Etiket: Jean-Luc Godard Aslen NERELİ

Jean-Luc Godard Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Jean-Luc GodardJean-Luc Godard; (3.12.1930)

Paris’te doğan Godard İsviçre’de büyüdü. Paris’te Sorbonne Üniversitesinde etnoloji okudu. 1950 yılında kısa filmlerinde rol aldığı Jacques Rivette ve Eric Rohmer ile birlikte “La Gazette du Cinema” adlı kısa ömürlü dergiyi çıkarttı. 1952’de “Cahiers du Cinema” dergisi için film eleştirileri yazmaya başladı. 1954-58 arasında, ilki Operation beton (1954) olmak üzere çok sayıda kısa metrajlı film çekti.

1959: “Nouvelle Vague” Dönemi Godard ilk uzun metrajlı filmi A bout de souffle (Serseri Âşıklar, 1959) adlı yapıtıyla “Nouvelle Vague”ın stilini oluşturan filmlerinden birini sunmuş oldu. Başrollerinde Jean-Paul Belmondo ile Jean Seberg’ın oynadığı bu yapıt, gerilim ve komedi öğelerini birleştirirken, geleneksel olmayan parça parça anlatım tarzıyla da sivrildi. Bu filmde küçük bir dolandırıcıyı sevgilisi polise ihbar eder. Godard’ın ekibinde “Nouvelle Vague” öncülerinden iki kişi daha vardı: Senaryo yazarı François Truffaut ve teknik danışmanı Claude Chabrol. Bu filmden sonraki yapıtı Le petit soldat (Küçük Asker, 1960), Fransa’nın da karıştığı Cezayir savaşını eleştirdiği için, resmi makamlarca birkaç yıl yasaklandı. Godard bundan sonraki filmlerinde stilini mükemmelleştirdi. Örneğin, ilk kez ara başlıklarla çalıştığı Une femme est une femme (Kadın Kadındır, 1960/61) adlı filminde ve yönetmenlik çalışmalarıyla ilgili düşüncelerini yansıttığı Le mepris’de (Nefret, 1963) olduğu gibi. Filmin konusu Godard için her zaman ikinci planda kalıyordu; onun için önemli olan kendi düşüncelerini yansıtmasıydı. Baş kahramanları çoğu zaman hem kendi kendilerine, hem de dış dünyalarına yabancılaşmış durumdadırlar, sonuna kadar toplumun dışında kalırlar ve çoğu zaman da onları trajik bir son bekler. Pierrot le fou (1965) adlı filmi, burjuva hayattan kaçmayı beceremeyen bir erkeğin öyküsüyle buna kesin bir örnektir.

Weekend (Hafta Sonu, 1967) adlı filminde, çok abartüı ve saçma bir biçimde de olsa, yine aynı konuyu işledi. Burada hafta sonunda gezmeye giden bir karı-koca, toplumun zengin tabakası görünümü altında pusuda bekleyen yıkıcı güçlerle karşı karşıya kalır. Godard, uçurumun kenarında bulunan bir dünya sunmaktadır. Bu filmin en ünlü sahnesi, arka planda çok yüksek volumlu bir gürültü eşliğinde kameranın yaklaşık on dakika kadar bir otomobil konvoyu üzerinde gidip geldiği sahnedir.

1968: Devrimci Politik Yıllar Godard, 60’lı yılların sonundaki öğrenci hareketlerine aktif bir biçimde katıldi. Siyaset, filmlerine giderek hakim olurken, Godard anladığımız manada bir konuya yer vermedi bu dönemde çektiği filmlerde. Film yapımcısı olarak edindiği tecrübelerin özeti olan Tout va bien (Herşey Yolunda, 1972) filmine başoyuncu olarak, solcu olarak bilinen Yves Montand ile Jane Fonda’yı seçti. Letter to Jane (Jane’e Bir Mektup, 1972) adlı filmde Jean-Pierre Gorin ile Godard, Jane Fonda’nın Vietnam’da çekilmiş bir fotoğrafının gazetede çıkmasıyla yarattığı siyasal etkileri analiz ederler.

1975’ten Sonra: Video Alanında Deneyler Godard 1975 yılında Paris’i terk ederek üçüncü eşi Anne-Marie Migville ile Grenoble’a yerleşti ve orada Sonimage adlı bir video prodüksiyon firması kurdu. Deneysel düşüncelerini televizyon video filmlerinde daha iyi uyarlayabileceğine ve daha önemlisi bu şekilde daha büyük kitlelere hitap edebileceğine inandığı için, Godard, bundan böyle daha çok bu medyayla çalıştı. Sonradan sinemalarda da gösterime giren Numiro 2 (1975) adlı video filminde birkaç konu birbirine paralel olarak aynı zamanda ekranda göründü. Godard burada kendisinin sinemadaki gelişimini de yansıtmış oldu.

1980’den Sonra: Geriye Bakış Godard 80’li yılların başlamasıyla stil açısından 60’lı yıllarda ve 70’Ii yılların başında çevirdiği filmlere bir dönüş yaptı. Sauve qui peut-La vie (Herkes Başının Çaresine Baksın, 1980) adlı filmi sinemacılık mesleğinin irdelendiği bir yapıttır. Bu yansıtmalarını bundan sonraki filmlerinde de sürdürdü. Prenom Carmen (Adı Carmen, 1983) adlı filminde Carmen öyküsünün öğelerini, en çok sevdiği temaları oluşturan suçluluk ve sinemacılık konularıyla birleştirdi. Passion (Çile, 1982) adlı filminde parası bittiği için çalışmalarını sürdüremeyen bir yönetmenin öyküsü anlatılmaktadır. Je vous salue Marie (Meryem ve Yusuf, 1984) adlı filmi Vatikan’ın, Godard’ın Meryem Ana öyküsünü günümüze uyarlamasını Tanrı’ya küfür addederek reddetmesiyle, gazete manşetlerine geçti. Nouvelle Vague (Yeni Dalga, 1990) adlı filmiyle Godard, sinema denen medyanın yaşam ve doğa üzerindeki anlamını yorulmaksızın irdelediği yapıtlarına bir yenisini eklemiş oldu. Özyaşamsal portre denemesi JLG’den (1995) sonra Forever Mozart (Daima Mozart, 1996), The old place (1998) ve L’eloge de l’amour (1999) filmlerini çekti.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , , ,