutları dışında yetiştirip inceledi, 1870’ler; vereme neden olan bakteriyi buldu, 1881

ALEXANDER FLEMING 1881-1955

İskoçyalı Alexander Fleming Londra’da tıp okudu ve St. Mary Hastanesi Tıp Fakültesinde çalıştı. Fleming bakterilerle savaşın yollarını aradı 1928’de laboratuvarında tesadüfen bakterileri öldüren asntibiyotik bir madde çıkaran bir küf buldu. Fleming bu maddeye penisilin adını verdi, ancak penisilin hastaları tedavi edecek miktarlarda Ernst Chain ve diğerlerinin çalışmaları sonunda sağlanabildi.

Önemli başarısı: penisilinin antibiyotik etkilerini keşfetti, 1928

CHRISTIAN BARNARD 1922-2001

Güney Afrikalı cerrah Christian Barnard ABD’de kalp cerrahı eğitimi aldıktan sonra ülkesine çalışmaya döndü. 1967’de bir trafik kazası kurbanının kalbini kalp yetmezliğinden ölmek üzere olan bir adama nakletti. Yeni kalp çalıştı ama adam 18 gün sonra zatürreeden öldü. 1968’de ikinci bir operasyonda hasta 563 gün yaşadı. 1970’lerde vücudun kalbi reddetmesini ve enfeksiyonu önleyen ilaçlar geliştirilince kalp nakilleri başarılı olmaya başladı.

Önemli başarısı: ilk insan kalbi naklini yaptı, 1967

RONALD ROSS 1857-1932

Ronald Ross’un babası Hindistan’da generalliğe kadar yükselen bir İngiliz subayıydı. Nepal’de doğmuş olan Ross tıp fakültesini bitirdikten sonra 1881’de İngiliz-Hint ordusuna katıldı. 1890’larda her yıl milyonlarca kişiyi öldüren sıtma hastalığını incelemeye başladı. 1890’lı yılların ortalarında sıtmanın sivrisinek tarafından taşındığını buldu. Ross’un çalışmaları sonunda sıtma ilaçları bulununca 1902’de Nobel Tıp Ödülünü k aldı. O sırada İngiltere’ye dönmüştü ve 1912’ye kadar Liverpool Tropik Hastalıklar Okulu’nda ders veriyordu.

Önemli başarısı: Sıtmanın nedenini buldu, 1895-1897

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , ,

Aziz Sancar Hakkında Bilgi

Aziz Sancar, Türkiye’nin güneydoğusunda Savur’da, orta sınıf bir ailede dünyaya geldi. Ailesinin eğitimi yoktu, ancak çocuklarının eğitimlerini önemsediler. Sancar, İstanbul Üniversitesi ve Dallas Texas Üniversitesi, 1977’de doktorasını aldı. North Carolina Tıp Fakültesi Chapel Hill’de profesördü. Aziz Sancar, aynı zamanda biyokimya ve biyofizikte profesör olan Gwen Boles Sancar ile evlidir.

Çalışmaları

Canlı hücreler, bir organizmanın genlerini taşıyan DNA moleküllerine sahiptirler. Organizmanın yaşaması ve gelişmesi için DNA’sı değişemez. DNA molekülleri tamamen kararlı değildir ve zarar görebilirler. 1983’te Bakteri çalışmaları ile Aziz Sancar, belirli protein moleküllerinin, bazı tamir enzimlerinin ultraviyole (UV) ışığa maruz kalmış DNA’yı nasıl tamir ettiğini gösterdi. Bu keşifler, canlı hücrenin nasıl çalıştığına, kanserin nedenlerine ve yaşlanma süreçlerine ilişkin bilgimizi arttırdı.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , ,

Emmeline Pankhurst Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Emmeline Pankhurst; (d. 14 Temmuz 1858, Manchester – ö. 14 Haziran 1928, Londra, İngiltere), İngiliz kadın hakları savunucusudur. Kadınlara oy hakkı verilmesi için yürüttüğü 40 yıllık mücadelenin sonunda İngiltere’de kadınlar erkeklerle eşit oy hakkı elde etmişlerdir. Kızı Christabel Harriette Pankhurst de (1880-1958) kadınlara oy hakkı hareketinin önde gelen adlarındandı.

1879’da John Stuart Mill’in arkadaşı, hukukçu Richard Marsden Pankhurst’le evlendi. Kocası İngiltere’de kadınlara oy hakkı verilmesini öngören ilk yasa tasarısını (1860’ların sonları) ve evli kadınların mülkiyet haklarına ilişkin 1870 ve 1882 tarihli yasaları kaleme alan kişiydi. Pankhurst’ün kurduğu Kadınlara Oy Hakkı Birliği’nin yürüttüğü mücadele sonucunda evli kadınlar 1894’te yerel yönetim görevlilerinin seçiminde oy kullanma hakkını elde ettiler. 1895’ten sonra Manchester’da çeşitli belediye görevleri üstlenen Pankhurst, 1903’te Manchester’da Toplumsal ve Siyasal Kadın Birliği’ni (WSPU) kurarak, zamanının büyük bölümünü birlik çalışmalarına ayırmaya başladı. WSPU ilk kez 13 Ekim 1905’te, üyelerinden Christabel Pankhurst ve Annie Kenney’nin katıldıkları Liberal Parti toplantısından, kadınların oy hakkı konusunda açıklama istemeleri nedeniyle atılmaları, ardından polise saldırdıkları gerekçesiyle tutuklanmaları ve para cezası ödemeyi reddettikleri için cezaevine gönderilmeleri sonucunda ilk kez dikkatleri üzerine çekti.

Emmeline Pankhurst 1906’dan sonra WSPU’nun etkinliklerini Londra’dan yönetmeye başladı. Liberal hükümeti kadınların oy hakkını elde etmesinin önündeki başlıca engel olarak gördüğünden seçimlerde bu partinin adaylarına karşı etkin kampanyalar yürüttü. Yandaşları ise hükümet toplantılarını engelleyici eylemler düzenledi. 1908-09 yıllarında üç kez tutuklanan Pankhurst, 1910’da geçici olarak ara verdiği eylemlerine, kadınlara oy hakkıyla ilgili “uzlaşma” niteliğindeki bir yasa tasarısının hükümet tarafından engellenmesi üzerine yeniden başladı. Temmuz 1912’den sonra WSPU’nun eylemlerinin şiddet yanı ağır basmaya başladı. Özellikle komplo suçundan hakkında tutuklama kararı çıkınca Paris’e kaçan kızı Christabel Pankhurst’ün yönlendirdiği kundaklama eylemleri büyük yankı uyandırdı. Bu arada Emmeline Pankhurst de bir yıl içinde 12 kez tutuklanarak toplam 30 gün hapis yattı. 1914’te I. Dünya Savaşı’nın başlaması üzerine, Christabel’le birlikte oy hakkı kampanyasına son verdiğini açıkladı ve hükümet kadınlara oy hakkı mücadelesi sırasında hapse girmiş bütün tutukluları serbest bıraktı.

Kadınlara oy hakkı konusunda konferanslar vermek üzere üç kez ABD’ye giden Pankhurst, savaş sırasında yaptığı ABD, Kanada ve Rusya gezilerinde kadınları fabrikalarda çalışmaya teşvik etti. Savaştan sonra bir süre ABD, Kanada ve Bermuda’da yaşadı. 1926’da İngiltere’ye dönüşünde Muhafazakâr Parti tarafından Londra’nın doğusundaki bir seçim bölgesinden aday gösterildiyse de seçimlerden önce sağlığı bozuldu. Kadınlara erkeklerle eşit oy hakkı tanıyan 1928 tarihli Temsil Yasası ölümünden birkaç hafta önce parlamentodan geçti.

Pankhurst’ün otobiyografisi My Own Story (Öyküm) 1914’te, kızlarından Sylvia Pankhurst’ün yazdığı The Life of Emmeline Pankhurst (Emmeline Pankhurst’ün Yaşamı) ise 1935’te yayımlandı.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,

Hz Ömer Hakkında Bilgi

Hz Ömer; tam adı Ömer BIn Hattab (d. y. 586, Mekke – ö. 3 Kasım 644, Medine, Arabistan), Hz. Muhammed’den sonra İslam devletini yöneten (hd 634-644) ikinci halifedir. Halifeliği döneminde Mezopotamya ve Suriye fethedilmiş, İran’la Mısır’ın fethine başlanmıştır.

Mekke’nin Kureyş kabilesinin Adi kolundan geliyordu. Mekke yönetiminde önemli görevlerde bulunmuş, Hz. Muhammed’e ve ilk Müslümanlara şiddetle karşı çıkmıştı. 618’de İslamı kabul etmesi Müslümanlar için büyük güç kaynağı oldu. 622’de Hz. Muhammed ve öteki Mekkeli Müslümanlarla birlikte Medine’ye göç ettikten sonra peygamberin başdanışmanları arasına girdi, Hz. Muhammed’in bütün savaşlarına katıldı. Bu dönemde Hz. Ebubekir’le yakın ilişki içindeydi. Hz. Muhammed 625’te kızı Hafza’yla evlendikten sonra Ömer’in devlet içindeki konumu güçlendi. Hz. Muhammed’in 632’de ölümünden sonra, Medineli Müslümanların Mekkeli Hz. Ebubekir’in halifeliğini kabul etmelerinde büyük rol oynadı.

Büyük ölçüde Ömer’den güç alarak hüküm süren Hz. Ebubekir (hd 632-634) onu halifeliğe atadı. Hz. Ömer, kendisini “inananların komutanı” (emirü’l-müminin) olarak adlandıran ilk halife oldu. Onun döneminde İslam devleti bir Arap beyliğinden bir dünya gücü durumuna geldi. Bu büyük yayılma dönemi boyunca genel politikaları yakından denetledi ve fethedilen topraklarda yönetimin ilkelerini saptadı. İslam devletinin bundan sonraki yapısı, bu arada hukuk düzeni büyük ölçüde Hz. Ömer tarafından oluşturuldu. Resmî yazışmaların korunması için arşiv kurdurdu ve Hicri takvimi düzenletti. Son derece sade bir yaşam süren Hz. Ömer adaleti ve otoritesiyle büyük saygınlık kazanmış güçlü bir yöneticiydi. Halifeliğinin 10. yılında İranlı bir köle tarafından kişisel nedenlerle, Medine’de öldürüldü.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , ,

Artemis Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Artemis; Eski Yunan dininde, vahşi hayvanlar, av, bereket, erdenlik ve doğurganlık tanrıçasıdır. Roma dinindeki Diana, Artemis’in karşılığıdır. Kırsal alanlarda yaşayan halk arasında en sevilen tanrıçaydı. Kişiliği ve işlevi bölgeden bölgeye büyük farklılık göstermekle birlikte, büründüğü tüm biçimlerin ardında, çoğu kez su perilerinin (nympha) eşliğinde dağlarda, ormanlarda, bataklıklarda dans eden yabanıl doğa tanrıçası vardır.

Artemis kültü, Girit’te ya da Eski Yunan dönemi öncesinde Yunanistan anakarasında doğmuş olabilir. Ama yerel Artemis kültlerinin çoğu, genellikle Yunanca adlı başka tanrıların izlerini taşır. Bu da Eski Yunanlıların. Artemis’i benimserken onu kendi doğa tanrıları ile özdeştirdiğini gösterir. Bu bağdaştırmanın açıkça görülmediği durumlarda bile Minos uygarlığı ile sınırlı olmayan etkiler ayırt edilebilir.

Avcı insanın ülkülerini simgeleyen Artemis. bir yandan av hayvanlannı öldürür, öbür yandan da özellikle yavru olanlara kanat gererdi. Artemis’in “Hayvanlann Anası” lakabı Homeros’ta bu anlamı taşırdı. Ok taşıyan tannça olduğu için, “yumuşak oklan” ile kadınlara ansızın ölüm yollardı. Erkeklerin birdenbire ölümünden ise, savaş alanı dışında, okçu kardeşi Apollon sorumluydu.

Olympos’un önde gelen öteki tanrı ve tanrıçalarının mitolojik işlevi şairlerin yapıtlarından gelişirken, Artemis ile ilgili inanışlar öncelikle kültler aracılığıyla oluştu. Ağaç perilerini (Dryades) temsil eden genç kızların dansları, ağaç kültünün tanrıçası olarak Artemis’e yönelik tapınma törenlerinde çok yaygındı. Özellikle Peloponnesos’ta gözde olan bu törenler, Minos dininden kaynaklanmış olabilir. Peloponnesos’ta Limnaia ve Limnatis (Göllerin Anası) gibi lakaplar taşıyan Artemis, kaynak ve pınar su perileri (naiades) eşliğinde sulan ve sulardaki yabanıl yaşamı gözetiyordu. Yarımadanın bazı bölgelerindeki Artemis dansları yabanıllık ve şehvet doluydu.

Peloponnesos dışında Artemis en çok Hayvanların Anası olarak tanınır. Şairler ile ressam ve heykelcilerin genellikle geyik ya da av köpeği ile birlikte betimlediği Artemis’e yönelik tapınma törenleri çok çeşitliydi. Örneğin Attika’da Halai Araphenides’ teki Tauropolia Şenliğinde Artemis Tauropoios’a (Boğa Tanrıça), bir erkeğin boynundan kılıçla akıtılan birkaç damla kan sunulurdu.

Birçok araştırmacıya Artemis, Girit’te tapınılan ve Asya’daki Magna Mater’i andıran Dağların Anası’ndan türemiş bir ana tannçadır. Doğurganlık tanrıçası olarak Artemis, sık sık Eileithyia ile özdeşleştirilmiş bazen de Kourotrophos (Hemşire) olarak adlandırılmıştır. Ama ebe ve hemşire ile ana arasındaki ayrım önemlidir. Sevişme ve bir olasılıkla gebelik ise, Aphrodite’nin alanı içindedir.

Artemis’in su perilerinin gönül serüvenlerine ilişkin pek çok öykü vardır. Bazı araştırmacılara göre bu öyküler, bir olasılıkla ana tanrıça sıfatıyla Artemis’in kendi başından geçenlerdir. Ama Homeros’tan sonraki şairler Artemis’in erdenliğini vurgularlar. Homeros’un 5. ilahisi de Aphrodite’ nin av, dans, müzik gibi eğlencelerden, gölgeli koruluklardan, kent yaşamından aldığı zevklerden Artemis’in uzak olduğunu söyler. Burada kent yaşamından söz edilmesi gariptir; ama el değmemiş yabanıl doğanın tanrıçasının, uysallaştırıcı ve boyun eğdirici bir güç olan cinsel arzulardan bağımsız olması doğaldır.

Artemis’in öfkesi atasözlerine bile geçmiştir; çünkü mitoloji, bu öfkeye yabanıl doğanın insanoğluna duyduğu düşmanlığı yüklemiştir. Ama Yunan heykel sanatında, Artemis’in acımasız öfkesinin bir motif olarak kullanılmasından kaçınılmıştır. Ancak İÖ 4. yüzyılın görece yumuşak havası bu tanrıçanın büyük heykel okullarında gözde bir konu durumuna gelmesine olanak vermiştir.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,

Astor Ailesi Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Astor Ailesi; ABD’li varlıklı ailedir. Kürk ticaretinden sağladığı serveti kullanarak New York kentinde edindiği taşınmaz mal varlığıyla ünlüdür.

Aile servetinin kurucusu John Jacob Astor’un oğlu William Backhouse Astor (1792-1875), babasının mal varlığının büyük bölümünü miras olarak devraldı. Manhattan’da emlak yatırımı programını sürdürdü. Ayrıca Astor Kütüphanesi’ni büyük ölçüde genişletti. Binalarını bakımsız bıraktığı suçlamaları karşısında, bazı eski konutları yenilemeye çalıştı. Aile servetini iki katının üstüne çıkararak, yaklaşık 50 milyon dolar değerinde mülk bıraktı.

William Backhouse Astor’un oğlu John Jacob Astor (1822-90) ise aile servetini 75-100 milyon dolarlık bir düzeye ulaştırdı. Astor Kütüphanesi’ne olduğu kadar Metropolitan Sanat Müzesi ve Trinity Kilisesi’ne de önemli bağışlarda bulundu. Oğlu William Waldorf Astor (1848-1919), politikada iddialı olmasına karşın, bir süre New York eyalet meclisinde ve üç yıl İtalya’da ABD elçiliği görevinde bulunduktan sonra 1890’da İngiltere’ye yerleşti. 1899’da İngiliz uyruğuna geçti, 1917’de Hever Şatosu I. Astor vikontu oldu. Servetinin büyük bölümünü, Hever Şatosu’nu onarmak ve İngiltere’deki muhafazakâr siyasal çevrelere fon sağlamak için kullandı. Ayrıca, şatonun daha sonra Waldorf-Astoria Oteli’ne dönüşecek olan bölümünün yapımına girişti. William Waldorf Astor’un kuzeni John Jacob Astor (1864-1912), bir mucit ve bilimkurgu yazarıydı. Astoria (daha sonra Waldorf ile birleştirildi), Knickerbocker ve St. Regis gibi büyük New York otellerinin yapımım o gerçekleştirdi. Birçok büyük ABD şirketinin yöneticiliğini de yürüten John Jacob Astor’un yaşamı “Titanic” faciasıyla, Atlas Okyanusunun ortasında son buldu. Oğlu Vincent Astor (1891-1959), muhafazakâr Astor ailesinden hayli farklı bir yapıdaydı. Ailenin taşınmaz mallarından bir bölümünü, konut projelerinde kullanılmak üzere New York kentine düşük fiyatla sattı. New Deal (Yeni Düzen) iktisat politikasını ve öteki toplumsal reformları destekledi. Aile mülklerinin yönetiminde etkin rol aldı ve yaşamının son 20 yılında Newsweek dergisini yayımlayan şirkete başkanlık etti.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,

Asur Kralı Asurbanipal Hayatı

Asurbanipal, İÖ 668 – y. 627 arasında hüküm sürmüş son büyük Asur kralıdır. Ninive’de Ortadoğu’nun ilk sistematik kitaplığını kurmuştur.

Veliahtlığı. Başlangıçta Basra Körfezinden Kilikya, Suriye ve Mısır’a kadar uzanan bir imparatorluğun bu güçlü hükümdarının yaşamöyküsü, kendi yazdığı vakayinamelerdeki otobiyografik öğelerle kraliyet yazışmalarındaki bilgiler bir araya getirilerek büyük ölçüde ortaya çıkarılmıştır. Babası Asurahiddina hanedan içinde taht kavgasını önlemek amacıyla İÖ Mayıs 672’de Asurbanipal’i Asur veliahtı ilan etti. Başka anneden olan, ama Asurbanipal’le eşit hakları bulunan kardeşi Şamaşşumukin ise Babil veliahtı oldu. Asurbanipal’e öncelik tanınmasında Ana Kraliçe Nakiazakutu’nun etkisi olduğu düşünülebilir.

Asurbanipal, devlet işlerini öğrendiği yıllarda, kuzeydeki dağ kabilelerini denetlemekte ortaya çıkan sorunlarla uğraşarak deneyim kazandı. Nabuahieriba’dan tarih ve edebiyat dersleri aldı, komutan Nabuşarusur’dan askerlik öğrendi. Kendisinden önceki birkaç Mezopotamya kralı gibi, kutsal metinleri ve dinsel bilgileri özümledi, hem Sümer, hem de Akad dilini öğrenerek bu dillerde yazılmış metinleri okudu. Ayn-ca avcılık, okçuluk ve binicilikte kendini gösterdi. Kendi anlatımına göre, babası onu cesareti ve zekâsı nedeniyle kardeşlerinden önde tutmuştu. Savaşta nasıl dövüştüğüne ilişkin pek bilgi bulunmamakla birlikte, bu iddiayı doğru saymamak için de hiçbir neden yoktur.

Asurbanipal kısa zamanda sarayın ve soyluların yönetiminde ağır sorumluluklar üstlendi. Hiçbir vali ya da yüksek memur ona danışılmadan atanmaz oldu. Devletin birçok inşaat işinin başında bulundu. Gönderdiği raporlarda ortaya koyduğu devlet adamı nitelikleri, babasının Mısır seferine çıkarken bütün devlet işlerinin sorumluluğunu ona bırakabilmesini sağladı. Asurahiddina’nın İÖ Aralık 669’da Harran’da ölmesinden sonra, Asurbanipal hiçbir karışıklık çıkmadan iktidarı devraldı. Ana kraliçe ise hanedan üyelerinin ve saray ileri gelenlerinin ona bağlılık yemini etmesini sağladı.

Hükümdarlığı. Asurbanipal’in ilk işi, Nil Deltasını ele geçiren ve yörede destek kazanan Mısır firavunu Taharka’nın (Tarka; Kitabı Mukaddes’te Tirhaka) başlattığı ayaklanmayı bastırmak oldu. Hızlı bir askeri harekâtla Taharka’yı çekilmeye zorladı. Bölgenin yönetim görevlerini yerli prenslere vererek bu yöneticileri Asur garnizonlarıyla destekledi. Prenslerin bazıları Taharka’yla gizlice işbirliği yapınca, bunlar Ninive’ye gönderildi. Bölgenin yönetimini yerli yöneticilere verme politikasına bağlı kalan Asurbanipal, delta bölgesinin en yüksek yöneticiliğine getirdiği I. Neko ile bir antlaşma yaptı. Ama Taharka’nın ardılı Tanutamon’un üst üste giriştiği saldırılar, Asur’un İÖ 664-663’te bir kez daha bölgeye müdahele etmesine yol açtı. Memphis’i ele geçiren Asur birlikleri Teb’i de yağmaladı. Asurbanipal gene de politikasını değiştirmedi ve İÖ 663’te ölen Neko’nun yerine yerli bir yönetici olan Psamtik’in (I. Psammetikos) geçmesini kabul etti. Mısır’da sağladığı bu barış, onun başka yerlere rahatça sefer düzenlemesine olanak verdi. İÖ 654’te Asur garnizonları Mısır’dan atıldı. Ama ticaret ilişkilerinin sürmesi nedeniyle, bu kayıp Asurbanipal’in konumunu çok sarsmadı.

Asurbanipal daha sonra, Mısır ve Lidyalıların bağımsızlık girişimlerini desteklemiş olan Fenike kenti Tyros’a (Sur) yürüdü. Tyros kuşatması başarıyla sonuçlandı, Suriye ve Kilikya hükümdarlarının yeniden Asur’a boyun eğmesi sağlandı. Bu başarı, ayrıca Lidyalı Gyges’in işgalci Kimmerlere karşı Asur’dan yardım istemesine yol açtı. Ama Lidyalı paralı askerler daha önce Mısır’a yardım ettikleri için bu istek geri çevrildi. Mannaililer karşısında askeri gücünü hemen kanıtlayan ve İskit önderi Mad-yes’le ittifak kuran Asurbanipal Kimmerlerin ilerleyişini durdurarak dikkatini güney komşusu Babil’e çevirme olanağını buldu.

Asurbanipal, kardeşi Şamaşşumukin’i Bahirin yerel yöneticisi olarak tanımış, ama yetkilerini sınırlamıştı. Buradaki Asur garnizonları ve devlet görevlileri Asurbanipal’e karşı sorumluydu. Basra ve Ur valilerini gene Asurbanipal atıyor, ayrıca Babilliler doğrudan ona başvurarak toprak bağışı alabiliyorlardı. İki kardeş, 16 yıl boyunca ilişkilerini barış içinde sürdürdüler. Elam tahtını zorla ele geçirip Asur topraklarına giren TeptHumban öldürüldüğünde, Elam prensleri Humbanigaş ve Tammaritu, Asurluların yanında yer aldılar. Ülkeyi doğrudan Asur yönetimine bağlamak yerine bu prenslere Elam’da belli bölgelerin yönetimi verildi. Böylece Asurbanipal, büyük bir olasılıkla, hâlâ güvendiği kardeşine de yardım etmek niyetindeydi. Bu sırada Babillilerin gönderdiği temsilcilerle görüşerek. Elam olayında suç ortaklığı eden Gambuiu kabilesini cezalandırdı.

Uzun süre Babil’de kaldığı için yörenin geleneksel direniş ruhuyla dolan Şamaşşumukin’in, kardeşinin yatıştırıcı politikasını zayıflık olarak değerlendirdiği ve bunu fırsat bilerek durumunu güçlendirmeye çalıştığı düşünülebilir. Nedeni ne olursa olsun, sonuçta Şamaşşumukin, Asur İmparatorluğu’nun çevresindeki öteki toplulukları (Fenike, Yahuda, Elam, Mısır ve Lidya ile Arap ve Keldani kabilelerini) bir araya getirip Asur’a başkaldırmaya yöneltti. Asurbanipal bu entrikalardan Babillileri sorumlu tutarak, belki bağlılıklarını da sınamak amacıyla, özel bir vergi koydu. Onların bu vergiyi ödemeyi kabul etmemesi üzerine askerlerini harekete geçirdi. Kardeşini doğrudan tehlikeye atacak yöntemlerden kaçındığını ve doğrudan harekete geçmek yerine kuşatmayı yeğlediğini düşündüren bir strateji uyguladı. Babil Vakayinamesi ne göre “savaş üç yıl sürdü ve aralıksız çarpışmalar oldu”. Elam, iç çekişmelerin getirdiği sorunlarla uğraştığı için ayaklananları destekleyemez durumdaydı; Babil’e sığınan Araplar, açlığın kol gezdiği bu kentten kaçtılar. Şamaşşumukin İÖ 648’de, ateşe verilen sarayının içinde kendini öldürdü. Asurbanipal, Babil’e karşı duyduğu yakınlığı, onarım çalışmalarıyla ve Keldani soylusu Kandalano’yu genel vali atayarak ortaya koydu. Ama ayaklanmayı bastırmak için uzun bir süre daha uğraşmak zorunda kaldı. Arap kabilelerine baskınlar düzenledi. Nebatilerin önderi ile Uate ve müttefiklerini yenilgiye uğratarak Kadar kabilesini saf dışı etti. Elam’la daha da zorlu bir mücadeleye girdi. Savaş İÖ 639’da Asurlann Susa’yı ele geçirmelerine değin sürdü. Böylece “bütün dünya”ya egemen olan Asurbanipal, zaferini dört tutsak kralın çektiği arabasında katıldığı geçit töreniyle kutladı.

Düzeni korumak için giriştiği askeri harekâtlar, Asurbanipal’in bir yönetici olarak yeteneklerinin gözardı edilmesine yol açmamalıdır. Lidyalıların ve Medlerin yayılması sonucunda kuzeydeki ve doğudaki ticaret yollarının kapanması tehlikesine karşın, Asurbanipal döneminde imparatorluk ekonomik bakımdan gelişti. Ama İÖ 631’den sonra kaynaklar yetersiz kalmaya başladı.

Asurbanipal’in ölümünden söz eden bir belge ele geçmemiştir. Ama babası gibi davranarak oğulları Asuretelilani ve Şinşarişkun’un, ülkeyi kendisinden sonra birlikte yönetmelerini sağlayacak bir düzenleme ile yetki alanlarını belirlediği sanılmaktadır. Ölümünden sonraki 20 yıl içinde imparatorluğun çökmesinin sorumluluğu Asurbanipal’in yönetimindeki zayıflıklara bağlanamaz. İmparatorluk iç çatışmalardan çok, dış baskılar yüzünden çökmüştür.

Kişiliği ve tarihsel önemi. Asurbanipal dine çok bağlıydı. Asur ve Babil’deki önemli kutsal yerlerin çoğunu yeniden canlandırdı. Ninive’deki “Hanedan Evi” ve İştar Tapınağı, bunlar arasında en çok özen gösterdikleriydi. Birçok kararını verirken fal baktırdığı, bu konuya özel ilgi duyduğu bilinmektedir. Yeniyıl Bayramı’nı törenlerle kutlardı. Onu Kraliçe Asurşharrat’la bahçede akşam yemeği yerken gösteren kabartmanın bu kutlamalardan birini betimlediği sanılmaktadır. Asurbanipal’in küçük kardeşleri yaşamlarını Harran ve Asur’da rahip olarak geçirdiler.

Asurbanipal’in tarihteki önemi bilim, sanat ve din gibi konulara duyduğu ilgi sonucunda gerçekleştirdiği işlerden de kaynaklanır. Ninive’de Ortadoğu’nun sistemli biçimde toplanıp kataloglanmış ilk kitaplığını o kurmuştur. Bu kitaplıktan günümüze kalan yaklaşık 20.720 tablet British Museum’dadır. Asurbanipal’in yazıcıları, onun emri üzerine tapınak kitaplıklarında buldukları her türden metnin aslını ya da kopyasını topladılar. Bunlar Asur. Kalah (bugün Nimrud,lrak)ve Ninive’den getirilen tablet koleksiyonuna eklendi. Bunların çoğu, gözlenen belli olaylara, insan, hayvan ve bitkilerin özellikleriyle davranışlarına, Güneş, Ay, gezegen ve yıldızların hareketlerine dayanan fal metinlerinden oluşur. Ayrıca, yazıcıların eğitimi için gereken Sümerce, Akadça ve başka dillerde sözlükler de vardır. Asurbanipal, büyü ve ayin metinleri ile dua, masal, atasözü gibi metinlerin yanı sıra gerek dinsel gerek din dışı pek çok yapıtı da kitaplığına getirtmişti. Yaradılış, Gılgamış, Irra, Etana ve Anzu gibi geleneksel Mezopotamya destanlarının günümüze kalabilmesinde en büyük rolü onun kurduğu bu kitaplık oynamıştır. Kitaplıkta el kitaplarının, bilimsel metinlerin ve Binbir Gece Masalları’ ndan birinin ilk örneği olan Nippur’la Yoksul Adam gibi bazı halk öykülerinin bulunması, bu kitaplığın, yalnızca kahinlerin ve kralın manevi esenliğinden sorumlu olan başka kişilerin gereksinmeleri için kurulmuş olmadığını gösterir. Asurbanipal’in kişisel edebiyat merakına da karşılık veren bu kitaplığın kil tabletlerinin çoğunun üstünde, krallığa ait olduğunu gösteren simgeler vardır.

Asurbanipal güzel sanatların da koruyucusuydu. Ninive’de yeni yaptırdığı ya da onarttığı saraylarda, hükümdarlık döneminin tarihsel olaylarını ve törenlerini simgeleyen kabartmalar görülür. Bunların üsluplarında, daha önceki dönemlerinkilerle karşılaştırıldığında, dikkati çekici bir gelişme görülür. Birçok kabartma ise eski dönemlerde rastlanmayan destansı özellikler taşır. Bu da Asurbanipal’in canlı ve güçlü kişiliğinin bir yansıması olarak değerlendirilebilir.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , ,

Atıf Efendi Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında Atıf Efendi Kütüphanesi Hakkında Bilgi

Atıf Efendi; (İskilipli), Mehmed Atif Efendi olarak da bilinir (d. 1876, İskilip, Çorum – ö. 24 Şubat 1926, Ankara), son dönem Osmanlı din bilginidir. Frenk Mukallitliği ve Şapka (1924) adlı risalesinin Şapka Kanunu’na karşı girişilen eylemlere esin kaynağı olduğu suçlamasıyla İstiklal Mahkemesi kararıyla idam edilmiştir.

Temel eğitimini İskilip’te tamamladıktan sonra İstanbul’da medrese öğrenimi gördü. 1905’te Darülfünun-ı Osmanî (sonradan İstanbul Üniversitesi) Ulum-ı Âliye-i Diniye Şubesi’ni bitirdi ve Kabataş Lisesi’nde Arapça öğretmenliğine atandı, Fatih Camisi’nde de müderris oldu. Kısa süre sonra şeyhülislam tarafından Bodrum’a sürüldü. Burada da saraya jurnal edilince Kırım’a kaçtı, oradan Varşova’ya geçti. II. Meşrutiyet’in ilanından (1908) sonra İstanbul’a döndü, Sırat-ı Müstakim’At (sonradan Sebilü’r-Reşad) yazmaya başladı ve medreselerde müfettişliğe atandı. 1909’da 31 Mart Olayı‘nın ardından bu kez İttihat ve Terakki hükümetince sürgün edildi. İstanbul’a döndükten sonra gene medreselerde görev yaptı. Mustafa Sabri, Mustafa Saffet ve Said-i Nursi’yle birlikte Müderrisler Cemiyeti’ni kurdu. Bu kuruluşun devamı olan Teali-i İslam Cemiyeti’ne bir süre başkanlık etti (1919). Şapka Kanunu’na karşı çıkanların Aralık 1925’te Rize’de giriştiği eylemlerde, bu kanundan çok önce yazdığı risalenin kışkırtıcı etkisi olduğu gerekçesiyle Ankara İstiklal Mahkemesi’nde yargılandı. Savcının hapis cezası isteminde bulunmasına karşın Atıf Efendi idama mahkûm edildi.

Âtıf Efendi’nin idamına yol açan risalesinin yanı sıra Miratü’l-İslam (1916), Din-i İslamda Men’-i. Müskirat (1924) ve Muinut-Talebe (1910) adlı risaleleri ile bazı dergilerdeki yazıları derlenip sadeleştirilerek Frenk Mukallitliği ve İslam (1976) adıyla yeni harflerle yayımlanmıştır. Öbür yapıtlarından İslam Yolu 1959’da, Medeniyet-i Şerriye ve Terakkiyat-ı Diniyye ise Şeriat Medeniyeti adıyla 1975’te yeni harflerle yayımlanmıştır.

Atıf Efendi Kütüphanesi, İstanbul’un Vefa semtinde, Sultan I. Mahmud’un defterdarlarından Âtıf Efendi’nin 1741’de yaptırdığı Osmanlı baroğu üslubundaki kütüphane yapısıdır. Önde, konsollarla caddeye doğru taşan iki katlı görevli konutları, bunların arkasındaki bahçede kütüphane yer alır. Yapı, çevresinde nişler bulunan, sekiz köşeli, merkezi planlı bir okuma salonu ile arkasındaki dikdörtgen planlı bir kitap deposundan oluşur. Okuma salonuna bahçeden yedi basamaklı bir merdivenle çıkılır. Taşıyıcı duvarlar kesme taş ve tuğladan almaşık örgüyle yapılmıştır. Mekânlar, yapıya hareketli bir kitle görünümü sağlayan çeşitli yükseklikteki tonozlarla örtülmüştür. 1966-70 arasında yapılan onarımda bodrum kat temizlenerek, üst kattaki okuma salonuna eklenen yeni bir salon daha elde edilmiştir.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , , ,

İdi Amin Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

İdi Amin; (d. 1924/25, Koboko, Uganda – ö. 16 Ağustos 2003, Cidde, Suudi Arabistan), 1971-79 arasında devlet başkanlığı yapmış Ugandalı askerdir.

Uganda’nın kuzeybatısındaki küçük Kakwa kabilesinden gelen Amin, pek az öğrenim gördü. 1943’te İngiliz sömürge ordusuna bağlı Afrika Kraliyet Tüfekli Birliği’ne katıldı. II. Dünya Savaşı sırasında Müttefiklerin Birmanya seferinde, daha sonra İngilizlerin Kenya’daki Mau Mau Ayaklanması’na (1952-56) karşı giriştiği harekâtta görev aldı. 1951-60 arasında Uganda ağır sıklet boks şampiyonluğunu eliıide tuttu. Ayrıca ünlü bir rugby oyuncusuydu.

Uganda’nın 1962’de bağımsızlığına kavuşmasından önce subay rütbesi alan birkaç Ugandalı askerden biri olan Amin, ülkenin yeni devlet başkanı ve başbakanı Milton Obote ile yakın bir dostluk kurdu. 1965’te Kongo’daki (bugün Zaire) ayaklanmacılarla kurduğu ilişkinin skandala yol açması, onun 1966’da ordu ve hava kuvvetleri komutanlığına getirilmesini engellemedi. Obote ile arasının açılması üzerine 1970’te bu görevden alındı. 25 Ocak 1971’de bir askeri darbe yaparak devlet başkanı ve silahlı kuvvetler başkomutanı oldu. 1975’te mareşal rütbesini aldı, 1976’da da kendisini ömür boyu devlet başkanı ilan etti.

Bundan sonra bütün yetkileri elinde toplayarak ülkeyi tek başına yönetti. Davranışları kurnazlıkla soytarılık, kibarlıkla vahşilik arasında sürekli değişiyordu. Genellikle aşırı milliyetçi bir tutum takındı. 1972’de bütün Asyalıları sınırdışı ederek ülke ekonomisini çöküntüye uğrattı. Halka seslendiği konuşmalarında İngiltere ve ABD’ye hakaretler yağdırdı. Müslüman olduğundan, Uganda’yla İsrail arasındaki dostça ilişkilere son vererek Libya’yla Filistinlilerin yanında yer aldı. Temmuz 1976’da Filistinlilerin, içinde İsrailli ve başka Yahudi yolcuların bulunduğu bir Fransız yolcu uçağını Entebbe’ye kaçırması olayına doğrudan karıştı. Tanzanya ve Kenya ile başlattığı sınır çatışmaları Doğu Afrika Topluluğu’nu zayıflattı.

Uganda’da Akoli ve Lango gibi kabilelerin yok edilmesini de Amin’in emrettiği söylendi. Onun bu davranışı ülkede ötedenberi bir sorun olan kabileciliği aşırı noktalara vardırdı. Amin’in yönetimi boyunca 100 -300 bin arasında Ugandalının işkenceden geçirilerek öldürüldüğü haberlerinin yayıldığı bir sırada Uganda, Tanzanyalı askerlerce desteklenen milliyetçi Ugandalı gerillaların saldırısına uğradı. (Ekim 1978). İstilacı güçlerin başkent Kampala’ya varmasından kısa bir süre önce, 13 Nisan 1979’da Amin ülke dışına kaçtı. Önce Libya’ya geçti, ardından Suudi Arabistan’a yerleşti. Ocak 1989’da büyük olasılıkla gizlice Uganda’ya geçmek üzere sahte pasaportla Zaire’ye girmesi, iki ülke arasında kısa süren bir bunalıma yol açtı. Zaire hükümeti Amin’i Uganda’ya teslim etmeyi reddetti ve Suudi Arabistan’a dönmesini sağladı.

1974’te Amin’le birlikte yapılan çalışmalar sonunda General İdi Amin Dada adlı bir Fransız belgesel filmi çekildi. Aynı yıl David Martin’in röportaj biçiminde yazdığı General Amin adlı yaşamöyküsü yayımlandı. 1977’de de Amin’in eski bir bakanı olan Henry Kyemba’nın A State of Blood: The inside Story of İdi Amin (Kandan Bir Devlet; İdi Amin’in İçyüzü) adlı kitabı çıktı.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,

Andre Marie Ampere Çalışmaları – Hakkında Bilgi

Andre Marie Ampere; (d. 20 Ocak 1775, Lyon – ö. 10 Haziran 1836, Marsilya, Fransa), zamanında elektrodinamik bilimi olarak adlandırılan ve bugün elektromagnetizma adıyla bilinen bilim dalını kuran Fransız fizikçidir.

Bir harika çocuk olan Ampère, daha 12 yaşında zamanının bütün matematik bilgisini özümsemişti. 1801’de Bourg’da fizik ve kimya profesörü, 1809’da da Paris’te Politeknik Okul’da matematik profesörü oldu.

Ampère, sistematik bir deneyci değildi. Şimşek gibi çakan parlak esinlerden yola çıkar, sonuçlandırıncaya değin de bu esinin peşini bırakmazdı. 1820’de Danimarkalı fizikçi Hans Christian Orsted‘in, mıknatıslı bir iğnenin akım taşıyan bir telin yakınında yön değiştirdiğini keşfettiğini, böylece de elektrik ile magnetizma arasında ilişki kurduğunu duydu. Bir hafta içinde, bu yeni olgunun kuramını her yönüyle açıklayacağı bir dizi raporun ilkini hazırladı, iki elektrik akımı arasındaki magnetik kuvveti matematiksel olarak betimleyen ve Ampère yasası olarak adlandırılan bir elektromagnetizma yasası formüle etti. Gerçekleştirdiği birçok deneyle de, elektromagnetizma konusunda o gün için bilinen olguları açıklamakla kalmayıp yenileri hakkında da ipuçları veren matematiksel bir kuramın gelişmesini sağladı. Elektrik ölçme tekniklerini geliştiren ilk kişi olan Ampère, serbestçe devinen bir iğnenin yardımıyla elektrik akımını ölçen bir aygıt yaptı. Bu aygıt daha sonraları geliştirilerek “galvanometre” adını aldı. Ampère’in başlıca basılı yapıtı Mémoire sur la théorie mathématique des phénomènes électrodynamique, uniquement déduite de l’expérience’du (1827; Elektrodinamik Olayların, Yalnız Deney Yoluyla Varılmış Matematik Kuramı Üzerine İnceleme).

Ampère yasası, bir magnetik alan ile bu alanı doğuran elektrik akımı ya da değişken elektrik alanı arasındaki nicel bağıntıyı tanımlayan yasadır. Elektrik ile magnetizma arasındaki temel bağıntılardan biri olan Ampère yasası, 1825’e değin yaptığı çalışmalarla elektromagnetizma kuramının temellerini atmış olan André-Marie Ampère’ in anısına saygı için bu adla anılır. Magnetik alan ile bu alanı doğuran elektrik akımı arasındaki bağıntıyı belirten Biot-Savart yasasının değişik bir anlatımı olan Ampère yasası genellikle, “magnetik alanın gelişigüzel seçilen bir yolun çevresindeki çizgi integrali, bu yolun çevrelediği net elektrik akımıyla orantılıdır” biçiminde ifade edilir. James Clerk Maxwell hem yasanın bu matematiksel tanımını yapmış, hem de yasayı, elektrik akımı olmaksızın doğan magnetik alanları da kapsayacak biçimde genişletmiştir. Periyodik olarak yüklenip boşaldıkça levhaları arasındaki elektrik alanı değişen, ama elektrik yükü akışı olmayan bir sığaçta levhalar arasında oluşan magnetik alan, elektrik akımı olmaksızın doğan alanlara örnektir. Maxwell boşlukta bile, elektrik alanındaki değişikliklere eşlik eden, değişken bir magnetik alanın var olduğunu göstermiştir. Ampère yasasının bütünü bu olayların tümünü tanımlar.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Amr Bin As Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında Kısaca

Amr Bin As; Amr İbnü’l As olarak da bilinir (d. 573 – ö. 663, Mısır), Arap komutanıdır. Mısır fatihi olarak tanınır.

Kureyş kabilesinden olan Amr Müslümanlarla Mekkeliler arasında yapılan Hudeybiye Barışı‘ndan (628) sonra Müslüman oldu. Hz. Muhammed tarafından Umman’a gönderildi ve oradaki emirlere Müslümanlığı kabul ettirdi. Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer dönemlerinde Filistin’in fethine, Ecnadeyn ve Yermuk (634) savaşlarına ve Şam’ın alınmasına katıldı. Mısır’ın yerli halkı ile Bizanslılar arasındaki uzlaşmazlığı fırsat bilerek 639’da Mısır üzerine yürüdü. 640’ta Pelusium ve Babil’i (bugün Eski Kahire olarak anılan yerde kurulmuş bir Bizans kenti) ele geçirdi. 642’de İskenderiye’yi İslam topraklarına katmayı başardı; Mısır valiliğini üstlendi. Ülkenin mali durumunu düzeltti ve Babil yakınlarında Fustat kentini kurdu. Topladığı vergileri merkeze göndermediği için Halife Osman tarafından valilik görevinden alındı

Hz. Ali ile Muaviye arasındaki anlaşmazlıkta Muaviye’nin yanında yer alan Amr, Sıffin Savaşı‘nı (657) sona erdiren Hakem Olayı’nda Ebu Musa Eşari’yi etkileyerek Muaviye’yi halife ilan etti. 658’de ikinci kez Mısır valisi oldu ve ölünceye değin bu görevde kaldı.

Amr bin As Camisi, Mısır’daki en eski İslam yapısıdır. Ülkeyi fetheden Arap ordularının komutam Amr bin As tarafından 641’de, Arap ordugâhının kurulduğu yerde yaptırılmıştır. Ordugâhın daha sonra gelişmesiyle bugün Kahire’nin bir parçası olan Fustat kenti’ oluşmuştur.

Amr bin As Camisi, başlangıçta sıradan bir yapıydı. Birçok kez yıkılıp yeniden yapıldığı için ilk biçimini kestirmek olanaksızdır. Emevi halifesi Abdülaziz bin Mervan 698’de camiyi yıktırarak, büyük bir olasılıkla özgün boyutlarına uygun biçimde yeniden yaptırdı. 827’de Abbasiler boyutlarını iki katına çıkararak camiyi yeniden inşa ettiler. Fustat’ın Haçlılar tarafından yakılmasından sonra Selahaddin Eyyubi 1172’de camiyi onarttı. Napoleon’un ordusu Kahire’ye geldiğinde cami yıkılmaya terk edilmiş durumdaydı. 19. yüzyılda son kez yeniden yapılan Amr bin As Camisi’nde farklı dönemlere ait tasarım öğeleri ve bezemeler bulunmaktadır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,

Olcaytu (Öljaitü) Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında Olcaytu Türbesi Nerededir?

Olcaytu (d. 1281 – ö. 13 Aralık. 1316, Sultaniye, Kazvin yakınları, İran), İlhanlı hükümdarı (1304-16). Şiilik ilk kez onun döneminde İran’ın resmî mezhebi ilan edilmiştir.

İlhanlı hanedanının kurucusu Hulagu’nun torunlarından Argun’un oğluydu. Hıristiyan olarak vaftiz edilmiş ve annesi tarâfından Nikolas adı verilmişti. Gençliğinde önce Budacı, sonra da Sünni Müslüman oldu ve Muhammed Hudabende adını aldı. Yedinci İlhanlı hükümdarı olan ağabeyi Mahmud Gazan’ın ölümü (1304) üzerine iktidarı ele geçirdi. Hükümdarlığı sırasında 1307’de Hazar’daki Gilan eyaleti fethedildi, Herat” ta (bugün Afganistan’da) çıkan bir ayaklanma bastırıldı. 1312’de Memlûk topraklarına karşı düzenlenen seferden, Avrupalı hükümdarlardan beklenen yardımın gelmemesi üzerine vazgeçildi. Olcaytu dinsel inançlarını yaşamı boyunca birkaç kez değiştirmişti. Sünniliği benimsemesine karılarından birinin neden olduğu söylenir. 1307-08 kışında Hanefi ve Şafiiler arasında dinsel çatışmalar çıktı. Olcaytu bu çatışmalardan etkilenerek Budacılığı benimsemeyi düşündüyse de, siyasal açıdan böyle bir şey olanaksızdı. Şii din bilgini İbnü’l-Mutahhar el-Hilli’nin etkisinde kalarak bu mezhebe geçti. 1309’da Irak’ta Hz. Ali’nin mezarını ziyaret ettikten sonra Şiiliği İran’ın resmi mezhebi ilan etti.

Olcaytu sanatçıları koruyan bir hükümdardı. Kurduğu yeni başkent Sultaniye İlhanlı mimarlığının başyapıtı oldu. Büyük bir dünya tarihi yazan Reşideddin’i ve İranlı şairleri destekledi.

Olcaytu Türbesi, İran’da Kazvin yakınlarında, İlhanlıların bugün yıkıntı halindeki başkenti Sultaniye’de 14. yüzyılın ilk çeyreğinde Olcaytu için yaptırılan türbedir. Sekizgen planlıdır; iç mekânı 24,5 m genişliğindedir. Her kenarın ortasında altta teğet sivri kemerli bir kapı, üstte gene teğet sivri kemerli üç pencere boşluğu vardır. Bunların üstünde bütün yapıyı bir yazı kuşağı ve mukarnaslı bir silme dolanır. Yapının üzerini, tepesi 51 m yüksekliğinde sivri bir kubbe örter. Çift çeperli bu kubbe, sekiz köşedeki minare biçimli birer ağırlık kulesiyle desteklenmiştir. Kalan izlerden, kubbenin zamanında turkuvaz renkli çinilerle kaplı olduğu anlaşılmaktadır.

İçeride köşelerdeki sekiz köşeli ayaklar lacivert üstüne mavi ve beyaz renkli örgelerle kaplı sırlı tuğlayla örülmüştür. Sütunların yukarısında bir yazı kuşağı vardır. Kubbenin içinde de mavi çini kaplamanın izleri kalmıştır. Türbeye bitişik mescidin daha sonraki bir tarihte inşa edildiği sanılmaktadır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,

Francis Bacon Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Francis Bacon; (d. 22 Ocak 1561, York House, Londra – ö. 9 Nisan 1626, Londra), İngiliz devlet adamı ve filozoftur. Doğanın ve toplumun kavranmasında deneyci bilgi öğretisini ve tümevarım yöntemini savunmuştur. Aynı zamanda İngiliz dilinin ustalarından biri olarak kabul edilir.

Yaşamı. Babası krallık mühürdarı olan Francis Bacon, anne tarafından I. Elizabeth’ in başbakanı William Cecil’in akrabasıydı. 1573’te Cambridge’de Trinity College’a girdi. “Kısır” olarak nitelendirdiği Aristotelesçi felsefeye karşı duyduğu hoşnutsuzluk bu dönemde başladı. 1576’da hukuk öğrenimi görmek üzere Gray’s Inn’e girdi, ama ardından İngiliz büyükelçisinin maiyetinde Paris’e gitti. Babasının ölümü üzerine 1579’da geri döndü ve hukuk öğrenimini sürdürerek 1582’de avukat oldu. Aynı kurumdaki hocalık ve baro yönetim kurulu üyeliğinden sonra saray hukuk danışmanlığı yaptı. 1584’te parlamentoya girdi. Kraliçeye ve etkili kişilere çeşitli ülke sorunları ile ilgili mektuplar yazarak göze girmeye çalıştı, ama bu çabaları sonuç vermedi. 1593’te İspanya’ya açılan savaşın giderlerini karşılamak için krallık ödeneklerinin artırılmasına karşı çıkması, gözden düşmesine yol açtı. Danışmanlığını da yaptığı dostu genç Essex kontunun girişimlerine karşın, boşalan başsavcılık makamını, yaşamı boyunca rakibi olan Sir Edward Coke’a kaptırdı. Essex kontunun başka makamlar için yaptığı başvurular da hep sonuçsuz kaldı.

Bacon gene de saraya danışman olarak girmeyi başardı. İspanyol hazine gemilerinin yolunu kesmede başarısızlığa uğrayan koruyucusu Essex kontunu, İrlanda’daki Katolik ayaklanmasını bastırma işini üzerine alması için özendirdi. İşlerin ters gitmesi üzerine serinkanlılığını yitirip başına buyruk davranan Essex kontu ile ilgili gayri resmî yargılamada, “iyi yurttaş” olmanın “ivi insan” olmaktan önce geldiğini belirterek, koruyucusunu suçlamaktan kaçınmadı. 1601’de başarısız bir ayaklanma girişiminde bulunan Essex kontunu vatan hainliği ile suçlayan resmî raporu hazırladı.

Bacon, Elizabeth’in 1603’te ölmesinden sonra, kuzeni Robert Cecil’in de yardımıyla, çeşitli alanlardaki bilgi birikimini I. James’in hizmetine sunma olanağını buldu. İskoçya ile birleşme görüşmelerinde etkin bir görev aldı. 1605’te krala adadığı Advancement of Learning (Bilginin Gelişimi) adlı kitabını yayımladı. Ertesi yıl bir Londra Belediye Meclisi üyesinin kızıyla evlendi. Haziran 1607’de başsavcı yardımcılığı görevine getirildiyse de, siyasal alanda pek etkili olmadı. Sonraki yıllarda özellikle taht ile parlamento arasındaki ilişkileri ele alan mektuplarıyla James’i etkileyerek, 1613’te Coke’un yerine başsavcılığa geçmeyi başardı. Krallığın üstünlüğüne ilişkin görüşlerinden dolayı, geleneksel hukuku ve yargıçların bağımsızlığını savunan Coke ile giderek artan bir çatışmaya girdi. Baskıya karşı ayaklanmanın haklılığı üzerine bir broşür yazan bir din adamı ile ilgili davada, yargıçlara baskı yapılmasına aracılık etti. Coke görevden alındıktan sonra, Mart 1617’de mühürdar oldu. Ertesi yıl lord chancellor (adalet bakanı) ve Verulam baronu, 1621’de de St. Albans vikontu yapıldı.

Bacon’ın bu yükselişinde, parlamentodaki çalışkanlığının yanı sıra, etkili çevrelerle kurduğu ilişkiler de rol oynadı. Bu dönemde, bir defter içinde topladığı Commentarius Solutus (Serbest Yazılar) rakiplerinin zayıf noktalarından devlet işlerine, sağlık bilgilerinden felsefe tasarılarına kadar çok değişik konularla ilgilendiğini gösterir. En ünlü yapıtı Novum Organum’u (1620; Yeni Organon, 1948) yayımlamadan önce en az 12 taslak üzerinde çalıştığı anlaşılan Bacon, bu dönemde bazı küçük felsefe kitaplarının dışında, efsanelerin yorumlanmasına dayanan De Sapientia Veterum (1609; Eskilerin Bilgeliği) adlı ilginç bir kitap yazdı. Bilimlerin yeniden düzenlenmesini öngören Instauratio Magna (1620; Büyük Yenileme) ile yurt dışındaki bilginlerin ilgisini çekti. Bilim ve felsefeye düşkünlüğüne karşın, bu yıllarda asıl çabasını devlet işleri üzerinde yoğunlaştırdı. Ülkenin bir iç kargaşaya doğru sürüklendiğini görmekle birlikte, yeniliklerden ürktüğü için, kralın egemenliğinin korunması gereğini savundu. Büyük bir bağlılıkla hizmet ettiği kralın güvenini kazandı, ama onun üzerinde her zaman etkili olamadı.

Bacon 1621’de rüşvetçilikle suçlanıp yargılandı. Hastalığından dolayı savunma için süre istediği bir sırada, Lordlar Kamarası da hakkındaki şikâyetleri ele aldı. Bir pişmanlık dilekçesi vererek görevinden çekildiyse de, 40 bin sterlin para cezasına çarptırıldı ve Londra Kulesi’ne hapsedildi. Kısa bir süre sonra serbest bırakıldı; bundan sonra büyük sıkıntılar içinde yaşadı. Bu dönemde kendisini bütünüyle bilim ve felsefeye adayarak değerli yapıtlar verdi. Hukuk derlemeleri, İngiltere tarihi, tefecilik, İspanya ile savaşın getireceği sonuçlar ve eğitim reformları gibi değişik konular üzerinde durdu. Tasarladığı altı ayrı doğa tarihi kitabından yalnızca ikisini yazabildi. 1610’da yazmaya başladığı ve ideal topluma ilişkin bir ütopya denemesi olan Nova Atlantis’in (1627; Yeni Atlantis, 1957, 1966) bir bölümünü yayımladı. İtalyan düşünürler ile yazışarak onlara yapıtlarını gönderdi. İlk kez 1597’de yayımlanan Essayes (1625; Denemeler, 1975) adlı yapıtının üçüncü ve genişletilmiş baskısını hazırladı. 1622/23’te kralın elini öpmesine izin verildiyse de, hiçbir zaman tam anlamıyla bağışlanmadı.

Felsefesi. Bacon’ın, yaratılıştan doğaya yönelik, deneye eğilimli, sürekli araştırmayı seven, kesin bilgiye ulaşana kadar sorunları irdeleyen bir kişiliği vardı. Yapıtlarında eylem adamı ve düşünce adamı yönleri arasındaki karşıtlık belirgin olarak görülür. Bir yandan dürüst bilgeler aracılığıyla “insanın doğa üzerindeki egemenliğini son çizgisine ulaştıracak” bir toplumun düşünü kurarken, bir yandan da I. James’in çıkmazlarına düzeni koruyarak çözüm arıyordu. Siyasal düzlemde yükselme hevesinin yol açtığı bu çarpıklığa karşın, bir filozof olarak Bacon doğayı ve toplumu kavrama konusunda kuşkuya yer veren, önyargılardan uzak ve araştırmacı bir yaklaşımı benimsemiştir. Bu arada ortaçağ Aristotelesçiliğine karşı deneyci yöntemi savunan düşünürlerin yazdıklarından da yararlanmıştır.

Bacon’ın felsefesinin odağı bilimdir. Ona göre bilim bir ilerleme, gelişme sürecidir. Tarih boyunca dinsel, siyasal ve düşünsel nedenlerle önem verilmeyen bilimin, insanları aydınlatma ve yönlendirme işlevini öne çıkarmak gerekir. Bilim, sözcüklerle oynama yerine, doğanın özünü kavramaya yönelmelidir. Doğaya egemen olmanın birinci koşulu, onu kendi bütünlüğü içinde bilmek, onu düzenleyen genel yasaları kavramaktır. Bunun yolu da deneyden geçer. Kesin bilgi, kuşkunun bittiği yerde başlar.

Düzene düşkün bir kişi olan Bacon, bir bütün olarak gördüğü bilim ve yaratı ürünlerini us, düş gücü ve bellek yetilerine göre bölümlere ayırır. Felsefenin kapsamına giren bilimlerin , kaynağı us, düş gücünün ürünü şiir ve öteki yaratı örnekleri, belleğin ürünü ise tarihtir. Bütün bilimlerin görevi, olayların nedenlerini sonuçlarıyla bağlantılı olarak öğretmektir. Bacon, kendi döneminde eksik ve yetersiz olarak gördüğü felsefe ve bilim üzerinde durur. Bu bağlamda insan zihni ile nesnelerin doğası arasındaki ilişkiyi köklü bir biçimde yeniden düzenlemeyi amaçlar. Doğanın incelikli gizlerini araştırmada daha yetkin yöntemler geliştirerek insanoğlunun yaratıcı gücünü özgürleştirme peşinde koşar. Bacon’a göre, bunu sağlamak için tasımlara dayanan usavurmanın yerini, deneylere dayanan eleştirel bir tümevarım yöntemi almalıdır.

Bu öğreti Novum Organum’da, yapıtın mayasını oluşturan üç düşüncenin işlendiği özdeyişler biçimini alır. Bu düşünceler yeni bir mantığın gerekliliği, doğadaki niteliklerin “alfabe”sini oluşturacak “kalıp”lar (form) bulma çabası ve kapsamlı bir doğa tarihi derlemesine ilişkindir. Bunların kendi başlarına kavranabilir olduğunu, ama aralarındaki ilişkilerin karmaşıklık yarattığını savunan Bacon, bilimi, temelini doğa tarihinin, gövdesini fiziğin ve uç noktasını metafiziğin oluşturduğu bir piramit biçiminde görür. Başlangıçta zaman zaman uğraştığı doğa tarihi, yaşamının sonuna doğru çalışmalarının asıl odağı durumuna gelmiştir.

Bilim anlayışı. Bacon bilime büyük önem vermesine karşın, çağdaş anlamda iyi bir bilim adamı değildi. Astronomiye yaklaşımı tutucuydu. Matematiğin ve yeni bulunan logaritmanın önemini tam olarak kavrayamamıştı. Kaldıraç sistemi, cisimlerin ivmesi ve kan dolaşımı ile ilgili yeterli bilgisi yoktu. Bacon’ın, zamanındaki bu gelişmelerden habersiz oluşu, benzerlikleri kolayca kavrayabilen zekâsının, farklılıkları kavramaya aynı ölçüde yatkın olmayışıyla açıklanabilir. Çünkü onun için bilimin başlıca temeli tümevarım yöntemiydi.

Bacon’a göre doğayı tanıma yöntemi olan tümevarım, olayları oluşturan ve biçimlendiren özün kavranmasını sağlar. Tümevarımın başlıca kaynağı olan deney, kesin genellemelere varmak amacıyla belirli kurallar çerçevesinde yapılmalıdır. Tikel bir olaydan yola çıkarak genel sonuçlara ulaşmayı yanlış bulan Bacon, deney sonuçlarının toplanarak düzenlenmesiyle tümevarılabileceğini belirtir. Tümevarıma giden yolu tabıda praesentiae (varlık çizelgesi), tabula graduum (derece çizelgesi) ve tabula absentiae (yokluk çizelgesi) biçiminde üç basamağa ayınr. Birinci çizelgede incelenen özelliğin bulunduğu bütün olgular saptanarak sıralanır. İkinci çizelgede incelenen özelliğin değişik derecelerde bulunduğu durumlar sıralanır. Üçüncü çizelgede ise incelenen özelliğin bulunduğu durumlara olabildiğince çok benzeyen ama bu özelliği taşımayan durumlar belirlenir.

Bacon’ın tümevarım yöntemiyle uygunluk yöntemi, birleşmiş uygunluk-ayrım yöntemi ve eş değişmeler yöntemini temelde kavradığı söylenebilir. Bununla birlikte yöntemi iki önemli noktada eleştiriye uğramıştır. Birincisi, son derece uğraştırıcı olan bu yöntem kesin bir sonuca ulaşmak için bazı varsayımlardan yararlanmayı gerektirir; oysa Bacon bu tür varsayımlara ilişkin herhangi bir belirleme yapmaz. İkincisi, Bacon tümevarım yoluyla bulunması öngörülen “kalıp”ların yeterli ve tam bir tanımını vermekte güçlük çeker. Bu yöndeki açıklamaları oldukça genel bazı fiziksel özellikleri sıralamaktan öteye gidemez. Bu açmaza girmesinin başlıca nedeni, görüşlerini ortaya koyarken, ortaçağ skolastik düşüncesinden aldığı hareket, yasa, nitelik ve kalıp gibi kavramlara yeni anlamlar yükleme yoluna gitmesidir. Örneğin Bacon’ın kullandığı “yasa” terimi irdelenince, onun bu terimle (modern fizikte olduğu gibi) niteliksel ilişkilerden çok, yapılara ve hareketlere yüklenen özleri, yani olgulara ilişkin açıklayıcı varsayımları ifade ettiği anlaşılır. Ama, Bacon’ın bu varsayımları gerçek amacına ulaşmış sayılmazsa da, felsefi sezgiler olarak büyük değer taşır.

Tümevarım yöntemini ilk kez kullanan Bacon olmadığı gibi, doğa bilimlerinin günümüzde kullandığı tümevarım yöntemi de onun biçimlendirmesine göre geliştirilmemiştir. Ama özellikle 19. yüzyılda biyolojinin Bacon’ın öngördüğü yolu izlediği söylenebilir. Charles Darvvin’in evrim kuramını geliştirirken Bacon’ın ‘yönteminden yararlandığı kuşkusuzdur. Royal Society’nin kuruculan Robert Hooke ve Robert Böyle, Bacon’ı yüceltmişler, 18. yüzyılda Jean d’Alembert ünlü Encyclopedie’yi hazırlarken Bacon’a gönül borcunu ödemiştir. Immanuel Kant Kritik der reinen Vemunffu (1781; Saf Aldın Eleştirisi) Bacon’a adamıştır. Bacon’ı yücelten 19. yüzyıl düşünürlerinden biri de olguculuğun kurucusu Auguste Comte’tur.

İdoller. Bacon’ın belki de en önemli katkısı, idola adını verdiği yanıltıcı düşüncelere ilişkin uyarışıdır. Ona göre idola, kişiyi doğru ve kesin bilgiye ulaşmaktan alıkoyan, deneyle bağlantısı olmayan önyargılardır. Bacon Novum Organum’da bu yanıltıcı düşünceleri şöyle sıralar:

1) idola tribus (soy idolleri), insanın doğasında bulunan ve çoğunluk tarafından paylaşılan önyargılardır. Bunun en açık örneği doğada gerçekte olduğundan daha büyük bir düzenlilik görme, kolayca genelleme yoluna giderek doğadaki olayları soyutlaştırma eğilimidir. Kuşaktan kuşağa geçen inanç ve söylencelerle karışmış bu yanılgılar, duyuların yetersizliğinden, doğa varlıklarına keyfi benzetmeler yüklemekten ve kesin ilkelere ulaşma tutkusundan kaynaklanır.

2) ldola specus (mağara idolleri), bireyin düşünsel ve bedensel yapısından doğan yanılgılardır. Birey dıştan gelen etkileri kendi zihnine yansıdığı gibi görür. Bu nedenle de doğanın bütünü yerine kendine yansıyan bölümünü temel alır; nesneler arasında aşırı ayrım ve benzetmeler yapma yoluna gider. Burada “mağara” benzetmesi Platon’un Devlet diyalogundaki “mağara” simgesinden etkilenerek kullanılmıştır.

3) ldola fori (çarşı idolleri), soyut sözcüklerin zihin üzerindeki etkisinden kaynaklanır. Bunlar en tehlikeli yanılgılardır. İnsanlar karşılıklı konuşmalarla düşünce alışverişinde bulunur. Gerçeğe dayanmayan soyut düşünceleri araştırmadan ve eleştirmeden benimsemek insanları yanılmalara sürükler.

4) ldola theatri (tiyatro idolleri), gelenek-leşmiş felsefe sistemlerinin ve yanlış kanıtların yol açtığı temelsiz düşünce kalıplarıdır. Bütün donmuş düşünce akımları bu bölüme giren önyargıların yoğunlaşmasıyla ortaya çıkar.

Denemeler. İnsanoğluna yalnızca “doğanın gizleri”ni değil, “yaşamın güçlükleri”ni de açıklamayı amaçlayan Bacon, ortaya koyduğu yeni mantığı, insan ilişkilerini de kapsayacak biçimde tasarlar. Bu yüzden Essayes’de tutku, ikiyüzlülük, kin ve sevgi gibi “yalın yaradılışlar”ı irdelemeye çalışır. Tarihten ve kendi gözlemlerinden çıkardığı deneyimlere dayanarak, davranış ve güdüleri inceler ve genellemelere varır. Bu yoldan insanoğlunun yaptıklarını ve yapması gerekenleri ortaya koyar. Gerçekçiliğin ve ahlaksal ideallerin bir karışımı olan bu denemeler, dünyevi bir bilgelik taşır. Yazılarına yansıyan kişiliği son derece berrak ve canlı olan Bacon’ın anlatımı insanı sıkmayan zengin imgelerle doludur. Okuyucusunu kolayca avucuna alarak zihnindeki akışa katar ve böylece düşüncelerini harekete geçiren duygu dünyasına taşır. Gerçek bir iletişim ustası olarak titizlikle işlenmiş dengeli cümleler kurar; düşüncelerini sunuş biçimi sağlam bir yapı gösterir. Bacon yapıtlarıyla bilimin ve felsefenin gelişme yolunu göstermiş, doğa ile us arasında bir bütünlük kurulabileceği inancını yerleştirmiştir.

ÖBÜR YAPITLARI. De Interprelatione naturae proeminum (1603; Doğanın Yorumlanmasına Giriş), Redarguito philosophiarum (1609; Filozofların Eleştirisi), Historia Ventorum (1622), Historia Vitae et Mortis (1623; Yaşam ve Ölümün Tarihi), The Historie of the Raigne of King Henry the Seventh (1622; VII. Henry Döneminin Tarihi), Apophtagmes new and old (1625; Yeni ve Eski Özdeyişler), Sylva Sylvarum (ös 1627; Ormanların Ormanı), Cases of Treason (ös 1641; İhanet Davaları), Promus of Formularies and Elegancies (ös 1883), The Poems of Francis Bacon (ös 1870; der. ve bas. haz. Rahip A. B. Grosart; Francis Bacon’ın Şiirleri).

Francis BaconFrancis Bacon; İngiliz filozofu ve yazarıdır (Londra 1561-ay.y. 1626). Soylu bir ailedendi. İlk eğitimini ve Yunanca bilgisini annesinden edindikten sonra Cambridge’te Trinity College’de okudu (1573-1576), Fransa’daki İngiliz elçisi Sir Amias Paulet gözetiminde Paris’te bulundu. Babasının ölümü üzerine (1579) İngiltere’ye dönerek hukuk öğrenimini tamamlayıp avukatlığa başladı (1582). Parlamentoya girdi (1584), saray avukatlığına seçildi (1604), yeni Kral I. James döneminde de gücünü ve yerini korudu, başsavcılığa atandı (1613). Adalet Bakanlığı’na yükseltildi (1618). Verulam Baronluğu ünvanından sonra St. Albans Vikontluğu’nu da kazandı (1620). Mühürdar olarak görev yaparken rüşvet almakla suçlandı. Avam Kamarası‘nın ileri sürülen savları doğru bulmasıyla hapis ve para cezasına çarptırıldı, görevlerinden uzaklaştırıldı, yetkileri elinden alındı (1621). Cezası hafifletilip bağışlanınca köşesine çekildi. Kendisini 17. yüzyılın en büyük düşünürlerinden biri yapan, filozofluk düzeyine yükselten eserleriyle uygarlık tarihindeki önemli yerini aldı.

Rönesans Felsefesi’nin önde gelen kişilerinden biri olan F. Bacon’ın felsefesi bir bilim felsefesidir. Çağdaş bilgi kuramının kurucusu olan Bacon, Batı Felsefesi’ni de en fazla etkileyen filozoflardan biridir. Ona göre gerçek bilim, nedenlerin bilimidir, asıl güç bilgidir ve bizler ancak bilgiyle doğaya söz geçirebiliriz. İnsanoğlunun bilim sayesinde daha iyi ve mutlu bir yaşam kurabileceği düşüncesi, Bacon’ın felsefesinin temelini oluşturur. İlk çalışmalarının bazı bölümleri ele geçmemiş olan Bacon, genellikle kültür dili Latinceyi kullandı, geçkin yaşlarında İngilizcenin değerini benimser göründü.

Başlıca eserleri: Essays or Caunsels Civil and Moral (Siyaset ve Ahlak Üzerine Düşünceler) 1597 (ilk on denemeye 1624’teki 3. basımına kadar 58 yazı daha eklenmiştir); De Interpretatione natural proeminum (Doğanın Yorumuna Başlangıç) 1603; De Dignitate et augmentis scientiarum (Bilimlerin Değeri ve Çoğalmaları Üzerine) 1605; Novum organum scientiarum (Yeni Organon) 1620; Magna Instauratio (Büyük Yenileme) 1620); Nova Atlantis (Yeni Atlantis) 1624. Yeni Atlantis, Bacon’un düşsel bir toplumu (ütopya) betimleyen eseri; Nova Atlantis (bitmemiş olduğu kabul edilir, 1621). Antik çağı Yunan filozoflarından Platon’un ilettiği söylenceden yola çıkan filozof, bilim ve sanat adamlarınca yönetilen, yalancı politikacıların yer almadığı bu düş ülkesinde devletin insanların mutluluğunu nasıl sağladığını anlatır; tutkuların, zenginlik sağlayan ticaretin, değerli nesnelerin, savaşın yer almadığı; bütün yeniliklere açık; amacı belli bir sanat-bilim yönetimi, yazarının özlemi budur: “Olabildiği kadar kolay, rahat mutlu ve zevkli bir yaşamı ve sağlığı” sağlayıp koruyan bir devlet ve insanlar. Bu eserin, ardından gelen bu türdeki ürünleri etkileyip koşullandığına inanılır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , , , ,