Etiket: İlhan

Funda İlhan Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında

FUNDA İLHAN KİMDİR?

28 Haziran 1971 İzmir doğumludur. Sanatçı çocukluk ve gençlik çağlarını İzmir’de geçirmiştir. Oyuncu olmaya karar veren güzel oyuncu, Dokuz Eylül Üniversitesi Tiyatro ve Oyunculuk Bölümü’nü bitirmiştir.

KARİYERİ

1993 yılından 1996 yılına dek Devlet Tiyatrolarında yer almıştır. 1996-1997’de kendi oluşturduğu sanat atölyesinde ikili oyunda oynadı. 1997 yılında kurucu oyuncu olarak katıldığı Kocaeli Büyükşehir Tiyatroları’nda ‘Hamlet Bahar Noktası Şehnaz Oyunu’ gibi oyunlarda oynadı.

Bu kurum içinde gösterdiği performansından dolayı Tüm Bel Sen Halk Jürisi En İyi Kadın Ödülünü aldı. Dizi oyunculuğu kariyerine ilk olarak ‘Mühürlü Güller’ adlı dizide rol alarak başlamıştır. Daha sonra ‘Kurtlar Vadisi Pusu’ dizisinde Amerikalı bir kadını canlandırmıştır. İlhan 1,68 boyunda ve 60 kilodur. Şuan ise halen TV’de olan ‘Güneşin Kızları’ dizisinde Sevilay adında bir karakteri canlandırmaktadır.

Mühürlü Güller – Funda İlhan İZLE

ROL ALDIĞI DİZİ VE FİLMLER

Güneş’in Kızları

Acil Servis

Güneşi Beklerken

Kötü Yol

Kurt Kanunu

Makber

Karadağlar

Ağlamak Yok

Oyunlarla Yaşayanlar

Kurtlar Vadisi Pusu

Fikrimin İnce Gülü

Gümüş

Sayın Bakanım

Mühürlü Güller

Kara Melek

Kaynak:Enson haber Biyografi

Etiketler, , , , , , , , , ,

İlhan Şeşen Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında

18 Haziran 1948 tarihinde Manisa’da dünyaya gelen İlhan Şeşen, Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra 10 yıl serbest avukat olarak çalıştı. Müziğe olan büyük ilgisi ve yeteneği nedeniyle kariyerine bu yönde devam etmeye karar verdi. 1968’de dans müziği orkestralarında şarkıcılık yapmaya başlayan Şeşen, aynı yıl gitar çalmayı da öğrendi. Şeşen’in çıkarttığı ilk kırkbeşlik plak “Kavga” adını taşıyordu.

MÜZİK KARİYERİ

1968 yılında müziğe başlayan sanatçı, 1971 yılında “Kavga” adındaki 45’liğini piyasaya sundu. 1983 yılında Gökhan ve Burhan Şeşen ile beraber Grup Gündoğarken adlı müzik grubunu kurdu. 2001 yılında ikinci solo albümü olan “Neler Oluyor Bize?”yi yayınladı. Ardından 2003 yılında “Ben Bu Şarkıları Kime Söyleyeyim?” albümünü çıkardı. Bu albümü yayınladığı dönemde TRT ekranlarında gösterilen Mühürlü Güller dizisinde rol aldı. 2004 yılında ATV ekranlarında gösterilen Aliye dizisinde Feyyaz rolünü canlandırdı. 2005 yılında 4. albümü “Aşk Yalan”ı çıkardı. 2007 yılında Kanal D’de perşembe akşamları gösterilen Annem adlı dizide rol aldı. 2012 yılı Ağustos ayında Star TV’de başlayan Hayatımın Rolü adlı dizide oynamaktadır.

ALBÜMLERİ

Albümleri Aşk Haklı (1994) (Türker Prodüksiyon) Neler Oluyor Bize (2001) (DMC) Şimdi Ben Bu Şarkıları Kime Söyleyeyim (2003) (DMC) Aşk Yalan (2005) (DMC) İlhan Şeşen (2006) (DMC)

FİLMLERİ

Görüş Günü Kadınları (2013) Hayatımın Rolü Gönülçelen Anadolu Kartalları 2011 Annem Aliye Mühürlü Güller Mumya Firarda Yeditepe İstanbul Cesur Kuşku Aşk Üzerine Söylenmemiş Her şey

Kaynak:Enson haber Biyografi

Etiketler, , , , , , , , , ,

Attila İlhan Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında

Bugün 11 Ekim 2017; “Kaptan” öleli tam 12 yıl oldu. 12 yıldır yeni hiçbir şey yazmadı. Ama yine de biz onu hiç unutmadık.

Çok sevdiğimiz biri ölünce kendimize bahaneler buluruz ya hani. Ben de onun öldüğünde babasına kavuşmuş olduğunu ve gülümsediğini düşünmek istiyorum. Ne tuhaf, Franz Kafka için de tam tersini dilemiştim. Hayat her zaman aynı yerden baktırmıyor insana. Ama neyse ki onlar var oldular ve cümleleri sonsuza kadar var…

Attila İlhan’ı, yazdıklarını, sonsuz sevgi ve minnetle anıyorum.

Ölüm yıl dönümünde yazdıklarımdan bu yana aylar geçmiş; Attila İlhan bugün 93 yaşında. İyi ki doğdun yüreği, kalemi güzel adam…

Çocukluğu

Attila, 15 Haziran 1925’te İzmir Menemen’de, Memnune Perihan Hanım ve Bedri Bey’in oğlu olarak  doğduğunda ailesi ona “Attila Hamdi İlhan” adını verdi. Attila, baba tarafından kökenleri Kafkaslara dayanıyordu.

Bedri Bey, döneminin yenilikleri pek ciddiye almayan, aruzla şiirler yazan bir Divan şairiydi. Evde hep şiir hakimdi. Bu yüzden Attila, naif ve şiire düşkün bir çocuk olarak büyüdü.

Bir gün kendisi ünlü bir şair ve yazar, kardeşi “Çolpan İlhan” ise, ünlü bir oyuncu olacaktı…

Eğitim hayatı

Attila, okul hayatına İzmir’de, Karşıyaka Cumhuriyet İlkokulu’nda başladı. Daha sonra da Karşıyaka Orta Mektebi’ne devam etti.

Şiirle yatıp şiirle kalkan, kendi halinde bir çocuktu. Lisenin ilk senesine kadar da her şey normal seyrediyordu. İzmir Atatürk Lisesi birinci sınıftayken, bir gün, mektuplaştığı kıza yazdığı mektuplardan biri ele geçti. Aslında iki kanı kaynayan gencin masumane cümlelerini içeriyordu. Ama ucuna iliştirilmiş bir Nazım Hikmet şiiri de vardı. 1941 Şubatı’ydı; Attila tutuklandı.

Ülkenin aldığı bazı kararlar vardı. Nazım, yasaklıydı. Attila, üç hafta gözaltında kaldıktan sonra, iki ay da hapiste yattı. Türkiye’nin hiçbir yerinde okuyamayacağına dair bir belge de çıkartılmıştı adına. Eğitim hayatına zorunlu bir ara vermişti.

Danıştay kararı 1944’te bozdu ve Attila okuma hakkını kazanır kazanmaz İstanbul Işık Lisesi’ne kayıt edildi.

1946’da liseden mezun olduğunda, üniversite tercihi İstanbul Hukuk Fakültesi’nden yanaydı. Aslında başarılı bir öğrenci olmuştu hep. Ama yine de mezuniyetini alamadı. Onun gönlü kelimelerin dansından yanaydı. Bir mumun alevinde kelimelerini coşturmaktan başka gayesi yoktu.

Şiire ilk aşk

Attila, babasından aldığı bayrağı taşımaya niyet etmiş, kalemini defterini almış, ilk şiirini yazmıştı. “İlkbahar”. Kalemi küçücük parmaklarına yük olacak yaştaydı. Attila ilk şiirini yazdığında, henüz ilkokul üçüncü sınıf öğrencisiydi.

Babasıyla aralarında Attila kalemi ilk eline aldığında gizlice yapılmış bir anlaşma belirdi. Her şey aşikardı, ama kimse bir cümle kurup dile getirmedi. İlk şiirini babasına okumuştu; bedri bey beğenmedi, hatta “Böyle şiir olmaz” dedi. Oğlunun şiirlerini pek beğenmezdi ya da beğenisini diline dolamazdı. Sadece Divan şiiri kurallarına uygun şiirlerini okuyordu Attila’nın, Bedri Bey. Onu da mümkün mertebe gizlemeye özen göstererek…

Hapiste kaldığı dönemde kendini daha çok hissettirmişti aralarındaki o sessiz anlaşma. Babası ona hiç tepki göstermedi. Sadece bir telgraf çekti: “Üzülme geçer”.

Bilirdi Attila babasının sevgisini, şiire karşı ölçülü duruşunu. Belli ki eğer oğlunun da gönlü düşecekse şiire, bunu layıkıyla yapmasını istiyordu.

Attila bu naiflikle, hele babası böyle şiirle dolaşırken evin içinde, annesi bunca hayranken babasına, nasıl gönlü kaymasındı şiire! Annesi evindeki erkeklerin durumundan özellikle memnundu. O Nedim’i severdi, ezbere bilirdi. Çünkü Bedri Bey, ilk gecelerinde okumuştu Memnune Hanım’a…

İlk takdirini lise son sınıfa giderken aldı Attila. Amcası ondan gizli, “Cebbaroğlu Mehemmed” adını verdiği şiirini CHP Şiir Armağanı Yarışması’na gönderdi. Pek çok ünlü ismin şiiri de vardı yarışmada. Attila onları geride bırakarak ikincilik ödülünü kazandı.

Bu, Attila’nın yazmak konusunda cesaret kazandığı olaydı. Daha incelikli, daha düşkün yazdı artık şiirlerini, yazılarını. Üniversitede “Yığın” ve “Gün” dergilerinde ilk kez şiirlerini yayınlamaya başladı.

1948’de de “Duvar” adını verdiği ilk şiir kitabını, kendi imkanlarıyla, yayımladı…

Nazım’a gönül verdi

Attila, 1948’de ilk kez yurt dışına çıktı. Henüz üniversite ikinci sınıftaydı. Paris’te Nazım Hikmet’i kurtarma hareketi başlatılmıştı. Ön saflardaki yerini almak için düştü Paris yollarına.

Koşulları zor günlerdi. Ama biliyordu, bu onun tercihiydi. Yıllarca yazdığı her şiirin, her metnin karakterlerini işte burada şahit oldukları, gözlemledikleri belirleyecekti.

Nazım’ın yeri onda ayrıydı. Şiire babasından aldığı hevesle başlamış, ama kendini bulana kadar hep Nazım’ın izini sürmüştü. Hatta belki yeri gelmiş taklit etmişti. İşte babasının kızdığı da buydu aslında; kendisini örnek almasını çok istemişti.

Attila aslında başlarda halk şiiri yazdı. Sonra Divan şiirleri okudu. Hatta aruz ölçüsüne heves edip 200 kadar gazel de yazdı. Ama sonra gönlünü Nazım’ın yoğurt yiyişine kaptırdı; ta ki kendi soluğunu keşfedene kadar 150 Nazım kokan şiir yazdı…

Fransa günleri

Attila, 1951’de Gerçek gazetesinde yazdığı bir yazıdan dolayı soruşturmaya uğramıştı. Bu olayın ardından Paris’e tekrar gitti. Bu kez Nazım’a sadece sevgi duyarak, kendi yolunu bilerek…

Attila, bu yıllarda Fransızcayı öğrendi. Sonra Maksizm ile tanıştı. Paris – İstanbul – İzmir arasında adeta mekik dokuyordu.

Bu gidiş gelişler, yazmaktan hiç vazgeçemeyişler ona bir ün kazandırmıştı. Yine bir yandan sürüncemede olan Hukuk Fakültesi’ni de bu süreçte tamamlamak istiyordu. Ancak gönlünü kaptırdığı çok fazla meslek vardı. Son sınıftayken gazeteciliğe başladı ve fakülteyi yürütemeyeceğini anladı. Sonra sinema merakına kapıldı. Bütün bunlar sökülen bir çorap gibi birbirini takip ediyordu. 1953’te “Vatan” gazetesinde kelimelerini sinema eleştirileri için kullanmaya başladı.

Sinema ve Attila İlhan

Attila, 1957’de Erzincan’da askerliğini yaptı ve İstanbul’a döndü. Kalemi bu dönemde sinema sektörüne ağırlık vermek niyetindeydi.

15 kadar senaryo yazdı. Ancak imzasını Ali Kaptanoğlu olarak atıyordu. Azımsanmayacak bir rakamdı aslında. Ama içini coşturacak o hissi sinemada bulamamıştı. 1960’da tekrar Paris’e gitti. Televizyonculuğu bir de incelemek istiyordu.

Babası öldü

Attila, televizyonculuk gayesiyle düştüğü Paris yollarından, gözünün nuru babacığının ölüm haberi ile döndü. İzmir’e döndü. Ona bütün hayatını yaşamak için gayesini bulmasına sessiz saygısıyla olanak veren babası, artık hayatta değildi…

Bu haberin ardından şehrinden ayrılamadı. Önündeki 8 yılı İzmir’de geçirdi Attila. Bu dönemde Demokrat İzmir gazetesinin genel yayın yönetmeni olarak görev aldı ve başyazar olarak yazdı.

Yine bu dönemde kitaplar yazmaya da devam etti. “Yasak Sevişmek” ve “Aynanın İçindekiler” dizisinden “Bıçağın Ucu” adlı eserimi yayımladı.

Ben sana mecburum

“Ben sana mecburum” adını verdiği, hepimizin diline pelesenk olmuş, hafızalarına kazınmış o mükemmel şiiri, aynı zamanda kitabın da adı olmuştu. “Ben sana mecburum” 1960’da basıldı. Benim gibi bir 90 kuşağının bile ezberinde olan bu aşk kokan şiir kadar mükemmeldi kitaptaki diğer şiirler de.

Attila İlhan’ın olduğu her yer aşk, her yer tutkuydu… Ama bu kitapta sadece aşk yoktu; gerilim de vardı, siyaset de, özgürlüğe duyulan özlem de, sınırsızlığın direnişi de… İstanbul’un semtlerinde dolanıp, Paris’te tanık olduğu insanlara tutunup, Cezayir’de kurşuna dizilmişti. İşte hepsi Attila İlhan’dı; her yanı sade ve sadece, insan.

Aşkın ne manaya geldiğini hissettiğim günden beri bu şiirin varlığını bilmek ne güzel. Ustaya minnetle, bir kuplecik buraya bırakayım; ama siz tamamını hissederek okuyun olur mu?

“Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum…”

Attila İlhan evlendi

Onca şiire hayat veren, aşkı kelimelerle yaşayan adam, Attila, Biket İlhan ile 1968’de evlendi.

Bu evlilik 15 yıl sürdü ve çiftin hiç çocuğu olmadı.

Televizyon işleri

1970’lerde Türkiye’de televizyon yayını başlamıştı. Attila’nın da senaryo yazma merakı alev aldı ve çalışmalara başladı.

“Kartallar Yüksek Uçar, Sekiz Sütuna Manşet ve Yarın Artık Bugündü” izleyicisinin beğenisini kazanan diziler oldu.

Söz konusu yazmaksa, her alanda iyi olabileceğini kanıtlamıştı.

İstanbul’a yerleşti

Attila, 1973’te Ankara’ya taşındı. Burada “Bilgi Yayınevi”nin danışmanlığını yapacaktı. 1981’e kadar burada kaldı.

Bu süreçte “Sırtlan Payı” ve “Yaraya Tuz Basmak” adını verdiği eserlerini yazdı. “Fena Halde Leman” adını verdiği romanını tamamladıktan sonra da İstanbul’a yerleşti.

İstanbul’da yaşamaya başladığında Gazeteci kimliğine bürünmüştü. 2 Mart 1982’de “Milliyet”te yazmaya başladı ve 15 Kasım 1987’ye kadar devam etti. Daha sonra “Gelişim Yayınları” ile sürdürdü çalışmalarını.

1993 – 1996 yılları arasında sürdürdüğü “Meydan” gazetesindeki görevine başlamadan önce bir süre Güneş gazetesinde de yazdı.

1996’dan 2005’e kadar “Cumhuriyet” gazetesinde yazdı, bu son gazete olacaktı.

Romanları

Attila İlhan’ın yayınlanan ilk romanı, “Sokaktaki Adam”dı. Ama kimsenin bilmediği, gün yüzüne çıkarmadığı 10 romanı vardı. O yayınlamasa da hep yazdı.

Yine de bunun bir sebebi olmalıydı. Yıllar sonra 1996 Haziran’da, bir söyleşide şu cümlelerle anlatacaktı bu sebebi: “Birçok roman yazdım daha önceden. Ama neden yayınlamadım? Çok akıllıca bir sebebi vardı. Çünkü biliyorum ki, yazarlar ilk romanlarında kendilerini anlatır. O da romancılık değildir. Günlük tutmaktır.”

Attila İlhan, romanlarında şehir insanını anlatıyordu. En çok İstanbul ve İzmir vardı kitaplarında, elbette bir de Paris. Ancak bununla yetinmedi. Batı kültürünün Türkiye’de nasıl yansıdığını kurguladığı karakterlerle anlattı.

Bir küçük nokta var. Onun tamamen kişiliğiyle, bir gününü nasıl yaşadığıyla ilgili. Attila, her gün 10.00’da kafede oluyordu ve 12:00’de evine dönüyordu. İşte böylesine muntazam bir düzen içinde yazılıyordu onca eser. Bu özelliğini huy haline çok küçük yaşlarda getirmişti. Çünkü ne varsa sorumluluk adına, çocuk yaşta öğrenmişti. Ama belli ki hamurunda da vardı.

Ödülleri

Çok özel bir kalemdi o. Elbette ödülleri de olacaktı…

İlk ödülü en başında bahsettiğim gibi 1946’daki “CHP Şiir Armağanı Yarışması”nda ikincilik oldu. 1974’te “Tutuklunun Günlüğü” ile “TDK Şiir Ödülü” ve “Sırtlan Payı” ile de “Yunus Nadi Roman Armağanı”na layık görüldü.

2003’te “Sertel Demokrasi Ödülü”nü aldı.

2007’de ise, o hayatta yokken, “Attila İlhan Bilim ve Sanat Kültür Vakfı” kuruldu…

Ayrıca adına konmuş bir de ödül var; “Attila İlhan Edebiyat Ödülleri”.


Attila İlhan öldü

Attila, ilk kez kalp krizi geçirdiğinde takvimlerin mührü 1985’i gösteriyordu. Hissetmeye, çok sevmeye, çok kızmaya doyuramadığı kalbi işte o zamanlar yorulmaya başladı; çok erkendi.

Ne sigara kullanıyordu ne de alkolden haz ederdi; kendi deyimiyle “Temiz çocuk”tu. Sadece Fransa’da mecburen şarap içmişti. Öğrencilerin doldurduğu lokantalar bile sürahiyle şarap veriyordu.

Burayı bir röportajında anlatmış Attila: “Su yok mu?’ diye sordum. “Fransa’da suyu inekler içer” demişlerdi. Biz de içtik, ama 10 gün oteli bulamadım”

Bir de enfarktüsten sonra reçeteyle viski içti. Oysa yine kendi deyimiyle “Cenabetin” kokusunu da sevmezdi. Doktorlar ilaç diyordu; bakalım, içiyordu.

2004’e kadar hassasiyetle gelen kalbi, artık hastaydı. Tüm ömrü boyunca iki kez kalp krizi geçirdi. İkincisinde tarih 10 Ekim 2005’i gösteriyordu ve bu kez sondu.

Attila İlhan, öldü; 80 yaşındaydı. Ölümü kayıtlara 11 Ekim 2005 olarak geçti.

Aşka doyamayışıyla, yazdığı her cümleyle, gamzelendiği her gülüşle, hep çok sevişle bir Attila İlhan geçti bu dünyadan…

İyi ki…

Damla Karakuş

[email protected]

Not:

Biyografisini okumak istediğiniz kişileri lütfen bizimle paylaşın.

Kaynak:Enson haber Biyografi

Etiketler, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

İlhan Berk Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında

10 yıl sonra bugün, yaşadığı onca travmaya rağmen elindeki her bir rengi cesurca kullanan İlhan Berk için tüm cümlelerim…

O, aslında geçmişi olmayan bir adam. Bir yandan ne yazabilirsin, bir yandan da üzerine söylenecek ne çok söz var. Bulanık bir çocukluktan renklerle çıkmasını becerdiği için içimde kocaman bir teşekkür var her şeyden önce bu güzel adama. Babasının yokluğunu “Çocukluğum olmadı benim” diye tanımlayacak kadar naif bir kalp, belli ki ancak böyle var olabilirdi yeryüzünde…

İyi ki bu güzel yolu buldun ve kalbi şiirden geçen her kalbin de elbet ışığı oldun.

İyi ki renkler ve sözcükler vardı da, sen kalbimize dokundun.

Kalpten sevgimle…

Çocukluğu

İlhan, 18 Kasım 1918’de Manisa’da, Hesna Hanım ve Veli Bey’in altıncı ve son çocukları olarak dünyaya geldi. Kurtuluş mücadelesinin verildiği yıllardı. Her haneyi mesken tutmuş bir yoksulluk söz konusuydu. Hal böyle olunca Berk Ailesi de almıştı yoksulluktan payını. İleride şiirler yazmaya başladığında hep bahsedecekti bu günlerden…

İlhan için hayattaki en değerli varlık annesiydi. Onu “duru göllere” benzetiyordu. Elbette her çocuk için annesi değerliydi; ama onun için hayat demekti, annesiz yaşanmazdı. Babası, başka bir kadınla evlenip hayatlarından çıkmıştı. Onu, “çok döllü, kaba” olarak tanımlıyordu. Ama aslında baba demek, çocukluk demekti onun için. İlhan, babasını hatırlayabildiği son yaş çok küçük olduğundan, yıllar sonra ondan bahsederken, “Çocukluğum olmadı benim” diyecekti. Belli ki “Babam olmadı” demek çok ağırdı ona. Ablası da, çıkan bir yangında ölmüştü.

Tüm bunlar hayatının travmasını oluşturuyordu. Babasızlık, yoksulluk ve deli bir abla çevresinde geçen çocukluk, İlhan’ın çocukluğundaki mutsuzluk dolu tabloya şiirlerinde renk katacak unsurlar oldu.

Eğitim hayatı

İlhan, orta öğrenimine Manisa’da başladı; Balıkesir Necatibey Öğretmen Okulu’ndan mezun oldu. Ancak yoksulluk nedeniyle çalışması da gerekiyordu ve okula ara vermek durumunda kaldığı bir dönem oldu. Bir dişçinin yanında çalışıyordu; onun desteğiyle okulu bitirdi. İlhan, ailede okuyan tek çocuk olacak ve daha fazlasına da ulaşacaktı.

İlkokul beşinci sınıfta okul gazetesini çıkarma görevini üstlenmişti. İlk burada sezdi edebiyata ilgisini. Yine de en çok ortaokul, onun için çok şey ifade ediyordu. Çünkü işte ilk bu sıralarda başlamıştı şiire merakı. Bir kız vardı; çocuk kalbiyle çok seviyordu onu. Bütün şiirleri onaydı. Dünya kocamandı ve sol yanındaki ağırlık ancak şiir yazarsa hafifliyordu.

Artık bir delikanlı olmak üzereydi. Zamanla sol yanı daha da hafifleyecekti belki; ama artık dergileri takip eder olmuş, daha çok şiir okuma ihtiyacına düşmüştü. Muhit Dergisinde Necip Fazıl’ın “Kaldırımlar” şiiri ile adeta büyülenmişti. Öğrenciliği bu noktadan sonra hep okulun kitaplığında kitap okuyarak geçti demek kesinlikle yerinde olurdu.

Yayımlanan ilk şiirleri

İlhan, ilk şiirleri Manisa Halkevi’nin dergisi Uyanış’ta yayımlanmaya başladığında 17 yaşındaydı. Tüm bu şiirleri “Güneşi Yakanların Selamı” adını verdiği kitabında topladığında ise, 19.

1940’lara doğru Yeni Edebiyat anlayışını benimsedi. “Uyanı”, “Yığın”, “Yeryüzü”, “Kaynak”, “Ses” gibi dergilerde yıllarca şiirlerini yayımladı.

Şiirlerinde hece ölçüsü kullanıyordu. Yaşadığı dönemin şiir anlayışı konusunda karamsar olmaktan alamıyordu kendini. Sembolist şiirden esinlenilmiş izlenimi veren imgeler, şiirinin temelini oluşturuyordu. “Sonsuzluk”, “hülya”, “ateş”, “kızıl” şiirlerinde kullanmayı en çok sevdiği sözcüklerdi. İlk yıllarda saf ve sembolist şiire yakınlıktan, zamanla Toplumcu Gerçekçi Şiir’e de geçiş yapacaktı.

Dil anlayışında ise, henüz döneminin etkisinden kopamamıştı.

Öğretmenlik zamanları

Espiye’de iki yıl ilkokul öğretmenliği yaptı ve ardından Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’ne başladı. 1944’te Fransızca bölümünden mezun oldu. Artık öğretmenlik günleri başlayacaktı. 1945 – 1955 yıları arasında Zonguldak, Samsun ve Kırşehir’de ortaokul ve liselerde Fransızca Öğretmeni olarak görev aldı. Ancak bir sorun vardı; sürekli iyi bir öğretmen olup olmadığını sorguluyordu. Genelde bu sorgulama iyi bir öğretmen olmadığı sonucuna varıyordu zihninde. Sonunda görevinden istifa etti.

Şimdi şiir zamanı

Bir yandan da hala şiir bünyesindeki en tesirli duyguydu. Şairler ve şiirler konusunda kendisini geliştirmişti. Modern dünya şiirinin iki büyük şairi sayılan “Arthur Rimbaud” ve “Ezra Pound”un şiirlerini çevirdi ve kitaplaştırdı. İşte bu İlhan’a çocuk kalbinde ağır basan o ilk şiir yazdığı zamanları hatırlatmış olacak ki, artık kendini tümüyle yazmaya verdi.

Bundan böyle bir anlatı kitabı dışında yalnızca şiir olacaktı işi gücü. Tüm varlığını şiir yazmaya adadı. “Kül” adını verdiği kitabı, 1979’da, ona Türk Dil Kurumu Ödülü’nü getirdi. 1980’de de, “İstanbul” adlı kitabıyla Behçet Necatigil Şiir Ödülü’ne layık görüldü.

İkinci Yeni Akımı

İlhan Berk, Türk şiirinde, “çok deney yapan, şiire yeni yapılar arayan şair” olarak anılmaya başlamıştı. Vezinli ve kafiyeli olarak başladığı ilk şiirlerinden sonra sürekli bir arayıştaydı çünkü. Garip Akımı’nın da etkisinde kalmıştı; ama yeni bir şeylere ihtiyaç duyuyordu. Sonunda kendine has bir dil oluşturdu ve “İkinci Yeni Akımı” öncülerinden biri oldu.

“Güneşi Yakanların Selamı”nda görülen Nazım Hikmet etkisi de dağılmıştı. “Türkiye Şarkısı”, “İstanbul”, “Günaydın Yeryüzü” kitaplarındaki şiirler, geleceğe yönelik toplumsal özlemleri dile getiriyordu.

İkinci Yeni Akımı’nın örnekleri olacak şiirlerini ise, “Köroğlu”, “Çivi Yazısı”, “Mısırkalyoniğne”, “Galile Denizi” kitaplarında yayımladı. 1950’lerin ortalarında ortaya çıkan genç şairleri etkilemişti; onlardan etkilenecek kadar da gelişmeye açıktı.

Şiirde anlam yaratmak için anlamsızlıklara yöneldi. Bu sırada yalnızca anlamsızlığı savunduğu gerekçesiyle oldukça eleştirildi. Bu sefer de şiirde konuyu tamamen yok etmeyi denemeye karar verdi. Bir zaman sonra şiiri giderek düzyazıya yöneldi.

Tüm bu deneme yanılmalar, sonunda özgün duyarlılıkları ve buluşlarıyla 20. Yüzyıl Türk Şiiri’nin en önemli isimleri arasında anılmasını sağlayacaktı…

Ressamca yazılan şiirler

Şiir kadar bir değerli olgu daha vardı İlhan’ın hayatında: Resim. Ressamca şiirler yazıp, şairce resimler yaptığı düşünülürdü hep. Zaten o da, şiirlerinin yanında bir de resimleri sorulduğunda hep şöyle derdi: “Benim tavrım bir ressam tavrı değil, bir şair tavrı. Şiirle bir ilgi kurmaya kalkarsak, şiir gibi “bir anlık”tan söz etmeliyim: Bir yaprak düşer gibi düşer bir dize bende; resim de öyle…”

O resimle şiiri hiç ayrı tutmadı. İşte bu sebepten şiirlerinde sadece anlam değil, sözcüklerle oluşturduğu görselliğe ayrı bir özeni vardı. Şiirde görselliğe değer verdi. Böylece nesnelerin dünyasından şiirler çıkaran bir şaire dönüşmüştü. Aslında onun her şiiri bir tabloydu ve orada her canlıya, her nesneye yer vardı.

Onun odası, hayatı tablodan dünyaya yansıyan bir şiir gibiydi…

İlhan Berk öldü

Şiirle bezenmiş, şiirle renklenmiş 90 yıllık bir hayat. Fırçasını kaleminden ayırmadan, hayata geliş amacını şiirde bulan bir şair.

Bu insanlar ölümsüzlüğü buluyor diye düşünüyorum hep. Her yaş ölüm için erken olsa da, 90 aslında yadsınamayacak derecede iyi bir rakam ve aslında hiç ölmeyeceği ne çok eseri var. Elbette yazdıklarımı noktalamam için bir de şu cümleyi kurmam gerekiyor: İlhan Berk, 28 Ağustos 2008’de, Bodrum’da hayata veda etti.

Onca yaşanmışlığa, yüzlerce binlerce şiire son bir cümle…

Renkleri ve sözcükleri ustalıkla harmanlayan, hep yenilik peşinde koşan bir İlhan Berk geçti bu dünyadan…

İyi ki…

Damla Karakuş

[email protected]

Not: Biyografisini okumak istediğiniz kişileri lütfen bizimle paylaşın.

Instagram: biyografivekitap

Kaynak:Enson haber Biyografi

Etiketler, , , , , , , , , , , , , , , ,