Etiket: hakkında Hayatı 0

Deniz Gezmiş Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında Hayatı

Deniz Gezmiş Resimleri1947′ Ankara’da doğdu.Liseyi İstanbul’da okudu.1966’da İÜ Hukuk Fakültesi’ne girdi.Kısa sürede gençlik eylemlerinde ön plana çıktı.

TİP bünyesinde çalıştı.1968’de Devrimci Hukuklular Örgütünü kurdu.Amerikan 6.filo eylemlerine katıldı.İstanbul Üniversitesi’nin işgali eylemlerine katıldı.

DEVRİMCİ ÖĞRENCİ BİRLİGİNİ’ Nİ kurdu.Samsundan Ankara’ya Mustafa Kemel Yürüyüşü düzenledi.1969’da Filistin’e gitti.Gerilla egitimi gördü.

Türkiye’ye dönünce THKO örgütünü kurdu.Örgütün ilk eylemi olan İş Bankası Ankara Emek Şubesi soygununa katıldı.

Bu soygunla örgütün parasl sorunlarını çözdü yani bu soygun bir nevi halk için yapılmıştı.Yine ankara’da 4 Amerikan askeri kaçırma eylemine katıldı.

Amerikan askerlerinin dördünüde geri serbest bıraktı.Sivas Gemerek’te yakalandı.1972’de asılmak süretiyle katledildi.

O hiç bir zaman silahını öldürmek için ateşlemedi ve hayatı boyunca hiç kimseyi öldürmedi.Türkiye Tarihinin en şerefli insanlarından biriydi.O nu asanlar tarihe ve gelecege hiç bir zaman hesap veremeyek.Onunda dedigi gibi

BEN HALKIMIZIN BAĞIMSIZLIĞI VE ŞEREFİ İÇİN BİR DEFA ŞEREFİMLE ÖLÜYORUM SİZ BİZİ ASANLAR ŞEREFSİZLİĞİNİZLE HER GÜN ÖLECEKSİNİZ.

Doğumu : 1965’ten sonra Türkiye’de gelişen gençlik hareketinin en önemli önderlerinden ve Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu(THKO)’nun kurucu ve yöneticilerinden Deniz Gezmiş, 24 Şubat 1947’de Ankara’nın Ayaş ilçesinde doğdu. Öğretmen bir ailenin çocuğu olması sebebiyle ilk ve ortaöğrenimini çeşitli kentlerde, liseyi İstanbul’da okudu.

Ceza Yılları : 2 Mayıs’a kadar tutuklu kalan Gezmiş, 30 Mayıs’ta 6.Filo’yu protesto ettiği için yargılandı ve beraat etti. Öğrenci eylemleri içinde etkinliği giderek artan Deniz Gezmiş, 12 Haziran 1968’de İstanbul Üniversitesi’nin işgal edilmesinde önderlik etti.

İşgal Konseyi adına IÜ Senatosu ile Baltalimani’nda yapılan görüşmelere katılan öğrenci heyetinin içinde yer aldı; öğrenci haklarının elde edilip işgalin sona erdirilmesinde etkili oldu.

İşgalden kısa bir süre sonra Istan bula gelen 6.Filo’yu protesto eylemlerinde yer alan Gezmiş, 30 Temmuz’da bu eylemlerden dolayı tutuklandı ve 20 Eylül’de serbest bırakıldı.

TIP içinde yoğunlaşarak, ayrılıklara ve tartışmalara yol açan ideolojik sorunlarda Milli Demokratik Devrim(MDD) görüsünü benimseyen Deniz Gezmiş, bu görüsün özellikle devrimci öğrenciler arasında yayılmasında etkili oldu. Ekim 1968’de eylemlerde birlikte olduğu Cihan Alptekin, Mustafa İlker Gürkan , Mustafa Lütfü Kıyıcı, Cevat Ercişli, M.Mehdi Beşpınar, Selahattin Okur, Saim Kurul ve Ömer Erim Süerkan’la birlikte Devrimci Öğrenci Birliği(DÖB)’ni kurdu. 1 Kasım 1968’de TMGT, AÜTB, ODTÜÖB ve DÖB’ ün başlattığı Samsun’dan Ankara’ya Mustafa Kemal Yürüyüşü’nü düzenledi.

Ardından 28 Kasım 1968’de ABD büyükelçisi Kommer’in gelişi sırasında Yeşilköy Havaalanı’nda düzenlenen protesto gösterileri nedeniyle tutuklandı ve bir süre sonra serbest bırakıldı. İstanbul Üniversitesi’nde sağcı güçlerin 16 Mart’ta girişmiş olduğu hareketlere öğrenci kitlesiyle birlikte karsı koyan Gezmiş , bu eylemi gerekçe gösterilerek 19 Mart’ta yeniden tutuklanarak 3 Nisan’a kadar hapis yattı.

Ardından 31 Mayıs 1969’da IÜ Hukuk Fakültesi öğrencilerinin, reform tasarısının gerçekleşmemesini protesto için giriştikleri işgale önderlik etti.

Üniversitenin kapatılıp, polise teslim edilmesi nedeniyle çıkan çatışmalarda yaralandı. Hakkında gıyabi tutuklama kararı olmasına rağmen hastaneden kaçan Gezmiş, Haziran’ın sonunda Filistin’e gitti. Filistin’e gitmeden önce 23 Haziran 1969’da TMGT’nin topladığı 1. Devrimci Milliyetçi Gençlik Kurultayı’na kendisi gibi haklarında tutuklama kararı olan FKF Genel Başkanı Yusuf Küpeli ile birlikte bir mücadele programı gönderdi

Üniversite yılları : 1966’da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine giren Gezmiş, henüz lise öğrencisiyken sol düşünceyle tanıştı ve kendini dönemin eylemleri içinde buldu.

1965’te Türkiye İsçi Partisi(TIP)’nin Üsküdar ilçesine üye oldu. İlk kez 31 Ağustos 1966’da Ankara’dan İstanbul’a yürüyen Çorum Belediyesi temizlik isçilerinin Taksim Anıtı’na çelenk koymaları sırasında isçileri destekleyen ve Türk-Is yöneticilerini protesto eden gösteri sırasında gözaltına alindi.

Ardından 19 Ocak 1967’de Türkiye Milli Talebe Federasyonu(TMTF) binasının yedi-i emine verilmesi sırasında çıkan olaylarda yakalandı ve bir gün sonra iki arkadaşıyla çıkarıldığı mahkeme tarafından serbest bırakıldı. 22 Kasım 1967’de öğrenci örgütlerinin düzenlediği Kıbrıs Mitingi sırasında Aşık İhsanı ile birlikte ABD bayrağını yaktıkları gerekçesi ile gözaltına alınıp daha sonra serbest bırakılan Deniz Gezmiş, Hukuk Fakültesi’nde birlikte okuduğu arkadaşlarıyla birlikte 30 Ocak 1968’de Devrimci Hukuklular Örgütünü kurdu. 7 Mart 1968’de IÜ Fen Fakültesi konferans salonunda düzenlenen AIESEC genel kurul toplantısında konuşma yapan Devlet Bakanı Seyfi Öztürk’ü protesto ettiği için tutuklandı.

Filistin ve İdam : 23 Eylül 1969’da Hukuk Fakültesi’nde olduğu sırada haber verilen polislerin de fakülteye gelmesi üzerine teslim olan Gezmiş, 25 Kasım’da serbest bırakıldı. Ancak Yıldız Devlet ve Mühendislik Akademisi’nde Battal Mehetoğlu’nun sağcılar tarafından öldürülmesinden sonra okulda yapılan aramada, ele geçirilen dürbünlü bir tüfeğin Gezmis’e ait olduğu öne sürülerek hakkında yeniden tutuklama kararı alindi. 20 Aralık 1969’da yakalanan Gezmiş, kendisiyle birlikte tutuklanan Cihan Alptekin’le birlikte 18 Eylül 1970’e kadar tutuklu kaldı.

Bundan sonra öğrenci eylemlerinden uzaklaşarak, mücadelesini değişik alanlarda sürdürmeyi planladı. Sinan Cemgil ve Hüseyin İnan’la birlikte THKO’yu kurdu. 11 Ocak 1971’de THKO adına Ankara Is Bankası Emek Şubesi’nin soygununu gerçekleştirenler arasında yereldi. 4 Mart 1971’de dört ABD’li erin Balgat’taki Tuslog Tesisleri’nden kaçırılması eyleminde de bulunan Gezmiş, erlerin serbest bırakılmasından sonra Sivas’ın Sarkışla ilçesinin Gemerek nahiyesinde Yusuf Aslan’la birlikte yakalandı.

16 Temmuz 1971’de başlayan THKO-1 Davası’nda TCK’nin 146. maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle, 9 Ekim 1971’de idam cezasına çarptırıldı. 6 Mayıs 1972’de idam edildi.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , ,

Amanullah Han Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında Hayatı

AMANULLAH HAN (1892-1960)

Memleketini Batı medeniyetine ulaştırmaya çalışmış bir Afganistan kralıdır. Habibullah Han’ın küçük oğlu olan Amanullah, özel öğretim gördü. Afganistan Emiri olan babasının öldürülmesi üzerine (28 şubat 1919) tahta geçen amcasını üç gün içinde bertaraf ederek kendisini kral ilan etti. Amanullah Han tahta geçince ilk iş olarak memleketin bağımsızlığını ilan ettiyse de Hindistan hükümetinin razı olmaması savaşa yol açtı. Üç yıl müddetle ingilizler istedikleri başarıyı elde edemediler. Bunun üzerine 22 aralık 1911’de Afganistan’ın bağımsızlığını tanıdılar.

Amanullah Han tahta geçince ilk iş olarak memleketin bağımsızlığını ilan ettiyse de Hindistan hükümetinin razı olmaması savaşa yol açtı. Üç yıl müddetle İngilizler istedikleri başarıyı elde edemediler. Bunun üzerine 22 aralık 1911’de Afganistan’ın bağımsızlığını tanıdılar.

Amanullah Han çıktığı bir seyahat sırasında 1927 yılında Türkiye’ye de geldi. Memleketimizdeki yenilikleri görmesi ona cesaret vermişti. Afganistan’a dönünce yeniden büyük bir ıslahat hareketine girişti. Buna göre, çarşaf ve peçe kalkacak, yeni okullar açılacak, miladi takvim, kabul edilecek, tatil günü cuma yerine pazar olacaktı. Ancak, bu yenilik hareketinde kendisinin Hz. Muhammed gibi bir öncü olduğunu söyleyecek kadar ileri gitmesi büyük bir hoşnutsuzluk uyandırıyordu. Nihayet memlekette isyan çıktı. Amanullah, tahtı ağabeysi İnayetullah’a bırakarak Kandıhar’a kaçtı. İsyan hareketine önderlik eden Beççe Saka da İnayetullah’tan mukavemet görmeden Afgan tahtını ele geçirdi.

Amanullah tahtını kurtarmak için bir teşebbüste bulunduysa da başarı kazanamadı ve 20 mayıs 1929’da tekrar Kandıhar’a döndü. Oradan da Roma’ya gitti, 1960’da öldü.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , ,

Kenan Evren Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında Hayatı

Kenan Evren asker, devlet adamı, Türkiye Cumhuriyeti’nin 7. Cumhurbaşkanıdır. (Alaşehir 1917 – Ankara 2015)

1936’da Maltepe Askeri Lisesi’ni bitirdi. Aynı yıl girdiği Kara Harp Okulu’ndan 1938’de topçu asteğmen olarak çıktı, 1939’da teğmen rütbesini aldı. Kara Harp Akademisi’ni 1949’da bitirerek kurmay yüzbaşı oldu. Bir süre Genelkurmay Başkanlığı Eğitim Şubesi ve başka birimlerde çalıştıktan sonra 1958-1959′ da Kore Tugayı Kurmay Başkanlığı’na atandı. Yurda döndükten sonra orduda değişik birlik ve kurumlarda görev aldı. 1964’te tuğgeneralliğe yükseldi ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Okullar Daire Başkanlığı’na getirildi. 1967’de tümgeneral olarak tümen komutanlığı ve 2. Ordu Kurmay Başkanlığı yaptı. 1970’te korgeneralliğe, 1974’te orgeneralliğe yükseldi. Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanlığı (1974), ardından Genelkurmay İkinci Başkanlığı yaptı (1975). 1976’da Ege Ordusu Komutanlığına, 1977’de Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na atandı. Genelkurmay Başkanı Semih Sancar’ın yaş haddi nedeniyle emekliye ayrılmasıyla 6 Mart 1978’de Genelkurmay Başkanı oldu.

1979’un son günlerinde Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’e anarşi ve öteki tehlikelere karşı tüm anayasal kuruluşların birleşmesini içeren bir uyarı mektubunu kuvvet komutanlarıyla birlikte verdi. Fahri Korutürk’ün görev süresinin dolmasından (6 Nisan 1980) sonra cumhurbaşkanlığı seçiminin uzaması üzerine Brüksel’de NATO toplantısında kaygısını dile getirdi (15 Mayıs 1980). Cumhurbaşkanı seçiminin uzaması, anarşinin had safhaya ulaşması, meclisin çalışamaz duruma gelmesi üzerine 12 Eylül 1980 gecesi emir komuta zinciri içinde Kara, Deniz, Hava ve Jandarma komutanlıklarından oluşan Milli Güvenlik Konseyi (MGK) aracılığıyla ordunun yönetime el koyduğunu, tüm yurtta sıkıyönetim ilan edildiğini Genelkurmay Başkanlığı’nın yanı sıra Milli Güvenlik Konseyi Başkanlığı ile Devlet Başkanlığı’nı üstlendiğini duyurdu.

Demokrasiyi sağlam temellere oturtmak için Anayasa, Seçim ve Siyasal Partiler Yasası’nın değiştirileceğini açıkladı. Hükümeti kurma görevini 30 Ağustos 1980’de emekli olan Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Bülent Ulusu’ya verdi (20 Eylül 1980). 28 Eylül’de MGK olarak yasama görevini üstlenerek bir yandan anarşiyi önleme öte yandan yeni oluşum için gerekli değişiklikleri başlattı. Bu arada MGK’nın öteki üyeleriyle birlikte yurt gezileri düzenledi ve yapmak istediklerini halka anlattı. Çalışmaları, durdurulmuş olan siyasal partiler, 23 Ekim 1981’de Danışma Meclisi oluşturulunca kapatıldı (16 Ekim 1981). Danışma Meclisi’nin hazırladığı Anayasa, 7 Kasım 1982’de Kenan Evren’in cumhurbaşkanlığı ile birlikte halkoyuna sunuldu. Anayasa’nın % 92 kabul oyu almasıyla Kenan Evren Türkiye Cumhuriyeti’nin yedinci cumhurbaşkanı seçildi.

Mayıs 1983’te yeni siyasal partilerin kurulmasını, kadrolarını onaylamak koşuluyla benimsedi. 1 Temmuz 1983’te Genelkurmay Başkanlığı’nı Kara Kuvvetleri Komutanı Nurettin Ersin’e bıraktı. 6 Kasım 1983′ te yapılan genel seçimlerde çoğunluğu kazanan Anavatan Partisi (ANAP) Genel Başkanı Turgut Özal’a hükümeti kurma görevini verdi. Hükümetle uyumlu çalışarak demokrasiye geçiş döneminde etkili rol oynadı. Ocak 1984’te Fas’ta yapılan 4. İslam Zirve Konferansı’na katılarak konferansa Türkiye’nin verdiği önemi gösterdi ve İslam ülkeleri çerçevesinde kurulan Ekonomi Konseyi’nin başkanlığına getirildi.

Kenan Evren Devlet Başkanlığı’nı yürüttüğü dönemde içte halkla bütünleşmeyi amaçlayan iç geziler yaparken, dışta özellikle Ortadoğu (Kuveyt, Suudi Arabistan, Tunus, Mısır, Ürdün) ve Uzakdoğu (Çin, Pakistan, Bangladeş, Kore, Endonezya), ABD’yi ziyaret ederek bu ülkelerle Türkiye arasında kültürel ve ekonomik ilişkilerin gelişmesine katkıda bulundu. 6 Kasım 1989’da görev süresi dolduktan sonra Marmaris’e yerleşti. Anılarını yazdı: Kenan Evrenin Anıları (4 cilt, 1990-1992).

Özellikle Cumhurbaşkanlığı döneminde halk tarafından çok sevilen Kenan Evren toplum bir kısmınca kahraman olarak nitelendirilirken toplumun bir kısmının da darbe yaptığı gerekçesi ile nefretini kazanmış eski bir siyaset adamı ve askerdir.

Kenan Evren 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliği sonrasında 1980 darbesinde ülkeye zarar vermek suçu sebebi ile yargılanmaya başlamış ve halen yargılanma dönem devam etmektedir. Sağlık problemleri sebebi ile 3 yıl boyunca GATA’da tedavi gördükten sonra yaşlılığa bağlı olarak geline çoklu organ yetmezliği sebebi ile 9 Mayıs 2015 tarihinde hayata gözlerini yummuştur.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , ,

Lord Kelvin (William Thompson) Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında Hayatı

lord kelvinWilliam Thompson Lord Kelvin; İskoç kökenli İngiliz fizikçi, matematikçi ve mucittir (İrlanda/Belfast 1824 -İskoçya/Largs 1907).

Glasgow Üniversitesinde matematik profesörü olan babası onu, 10 yaşında üniversiteye yazdırdı. Matematiksel fizik konusunda oldukça başarı gösteren küçük öğrenci, ısı kuramı üzerine makaleler yazmaya başladı. 1841’de Peterhense College’deki (Cambridge Üniversitesi) eğitimini, 1845’te üstün bir başarıyla bitirerek ünlü Smith Bilim Ödülü’nü kazandı. Bu arada üniversitenin spor ve müzik etkinliklerinde de kendini gösterdi. 1845’te elektrostatik problemlerini çözümlemekte kullanılacak elektriksel simgeler yönetimini geliştirdi. 1846’da Glasgow Üniversitesinde fizik profesörlüğüne atandı. 1847’de Faraday’ın elektriksel ve mıknatıssal görüşlerini matematiksel terimlerle gösteren bilimsel bir dergi yayımladı- Aynı yıl ünlü fizikçi Prescott Joule ile karşılaşarak, onun “ısının eşdeğerlik” kuramından etkilenip, 1848′ de “saltık sıcaklık ölçeği”ni ortaya koydu. 1850’de başladığı manyetik alan üzerindeki çalışmaları geliştirerek”, termodinamik çözümlemeleri elektriksel ve mıknatıssal kuramları uyguladı. 1855’te telgrafla ilgili bir sürü yardımcı aygıtla birlikte aynalı mini akım ölçer ve sifon kayıt aygıtı icat ederek patentlerini aldı. ilk atlantikötesi denizaltı telgraf kablosunun yerleştirilmesinde etkin rol aldığında, artık ünü dünyaya yayılmıştı (1858). Bilimsel çalışmaları nedeniyle 1866’da şövalyelikle onurlandırıldı.

1860-1867 arasında fizikçi dostu Peter Tait ile yayımladığı Elements of Natural Philosophy (Fizik Bilimin Öğeleri) adlı üniversite ders kitabıyla, İngiltere ve dünya yüksek eğitim alanında söz sahibi olduğunu kanıtladı. Aynı yıllarda yeryüzünün yaşı ve ısı kaybı üzerine yaptığı araştırmalardan elde ettiği sayılar, yerbilimcileri bulgularıyla çelişik düşünce, tartışmalarında, denizci pusulasında doğruluk ve güvenirlilik derecesini çoğaltan önemli değişiklikler yaptı. Ayrıca gelgit ölçeği, gelgitle ilgili uyumcul çözümleyici, gelgit kestirim aygıtı, denizdeki geminin yerini saptayan basite indirgenmiş çizelge tablosu gibi buluşları, teknolojiye katkılarından yalnız birkaçıdır. 1884’te Johns Hopkins Üniversitesinde (ABD) seçkin fizikçilere ışığın dalga kuramı, hava ve ışınım konularında verdiği konferanslar büyük yankı uyandırmaktan öte, tüm bilimsel yayınların başköşelerinde tartışılır oldu. 1890’da Kraliyet Bilim Derneği Başkanlığı’na seçildi. 1892’de baron unvanıyla onurlandırıldı. 1896’da Glasgow Üniversitesinde 50. bilim yılı kutlanırken, tüm dünya üniversite, akademi, bilim derneği ve hükümetlerinden onursal san ve nişanlar aldı. 1899’da emekli olduktan hemen sonra araştırma öğrencisi olarak üniversiteye yeniden kaydını yaptırdı. 1902’de Kraliyet Liyakat Nişanı ile ödüllendirildi. 1904’te Glasgow Üniversitesi Başkanlığı’na seçildi. 600’den fazla kitap ve makalenin yazarı olmaktan başka, yaklaşık 70 buluşun patent sahibi üstün bir beyindi. Bilimsel yazılarının toplandığı eserlerden önemlileri arasında şu derlemeler vardır: Reprint of Papers on Electricty and Magnetism (Elektrik ve Mıknatıs Üzerine Derlenmiş Yazılar) 1872, Mathematical and Physical Papers (Matematiksel ve Fiziksel Yazılar) 1882-1890, Popular Lectures and Addresses (Popüler Ders Notları ve Konferanslar) 3 cilt, 1889-1894.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

James Hutton Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında Hayatı

James Hutton kimdir? James Hutton hayatı, biyografisi, çalışmaları, buluşları, eserleri hakkında bilgi.

James HuttonJames Hutton; (d. 3 Haziran 1726, Edinburgh – ö. 26 Mart 1797, Edinburgh), İskoçyalı jeolog, kimyager ve doğa bilimcidir. Jeolojinin temel ilkelerinden biri olan ve yerkabuğunun özelliklerini jeolojik zaman içinde gelişen doğal süreçlerle açıklayan bir örneklilik kuramını (üniformitaryanizm) geliştirmiştir.

Babası, kent yönetiminde de görev alan bir tüccardı. Hutton küçük yaşta babasını yitirmesine karşın yerel grammar school’da (orta dereceli üniversite hazırlık okulu) ve Edinburgh Üniversitesi’nde öğrenim görmeyi başardı. Daha o sıralarda kimyaya karşı büyük ilgi duyuyordu; bu nedenle asıl mesleğinin avukatlık olmasına karşın staj döneminde bile zamanının büyük bölümünü kimya deneylerine ayırıyordu. Bu dönemdeki temel uğraşı, arkadaşı James Davie ile birlikte kömür isinden amonyum klorür (nışadır) üretmenin yollarını aramaktı. Bu nedenle henüz bir yılını dolduramadan avukatlık stajını bırakarak kimyaya en yakın meslek olarak gördüğü tıp öğrenimine başladı. Üç yıl Edinburgh Üniversitesi’nde, iki yıl da Paris Üniversitesi’nde dersler aldıktan sonra Eylül 1749’da Holland’da tıp doktoru olarak mezun oldu.

Ama tıp mesleği fazlaca ilgisini çekmiyordu. Davie ile birlikte geliştirdiği ucuz nışadır üretimi yöntemi sayesinde yüklüce bir gelir elde eden Hutton, bu parayla İngiltere’de çiftçilik yapmaya karar verdi ve Berwickshire’ da küçük bir çiftlik satın aldı. Bu yıllarda tarım üzerine çalışmalara girişen Hutton, bir yandan da kayaçları ve akarsuların toprak ve kayaç yapısı üzerindeki etkilerini araştırdı. Çiftçilik bilgisini ilerletmek amacıyla zaman zaman çıktığı Avrupa gezileri sırasında kayaçlan ve mineralleri de inceledi.

Hutton, hem çiftlikten, hem de nışadır üretim atölyesinden iyi para kazanıyordu. 1765’te Davie ile birlikte yeni bir şirket kurdular. 1768’de mali durumu daha da iyileşince çiftçiliği bırakarak tüm zamanını bilimsel çalışmalarına ayırmak amacıyla Edinburgh’a yerleşti. Dönemin hızla gelişen bilim ve düşün yaşamının önde gelen adlarıyla ilişkiler kurdu, bu arada karbonik asidi bulan kimyager Joseph Black, deniz kuvvetlerinin ünlü taktikçisi John Clerk, fizikçi ve matematikçi John Playfair ve ekonomist ve filozof Adam Smith ile dost oldu.

Bu dönemde Hutton, yoğun bir biçimde okumaya başladı ve hemen hemen tüm bilimsel toplantılara katıldı. Kayaçları incelemek ve doğal süreçlerin bunlar üzerindeki etkilerini gözlemlemek amacıyla sık sık gezilere çıktı. Yazmalanndan ve yayımlanan birkaç yapıtından Hutton’ın pek çok konu üzerinde geniş bilgiye sahip olduğu anlaşılmaktadır. Ama onun bilime olan temel katkısı, 1785’te Edinburgh’daki Royal Socie-ty’ye sunduğu makalesinde ortaya attığı birörneklilik ilkesidir. Hutton yağmur, akarsu, gelgit ve yanardağ gibi doğal süreçlerin Yer’in gelişimi üzerindeki etkisine ilişkin olarak yıllarca sürdürdüğü çalışmalarının, gözlemlerinin ve tartışmalarının sonuçlarını topladığı bu makalesini 7 Mart 1785’te Joseph Black Royal Society’de okudu. Bu makale ve bir ay sonra bizzat Hutton’ın kendisinin sunduğu ikinci makale, 1788’de Royal Society tarafından Theory of the Earth; or an Investigation of the Laws Observable in the Composition, Dissolution and Restoration of Land upon the Globe (Yer Kuramı ya da Yer Üzerindeki Kara Parçalarının Birleşmesini, Ayrılmasını ve Yeniden Birleşmesini Etkileyen Yasalar Üzerine Bir İnceleme) başlığı altında yayımlandı.

Hutton’ın, jeolojik olguların gözlemlenebilir jeolojik süreçlere dayanılarak açıklanabileceği yolundaki görüşü (dönemin kuramlarına karşı olmakla birlikte) o zamana değin fazlaca ilgi görmemişti. Ama Royal Society’ye sunduğu iki makalesi jeolojide bir dönüm noktası oluşturdu ve jeoloji bir örneklilik kuramı üzerinde yükselen bir bilim dalı durumuna geldi. Hutton’ın kuramı, doğal süreçlerin uzun jeolojik çağlar boyunca Yer’in iç kesimlerinde ve yüzeyinde etkili olduğu ve Yer’i oluşturan değişik kayaçların birbirinden farklı süreçler sonunda ortaya çıktığı varsayımına dayanıyordu.

Hutton’ın düşünceleri dönemin kabul gören görüşleriyle karşılaştırıldığında çok şaşırtıcıydı. Ama daha beş yıl geçmeden ünlü İrlandalı kimyacı ve mineralog Richard Kirwan, 1793’te yaptığı bir konuşmada Hutton’ın kuramını ağır biçimde eleştirdi. Kirwan, Hutton’ın kanıtlarının çoğunu göz ardı ederek kayaçların okyanuslardaki minerallerin çökelmesiyle oluştuğu savma dayalı çökelme kuramını destekliyordu.

Hutton o sırada çok ciddi bir rahatsızlık geçirmişti, ama Kirwan’in eleştirileri üzerine, kuramını dayandırdığı kanıtları belgeleyen çalışmasını tamamlamaya girişti. İki ciltlik bu çalışmasını Theory of the Earth (Yer Kuramı) başlığı altında 1795’te yayımladı. Yapıtın üçüncü cildi ise Hutton’ın ölümü nedeniyle yarım kaldı. Tamamlanmamış elyazmalarının bir bölümü yıllar sonra yayımlandı.

Hutton’ın Yer’in tarihine ilişkin görüşleri, dönemin bu konuda kabul gören düşüncelerine tersti. Ayrıca çok karmaşık bir dille kaleme alınmıştı. Bu nedenle görüşleri büyük tartışmalara yol açtı. Yakın dostu olan ve jeolojik araştırma gezilerinde ona eşlik eden John Playfair, Hutton’ın ilkelerini özetleyen bir kitap yazarak bu görüşlerin daha açık olarak anlaşılmasını sağladı. Playfair, Illustrations of the Huttonian Theory of the Earth (1802; Hutton’ın Yer Kuramının Açıklanması) adlı bu kusursuz yapıtında kendi gözlemlerini de aktararak Hutton’ın kuramını daha da zenginleştirdi ve bir örneklilik kuramının yaygın kabul görmesini sağladı.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , ,

Karlheinz Stockhausen Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında Hayatı

Karlheinz-Stockhausen

Karlheinz Stockhausen; Alman bestecisidir. (d. Mödrath, Köln yakınları, 1928 – ö. 5 Aralık 2007, Kurten, Almanya).

GEREÇ VE BİÇİM

Köln Üniversitesi’nde ve aynı kentteki Müzik Akademisi’nde öğrenim gören Karlheinz Stockhausen, daha sonra Paris’e giderek Messiaen ve Milhaud ile çalıştı, Fransız Radyo Televizyon Kurumu somut müzik araştırmaları topluluğuyla ve Pierre Boulez ile bağlantı kurdu. Müzikçi yeni-klasikçi bir başlangıç dönemi geçirmemişti; Messiaen’nın yapıtlarını derinine inceleyip öğrenmesi, 1951’den başlayarak ilk bestelerinde birtakım olanaklardan yararlanmasını sağladı. Bu yapıtlarında Webern’in tekniğiyle Messiaen’ın tekniğini birbirine karıştırdı, dizisel çerçeveyi ses yüksekliklerine, ritmik öğelere ve şiddetlere uyguladı ve böylece şu besteleri gerçekleştirdi: Kreuzspiel (1951); Spiel für Orchester (1952); Klavierstück I-IV (1952); Kontrapunkte (1953).

Daha sonra biçimin dışında yeni sesler buldu ve Gesang der jihıglinge (1956) adlı yapıtında insan sesi ve elektronik çalgı kullandı. Yazımının Kontrapunkte ‘deki kesinliği giderek yumuşadı ve 1955’e doğru, Stockhausen “gereç ve biçimin tekliği”ni araştıracağını açıkladı. Zeitmasse, KlavierstückN° 11 gibi yapıtlarım da bu anlayış içinde gerçekleştirdi. Söz konusu ürünlerde yorumcu, yapıtı, bütünü oluşturan parçaları o anda içinden nasıl geliyorsa o biçimde sıralayarak istediği gibi düzenleyebilir. Böylece de rastlantısal müziğe ileten bir yapıt yavaş yavaş oluşur. Getirilen bir başka yeni kavram da müziksel uzamdır. Müziksel uzam, salona dağıtılmış olan çok sayıda çalgı topluluklarının kullanımıyla sağlanır: Üç orkestra için Gruppen (1957), dört orkestra ve dört koro için Kare (1960), bestecinin uzamsal müzik doğrultusunda gerçekleştirdiği yapıtlardır. Stockhausen 1959’da vurma çalgılar için bestelemiş olduğu Zyklus ‘taysa rastlantısal müzik bağlamı içinde gürültü ve sesin bir birleşimini yapmıştır. Bu çalışmaların yam sıra piyano, vurma çalgılar ve magnetik bant için gerçekleştirmiş olduğu Kontakte’de (1960) kaydedilmiş olan elektronik sesler çalgı sesleriyle birleşirler. Bütün bu araştırmalara, soprano, dört koro ve on üç çalgı için bestelemiş olduğu Momente II (1962), tamtam ve altı çalgı için Mikrophonie I (1964), Mixtur (1964), elektronik org ve modülatörler için Mikrophonie II (1965) ve bir de Telemusik (1966) üe Prozession (1967; yeni düzenlenişi: 1971) gibi yapıtlarda yer verilmiştir.

Stockhausen’in dört solist, elektronik ve somut sesler için bestelediği Hymnes’de (1968) yeni bir teknik benimsediği gözlenir. Aus den Sieben Tagen (1969) ve doğumunun iki yüzüncü yıldönümü için Beethoven onuruna Opus 1970 (1970) gibi yapıtlarda da aynı doğrultuyu izlediği, hatta araştırmalarında elektroakustik müzikle en değişik geleneksel ses kaynaklarının birleşimini yaparak bunu en son noktasına kadar götürdüğü görülür. Bu arada altı şan sanatçısı için bestelemiş olduğu Stimmung’sa (1968) sessizliğin sınırlarında olan bir yapıttır ve Hint müziğiyle ilgilendiği döneme özgü sayılır. Spiral (1969), dört orkestra grubu, “derin düşünme için sesli duvar” olan Fresco (1970), 17 sezgisel müzik metni olan Für kommende Zeiten (1970) de aynı dönemden kalmadır. Besteci iki piyano için Mantra’yla (1970) doğaçlamaya daha az yer veren daha kesin bir yazıma yönelmiştir. Bunu orkestra ve magnetik bant için Trans (1971), 19 yorumcu için Ylem (1973), büyük orkestra ve bir dansçı için İnori (1974), klarnet için Harlekin ve Der kleine Harlekin (1975), vb. izledi.

Stockhausen 1977’de bestelemiş olduğu Sirius ‘tan sonra bir tek büyük yapıta girişmiştir; bu, yorumu tam bir hafta sürecek oları Licht’tir (Işık), besteci bu yapıtına yirmi yılım ayırmak istemektedir. Ama bu arada dansçı ve çalgı topluluğu için Der jahreslaut (1977), Donnerstag aus Licht (Müano’ daki Scala’da 1981’de yorumlandı), piyano ve bas için Luzifers Traum ya da Klavierstück XIII (1981), Luzifers Abschied (1982) gibi yapıtları bestelemiştir.

Stockhausen, araştırmalarını yönlendiren zekâsı, deney merakı, gözüpekçe bir yaratıcı gücüyle çağdaş müziğin önemli adlarından biridir.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , ,

George Eliot Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında Hayatı

Tanınmış bir İngiliz kadın yazardır. Asıl adı Marian (Marie Ann) Evans’tır. 17 yaşına kadar normal bir öğrenim yaptı. Annesinin ölümü, ablasının da evlenmesi üzerine evin bütün işleri onun üzerine yıkıldığı için, öğrenimini yarım bırakmak zorunda kaldı. Genç kız buna biraz da sevinmişti, zira okulda pek koyu bir dini hava vardı, öğrencilerin istedikleri kitapları okumalarına izin verilmiyordu. Marie Evans, evde kalınca, istediği kitapları okumak, İtalyancasını ilerletmek fırsatını buldu.

1844’te D. Strauss’un «Leben Jesu» adındaki eserini İngilizceye çevirmeye başladı. 1849’da babası ölünce, biraz hava değiştirmek gayesiyle, uzun bir seyahate çıktı 1851′ de «West Minster Review» adındaki derginin yazı işleri müdür yardımcılığını üzerine aldı. Artık Londra’ya yerleşmiş, kendine devrin aydınları arasından pek çok ahbap bulmuştu. Bu arada, ünlü filozof Herbert Spencer’le çok iyi anlaşıyorlardı. Bir ara evlenecekleri bile söylendi. Fakat Spencer, ebedi bekârlığı tercih ediyordu. Arkadaşlıkları bozuldu.

Bir süre sonra Marie, George Lewes adında bir yazarla ahbap oldu. Bu arkadaşlık çok geçmeden kuvvetli bir aşk halini aldı. Fakat evlenmelerine imkân yoktu. Lewes’in uzun zamandır ayrı yaşadığı karısı boşanmaya razı olmuyordu. Marie Evans, her şeyi göze alarak George Lewes’le beraber yaşamaya başladı. Bu olay, Londra’nın muhafazakâr çevrelerinde büyük bir gürültü kopmasına yol açtı.

Georges Lewes, Marie Evans’ın yaratma kabiliyetini sezmiş, onu bu yolda ilerlemeye teşvik etmişti. Marie iki ciltlik «Scenes From Clerical Life» (Rahip Hayatından Sahneler) i yazdı. Esere kendi adını koymamış, «George Eliot» imzasını atmıştı. Kitap daha piyasaya çıkar çıkmaz çok beğenildi. Devrin tanınmış yazarı Charles Dickens de eseri metheden bir yazı yayınladı. Herkes bu George Eliot’un kim olduğunu merak ediyordu. Fakat asıl 1859’da «Adam Bede» yayınlanınca George Eliot’un şöhreti bütün İngiltere’ye yayıldı. Artık Marie Evans korkmadan bu eserlerin yazarının kendisi olduğunu açıklayabilirdi. 1861’de yayınlanan «Silas Marner» de yazarın İngiliz edebiyatındaki yerini kuvvetlendirdi.

Eliot İngiltere’nin sosyal tarihinin ana hatlarını gayet ustaca çizmesini bilmiş, bu sayede haklı bir şöhret kazanmıştır. Yazarın yukarıda bahsettiğimiz eserlerinden başka «The Mill On the Floss», «Middlemarch», «The Spanish Gypsy» gibi eserleri de İngiliz edebiyatının en kudretli romanları arasında sayılır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , ,

Huascar Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında Hayatı

Huascar; İnti Cusí Huallpa Huascar (Sevinç Güneşi) (ö. 1532, Cajamarca, Peru), İnka İmparatorluğu’nun yasal vârisi olan İnka hükümdarıdır. Üvey kardeşi Atahualpa’nın imparatorluk yönetimini ele geçirmek için başlattığı ayaklanmada yenik düşmüş ve öldürülmüştür.

İnka hükümdarı Huayna Capac’ın oğluydu. Babasının ölümü üzerine tahta çıktıysa da (1525), imparatorluk topraklarını üvey kardeşi Atahualpa’yla bölüşmek zorunda kaldı. Huáscar geleneksel İnka başkenti Cuzco’da hüküm sürerken, Atahualpa, merkez edindiği Quito kentinden imparatorluk topraklarının beşte biri kadar bir bölümünü yönetmeye başladı. Bu bölünmeyi önce kabul eden Atahualpa, çok geçmeden yönetimi tümüyle ele geçirmek için Huáscar’a karşı silahlı bir ayaklanma başlattı. Huáscar, hükümdarlığının geleceği için büyük bir tehlike oluşturan bu ayaklanmayı bastırmak üzere kuzeye bir sefer düzenledi. Ama Atahualpa karşısında kesin bir yenilgiye uğradı ve ordusundan geriye kalan askerlerle birlikte Cuzco’dan kaçarken yakalandı. Ailesi, arkadaşları ve yandaşları gözünün önünde öldürüldükten sonra Cajamarca’ya, Atahualpa’nın yanına gönderildi. Bu sırada İspanyol kâşif Francisco Pizarro, Peru’ya ayak basmıştı (1532). Atahualpa, ülkesini kısa sürede ele geçiren Pizarro’nun, kardeşini yeniden tahta geçirmesinden korkarak 1532’de Huâscar’ı öldürttü. Bir yıl sonra kendisi de İspanyollar tarafından öldürüldü.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,

Lise Meitner Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında Hayatı

Lise Meitner 7 Kasım 1878’de Avusturya’nın Viyana kentinde dünyaya geldi. Bir Yahudi ailenin sekiz çocuğunun üçüncü olarak doğdu. 1901’de Viyana Üniversitesi’ne girdi ve Ludwig Boltzmann bünyesinde fizik okudu. 1906’da doktorasını kazandıktan sonra Max Planck ve kimyager Otto Hahn‘la çalışmak üzere 1907’de Berlin’e gitti. Hahn’la 30 yıl birlikte çalıştı. Hahn ve Meitner, fiziği ve kimyası ve radyoaktivite üzerine işbirliği yapıyorlardı. 1918’de protaktinyum elementini keşfettiler.

Meitner, 1923 yılında Auger etkisi olarak bilinen ve iki yıl sonra Pierre Victor Auger tarafından keşfedilen
radyasyonsuz geçişi keşfetti.

Avusturya, 1938’de Almanya tarafından işgal edildikten sonra, Meitner Almanya’dan İsveç’e kaçmak zorunda kaldı. Manne Siegbahn’ın Stockholm’daki enstitüsünde çalışmaya devam etti, ancak kısmen Siegbahn’ın bilimdeki kadınlara karşı önyargısı nedeniyle az desteği vardı. Hahn ve Meitner, yeni bir deney planı yapmak için Kasım ayında Kopenhag’da gizlice bir araya geldiler. Nükleer fisyon kanıtını sağlayan deneyler Berlin’deki Hahn laboratuvarında yapıldı ve Ocak 1939’da yayınlandı. Şubat 1939’da Meitner, yeğeni olan fizikçi Otto Frisch ile birlikte, gözlemlerinin fiziksel açıklamalarını nükleer fisyon ismi altında yayınladı.

1944’de Hahn, fisyon araştırmaları nedeniyle Nobel Kimya Ödülü’nü kazandı ancak Meitner gözardı edildi. Nobelde yapılan hata, 1966’da Hahn, Meitner ve Strassman’a Enrico Fermi Ödülü verilerek kısmen telafi edildi. 1946’da ABD’ye yaptığı ziyarette, “Almanya’yı çantasında bomba ile terk eden kişi” olarak, Amerikan basını tarafından büyük ilgi gördü.

Meitner, 1960’da Cambridge’e yerleşmiş, orada vefat etmiştir. 1992’de, evrendeki en ağır bilinen element 109’a Meitnerium (Mt) adı verildi. Birçok kimse Lise Meitner’i 20. yüzyılın en önemli bilim insanı olarak görüyor.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,

Alp Arslan Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında Hayatı

Alp Arslan; (d. 20 Ocak 1029 – ö. 25 Kasım 1072, Barzam Kalesi), Büyük Selçukluların ikinci hükümdarıdır (1063-72). Saltanatı devraldığında Horasan ve Batı İran’dan oluşan Büyük Selçuklu topraklarına Gürcistan, Kafkasya ve Anadolu’nun büyük bir bölümünü kattı.

Alp Arslan, Horasan valisi Çağrı Bey’in oğlu ve ilk Büyük Selçuklu hükümdarı Tuğrul Bey’in yeğeniydi. 1059’da babası, 1063 te amcası öldü. Amcası çocuksuz olduğundan Alp Arslan, İran’ın güneyindeki Kirman dışında, hanedanın tüm mülkünün tek vârisi oldu; çok geçmeden kardeşlerinden birinin elinde bulunan Kirman’ı yasal devlet biçiminde kendine bağladı. Kuzeni ve rakibi olan Kutalmış ile Tuğrul’un eşlerinden birinin oğlunu da kolayca saf dışı etti.

Sonradan egemen olduğu geleneksel İslam topraklarının dışında doğmuş olan Alp Arslan, buraların yönetimini, veziri Nizamülmülk‘e bıraktı; Nizamülmülk, Melikşah zamanında da aynı görevi sürdürecekti. Alp Arslan Irak üzerindeki denetimini korumakla birlikte, halifeliğin merkezini barındıran bu ülkeden uzak durdu. Amacı, halifelikle çıkar çatışmalarına fırsat vermemek, Tuğrul’un son dönemindekilere benzer karışıklıklardan kaçınmaktı.

Alp Arslan kendinden önceki Büyük Selçuklu hükümdarıyla aynı doğrultuda bir politika izledi. Orta Asya’da, Hindistan’ın dağlık bölgelerindeki üslerinde kıstırılmaları zaten pek güç olan Gazne hükümdarlarıyla barışçı bir ilişki sürdürürken Maveraünnehir’deki Karahanlılara karşı zor kullanıyordu. Asıl başarının kendisini beklediği batıda ise, daha karmaşık bir durumla karşı karşıyaydı. Bir yandan, koruyucusu olduğu, Bağdat’taki Sünni Abbasi halifesinin kabul etmediği İsmaili Fatımi sapmasını bastırmak üzere Mısır’a yürümek kararındaydı. Öte yandan, askeri gücünün, Türkmenler üzerindeki etkinliğinin sürmesine bağlı olduğunun farkındaydı. Türkmenleri ise her şeyden önce kâfirlere karşı açılacak cihadın başarısı ve Hıristiyan topraklarına düzenlenecek akınlar ilgilendiriyordu. Alp Arslan’ın Bizans ve doğusundaki komşuları üzerine düzenlediği seferler özerk Türkmen gruplarının saldırılarıyla genişledi. 1064’te Ani’yi ve Kars’ı alarak sınırları bir ölçüde belirginleştirdi ve Türkmenlerin Aras Irmağı boylarındaki otlaklarda kesin denetimini sağladı. Türkmenlerin ganimetlerini yığmak üzere her seferinde İslam topraklarına dönmelerine karşın, Türkmen akınları Bizans savunma sistemini zayıflattı ve Türklerin Anadolu’yu fethetmelerine ortam hazırladı. Öte yandan, bu akınlara tepki olarak Bizans da Suriye ve Kafkasya’da karşı hareketlere girişti ve sonunda taraflar görüşme masasına oturdu.

Artık Bizans cephesinin yeterince güvenlikte olduğu kanısını edinen Alp Arslan, Mısırlı isyancıların ve Sünni Abbasi halifesinin isteğiyle Fatımilere karşı büyük seferini başlatmaya karar verdi. Abbasi tarafına geçmekte geç kalan Mirdasilerin elindeki Halep’e saldırmaya ardından da Suriye’yi işgal etmeye hazırlanırken, Bizans imparatoru Romanos IV. Diogenes’in güçlü bir orduyla Kafkasya’daki artçı güçlerine saldırmakta olduğunu öğrendi. Hemen geldiği yoldan dönerek, Ağustos 1071’de, Malazgirt’te rakibinin karşısına çıktı. Sayısal üstünlüğüne karşın moral bozukluğu içinde olan Bizans ordusu, küçük ama inançlı Büyük Selçuklu kuvvetleri karşısında bozguna uğradı. Akşam olduğunda, Bizans ordusu yenilmiş ye tarihte ilk kez bir Bizans imparatoru bir İslam hükümdarına tutsak düşmüştü. Alp Arslan’ın amacı Bizans İmparatorluğu’nu yıkmak değildi; sınırların yeniden tanımlanması, imparatordan düzenli haraç ve ittifak sözü kendisi için yeterliydi. Ama, Malazgirt Savaşı’yla, Anadolu Türkmen fetihlerine açılmış oldu.

Alp Arslan 1072’nin sonunda Karahanlı sınırına döndü ve Barzam Kalesi’nde bir tartışma sırasında tutsaklardan biri tarafından ölümcül biçimde yaralandı. Parlak Malazgirt zaferinin ardından bir tutsağın eliyle gelen ölümü, ahlakçılara iktidarın yalnız Tanrı’ya ait olduğunu söylettirecek kadar sıradandı. O sıralar 17 yaşında olan oğlu Melikşah’ın Nizamülmülk’ün gözetimi altında yerini almasını vasiyet etmişti.

Adını çevreleyen görkeme karşın, Alp Arslan’ın değerlendirilmesi güç bir kişiliği vardı. Müslümanların gözünde büyük bir önder, bir eğitici, dürüst ve hiyanete asla göz yummayan bir insandı. Hıristiyanlarsa, ününü oğlu Melikşah’ınkiyle karşılaştırarak, Alp Arslan’a daha olumsuz yaklaşırlar. En gözde uğraşının fetih olduğu, ilim ve ülkenin yönetimi gibi konuları vezirine bıraktığı anlaşılmaktadır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , , ,