Etiket: kitapları

Lewis Carroll Hayatı

Lewis Carroll (1832-1898)

Asıl adı Charles Dodgson olan İngiliz yazarı Lewis Carroll, Doresbury’de dünyaya geldi. Babası din adamıydı. Fakat müspet ilimlere de çok meraklıydı. Oğlunu iyi bir matematikçi olarak yetiştirmek istiyordu. Charles Dodgson, tam babasının istediği gibi bir evlat oldu. Fen derslerindeki üstün başarısı sayesinde öğrenim süresince hep şeref madalyası aldı. Öğrenimini tamamladıktan sonra da okulda matematik öğretmenliğine tayin edildi.

Dodgson (Lewis Carroll) ilk eserleri mesleği ile ilgili konulardadır. Fakat sonra o kadar değişik konuda bir kitap yazdı ki, buna kendi imzasını koymanın doğru olmayacağını düşünerek Lewis Carroll takma adını koydu. Kitap bugün bütün dünyada çocuk klasikleri arasında önemli bir yer tutan “Alis Harikalar Diyarında” adındaki eserdir.

Yazar, profesörünün Alis adındaki kızını eğlendirmek, oyalamak için uydurduğu hikayeleri bu başlık altında toplamıştı. Bu eserin beğenilmesi, Lewis Carroll’a çocuk kitaplarına devam etme hevesi verdi. “Alice Harikalar Diyarında” ile başlayan çocuk kitapları serisi, “Phantasmagoria” (Hayal Oyunu), “Through The Looking Glass” (Aynanın İçinden), “A Tangled Tale” (Çapraşık Bir Hikaye), iki ciltlik “Sylvia ile Bruno” gibi eserlerle devam etti. Fakat hiçbiri ilk kitap kadar beğenilmedi. Lewis Carroll, Alice’in yaratıcısı olarak kaldı. Eser, birçok kere beyaz perdeye de aktarılmıştır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Yahya Kemal Beyatlı Hayatı ve Şiirleri

Türk edebiyatının en ünlü şairlerinden biridir. 2 aralık 1884’te Usküp’te doğdu. Babası, Niş’li Yunus Beyzade İbrahim Naci Bey’dir. Mensup olduğu aile, Niş, Leskofça ve Vranya havzasına yayılmıştı. Baba tarafı Niş’Ii, anne tarafı Vrariya’lıdır. Yahya Ke-mal’in ceddi, hem baba hem anne tarafının birleştiği, III. Mustafa devrinin sancak beylerinden Şehsüvar Paşa’dır.

Yahya Kemal, ilk ve orta tahsilini doğduğu memlekette gördükten sonra İstanbul’a geldi. 1903’te Paris’e giderek orada Jön Türklerin muhitine girdi, aynı zamanda, Siyasal Bilgiler Okulu’na devama, Sorbonne’da da tarih derslerini takibe başladı. Tahsilini bitirdikten sonra 1912 ye kadar Paris’te kaldı, edebiyatla meşgul oldu.

1912’de Türkiye’ye dönen Yahya Kemal Beyatlı, ertesi yıl Darüşşafaka’da öğretmenliğe başladı. Sonra Sultan Selim’de açılan Medrese-tül-Vaızîn’de müderris vekili olarak Medeniyet Tarihi derslerini okuttu (1914). Bu arada, bir yandan da gazete ve dergilere yazılar yazıyordu. 1916-1919 yılları arasında, Darülfünun’da (Üniversite’de), önce Medeniyet Tarihi, daha sonra Batı Edebiyatı Tarihi, ondan sonra da Türk Edebiyatı Tarihi kürsülerinde müderrislik etti.

Birinci Dünya Savaşı’nın bizi 1918’de uğrattığı mağlubiyet faciasından sonra, Yahya Kemal, Üniversitedeki öğrencileriyle birlikte, daha ilk andan itibaren Millî Mücadeleye bağlandı. 1918’den sonraki yıllarda çoğu «Tevhid-i “Efkâr» gazetesinde olmak üzere, gündelik gazetelerde, Kurtuluş Savaşı’nı destekleyen yazılar yazdı. Ayrıca, «Dergâh» dergisini çıkaran gençlere fikir bakımından yardımda bulundu. Mühim bir kısım yazılarını «Dergâh» ta yayınladı.

Yahya Kemal Beyatlı’nın fikir hayatından siyasi hayata atılışı da aynı faaliyetin bir sonucu olmuştur. 1922’de Lausanne (Lozan) Konferansına giden Türk heyetinde müşavir olarak bulundu. Lausanne’dan döndükten sonra, 1923’te, ikinci Büyük Millet Meclisi’ ne Urfa’dan milletvekili seçildi. 1925’te Türkiye – Suriye sınır tahdidi heyetine murahhas tayin edildi.

Yahya Kemal ondan sonra Varşova’ya ortaelçi olarak gönderildi. Bu vazifede üç yıl kaldıktan sonra 1929’da Madrid ortaelçiliğine tayin edildi. Aynı zamanda, uhdesine Lizbon elçiliği de verilmişti.

Yahya Kemal Beyatlı, bu son elçilik vazifesinden sonra, 1934’te Yozgat’tan milletvekili seçildi. Aynı yılın sonunda Tekirdağ’ dan milletvekili seçilen şair 1943 yılına kadar Büyük Millet Meclisinde bulundu. 1946′ da İstanbul’da yapılan ara seçiminde İstanbul’dan milletvekili oldu, sonra kısa bir müddet Pakistan büyükelçiliğinde bulundu, 1948’de emekliye sevkedildi.

Gençliğinin mühim bir kısmını Paris’te geçiren şair, Fransız edebiyatını çok iyi hazmetmiş, Divan edebiyatının olduğu kadar, Fransız Parnassien  şairlerinin de bütün inceliklerini ve sanat oyunlarını iyiden iyiye benimsemişti.

Yahya Kemal’in Sanatı

Yahya Kemal henüz 18 yaşındayken ilk şiirini, 1 eylül 1902 tarihli «İrtica» dergininde yayınlamıştır. II. Abdülhamit’in tahta çıktığı günü kutlamak için birçok manzumelerin yayınlandığı bu sayıda şairin bu ilk şiiri «Üsküp Belediye Reisi İbrahim Naci- Beyzade Agah Kemal» imzasıyla çıkmıştır.

Türk şiirine hakiki «Lirik poem» i bütün halinde getiren şair, çok geniş bir tarih kültürü ve tamamen dahice bir dil ve ahenk seziş ve zevkiyle Türk medeniyetini en büyük kuvvetle dile getirmiştir. «Açık Deniz», «Rindlerin Ölümü» gibi parçaları, beşer dehasının yarattığı en tanınmış poemlerle kolayca mukayese edilebilir. Bu bakımdan Yahya Kemal’i bütün Türk şairlerin en büyüğü saymak mümkündür.

Yahya Kemal Beyatlı son derece hazır cevap, son derece nükteli konuşur bir insandı. Bulunduğu her meclisi, bu özellikleriyle doldururdu. Şiirlerinde, aşkı olduğu kadar, tabiatı da, tarihi olduğu kadar felsefeyi de en derin telleriyle dile getiren şair, geçirdiği müteaddit aşk maceralarına rağmen evlenmemişti. 1 kasım 1958’de öldü., Rumelihisarı Mezarlığında gömülüdür.

Bibliyografya;

Eserleri — 24. Şiir ve Leylâ (1932); Kendi Gök Kubbemiz (1961).

Hakkındaki Eserler — Yahya Kemal,Hayatı, Sanatı ve Şiirleri (A. Cevat, 1937); Yahya Kemal, Hayatı ve Eserleri (Orhan S. Orhon, 1937); Yahya Kemal, Hayatı ve Eseri (Zahir Güvemli, 1943); Yahya Kemal (Cemil S. Ongun, 1945) ; İstanbul Fethini Gören Üsküdar (Nihat S. Banerli, 1958). Yahya Kemal (Z. Güvemli, 1959).

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , ,

Thomas Carlyle Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Thomas Carlyle; İskoçyalı bir yazar, tarihçi ve filozoftur. Ecclefechan köyünde doğdu. Fakir bir duvarcı olan babası, oğlunun üstün zekasını sezerek onu, Edinburgh Üniversitesi’ne yolladı. Kararlaştırıldığına göre papaz olacaktı, fakat Carlyle bundan vazgeçerek üniversiteyi bıraktı, kendini edebiyata verdi. 1826′ da evlendi, Dumbfriesshire’da ücra bir çiftliğe yerleşti. Burada, ünlü Alman yazarı Goethe ile mektuplaşıyor, kendisini ziyarete gelen Emerson ile arkadaşlık ediyor, bir taraftan da en güzel eserlerini kaleme alıyordu. 1834’te Londra’da, Chelsea semtinde, şimdi Carlyle müzesi olan bir eve taşındı. Ondan sonra geçimini kitaplarıyla, konferanslarıyla sağladı. 1852-58 yılları arasında Almanya’yı ziyaret etti. 1865’te Edinburgh Üniversitesi rektörlüğüne seçildi, bir yıl sonra karısı öldü. Bundan çok sarsılan Thomas Carlyle, yazı hayatına veda etti.

Carlyle, Victoria devrinin en kuvvetli denemecilerinden biri olup, Germen felsefesini, dünya görüşünü, enerjisini ve kültürünü İngilizler’e tanıtmış, bunların İngiltere’deki temsilcisi olmuştur.

Çoğunlukla, gençliğinde geçirdiği ruh buhranlarını ve şüpheciliği, Alman kültürünü ve önemli şahıslarını, İngiltere tarihini, sosyal hayatını ve işçi davalarını işlediği eserlerinin başlıcaları şunlardır:

«Sartor Resartus» (Yeniden Terzileştirilmiş Terzi); «The Life of Schiller» (Schiller’in hayatı); «French Revolution» (Fransız İhtilali); «Past and Present» (Geçmiş ve Gelecek); «Heroes and Hero-Worship» (Kahramanlar ve Kahramanlara Tapınma).

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , ,

Ahmet Rasim Hayatı ve Eserleri

AHMET RASİM (1864-1932)

Büyük yazar ve gazetecilerimizdendir. İstanbul’da doğdu. Kıbrıslı bir posta memuru olan babası, oğlu henüz doğmadan annesini boşayarak İstanbul’dan ayrıldığı için küçük Ahmet Rasim annesi tarafından zorluklar içinde büyütüldü. İlkokuldan sonra Darüşşafaka’ya girerek orasını birincilikle bitirdi. Posta-Telgraf Nezareti’ ne memur oldu. Fakat daha okul sıralarında heves ettiği yazı yazmak onu pek çektiğinden bu memuriyette bir yıldan fazla kalamadı, istifa ederek gazeteciliğe girdi. Sırasıyla «Tercüman-ı- Hakikat», «Saadet», «İkdam», «Sabah», «Malumat», «Servet», «Servet-i Fünun», «Tanin», «Hak», «Tasvir-i Efkar» gazetelerinde çalıştı. Bu arada değişik mecmualara da şiir, makale, tercüme yazılar yazdı. Ayrıca çeşitli konular üzerinde, kendi incelemelerine ve görgülerine dayanan kitaplar da yayınladı.

Ahmet Rasim, son günlerinde girdiği milletvekilliği hariç, hayatı boyunca sadece yazıları ile geçinen, bu sebeple pek çok yazı yazan gazetecilerimizden biridir. Genel kültürü ve bilhassa İstanbul folkloruna ait bilgisi çok geniş olduğu için yazıları zevkle okunurdu. Ciddi yazılarının yanında, o zaman için gayet büyük bir zevkle okunan mizah yazıları da yazardı. Sayısız makalelerinden, şiirlerinden başka kitap, şeklinde çıkmış yüzden fazla eseri vardır. «Şehir Mektupları» onun mizah alanındaki kabiliyetine en güzel örnektir. Bu eserde o zamanki İstanbul hayatının bütün izleri vardır. Okullar için yazdığı dört ciltlik «Osmanlı Tarihi» devrinin en faydalı tarih eserlerinden biri olmuştur. Metin dışı olarak devrin adetlerine, kıyafetlerine, silahlarına dair ilave ettiği notlarla bu eser daha da değer kazanmıştır.

Ahmet Rasim’in yirmi kadar ders kitabından başka her çeşit bilgi alanına ait çeşitli eserleri vardır. Ayrıca, şiirlerinden bir kısmını kendisi bestelemiştir, ki bugün hala alaturka musikinin en güzel parçalarından olarak çalınır ve söylenir. Bunlar 65 kadardır.

Ahmet Rasim’in hala dillerde dolaşan ve çoğu kendisi tarafından bestelenmiş birçok şarkıları vardır. Bunlardan en çok tanınan ve sevilenlerden birinin güftesi şöyledir.

SUZİNAK

Pek revadır sevdiğim ettiklerin
Aşıkı günlerce beklettiklerin
Gelmeyip ağyar ile gittiklerin
Gez görüş eğlen sıkılma zevke bak
Bir gelir insan cihana durma çak

Gül gibi ruhsar-ı hüsnün solmadan
Nevcivan kalbinde gam yer bulmadan
Ben gibi mahzunu devran olmadan
Gez görüş eğlen sıkılma zevke bak
Bir gelir insan cihana durma çak.

1927 de milletvekili olan Ahmet Rasim son yıllarda, devamlı hasta olduğu için, Büyük Millet Meclisine ancak birkaç defa gidebilmişti. 1932 yılının 23 eylülünde Heybeliada’da öldü, oraya gömüldü.

Eserleri:

Meyl-i Dil (roman, 1892), Nakam (roman, 1899), Kitabe-i Gam (roman, 1899-1900), Hamamcı Ülfet (roman, 1922); Tarih ve Muharrir (1913), Şehir Mektupları (1912-1913), İki Hatırat, Üç Şahsiyet (1916), Gülüp Ağladıklarım (1924), Fuhş-i Atik (1924), İstibdattan Hakimiyet-i Milliyeye (1924-1925), Şair, Muharrir, Edip (1924), Falaka (1927)

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , ,

Ahmet Hamdi Akseki Hayatı – Eserleri

AKSEKİ, Ahmet Hamdi (1887-1951 )

İslam dinine dair kıymetli eserleriyle tanınmış fikir ve din adamlarımızdandır. Akseki’nin Güzelcesu adlı ilçesinde doğdu. İlk tahsilini orada gördükten sonra orta tahsilini Ödemiş’te yaparak İstanbul’a geldi. Fatih Medresesi’nde okuyarak icazet aldı. Ayrıca medrese hocalığı olan Dersiam rütbesiyle, bir ulemalık derecesi olan İstanbul Rüusu payesini kazandı. Sonradan Darülfünun’a girerek bir müddet Fen Fakültesine devam etti, oradan İlahiyat Fakültesine geçerek Hikmet, Kelam ve Felsefe şubesinden mezun oldu. Ayrıca imtihan vererek, Din Doktoru unvanını aldı. Bundan sonra Bahriye Mektebi’nde din ve ahlak dersleri okuttu, kürsü vaizliği yaptı, Medrese-tül-İrşat ve Dar-ül Hilafe medreselerinde felsefe profesörlüklerinde bulundu.

Ahmet Hamdi Akseki, Milli Mücadele başlayınca Anadoluya geçip Ankara lisesinde din ve ahlak dersleri okutmaya başladı. Sonradan bir müddet de o zamanki Şer’iye Vekaleti’nde tedrisat umum müdürlüğü yaptı. Oradan istanbul’a gelerek Darülfünun’da Hadis ve Hadis Tarihi profesörü oldu. Daha sonraları sırasıyla Diyanet İşleri Müşavere Heyeti üyesi, ikinci reisi, ve nihayet Diyanet İşleri reisi olan Akseki 10 ocak 1951 de bu vazifede iken öldü.

Eserleri:

Ulema-yı İslamiyeden bir Sual; Dini Dersler (3 kitap); İslam Dini Fıtrıdir; Mezahibin Telfikı; Ahlak Dersleri; Peygamberimiz Hazret-i Muhammed; Yeni Hutbelerim; İslam Dini; Gazali’nin Ruh Nazariyeleri; Akaid-i İslamiye; İbni Sina Felsefesi.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Georges Simenon Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

George Simenon

SİMENON Georges (Joseph Christian), Fransızcayı kullanan Belçikalı yazardır. (Liege 1903-Lozan 1989). 15 yaşlarında gazeteciliğe girdi, 18 yaşında Orges Sim takma adıyla ilk romanını yayımlattı: Au Pont de s Arches (Kemerli Köprüde) 1921. Yaşamı boyunca çeşitli takma adlar kullandı (Germain dAntibes, Christian Brulls, Gom Gut, Jean du Perry ; gibi 17 değişik imza). Genellikle polislik olayları içeren, izlenmesi hem kolay, hem meraklı, sürükleyici, halk için olmakla birlikte bayalığa düşmeyen pek çok eser üretti (200’ü bulduğu saptanmıştır). Bu yolla hem ün kazandı, hem varlık sahibi oldu. 1930 sonrasında polis romam türüne hem insanca bir derinlik kazandıran, hem edebiyat değeri olan dizilerine sevilen sayılan inanılıp güvenilen Komiser Maigret tipini kattı. Ruh çözümlenmeleri inandırıcı, olayları hızlı ve düşündürücü, entrikası sağlam, konunun çözümlenmesi doyurucu olan bu değerli ürünleri inanılmaz bir hızla yaratmakta, erişilmez bir başarıya ulaştı. Geniş ufuklu bir düş gücü, gözlem yeteneği, anlatım güzelliği, plan ve kompozisyon eksikliği, başlıca nitelikleri oldu. Sayısız ürünü sinemaya senaryo olduğu için ayrı bir kanaldan ona kazanç getirmiş oldu, dünyanın her yerinde okundu, arandı.

Birkaçını Nurullah Ataç’ın çevirdiği eserlerinin başlıcaları: Kanaldaki Ev (La Maison du Canal) 1933, Maigret (1934), Dostum Maigret (Mon Ami Maigret) 1949 vb. Birçok da kısa öykü derlemesi olan Simenon, 1945’te ABD’ye gitti, uzun süre orada yaşadı, Fransa’nın güney kıyılarında kaldı (1965), son yıllarını İsviçre’de geçirdi. Özyaşamsal nitelikteki kitabı: Quand J’etais Vieux (Ben Yaşlanınca) 1972, Lettre â Ma Mere (Anneme Mektup) 1974 vb.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Johannes Mario Simmel Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Johannes Mario SİMMEL, Avusturyalı yazardır. (d. Viyana 1924 – ö. 1 Ocak 2009, Luzern). Viyana da dğmuş İngiltere’de büyümüştür. Kimya öğrenimi gördüyse de, çevirmen, gazeteci ve senaryocu olarak çalıştı. Simmel’in eserlerinin kişileri sıradan, güncel yaşamın içinden gelen sorumlu kimselerdir. Böylece, okuru yeniliklerle şaşırtarak ilgisini yaşamın gerçeklerine yöneltmeyi amaçlar.

Başlıca eserleri: Begegnung im Nebel (Siste Karşılaşma) 1947, Mich Win-dert, dass ich so fröhlich bin (Bu Kadar Neşeli Olmak Şaşırtıyor Beni) 1949, das Geheime Brot (Gizli Ekmek) 1950, İch Gestehe Alles (Her Şeyi İtiraf Ediyorum) 1953, Gott Schützt die Liebenden (Tanrı Sevenleri Korur) 1956, Der Schulfreund (Okul Arkadaşı) 1958, Es muss nicht immer Kaviar sein (Yalnız Havyarla Yaşanmaz) 1960, Liebe ist nur ein Wort (Sevgi Yalnızca Bir Sözcüktür) 1964, Alle Menschen W erden Brüder (Tüm İnsanlar Kardeş Olacak) 1967, Die Antwort kennt nur der Wind (Cevabı Yalnız Rüzgâr Biliyor) 1973, Niemand ist eine Insel (Yalnız Değiliz) 1975, vb.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Rene Antoine Ferchault De Reaumur Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında Eserleri Nelerdir?

ReaumurRene Antoine Ferchault De Reaumur, Fransız fizikçisi ve doğa bilimcisidir. (La Rochelle 1683-Paris 1757). Paris’te matematik öğrenimi gördü. 1708’de Fransa Bilimler Akademisi’ne seçildi. 1720’de ergitilmiş kır demire filiz ya da oksit durumundaki demiri katarak çelik elde etmeye yarayan kupola ocağını yaptı. 1722’de madenlerin bileşimini incelemek için mikroskoptan yararlanma düşüncesini ortaya attı. 1730’larda yaptığı ve 0-80 dereceye bölünmüş alkollü termometreyle adını duyurdu. “Réumur Ölçeği” adını taşıyan bu termometre günümüzde kullanılan Celsius ve Fahrenheit termometreleri geliştirilinceye kadar kullanıldı. 1740’ta “Réaumur Porseleni” adıyla bir porselen türü geliştirdi. Bu porseleni buzlu cam yapım yöntemiyle çok yüksek sıcaklıklara dayanıklı bir kera-mikin yapımını gerçekleştirdi. Fiziğin yanı sıra doğabilimleriyle de ilgilenerek, özellikle omurgasızların yaşam koşullan ve kuşların mide özsularının kimyasal yapısı üzerine araştırmalar yaptı.

Başlıca eserleri: L’Art de Convertir le fer forgé en acier (Dövme Demiri Çeliğe Dönüştürme Sanatı) 1722, Mémoirs pour servis a l’histoire des insects (Böceklerin Tarihine İlişkin Gözlemler) 6 cilt, 1734-1742, Art de Farie éclorre et d’élever en toute saison des oiseaux domestiques des espe-ce (Her Mevsimde Evcil Kuşların Üretimi ve Bakımı Sanatı Üzerine) 2 cilt, 1749.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Isaac Asimov Kimdir, Eserleri

Isaac AsimovIsaac Asimov; ABD’li yazar (Petroviçi/SSCB 1920-New York 1992). Ailesi ABD’ye göç edip (1923) bir süre sonra yurttaşlık hakkı kazandı (1928). Columbia Üniversitesi’nde kimya öğrenimi gördü (1939); 1948’de biyokimya doktorasını tamamladı. Üniversitede okutmanlık yaparken yazı yaşamına da başladı. Çok verimli bir çalışkanlıkla sayısız makale, öykü, roman hazırladığı ara dönemden sonra üniversiteye yeniden dönerek profesör oldu (1979). Küçük yaşlardan başlayan kurgu-bilim merakı onu bu türün en doğurgan ve etkili yazarı haline getirdi; çağdaş ve güncel ilgilerin kamçıladığı bir yazma iştahıyla 300’e yakın bilim-kurgu ürünü yarattı, birkaçı ödül aldı, bazıları film oldu. Son yıllarda bunların birçoğu Türkçeye de çevrildi.

Başlıca eserleri: Pebbie in the Sky (Türkçesi: Zamandan Kaçış, 1984) 1950; I Robot (Türkçesi: Ben Robot,1983) 1950; The Stars Like Dust (Türkçesi: Sonsuzun Tohumları, 1984) 1951; Foundation (Türkçesi: İmparatorluk 1983) 1951; Foundation and Empire (Türkçesi: Altın Galaksi, 1983) 1952; The Currents of Space (Türkçesi: Tanrılar ve İmparatorlar, 1984) 1953; The Caves of Steel (Türkçesi: Ölü Gezegen, 1984) 1954; The Chemicals of Life (Yaşamın Kimyasal Öğeleri) 1954; İnside of Atom (Atomun İçinde) 1956; The Naked Sun (Türkçesi: Güneşin Tanrıları, 1984) 1957; Earth in Room Enough (Türkçesi: Dünya Hepimize Yeter, 1984) 1957; The World of Nitrogen (Azot Dünyası) 1958; Life and Energy (Yaşam ye Enerji) 1962; The Human Body (İnsan Bedeni) 1963; The Human Brain (İnsan Beyni) 1964; The Neutrino (1966); The Universe (Evren) 1966; Science, Numbers and I (Bilim, Sayılar ve Ben) 1968; Guide to Science (Türkçesi: Bilim Rehberi, 1986) 1972; The Gods Themselves (Gizli Tanrılar) 1973; Our World in Space (Uzayda Dünyamız) 1974; Eyes of the Universe (Evrenin Gözleri) 1975; The Golden Door (Altın Kapı) 1977; Extraterrestrial Civilizations (Türkçesi: Dünyadışı Uygarlıklar, 1983) 1979; A Choise of Catastrophes (Türkçesi: İnsanlığın Geleceği, 1984) 1979; Views of the Universe (Evren Üzerine Görüşler) 1981; The Complete Robot (Kusursuz Robot) 1982; Counting The Eons (Sonsuzu Saymak) 1983. Son eseri: And The Last Empire (Ve Son İmparatorluk) 1991.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , ,

Federico Lorca Garcia Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Federico Lorca Garcia İspanyol şair ve yazarıdır (Granada/Fuenteva-queros 1899-Granada 1939). 1914’te Granada Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ ne girdi. Hukuktan çok edebiyat, müzik ve resimle ilgilendi. Yaptığı bir yurt gezisinden çok etkilendi: İmpresiones y Paisajes (İzlenimler ve Görünümler) 1918. Madrid Üniversitesi’ne geçti. Burada masalsı havadaki ilk oyununu yazdı, hemen sahnelendiyse de (El Maleficio de la Mariposa: Kelebeğin Büyüsü) 1920, pek ilgi görmedi. Ardından gelen ilk şiir, özgün şairliğini herkese sezdirdi. Libro de Poemas (Şiir Kitabı) 1921. Kamuoyunun asıl onayı ise birkaç yıl sonraki iki eseriyle gerçekleşti. Cansiones (Türküler) 1927, Mariana Pineda (oyun, aynı yıl Madrid’de sahnelendi). Bu yıllar adının büyüdüğü, ününün yayıldığı, çeşitli sanat alanlarındaki (müzik, resim) başarılarının da gözlendiği, “1927 Kuşağı” diye adlandırılan bir küme genç şair arasında yer aldığı, değişik gezilerle izlenimlerini zenginleştirdiği, kökeni halk şiirine dayalı özgün şiirleriyle hep olumlulukla değerlendirildiği canlı dönemdir (1922-1928); değerli şiir kitabı da 1928’de çıktı: Rommancero Gitano (Çingene Baladları). 1929-1930 arasında uzun ve değişik geziler yaptı. Paris, Londra, Iskoçya, New York, Havana izlenimleri, renkli gözlemler, konferanslar, zengin kültür ürünlerinin tanınması, şiir birikimi (ancak 1948’de yayımlanabilen) Poeta en Nueva York (Şair New York’ta). Bu arada Poema del Cante Jondo’yu (Canto Jondo’nun Şiiri) 1931, yayımladı. Daha yakın ve yoğun bir ilgiyle tiyatroya yöneldi; hem yazarak, hem gezici Barraca grupunun yöneticiliğini üstlenerek. İspanya’da cumhuriyet kurulmuş (14 Nisan 1931) demokrasi umudu canlanmıştır. Bu dönemdeki oyunları: Amor de Perlimplin con Belisa en Su Jardin (Don Perlimplin ile Belisa’nın Bahçede Sevişmesi) 1.931, Dona Rosita la Soltera (Kızkurusu Gül Hanım) 1935, birbirine bağlı görünen üç çağdaş tragedya: Kanlı Düğün (Bodas de Sangre) 1933, Yerma (1934), Bernarda Alba’nın Evi (la Casa de Bernarda Alba) 1936.

G. Lorca, ülkesinin halk gelenek ve beğenisinden yola çıkmayı ilke edinen tutumları izinde hem şiirini hem tiyatrosunu sağlam temellere dayanan en güçlü çağdaş şairlerden biri sayılır. Öteki kitapları: Llanto por İgnacia Sanchez Mejias (İ.S.M. için Ağıt, uzun şiir) 1938, la Zapatera Prodigiosa (Taze Eskici), oyun, 1930 vb.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Louisa May Alcott Hayatı

ALCOTT, Louisa May (1822-1888)

Amerika’nın tanınmış kadın yazarlarındandır. Çoğu yazarların aksine, küçükken yazı yazmaya pek fazla hevesi yoktu. Büyüyünce ne olacağını soranlara «Çok para kazanacağım!» derdi. Buna da sebep ailesinin çok fakir ve yoksul oluşu idi. Babası zamanının tanınmış öğretmen ve filozoflarındandı. Fakat kendini mesleğine ve düşüncelerine o kadar vermişti ki evinin geçimiyle pek ilgilenmiyordu. Bu yüzden karısı ve dört çocuğu zaruret içinde yaşıyorlardı. Louisa çocuk denecek yaşta oyuncak ve bebek elbiseleri yaparak hayatını kazanmaya çalıştı. Bir zaman sonra öğretmenliğe başladı. Daha sonraları dikiş dikti, hizmetçilik etti. İşte bu sırada da yazı yazmaya heveslendi. İlk yazıları küçük hikayelerdi. Bunları zamanın dergilerine gönderirdi. Çoğu kabul edildiğinden, kendisine posta ile para gelmeye başladı. Günün birinde «Atlantic» dergisinden hiç ummadığı bir para, bir hikaye karşılığı elli dolar gelince Louisa artık hakiki mesleğini bulduğunu anladı ve o günden sonra bütün öbür işlerini bırakarak kendini tamamen yazıya verdi.

Amerika iç savaşı sırasında sıhhatini feda edercesine askeri hastanelerde hemşire olarak çalıştı. Sonra burada gördüklerini «Hastaneden Çizgiler» adı altında yayınlayınca birdenbire şöhrete ulaştı, zengin oldu. İkinci eseri «Küçük Kadınlar» onu büsbütün meşhur etti. Bu romandaki Jo tamamen kendisi idi. Bundan sonra birkaç, roman daha yazdı.

Eserleri

Flower Pables (Çiçek Masalları), Hospital Sketehes (Hastaneden Çizgiler), Little Women (Küçük Kadınlar), An Old-fashioned Girl (Eski Kafalı Bir Kız), Little Men (Küçük Erkekler), Eight. Cousins (Sekiz Kardeş Çocuğu), Rose in Bloom (Güller Çiçek Açtı), Under the Lilacs (Leylaklar Altında), Jack and Jili (Jack ile Jill), Work (Eser).

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Henryk Sienkiewicz Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında Eserleri

Henryk SienkiewiczPolonyalı yazardır. (Siedlce/Wola Okrzejska 1846-Isviçre/Vevey 1916)

Varşova Üniversitesi’ndeki dil ve edebiyat öğrenimini yarıda keserek gazeteciliği iş edindi (1871), ilk öykülerini de o yıllarda yayımlatmaya başladı: Na Marne (Boşuna) 1872, Selim Mirza (1876), Stary Sluga (Yaşlı Hizmetçi) 1876. Bu ilk ürünlerinde o yılların gözde yazarı Joseph-İgnaca Kraszewski’nin (1812-1887) etkisinde, onun izinde göründü. Ustalık aşamasına hemen bu yıllarda eriştiği de kabul edilir: Szkice Weglem (Füzen Taslakları) 1877. Gazete Polska’nın özel muhabiri olarak değişik geziler yapma fırsatını buldu. ABD’de kaldı (1876-1879), yolculuk izlenimlerini bir dizi yazıyla yansıttı; Listyz Podrozy do Ameryki (Amerika Yolculuğu Mektupları) 1876-1878. Romana geçmeden önce birkaç seçkin öykü derlemesi daha çıkardı: Latarnik (Fener Bekçisi) 1880, Z. Pamietnika Poznanskiego Nauczyciela (Poznanlı Bir Öğretmen Güncesi) 1879, Bartek Zwyciezca (Galip B.) 1882. Ülkesinin tarihsel yazgısını işleyen romanlara geçtiği zaman ulusal bir kimlik ve kişilik de kazanmış oldu, yurttaşlarının gözünde büyüyüp değerlendi: Ogniem i Meczem (Çelik ve Ateşle) 1884, Potop (Tufan) 1886, Pan Wolodyjowski (W.’lı Beyefendi) 1888 üçlemesi başeseri olduğu gibi, 17. yüzyıl tarih olaylarını sergileyen bu eser, Polonya ulusçuluğunun başlıca kaynakları arasında sayılır. En tanınan eseri 10’a yakın filmle de yayılan, Hristiyanlığın ilk yayılış yıllarındaki (Neron dönemi) Roma’yı canlandırır: Kovadis (Quo Vadis: Nereye Gidiyorsun?) 1895. Toton Şövalyeleri (Krzyzacy) 1897-1900 yeniden Polonya tarihine dönüşünü gösterir. Yazarlığının otuzuncu yılı vesilesiyle (1900) Polonya’da düzenlenen jübileyle kendisine Kielce yakınlarındaki Oblegorek köşkü armağan edildiği gibi, bir iki yıl sonra da Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandı (1905). Ölümü savaş yıllarına rastladığı için naaşının yurduna (Varşova) taşınabilmesi 1924′ te gerçekleştirebildi.

Kovadis (Que Vadis), yazarın Neron dönemindeki putatapar Romalılarla ilk Hristiyanların çatışmasını konu edindiği en tanınmış eseri Hz. İsa’nın Roma’daki dindaşlarını bırakıp ayrılma sırasındaki havarisine (Aziz Paulus) sorduğu soru, yeni bir dinin, bütün baskılara karşın zafere ulaşmasının önsözü olur. Romanın baş kişisi, dev gibi güçlü koruyucusunun esirgemesinde ayak direyen genç Hristiyan kızı Lygia’dır; onun sevgisi yolunda yeni dine girecek olan Romalı patrici Vinicius’un nişanlısıdır. Roma işkencelerine soylu bir inançla karşı koymuş Hristiyanların zaferini sergileyen eserin, yazarın 1905’te Nobel Edebiyat Ödülü’ nü kazanmasında etkili oldu.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Halit Ziya Uşaklıgil Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Halid Ziya Uşaklıgil (1867-1945)

Modern Türk romancılığının kurucularından ilk ve en büyük ustalarından biridir.

İzmir’de halı ticareti ile tanınmış ve zengin olmuş Uşaklı bir aileye mensuptur. İstanbul’da Eyüp’te doğdu. İlk öğrenimini Fatih rüştiyesinde yaptıktan sonra 9-10 yaşlarındayken İzmir’e büyükbabasının yanına gönderildi. Orta öğrenimini İzmir’deki Fransız Mekitaristler okulunda tamamlayan Halit Ziya Uşaklıgil’in yazı hayatı çok genç yaşta başlamıştır. Yaşı daha yirmiye varmadan “Hizmet” adlı günlük gazetede çeşitli yazıları çıkmıştır. Daha sonra ilk roman denemeleri olan “Nemide”, “Bir Ölünün Defteri”, “Ferdi ve Şürekası”nı yayınladı. Asıl büyük romanlarına hazırlık niteliği taşıyan bu küçük romanlarından sonra İstanbul’a gelerek o sırada Recaizade Mahmut Ekrem’in önderliğinde kurulan “Servet-i Fünun” topluluğuna katıldı.

Reji idaresinde aldığı bir görevle İstanbul’a yerleşen Halit Ziya Uşaklıgil’in “Servet-i Fünun” dergisinde yayınlanan ilk büyük ve önemli romanı “Mai ve Siyah”‘tır. Türk romanına üslp, anlatım ve roman tekniği yönlerinden batıyı getiren “Mai ve Siyah“‘tan sonra yazarın asıl büyük sanat gücünü taşıyan “Aşk-ı Memnu” adlı eseri de gene bu dergide çıkmıştır. “Kırık Hayatlar” adlı üçüncü büyük romanı yayımlanırken “Servet-i Fünun” kapatılmış ve Halit Ziya bu eserini ancak cumhuriyetten sonraki yıllarda kitap halinde basabilmiştir.

1909 ilkbaharında Sultan Reşad’ın tahta çıkarılması üzerine Mabeyn Başkatibi olarak resmi bir görev alan Halit Ziya Uşaklıgil üç yıldan fazla kaldığı bu görevden Ayan azalığına tayin edilerek ayrılmış ancak hemen ardından buradan istifa edip Darülfünun (Üniversite) da hocalık almıştır. Bundan sonraki yıllarını tamami ile yazı hayatına bağlayan romancı 1945 yılı martında İstanbul’da ölmüştür.

Halit Ziya Uşaklıgil Eserleri

1 — Çeşitli konulardaki ilk kitapları:

Hamil, Vaz’ı hamil, Mebhas-üf kıhf, Bu-kalemun-ı Kimya, llm-î Simya… (Doğuma, kimyaya, insan vücuduna dair bilgileri veren, bu küçük broşürler. 1880-1890 yılları arasında yayınlanmıştır).

Fransız Tarih-i Edebiyatı, Yunan-ı kadim Tarih-i Edebiyatı, Latin Tarih-i Edebiyatı, Alman Tarih-i Edebiyatı… (Bunlar Darülfünunda batı edebiyatı öğretim görevlisiyken hazırlayıp bir kısmını taşbasması olarak bastırdığı kitaplardır. 1912-1913 yıllarında yayınlanmıştır). v

2 — Mensur Şiirleri:

Mezardan Sesler, Mensur Şiirler. (Bunlar nesir halinde yazılmış şiirlerdir. Ölüm, aşk ve ıstırap temaları üzerine söyleyişlerdir. 1889 yılında yayınlanmıştır).

3 — Romanlar:

Nemide (1889), Bir Ölünün Defteri (1889), Ferdi ve Şürekası (1894), Mai ve Siyah (1897), Aşk-ı Memnu (1900), Kırık Hayatlar (1903), Nesl-i Ahir (yarım kalmıştır.)

4 — Hikâyeleri:

Bir İzdivacın Tarih-i Muaşakası (1888), Bu mu idi? (1888), Bir Muhtıranın Son Yaprakları (1888), Bir Yazın Tarihi (1899), Solgun Demet (1900), Bir Şiir-i Hayal (1902), Bir Hikaye-i Sevda (1920), Sepette bulunmuş (1921), Hepsinden Acı (1924), Onu Beklerken (1935), ihtiyar Dost (1937).

5 — Anıları:

Kırk yıl (Çağının edebi olayları ile ilgili anılar; 5 cilt. 1936), Saray ve Ötesi (Mabeyn Başkatipliği sırasındaki saray ve siyasetle ilgili hatıraları; 3 cilt. 1942), Bir Acı Hikaye (İntihar eden oğlu Vedat hakkında. 1942).

6 — Diğer eserleri:

Halit Ziya’nın bu sayılanlardan başka kitap haline getirilmemiş daha bir kısım hikaye ve makaleleri ile telif veya adapte Fare, Füruzan, Kâbus adlı piyesleri Sanata Dair adı altında iki ciltte topladığı sohbet ve makaleleri vardır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , ,

Herbert Marcuse Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Herbert Marcuse;Alman kökenli ABD’li yazardır (Berlin 1898 – Federal Almanya/Stranberg 1979).

Varlıklı bir Yahudi ailesinin çocuğudur. Gençliğinde Alman Sosyal Demokrat Partisi’ne üye oldu (1918), K. Liebknect ve Rosa Luxemburg’un insanlık dışı baskılarla öldürülmeleri üzerine ayrılmak zorunda kaldı. Gönlünün istediğince okudu, Hegel üzerine ilginç bir felsefe doktorası hazırladı (1922). Nazilerin iktidara gelmeleri üzerine Cenevre ve Paris üzerinden ABD’ye gitti (1934), çeşitli üniversitelerde dersler verdi, yurttaşlığa alındı (1940). Haber alma servislerindeki savaş görevini 1950’ye kadar yürüttü, öğretim üyeliğine dönerek düşünür-yazarlığını sürdürdü. Marksizm’den ve Freud’dan esinlenerek endüstri toplumlarını eleştirdi. Liberalizmi kapitalizmin bir evresi saydığı gibi faşizmi de aynı sistemin (kapitalizm) bir başka evresi sayarak içten davrandı. Yönetimde baskıya karşı olduğu için SSCB’yi de ABD’yi de aynı açıdan eleştirdi. Başkaldırıyı salık veren Marcuse, bir ölçüde 1968 sonrasındaki gençlik ayaklanmalarının düşünsel temeli sayıldı. Ona göre sanat, insanın son sığınağı olarak gereklidir. Umut bağladığı öğrenci eylemlerinin bir devrim olmadığını, olamayacağını ise yakın günlerin bütün gözlemlerinin sonucudur.

Başlıca eserleri: Studien über Autoritat und Familie (Yetke ve Aile Üstüne İncelemeler, T. W. Adomo ile birlikte) 1936, Reason and Revolution (Mantık ve Devrim) 1941, Eros and Civilisation (Aşk ve Uygarlık) 1958, Soviet Marxizme (Sovyet Marksizmi) 1958, One Dimensional Man (Tek Boyutlu İnsan) 1964, A Critique of Pures Tolerance (Katıksız Hoşgörünün Eleştirisi) 1965, Negations (Yadsımalar) 1968, An Essay on Literatüre (Edebiyat Üzerine Deneme) 1969, Counterrevolution and Revolt (Karşıdevrim ve Ayaklanma) 1972, The Aesthetic Dimension (Estetik Boyut) 1978.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Samet Ağaoğlu Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Samet Ağaoğlu; yazar, siyaset adamıdır (Karabağ 1909-İstanbul 1982).

Ahmet Ağaoğlu’nun oğludur. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten (1932) sonra gittiği Strasbourg’da uzmanlık çalışmalarına başladı, doktorasını bitirmeden dönmek zorunda kaldı (1933), çeşitli bakanlıklardaki memurluklardan sonra 1946’da hem bağımsız avukatlığa hem politik yaşama girerek DP’nin kurucuları arasında görev aldı. 1950-1960 arasında yapılan seçimlerde partisinin Manisa milletvekili seçilerek çeşitli bakanlıklar ve başbakan yardımcılığı yaptı. 27 Mayıs 1960 askeri darbesinden sonra Yassıada’da yargılanıp hüküm giydi, eski Demokratlarla birlikte bağışlanıncaya kadar hapiste kaldı (1964). Edebiyat yaşamına öyküyle başladı (Varlık, Yücel, 1935). Kişilerin iç düğümleriyle bireysel derinliklerini yansıtmaya çalışan psikolojik ürünlerle dikkati çekti; çeşitli ruhsal bunalımları konu edindiği insan ilişkilerini başarıyla canlandırdığı, bazen ölümü yeğlemeye kadar varan sinirsel dengesizlikleri işledi. Strasbourg Hatıraları (1945) ilk gençlik izlenimlerini ve Avrupa anılarını canlandırır. Zürriyet (1950), Öğretmen Gafur (1953), Büyük Çile (1954), Hücredeki Adam (1964), Katırın Ölümü (1965) öykü derlemeleridir. Sonraları kendisinin ve kuşağının siyasal yazgılarını çeşitli portrelerle anlatmadan önce bir kuşak öncesinin anılarına döndü: Babamdan Hatıralar (1939), Babamın Arkadaşları (1958). Siyasal çevresiyle sanat dostlarından bir portreler derlemesi: Aşina Yüzler (1965). 27 Mayıs 1960 darbesinin hesaplaşma sayfaları: Arkadaşım Menderes (1968), Marmara da Bir Ada (1972), Demokrat Parti’nin Doğuş ve Yükseliş Sebepleri (1972), İlk Köşe (1980). Önemli incelemelerinden biri Kuvayı Milliye Ruhu (1944) adını taşır; gezi izlenimleri Sovyet Rusya İmparatorluğu (1967) kitabındadır. Günlüğü kitaplaştırıldı: Siyasi Günlük (Demokrat Parti’nin Kuruluşu) 1992.

Babamın Arkadaşları, yazarın ikinci anı kitabı (1958). Yazar, babası Ahmet Ağaoğlu’nun (1869-1939) çevresinde tanıdığı her biri kültürel ve siyasal yaşam içinde önemli roller oynamış kişileri, niteliklerini belirleyen özel başlıklar altında, ancak ad vermeden anlatır. Yazar, özenli biçemi, iyi ayıklamış anılar özgünlüğü, önemli anlara ve durumlara dikkat çeken ustalığıyla çok başarılı bir sonuca ulaşır. Portreleri çizilen kişiler pek çok okurca tanınmadığı, zamanaşımı yüzünden yaşadıkları olaylar da unutulduğu için eserin (eklemelerle) üçüncü basımına (1969) içeriği belirleyen bir kişiler listesi eklenmiştir. Son bölüm “En Yakın Arkadaşı” başlığı altında annesi Sitare Ağaoğlu’nu canlandırır ve Ahmet Ağaoğlu’ nun Malta’dan gönderdiği bazı ilginç mektuplarla eşinin içten karşılıklarını içerir. Bütünüyle okunduğunda Türkiye’nin İkinci Meşrutiyet’ten, Cumhuriyet sonrasına kadarki panaroması ortaya çıkar.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Nabizade Nazım Hayatı

Nabizade Nazım; yazardır (İstanbul 1862-ay. y. 1893).

Askeri ortaokullarda öğrenime başladı, Mühendishaneden topçu teğmeni çıktı (1884), Harp Akademisi’ni bitirince (1886) kurmay yüzbaşı olarak öğretmenlikler yaptı, iki yıllık Suriye görevinden sonra genelkurmayda çalışırken kemik veremine yakalandı, iyileştirilemeyen bu 19. yüzyıl hastalığından hastanede öldü. Şiirle başlayan edebiyat yeteneği (Heves Ettim, 1885), gerçekçi gözlemlerin ağır bastığı anlatı örneklerine dönüştürünce (Karabibik, uzun öykü, ilk köy gözlemleri, 1890; Zehra, gerçekçi roman, tefrika: Servetifünün 1894, kitap-laşması 1896) bu alanda öncülük onuru kazandı. Bütün öyküleri (Yadigârlarım, 1886; Sevda, 1891; Seyyie-i-Tesamuh: Hoşgörünün Kötülüğü, 1892).

Başlıca eserlerinin özetleri:

Karabibik, İstanbul doğumlu bir kurmay subay olan yazarın (iki yıl Suriye’ de görevlendirilmesi vesilesiyle) Anadolu gerçeklerinden söz açan, edebiyatımızın ilk köy anlatısı. Antalya’nın Kaş İlçesi’ne bağlı Beymelik Köyü (ki benzerlerinin ortak bir örneği olarak alınmıştır) köylülerinden Karabibik diye anılan öykü kişisi, kendince önemli çatışık sorunlar içindedir: tarla satıp bedel vererek askerlikten sıyrılma, öküz kiralama zorunluğu, evde kalmış kızını evlendirme özlemi, borçlanma ve ödeme yükümlülüğü, Rum hekimin azıcık yosma eşine yaklaşma hevesi, kızını evlendirerek bir süre için para sıkıntılarından kurtulma ferahlığı..

Zehra, gerçekçi ve doğalcı (natüralist) bir tutuma bağlı olan Nabizade, yaratılışça özellikleri belli kişilerin değişik toplumsal çevrelerde nasıl bir gelişim ya da bozuluşa uğradığını sergilemek ister. Olaylar 1890’ların İstanbul’unda geçer (Boğaziçi mehtap gezileri, Beyoğlu eğlenceleri, Şehzadebaşı tiyatroları, tulumbacı yaşamı), yazarın betimlemeleri süslü ve özenli, kişilerinin konuşmaları gerçekçi ve yalındır. Tutkularını yönetemeyen âşık yaratılışlı Suphi, ilkin yanında çalıştığı tacirin kızı Zehra ile evlenir, anasının hizmet cariyesi diye armağan ettiği Hüsnicemal’dan de vazgeçemediği için onu da nikâhla başka bir eve yerleştirir. Baba öldüğü için yönetimine kalan dükkânı heveslerine göre kullanır. Kendisini boşayan Suphi’den öç almak için Zehra onun düşkün bir Rum dilberiyle tanışmasını sağlar, nasıl olsa güzelliğe de tutulacağını bilir, işi savsaklayan Suphi’nin ticaretle ilgisini kesip, yeni kâtip Muhsin’le evlenir. İlgi görmediği ve çocuğunu düşürdüğü için canına kıyan Hüsnicemal’den sonra geliri kuruyan Suphi, geçim için olmadık işlere girer çıkar, kendisini bırakan Ürani ile erkeğini öldürerek katil de olur. Zehra’ nın da mutluluğu bir kez zedelenmiştir; yerinmeler-yakınmalar içindeki ölümü, romanın doğal sonunu getirir. Romantizmin en acemi örnekleriyle başlayan Tanzimat romanı için bu eser, başarılı bir gerçekçiliğin örneği olarak önemli bir aşamadır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Marquis de Sade Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Donatien Alphonse François, Marquis de Sade; Fransız yazarıdır (Paris 1740-Charenton 1814).

Paris’teki bir Cizvit Okulu’nda okulduktan sonra süvariliği seçti, yüzbaşı rütbesiyle Yedi Yıl Savaşları’na da katıldı. Paris Parlamento başkanı Montreuil’ün kızıyla evlendirildi (1763), ama ömrü boyunca sürdüreceği ahlak dışı yaşamı bu evlilik engelleyemedi. Eziyet ederek cinsel doyuma ulaşmanın bilimsel terimi sayılacak Sadizm sözü, bu davranışları ve yazılarıyla onun adından doğdu. Yaşamı, topluma ve yürürlükteki inanışlarla kurallara baş kaldırma biçiminde geçen Sade Markisi, sürekli izlendi, tutuklandı, hapsedildi, akıl hastanesine yatırıldı; kaçıp kurtulmayı becerdiği zaman dilimlerinde de yeni skandallarla adını yaydı, yeni cinsellik tutumunun simgesi durumuna dönüştü. Marki Sade, 20. yüzyıl sanatçıların meraklarıyla gün ışığına çıktı, günümüzün cinselliğe önem veren ruh çözümlemecilerince metni derinliğine değerlendirildi, bir noktada Aydınlanma Çağı’nın olumlu sözcülerinden biri bile sayıldı.

Başlıca eserleri: Justine ou les Maheurs de la Vertu, Suive de l’histoire Juliett sa Soeur (J. ya da Erdemin Mutsuzlukları) 2 cilt, 1971; Opusculers Politiques (Siyasal Kitapçıklar) 1791-1793, La Philosophie dans le Boudoi (Yatak Odasında Felsefe) 2 cilt, 1795, Aline et Valcour ou le Roman Philosophique (A. ile V. ya da Felsefe Romanı) 4 cilt 1795, La Nouvella justine ou les Malheurs de la Vertu, Suivi de l’Histoire de Juliett sa Soeur (Yeni J., ya da Erdemin Mutsuzlukları, Kızkardeşi Juliette’in Öyküsüyle) 10 cilt, 1797; Dialogue entre un Pretre et un Moribond (Bir Papazla Ölümcül Birinin Konuşması) öl. s. 1926; Les 120 Journes de Sodome ou L’Ecole de Libertinage (Sodom’un 120 Günü ya da İnançsızlık Okulu) öl. s. 3 cilt, 1931-1935 vb.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , ,

Sabahattin Ali Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Sabahattin Alişair, yazardır (Yunanistan / Gümülcüne / Eğridere 1907-Kırklareli/Bulgaristan sınırı 1948).

Balıkesir ve İstanbul muallim mekteplerinde okudu (1926). Bir yıl Yozgat’ta öğretmenlik yaptıktan sonra sınav kazanarak Maarif Vekaleti hesabına öğrenim için Almanya’ya gönderildi (1928), belli bir uzmanlık aşaması kazanmadan yurda döndü (1930), Almanca öğretmenliğiyle lise dengi kurumlarda görevler aldı. Aydın’da öğrencilerinin jurnalıyla tutuklanıp aklanması, Konya’da ‘şefe hakaret’ suçlamasıyla hüküm giymesi (26 Aralık 1932-29 Ekim 1933). Konya ve Sinop cezaevlerinde yatıp genel aftan yararlanması, Varlık’ta yayımlattığı Benim Aşkım adlı şiiriyle (13, 15 Ocak 1934) özür dileyerek yeniden eski işine dönebilecek biçimde bağışlanması bu dönemin iz bırakan olaylarıdır. MEB Yayın Müdürlüğü’nde çalıştı (1935), Devlet Konservatuvarı’nda öğretim işi aldı (1938), politik kargaşa arasında bakanlık buyruğuna alınınca (1945) yayın yaşamına geçti. Aziz Nesin ile birlikte Marko Paşa, Merhum Paşa gibi politik mizah dergilerinin çıkarılmasında etkin oldu, her baskı karşısında ad değiştirerek gücünü sürdüren bu yayın organlarının varlığı zamanın politik yetkilerine karşıt göründü, yazarı da sürekli izlediği inancı ve korku kuruntularıyla yurt dışına çıkmak isterken kendisine kılavuzluk eden kişice sınırda öldürüldü (2 Nisan); idam isteğiyle yargılanan suçlu, dört yıl cezaya çarptırıldı. Pek çok edebiyat yeteneği gibi sanat yaşamına şiirle başladı: Dağlar ve Rüzgar (1934). Öykülerinin ilk örnekleri de romantik konularının duygusal iletimine dayanıyordu: Değirmen (1935). Hapishane yaşamı, Türk yazarlarına genellikle hem halkla ilişki kurma, hem rahat yazma, hem gerçekle yüzyüze gelme fırsatları hazırlamıştır. Bu açıdan Sabahattin Ali’nin öykücülük ömründe de, düşsel masa başı ürünlerinden sonra halk gerçeğine yönelen dikkatler, mahpusluk yaşamından sonra ulaştığı toplumsal yazarlık sorumluluğu görünür: Kağnı (1936) Kuyucaklı Yusuf (roman 1967), Ses (Öyküler 1937). Sanatın amacını yaşamı anlatarak toplumu düzeltmek çabasında gören, yazarlık sorumluluğuyla değerini kabul ettiren anlatı ürünleri ona bu dönemde birinci planda yer kazandırdı. Özyaşamsal doğrular taşıyan ruh çözümlemelerine dayalı romanı İçimizdeki Şeytan (1940), en olgun öykü ürünlerini bir araya getiren Yeni Dünya (1943). Aynı yılda yine özyaşamsal çizgide bir büyük öykü: Kürk Mantolu Madonna (1943). Son öyküleri 1945 sonrasında girdiğimiz demokrasi başlangıcının alegorili yergilerini taşır: Sırça Köşk (1947). Sabahattin Ali, gerçekleri söylemenin zor olduğu dönemlerin gerçekçisi, köy-kasaba yaşamı doğrularının sözcüsü oldu.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , ,

Peyami Safa Hayatı

Peyami Safa; yazardır (İstanbul 1899-ay.y. 1961).

Babası şair İsmail Safa (1867-1901) Sivas sürgünlüğünde öldüğü zaman iki yaşında yetim kaldı, yoksulluk ve hastalık içinde büyüdü, düzenli öğrenimden yoksun kaldığı için sürekli okuyarak, kendini yetiştirdi. 15 yaşında geçimini kazanmak zorunda kalınca öğretmenlik ve PTT’de memurluklar yaptı (1914-1918). Küçük bir sermayeyle Yirminci Asır adlı akşam gazetesini çıkarmaya başlayarak yeteneğine daha uygun bir alan olan basın dünyasını seçti (1919). Burada yayımlattığı “Asrın Hikâyeleri” adlı dizide çıkan başarılı örnekleriyle tanındı. Israrlı bir çalışmayla Fransızca öğrendi, bu temeli bilinçli bir çabaya dayanan verimli çalışkanlığıyla besledi, geçim sağlayacak ürünlerini sanatçı kişiliğinin eseri saymadı, annesinin adını (Server Bedia) erilleştirerek imzaladı (Server Bedi: Cingöz Recaili polis romanları dizisi), gazetecilik kalemini sürekli ilgi gören köşe yazarlığıyla (fıkracılık) ölümüne kadar canlı tuttu, romanlarının çoğunluğu ilkin tefrika olarak yine gazetelerde çıktı. Ününe değer katan ürünleri adını taşıyan romanları, öykü derlemeleri ve incelemeleridir.

Başlıcaları: Romanlar: Gençliğimiz (1922), Sözde Kızlar (1923), Şimşek (1923), Mahşer (1924), Bir Akşamdı (1924). Dokuz yaşında yakalandığı kemik vereminin uzun yıllar sürmüş hastane bakımı sırasında oluşan bir gençliğin ruh çözümlemelerine dayalı başarılı özyaşam öyküsü sayılabilecek Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (1930), Fatih-Harbiye (1931), Bir Tereddüdün Romanı (1933), Matmazel Noraliya’nın Koltuğu (1949), Yalnız (1951). Önce Kültür Haftası sonra Türk Düşüncesi adlı iki de dergi çıkarıp yaşatmaya çalışan Peyami Safa, günlerin getirdiği okur meraklarına karşılıklar verirken de yararlı eser hazırlamış oldu: Türk İnkılabına Bakışlar (1938), Millet ve İnsan (1943), Sosyalizm (1961), Mistisizm (1961), Nasyonalizm (1961), Doğu-Batı Sentezi (öl. s.1963).

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Jean Paul Sartre Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Jean Paul Sartre


Jean Paul Sartre;
Fransız yazan, felsefeci, düşünürdür (Paris 1905 – ay.y. 1980).

Ecole Normale Superieur’e girdi, felsefe öğretmenliği yetkisini 1929′ da elde etti, 1931’de Havre’de lise öğretmenliğine başladı (İlk romanı La Nausee: Bulantı, 1938, o çevrede geçer). Felsefe sorunlannı irdeleyen ilk eserleri de bu yılların ürünüdür: L’İmagination: İmgelem, 1936. Öğretmenliğini Laon’dan sonra Paris’te yürütürken edebiyat yaşamının ilk ürünü sayılan La Chambre (Oda) adlı öyküsünü Nouvelle Revue Française’de yayımlattı (1937). Eylül 1939’da Maginot hattında asker olarak görev aldı, tutsaklığı 1941’e kadar sürdü. Bu dönemde yayımlanmış eserleri: Esquisse d’une Theorie des Emotions (Coşkular Üzerine Bir Kuram Taslağı) 1939. Savaş içindeki öğretmenlik görevi sürerken, bağımsız yazarlık özleminin ağır basmasıyla kesildi (1944). Bundan sonra, bazı olay ve eylemler dışında, kendisini felsefeye ve edebiyata adamış bir bilincin emek ürünleriyle dolacaktır. ABD gezisi (1945). Les Temps Modernes dergisinin yayımı, yazılı tartışmalar… gibi. Eserlerinin düzenli yayını sürdü: Letre et le Neant (Varlık ve Hiçlik, deneme) 1943, LExis-tentialisme est Un Humanisme (Varoluşçuluk bir Hümanizmdir) 1946, L Age de Raison (Akıl Çağı) roman, 1945; Les Sur sis (Yaşanmayan Zaman) roman, 1945; Les Mauches (Sinekler) oyun, 1943; Huis-Clos (Gizli Oturum) oyun, 1944; La Putain Respecttueuse (Saygılı Yosma) oyun, 1946; Morts sans Sepulture (Mezarsız Ölüler) oyun, 1946; Les Mains Sales (Kirli Eller) 1948, Les Jeux Sant faits (İş İşten Geçti) oyun-senaryo, 1947, L’Engrenage (Çark) 1949 vb. 1950 sonrasında dünya kamuoyunun ilgi duyduğu başlıca odaklardan biri olmanın gücünü kazandı. Felsefe eserleriyle edebiyat ürünlerini bir arada yürüttü (,Les Mots: Sözcükler) 1964, adlı özyaşamsal izler taşıyan eserinin yarattığı yankıyla Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandıysa da kendince doğru bazı gerçekler ileri sürerek bu ödülü geri çevirdi). Husserl, Heidegger, Nietzche, Marx ve Freud gibi bütün felsefeci ve düşünürlerin yararlı yanlarını kendi varoluşçuluk görüşünde kaynaştırma denemesini sürdürdü, sonunda Kierkegaard’ın da görüşlerini izledi. Kişiliğin yazgı olmadığını, varoluşun özden önce geldiğini ileri sürerek özetlenmeye çalışılan bu felsefe görüşü sanıldığı kadar yalınkat değildir; onu yalnızca bir seçiş özgürlüğü sayan kuşakların yanılgıları da buradan gelir.

Bu dönemdeki başlıca eserleri: Critique de la Raison Dialectique (Eytişimsel Aklın Eleştirisi) 1960, Transcendance de l’Ego (Benin Aşkınlığı) 1965 vb. Hürriyet Yolları adlı roman dizisinin son cildi; La Mort dans l’Ame; (Ruhta Ölüm-Yıkılış) 1950; Le Diable et le Bon Dieu (Şeytan ve Yüce Tanrı) oyun, 1951. Nekrassov (1955) Les Sequestree d’Altona (Altona Mahkumları) 1959.

Başlıca deneme kitapları: Descartes (1946), Baudelaire (1947, Reflexions sur la Question Juive (Yahudi Sorunu) 1947, Qu’est-caque la Litterature (Edebiyat Nedir?) 1947, Situations (Durumlar) 4. cilt, 1947-1964 vb.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Max Scheler Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Max SchelerMax Scheler; Alman felsefecisidir (Münih 1874 – Frankfurt-am-Main 1928).

Öğrenim gördüğü Jena Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1907’de Münih’te, 1919-1928 arasında Köln Üniversitesi’nde görev aldı, 1928’de Frankfurt Üniversitesi’ne geçti. Çağdaşlarını özellikle ahlak ve din alanında büyük ölçüde etkileyen bir düşünür sayıldı. Bilgi konusunda, Kant’ınkinden ayrılan bir aprioriciliği savundu (duygusal aprioricilik). Görüngü bilimsel çözümlemeyi çeşitli konulara, özellikle değerler sorununa uyguladı. Değerleri, birbirinden ayrı, kademeli, sarsılmaz, kişisel yargılarla değişmeyen özler olarak tanımlandı. Felsefesinde, bütün sorunların çevresinde toplandığı, odak konu insandır. Ona göre insan yalnız bir akıl varlığı değil, bir tinin taşıyıcısıdır. Onu “insan” yapan odak varlık bir tindir. İnsan, taşıdığı tinin dışında, canlı varlık alanında toplanan duyusal etki, içgüdü, bellek ve anlayış yetisi gibi dört aşamayı özünde toplar. Bu dört aşamadan ilki bitkilerde, ötekiler hayvanda belirgindir. İnsan varlığı içerdiği bu dört aşamalı alan dolayısıyla bütün yaşam basamaklarını kapsar. Anlayış yetisi kavranılması gereken durumlar karşısında anlamlı davranmadır, ortaya çıkan bir durumu birdenbire ve özünde yakalamadır. Scheler’in düşünce sisteminde insana özel bir varlık niteliği kazandıran tinin bambaşka bir anlamı da, akıl, bilinç, öz ve özle ilgili bütün edim ve içerikleri kuşatması; iyilik, sevgi, saygı, tiksinme gibi bütün duygusal varlıkları kapsaması ve bütün insan eylemlerini değerlendirmesi, yönlendirmesi, onlara anlam vermesidir. Geliştirdiği antropoloji öğretisi, insanı somut bütünlüğü içinde ele alan, düşünce bakımından gelişim aşamalarını açıklamaya, onu anlamaya çalışan bağımsız bir felsefe niteliği kazandığı için Scheler “antropoloji felsefesi”nin de kurucusu sayılır.

Başlıca eserleri: Der Formalismus in der Ethik und die materiale Wertet hik- (Etikte Biçimcilik ve İçerikçi Değerler Etiği) 1913, Der Genius des Krieges und der Deutsche Krieg (Savaşın Özü ve Alman Savaşı) 1915, Vom Umsturz der Verte (Değerlerin Çöküşü Üstüne) 1919, Vom Ewigen im Menschen (İnsandaki Sonsuzluk Üstüne) 1921, Die Wissenformen und die Geselleschaft (Bilgi Biçimleri ve Toplum) 1926, Die Stellung des Menschen im Kosmos (İnsan ve Evrendeki Yeri) 1928.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Ernest Hemingway Hayatı ve Eserleri

ernest hemingwayErnest Miller Hemingway; ABD’li yazardır (İllinois/Dak Park 1899 – İdaho/Ketchum 1961).

Doğduğu kentte gördüğü ortaöğrenimle yetinerek genç yaşta gazeteciliği seçti (1917); mesleğinin hareket ve serüven dolu yaşamını tatmak amacıyla, keşfedilmemiş bir doğa özlemiyle deniz ve kara avcılığına tutkunluğu ömür boyu sürdü, kişinin ölümle yüzyüze geldiği savaş ve boğa güreşine ilgi duydu. Öykülerinin ve romanlarının birçoğu bu konuyu işler. Yaşamına damga vuran olaylardan biri de babasının canına kıyışı oldu. Bu yüzden çok sık olarak ölüm karşısında takınılan, alınması gereken davranış biçimlerini işledi, bir av tüfeğinin kazara patlamasıyla sonuçlandığı söylenen yaşamına gerçekte bilinçli olarak son verdi.

18 yaşında savaş gönüllüsü olarak orduya katıldıysa da, bir göz kusuru yüzünden cepheye gönderilmeyince Kızıl Haç ambulans şoförü olarak Avrupa’ya gitti (1918), yaralandı, iyileşince bir İtalyan birliğiyle birlikte teğmen rütbesiyle savaşın sonuna kadar çarpıştı. Gazeteciliğini sürdürdü, dört evliliği den ilkini yaptığı bu yıllarda ülkesinde, Fransa’da, Almanya, İtalya, İsviçre’de ( bir süre İstanbul’da 1922) yaşardı. Gazeteci kaleminin ürünlerini seçkin, özgün öykü ve romanlara dönüştüren özel çalışmalara girişti: Güneş de Doğar (The Sun Also Rises) 1926. Birinci Dünya Savaşı sonrasında dengesini yitirmiş bir düzensizlik içinde umutsuzca mutluluğu arayan “yitik kuşak” (Gertrude Stein’in nitelenmesi) yazarları arasında öne geçmesini sağlayan verimliliğini sürdürdü. Silahlara Veda (A Farewell to Arms) roman, 1929, Death in the Afternoon (Öğleden Sonra Ölüm, öykü ve denemeler) 1932. Çağdaş uygarlık temposuna uygun bir teknik ve diyaloglara dayalı bir tasvir yöntemi uyguladığı için öykü ve romanları kolayca film olma olanakları taşıdığından hemen sinemaya aktarıldı: Kilimancaro’nun Karları (The Snows of Kilimanjaro) 1937, Çanlar Kimin İçin Çalıyor (For Whom the Bell Tolls) Pulitzer Roman Ödülü 1940. İspanya İç Savaşı’ndan okyanus balıkçılığına, boks ringlerinden boğa güreşi arenalarına genişleyen çatışma gözlemlerini yalın, süssüz, kısa cümleli, bol konuşmalı, deneysel psikolojik tekniğine uygun sevimli kitaplara dönüştürmede ustalaştı:İhtiyar Balıkçı, İhtiyar Adam ve Deniz (The Old Man and the Sea) 1952. Eserleri dünya dillerine hemen çevrilen, filleri hemen çevrilen, filmleri en iyi yönetmen ve oyuncularca hazırlanan Hemingway, bu geniş ünün karşılığını görerek Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandı (1954). Tüm eserlerinde ekmek yolunda onurlu savaşan, en sert çatışmalarda bile töresel ve insanca değerlere sırt çevirmeyen yiğit ve özverili kahramanlar istedi, çağdaş insanın geçmişten gelen iyi örneklere dayalı doğru yapısını sergiledi. Ölümünden sonra ortaya çıkan birçok müsveddesi, eser bütünlüğüne kavuşturulup basıldı: Akıntı Adaları (roman, 1970), E. Hemingway, Röportajcı (yazı derlemeleri, 1973). Garden of Eden (Cennet Bahçesi) roman, 1986.

Önemli eseri:
İhtiyar Balıkçı, Küba açıklarındaki Gulf Stream akıntısında 84 gündür kısmet arayan yaşlı Santiago yoksunluklarıyla yapayalnız, oltasına taktığı 200 kg’lık marlin balığını yakalama uğraşında umutsuz bir çabadadır. Yalnızlığının direniş aşamalarında gençlik anılarına, Afrika izlenimlerine dalan Santiago, kardeş saydığı halde öldürmek zorunda olduğu balık karşısında çelişkili düşünceler içindedir. Üç günlük çatışma, aç, susuz, yaralı, yorgun Santiago’nun yengisiyle sonuçlanırsa da balığı bir kılçık yığınına dönüştüren köpekbalıklarının saldırısı her şeyi hiçe indirger. Haçını sırtında taşıyan Hz. İsa gibi bu değersiz kalıntıyla evine ulaşan İhtiyar Balıkçı’nın uykusunu, deniz ve av sınavından geçmiş bu çabaya tanık, insanlığın görevini öğrenmiş küçük Manolin bekler. Spencer Tracy’nin canlandırdığı film (1958), bütün dünyada ilgi gördü.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Victor Hugo Hayatı ve Eserleri

Victor Hugo

Victor Marie Hugo; Fransız şair ve yazarıdır (Besancon 1802 – Paris 1885).

Babasının askerlik mesleği ve savaş cepheleri yüzünden çocukluğunun bir bölümü İtalya ve kendisini çok etkileyen İspanya yolculuklarıyla geçti. Küçük yaşta (12) Latince ve İspanyolca öğrendi. Duyarlı mizacı ve doğuştan yeteneğiyle 15 yaşında ödül kazanacak (Akademi) şiirsel bir yetkinliğe erişti (1817). 1819’da Toulouse Edebiyat Akademisi’nin Altın Zambak Ödülü’nü aldı. İlk şiir kitabı 20 yaşında basıldı: Odes et Poesies Diverses (Od’lar ve Değişik Şiirler) 1822. Bu başarılar, onu izlediği matematik öğreniminden koparak iyice edebiyata bağladı: Ardarda basılan (1823, 1824, 1825, 1828 üç cilt, kesin bas. 1828) şiir kitabının geliriyle sıkıntılarını giderdi, 1825’te aldığı Legion d’Honneur nişanı yanı sıra XVIII. Louis’in bağladığı 1.000 Franklık gelire kavuştu. Bu arada şu şiir kitaplarını çıkardı: les Orientales (Doğulular) 1829, les Feuilles d’Automme (Sonbahar Yaprakları) 1831. Ayrıca önsözüyle ünlü koşukla Cromwell (1827) ile sahnelenişi sarayca yasaklanan Marion de Lorme (1829) ve oynayışı Klasikçilerle Romantikler arasında gerçek bir kavgaya dönüşen koşukla Hernani (1830) oyunları. Böylece önceden yalnızca edebiyat çevrelerince değerlendirilen kişiliği, “edebiyatta liberalizm” tutumuyla, onu romantizm akımının öncüsü durumuna getirdi; tartışmasız bir sanat yetkiliğinin verimli çabasıyla ürünleri gittikçe çoğaldı: le Roi S’Amuse (Kral Eğleniyor) koşukla oyun 1832, Lucrece Borgia (oyun 1833), Marie Tudor (oyun, 1833). Anlatı türü ustalığı ise ilk büyük başarısını 1831’de kazandı: Notre Dame’in Kamburu (Notre Dame de Paris, pek çok kez filme alındı). Bu dönemin oyunları: Angelo, Tyrane de Padove (Padova Tiranı Angelo) 1835, Ruy Bias (koşukla 1839), koşukla üçleme Burgraves (1843). Fransız Akademisi’ne seçildi (7 Ocak 1841), saray yaşamına daha çok yaklaştı, 1845’te Louis Philippe tarafından yüce meclis üyeliğine getirildi. 1848 olayları sonunda Kurucu Meclis ile Yasama Meclisi’nde görev aldı, l’Evenement-gazetesini kurdu (1848). Cumhuriyetçiler arasında yer aldı, devrime yakın tutum ve eylemlerinden ötürü sürgünler listesine alınınca bir işçi kimliğiyle yurtdışına çıktı. Brüksel (1851) ve Jersey’de (1852) yaşarken, III. Napolyon‘ a duyduğu hınç ve öfkeyi açığa vuran şiirlerini derledi: les Chatiments (Cezalar) 1853.

1855’te gitmek zorunda kaldığı Guernesey Adası’nda şiirlerini bir araya getirdi: les Contemplations (Dalıp Gitmeler) 1856, la Leğende des Siecles (Yüzyılların Söylencesi) 1859, les Chansons des Rues et des Bois (Sokaklarla Ormanların Şarkıları) 1865. Yaşamı anlatan, değerlendirip yönlendiren, insana dönük aydınlık romanı Sefiller (les Miserables) 1862 (pek çok kez filme alındı), les Travailleurs de la Mer (Deniz Emekçileri) roman, 1866, l’Homme qui Rit (Gülen Adam) roman 1869. Cumhuriyet yeniden kurulunca 18 yıllık sürgünden sonra Paris’e döndü (5 Eylül 1870). Komün’e katılmadıysa da savunusunu üstlendi, Paris milletvekili seçildi (18 Mart 1871), arada son romanı Quatrevingt-Treize (Doksan Üç) yayınlandı 1874, sonra senatör oldu (1876). 1878 Haziranında geçrdiği inme yüzünden gücünü yitirdi, yeni bir şeyler yaratma olanağı bulamadığı sdn yaşlılık yılları verimsiz geçti. 22 Mayıs 1855’te ölünce tabutu ulusal yas töreniyle Pantheon Kilisesi’ne kondu. Bütün Eserleri’nin ilk basımı 1880’de yapıldı: Ouvres Completes (48 cilt). Romantizmin öncülüğünden “insanlık için sanat”a yönelen en büyük Fransız şair ve yazarı sayılır. Victor Hugo, döneminin yazarları içinde, halkın en çok sevip tuttuğu kişi oldu; sözcüğün en soylu anlamıyla bir halk yazarı oldu.

Başlıca eserlerinin özetleri:

Hernani, nazımla yazılmış, 5 perdelik oyunu: Klasik iyatrodan yana olanlarla Romantikler arasında sert bir kavgaya dönüşen çatışmaları su yüzüne çıkarmasıyla ünlüdür. Bazı tablolara konu olan (Albert Besnard) bu edebiyat çekişmesi, tiyatroda romantizmin eski ilkeleri kaldırmasıyla sonuçlandı. 16. yüzyıl İspanyası’nda soyluluğunu yitirmiş sürgündeki Hernani ile sevişen Dona Sol’un güzelliği ardından hem Ruy Gomez, hem ilerde kral olacak Don Carlos vardı. I. Karl olarak tahta çıkan Don Carlos bu gerçek aşkın değerini anlayarak sevişen gençleri evlendirirse de, vaktiyle verdiği şeref sözünü tutan Hernani, Ruy Gomez’in boru sesini duyunca canına kıymaktan çerinmez; Dona Sol onu izler: Gomez bu umutsuz bitiş karşısında yaşamına son verir. Eserin asıl gücü Hugo’nun şiirsel etkisinden gelir; “üç birlik” kuralı da bu arada tarihe karışmış olur.

Notre-Dame’ın Kamburu, olaylar 1482’nin Paris’inde, daha çok Da Cite Adası’nda kurulmuş olan Notre-Dame de Paris adlı büyük gotik katedral (1163) çevresinde geçer (XI. Louis dönemi). Romantizmin ilkelerine uygun olarak eserde güzellikle (çingene kızı sanılan Esmeralda) çirkinlik (katedral zangoçu, çirkin kambur Quasimodo); saflıkla (şair ve yazar Gringoire) kötülük (Claude Frollo, başdiyakos) karşı karşıyadır. Temiz aşkla şehvetli tutkunun, içyükümlülüğüyle kinci öç duygusunun yan yana oluşu gibi. Frollo Esmeralda’ya öldürücü bir istekle yaklaşmak ister, Esmeralda bir Tanrı gibi gördüğü Phoebus’a tutulmuştur, yararsız bir istekle Esmeralda’ya yaklaşmak isteyen Gringoire gerçek aşk karşısında silinip uzaklaşmayı bilir. Bu sonsuz üçgenler karışıklığında olaylar hep katedralin içinde ve dışında oluşur; Quasimodo’nun işkencesi, Esmeralda’nın insanca yardımı, Frollo’nun cinayeti, suçlanan Esmeralda’dan masum bekleyişi, Quasimodo’nun onu kaçırıp savunmak istemi, Esmeralda’nın bir hiç uğruna ölümüyle Frollo’yu katedral tepesinden atan Quasimodo’nun Esmeralda’nın atıldığı çukurda ölüme gidişi… Canlı, etkili, inandırıcı olaylardır.

Sefiller, eser 19. yüzyılın ilk otuz yılı boyunca serüvenlerini izlediğimiz Jean Valjean adlı eski bir kürek mahkûmunun yaşam ekseni çevresinde hemen bütün Fransa’yı canlandırır. Bir ekmek çaldığı için hapse giren, suçluları neğitilmeden cezalandırıldığı koşullarda başkaldırdığı için cezası gittikçe artan Jean Valjean, sonunda erdemli, çalışkan, özverili bir insan olduğu halde (M. Madeleine vb takma adları olacaktır), yasayı temsil eden polis Javet’in izlemesinden kurtulamaz. Ruhundaki kötülükleri yok etme amacıyla çaldığı eşyayı kendisine armağan eden, ayrıca iki değerli şamdan veren Piskopos Bienvenu Myriel’in etkisiyle doğru yola gelmiş, çevresine hep iyilikler yapan varlıklı bir kişiliğe kavuşmuştur. Kurtardığı küçük kız Cosette’in babalığını yüklenir, onun Marius ile sevişmesine destek olur, nice olaydan sonra -Javert’ in boşa çıkan memurluk gururunu, canına kıymasıyla cezalandırmasından sonra- onların mutluluğunu, şamdanlarını hediye ettiği bir evlilikle sonuçlanmasını görüp dirlik duyarak, ölüm yatağından izler.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , ,

Aziz Nesin Hayatı ve Eserleri

aziz nesinAziz Nesin; yazar (İstanbul 1915-İzmir 6 Temmuz 1995). Asıl adı: Mehmet Nusret.

Harp Okulu’nu bitirerek (arada GSA’nın derslerini izleme olanağı buldu) teğmen olarak orduda görev aldı (1939). Takma adla (Vedia Nesin) şiirler yayımlattığı (Yedigün), Millet ve Yeni Adam dergilerine öyküler verdiği dönem, bu yıllarıdır. Üsteğmenken ordudan ayrılıp basın dünyasına girişi (1944) benzeri az görülür, mizah dehasının özel serüvenleri, değişik güçlüklerle başlar. Gazete ve dergilerde çalıştı, dergi yayımının denemesini yaptı (Cumartesi), Sabahattin Ali ile işbirliği yaparak yayımladığı Markopaşa mizah dergisi, Türk kamuoyunda büyük ilgiye ulaştı, politik baskılar yüzünden sık sık ad değiştirmek zorunda kalındı (Malum Paşa, Merhum Paşa, Bizim Paşa, Yeni Baştan, Ali Baba) (1946-1950) ve 1947 sonrasında değişik suçlamalarla ve hep yazıp yayımladıkları yüzünden beş buçuk yılını hapiste geçirdi. Kalem ürünlerini gereğince değerlendirme olanağı bulamadığı dönemlerde geçim için çeşitli işlerde çalıştı. 1962’de yeni bir mizah dergisi denemesi (Zübük) yaptı. 1963’te yayınevi yandı, yeniden kaleminin yarattığı ürünlerine döndü. Arada fıkra yazarlığı (Tan, 1945; Akşam 1958; Tanin 1960; Günaydın 1969…) yaptı. Şiir ve öyküyle başladığı edebiyatın hemen bütün türlerinde etkinlik gösteren, başarı kazanan, ödüllendirilen yazarlığı; hem çok özel bir yetenek zenginliğine, hem çok verimli ve çalışkan bir yazı üreticiliğine, hem çağdaş ve güncel sorumluluktan uzaklaşmayan bilinçli tutumuna bağlıdır, her şeyiyle de özgündür. Başarısını onaylayan uluslararası ödüllerin özelliği onu yalnızca bir mizah ustası sayanları yanlışa götürür. Yurt dışı ödülleri bir yana yurt içinde: Karacan Armağanı, 1969; Çiçu ile TDK Ödülü, 1070; Arkın Çocuk Yayınları’nda ikincilik, 1974; Yaşar ne Yaşar ne Yaşamaz eseriyle Madaralı Roman Ödülü, 1979. Kitapları düzeltmeler ve eklemelerle birçok kez yeniden basıldığı için yalnızca ilk yayın yıllarına göre anılabilecektir. Bu zengin birikim, yazdıklarını okutup izleten, sevdirip benimseten, bir sanat doruğunu belirtir. 1972’den sonra canlandırıp yaşatmaya uğraştığı Nesin Vakfı eğitim kuruluşları ve Nesin Yıllığı, sunularıyla apayrı bir özgünlüktedir.

Öykü ve derlemelerinden: Geriye Kalan (1948), İt Kuyruğu (1955), Yedek Parça (1955), Fil Hamdi (1955), Damda Deli Var (1956), Koltuk (1957), Kazan Töreni (1957), Ölmüş Eşek (1957), Hangi Parti Kazanacak (1957), Mahallenin Kısmeti (1958), Bay Düdük (1958), Nazik Alet (1958), Gıdıgıdı (1959), Aferin (1959), Kördöğüşü (1959), Mahmut ile Nigâr (1959), Gözüne Gözlük (1960), Ah Biz Eşekler (1960), Yüz Liraya Bir Deli (1961), Bir Koltuk Nasıl Devrilir (1961), Biz Adam Olmayız (1962), Sosyalizm Geliyor Savulun (1965), Yeşil Renkli Namus Gazı (1965), Bülbül Yuvası Evler (1968), Vatan Sağolsun (1968), Yaşasın Memleketim, İnsanlar Uyanıyor (1972), Büyük Grev (1978), Hayvan Deyip Geçme (1980), Benim Delilerim (1984), Kalpazanlık Bile Yapılamıyor (1984), Maçinli Kız İçin Ev (1987), Rüyalarım Ziyan Olmasın (1990), Sora Sora Cennet Bulunur, Hoşçakalın (1990), Aşkım Dinimdir (1991).

Romanları: Kadın Olan Erkek (1955), Gol Kralı Sait Hopsait (1957), Erkek Sabahat (1957), Saçkıran (1959), Zübük (1961), Şimdiki Çocuklar Harika (1967), Tatlı Betüş (1974), Yaşar ne Yaşar ne Yaşamaz (1977), Surname (1976), TekYol (1978).

Anıları: Bir Sürgünün Hâtıraları-(1957), Böyle Gelmiş Böyle Gitmez-(1966; II, 1976), Poliste (1977). Masalsı anlatıları: Memleketin Birinde (1953), Hoptirinam (1960), Uyansana Tosunum (1971), Aziz Dededen Masallar.

Fıkra Denemeleri: Nutuk Makinesi (1958), Az Gittik Ve Gittik (1959), Merhaba (1972), Suçlanan ve Aklanan Yazılar (1982).

Tiyatro eserleri: Biraz Gelir misiniz (1958), Bir Şey Yap Met (1958), Toros Canavarı (1963), Düdükçülerle Fırçacıların Savaşı (1968), Çiçu (1970), Tut Elimden Rovni (1970), Hadi Öldürsene Canikom (1970), Beş Kısa Oyun (1979), Bütün Oyunları Adam Yayınları tarafından yeniden basıldı (1982).

Şiir kitapları: Sondan Başa (1984), Sevgiye On Ölüme Beş Kala (1986). Bir Aşk Var Bir de Ölüm (1991). Antolojisi: Cumhuriyet Döneminde Türk Mizahı (1973); gezi notları: Duyduk Duymadık Demeyin (1976), Dünya Kazan Ben Kepçe (1977), vb. Yazı derlemeleri: Ah Biz Ödlek Aydınlar (1985), çocukla için Nasrettin Hoca Gülütleri (1991), Hazreti Dangalak (taşlamalar, 2. Azizname, 1992).

Başlıca eserlerinin özetleri:
Biraz Gelir misiniz, yazarın ilk oyunu (1958). İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda 1962’de sahnelendi. Bir ülkede bir zamanda Mateh Usta “supi” dediği sazları yapmaktadır. Onun müziğini dinleyen kötülük duygularından arınacaksa da, supinin sesini kimse duyamaz. Yine de Mateh Usta, oğlu ve çırağıyla birlikte çaba harcamayı sürdürür. İleri yaşına karşın ölüme meydan okuyarak açlığın pençesinde düşünerek, sanattan anlamayan varlıklı bir adamın supi için önerdiği büyük paraları çevirir.

Böyle Gelmiş Böyle Gitmez, yazarın gerçek yaşam anıları. Yazarının bir şiir sunusuyla anasına adadığı eser, çocukluk ve öğrenim yıllarının başlangıcını içerir. Büyük mizah ustasının çevresiyle aile yaşamını gerçeklikle yansıtan kitap, eserlerinin belki de en güçlüsüdür. içtenlik ve doğrulukla taşıdığı öz, hem yurdumuzun bir zaman dilimindeki yazgısını yansıtır, hem yaratıcısının zengin duygu ve düşünce dünyasının özgünlüğünü taşır. Çok etkili bir özdeşleşmeyle okuru kendi dünyasına çekerek unutulmaz etkiler yaratır.

Zübük, yazarın 5. romanı (Kağnı Gölgesindeki İt). Halkımızın saf yüreğiyle, kendini aldatan şarlatanların etkisinde kalmasını; açıkgöz sömürücülerin kazandığı kolay zaferleri başka yazarlarımız da işledi. Zübükzade İbrâm Bey, bir Doğu Anadolu kasabasının siyasal yaşama susamış halkını istediği gibi çekip çeviren bir otoriteye dönüşecek, belediye başkanı ve milletvekili olacaktır. “İt kağnı gölgesinde yürür de kendi gölgesi sanırmış” atasözündeki anlama uygun bir etkilenmeyle Zübük, kişiliğin dışına taşan tutkuların, kuruntuların, rastlantıların elinde kendini hak etmediği düzeylere yükseltir. Yılışık, pişkin, sorumsuz yaratılışlı uydurma kişileşmelere zübükleşme dendi; sözcük toplumdaki yerine yerleşti.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , ,

André Malraux Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

André MalrauxAndré Malraux; Fransız yazarı, siyaset adamıdır (Paris 1901-ay.y. 1976).

Yükseköğrenimini Doğu Dilleri Okulu’nda bitirdi. Kamboçya’daki bir araştırı ve kazı kuruluna gönüllü olarak katıldı, arkeolojiye duyduğu ilginin yanı sarı Uzakdoğuya merakla bağlanan kişiliğini yerinde gözlemlerle besledi, Kanton’da İsyan (Les Conquérants) romanı oldu (1928). Bu eseriyle geniş okur yığınlarına ulaştı. Batılı emperyalistlere karşı direnen Çin milliyetçilerini çok etkili bir ustalıkla anlattı. Çinhindi’nde geçen Büyük Yol (La Voie Royale) 1930 romanından sonra adını bütün dünyaya duyuran ve o yılın Goncourt Ödülü’nü kazanan İnsanlığın Hali (La Gandition Humaine) çıktı (1933). Çin komünistlerinin, kendilerine ansızın karşı çıkan Çan Kay Şek’e karşı zorunlu direnişlerini ve acı yenilgilerini konu edinen eser, tarihsel bir gerçeğe dayandığı gibi çok canlı roman kişileriyle (Çen, Katof, Kyo) etkili bir anlatı ürünüdür. İspanya İç Savaşı’nda gönüllü olarak cumhuriyetçilerin yanında yer aldı, hava güçlerini örgütledi ve komuta etti, filme çekilmesine de katkıda bulunduğu (1939) ünlü romanı Umut (l’Espoir) bu gözlemlerinden doğdu (1937). Bu savaşta bir tank birliğine komuta ederken yaralandı tutsak düştüyse de alınanların elinden kaçmayı başardı (1940), “Albay Breger” takma adıyla Fransız direnişçilerinin bir kesimine komuta etti. Alsace Loraine tugayına komuta ederek Fransa’nın kurtuluşunda ve Almanya’nın ele geçirilişinde bulundu; geçici hükümetin haber alma bakanı oldu (1945-1946).

Ertesi yıl General de Gaulle’ün kurduğu Fransız Halk Topluluğu’nun genel sekreterliğini üstlendi, yeni görev ve sorumlulukları kendisini başka yönlere çektiği için romandan uzaklaştı, daha çok sanat tarihine yönelik eserler üretti; Psychologie de l’Art (Sanatın Psikolojisi) 1947, 3 cilt. İnsan uygarlığının özellikle sanat alanındaki büyük toplamından etkilenerek istediği diziyi sürdürdü: Museé imaginaire de la Sculpture Mondiale (Dünya Heykelciliğinin Düşsel Müzesi) 1952-1954; Métamorphose des Dieux (Tanrıların Değişimi) 1957.

General de Gaulle iş başına geçince kültür bakanlığına geçerek sorumluluklar aldı (1958-1970), tiyatro sanatını destekledi, bölge tiyatrolarını kurarak etkin oldu, yazarlığının ürünleri de sürdü.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , ,

Miguel de Cervantes Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Miguel de CervantesMiguel de Cervantes;İspanyol yazarıdır (Alcala de Henares 1547 Madrid 1616).

Çeşitli kentlerde Cizvitlerin yanında kısa süre öğrenim gördü; kendi kendini yetiştirdi. 1569′ da yayımlanan üç şiiriyle edebiyat dünyasına girdi. 1571’deki Osmanlılara karşı yapılan ünlü İnebahtı Deniz Savaşı’nda yer aldı, göğsünden ve sol elinden ağır yaralandı. Elindeki yara ömrü boyunca geçmediyse de Korfu, Navarino ve Tunus’a yapılan seferlere (1572-1573) katıldı. 1575 Eylülünde Cezayirli Türk korsanların eline düştü. 500 esküdo fidye ödeninceye kadar beş yıl tutsak kaldı, 1580’de özgürlüğüne kavuştu.

1585’te La Galatea adlı romanı yayımlandı; 1587’den sonra Andaluzya’ da (Endülüs) donanma hesabına satın alma görevlisi olarak çalıştı. Para sıkıntısı yüzünden iki kez hapse düştü. Ocak 1605’te yayımlanan Don Quijote (Don Kişot) tam adıyla El ingenioso Hidalgo Don Quijote de la Mancha (Mançalı Becerikli Beyzade Don Kişot) üç haftada üç baskı yapacak kadar tutuldu, yazarının adını önce İspanya’ da sonra Fransa, İngiltere, İtalya, Portekiz gibi şövalyelik geleneği olan ülkelerde geniş okur yığınlarına tanıttı. Bu dönemde Lemos kontunun para desteğine kavuştu, geçim kaygısından uzak bir yaşam sürdü.

1613’te Novelas Ejampleras (İbret Verici Öykülü) yayımlandı. 12 kısa öyküden oluşan bu kitap da İspanyol Edebiyatı için bir yenilikti. 1614’te Viaje del Parnaso (Parnas’a Yolculuk) adlı şiiri, 1615’te ise Don Kişot’un ikinci bölümünü yazıp yayımladı. Son eseri Los Trabajos de Per siles y Sigismunda’yı (Persiles ve Sigismunda’nın Başından Geçenler) 1616, ölümünden üç gün önce tamamladı ve doğal olarak yayımlanmasını göremedi.

Cervantes’in büyük önemi Don Kişot ile roman yazımını başlatmış olmasıdır. Don Kişot birçok ünlü yazarca “romanların romanı” olarak tanımlanır. Böylece Don Kişot “roman” türünün de anası öntipi olmuştur. Gerçekten de 18.-19. yüzyıl İngiliz, Fransız romanları başlangıçta açıkça Don Kişot’un yerel, ulusal uyarlamaları niteliğinde oldular. Cervantes’in Don Kişot ile kazandığı başarı, aslında bir yazar olarak öteki eserlerini gölgede bıraktı.

Don Kişot: Don Quijote de la Mancha’ nın (1605-1616) kahramanıdır. Eser kentsoylu toplumunun var ettiği roman türünün ilk ve en büyük örneği sayılır. Çağı geçmiş bir ülküyü kitaplar dünyasında edinerek düşleriyle besleyen yaşlı soylu Don Kişot; şövalyelik görevleriyle, haklıyı, doğruyu, güzelliği savunmak amacıyla, uyduruk araç gereçlerle donanmış olarak yollara düşer. Toplumun yeni koşulları içinde dövülür; alay edilir, hor görülürse de şanlı bir geçmişin düşleriyle bezediği yüce bir geleceğe bağlılık duygusuyla ölünceye kadar ülküsünün yolundan vazgeçmez. Atı (Rocinante), sevgilisi (köylü kadın Dulcinea), yoldaşı gerçekçi Sancho Panza ile geçirdiği serüvenler dizisi (yeldeğirmenleriyle savaş Mambrino’nun miğferini bulma sanısı, Camacho’nun evliliği, Barataría Adası…) İnsancıl bir kişiliğin toplumsal gerçekler karşısındaki umarsız yenilgisini sergiler.

Dünya çapındaki etkili olan eser birçok operaya konu oldu, senfonik şiir olarak bestelendi (Richard Strauss, 1898); resimlenerek birçok ayrı basımla halka sunuldu (özellikle G. Dore, 1863, 114 levha, 256 süs); en ünlü sanatçıların desenlerine yol açtı (Picasso, Cocteau, Doli, Buffet, Goya, Daumier) Madrid alanlarındaki bir grup bronz heykel olarak canlandırıldı; ayrıca birkaç bale eseri de ondan doğdu.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Lenin Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

leninLenin; Rus düşünür ve yazarı, siyaset ve devlet adamı; devrimle SSCB’ nin kurucu önderidir (Simbirsk, günümüzde Ulyanovsk 1870-Nijni-Novgorod 1924); asıl adı Vladimir İlyiç Ulyanov.

Gerekli kültür havasında (piyano ve müzik dersi, zengin bir kitaplık ve okuma alışkanlığı, satranç) hoşgörülü ama disiplinli çevrede yalan bir kız kardeşle (Anna) bir ağabeyin de (Şaşa, 1886-1887), etkisinde kaldı. Vladimir, Latincede çok başarılı, tarih, edebiyata yakın, yabancı dillere yatkın bir yapıdaydı. Vladimir İlyiç’i etkileyen iki önemli olay, babasının beyin kanamasından ölümü (Ocak 1886), Çar III. Alekandr’ı amaçlayan bir suikast girişiminin hazırlıkları sırasında yakalanan ağabeyi Aleksandr’ın öldürülüşü (8 Mayıs 1887) oldu. Vladimir İlyiç, Kazan Üniversitesi Hukuk Fakültesine bu acıların kırılışlarıyla başladı. Ağabeyi gibi Narodnaya Volya (Halkın İradesi) örgütüne katılmadıysa da bir öğrenci eylemi yüzünden okuma hakkı elinden alındı, Kazan’ın Kokuşkino Köyü’ne sürüldü (Aralık 1887 günümüzdeki adı: Lenino). Bir buçuk yıl sonra Kazan’da otrma iznini elde etti (1888 Güz). Önceki okumalarına eklenen zengin bir çalışmaya başladı: Marx (Das Kapital). Marksçı görüş, Vladimir’in mizacı da bu kuramın sözcülüğünü etmeye biçilmiş kaftandı. Keskin zekâsı, döğüşken doğası, sert ve iğneliyici eleştiriye yatkınlığı derin bir duyarlıkla karmaşmış uzaksılığı Marx’i baştacı etmesi için yeter özelliklerdi” (Sosyalist Akımın Gelişmesi: Lenin Petrogradda., Edmund Wilson). 1889-1891 arasında kendi yöetimiyle kendini yetiştirmenin en verimli dilimini yaşadı, St. Petersburg (Leningrad) Hukuk Fakültesi’ni dışardan katıldığı sınavlarla birincilikle bitirerek avukatlık yapmakını kazandı. Annesini desteksiz bırakmamak, hatırını kırmamak için Samara’ya döndü, kendisine çok boş zaman bırakacak biçimde biraz avukatlık da yaptı, okumalarını sürdürdü. 1803 güzünde St.Petersburg’ a gitti, Sosyal Demokratların Starik (Büyükler) denen yeraltı grubuna katıldı, işçi topluluklan arasında öğrenci ve kışkırtıcı çalışmalara girişti, ağır bir zatüree yüzünden yurt dışına çıkma izni alınca (1895 bahan) oralarda oralarda yaşayan marksistlerle tanışma olanakları buldu (Plehanov, Akselrod, Paul Lafargue), bu yıllarda kimliğini gizlemek için yazılanndan kullandığı takma ad K. Tülin idi. Tutuklandı (20 Aralık 1895). St. Petersburg cezaevindeki on dört ayını, çeviriler yapmak, anlaşma şifreleri hazırlamak, beden eğitimiyle kendisini sağlıklı tutmak gibi yöntemli oyalanışlarla doldurdu, üç yıllık Doğu Sibirya sürgününü geçirmek üzere Şuşensko köy-kasabacığına getirildi (Mayıs 1897). Burada uzun yürüyüşler, av gezileri, beden eğitimi, çeviri çalışmalan yanı sıra sürekli okuyup yazarak zamanını değerlendirdi, ikinci seçtiği takma adla (Vladimir İlin) basılacak (Petersburg) kitabını burada hazırladı: Razvitiye Kapitalizmo v Rossi (Rusya’da Kapitalizmin Gelişmesi) 1899. Ufa’da sürgüne yargılı Nadejda Krupskaya ile evli olarak birlikte yaşama izni sağladı (1898) çalışmalarını ortaklaşa yürüttüler.

Süresini dolduran Vladimir İlyiç, eşini Ufa’da bırakarak Avrupa’ya kaçmadan önce başkente ve Moskova’ya uğradı, gizli parti için sürekli bir yayın organının örgütlenmesi gerektiğine inanarak çevreyi hazırladı, işbirliği yapacağı marksistlerle buluşup nicedir düşlediği gazetenin yayınını hazırladı: İskra (Kıvılcım). Lena Irmağı’nın adından yararlanan Vladimir İlyiç, ilk kez Lenin takma adını bu yıl kullandı (Lena’lı) ve bir daha bırakmadı. Bundan sonra Avrupa kentlerindeki sürgünlük yaşamı, parti kongreleri, gazete yazarlığı, kitap yaratıcılığıyla dolacak, yaşamı, aile ve yakınların yardımlarından, parti dayanışmasından, yabancı ülkeler sosyalistlerinin konukseverliğinden, yazı ve kitap ücretlerinden karşılanacaktır. Bu dönemde ilk ve önemli eseri: Çto Dellat? (Ne Yapmalı?) 1902-1903 Kongresinde (Brüksel, Londra 19033) partiyi ikiye böler: Lenin ve yandaşları {Bolşevikler. Çoğunluk), Martov’un ardından gidenler {Menşevik: Azınlık). İşçi-köylü birliğine dayalı devrimci demokratik diktatörlük isteyenlerle (Lenin) liberal burjuvaziye yaslanan burjuva demokratik devrimini gelişme aşamasının zorunlu adımı sayanlar (Menşevikler). 1912’deki Prag Kongresi’ne (6.) kadar sürece bu iki başlı akım, İskra’nın yayımını bozmadı. Gazetenin dağıtımı işte bu yüzden bir “tohum serpme” idi ve bu arada Lenin önemli bir eserini daha hazırladı: Şag Vperyood Dva Şag a Nazad-(Bir Adım İleri İki Adım Geri) 1904. Londra’daki 5. Kongre’de (30 Nisan-19 Mayıs 1907) ise gerçek çoğunluk gücünü Bolşevikler elde etti. Lenin Finlandiya ve İsveç’teki kısa bir dönemden sonra yine Avrupa’ya döndü (1907). Bu dönemde Lenin en önemli eserlerinden birini yazdı: Materializm i Empiriokritism (Özdekçilik ve Deneysel Eleştiricilik) 1908. Parti’nin 66. Kongresi’nde (Prag 1912), Menşeviklerin dışlanması kabul edildi, yasal Bolşevik gazete Pravda’nın (Gerçek) yayımı başladı (22 Nisan 1912 St. Petersburg). Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla II. Enternasyonal’e katılmış partiler, ulusal hükümetlerine destek olmaya öncelik verirlerken Lenin, karşı koymaya çağırdı. Lenin’e göre sosyal şoven partilerin bu eğilimine son verilmeli ve savaş, iç savaşa dönüştürülmeliydi. Bu dönemin önemli eseri: Imperyalizm kak Noveysp Etap Kapitalizma (Emperyalizm, Kapitalizmin En Yüksek Aşaması) 1916. Savaşın başından 1914 sonuna kadar 70 kadar greve katılan işçi sayısı 35 bin olduğu halde 1915’te patlak veren binden fazla greve yarım milyondan çok insan katıldı. Bu arada Rusya’da bütün kaynaklar tükenmiş gibiydi, kentlerde açlık başlamıştı (1916). Savaşı sürdürebilmek için Rusya, 8 milyon rublelik bir borç bekliyordu. Çeşitli günlük hoşnutsuzlukların körüklendiği grev dalgası gittikçe büyüyordu. 1917’nin ilk ayında 250 bin işçi greve katılmış, Şubatta bu sayı yarım milyona yaklaşmıştı. Şubat Devrimi diye anılan eylemler dizisi bu hava içinde başladı. 8 Mart 1917’de greve başlayan Putilof Fabrikası işçileri kendilerine eklenenlerle Petrograd’da uzun yürüyüşler yaptılar. 26 Şubatta grev silahlı çatışmaya dönüştü. Polislerin silahlarını ele geçiren işçiler, 40 arkadaşlarının ölümü üzerine inandırıcı bir coşkuyla askerleri yanlarına çekmeyi başardılar. 27 Şubatta cephanelik ele geçirilmiş, 60 bin asker işçilere katılmış, işçi-asker Sovyetlerinin kuruluşu hemen gerçekleştirilmişti. Bundan sonra, dünyada ilk sosyalist hükümetle yönetilecek olan Rusya’nın (daha doğru bir deyişle Sovyetler Birliği’nin) tarihsel takvimidir ve Lenin’in bu büyük değişimdeki rolü çok önemliyse de toplumun dönüşümü açısından yine de ancak bir (kişilik) liderlik yer tutar. Asker kaputu giymiş köylülerle işçiler arasında bir ittifak doğunca Bolşevik Partisi Merkez Komitesi ve halk, Çarlığı devirmeye, geçici bir devrim hükümeti kurulması için çarpışmaya çağıran bir bildiri yayımladı. Çarın tahttan çekilmesi (3 Mart) Kerenski Hükümeti (3 Mart), Almanya üzerinden Rusya’ya dönmeyi göze alan Lenin’in Petrograd’a gelişi (3 Nisan) Nisan Tezleri’m partiye kabul ettirip Pravddda yayımlatışı (7 Nisan), böylece eylemin Bütün İktidar Sovyetlere amacına dönüşmesi, 7. parti kongresinin başkentte toplanışı (24-29 Nisan 1917), ülke çapında işçi-köylü Sovyetlerinin örgütlenişi (800 kadar), geçici hükümetin Sovyetlere karşı giriştiği toplu kıyım eylemi (4-8 Temmuz), Lenin’in gizlenişi, Kornilof askeri darbesinin önlenişi (25 Ağustos), Petrograd Sovyeti’nin “bütün iktidarın Sovyetlerin Bolşeviklere katılışı (31 Ağustos ve sonrası), Lenin’in önemli kitabının (Gosudarstvo i Revolyutsiya: Devlet ve İhtilâl) çıkışı, gönderdiği iki önemli mektubun (Bolşevikler İktidarı Almalı mıdırlar?, Marksizm ve Ayaklanma) merkez komitesinde değerlendirilişi (15 Eylül), “Buhran Olgunlaşmıştır” makalesinin Raboçi Put (İşçi Yolu) gazetesinde yayımlanışı (29 Eylül), Lenin’in Petrograd’a dönüp Viborg işçi mahallesinde bir eve yerleşmesi (7 Ekim), 5 parti üyesini temsil eden Petrograd Bolşevikleri 3. Konferansının Lenin’in ayaklanma kararını kabul edişi (11 Ekim), 200 bin yeni işçinin Kızıl Muhaızlar’a katılışı (Ekim başlan), Petrograd Garnizonu’nun devrimci askeri komitenin buyruğuna girişi (21 Ekim) Lenin’in kongre toplantı tarihinden (25 Ekim) önce ayaklanmayı başlatma ısrarı (24 Ekim), aynı gün eyleme geçiş, Kerenski’nin kaçışıyla geçici hükümetin dağılışı (25 Ekim), Kışlık Saray’ın da ele geçirilişiyle hükümet üyelerinin tutuklanışı (26 Ekim), devrimin zaferi (bu yüzden 25 Ekim yeni takvimle 7 Kasım), sosyalist devrimin yıldönümü olarak kutlanmaktadır.

Sovyetler Kongresi 26 Ekim 1917’deki toplantısında Halk Komiserleri Konseyini (Sovnarkom) seçti ve Lenin konsey başkanlığına getirildi. Lenin, yaşamının geri kalan birkaç yılım yeni toplumun gereksinimlerine göre yön bularak coşkuyla doldurdu, iç savaşa bütün gücüyle karşı koydu, “savaş komünizmi” dediği bu tutumun özel önlemlerini yürürlüğe soktu, Kızılordu’yu kurdu (Ocak 1918) ama cephede savaş sürerken boş durmayan karşı devrimcilerin kötü isteklerine engel olamadı. Bir tören dönüşünde Lenin, Dora Fanny Roid-Kaplan adlı bir kadın sosyalistin zehirli kurşunlarına hedef oldu (30 Ağustos 1918). Ölmediyse de yaşamını sınırlayan bir sakatlığa boyun eğmek zorunda kaldı, son iki yılını yarı inmeli olarak ve zorlukla konuşarak geçirdi, sonra hiç konuşamadı. Gorki Kenti’nde öldüğü zaman (21 Ocak 1924) uzun süredir kurduğu hükümet başka önderlerin (Stalin) yönetimi altındaydı.

Yaşamı boyunca bütün yazdıkları derlenip sınıflanarak 1960-1970 arasında 45 cilt olarak basıldı. Bozulmaması için gereğince tahnit edilen cesedi, Ocak 1924 cenaze töreniyle Moskova Kızıl Meydan’da kendisi için yapılan özel mezar-anıta konuldu. SSCB’nin çöküşünden sonra mozolesi tartışma konusu oldu.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , ,

Karen Horney Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Karen Horney  Karen Horney; (d. 16 Eylül 1885, Hamburg, Almanya – ö. 4 Aralık 1952, New York kenti, ABD), Alman asıllı ABD’li hekim ve psikanalisttir. Yeni Freudcu akımın temsilcilerindendir. Kişiliğin belirlenmesinde biyolojik güdülerden çok çevresel ve toplumsal koşulların rol oynadığını, nevrozlarla kişilik bozukluklarının başlıca nedeninin de bu koşullar olduğunu savunmasıyla Freud’dan ayrılır.

Berlin Üniversitesi’nde okudu. 1912’de doktor olduktan sonra, Freud’un yakın çalışma arkadaşlarından Karl Abraham’ın yanında psikanaliz eğitimi gördü. Yaklaşık 1915’ten başlayarak beş yıl süreyle, Berlin’deki çeşitli hastanelerin klinik ve ayakta tedavi bölümlerinde çalıştı. 1920’de bir muayenehane açtı ve Berlin Psikanaliz Enstitüsü’nde ders vermeye başladı. 1932’de ABD’ ye giderek Chicago Psikanaliz Enstitüsü’nde müdür yardımcısı oldu. 1934’te New York kentine taşındı; yeniden özel muayenehane açtı ve New School for Social Research’te ders vermeye başladı. Başlıca kuramsal çalışmaları olan The Neurotic Personality of Our Time (1937; Çağımızın Tedirgin İnsanı, 1980 / Günümüzün Nevrotik İnsanı, 1986, 1991) ve New Ways in Psychoanalysis’i (1939; Psikanalizde Yeni Yollar) burada yazdı. Bu kitaplarında, Freud’un psikanaliz kuramının birçok temel ilkesini sorgulayarak nevrozun, insan ilişkilerindeki bozukluklardan kaynaklandığını savundu.

Freud’un özellikle libido, ölüm dürtüsü ve penis kıskançlığı kavramlarına karşı çıkan Horney, bunların kültürel ve toplumsal koşullarla daha iyi açıklanabileceğine inanıyordu. Penis kıskançlığı düşüncesinin, kadın psikolojisini erkek psikolojisinin bir yan dalı olarak ele alan yaklaşımdan kaynaklandığını ve cinsiyetler arasındaki davranış farklarını açıklamakta yetersiz kaldığını belirtti. Horney, nevrozda rol oynayan en önemli etkenin, çocuklukta yaşanan temel kaygı deneyimi olduğunu öne sürdü. Bu kurama göre çocuk kendini, “saldırgan bir dünyada yalnız ve aciz” hisseder; bu kaygıya karşı geliştirdiği değişik tepkiler kişiliğinde yer ederek, daha sonra psiko nevroz ve kişilik bozukluklarına yol açan mantıksız gereksinimlere dönüşebilir.

Horney’nin geniş klinik deneyimiyle de desteklenen bu görüşler, psikanalitik tedavide yeni bir yaklaşım oluşturulmasına da katkıda bulundu. Hastalarında bunaltının anlık nedenlerini belirlemeye çalışan Horney, psikanalizin hedefleri açısından gerçek yaşam ve gündelik sorunlarla uğraşmanın, çocukluktaki duygusal gelişme evrelerini ve fantezileri çözümlemek kadar önemli olduğunu düşünüyordu. Horney, birçok olguda, hastanın kendi kendine psikanaliz uygulayabileceğini de öne sürdü.

Katı bir Freudcu olmayı reddettiği için 1941’de New York Psikanaliz Enstitüsü’nden çıkarıldıktan sonra Psikanalizin İlerlemesi İçin Birlik adlı yeni bir grup kurdu. Yazmayı da sürdürerek Our Inner Conflicts (1945; Iç Çatışmalarımız) ve Neurosis and Human Growth (1950; Nevroz ve İnsan Gelişimi) gibi çalışmalarında düşüncelerini daha da geliştirdi. Feminine Psychology (Kadın Ruhbilimi, 1986) adlı yapıtı ölümünden sonra 1967’de yayımlandı. Horney’nin, nevrozların nedenleriyle işleyişlerine ilişkin çözümlemesi ve Freud’un kişilik kuramına getirdiği yenilikler, bu alandaki etkisini günümüze değin korumuştur. Horney’nin Türkçe’de Nevrozlar ve Kendi Kendine Tedavisi (1990) adlı bir kitabı daha yayımlanmıştır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , ,

Ziya Gökalp Hayatı ve Eserlerinin Kısa Özetleri

ziya-gokalpZiya Gökalp; şair ve yazar, düşünür (Diyarbakır 1876-İstanbul 1924).

Doğduğu kentte öğrenime başladı (askeri rüşdiye, mülkiye idadisi), amcasından Arapça ve Farsça dersleri aldı, sınavla girdiği idadide (lise) bir gençlik bunalımı sırasında canına kıyma düşüncesiyle başına sıktığı kurşundan kurtarılarak (1894) kendisine bakan Dr. Abdullah Cevdet’in salık verişiyle İstanbul’a geldi, parasız yatılı öğrenci olarak baytar (veteriner) mektebine girdi, 1895. II. Abdülhamit döneminin baskıcı yönetiminde yasaklanmış kitapları okuduğu, gizli bir dernek oluşturmaya çalıştığı için tutuklandı (1899). Taşkışla’da tek bir Kuran verilerek yalnız olarak hapsedildi, doğum yerine sürgün edildi, amca kızıyla evlenerek (1900) göreli bir bolluğa ve rahatlığa kavuştu, kendini yetiştiren çalışmaları aksatmadı. Meşrutiyetle birlikte Diyarbakır’da İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin şubesini örgütledi. Selânik Genel Kurultayı’na katıldı (1910), fırkanın merkezi-i umumi üyeliğine seçildi, Genç Kalemler dergisinde Milli Edebiyat Cereyanı’na katıldı (1911), o güne kadar Ali Canip’ in kullandığı takma adlardan Gökalp’ı seçerek yeni bir imza edindi, şiirler ve makalelerle yazı yaşamına girdi: Darülfünun’da sosyoloji öğretim üyeliği (1915-1919), Türk Ocağı yararına Türk Yurdu, Yeni Mecmua (1917) gibi yayın organlarında sürekli şiir ve yazılar yayımlama, Taniride siyasal yazılar, Malta sürgünlüğü (1919), dönüşünde Diyarbakır’da Küçük Mecmua’ nın yayını (1921-1922), Yeni Mecmua yazılarım sürdürüş (1 Ocak 1923, sayı 67, yeni yayın dizisi), Ankara’da Telif ve Tercüme Encümeni Başkanlığı’na atanışı (Nisan 1923), Diyarbakır milletvekilliği (1923), tanısı tam yapılamadığı için iyi de bakılmayan hastalığı, vakitsiz ölümü.

Kendini yetiştiren her insan gibi Ziya Gökalp de, zamanın gerektirdiği dönemeçlerden geçerken çok zaman birbirine karşıt düşünce aşamlarına eğlenmiştir. Bir iki yıl sonra yeni bir köşe başına gelecektir (Turan şiiri, 1911). “Vatan ne Türkiyedir Türklere ne Türkistan/Vatan büyük ve müebbed bir ülkedir: Turan.” Turan şiiriyle katılışı Ziya Gökalp’ı ‘Yeni Lisan’ akımına kazandırdı. Gökalp, birçok makalesini -sırası gelince- manzum biçimlerde iletmekten çekinmediği gibi bunda birçok da yarar gördü: “Güzel dil Türkçe bize/Başka dil gece bize/İstanbul konuşması/En saf, en ince bize/Uydurma söz yapmayız/Yapma yol sapmayız. Güzel dilden söz eden Gökalp’ın şiirinin adına Lisan denemesiyse, tam bir alışkanlık kolaylığı, çalışma hızı gereğidir). Cumhuriyetin ideoloğu kimliğini kazanan Gökalp, gittikçe gerçeğe yaklaşır; çeşitli düşünce akımlarının yurt gerçekleriyle bağdaşan ortaklaşa yanlarını mantıkçı tasnifçi zekâsıyla bireşime kavuşturma yolunda çaba harcar.

Ziya Gökalp’ın başlıca çabası, İkinci Meşrutiyet sonrasında ortaya çıkan karşıt düşünceleri (Osmanlıcılık, İslâmcılık, Türkçülük, Asrilik…) belli bir düzenin uyumu içinde birleştirme uğraşıdır. Osmanlı bütünlüğünden (1909) Türkçülüğe geçer (1922) bunu ‘Türk ulusunu yükseltmek’ biçiminde tanımlayıp niteler. Turancılık düşünü, ulusçuluk ülküsünün en düşsel ufku sayar. 1916’daki Lisan şiirinden sonra Turan sözünü bir daha diline almaz, Buna karşılık Cumhuriyet yılında tamamlayacağı Türkçülüğün Esasları kitabında bütün aşırılıklardan kurtulmuş gerçekçi bir ulusçuluğun sağlam programı vardır: Halka Doğru, Garba Doğru, Vatan şiirindeki özlere göre din dilinde gerekli olan Türkçeleşme, ulusal-dinsel bir ahlâk birliği sağlayacak; âdetler-gelenekler… ortaklığı da onu canlı tutacaktır. Son dörtlükte ekonomi bağımsızlığına tam bir özlem vardır. Şiirin yazıldığı günlerde kapitülasyonlarla yönetildiğimiz, Düyun-ı Umumiye ile uğraştığımız, sermaye yaratamadığımız için yalnızca yönetici kat olarak güçlü göründüğümüz dönemin sonsuz özlemi. Burada ilimle feni de Türk’ün malı sayma dileği. Dârülfünun’da öğretmenlik yapan Gökalp’in yetişecek kuşaklara bağlı umududur. Fikret’in Halûku Akif’in Asım’ı gibi kişileşmiş bir örneği yoksa da bütün yeni kuşaklara bağlanan özlemi vardır. Gökalp’in. Benzeri başka birkaç kişi gibi (Namık Kemal, Tevfik Fikret, Mehmet Akif…) Gökalp’in da yaşam-sanat toplamı aynı doğrultuda bir değerler kaynaşmasıdır. Onu konu edinen bütün eserler-anılar-kaynaklar; alçakgönüllü, sessiz, özgeçili, yardımsever, iyi yürekli, paraya önem vermez, iyimser, erdemli, çalışkan, yurtsever, inanmış, içten… örnek kilişiğinin izlenimlerine öncelik tanırlar. Ziya Gökalp’in asıl etkisi; düşünceden, ülküden, felsefeden yoksun edebiyat ve siyasal yaşamımıza bu değerleri getirmesi, önceleri bir umut felsefesi arama niyetiyle girdiği yolda gerçek bir ulusçuluk sistemini bulmasıdır. E. Durkheime’ı kılavuz seçtiğini belirttiği Selâ-nik günlerinden ölümüne kadar örnek bir yaşam içinde toplumsal değerlerin üstünlüğünü savunur. Edebiyatçı kişiliği, düşüncelerini ölçülü uyaklı sözler ve makaleler biçiminde anlatma yolunu doğru sayan bir kalemin ürünleriyle
oluşmuştur.

Başlıca eserleri: Şiir derlemeleri: Kızıl Elma (1914-1915, yeni harflerle 1941), Yeni Hayat (1918. yeni harflerle). Altın Işık (1923, yeni harflerle 1942), (Ziya Gökalp Külliyatı 1. Kitabı, hazırlayan Fevziye Abdullah Tansel, TTK yayını, 1952), Mektuplar, Z. G. Külliyatı 2. kitap, hazırlayan Fevziye Abdullah Tansel TTK yayını, 1965. Makale derlemeleri: Türkleşmek, islâmlaşmak, Muasırlaşmak (1918). 1950; Türk Medeniyeti Tarihi (1925) 1974; Türk Töresi (1923) 1976; Doğru Yol (1923) 1947, Türkçülüğün Esasları (1923).

Başlıca eserlerinin özetleri

Kızıl Elma, şairin ilk şiir kitabı, Vatan ne Türkiye’dir Türklere ne Türkistan/Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir Turan! dizeleriyle biten şiir aruzla, öteki ürünler hece ölçüsüyle. Birkaç yıl sonra Aruz sizin olsun, hece. bizimdir/Halın söylediği Türkçe bizimdir/ Leyi sizin, şeh sizin, gece bizimdir/Değildir bir mâna üçada muhtaç diyecek (1918) olan Gökalp bu ilk kitabında bir “masallar” dizisi sergiler. Koşmalar bölümünde konular biraz zenginleşir; Ergenekon, Esnaf Destanı, Balkanlar Destanı, Kızıl Destan adlı şiirlerin yer aldığı üçüncü bölümün, kitabın bütün dileklerini özetleyen en önemli şiiri Altun Destan’dır: Bir ırkan zaman ve mekân içinde parçalanışından doğan hüzün ile onu yeniden bir araya toplamak, geçmişine uygun bir gelecek yaratmak özlemi, şiiri baştan başa doldurur. Bu ilk kitap, ulusçuluğun gerçekçi programını henüz bulamamış olan Gökalp’in kökene dönüş, Asya değerlerini buluş, ırksal geçmişe sahip oluş özlemlerinin duygusal anlatımıdır. Yeni-Hayat ile (1918). Altın Işık ile (1923) duygusal; düşünsel planda tamamlanıp doğru temellere dayanacaktır.

Türkçülüğün Esasları, ölümünden hemen önce kitaplaşan en sön ve en önemli eseri; Türkiye Cumhuriyeti’ne temel olacak felsefe ve eylem değerlerinin programı. Birinci bölüm, “Türkçülüğün Mahiyeti” başlığını taşır. Batıda başlayan türkoloji çalışmaları ve turquerie modasından yola çıkan yazar, önce Türkçülüğün (Türk ulusçuluğu) tarihini özetler, bu yolda emeği geçenleri anar; “Türkçülük Nedir” başlıklı yazıda çeşitli ulus tanımlarını değerlendirir; ayrılıklarım belirtir, kendince doğru nitelemeye ulaşır; Türkçülükle hayal sahasında adı olan Turancılığı karşılaştırır, milli kültürle medeniyeti: karşılıklı olarak değerlendirir, halka doğru ilkesine ulaşır, Garba doğru amacının gerekliliğim ortaya koyar, 10. bölümden hars ve tehzib konusunda değinir. Kitabın 2. ana bölümü “Türkçülüğün Programı” adını taşır. Dilde, estetikte, ahlakta, hukukta, dinde, iktisatta, siyasette, felsefede ulusçuluk ülküsünün programını sergiler: “Ey bugünün. Türk genci! Bütün bu işlerin yapılması yüzyıllardan beri seni bekliyor” tümcesiyle sonuçlanır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , ,

Pierre Loti Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Pierre LotiPierre Loti; Fransız yazarıdır (Rochefort 1850 – Hendaye 1923).

Asıl adı: Louis Maria Julien Viaud. Deniz subayı olmasını sağlayan öğrenimine on yedi yaşında başladı (1867), donanmaya 1873’de katıldı, çeşitli aşamalardan sonra ulaştığı gemi komutanlığından (1906) emekli olduysa da (1910) Birinci Dünya Savaşı sırasında deniz kuvvetlerinde yeniden görev almak durumunda kaldı. 1891’de Fransız Akademisi’ne seçildi. Renkli gemi gezileriyle gittiği Okyanusya’daki bir çiçeğin adını takma ad olarak aldı. Çoğunluğu özyaşamsal özellikler gösteren romanları dışında kişiliğini ele veren başka kitapları da vardır: Journal intime (İçten Günlük) 1878-1881,(Basımı 1925), Le Roman Dun Enfant (Bir Çocuğun Öyküsü) 1890,Prime Jeunesse (Gençlik Armağanı) 1919. Bütün öteki romanlarında, odak kendi serüvenleriyle kişiliği olmak üzere, yabancıl (egzotik) ülkelerin düş kurmaya elverişli özellikleri öne çıkar. Bu yüzden Osmanlı ülkesine gelişlerinde topladığı doğuya özgü nesnelerle donattığı bir “şark-doğu evi” döşedi, görevli olarak İstanbul’da kaldığı yıllarda alaturka bir yaşamının niteliklerine ilgi duymuştur.

Genel çizgide bir Türk dostu tanındığı için de adını taşıyan tepede bir gazino (Eyüp sırtlan), Çemberlitaş dolaylarında bir cadde (Divan yolundan Kadırga’ ya…) onun adını taşır, ilgi gördüğü için çok basılan, bazıları sinemaya da aktarılan, tanınmış eserlerinin başlıcaları: Aziyede (1879), Bir Sipahinin Romanı (le Roman d’un Spahi) 1881. İzlanda Balıkçısı (le Pecheur d’İslande) 1886, Madame Chrysantéme (1888), Matelot (Tayfa) 1893, Le Désert (Çöl) 1895, Ramountcho (1897), Kırgınlar (les Désenchantées) 1906, La Turqie Agonisante (Can Çekişen Türkiye) 1913… vb.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Tarık Buğra Kimdir

Tarık Buğra; yazardır (Akşehir 1918-İstanbul 1994).

Konya Lisesi’ni bitirdi. Tıp, hukuk ve Türkoloji okuduysa da tamamlayamadı (1937-1951). 1952′ den sonra İstanbul gazetelerinde değişik sorumluluklar üstlendi. Fıkra yazarlığını uzun süre düzenle Tercüman’da yürüttü (1969 sonrası), emekli olunca yazarlığını her türde sürdürdü. İlk ürünleri olan öyküleri (Oğlumuz, Cumhuriyet yarışmasında ikinci oldu, 1948). Oğlumuz (1949); Yarın Diye Bir Şey Yoktur (1952); İki Uyku Arasında (1954); Hikâyeler (yeni ürünlerle seçmeler 1964, 1969, 1974).

1940’ta tefrika edilen ilk romanı (Yalnızların Romanı, Çınaraltı) sonraki olgun ürünlerinin acemilik başlangıcıdır. Siyah Kehribar, Faşist İtalya’yı sergiler (1955). Bu düş ürünlerinden sonra en başarılı romanlarını, yurdumuzun yakın geçmişiyle bugünündeki siyasal, toplumsal çekişmelerden çıkardı: Küçük Ağa (1964); Küçük Ağa Ankara’da (1966); Firavun imanı (1976); Dönemeçte (1978); Gençliğim Eyvah (1979); Yağmur Beklerken (1981; Türkiye İş Bankası Ödülü, 1992), Güneş Rengi Bir Yığın Yaprak (1993). Çok etkili bir aşk öyküsü içinde Naşid’i romanlaştıran İbişin Rüyası tekil bir özgünlüktür; (1970; TRT Sanat Ödülleri yarışmasında başarı ödülü 1971). Tiyatro edebiyatı alanında da seçkin ürünler verdi: (Ayakta Durmak İstiyorum, 1966; Akümülatörlü Radyo) bazı eserleri çok başarılı TV filmleri biçimine dönüştü.Yanızlar (1983), Küçük Ağa (1983). Osmanlılığın başlangıcını romanlaştıran ve ümmet değerlerinin yerel ve ulusal bileşimdeki yerini önemseme eğiliminde olan eseri Osmancık da TV dizisi oldu (1985). Gezi notları Gagaringrad (1962), deneme türüne yatlşın edebiyat yazıları Düşman Kazanmak Sanatı (1980) kitabındadır. Bu Çağın Adı (deneme, 1990). Gazete yazılarından bir seçme de kitaplaştı: Politika Dışı (1992).

Küçük Ağa, yazarın 2. romanı (1964). Medrese öğreniminden gelen köklü bir karakter ve mizaç adamının (Mehmet Reşit Efendi: İstanbullu Hoca) Kurtuluş Savaşı’nı yavaş yavaş benimseyip amaç edinmesini en doğal gelişim çizgileri içinde, inandırıcı ayrıntılarla veren eser, Çakırsaraylı çetesine sığınıp yeni yetenekler edindikten sonraki kişiliğini (Küçük Ağa) izler. Arada Akşehir vaazları, evliliği, çetecilik yaşamı içindeki bilinçli özverisiyle tam bir yurtsever yiğitliğine ulaşan Hoca, Çerkez Ethem olaylarından sonra Kuvayı Milliye merkezine gider. Bu bölümü anlatan eser Küçük Ağa Ankara’da (1966) adını alır; Çolak Salih ile birlikte zafere doğru giden çatışmaların öyküsü olur. Arada unutulmayan tipler Ermeni doktor Minas, Ali Emmi, Doktor Haydar Bey’dir. Bu iki romanın konu bütünlüğü bir TV dizisi oldu.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , , ,

V.C. Andrews Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

İsminin uzun hali Virginia Cleo Andrews’dir. Andrews, 6 Haziran 1923 yılında Portsmouth Virginia’da doğdu. William Henry Andrews ve Lillian Lilnor Parker Andrews’un üç çocuğundan biriydi. Sıradışı bir çocukluk geçiren ve oldukça zeki olmasından dolayı, Andrews’in 3. ve 6. sınıfları okumasına gerek görülmemiştir.Virginia Cleo Andrews’un romanlarında anlattıklarının bazılarının kendi hayatından esinlenerek yazdığı söylenir. Ama bu ayrıntıların hangileri olduğu bilinmez. Kolej yıllarında merdivenden düşerek kalça kemiğini kırmış ve bu kemik gelişimini olumsuz etkilemiştir. Bu nedenle gençliği tekerlekli sandalyede geçmiştir.

15 yaşındayken yazdığı “Idylls of the King (Kralın İdilleri)” adlı müsamere ile ödül kazanmıştır. 1972 yılında “Gods of the Green Mountains(Yeşil Dağların Tanrıları)” adlı bir roman yazmış ancak bu romanı hiçbir zaman yayınlanmamıştır. İlk romanı Çatı yayınlanmadan önce dokuz roman ve yirmi kısa hikâye yazmıştır.Bugüne dek yayımlanan tüm eserleri 85 milyondan fazla satmıştır.1984 yılında Virgina eyaletinde yılın kadını seçilen Virginia Cleo Andrews 19 Aralık 1986 yılında kansere yenik düşmüştür.”

ESERLERİ
Roman

Flowers in the Attic (Çatı) (1979)
Petals on the Wind (Çatıdaki Rüzgar) (1980 )
If There Be Thorns (Gazap Tohumları) (1981 )
Seeds of Yesterday (Çatıdaki Dikenler) (1984 )
Garden of Shadows (Gölgeli Bahçe) (1987)
Dark Angel (1986)
Heaven (Cennet) (1985)
Fallen Hearts (Yaralı Gönüller) (1988)
Gates of Paradise (1989)
Web of Dreams (Hayaller Dünyası) (1990)
Dawn (Çatıdaki Nefes) (1990)
Secrets of the Morning (Çatının Sırları) (1991)
Twilight’s Child (Çatıdaki Çığlık) (1992)
Midnight Whispers (Çatıdaki Fısıltılar) (1992)
Darkest Hour (Çatının Karanlığında) (1993)
Ruby (Çatıdaki Kıvılcım) (1994)
Pearl in the Mist (Kadere İsyan) (1994)
All That Glitters (Çatıdaki Pırıltılar) (1995)
Hidden Jewel (Gizli Mücevher) (1995)
Tarnished Gold (Lekeli Altın) (1996)
Melody (Çatıda Bir Kız “Melody”) (1996)
Heart Song (Kalbimin Şarkısı) (1997)
Unfinished Symphony (Bitmemiş Senfoni) (1997)
Music in the Night (Gece Yarısı Müziği) (1998)
Olivia (Olivia) (1999)
Butterfly (Kimsesiz Kelebek) (1998)
Crystal (Kimsesiz Kelebek) (1998)
Brooke (Çatıdaki Kelebekler) (1998)
Raven (Çatıdaki Kelebekler) (1998)
Runaways (Yetimler) (1998)
Orphans (omnibus) (2000)
Misty (1999)
Star (1999)
Jade (1999)
Cat (1999)
Into the Garden (Bahçedeki Çiçekler) (1999)
The Wildflowers (Yabani Çiçekler) (omnibus) (2001)
Rain (Rain) (2000)
Lightning Strikes (Şimşek) (2000)
Eye of the Storm (Fırtına) (2000)
The End of the Rainbow (Gökkuşağı) (2001 )
Gathering Storm
Cinnamon (Cinnamon) (2001)
Ice (Ice) (2001)
Rose (2001)
Honey (2001)
Falling Stars (Yıldız Yağmuru) (2001)
Shooting Stars (omnibus) (2002)
Willow (Salkım Söğüt) (2002)
Wicked Forest (Lanetli Orman) 2002)
Twisted Roots (Kötü Tohum) (2002)
Into the Woods (Ormana Doğru) (2003)
Hidden Leaves (2003)
Broken Wings (Kırık Kanatlar) (2003)
Midnight Flight (Evden Uzaklara Uçuş) (2003)
Celeste (Celeste) (2004)
Black Cat (Kara Kedi) (2004)
Child of Darkness (2005)
April Shadows (2005)
Shadow of the Heart (2006)
Spring Storms (2006)
My Sweet Audrina (Öç Yuvası) (1982)
Cage of Love (2001)
The Little Psychic (2001)
Gods of Green Mountain (2004)

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Ray Bradbury Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Raymond Douglas Bradbury, 22 Ağustos 1920 tarihinde, Waukegan, Illinois, A.B.D.’de dünyaya geldi. İsveç göçmeni bir anne ve telefon hatları çekerek geçimini sağlayan bir babanın oğlu olan Bradbury, gençlik yıllarının çoğunu Waukegan’da bulunan Carnegie Kütüphanesi’nde geçirdi.

Kütüphaneleri çok seven yazar, her gün saatlerini orada geçirirken, bir yandan da ileriki yıllarda yazacağı romanların temellerini atıyordu. 1934 yılında, henüz 13 yaşındayken, ailesinin Los Angeles’a taşınması nedeniyle Waukegan’dan kopan Bradbury, Los Angeles Lisesi’ne kayıt oldu ve 1938 yılında bu okulu başarıyla bitirdi. Çok iyi bir öğrenci olmasına rağmen üniversiteye kayıt olmayan Bradbury, bunun yerine gazete satmayı tercih etti.

Beni kütüphane yetiştirdi. Kolej ya da üniversite gibi kavramlara inanmıyorum. Kütüphaneleri seviyorum çünkü çoğu öğrenci üniversiteleri karşılayacak maddi olanaklara sahip değil. Liseden mezun olduğumda depresyonun kenarındaydım ve hiç param yoktu; ben de 10 yıl boyunca haftanın 3 günü kütüphaneye giderek kendimi geliştirdim.
Flash Gordon ve Buck Rogers gibi erken dönem bilimkurgu kahramanlarından büyük oranda etkilenen Bradbury, 1938 yılından itibaren yazdığı öyküleri fanzinlere satarak para kazanmaya başlamıştı. Los Angeles Bilimkurgu Cemiyeti’ne katılan yazar, Robert A. Heinlein, Fredric Brown ve Jack Williamson gibi ustalarda orada tanıştı.

1938 yılında Imagination! Adlı fan dergisinde Hollerbochen’s Dilemma adını taşıyan ilk öyküsünü yayınlamayı başaran Bradbury, 1939 yılında ise Futuria Fantasia adını taşına bir dergiyi yayınlamaya başladı. Sadece 4 sayı çıkan ve her biri 100’er kopya olarak hazırlanan Futuria Fantasia kısa ömürlü olduysa da, yazarın önünü açması açısından faydası tartışılmazdı.

Bradbury 1941 yılında Pendulum adlı kısa hikayesini Super Science Stories dergisine 15 dolar karşılığında satmayı başardı; bu yazarın edebi yeteneği sayesinde kazandığı ilk paraydı.İki yıl içerisinde tam zamanlı bir yazarak olarak çalışmaya başlayıp bütün diğer işlerini bırakan Bradbury, 1947 yılında ise kısa hikayelerin toplamından oluşan ilk romanı olan Dark Carnival’ı piyacasa çıkarttı.

400’ün üzerinde kısa hikaye ve novella yazan, 50’nin üzerinde antoloji kitabında öyküleri yayınlanan, 20’den fazla tiyatro oyunu, onlarca çocuk edebiyatı, kurgu-dışı hikaye ve t.v. senaryosu kaleme almış olan Bradbury, çağımızın en üretken yazarlarından birisidir. Hayranları tarafından bir bilimkurgu yazarı olarak tanımlansa da bu tanımlamaya katılmayan Bradbury,bu konuda şu açıklamayı yapmıştır;

Öncelikle, ben bilimkurgu yazmıyorum. Yazdığım tek bilimkurgu kitabı var; o da Fahrenheit 451. Çünkü o kitap gerçeğe dayanılarak yazıldı. Bilimkurgu gerçeğin tasviridir, fantazi ise değildir. Fahrenheit 451 dışında bilimkurgu alanında verdiğim eser yoktur.

1947 yılında Marguerite McClure ile evlenen Bradbury, bu evlilikten 4 kız çocuğu sahibi oldu. Halen Los Angelas’da yaşayan yazar, hikayelerini kaleme almaya devam etmektedir. Onlarca eseri çizgiroman, tv dizisi ve sinema filmi olarak uyarlanmış olan yazarın üzerine bir de belgesel çalışması yapılmıştır;

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , , ,

Nicolas Sarkozy Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında Hayatı – Biyografisi

Fransa’nın 6. Cumhurbaşkanı Nicolas Paul Stéphane Sarközy de Nagy-Bocsa 28 Ocak 1955 tarihinde Paris’te doğdu. Babası Pál Sárközy de Nagybocsa, Macardır, annesi ise fransızdır.

Cours Saint-Louis de Monceau Lisesi’nden 1973 yılında mezun oldu. Ardından Université Paris X Nanterre’de İş Hukuku eğitimi aldı ve 1981 yılında avukat olarak mezun oldu. 1968 yılında politikayla aktif olarak ilgilenmeye başladı ve sağ kanatta yeraldı. Bir dönem Institut d’Etudes Politiques de Paris’e devam etti fakat mezun olmadı.

Yirmi yıl boyunca avukatlık mesleğini sürdüren Sarkozy, politikaya ilgilenmeye devam etti ve kendisine iyi bir çevre edindi. Çocukluğundan beri sempatizanı olduğu Gaullist Party’de çalışmaya başladı ve 1977 yılında Neuilly Şehir Konseyi’ne üye olarak seçildi. Bundan altı yıl sonra 1984’teyse Konsey Başkanı oldu ve üstüste yeniden seçilerek bu görevini 19 yıl boyunca sürdürdü. Nicolas Sarkozy, bir dönem Ile de France Konseyi üyeliği de yaptı.

1993 yılında Bütçeden Sorumlu Bakan olarak hükümete giren Sarkozy, 1995’e kadar bu görevini sürdürdü ve aynı zamanda da dönemin Başbakanı Edouard Balladur’un sözcülüğünü yaptı.

1997 yılında yapılan parlamento seçimlerinde RPR’nin 2. adamı olan Sarkozy, 1999’da parti lideri Philippe Seguin’in istifa etmesiyle Neo-Gaullist partinin başına geçti. Fakat seçimlerde liderliği kaybetti.

2002 yılındaki cumhurbaşkanı seçiminde Chirac, yeniden seçilerek görevine devam etti ve Sarkozy, Başbakan Jean-Pierre Raffarin’in kurduğu kabinede İçişleri Bakanlığı görevine getirildi. 31 Mart 2004’de ise kabinenin yeniden seçilmesiyle Maliye Bakanı görevine geldi. Sarkozy, Alain Juppe’nin istifasının ardından ise Kasım 2004’te yapılan parti içi seçimle, kullanılan oyların %85’ini alarak UMP’nin Başkanı seçildi ve bu nedenle bakanlık görevinden istifa etti. 2 Haziran 2005’de Dominique Villepin’in hükümetinde yeniden İçişleri Bakanlığı görevine gelen Sarkozy, UMP liderliğine de devam etti.

26 Mart 2007’ye kadar İçişleri Bakanı olarak görevini sürdüren Sarkozy, 6 Mayıs 2007’de yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, Sosyalist Parti adayı Segolene Royal’le yarıştı. Nicolas Sarkozy, seçimler sonunda Fransa’nın 6. Cumhurbaşkanı seçildi.

Cumhurbaşkanı Sarkozy, 2 Şubat 2008’de eski italyan manken Carla Bruni ile üçüncü evliliğini yaptı.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,

Doğan Cüceloğlu Hayatı ve Eserleri

Doğan Cüceloğlu Mersin’in Silifke kasabasında dünyaya gelmiştir. Cüceloğlu eğitimine, Silifke Ortaokulu’nda başladı ardından Ankara Atatürk Lisesinde devam etti. İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümünü bitirdi. Doğan Cüceloğlu İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun olduktan sonra ABD’de Illinois Üniversitesi’nde Bilişsel Psikoloji (algılama, düşünme, iletişim) alanında doktorasını yapmıştır. Daha sonra Türkiye’de Hacettepe ve Boğaziçi üniversitelerinde görev yapan Cüceloğlu, Fulbright bursuyla bir yıl süreyle Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesi’nde ziyaretçi öğretim üyesi olarak çalışmalarda bulunmuştur. 1980-1996 yılları arasında ABD Kaliforniya Eyalet Üniversitesi, Fullerton’da görev yapan Cüceloğlu’nun kırkı aşkın Türkçe ve ıngilizce bilimsel makalesi yayınlanmıştır. 1996 yılından bu yana Türkiye’de üniversite öğrencilerine, öğretmenlere, anababalara ve işadamlarına yönelik seminerlere, konferanslara ve atölye çalışmalarına ağırlık vermiştir. 1990’dan bu yana kitaplarını Türkçe olarak yayınlamaya özen gösteren Cüceloğlu, Türk insanının düşünce, duygu ve davranışlarını bilimsel psikoloji kavramları içinde inceleyen kitaplar yazmaktadır.

Kitapları:

İnsan İnsana Sohbetler 1
İnsanı Ararken Damdan Düşen Psikolog
Korku Kültürü
Onlar Benim Kahramanım
Bir Kadın Bir Ses
Başarıya Götüren Aile
‘Mış Gibi’ Yaşamlar
‘Keşke’siz Bir Yaşam İçin İletişim
Savaşçı
İçimizdeki Biz
Yetişkin Çocuklar
İyi Düşün Doğru Karar Ver
İçimizdeki Çocuk
İnsan ve Davranışı
İnsan İnsana

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , , ,

Ernesto Sabato Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Ernesto Sabato15 gündür bronşit tedavisi gören Arjantinli ünlü yazar Ernesto Sabato 99 yaşında hayata veda etti. İşte yazarın biyografisi ve eserleri.

Ernesto Sabato (1911 – 2011) 1911 yılında Buenos Aires yakınlarında Rojas kasabasında doğdu. La Plata Üniversitesi’nde fizik doktorası eğitimiyle felsefe eğitimini birlikte aldı. Paris’te Curie Labaratuvarı’nda bilimsel çalışmalar yürüten yazar, daha sonra tüm zamanını sadece edebiyata atırmak için bu işinden ayrıldı.

Sabato, Arjantin’de diktatörlük dönemi sırasında insanlığa karşı işlenen suçların yargılanması için kurulan CONADEP örgütünün kurucusuydu. CONADEP örgütünün araştırmaları sonucu yazılan ‘Bir Daha Asla’ kitabının yazarları arasında yer alan Sabato ve arkadaşlarının bu çabaları sonucu 1985 yılında cunta liderlerinin yargalanmasının önü açılmıştı.

1984 yılında İspanyol dilinin en büyük ödülü olan Cervantes ödülüne layık görülen Sabato’nun, ‘Tünel’, ‘Kahramanlar ve Mezarları’, ‘Karanlıkların Efendisi’ kitapları Türkçeye de çevrildi.

Eserleri:

Uno y el universo (Bir ve Evren)
El tunel ( Tünel-Ayrıntı Yayınları)
Hombres y engranajes (İnsanlar ve dişliler)
El otro rostro del peronismo (Peronizmin öbür yönü)
El caso Sabato (Sabato olayı)
Sobre heroes y tumbas (Kahramanlar ve Mezarlar-Ayrıntı Yayınları)
Tres aproximaciones a la literatura de nustro tiempo (Çağımız edebebiyatına üç yaklaşım)
Abaddon (Cehennem Meleği)
Nunca mas (Bir daha asla)
La resistancia (Direniş, Ayrıntı Yayınları)

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,

François Rabelais Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

François RabelaisFrançois Rabelais; (1494- 1553)

Ünlü bir Fransız yazarıdır. Bir avukatın oğluydu. Manastırda okumaya başladıysa da, yaradılışındaki özgürlükten dolayı bu sıkıcı çevreden uzaklaştı, bilim konuları, eski diller üzerinde kendi kendine çalışmaya başladı. Daha sonra Montpellier Üniversitesi’nde hekimlik okudu. 1532’de Lyon’da bir hastaneye doktor tayin edildi. En ünlü eseri olan “Gargantua ile Pantagruel “i bu sırada yazdı.

Rabelias, engin bilgisini, mizah kabiliyetini gösteren bu eserinde bir dev ailesinin hayatını anlatır, bu vesileyle, yaşadığı devri toplumun kusurlarını alaya alır. Aslında, geniş bir araştırmaya dayanan bu eser, Rabelais’in Eski Yunan kültürüne verdiği önemi gösterir, bundan dolayı Rabelais Fransız Rönesansı’nın en büyük adamı olarak kabul edilir. Rabelais hikâyeci, hicivci, filozof ve eğitimci olarak, çağının en başta gelen kişilerinden iridir.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,

Rıza Nur Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Rıza NurRıza Nur; (1879 – 1943)

Bilim, fikir ve siyaset alanlarında büyük çalışmaları bulunan, çağdaş Türk doktorlarındandır. Sinop’ta doğmuş, öğrenimini İstanbul’da yapmıştır. Askeri Tıp Okulu’ndan doktor yüzbaşı olarak çıktıktan sonra kısa bir süre Tıp Fakültesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1908 Meşrutiyeti ile siyasi hayata atıldı, İstanbul’dan milletvekili seçildi. Önceleri “İttihat ve Terakki” partisine bağlı iken bir süre sonra buradan ayrılıp “Hürriyet ve İtilâf” partisine girdi. Siyasi düşüncelerinde ateşli ve atılgan olduğu için, defalarca takiplere uğradı, hapse girdi, sürgünlere gönderildi.

Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu’ya geçen Rıza Nur, 1921’de Moskova, 1922’de Ukrayna, Harkow Antlaşmalarında Türk delegesi olarak görev aldı, Dumlupınar Zaferi’nden sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğine seçildi. Lozan Antlaşması görüşmelerindeki İkinci delegelik görevi ile de yararlık gösterdi.

Bir ara Sağlık Bakanlığı, Dış İşleri Bakan Vekilliğinde de bulunan Rıza Nur, 1924’te zamanın hükümetiyle bazı görüş anlaşmazlıklarına düştü. Siyasi hayattan çekilip, kendi isteğiyle, yurttan ayrıldı. Paris’te, Mısır’da oturarak tarih, Türkoloji, edebiyat araştırmalarıyla meşgul oldu. 1939’da İstanbul’a döndü; artık siyasetle ilgilenmeyerek yalnız bilim ve yayın hayatiyle uğraştı.

Rıza Nur’un 14 ciltlik “Haritalı ve Resimli Mufassal Türk Tarihi”, metot ve bilgi bakımından oldukça büyük hatalar taşımakla beraber, onun Türkçü ve milliyetçi ruhunun samimi bir ifadesi niteliğini taşır. Bunun dışında 50’ye yakın eseri daha vardır.

Sinop’ta babadan kalma büyük evinde, zengin kitaplarını vakfederek kurduğu büyük kitaplık, bugün yurdumuzun en değerli kültür hazinelerinden biridir.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , , ,

Mehmet Rauf İnan Hayatı

Mehmet Rauf İnanMehmet Rauf İnan; (d. 1905, Genç, Bingöl- ö. 29 Şubat 1996), eğitimci ve yazar. 1925’te İstanbul Erkek Muallim Mektebi’ni bitirdi. 1925-28 arasında Kayseri’nin Zencidere Öksüz Yurdu’nda öğretmenlik yaptı. Viyana’da pedagoji öğrenimi gördü (1928-31). Yurda, döndükten sonra, önce İstanbul’da, sonra İzmir’ de ilköğretim müfettişliği yaptı. İzmir Milli eğitim müdür yardımcılığı (1936), Manisa milli eğitim müdürlüğü (1937) görevlerinde bulundu. 1938’de Manisa-Horozköy eğitmen kursu müdürlüğüne getirildi. Köy Enstitüsü hareketi içinde yer alarak 1940-45 arasında Çifteler Köy Enstitüsü’nde müdürlük, 1945-47 arasında da Hasanoğlan Köy Enstitüsü ve Yüksek Köy Enstitüsü’nde müdürlük ve öğretmenlik yaptı. 1961’de Kurucu Meclis’te görev aldı. Emekli olana (1970) değin çeşitli ortaokullarda öğretmen olarak çalıştı.

Rauf İnan kuruluşundan başlayarak Halkevleri’nde, öğretmen derneklerinde üye ve yönetici olarak bulundu. UNESCO Türkiye Milli Komisyonu’nun çeşitli komitelerinde görev aldı. Çeşitli ülkelerde eğitim, sanat ve gençlikle ilgili incelemelerde bulundu. 1936-70 arasında temel ilk ve orta öğretim program ve yönetmeliklerini hazırlama çalışmalarında yer aldı.

1932’den sonra pek çok mesleki dergi ve gazetede incelemeleri yayımlanan İnan’ın başlıca yapıtları arasında Birinci Sınıfta Çocuğa Göre Mektep (1932), Kari Linke den Serbest Tahrir (1936), Çocuğa Göre Okulda Eğitim ve Erdirim (1952), Orta Avrupa’da Gelişmenin ve Demokrasinin Temeli Eğitim (1971), Bir Üstün Adam-Rüştü Uzel (1976) sayılabilir. Anılarını Bir Ömrün Öyküsü 1 (1986), Bir Ömrün Öyküsü 2, Köy Enstitüleri ve Sonrası (1988) adlı yapıtlarda toplamıştır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , ,

Hüseyin Rahmi Gürpınar Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Hüseyin Rahmi Gürpınar tanınmış ve sevilen romancılarımızdandır. İstanbul’ da 17 Ağustos 1864 tarihinde doğdu. Mahmudiye Rüştiyesi’nde ve Mülkiye Mektebi (Siyasal Bilgiler Fakültesi) n de okudu. Özel öğretmenlerden Fransızca öğrendi. Çocukluğunda sağlığı pek sağlam değildi. Bundan dolayı evlenemedi. Heybeliada’daki evinde yaşadı.

İlk uzun hikayesi veya romanı olan «Ayna (Şık)» adlı eseri, Ahmet Mithat Efendi‘nin önayak olması ile 1888’de yayınlandı.

«İkdam» gazetesi çıkmaya başlayınca 1896’da oraya geçti. Edebiyatta gerçekçilik (realizm) taraflısı olarak tanındı. Bu yüzden de, ileride ikide bir mahkemelere sürükleneceği açık sahneleri olan romanlar yazdı. Şöhretini hazırlayan ilk eser, o zamanın acıklı romanları ile ünlü olmuş Vecihi’ye benzer bir şey yazıp yazamayacağı üzerindeki bir iddia sonunda yazdığı “İffet” romanıdır (1897).

Ertesi yıl, asıl şöhretini sağlayan «Mürebbiye» yayınlanmıştır. Bu romanda, Hüseyin Rahmi, ahlakçı ve cemiyetçi görünerek, bizde o zamanlar yerleşmeye başlamış olan, çocuğunu yabancı mürebbiyelere emanet etmenin kötülüklerini göstermek istiyordu. Bu eser, aynı zamanda filme çekilmiş ilk telif romandır. 1918’de Malul Gaziler Cemiyeti stüdyolarında aktör Fehim Efendi’nin delaletiyle filme çekilmiş, ama Fransa büyükelçiliği, oyunda kepaze edilen kadının Fransız olmasını ileri sürerek yıllarca filmin oynatılmasını engellemiştir.

Hüseyin Rahmi’nin «Metrös», «Nimetşinas», «Tesadüf» gibi nispeten derli toplu romanları bu sırada yazılmıştır. 1908’den sonra memurluğu bıraktı, «Boşboğaz» adı ile bir mizah gazetesi çıkardı. Bir yandan da eser yazmaya devam ediyordu. Tiyatroyla da ilgilendi. Darülbedayi (Şehir Tiyatrosu) kurulduğu sıralarda (1914) teşkil edilen edebi heyette o da vardı. Aktör Kemal Küçük’ün ısrarı ile «Kadın Erkekleşince…» diye bir de komedi yazmıştı.

Hüseyin Rahmi Gürpınar, beşinci devre T.B.M.M’ne Kütahya milletvekili olarak girdi. Bir müddet sonra siyasetten çekilip gene kendini yazı hayatına verdi. Eserlerinin geliriyle geçinen sayılı yazarlardandı. Elli yılını geçirmiş yazarlar için tertiplenen jübileye de katıldıktan sonra yaşlılık ve yalnızlık içinde Heybeli’de öldü, oraya gömüldü. Ölüm tarihi 8 Mart 1944’tür.

54 telif eserle pek çok çeviri bırakmıştır. Romancı olarak Hüseyin Rahmi Gürpınar, daha çok, halkı düşünür. Ahmet Mithat’ın geleneğine bağlıdır. Romanlarında birlik ve bütünlük sağlam değildir. Dili bazen çok sade, bazen de karışıktır. Olayın akıcılığını durdurarak felsefe açıklamaları yapmayı sever. Bununla beraber, bütün eserlerinde sert bir toplum eleştirisi, kuvvetli bir mizah dehası görülür.

Gürpınar’ın eserleri şunlardır:

Romanlar. — Şık ( 1888); İffet (1896); Mutallâka (1897); Mürebbiye (1898); Bir Muadele-i Sevda (1898); Metres (1900); Tesadüf (1901), Nimetşinas (1902); Şıpsevdi (1909); Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç (1910); Hakka Sığındık (1919); Sevda Peşinde (1912); Gulyabani (1912); Kadınlar Vaizi (1920); Tebessüm-i Elem ( 1922); Son Arzu (1923); Efsuncu Baba (1924); Billur Kalb (1926); Mezarından Kalkan Şehit (1928); Kokotlar Mektebi ( 1928); Ben Deli miyim? (1929); Cehennemlik (1924); Gadı (1914); Toraman (1919); Meyhanede Hanımlar (1925); Tutuşmuş Gönüller (1926); Kaynanam Nasıl Kudurdu (1927); Eşkıya İninde (1935); Utanmaz Adam (1934); Şeytan İşi (1933); Muhabbet Tılsımı (1928); Tünelden İlk Çıkış (1934); İki Hödüğün Seyahati (1933); Gönül Ticareti (1939).

Çevirileri. — 113 Numaralı Cüzdan (Emile Gaboriau’dan), Bir Kadının İntikamı (Emile Gaboriau’dan); Biçare Bakkal (Paul de Kock’tan); Frecleric ile Branaret (Alfred Musset’den).

Ayrıca Hüseyin Rahmi Gürpınar eserleri, hayatı ve edebi kişiliği hakkında onlarca eser yayınlanmıştır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , , , , ,

Eugene O’Neill Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Eugene O'Neill

Eugene O’Neill; ABD’li yazardır (New York 1888-Boston 1953).

Babası İrlanda kökenli bir oyuncu ve tiyatro sorumlusu olduğu için (James O’Neill) çocukluğu onun grupla birlikte gezip dolaşmakla geçti, ilk izlenimlerini bu hava içinde edindi. Princeton Üniversitesi’ndeki kararsız öğrenciliğini (1906) ancak bir yıl sürdürebildi, başıboş ve hareketli bir yaşamı yeğledi. Şileplerde tayfalık yaptı, Honduras’ta altın madenlerinde görev aldı, bir süre kendisinin de sahneye çıkacağı babasının grupunda yöneticilik görevi üstlendi. Güney Amerika’ya, Güney Afrika’ya uzandı, İngiltere’ye birkaç kez gitti. Conneticut’daki bir gazetenin röportaj muhabirliğini yürüttü, bu altı yıl içinde de ilerde bütün oyunlarında açığa çıkan deniz tutkusunu edindi. Vereme yakalanıp altı ay bir sanatoryumda hareketsiz kalıp okumaya adandı, oyun yazarı olmaya karar verince de Harvard’da George Pierce Baker’in (1866-1935) dram tekniği ve oyun yazma sanatı gibi derslerini izledi (1914-1915). G.C.Cook’un (1873-1924) yönetimindeki Provincetown Oyunları (Provincetown Players) grupunun tek perdelik eserlerinin on kadarını sahnelemesi yazarlık niyetlerin güçlendirdi:

Bound East for Cardiff (Cardife Doğru, Doğuya; yaz. 1914 oyun, 1916), Kahvaltıdan Önce (Before Breakfast; yaz. 1916), Yağ (Oil, 1916), İp (The Rope, 1918), Beyond the Horizon (Ufkun Ötesinde, yaz. 1918; oyun. 1920, Pulitzer Ödülü), Altın (Gold, yaz. 1920) Anna Christie (yaz. 1920, oyn, 1921, ikinci Pulitzer Ödülü). İmparator Jones (The Emperor Jones, yaz. 1920), Farklı (Different) 1920, The Hairy Ape (Kıllı Goril) 1921, The Fountain (Çeşme) 1922, Karaağaçlar Altında (Desire Under The Elms) 1924, Milyoncer Marko (Marco Millions) 1925, The Great God Brown (Koca Tanrı Brown) 1925, Lazarus Laughed (Lazarus Güldü) 1926, Araya Giren Garip Oyun (Strange Interlude) 1927. Dynamo (1928), Elktra’ya Yaş Yaraşır (Mourning Becomes Electra (1931), Ah Wilderness (Ah Yalnızlık) 1933, Sonu Gelmeyen Günler (Days Without End) 1933…

Bu yıllar yakalandığı Parkinson hastalığının etkileri ile yazmakta güçlükler çekti, alkole bağlandı. Sonu Gelmeyen Günlerim temsilinden (1934) sonraki on yıl içinde Broadway sahnelerine başka ürün veremediyse de, geçmişteki büyük ve özgün birikiminin değeriyle Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandı (1936). Bu olumlu yargının yüreklendirişiyle olgun eserlerinden birkaçını yarattı: The Iceman Cometh (Dondurmacının Gelişi) 1939, Long Day’s Journey into Night (Günden Geceye), A Touch up the Poet (Şair Ruhu) 1942, Hughie (1942), A Moon for the Misbegotten (Ay Herkese Gülümser) 1943. ABD tiyatrosunun özgün ve atılgan öncüsü sayılır. More Stately Mansions (Görkemli Konaklar) 195! 3 eserinden sonra yarattığı birkaç ürünün ortaya çıkışı ölümünden sonraya kaldı: Gecenin İçinde Uzun Yolculuk (1956), Biraz Şair (1957) vb. ABD tiyatro edebiyatını en büyük kalemi sayılan emeğinin ürünleri yine ABD sinemasının büyük eserlerinin doğmasına da yol açtı (Anna Christie, 1924, 1931; Uzun Yolculuk adıyla birleştirilmiş birkaç kısa oyunu, 1940; Araya Giren Garip Oyun, 1932; Elektraya Yas Yaraşır, 1947; Karaağaçlar Altında, 1957 vb.)

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,

Robert Louis Stevenson Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Robert Louis Stevenson

Robert Louis Stevenson; İskoçyalı yazardır (Edinburgh 1850 -Bato Samoa Adaları / Apia / Vailima 1894).

Küçük yaşta ortaya çıkan solunum yetersizlikleri zamanla vereme dönüşünce, edebiyatı yeğlediği halde hukuk öğrenimi gördüyse de hiçbir zaman avukatlık, yargıçlık yapmadı. Yaşamını güçleştiren hastalığı yüzünden kendisi için en uygun iklimi aramakla uzun süre geçirdi, birçok geziler yaptı, ilk ürünü de bu yolculukların izlenimleriyle birikti: An inland Voyage (İçerilere Bir Gezi) 1878.

Fransa’da tanıştığı (1876), kendisinden 11 yaş büyük, iki çocuklu evli ABD’li bir kadına âşık olunca, peşinden Kaliforniya’ya gitti. Ailesinin izni olmadığı halde bu boşanmış dulla evlenmekte direndi (1880). İskoçya’daki bir yıllık denemeden sonra önce Fransa’ya yerleşmeyi istediler, sonunda Büyük Okyanus’taki Samoa Adaları’nı yaşamak için uygun buldularsa da (1889) bir beyin kanamasıyla sonuçlanan ömrünün ancak son beş yılını orada geçirebildi.

Üvey oğlu Lloyd Osbourne için yazdığını belirttiği Define Adası (Treasure Island) 1883, büyüklerin de izlemekten haz duydukları bir klasik eserin niteliklerini taşıdığından bütün dünya dillerine çevrildiği gibi bir çok kez sinemaya da aktarıldı. Aynı ilgiyi, simgesel anlamıyla insandaki iyilik-kötülük yanlarını gereğince canlandıran ikinci eseri de gördü: İki Yüzlü Adam (The Strange Case of Doctor Jekyl and Mr. Hyde) 1886, The Wrong Box (Yanlış Kutu, Llyod Osbourne ile, 1889) vb. Romanlarından başka gezi notları, denemeleri, şiirleri (A Child’s Garden of Verses: Bir Çocuğun Şiir Bahçesi, 1885; Ballads, 1890; Songs of Travel and Other Verses, öl.s. 1896; Gezi şarkıları ve Başka Şiirler)

Define Adası, yazarın D. Defoe, E.A. Poe, F. Marryat’ın eserlerinden esinlenerek hazırladığı bu çocuk romanı; düş gücü, İngiliz denizcilik geleneğine uygun yapısı, anlatım yetkinliği, serüven ilgisiyle bütün dünya dillerine çevrilen klasik bir değere dönüştü. Öykü çocuklukla gençlik arasındaki Jim Hawkins tarafından anlatılır; hanlarında kalan eski bir korsanın define haritası izinde yapılan uzun deniz yolculuğunu, nice çatışmalardan sonra elde edilen korsan definesinin sağladığı yeni, rahat ve mutlu bir yaşamı konu edinir. Kitabın unutulmaz kahramanları arasında Dr. Livesey, Kaptan Smollett, aşçı John Silver, ıssız adada herşeyi bulup sonsuz bir peynir özlemiyle yaşayan Ben Gunn önde gelirler.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,

Ercüment Ekrem Talu Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Ercüment Ekrem TaluErcüment Ekrem TALU ( 1888 – 1956), XX. yüzyıl Türk romancılarından, mizah yazarlarındandır. İstanbul’da İstinye’de doğdu. Tanzimat Edebiyatı edebiyatçılarından Recaizade Mahmut Ekrem Bey’in oğludur. Fransız okullarında başladığı orta öğrenimini Galatasaray Lisesi’nde tamamladı. Bir süre Paris’te de okuduktan sonra iki yıl kadar İstanbul Hukuk Fakültesi’ne devam etti. İlk yazılarına 1904″te yayınlamaya başladı. 1907’de Düyun-ı Umumiye idaresine mütercimlikle girdi. 1908’den beri meslek edindiği yazı hayatı, ömrünün sonuna kadar, hemen hiç aralıksız yarım yüzyıla yakın sürmüştür.

Ercüment Ekrem Talu, Bâb-ı Ali teşrifat memurluğu, matbuat müdür muavinliği görevlerinden sonra, Cumhuriyet’in ilanından sonraki yıllarda birkaç defa Matbuat Müdürlüğü, kısa bir süre Cumhurbaşkanlığı Genel Katipliği yaptı. 1931′ de Varşova Elçiliği Müsteşarı oldu. 1936-1943 arasında, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde, Gazi Eğitim Enstitüsü’nde, Fransızca dersleri okuttu. 1943’de Galatasaray Lisesi Edebiyat ve Fransızca öğretmenliklerine tayin olundu. 1956’da emekliye ayrıldı.

Duru, temiz, sürükleyici bir dili olan Ercüment Ekrem Talu’nun en başarılı yönü mizah yazarlığıdır. Evliya Çelebi’nin üslûbunu taklit ederek meydana getirdiği günlük mizah gazete sohbetleri çok rağbet gördüğünden, sonraları bu üslûbu bıraktıysa da mizah tarzını, türünü bırakmamış, devrinin mizah dergilerinde imzası ile, ya da takma adlarla binden fazla hikâye, sohbet yazmış, romanlarını .da mizah tarafına yöneltmiştir. Bu çeşit romanları arasında Meşhedi serisi pek tanınmıştır. Meşhedi, Ercüment Ekrem Talu’nun yarattığı tatlı dilli, güler yüzlü,, mübalâğacı İstanbullu bir İranlı tipidir. Talu’nun bir özelliği de, Hüseyin Rahmi ile Ahmed Rasim’in geniş ölçüde yansıttıkları İstanbul hayatını ele alıp bu konuda hikayeler, romanlar yazmış olmasıdır.

 

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,

Nathaniel Hawthorne Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Nathaniel Hawthorne; (1804-1864)

Amerikalı tanınmış bir yazardır. Babası kaptandı. Genç, yaşta ölmesi üzerine dul kalan karısı inzivaya çekildi. Öyle ki yemeklerini bile oğlu ve iki küçük kızıyla birlikte yemiyor, odasına getirtiyordu. Nathaniel o zamanlar dört yaşındaydı. O da annesi gibi yalnızlığa kendini alıştırmaya başlamıştı. Kızkardeşlerinden başka hiç arkadaşı yoktu. Dokuz yaşındayken bacağı kırıldı, iki yıl evde kapalı kaldı. Yalnızlığa artık iyice alışmıştı. Kitaplarından başka hiç bir şeyle ilgilenmiyordu. Yalnız yaşamanın verdiği utangaçlıktan, çekingenlikten ömrü boyunca kurtulamamıştır.

Hawthorne onaltı yaşında koleje girerken, ileride yazar olmayı da kafasına koymuştu. Koleji bitirdikten sonra Salem’e döndü. 33 yaşına kadar hemen hiç kimseyle temas etmedi. Okuldan arkadaşı olan şair Longfellow onun dergilerde çıkmış hikâyelerini toplayıp «İki Kere Anlatılmış Hikâyeler» adı altında yayınladı. Kitap okuyucular tarafından çok beğenildi.

Hawthorne 1842’de evlendikten sonra, yalnız yazarlıkla ev geçindiremeyeceğini anlamış, Salem’de gümrük memurluğu yapmaya da başlamıştı. Çocukluğunda dinlediği efsanevi hikâyeler zihninde toplanıp yeni şekiller almaya başlamıştı. «Scarlet Letter» (Kızıl Damga) romanının ana fikri hazırdı. Eser 1850’de yayınlandı. İlk baskısı on gün içinde satılmıştı. Bundan sonra geçen dört yıl, Hawthorne’un yazı hayatının en verimli devresidir. Hawthorne gümrük dairesindeki işinden de atıldığı için yazı yazmaya daha çok vakit bulabiliyordu. «The House of the Seven Gables» (Yedi Çatılı Ev), The Blithedale Romance adındaki romanlarını o sırada yazmıştır. Dini inançlar, günah, pişmanlık gibi konular Hawthorne’un eserlerinde çoklukla yer almıştır. En güzel eseri olan «Kızıl Damga» da bu tema üzerine kurulmuştur. Bu roman, Amerikan edebiyatının romantizm devresinde yazılmış eserlerin en güzellerinden biridir. Hawthorne bu romanını «Herkes günah işler, cezasını da çeker» düşüncesi üzerine kurmuştur.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,

Jane Austen Hayatı

Jane-Austen

Jane Austen (1775-1817) Ünlü bir İngiliz kadın romancıdır. İngiltere’de, Hampshire yakınlarındaki Steventon köyünde doğdu. Yazı hayatına yirmi yaşında başladı, fakat ölümünden altı yıl öncesine kadar kitaplarının hiçbiri yayınlanamadı. İlk eseri, «Sense and Sensibility» Jane Austen (Sağduyu ve Duyarlık); ona büyük şöhret sağlayan ise «Pride and Prejudice» (Aşk ve Gurur) dur. Bu eser 1796-98 yılları arasında kaleme alınmıştır.

Jane Austen, romanlarında, hayatını aralarında geçirdiği taşra insanlarının günlük yaşayışlarını anlatır, onların birbirleriyle olan münasebetlerini, küçük heyecan ve üzüntülerini hikâye eder. Yaşadığı devirlerdeki edebiyat akınının aksine olarak, Austen, konularını günlük hayattan aldığı eserlerinde yalnız gözleme önem vermiş, gerçeğe bağlı kalmıştır. Böylece, ölmez kahramanlar yaratmıştır.

1817’de Winchester’de ölen Jane Austen oradaki katedrale gömülmüştür.

Diğer romanları, «Mansfield Park»; «Emma»; «Northanger Abbey» (Northanger Manastırı); «Persuasion» (İkna) dır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Faik Sabri Duran Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Faik Sabri Duran ( 1883 – 1943)

Coğrafyaya ait kitapları ve atlaslarıyla tanınmış bir öğretmen ve yazardır. Üsküdar’ da doğdu. Mekteb-i Mülkiye’nin idadi sınıflarında okurken ilk yazısı olan küçük bir hikayeyi 23 mart 1899′ da «Tarik» gazetesinde yayınladı. 1900 yılında mezun olup basın hayatına atılırken Saint Benoit kolejine girdi, iki yıl burada okuyarak Fransızcasını ilerletti. 1906’ya kadar fen ve seyahat konularıyla ilgili 14 eser yayınladı. Bu eserlerinden ötürü, II. Abdülhamit, Faik Sabri’ yi gümüş bir Sanayi Madalyası ile mükafatlandırdı.

1906’da Paris’e giden F. S. Duran 1912′ de Sorbonne Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümünde yüksek tahsilini tamamladı. Memlekete dönünce öğretmen oldu, çeşitli okullarda ve Üniversite’de coğrafya öğretmenliği yaptı. Almanya’dan getirilen Prof. Obst ile birlikte, Türkiye’de bağımsız bir Coğrafya Enstitüsünün kurulmasına çalıştı. 1920’de hocalıktan istifade ederek Avrupa’ya gitti. 1926’da memlekete dönünce gene öğretmenliğe başladı.

12 mart 1942’de Türk Coğrafya Kurumu’nun Genel Merkez Heyeti üyeliğine seçildi. Her derecedeki okullar için yazdığı coğrafya ders kitaplarından, atlaslardan, okul haritalarından başka, telif ve tercüme, birçok eseri vardır. Son eseri olan «Kâşifler Alemi» basılırken öldüğünden, bu kitap ölümünden sonra tamamlanmıştır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,

Sait Faik Abasıyanık Hayatı ve Eserleri

Sait Faik Abasıyanık (1907-1954)

Tanınmış hikayecilerimizdendir. Adapazarlı Mehmet Faik Abasızoğulları adında bir tomruk tüccarının oğludur. Lise tahsilinden sonra bir müddet İstanbul’da Edebiyat Fakültesine devam etti. Sonradan babasının isteği üzerine ekonomi tahsili için 1931 de İsviçre’ye gitti. Orada on beş gün kaldıktan sonra Fransa’ya geçti. Maceralı geçen üç yıllık bir Avrupa hayatından sonra 1935 te memlekete döndü.

Sait Faik daha lisedeyken hikayeler yazardı. İlk yazıları 1931 den sonra mecmua ve gazetelerde yayınlanmaya başladı. 1943 te Siroz hastalığına yakalandı. Hayatının son on yılını, herkesten uzak, Burgaz adasındaki evinde geçirdi. Bütün tedavilere rağmen kurtulamayarak 1954 yılında öldü. Ölümünden sonra annesi tarafından yılın en güzel hikayesine verilmek üzere bir Sait Faik Ödülü kondu.

Eserleri:

Semaver (1936), Sarnıç (1936), Şahmerdan (1940), Medar-i Maişet Motoru (1944), Lüzumsuz Adam (1948), Mahalle Kahvesi (1950), Hayada Bulut (1951), Kumpanya (1951), Bir takım İnsanlar (1952), Havuzbaşı (1952), Son Kuşlar (1952), Kayıp Aranıyor (1953), Şimdi Sevişme Vakti (1953), Alemdağında Var Bir Yılan (1954), Az Şekerli (1954), Yaşamak Hırsı (Georges Simenon’un «L’Homme qui regardait passer les trains» adlı eserinin çevirisi, 1954), Tüneldeki Çocuk (1955), Mahkeme Kapısı (1956).

Bibliyografya:

Sait Faik İçin (Tahir Alangu, 1956), Sait Faik’in Hayatı (Muzaffer Uyguner, 1959).

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Afet Ilgaz Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Afet Ilgaz; 1968’e değin afet Muhteremoğlu, eö Çırakman (d. 2 Ocak 1937, Ezine – ö. 16 Ocak 2015, İstanbul), romancı ve öykü yazarıdır. Yapıtlarında hem kent, hem de kırsal kesim yaşamından kesitler vermiş, bireylerin, çevreleriyle uyumsuzluğundan kaynaklanan sorunları dile getirmiştir.

Çapa Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü’nü bitirdi (1956). İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Felsefe ve Klasik Filoloji bölümlerinde okudu. İzmit ve İstanbul’da Türkçe öğretmenliği yaptı. İlk öykülerini İstanbul dergisinde yayımladı. Eşiktekiler (1960) adlı ilk romanıyla Yeni İstanbul gazetesinin koyduğu Törehan Ödülü’nü (1959), Başörtülüler (1964) adlı romanıyla da 1965 TDK Roman Ödülü’nü kazandı. Türk Dili, Varlık, Yansıma gibi dergilerde de öyküleri yayımlanan Afet Ilgaz Bedriye (1963), Toprak (1968; yb Toprak İnsanları, 1971), Halk Hikâyeleri (1972) ve Çeribaşı Aptullah’la İdamlık İsmail (1974) gibi öykü kitaplarında köy kökenli insanların kentlileşme sürecinde karşılaştıkları sorunlara eğildi. Aşamalar (1977), Sendika (1987), Bir Feministin Doğruya Yakın Portresi (1987) adlı romanlarında ve Ölü Bir Kadın Yazar (1983) adlı öykü kitabında ise kadın sorunlarım ve siyasal çalkantıları konu edindi. Annem Annem (1972, 1980), Değişen Sevgiler (1976), Çocuklarda Savaştı (1979, 1981) gibi çocuk romanları yazdı, gezi notlarını İtalya Mektupları (1962) adı altında topladı. İtalyancadan öykü çevirileri de (En Güzel İtalyan Hikâyeleri, 1962) yaptı.

Diğer eserleri: Menekşelendi Sular (1997), Ermiş (2000), İbnü’l-Vakt (2000), Kazdağı Öyküleri (2000), Ateş Denizinde Yol Alan Gemi (2001), İkindi Güneşi (2003), Vahiy Sürecinde Kadın (2004), Statükocu Dana (2005), Yarım Kalan “Devrim” (2009), 11 Zabit 11 Subay (2009), Sorgu ve Derviş (2010)

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,

Clément Huart Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Clément Imbault Huart, (d. 1854, Paris -ö. 1926, Paris, Fransa), Fransız Doğubilimcidir.

Doğu ülkelerinde 23 yıl konsolos ve konsolos yardımcısı olarak çalıştı. Bu arada bir süre İstanbul’da da bulundu. 1898’de Paris’ te Doğu dilleri üzerine ders vermeye başladı. 1908’de Yüksek Araştırmalar Okulu müdürlüğüne atandı. İran, Arap ve Türk dilleri ve edebiyatları üzerinde çalıştı. İslam Ansiklopedisi’nin Avrupa baskısına birçok makale yazdı. Ahmed Eflâkî’nin Menakıbü’l-Arifin adlı yapıtını Les Saints des Derviches Tourneurs adıyla Fransızcaya çevirdi (1918-22).

Başlıca yapıtları arasında La Religion du Bâb (1864; Bâbilik), Grammaire élémentaire de la langue Persane (1889; Farsçanın Ana Grameri), Les Quatrains de Baba Tahir Uryân (1893; Baba Tahir Uryan’ ın Dörtlükleri), Histoire de Bagdad Dans Les Temps Modernes (1901; Yeni Çağlarda Bağdat Tarihi), Littérature Arabe (1902; Arap ve Arap Dilinde İslam Edebiyatı, 1944), Nouvelles Recherches sur la légende de Salman du Fâris (1903; Selman-ı Farisi’ nin Efsanesi Üzerine Yeni Araştırmalar), Histoire des Arabes (1912-13; Arapların Tarihi) sayılabilir.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,

Elbert Hubbard Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Elbert Green Hubbard; (d. 19 Haziran 1856, Bloomington, Illinois, ABD – ö. 7 Mayıs 1915, İrlanda açıklarında denizde), “A Message to Garcia” (Garcia’ya Bir Haber, 1943, 1963) adlı ahlakçı denemesiyle tanınan ABD’li yazar ve yayımcıdır.

Serbest gazeteci olarak çalışan Hubbard, bir süre imalatçı bir firmanın satış ve reklam müdürlüğünü yaptı. 1892’de emekliye ayrıldıktan sonra, İngiliz sanatçı William Morris’in bir komün işletmesi olarak tasarladığı Kelmscott Press’i örnek alarak, 1893’te East Aurora’da (New York) kendi basımevi Roycroft Press’i kurdu. 1895’te, ünlü kişilerin yaşamöykülerini yorum ve yergi öğeleri katarak anlatan aylık “Little Journey” (Küçük Yolculuk) kitapçıklarını ve bütün yazılarını kendisinin yazdığı yenilikçi dergi The Philistine’i yayımlamaya başladı. Bu dergide çıkan “A Message to Garcia”da İspanyol-Amerikan Savaşı’nı (1898) kararlılık ve sabrın önemi açısından ele aldı. 1908’de ikinci aylık dergisi The Fra’yı çıkarmaya başladı ve yayın yönetmenliğini üstlendi. William Morris’in yaptığı gibi, basımevini zamanla genişleterek mobilya ve deri dükkânları, demir işleme atölyesi ve bir de sanat okulu açtı.

“Lusitania” gemisinin batması sonucu ölen Hubbard yazılarında köktencilik ile tutuculuğu tuhaf bir biçimde kaynaştırır, çalışmayı özlü ve güçlü bir üslupla yüceltir. Yapıtları Little Journeys (1915, 14 cilt) ve Selected Writings’de (1923, 14 cilt; Seçme Yazılar) toplanmıştır. Scrap Book (1923; Albüm) ve Note Book (1927; Defter) adlı yapıtları ise, ölümünden sonra yayımlanmıştır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,