Etiket: osmanlı

Öküz Mehmet Paşa Kimdir

Öküz Mehmet Paşa, Osmanlı sadrazamı (? – Halep 1619). 1568’de Enderun’a girdi. Silahtar oldu. 1607’de taşraya çıktı, vezirlikle Mısır Valili-ği’ne gönderildi. Burada Kölemenlerin koymuş oldukları vergileri kaldırarak, yeni düzenlemeler yaptı ve halka kendisini sevdirdi. Mısır askerini Kuyucu Murak Paşa’nın buyruğuna verip Anadolu’nun Celalilerden temizlenmesine yardımcı olması ününü artırdı. Mısır’ da çıkan ayaklanmaları bastırdı. Suriye’de bazı düzenlemeler yaptıktan sonra İstanbul’a geldi ve 1612’de kaptanı-derya oldu.

Bu arada I. Ahmet’in kızı Gevherhan Sultan ile evlendi ve hanedana damat oldu. Kaptanıderyalığı sırasında, Osmanlı kıyılarını yağma eden Malta ve Floransa korsanlarıyla savaştı. İkinci vezirlik rütbesini aldıktan sonra 1614’de Nasuh Paşa’nın idama üzerine sadrazamlığa getirildi. Nasuh Paşa’nın işten el çektirdiği devlet adamklarını yeniden iş başma getirdi. İşe yaramaz ve zorbaları da İstanbul’ dan uzaklaştırdı. I. Ahmet İran sorununun bir an önce çözümlendirilmesini buyurunca sefere çıktı (1616). Revan üzerine yürüdü, bir Saferi Ordusu’nu yendikten sonra, Revan’ı kuşattıysa da ele geçiremedi. Barışa yanaşmaları sonucunda barış imzalandı. I. Ahmet bu gelişmeyi beğenmediği için Mehmet Paşa’yı görevden aldı. 1619’da ikinci kez sadrazamlığa getirildi. Ancak bu dönemde Kaptanıderya Güzelce Ali Paşa ile anlaşamadı ve onun padişah üzerindeki etkisini ortadan kaldıramadı. Bunun üzerine Halep Beylerbeyliği ile İstanbul’dan uzaklaştırıldı ve tüm varlığına el konuldu. Burada ölünce Şeyh Ebubekir Tekkesi’ne gömüldü.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , ,

Avcı Mehmet (IV. Mehmet) Dönemi ve Hayatı

Avcı Mehmet (IV. Mehmet) Dönemi ve Hayatı

IV Mehmet ( Avcı Mehmet), Osmanlı padişahı (2 Ocak 1642 İstanbul – 6 Ocak 1693 Edirne). Padişahlık dönemi: 1648-1687. Babası Sultan İbrahim, annesi Hatice Turhan Sultan‘dır. Babasının sağlığında padişahtan başka Osmanlı soyundan erkek kalmadığından, doğumu büyük sevinç yarattı. 8 Ağustos 1648’de babası çılgınlık derecesine varan hareketleri üzerine tahttan indirilince, 6 yaşındayken Osmanlı tahtına çıkarıldı. Büyükannesi Kösem Sultan ile bostancıbaşının naibliğinde kaldı. Çocuk padişah hiçbir şeyden habersizken, sarayda Kösem Sultan ile annesi Valide Turhan Sultan arasında çekişme başladı. Valide Turhan Sultan, eşi I. Ahmet’in Osmanlı tahtına çıktığı 1603’ten beri devleti yönetmeye çalışan ve her işe karışan Kösem Sultan’ın yaşamına son verdirdi. Kösem Sultan’ın öldürülmesinden sonra, Hatice Turhan Sultan, harem ağalarına etkili olmaya başladı. İktidar mücadelesi sık sık sadrazam değişiklikleriyle sürdü.

Tarhuncu Ahmet Paşa’nın bütçeyi düzeltmek için uyguladığı mali yöntemleri sonuçsuz kaldı. Paşa, girişimini yaşamıyla ödedi. Kaptanıderyalıktan sadrazamlığa getirilen Derviş Paşa döneminde Osmanlı Donanması, Çanakkale Boğazı yakınlarında, İtalyan Donanmasını yenilgiye uğrattıysa da, Girit’e istenilen yardım gönderilemedi. Kaptanıderya Murat Paşa, bu zaferden sonra, adaya ancak çok az cephane ve asker çıkarabildi. Derviş Paşa’nın inme sonucunda ölmesi üzerine, İbşir Mustafa Paşa, sadrazamlığa getirildi. Ancak İbşir Paşa’nın asilerin isteğine uygun hareket etmesi, umulanı sağlamadı. Bundan dolayı, İbşir Paşa idam edildi. İkinci kez sadrazam olan Kara Murat Paşa, hazinenin disiplinsiz yönetimi karşısında üç ay içeresinde istifa etti.

Bundan sonra, sadrazamlık makamı neredeyse saat ile ifade edilebilen sürelerde el değiştirmeye başladı. Zurnazen Mustafa Paşa, dört saat süreyle, Osmanlı İmparatorluğu’nun en kısa sadrazamlık yapan kişisi oldu. IV. Mehmet, zorbaların baskısıyla saray ağalarını birer birer öldürmeye başladı. Olaylar Köprülü Mehmet Paşa’nın sadrazam olmasına kadar sürdü. Valide Turhan Sultan, Köprülü Mehmet Paşa’yı 1656’da istediği koşullarla sadrazam atadı. Paşa, sert bir biçimde işe başladı. Önce istediği adamları belli görevlere atadı. Zorba olarak bilinenleri de hemen idam ettirdi. Arkasından orduyla Çanakkale Boğazı’na Venedik Donanması yenilgiye uğratıldı, Bozcaada ile Limni Adası geri alındı.

Köprülü Mehmet Paşa, Erdel’e gitti, Erdel ve Boğdan voyvodalarını değiştirdi. Erdel sorununu çözümlemeye uğraştığı sırada, Anadolu’da Abaza Hasan Paşa’nın büyük bir Celali topluluğu ile harekete geçtiği ve Bursa’ya geldikleri öğrenildi. Sadrazam hemen İstanbul’a döndü ve asilerin üzerine Murtaza Paşa’yı gönderdi. Murtaza Paşa, Ilgın’da Abaza Hasan Paşa’ya yenildiyse de, Halep’te Celalilerin önderlerini hileyle öldürttü. Böylece Anadolu sükunete kavuştu (1660). Köprülü Mehmet Paşa ölmeden önce yerine oğlunun getirilmesini önerdi. IV. Mehmet bunu kabul etti ve Fazıl Ahmet Paşa’yı sadrazam yaptı. Paşa, Avusturya üzerine sefere çıktı, Uyvar Kalesi’ni kuşattı ve 1663’te ele geçirdi. Uyvar’ın alınmasına karşın Avusturya ile barış yapılamamıştı. Fazıl Ahmet Paşa, antlaşmayı imzalatabilmek için ertesi yıl yeniden sefere çıktı. Vasvar’da Osmanlı istekleri doğrultusunda antlaşma imzalandıysa da, Sen Gotar’da Osmanlı-Avusturya kuvvetleri karşı karşıya geldi. Her iki tarafın da ağır kayıplar verdiği savaşta, kesin sonuç alınamadı. Ertesi gün imparatorun onayladığı antlaşma metni gelince, Osmanlı Ordusu geri döndü.

Fazıl Ahmet Paşa, bu kez Girit üzerine sefere çıktı. 1667’de Hanya önlerine gelerek kaleyi kuşattı. Osmanlılar, 22 yıldır süren savaşı, aralıksız iki yıl daha sürdürerek kaleyi ele geçirdiler. Kandiye’nin fethiyle Girit Adası tümüyle Osmanlıların eline geçti. Fazıl Ahmet Paşa, Girit’ten dönünce, IV. Mehmet ile birlikte Lehistan sorununu çözümlemek üzere sefere çıktı. IV. Mehmet bu sefer sonunda Kamaniçe Kalesi’ni ele geçirdi ve Lehistan’a çok ağır koşullar taşıyan Bucaş Antlaşması’nı kabul ettirdi. 1676’da Fazıl Ahmet Paşa’nın ölümü üzerine, Köprülü Mehmet Paşa’nın damadı olan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa sadrazamlığa getirildi. Çehrin Seferi’ne çıktı. 1677’de yeni sefere çıktığı sırada, padişah Edirne’ye gelerek burada avlandı. Bu sırada, Orta Macar beylerinden Tökeli İmre, Avusturyalılara yenilip Osmanlı topraklarına sığınınca padişahtan yardım istedi. Merzifonlu, hem Tökeli’ye yardım etmek, hem de büyük bir zafer kazanmak amacıyla Avusturya üzerine sefer açtı. IV. Mehmet, Avusturya ile imzalanan Vasvar Antlaşması’nı bozmak istemedi. Ancak sadrazamın diretmesi karşısında savaşa izin verdi. Büyük bir orduyla 1683’te Avusturya Cephesi’ne hareket eden Merzifonlu, doğruca Viyana üzerine yürüdü. Osmanlı Ordusu, Viyana’yı ele geçirecek durumdayken, Kahlenberg eteklerindeki savaşı yitirerek, yenildi ve hızla geri çekilmeye başladı. Padişah bu başarısızlık üzerine Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’yı idam ettirdi; yerine geçen İbrahim Paşa savunma işini gerçekleştiremedi.

Estergon ve Peşke kaleleriyle başka sınır kaleleri düşmanın eline geçti. Lehistan, Kamaniçe ve Boğdan üzerine sadırdı. Venedikliler ise Dalmaçya ve Mora’daki kaleleri ele geçirmeye başladı. IV. Mehmet bozgun döneminde av eğlencelerinden vazgeçmediği için, halkın ve devlet adamlarının muhalefetiyle karşılaştı. Sonunda IV. Mehmet tahttan indirildi, yerine kardeşi II. Süleyman geçirildi, IV. Mehmet, Şimşirlik dairesine hapsedildi, 1693’e kadar Topkapı Sarayı’nda kaldı. Edirne’ye giderken yolda öldü. Cenazesi İstanbul’a getirilerek Yenicami’deki türbeye gömüldü.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

V. Mehmet Reşat ve Dönemi

V. Mehmet Reşat ve Dönemi

V. Mehmet Reşat, Osmanlı padişahı (2 Kasım 1844 İstanbul – 3 Temmuz 1918 İstanbul). Padişahlık dönemi: 1909-1918. Babası Abdülmecit, annesi Gülcemal Kadınefendi’dir.

Sarayda eğitim gördü. Arapaça ve Farsçanın yanı sıra iyi bir din bilgisi aldı. Babası Abdülmecit döneminde rahat yaşadı. Amcası Sultan Abdülaziz döneminde de oldukça serbestti. Ancak II. Abdülhamit, kendisine rakip gördüğü için, Mehmet Reşat’ı adeta saraya hapsetti. 31 Mart olayının hemen arkasından, II. Abdülhamit’in tahttan indirilmesi üzerine, 27 Nisan 1909’da tahta çıktı.

Mehmet Reşat, 1909 Anayasası çerçevesinde hükümdarlık etmeye çalıştı. Ancak ülkede karışıklıklar sürüp gitti. İttihat ve Terakki bu olaylardan sonra iktidarı eline aldıysa da henüz devlet yönetecek deneyim ve bilgiden yoksun olduklarından birçok işin üstesinden gelemediler. Mehmet Reşat’ın daha saltanatının birinci yılında, peşpeşe ayaklanmalar başladı. Doğu Anadolu’daki ayaklanmayı, Adana olayları ve Arnavutluk ayaklanması izledi. Mitingler silahlı protestoya dönüştü. Ancak Osmanlı yönetimi Arnavutluk’a istediği serbestliği vermedi ve silahları topladı. Mehmet Reşat, Balkanlar’daki bu olumsuz gelişmelerin etkisini silmek için 1911’de bu bölgeye bir gezi yaptı. Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu durumdan yararlanmak isteyen İtalya, 1911’de Trablusgarp’a asker çıkardı, Osmanlı Devleti, buradaki askerlerini, Yemen’deki bir ayaklanmayı bastırmak için buraya gönderdiğinden, İtalyanlar kolayca kıyıları ele geçirdiler. Ancak içlerinde Mustafa Kemal’in bulunduğu bazı Türk subayları Trablusgarp’a gelerek İtalyanlara karşı kahramanca savaş verdiler. İtalya Trablusgarp’taki zor durumunu hafifletmek için Kızıldeniz ve Doğu Akdeniz’deki bazı kentleri bombaladı ve Çanakkale Boğazı önünde askeri gösteri yaptı. Daha sonra da 12 Ada’yı işgal etti.

15 Ekim 1912’de İtalya ile Ouchy (Uşi) Antlaşması imzalanarak, savaş durumuna son verildi. Arnavutluk’ta silahlı çatışmalar tüm şiddetiyle sürerken, Arnavutlar birçok kenti ele geçirdiler. Ağustos 1912’de Üsküp’ün işgal edilmesi üzerine, devlet Arnavutlara belli bir özerklik vermeyi kabul etti. Ancak öteki Balkan Ülkeleri, Arnavutluk’a ayrı bir devlet statüsü verilmesine karşı çıktılar. Osmanlı Devleti aleyhine bir ittifak yaparak, 30 Eylül 1912’de seferberlik ilan ettiler. Karadağ, Yunanistan, Sırbistan ve Bulgaristan, tüm cephelerden Osmanlı Devleti’ne saldırıya geçtiler. Osmanlı Ordusu ağır yenilgilere uğradı. 5 Aralıkta toplanan Londra Konferansı’nda bir sonuç alınamadı. İttihat ve Terakki Fırkası, Babıali’yi basarak, yönetimini doğrudan ele aldı.

Mahmut Şevket Paşa sadrazamlığa getirildi ve yeniden başlayan Balkan Savaşı sırasında, Edirne geri alındığı gibi, ele geçirdikleri toprakları paylaşamayan Balkan ülkelerinin birbirlerine düşmesi üzerine Mayıs 1913’te Londra Antlaşması imzalandı, Balkan Savaşı Osmanlı Devleti’nin ne kadar zayıf olduğunu ortaya koydu. Maliye Nazırı Cavit Bey, Avrupa devletlerine borçları erteletmek için ilişkilere giriştiği sırada Sadrazam Mahmut Şevket Paşa öldürüldü. Ardından tümü ittihatçılardan oluşan bir hükümet kuruldu. Bu kabinede Talat, Cemal ve Enver paşalar, her yönüyle yönetimi ele geçirdiler.

Birinci Dünya Savaşı’na neden olan bunalımlar ortaya çıktı. Osmanlı Devleti bir oldu bitti sonucu, Almanya’nın yanında kendini savaşın içinde buldu. İttihat ve Terakki Fırkası, Mehmet Reşat’ın tüm etkisini yok ettiği için, yaşlı padişah, gelişmeleri seyretmekten başka bir şey yapamadı. 11 Ağustos 1914’te, Almanların Goeben ve Breslau adlı savaş gemileri İtilaf devletlerinin donanmalarının önünden kaçarak, Çanakkale’den Marmara’ya girince, Osmanlı Devleti, bu gemileri satın aldığını ilan etti. Ancak bu gemiler kısa bir süre sonra Karadeniz’e çıkarak, Sivastopol Kenti’ni bombaladılar. Böylece İtilaf devletleri bu gelişmeleri bir savaş nedeni sayarak, Osmanlı Devleti’ne savaş açtılar. Osmanlı Ordusu hemen hemen tüm cephelerde başarı gösterdiyse de, sonunda Almanya’nın yenik düşmesiyle yenilmiş sayıldı.

Bu savaş, Osmanlı Devleti’nin sınırlı olanaklarını iyice tüketti. Savaş sona ermek üzere olduğu sırada, iyice yaşlanmış olan padişah, İstanbul’da öldü.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , ,

Son Osmanlı Padişahı : Vahidettin

Son Osmanlı Padişahı : Vahidettin

VI. MEHMET VAHİDETTİN, son Osmanlı padişahı (2 Şubat 1861 İstanbul – 16 Mayıs 1926 San Remo). Padişahlık dönemi: 1918-1922. Babası Abdülmecit, annesi Gülustu Hanım’dır.

Çocukluğu ve gençliği sarayda geçti. Özel öğretmenlerden ders aldı, müzikle uğraştı. Yusuf İzzettin Efendi’nin ölümü üzerine 1 Şubat 1916’da veliaht oldu. Ağabeyi Mehmet Reşat’ın ölümü üzerine tahta çıktı. (4 Temmuz 1918). Birinci Dünya Savaşı’nın son günlerinde Avusturya ve Almanya’nın ABD Başkanı Wilson’a başvurarak barış istemesi, 30 Eylül 1918’de ise Bulgaristan’ın Selanik Antlaşması’nı imzalaması, Osmanlı Devleti’ni de ister istemez barışa yanaştırdı. Talat Paşa kabinesi çekilince Vahidettin, Ahmet İzzet Paşa’yı sadrazam atayarak (14 Ekim 1918) Mondros Mütarekesi‘ni imzalaması için yetki verdi. Rauf Bey başkanlığındaki Osmanlı heyeti, Limni’ nin Mondros Limanı’nda, itilaf devletleriyle ateşkes anlaşmasını imzaladı (30 Ekim 1918). Mondros Mütarekesinden sonra İtilaf devletleri, kendi güvenliklerini tehlikeli gördükleri yerleri işgale başladılar.

Boğazları işgal ettikten sonra, İstanbul’da askeri bir yönetim kurdular. İtilaf devletlerinden cesaret alan azınlıklar ise, sürekli taşkınlıklar ve olaylar çıkarmaya başladılar. Bu arada kendi aleyhlerinde gelişmelerin arttığını gören İttihat ve Terakki liderlerinden Cemal Paşa, Talat Paşa ve Enver Paşa, İstanbul’dan kaçmak zorunda kaldılar. Bu üç liderin gitmesi sonucu, İttihat ve Terakki’nin başkentteki durumu zayıfladı. İzzet Paşa’nın istifası üzerine (8 Kasım), Tevfik Paşa’yı sadarete getiren padişah (11 Kasım) İtilaf devletlinin komiserlerince doğrudan muhatap tanındığı için, sürekli ültimatom derecesinde buyruklar almaya başladı. Vahidettin, meclisi kapatarak yeni seçimlerin barış antlaşmasının imzalanmasından sonra yapılacağını duyurdu. Bu aşamadan sonra İtilaf Devleti komiserleri, sadrazam ve bakanlarına baskı yapmaya başladılar. Vahidettin, İtilaf devletleriyle uyuşabilecek karakterde ve İttihat ve Terakki’nin düşmanı olan Damat Ferid Paşa’yı sadrazam yaptı (3 Mart 1919).

İstanbul Hükümeti’nin büyük bir acz içinde bulunması, Anadolu ve Rumeli’den vatanseverleri müdafaa-i hukuk cemiyetlerinin kurulması için harekete geçirdi. 29 Nisan 1919’da İtalyanlar, Antalya’yı işgal ettiler. 15 Mayıs’ta da Yunanlılar İzmir’e çıktılar. İzmir’in işgali ülkede büyük bir olay oldu. Ülkenin tüm kentlerinde protesto gösterileri yapıldı. Mustafa Kemal Paşa, 9. Ordu müfettişi sıfatıyla 19 Mayıs’ta Samsun’a çıktı. 4-11 Eylül günleri arasında gerçekleştirilen ve ülkenin kurtuluşu için yeni boyutlar getiren Erzurum Kongresi’nden sonra Sivas’ta toplanan Kongre, fiilen kurtuluş savaşının başlaması sayıldığından İstanbul ile ilişkiler iyice koptu. İtilaf devletleri, 16 Mart 1920’de İstanbul’u işgal ettiler.

Vatanın kurtuluşu için çalışan devlet adamlarıyla tanınmış kişileri Malta Adası’na sürdüler. İstanbul’un işgal edildiğini ve Osmanlı İmparatorluğu’na fiilen son verildiğini gören Mustafa Kemal Paşa, Ankara’da 23 Nisan 1920′ de TBMM’yi açarak, ülkenin yönetimini eline aldıklarını duyurdu. Bundan sonra da işgalci devletlere karşı silahlı mücadele başladı. Kurulan ordular, tüm cephelerde düşmana karşı zaferler kazandılar. Büyük Taarruz sonunda, İzmir’in ulusal güçlerce geri alınması üzerine, İtilaf devletleri Mudanya Mütarekesi‘ni imzalamak zorunda kaldılar ve Refet Paşa, Türk Ordusu ile İstanbul’a girdi. Refet Paşa, İstanbul’daki hükümetin bir anlam taşımadığını ve saltanatın da İtilaf devletleriyle tüm ilişkilerini kesmesini bildirdi.

Ankara Hükümeti, önce Vahidettin’in üzerindeki halifelik unvanını saltanattan ayırdı ve saltanatı kaldırdığını bildirdi (1 Kasım 1922). Padişah bu durumda Ankara Hükümeti’nin isteğine uymak zorunda kaldı. Halife olarak kalabileceğini umut etmekteydi. Ancak aleyhinde ortaya çıkan gelişmeler sonunda, Malaya adlı bir İngiliz zırhlısına binerek, ülkeyi terketti (17 Kasım 1922). TBMM yerine Abdülmecit Efendi’yi halife seçti. Vahidettin, Emir Hüseyin’in çağrısına uyarak Mekke’ye gitti. Burada halifeliğini sürdürmek istediyse de sonuç alamadı. Buradan San Remo’ya geçti ve orada öldü.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Sadrazam Mithat Paşa Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Sadrazam Mithat PaşaMİTHAT PAŞA, Osmanlı sadrazamı (18 Ekim 1822, İstanbul – 8 Mayıs 1884, Taif, Suudi Arabistan). 1834’te Divan-ı Hümayun Kalemi’ne girdi. İstanbul’da cami derslerine devam ederek dersler aldı; Arapça ve Farsça öğrendi, kendi kendine Fransızcaya çalıştı. 1840’da Sadaret Mektebi Kalemi’ne atandı. 1842’de tahrirat kâtibi yardımcılığı göreviyle Şam’a gitti. Aynı görevle 1844’te Sayda’ya geçti.

1846’da bu görevden ayrılarak İstanbul’a döndü. Konya valiliği divan kâtibi oldu. Aynı görevi Kastamonu’da da sürdürdü. 1849’da atandığı Meclisi Vâlâ mazbata odasında Tanzimat ileri gelenleriyle tanışma olanağı buldu. Bu görevdeyken birçok yolsuzluğu devlet yararına çözümleyerek güven kazandı. 1852’de Ahkâm-ı Adliye’nin Anadolu Kalemi’ne ikinci kâtip oldu. 1854-1855 arasında Balkanlar’da teftiş gezisine çıktı; dönüşünde, gerekli gördüğü düzenlemelerle ilgili bir raporu Mustafa Reşit Paşa’ya verdi. Padişahın ilgisini kazanarak Paris, Londra, Brüksel, Viyana elçiliklerinde çalıştı.

1859’da dönüşünde Meclis-i Vâlâ başkâtipliğine atandı. Serasker Rıza Paşa ile “Kuleli Vakası“nın soruşturmasını yürüttü. Kıbrıslı Mehmet Emin Paşa’nın ikinci sadrazamlığında, Rumeli’de aldığı önlemler nedeniyle 1861’de vezirlik verilerek ödüllendirildi ve Niş Valiliği’ne atandı. Valiliği sırasında Silistre ve Vidin, Niş’e katılarak Tuna Vilayeti oluşturuldu. Halkı tefeci soygunundan kurtarmak için “Menafi Sandığı” adı ile ilk kredi kurumunu burada kurdu. Köylüye gereksiniminin belli bir oranda, düşük faizle kredi dağıttı. Bu girişimi, Ziraat Bankası’nın başlangıcı oldu. 1868’de İstanbul’a çağrıldı o güne kadar ki en önemli kurul durumunda bulunan Meclis-i Vâlâ-ı Ahkâm-ı Adliye, Şura’yı Devlet olarak yeniden örgütlendi. Böylece kuvvetler ayrımı konusunda ilk adım atıldı. Aynı yıl Şura’ yı Devlet reisliğine atandı.

Bu görevdeyken İstanbul’da Emniyet Sandığı’nın ve ilk Sanayi Mektebi’nin açılmasına öncülük etti. 27 Şubat 1869’da Bağdat Valiliği’ne atandı. Mahmut Nedim Paşa, Bağdat’ın artan gelirlerinden bayındırlık işlerine ayrılan paranın İstanbul’a gönderilmesinde diretince, istifa ederek İstanbul’a döndü. Mahmut Nedim Paşa’nın muhaliflerinin yardımıyla 1872’de sadrazamlığa getirildiyse de çok katı mutlakiyetçi olan Abdülaziz ile geçinemeyerek iki buçuk ay sonra görevinden istifa etti. Adliye ve hariciye nazırlıklarında bulunduğu yıllarda çalışmalarını ülkenin hayrına gördüğü meşruti bir yönetim kurmaya yöneltti. 30 Mayıs 1876’da Abdülaziz’in tahttan indirilip yerine V. Murat’ın çıkarılması üzerine Şura-yı Devlet reisliğine getirildi. Bu arada V. Murat’ın düşürülmesi ve tahta II. Abdülhamit’in çıkarılması (31 Ağustos 1876) üzerine de yeniden sadrazamlığa getirildi (19 Aralık 1876).

Bu görevdeyken meşrutiyet yönetimi için çabalarına girişti. Namık Kemal ve Ziya Paşa’nın katkısı ile Kanun-ı Esasi taslağını tamamladı. Taslağa, II. Abdülhamit’in isteğiyle, “Tehlikeli kişilerin padişahça sürgüne yollanması” fırkası da eklendi (113. Madde). 23 Aralık 1876’da ilk anayasa ilan edildi. Aydınlar 113. madde yüzünden tedirginken II. Abdülhamit Mithat Paşa’nın Osmanlı Hanedanı’nı yıkıp ülkede Cumhuriyet yönetimi kuracağı yolundaki jurnallerle Jön Türkler ile ilişkisinden kuşkulanmaya başladı. Sonuçta, Kanun-ı Esasi‘nin 113. Maddesi uygulanarak kendisi yurt dışına sürüldü.

Bir süre Paris’te sonra Londra’da kaldı. Girit’e gelmesine izin verildi. Aralık 1878’de de Suriye Valiliği’ne atandı. Ağustos 1880’de Aydın (İzmir) Valiliği’ne atandı. 1881’de II. Abdülhamit tarafından Abdülaziz’in öldürülmesiyle ilgili bir araştırma yapmak için görevlendirilen kurul, Mithat Paşa’yı da bu öldürme olayından suçlu bulunca çıkarıldığı mahkeme tarafından ölüm cezasına çarptırıldı. Padişah cezasını ömürboyu hapse çevirdi ve Taif’e sürülmesini buyurdu. Baskı altında geçirdiği sürgün yıllarında anılarını yazdı. Sağlığını yitirerek kansere yakalandı. Tedavi edilmediği gibi, birkaç kez zehirlenmesi için girişimde bulunuldu. 8 Mayıs 1848 gecesi, bir infaz ekibince odasında boğularak öldürüldü.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,

Kutalmışoğlu Süleyman Şah Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında (Kısaca)

Osmanlı devletinin kurucusu Osman Bey’in büyükbabası, Ertuğrul Bey’in babasıdır. Kızılbuğa Bey’in torunu, Kayaalp’ın oğludur. Kayıhan Kabilesi’ne mensup olduğu ve Cengiz korkusu ile ailesini Altay’dan alarak Horasan ve Mahan taraflarına göç ettiği söylenir.

Oralarda da kalmamış, Ahlat’a, Erzincan’a gelmiştir. Yurduna dönmek için kabilesiyle birlikte Halep yakınlarından geçerken Caber Kalesi yanında atıyla Fırat ırmağına düşerek boğulmuştur.

Rivayete göre bu olaydan sonra oğullarından Gündoğdu ve Sungurtekin Orta Asya’ya dönmüşler, Dündar’la Ertuğrul ise 400-500 kişilik aile halkı ile birlikte Anadolu’ya gelmişlerdir.

Mezarı bugün «Türk Mezarı» diye anılır. Suriye topraklarında yer alan mezarı Türk toprağı kabul edilmiş ve 2015 yılında yapılan bir oparasyon ile Kutalmışoğlu Süleyman Şah’ın türbesi güvenlik gerekçesi ile Türkiye topraklarına daha yakın bir yere nakledilmiştir.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , ,

Hüseyin Hilmi Paşa Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Hüseyin Hilmi Paşa; (d. 1855, Midilli – ö. 1922, Viyana), Osmanlı devlet adamıdır.

Midilli’de rüştiyeyi bitirdi ve bir süre medrese eğitimi gördü. Bu arada fıkıh ve Fransızca dersleri aldı. 1874’ten sonra Tahrirat Kalemi’ne girdi, Midilli tahrirat müdürlüğüne kadar yükseldi. Aydın ve Suriye vilayetlerinde mektupçuluk, Mersin, Mean, Nablus ve Süleymaniye’de mutasarrıflık yaptı. 1897’de kısa bir süre Adana valiliği, daha sonra 1902’ye değin Yemen valiliği görevlerinde bulundu. Aynı yıl Selanik, Kosova ve Manastır vilayetleri genel müfettişliğine atandı. II. Meşrutiyet’in ilanından (1908) sonra, Rumeli’deki çalışmalarından hoşnut olan İttihat ve Terakki yönetiminin isteğiyle 1908’de kurulan Kâmil Paşa hükümetinde dahiliye nazırlığına getirildi. 1909’da, harbiye ve bahriye nazırlarının değiştirilme biçimini meşrutiyet ilkelerine aykırı bularak görevinden ayrıldı. Onun ayrılmasını izleyen öteki istifalarla hükümet düşünce, 14 Şubat 1909’da sadrazamlığa getirildi.

31 Mart Olayı (13 Nisan 1909) üzerine görevinden istifa etti ve olayların dışında kalmaya çalıştı; II. Abdülhamid’ in tahttan indirilmesinden sonra kendisine önerilen dahiliye nazırlığını kabul etmedi. Tevfik Paşa’nın istifasından sonra Mayıs 1909’da yeniden sadrazamlığa getirildi. Aralık 1910’da, İttihat ve Terakki yönetimiyle bir kez daha anlaşmazlığa düşerek görevden çekildi. Kısa bir süre Gazi Ahmed Muhtar Paşa hükümetinde adliye nazırlığı yaptıktan sonra, Ekim 1912’de Viyana sefirliğine atandı. Bu görevi I. Dünya Savaşı sonuna değin sürdürdü, savaştan sonra da Viyana’dan ayrılmadı. Öldüğünde cenazesi İstanbul’a getirilerek Beşiktaş’ta Yahya Efendi Dergâhı’nda toprağa verildi.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,