Etiket: özellikleri

Hz. Yusuf’un Hayatı

Hz. Yusuf; Kuran’ın 12. sûresinin ve bu metinde serüveni anlatılan İbrani Peygamberinin adıdır.

İbrani peygamberi Yakup’un Rahel’den doğma iki oğlundan biri (öteki Benyamin), kardeşlerinin küçüğüdür. Babasının ayrıcalıklı sevgisi ve gördüğünü ilettiği düşlerin anlamı yüzünden kıskanılır, önce bir kuyuya atılır, sonra satılır. Mısır’da (Müslüman inanışına göre Kıtfîr ya da İtîr’e) Yahudi anlatımına göre Polifar’a satılır. Efendisinin (aziz-i Mısır) eşi Zeliha’nın (Züleyha) aşkına konu oluşu, karşılık vermediği için iftiraya uğrayışı, suçlu sayılarak hapsedilişi, Firavun’un düşlerini doğru yorumlayarak kurtuluşu, önem ve yetkiyle mevkiinin yükselişi, kardeşlerinin Mısır’ı ziyaretlerinde tanıyıp yardım sağlayışı, gömleğini babasına gönderip körelmiş gözlerinin açılmasını gerçekleştirişi, anasıyla babasını ve ailesini Mısır’a getirterek geçinmelerinin yollarını buluşu…” her iki kitabında da işlediği konunun ortak ve ana çizgileridir.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , ,

Hz. Zekeriya’nın Hayatı

Zekeriyyâ (a.s.), Kur’ân’da adı geçen peygamberlerden biridir. Soyu Dâvud (a.s.)’a dayanmaktadır. Kur’ân’da anılan duâlarından (19/Meryem, 6) anlaşıldığına göre, soyu daha sonra Yâkub (a.s.)’a varmaktadır (el-Kurtubî, Ahkâmu’l-Kur’ân, Kahire 1967, XI, 82; er-Razî, Mefâtihu’l-Gayb, Mısır 1937, V, 769).

Zekeriyyâ (a.s.) İsrâiloğullarının peygamberi olduğu gibi, aynı zamanda onların bilgini, reisi ve müşâviri, yani danışmanı idi (es-Sa’l-ebî, el-Arâis, 1951, 372). Onun hakkında çeşitli âyet ve hadisler vardır. Ebû Hureyre’nin naklettiğine göre, Hz. Muhammed (s.a.s.); “Zekeriyyâ (a.s.) marangoz idi” (Ahmed bin Hanbel, II/405) diyerek onun elinin emeği ile geçinen bir zanaat ehli olduğunu haber vermiştir.

Zekeriyyâ (a.s.)’nın hanımı, İsa (a.s.)’nın annesi Meryem’in teyzesi İşâ (Elizabeth) idi. Zekeriyyâ (a.s.) da, Meryem’e bakmakla meşgul oluyordu. Ona Beyt-i Makdis’te bir yer yapmıştı. Onun odasına her girdiğinde, yanında kış mevsiminde yaz meyvesini ve yaz mevsiminde de kış meyvesini buluyordu. Zekeriyyâ (a.s.), “Ey Meryem, bu sana nereden geliyor?” diye sorunca, Meryem, “Allah tarafından” diye cevap veriyordu (el-Kurtubî, Ahkâmu’l-Kur’ân, IV, 69 vd.).

Zekeriyyâ (a.s.) Hz. Meryem’in yanında böyle yaz mevsiminde kış meyvesini ve kış mevsiminde de yaz meyvesini görünce, Meryem’e bu nimetleri veren, buna gücü yeten Yüce Allah, eşimin yaşı geçtiği halde, bize de hayırlı bir evlât verebilir” şeklinde düşündü ve hayırlı bir evladın olması için Allah’a gizlice şöyle duâ etti: “Rabbim! Gerçekten kemiklerim zayıfladı, saçlarım ağardı, Rabbim! Sana yalvarmaktan dolayı herhangi bir şeyden mahrum kalmadım. Doğrusu, benden sonra yerime geçecek yakınlarımın iyi hareket etmeyeceklerinden korkuyorum. Karım da kısırdır. Katından bana bir oğul bağışla ki, bana ve Yâkub oğullarına mirasçı olsun! Rabbim! O’nun, Senin rızânı kazanmasını da sağla!” (19/Meryem, 4-6) “Ya Rabbi! Bana kendi katından temiz bir soy bahşet!” (3/Âl-i İmrân, 38) “Rabbim! Beni tek başıma bırakma! Sen vârislerin en hayırlısısın.” (21/Enbiyâ, 89)

Gücü her şeye yeten Yüce Allah, Zekeriyyâ (a.s.)’nın duâsını kabul etti ve O’na bir erkek evlât vereceğini müjdeledi: “Ey Zekeriyyâ! Sana Yahyâ isminde bir oğlanı müjdeliyoruz. Bu adı daha önce kimseye vermemiştik” (19/Meryem, 7). “Mihrabda namaz kılmaya durduğu sırada, hemen melekler ona şöyle seslendi: ‘Haberin olsun! Allah sana Yahyâ adlı çocuğu müjdeliyor. O, Allah’tan gelen bir kelimeyi (İsâ’yı) tasdik edecek, milletinin efendisi olacak, nefsine hâkim bulunacak ve sâlihlerden bir peygamber olacaktır” (3/Âl-i İmrân, 39).

Zekeriyyâ (a.s.), Allah’ın verdiği bu müjdeye şaştı, hayret etti. Çünkü kendisi de hanımı da hayli yaşlı idiler. “Rabbim! Karım kısır, ben de son derece kocamışken nasıl oğlum olabilir?” (19/Meryem, diyerek, bu ilginç müjde karşısında hayretini dile getirdi. Yüce Allah ona şöyle cevap verdi: “Rabbin böyle buyurdu. Çünkü bu Bana kolaydır. Nitekim sen yokken, daha önce seni yaratmıştım” (19/Meryem, 9).

Kur’ân’ın başka bir yerinde bu durum şöyle haber verilmiştir: “Zekeriyyâ’nın duâsını kabul edip kendisine Yahyâ’yı bahşetmiş, eşini de doğum yapacak hale getirmiştik. Doğrusu onlar iyi işlerde yarışıyorlar, korkarak ve umarak Bize yalvarıyorlardı. Bize karşı gönülden saygı duyuyorlardı” (21/Enbiyâ, 90).

Yüce Allah’ın bu güzel müjdesine son derece sevinen Zekeriyyâ (a.s.): “Rabbim! Öyle ise bana bir alâmet ver, dedi” (19/Meryem, 10). Allah ona şu cevabı verdi: “Alâmetin; üç gün, işaretten başka şekilde insanlarla konuşmamandır. Rabbını çok zikret, akşam sabah tesbih et!” (3/Âl-i İmrân, 41). Gün oldu, Zekeriyyâ (a.s.)’nın nutku tutuldu. Mihrabdan çıktı ve milletine: “Sabah-akşam Allah’ı tesbih edin, diye işârette bulundu” (19/Meryem, 11). Zamanı gelince, Zekeriyyâ (a.s.)’nın oğlu Yahyâ (a.s.) dünyaya geldi.

Yukarıda görüldüğü gibi, Zekeriyyâ (a.s.) ile ilgili olarak zikredilen âyetlerin çoğu, duâ mahiyetindedir. O, çok duâ eden, Allah’ın emir ve yasaklarına riayet ederek tam bir teslimiyet içinde yaşayan yüce bir peygamberdi. Allah: “Zekeriyyâ, Yahyâ, İsa ve İlyas’a da (yol göstermiştik). Hepsi sâlihlerden/iyilerden (idi)ler” (6/En’âm, 85) diyerek onu şâhit peygamberlerle birlikte anmıştır.

Zekeriyyâ (a.s.) bu şekilde ömrünü ibâdetle geçirdi. Daima insanları Yüce Allah’a inanmaya ve O’nun yolunda yürümeye çağırdı. fakat azmış olan, küfre dalan ve önünü görmeyecek kadar gözü dönenler, onu şehid ettiler (Taberî, et-Tarih, Mısır 1326, II, 16; Ahmet Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiyâ, İstanbul 1966, I, 41). (1)

Zekeriyyâ (a.s.), Hz. İsa (a.s.)’nın doğumundan önce İsrâiloğullarına peygamber olarak gönderilmiştir. Hz. Zekeriyyâ, İsrâiloğullarını Allah’a dâvet etmeye ve başlarına gelmesi muhtemel İlâhî azapla korkutmaya başladı. Çünkü Zekeriyyâ (a.s.); isyan ve azgınlığın arttığı, kötülüklerin yayıldığı, günahların çoğaldığı ve İsrâiloğullarını mânevî bozulmalar ve çözülmeler ile maddî sapmaların, azgınlaşan şiddetli dalgalar halinde kapladığı bir devrede peygamber olarak gönderilmişti. Zira İsrâiloğulları o kadar bozulmuşlardı ki, Allah’ı ve âhiret gününü unutmuşlardı. Allah da, onların başına zorba ve zâlim hükümdarları ve vâlileri musallat etti. Bu hükümdarlar ile yöneticiler, yeryüzünde fesat çıkarıyorlar, tüyler ürperten suçlar işliyorlar ve peygambere karşı hürmet ve dinin kutsallığına karşı ilgisiz davranıyorlardı. Çünkü onların dini, şeytanın kendilerine fısıldadığı şeylerden ve ibâdetleri de hevâlarının isteklerinden ibâretti. Sâlih kimselere, takvâ sahiplerine ve peygamberlere musallat oluyorlar, hatta hiç çekinmeden onların kanlarını döküyorlardı. Zâlimlik ve zorbalık yönünden bu hükümdarlar ile yöneticilerin en önde geleni, Hz. Zekeriyyâ’nın oğlu Yahyâ’yı, sevgilisini memnun etmek için öldürülmesini ve başının bir tabak içerisinde kendisine sunulmasını emreden Filistin vâlisi Herodes idi.

Hz. Zekeriyyâ (a.s.), birçok zâlim yönetici ve vâlilerle karşılaştı. Çünkü o sırada İsrâiloğulları; her türlü haksızlık, zorluk, eziyet ve sıkıntı içerisinde bulunuyordu. Bundan dolayı İsrâiloğullarına gelen birçok eziyetten Hz. Zekeriyyâ da nasibini alıyordu. Öyle ki, sıkıntılar ve musîbetler birbirini tâkip ediyordu.

Zekeriyyâ (a.s.), Süleyman (a.s.)’ın soyundan olan Elisa(bet) ile evlendi. Elisa (Eşyâ), Meryem (a.s.)’in annesi olan Hanne’nin kızkardeşidir. Zekeriyyâ (a.s.) ile Elisa’dan Yahyâ (a.s.) doğmuştur. Hz. Zekeriyyâ’nın kemikleri zayıflamış, saçına beyazlık düşmüş ve ezâ ile zorluklara tahammül edecek gücü kalmamıştı. Buna rağmen İsrâiloğullarının sapıtıp fitneye düşmesinden korkuyordu. Kendisinden sonra kavminin doğru yoldan sapmasından korktuğu ve yakınlarına güvenemediği için kavmini Allah yoluna çağıracak birinin olmasını arzu ediyordu. İşte bundan dolayı Rabbinden, ihtiyarlığında kendine yardım edecek, risâleti tebliğ etmede kendisine halef olacak ve bu dünya hayatının sıkıntıları içinde kendisini yalnız bırakmayacak bir evlât vermesini istedi (21/Enbiyâ, 89-90; 3/Âl-i İmrân, 38). Zekeriyyâ (a.s.), Rabbinden bir çocuk istediğinde rivâyete göre 99 yaşında ve hanımı da 98 yaşında idi.

Hz. Zekeriyyâ, sadece çocukları sevdiği ve baba olmayı arzuladığı için evlât istemiş değildi. Rabbinden, İsrâiloğullarını uyarma hususunda kendisine halef olacak ve kendisinin taşıdığı dâvet yükünü üzerine alacak bir çocuk istemişti. Çünkü Zekeriyyâ (a.s.), ölümünden sonra İsrâiloğullarının din ile ilgili işlerini câhil ve fâsık liderlerin üstlenmesinden ve bu kimselerin Allah’ın şeriatına ve hükmüne uygun olmayan işler yapmalarından korkuyordu. İşte bundan dolayı Rabbinden çocuk istedi. Bunun için de, gizliyi açığı bilen ve duyan Rabbine, başka kimsenin işitemeyeceği şekilde gizlice seslenip, takvâ sahibi sâlih bir çocuk vermesini istedi. Allah da onun bu duâsını kabul etti (19/Meryem, 1-9).

İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerin sonuncusu olan Hz. İsa (a.s.)’nın doğumundan önce İlâhî dâveti açıklayıp yaymak için peygamber olarak seçilen Zekeriyyâ (a.s.) ve oğlu Yahyâ (a.s.), Hz. İsa’yı doğumundan delikanlı oluncaya kadar hep koruyup gözettiler. İncillerde geçtiği üzere, Zekeriyyâ ve Yahyâ (a.s.), göklerin melekûtunun/krallığının yaklaşmasına yakın bir dönemde peygamber olarak gönderilmişlerdir.

Zekeriyyâ (a.s.) zamanında Şam ve Kudüs, Batlamyusçular’ın elindeydi. Bunlar, Beyt-i Makdis’e hürmet ederler ve İsrâiloğullarını hoş tutarlardı. Bu kavmin ileri gelenleri, ibâdethâneden hiç dışarıya çıkmazdı. Beyt-i Makdis’de gece-gündüz ibâdet ederlerdi. O zamanlar İsrâiloğulları arasında bir peygamber yoktu. Kendilerine bir peygamber göndermesi için Allah’a ilticâ ettiler. Nihâyet, Zekeriyyâ (a.s.), Allah (c.c.) tarafından peygamber olarak gönderildi. Cenâb-ı Allah, Zekeriyyâ (a.s.)’ya risâlet görevini ve İsrâiloğullarını sapıklıktan kurtarması için tebliğ görevi vermeden önce o, mâbedin (Beytü’l-Makdis’in) hizmeti için bir araya gelmiş din adamlarından biri idi. Daha sonra onu Cenâb-ı Allah, peygamber olarak seçti.

Hz. Meryem’in babası İmrân, İsrâiloğullarının önderi, ileri geleni ve en büyük hahamları idi. İmrân ölünce, kızı Meryem’in bütün sorumluluğunu, Meryem’in teyzesinin kocası Hz. Zekeriyyâ üstlendi (3/Âl-i İmrân, 37).

Hz. Yahyâ, babasının gözetiminde güzel bir hayat yaşadı. Daha sonra Yahyâ (a.s.) için asıl büyük fitne; ihtiyar ve onurlu babası daha sağ iken dalâlet ehli ve gazaba uğramış olanların arzularına kurban edilerek başının kesilmesi idi. Sâlih bir peygamber olan Hz. Zekeriyyâ’nın ölümü de, zâlim vâlilerin elinde oldu. O da, şehidlik şerbetini, oğlunun içtiği bardaktan içti. Bazı tarihçilerin kaydettiğine göre Zekeriyyâ (a.s.), testereyle biçilerek şehid edilmiştir. Bazı tarihçiler, onun azgın yahûdiler tarafından taşlanarak şehid edildiğini ileri sürerler. İlâhî rızâya sâdık ve sâlih bir peygamber olarak yaşayan Zekeriyyâ (a.s.), zâlim ve azgın yahûdiler tarafından hunharca şehid edilmiştir. Zekeriyyâ (a.s.)’nın kavmi tarafından nasıl şehid edildiği Kur’an’da ve hadislerde bildirilmemektedir. Bazı tarihçiler, onun şehid olmayıp normal yolla öldüğünü ileri sürerler. (2)

Zekeriyyâ (a.s.), ömrünü Allah’a ibâdet, O’na dâvet ve Kudüs’teki Beyt-i Makdis’e/Mescid-i Aksâ’ya hizmet uğrunda geçirmiştir. Türbesi, Suriye’nin Halep şehrindedir.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , ,

Hızır Aleyhisselam Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Hızır Aleyhisselam adı efsanelere karışmış kutsal bir şahsiyettir. İslam topraklarında Hızır ile ilgili rivayetlerin esası Kuran’a dayanır.

Kuran’ın XVIII. suresinin 59-81. ayetlerinde anlatıldığına göre, Hz. Musa bir delikanlıyla birlikte yolculuğa çıkmıştı. Yanlarında bir de balık vardı. Yolda bir yere geldikleri sırada balığı unutmuşlardı. Balık suya atlıyarak, gözden kaybolmuştu. Hz. Musa balığı ararken Tanrı’nın bir kuluna rastlar, onunla arkadaşlık etmek ister. O da, yapacağı şeyler hakkında hiçbir şey sormamak şartıyla, onunla arkadaşlık etmeyi kabul eder. Ancak, yolda çok tuhaf, haksız gibi görünen davranışları üzerine Musa bazı şeyler sormaktan kendini alamaz. O Tanrı kulu da hareketlerinin sebebini anlatır; yalnız, artık arkadaşlıklarının sona erdiğini söyleyerek ayrılır.

Yorumcuların çoğu bu Tanrı kulunun Hızır olduğunu kabul eder. Bazıları da yanındaki delikanlının Hızır olduğunu söyler. Ayrıca, İskender’in Hayat Kaynağı’nı bulmak için yaptığı yolculuk, Gılgamış Destanında ölümsüzlüğe karışmış Utnapiştim’le Hızır arasındaki benzerlik de göze çarpar. Yahudi efsanesinde de Hızır’a benzer birinin adı geçer.

Kuran’da iki defa adı geçen İlyas Peygamber, işleri, görevleri bakımından halk arasında Hızır’ın ikiz kardeşi gibi görülür. İkisi birlikte bengisu (abıhayat) kaynağından içmişlerdir. Bir hikayeye göre Hz. Muhammed’e gelen ilk vahiy sırasında Hızır’la İlyas Peygamber de yanındaydı. Hz. Peygamber onlara: “Ey Hızır, çölde ümmetimin imdadına koşmak sana düşüyor; ümmetime deryada yardım etmek de, ey İlyas, sana düşüyor.” demiştir. Bununla birlikte genel olarak Hızır’ın denizlerin, İlyas’ın da karaların koruyucusu olduğuna inanılır. Hızır ve İlyas kendilerini tanıtmadan Mekke’ye hacca giderler. Yiyecekleri kereviz ve bir çeşit mantardır. İslam menkıbelerinde Hızır’la İlyas’tan başka İdris’in de ölmezliğe erişen kişilerden olduğu kabul edilir.

Hızır’ın özellikleri hakkında çok çeşitli görüşler vardır. Bunların başında ölümsüz oluşu gelir. Hamis Tarihi’ne göre Hızır’ın başlıca özellikleri şunlardır: Veli olarak üç defa adı çağrılınca insanları, hırsızlığa, boğulmaya, yangına, yılana ve akrebe karşı korur. Her cuma zemzem kuyusundan su içer. Cuma namazlarını Mekke’de Medine’de, Kuba’da, Cebel-i Zeytun’da kılar.

Yurdumuzda halk Hızır’ı, genel olarak peygamber sayar, onu “Hızır Aleyhisselam”, “Hızır Peygamber” gibi adlarla anar. Halk inanışlarına göre Hızır darda kalanların yardımına koşar, insanlara servet, bereket getirir, kainata yeniden hayat verir; Hızır’ın elleri beyaz, yumuşak ve kemiksizdir, sık sık dilenci ve fakir kılığında görünüp sadaka isteyerek insanları dener.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , ,

Farabi Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında Düşünceleri Nelerdir?

Farabi (Ebu Nasr Muhammed bin Muhammed), Türk-İslâm bilgini ve filozofudur (Maveraünnehir/Farab 870-Şam 950).

Genç yaşta Bağdat’a gitti; felsefe, matematik, astronomi, müzik, doğa bilimleri, dilbilgisi, mantık öğrendi. Dönemin büyük bilim merkezi Harran’a gitti. 10. yüzyıl başlarında Bağdat’ta dinsel kökenli karışıklıklar başlayınca, önce Şam’a sonra da Mısır’ a gittiyse de aradığı özgür çalışma ortamını Halep’te buldu. Kentin Emiri Seyfü’d-Devle’nin sağladığı olanakla yaşamını sürdürdü. Emirle birlikte Şam’a yaptığı bir yolculuk sırasında öldü.

Farabi’nin düşüncelerini geliştirip bütünleştirmede yararlandığı en önemli felsefeci Aristoteles’tir. Bu nedenle Aristoteles birinci üsttat olduğuna göre Farabi de “Mu’allimu’s-Sâni” (ikinci üstat) olarak anılır. Batılılar tarafından Alfarabius adıyla bilinir. Tüm görüşlerinde egemen olan temel etmen dindir. Ancak dinle felsefe arasındaki bazı uzlaşmaz noktaları kendisi mantıkçı olmamasına karşın Aristoteles mantığını temel olarak çözümlemeye yönelir. Gerçek, ona göre ancak mantıkla duygusal motif olan sevginin kaynaşmasıyla kavranabilir. Platon’unkini anımsatan sevgi anlayışında sevgi, aklı en yüce ve en büyük gerçeğe doğru yönlendirir. En yüce gerçeğe yönelen sevgi olmazsa, akıl olguların çokluğu içinde daralır ve amaçsızca çabalar durur. Sevgi ise akıl olmadan işlevi tam anlaşılamayan, yararsızca tükenen bir güçtür. Bu iki gücün uyumlu birliği ise insana varlığın sonsuzluğunu açar. Farabi’nin evren görüşü de Tanrı ile başlar. Evreni tümüyle yaratan Tanrı, her şeyin ilk, temel ve zorunlu nedenidir. Tanrı herhangi bir nedene ya da bir görünüşe gerek olmadan varlığın nedeni olarak vardır; en yetkin, en güzel, en güçlü, kendisi hareket etmeyen ancak, hareket yaratan yalın varlıktır. Aynı zamanda bir hekim de olduğundan insan gövdesini daha yakından inceleyip tanımış olan Farabi’ye göre bedende en önemli organ kalp olup, daha sonra beyin gelir. Ruh anlayışında da Aristoteles’in etkisindedir. Farabi, toplumlar ya da devletleri üç aşamalı olarak ele alır; Ulusal devletler ya da kent devletleri, orta toplumlar ya da bir ulusa ilişkin devlet, insanlığın tümü ya da tek dünya devleti. Erdemli bir devlet insanları gerçekten mutlu kılan ve onların dayanışmasını sağlayan devlettir. Devleti yaratan da erdemli olun ulustur. Bu nitelikteki ulus ve devlet sağlam, dayanıklı bir gövde gibidir. Devlette en büyük sorumluluk her bireyin özgür istenciyle seçtiği devlet başkanındadır. Devlet başkanında aradığı temel özellik gerçekten erdemli, yetkin, dengeli, başarılı, egemen olmasıdır. Farabi’nin eserleri daha sonraları Latinceye çevrilerek tüm Avrupa’ya yayıldı. Böylece Avrupalılar, öteki Arap bilginlerinden olduğu gibi Farabi’nin eserlerinden de Antik Yunan felsefesini bir kez daha keşfettiler.

Başlıca eserleri: Arap dilinde yazılmış ilk ansiklopedi sayılan İhsâ ul Ulûm (Bilimlerin Sayımı), El Maani ül’Aki (Aklın Anlamları), El-Medinet ü’l-Fazıla (Erdemli Toplum), Kitab Fusus al-Hikam (Hikmetlerin Özleri), Kitab ü’l, Mûsîkî ü’l Kebir (Büyük Müzik Kitabı).

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , ,

Atahualpa (İnka İmparatoru) Hakkında Bilgi

Atahualpa; İnka imparatorudur (Peru/Quito 1500-Cajamarca 1533).

Uzun mücadelelerden sonra hükümdar olduğu zaman Francisco Pizarro başkanlığındaki küçük bir İspanyol keşif birliği karaya çıktı (1532). Yeni imparator az sayıda askerle Pizarro’yu Cajamarca’da bekledi. İspanyollar hiçbir direnişle karşılaşmaksızın kente girdiler, yapılan görüşmeler sırasında Hristiyanlığı ve V. Carlos’un egemenliğini kabul etmesi önerildi. Ancak İspanyollar önerilerini geri çevirdiği bahanesiyle onu tutukladılar, yanındaki tüm askerleri de acımasızca kılıçtan geçirdiler. Özgürlüğünü satın almak için halkına koca bir odayı altınla doldurttuğu söylenir. Ancak yine de salıverilmeyen Atahualpa, halkı gizliden gizliye İspanyollara karşı kışkırtmak ve ağabeyi Huascar’ı öldürtmekle suçlanarak ölüm cezasına çarptırıldı. Ölümünden sonra imparatorluk hızla çöktü ve ülkesi üstün silahlarla donatılmış İspanyol askeri gücünün egemenliği altına girdi.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , ,

Hz. Musa’nın Hayatı

Hz. MUSA, Musevilik dininin peygamberidir. Hayatı üzerine edinilen bilgiler, daha çok, Museviler’in din kitabı olan Tevrat’a dayanır.

Hz. Musa doğduğu sırada İsrailoğulları Mısır’da bulunuyorlardı. Mısır’ın yerlisi olan Kıpt kavmi, İsrailoğulları’na hor bakarlardı. Onları, köle gibi, ağır işlerde kullanmaya, çeşitli eziyetler etmeye başlamışlardı. İsrailoğulları günden güne çoğaldıkça da fena halde tasalanıyorlardı. Buna rağmen, dedelerinin ülkesi olan Ken’an iline gitmek isteyen bu insanların yakasını bırakmıyorlar, her gün yeni vergiler, yeni eziyetlerle onları eziyorlardı. İsrailoğulları on iki «sıbt» (soy) du. Her soy, Yakup’un oğullarından birinden geliyordu. Birleşseler büyük bir kuvvet meydana getirebilirlerdi ama kendilerini bir araya getirecek bir başları yoktu.

O sırada Firavun’un kahinlerinden biri, İsrailoğulları’ndan bir erkek çocuk doğacağını, Mısır’ın bu yüzden zarar göreceğini, felakete uğrayacağını haber verdi. Firavun, bundan ürktü, İsrailoğuları’ndan doğacak her erkek çocuğun öldürülmesini emretti.

Yakup’un üçüncü oğlu olan Levi soyundan Ümran’ın bir oğlu oldu. Anası onu öldürülmesin diye, hasır bir sepete koyup Nil nehrine salıverdi. Firavun’un karısı Asiye, sarayının önünden geçen sepetin içindeki çocuğu gördü, onu aldı, evlat edindi. Büyüyünce kendi işlerinde çalıştırmak istiyordu. Yalnız, çocuk kimseden süt emmiyordu. Birçok sütana getirttiler. Çocuk (Musa) ancak annesinin memesini aldı. Böylece, Musa’yı, kendi annesi, sarayda büyüttü.

Musa’nın Mucizeleri

Musa, bir gün Mısır’da gezerken bir Mısırlı’nın, İsrailoğulları’ndan birini haksız yere döverken gördü, adamı bir yumrukta öldürdü. Elinden böyle bir kaza çıktığı için artık Mısır’ da duramazdı, kaçarak Medine’ye gitti. Şuayip Peygamberin bir kızıyla evlenip orada kaldı. Yıllarca sonra, kendi kavmine dönmek üzere, çoluk çocuğunu alıp yola düştü. Sina Yarımadası’nda Tur Dağı’na çıkınca orada, Tanrı’yla görüştü. Tanrı’nın emirlerini, peygamberlik, kurtarıcılık hükmünü aldı. Mısır’a gelince ağabeysi Harun’la anlaştı. İkisi Firavun’un karşısına çıktılar, onu hak dinine davet ettiler. Firavun Mısır’da kendisinden başka tanrı olmadığını söyleyerek Musa’yla alay etti. Musa, elindeki asayı yere bıraktı. Asa hemen yılan oldu. Firavun Musa’yı sihirbazlıkla suçladı, Mısırlı büyücülerle yarışa davet etti. Bu yarışmada Musa’nın asası, öbür sihirbazların hünerlerini hiçe indirdi. Firavun buna pek kızdı. İsrailoğulları ise Musa’nın yüceliğini anlamış, onun çevresinde toplanarak sözlerine iman etmişlerdi. Bunun üzerine Firavun, İsrailoğulları’nın Mısır’dan çıkıp gitmelerine izin verdi. Sonra da pişman oldu. Bütün askeriyle peşlerine düştü. Kızıldeniz kıyısında onlara yetişti. Musa asasını yere vurunca deniz yarıldı. İsrailoğulları bu geçitten geçtiler. Firavun’la ordusu da Kızıldeniz’e girmişlerdi. Musa asasını bir kere daha vurdu. Deniz kapandı. Firavun’la askerleri boğulup öldüler.

Musa, Ürdün kıyılarına gelip Eriha şehri karşısındaki dağa çıktı. Oradan, İsrailoğulları’na vadedilen Ken’an İli’ni (Filistin’i) seyretti. Yalnız, oraya varamadı. Yuşa’yı kendisine vekil tayin ederek öldü.

Musa’nın kurduğu din, İsa’ya kadar, tek «semavi» (yani Tektanrılı, kutsal kitaplı) inanç olarak kaldı. Ondan sonra gelen peygamberler de hep Musa şeriatine göre iş gördüler. Tevrat «Ahd-i atik» adiyla din kitapları oldu. Musa’nın şeriatı, Sina Dağı’nda kendisine buyrulan meşhur On Emir‘e dayanır, ki şunlardır:

1 —  Karşımda başka ilahların olmayacak;

2 — Puta tapmayasın;

3 — Boş yere Yehova’nın (Tanrı’nın) adını anmayasın;

4 — Altı gün çalışıp yedinci gün dinlenesin (Sebat gününde) ;

5 — Anana-babana saygı gösteresin;

6 — Adam öldürmeyesin;

7 — Zina etmeyesin;

8 — Çalmayasın;

9 — Yalancı şahitlik yapmayacaksın;

10 — Komşunun malına göz dikmeyeceksin, kıskanmayacaksın

Musa’yı, Moab ülkesinde bir dereye gömdüler. Mezarı belli değildir. 120 yaşında öldüğü söylenir. Hz. Musa, Müslümanlarca da hak peygamberi olarak tanınır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , ,

Hz. İbrahim’in Hayatı

Hz. İbrahim; peygamberdir (İÖ 1263 ?-1088 ?)

Ehl-i Kitaba göre, 24 peygamberden biridir. Tevrat’ta, İncil’de ve Kuran’da adı ve öyküleri geçer. Soyu Nuh Peygamber’e bağlanır, İbrahim Peygamber üzerine Tevrat’ta (Eski Ahit-Tekvin 10 – Abraham 12-25) ve Kuran’da geniş bilgiler vardır. Tevrat’da onun kişisel serüvenleri ağır basmasına karşılık Kuran’da dinsel kimliği ve insancı yönü üzerinde daha çok durulur (En’am 79, 161; Nahl, 120-123). Efsane ile karışık bu inanışlara göre, Yukarı Mezopotamya’da yaşayan İbrahim Peygamber, Ur Kralı Nemrud’un gördüğü bir düşle kavminden doğacak çocukları öldürmek istemesinden bir mucize ile kurtulmuş, annesi onu bir mağarada doğurmuştur. İbrahim, Tanrı’nın sürekli ve hakim-i mutlak olduğunu kabul ederek, hanif inancına girdi (En’am, 69-76; 79-161; Nakl 120-123). Nemrud, İbrahim’i cezalandırmak üzere ateşe attırırsa da üç ya da yedi gün kalan İbrahim Peygamber’i Allah bir mucize ile kurtarır, ateşin içinden canlı olarak çıktıktan sonra, Mezopotamya’yı bırakarak Kenan İli’ ne gitti, kendisine peygamberlik verildi. Buradan Mısır’a geçen İbrahim Peygamber, Firavun’un huzuruna çıkarıldı. Burada eşi Sara kendisine Hacer adında bir köle aldı. Bu köleden doğan İsmail Peygamber, Sara’nın kıskanması üzerine, Kâbe’nin bulunduğu yere bırakıldı (İbrahim Suresi 37 vd). Daha sonra da Sara’dan İshak Peygamber dünyaya geldi (Hud, 69-73; Zariyat, 24-30). Daha sonra İbrahim Peygamber, oğlu İsmail ile birlikte zemzem suyunun çıktığı yerde Kâbe’yi kurdu. (Bakara, 127). İslâmi inançta geniş yer tutan, oğlu İsmail’i kurban etme olayı (Saffak 100-107) Hz. Muhammed tarafından İslâm dininin beş ana ilkesinden biri olan Hac zamanında (Kurban Bayramı) önemli bir gelenek olarak kurala bağlandı. 175 yaşında ölen İbrahim Peygamber, Filistin’de Hebron (Halilürrahman) Kenti’nde gömüldü. İslâm dini, İbrahim Peygamber’e, İsmail Peygamber’in soyundan gelen Hz. Muhammed yüzünden, büyük önem verir. Yine onun dini, İslâm dininin temeli olduğundan, Millet-i İbrahim adı verilen Semavi dinlere bağlı toplumlar ve peygamberler onun soyundan gelmişlerdir. Kuran’da üzerinde çok durulan manevi yönü, Allah dostu olarak tanımladığı bir yanı da Halilüllah’tır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , ,

Hz. Süleyman Hayatı

Hz. Süleyman; Kutsal Kitaplar’da adı geçen peygamberlerden biridir. Hz. Davut’un oğludur. M. Ö. 970′ te babasının ölümü üzerine İsrailoğulları devletinin tahtına çıktı, 40 yıl kadar hükümdarlık ettikten sonra Kudüs’te öldü. Süleyman Peygamber’in hayatına dair türlü hikayeler anlatılır. Bir inanışa göre, Hz. Süleyman, hayvanlardan divan kurar, yerin altındakilerden, göklerdeki hayvanlara kadar hepsinin dilinden anlardı.

İsrailoğulları Davut Peygamber’e gelinceye kadar, saray hayatı görmemişlerdi. Davut’tan önceki ilk İsrail Kralı olan Talût bir köyde otururdu. Evinin öteki köy evlerinden farkı yoktu. Davut kendisine bir saray kurup, muhafız askerler, uşaklar arasında yaşadı. Karılarının sayısı «iki ayın günlerinden fazla» idi.

Hz. Süleyman bu yaşayışı alabildiğine genişletti. Kendisine büyük bir saray yaptırdı. Bu sarayda, 700’ü nikâhlı, 300’ü odalık olmak üzere, 1.000 karısı vardı. Tevrat’ta anlatıldığına göre, her gün düzinelerle geyik, ceylan kesilir, ayrıca 30 sığır, 100 koyun pişirilirdi.

Süleyman bu zenginliği ticarete büyük önem vermesi sayesinde kazanmıştı. Ayrıca, komşu milletlerle dost geçinirdi. Bu arada Mısır firavununun kızını almış, Arabistan’daki Saba melikesi Belkıs’la sıkı dostluk bağları kurmuştu.

Hz. Süleyman, Kudüs’te büyük bir tapınak yaptırdı. İslâm tarihçilerinin «Mescid-i Aksa» dedikleri bu tapınağı, Fenikeli mimarlar yapmıştı. Altınlar içinde pırıl pırıl parlayan bu tapınak herkesin gözlerini kamaştırırdı,

Süleyman Peygamber türlü bilimlere merak sarmıştı. Kuşların, vahşi hayvanların yaşayışını incelemişti. Hayvanlara da peygamberlik ettiği hakkındaki inanış bundan ötürüdür.

Hz. Süleyman, dini inanış olarak, babası Hz. Davut’un ilkelerini devam ettirmiş, bunlardan ancak bazı noktalarda ayrılmıştır. Bu arada, yabancı milletten olan karılarının hatırı için başka dinlerin tanrılarına tapınaklar yaptırmış olmasını kınayanlar vardır. Bazıları da Süleyman’ın bunları siyasi sebeplerden ötürü yaptırdığını ileri sürerler.

kaynak:nkfu

Etiketler, , ,

Nasrettin Hoca Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Nasrettin HocaNasrettin Hoca; en büyük halk filozofumuz ve mizah üstadımızdır. Ünü ve fıkraları bütün dünyaya yaygındır, birçok dillere çevrilmiştir. Yalnız, hayatı pek iyi bilinmiyor. Bu da, Osmanlılar devrinde, aydın sınıf edebiyatçılarının, tarih ve hal tercümesi (biyografi) yazarlarının bu halk üstadına layık olduğu itibarı göstermemelerinden ileri gelmiştir. Fıkralarından çıkarılan bilgi ise daima yanıltıcı olmuştur. Çünkü, çok sevilen Nasrettin Hoca fıkralarının belki yarısı bile ona ait değildir; yüzyıllar boyunca, halkın beğendiği her nükte, her fıkra, doğrudan doğruya Nasrettin Hoca’ya mal edilmiştir.

En eski ve inanılır kaynaklara göre, Nasrettin Hoca, Sivrihisar’ın Horto köyünde doğmuştur. Babası köyün imamı Abdullah Hoca’ dır. Nasrettin Hoca okuma yazmayı, Arapça’yı, din bilgilerini önce babasından öğrendi. Sivrihisar Müftüsü Hasan Efendi’nin, eski sicillere dayanarak yazdığı «Mecmua-i Maârif» adlı yarım kalmış eserde verdiği bilgiye göre, Nasrettin Hoca, o ara, o dolaylarda büyük ün kazanan Seyyid Mahmut Hayrani ile Seyyid Hacı İbrahim Sultan’a kapılanmak istemiş, babasından kendisine kalan köy imamlığını Mehmet adında birine devrederek Horto’dan ayrılmıştır. Akşehir’e gelen Hoca, burasını çok sevmiş, orada evlenmiş, orta halli bir ömür sürerek gene Akşehir’de ölmüştür. Türbesi de oradadır. Bu türbe, 1907’de onarılmadan önce, sütunlara dayanan, çadır biçimi bir kubbeden ibaretti. Duvarsızdı ama, koca bir kilitle kapatılmış bir kapısı vardı. Bu kapı da Hoca’nın tuhaflığına delil olarak gösterilmiş, çevresi açık, yıkık yerlere «Nasrettin Hoca’nın türbesi» gibi deyimi oradan çıkmıştır.

Nasrettin Hoca’nın tarihi kişiliğini bulandıran olaylardan biri XIV. yüzyıl şairlerinden Ahmedi ile Timur arasında geçen meşhur «Hamamda Değer Biçme» hikayesinin, sonraki kaynaklarda, Nasrettin Hoca’ya mal edilmiş olmasıdır. Rivayetlere inanmak doğru olursa Hoca’nın medresede okuduğu Arabistan’a gidip geldiği,, kadılık ettiği de kabul edilebilir,

Nasrettin Hoca’nın kuvvetli hayat görüşü, çağdaşlarını da, kendisinden sonra yaşayanları da çok etkilemiştir. Adı, kişiliği çevresinde birtakım halk inançları meydana gelmiştir. Akşehir’de, ölümünden sonra bile, düğünlere Hoca’yı da davet etmek, yakın zamanlara kadar, âdetti. Evliya Çelebi, Akşehir’e gidip de Hocayı ziyaret etmeyenlerin başına bir ceza geleceğini, ziyaret edenlerin ise mutlaka gülünecek şeylerle karşılaşacaklarını yazar, bu arada kendi başından geçen bir olayı anlatır.

Gene halk arasındaki rivayetlere göre Hoca’ nın hatunu, Akşehir’in Kozaağaç köyünde gömülüdür.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , ,

Hz. Davut Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Hz. Davut; İsrail peygamberi ve kralıdır (Beytlehem “Beytüllahm” İÖ 1026-Kudüs 962).

15 yaşına kadar çobanlık yaptı. Filistinli dev Calut’u (Golyat) savaş alanında teke tek dövüşte sapan taşıyla alnından vurup öldürmesi sonucu yiğitliğiyle Kral Talut’un (Saul) dikkatini çekip saraya girdi, kralın saz şairi ve silahşörü oldu. Kralın giderek onu kıskanmasına karşın, Prenses Mi-kal ile evlenmeyi başardı. Ancak, Talut’un adamları tarafından öldürüleceğini haber alınca saraydan kaçtı; başıboş savaşçıları çevresine toplayarak bir haydut çetesinin önderi oldu. Çetesi kralın ordusu karşısında yenilip dağılınca baş düşmanları Filistinlere sığınarak Filistin kralının önde gelen komutanlarından biri oldu. Talut ile aç oğlunu Filistinliler Gilboa Dağ Savaşı’ nda kılıçtan geçirdikten sonra İsrailoğulları Filistin yönetimi altına girdiler. Güney kabileleriyle görüşen Davut, İÖ 1002’de Hebron Kenti’nde Yahuda kralı ilan edildi. Orada yedi buçuk yıl hüküm sürdükten sonra İsrail’in yaşlılar kurulu ona İsrail tahtını önerdi. İlk olarak ülkeyi Filistin boyunduruğundan kurtardı; Kudüs Kalesi’ni ele geçirerek orasını kuzey ve güney kabilelerini birleştirmek amacıyla başkent yaptı. Ardından güneyde Edomitleri, doğuda Naabitler ile Ammonitleri ve kuzeyde de Aramileri yenerek İsrail’i Nil ile Fırat arasındaki en güçlü ülke durumuna getirdi. Böylece “Vaadedilmiş Topraklar” ele geçirildi, bu topraklar üzerinde yaşayan insanlar birleştirildi ve eski İbrani göçmenlerin düşü ilk kez gerçekleşmiş oldu. Komutanlarından Uriya’nın güzel eşi Batşeba’ya göz koydu ve kadını kocasının elinden almak için Uriya’nın bir savaşta öldürülmesini sağladı. Batşeba’dan kendinden sonra kral olacak olan oğlu Süleyman doğdu. Davut son yıllarını kendinden sonra tahta kimin geçeceği sorusuna yanıt aramakla geçirdi. Sonuçta en büyük oğlu Adoniyah’ı veliaht gösterdiyse de eşi Batşeba, tahtı ondan olma kendi oğlu Süleyman (Salomon) için güvence altına aldı; kısa süre sonra 33 yıl İsrail kralı olarak hüküm süren Davut öldü. Dört büyük din kitabından biri olan Zebur, onun dönemine aittir. Söylencelere konu olan yaşamı, Batı sanatına esin kaynağı oldu.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Hz. İsmail Hayatı

Hz. İsmail; peygamberdir. Babası İbrahim Peygamber, annesi Hacer’dir. Kuran’da çeşitli yerlerde ve çoğu kez de babası İbrahim ve kardeşi İshak ile birlikte söz edilir. Aynı zamanda Hz. Muhammed‘in bağlı olduğu Kureyş kabilesinin atası sayılır. İsmail, İshak’ tan önce doğdu. Uzun zaman evli oldukları halde, çocuğu olmayan Sara, Mısır’da bulunduğu sırada Hz. İbrahim‘e Hacer adlı bir cariye armağan etti. Hacer’den İsmail dünyaya gelince onu kıskandı, daha sonra İbrahim Peygamber‘e söyleyerek onu annesiyle birlikte çöle bıraktırdı. Hacer’e yalnızca bir testi su ve bir ekmek verdi. Çölde çıkan zemzem suyunun mucizesiyle kurtulan ve büyüyen İsmail, daha sonra babasıyla yeniden buluştu, birlikte Kâbe’yi yaptılar. Babasından sonra kendisine peygamberlik verildi ve İbrahim dinini halkına anlatmakla görevlendirildi.

Kâbe yakınlarında oturan Curhum kabilesinden bir kızla evlenen İsmail, bir süre sonra boşanarak, aynı kabileden başka bir kızla evlendi ve on iki oğlu oldu. İsmail, Araplaşan kavimler olan ve Adnan’ın soyundan gelen kabilelerin atası sayılır. İslâm dünyasında yer tutan kurban olayının kahramanı da İsmail’dir.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , ,

Hz. Meryem (Meryem Ana) Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

meryem-anaHz. Meryem Hz. İsa’nın annesidir (Kudüs İÖ 1. yüzyıl sonları? – İS 1. yüzyıl başları).

Hristiyan kaynaklarınca benimsenen, yaygın bir inanışa göre, İbrani peygamberlerinde Davud soyundan İmran adlı erkekle Hunne adlı bir kadının kızıdır. Uzun süre çocukları olmayan İmran ile Hunne çifti, bir çocukları olsun diye Tanrı’ya yakarırlar, doğacak çocuklarını da Kudüs’te”Kutsal Tapınak”a adayacaklarını bildirirler. Meryem, 15 yaşına gelince Yusuf adlı bir gençle nişanlandırıldı. Ancak evlilik gerçekleşmeden, gebe kalır. Meryem eline erkek eli değmeden gebe kaldığını söyler. Bu sırada İbrani Kralı Herodes, doğan erkek çocuklarının tahtını ele geçirecekleri korkusuyla, hepsinin öldürülmesini emreder. Bu durumdan korkan Yusuf ile Meryem, İsa’yı alarak Mısır’a ya da Türkiye’ye (Efes) kaçarlar.

Meryem’in bakireyken gebe kalıp İsa’ yı doğurması Hristiyan inancının tartışmalı konularından birini oluşturur. Hristiyan inancında Baba ile Oğul’un yanında Ruhülkuds (Kutsal Ruh) yer alır. Meryem, doğrudan doğruya Kutsal Ruh’tan gebe kalarak İsa’yı doğurur. Bu nedenle Tanrı “Baba”, İsa “Oğul”, doğumu sağlayan öğe de “Kutsal Ruh”tur. Bu olay Hristiyanlıkta Baba-Oğul-Kutsal Ruh üçlemesiyle simgeleşir.

Katolik inanışında Meryem’e büyük bir yer ayrılır ve onun hiçbir erkekle ilişkide bulunmaksızın gebe kaldığına inanılır. Cizvitlerde ise bu inanış, İsa, Meryem, Yusuf (İsa’nın babası) biçimini alır. Ortodokslara göre Kutsal Ruh, Oğul’dan değil, Baba’dan çıkmadır. Ortodoks Kilisesi Meryem’in bir erkekle ilişkide bulunmadan gebe kaldığı düşüncesini kabul etmez. Kur’an’da Meryem’e önemli bir yer ayrılmıştır. Ona adanan Meryem Suresi’nin yanı sıra, ayrıca Ali Imran, Tahrimy Nisa ve Maide surelerinde Meryem’in doğuşu, İsa’ya gebe kalışı ve kutsallığı anlatılır. Buna karşın Hristiyanlardan farklı olarak, Tanrı’yı (İsa) doğurduğuna değil, Tanrı’nın isteğiyle gebe kaldığına inanılır. Meryem’in Kutsal Ruh’tan gebe kaldığını Müslümanlar da kabul eder. Ancak bu kendini yaratanı yarattığı anlamına gelmez; tanrısal buyrukla ve insan nitelikleriyle İsa’yı dünyaya getirir. Meryem’in yaşamı, yüzyıllar boyu birçok sanat eserine, çeşitli resim ve heykellere konu oldu.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , ,

Hz. İsa Peygamber’in Hayatı

hz İsaHz. İsa; Hristiyanlığın kurucusudur. Hristiyanlar, onun «Tanrı’nın oğlu» olduğuna, insanlığı kurtarmak için gökten yeryüzüne indiğine inanmışlardır. Müslümanlık’ta da Hz. İsa’ nın peygamberliği kabul edilmiştir. İslâm dininde Hz. İsa, Hz. Peygamber’den sonra bütün peygamberlerin en büyüğüdür ve Müslümanlığın ortaya çıkışına kadar «hak dini» Hz. İsa’nın şer’ati, yani Hristiyanlık’ tır.

Bugün kullandığımız takvimin başlangıcı Hz. İsa’nın doğduğu yıl olarak kabul edilmiştir. Yalnız, tarihçiler, Hz. İsa’nın doğum yılı tespit edilirken bir yanlışlık yapıldığını, M. Ö. ya 4, ya da 6 ncı yılda doğduğunu kabul ediyorlar.

Hz. İsa Filistin’de Bethlehem (Beytullâhm) de doğdu. Annesi Meryem, Jozef (Yusuf) adında bir marangozla nişanlıyken, Cebrail ona bir çocuğunun dünyaya geleceğini haber vermiş, bu çocuğun Tanrı’nın oğlu olduğunu, Museviler’in peygamberi olacağını bildirmişti. Melekler, Meryem’e oğluna «Tanrı’nın yardımcısı» anlamına İesus (İsa) adını koymasını da söylemişlerdi.

Hz. İsa’nın doğumuna pek az bir zaman kaldığı sırada Meryem’le Yusuf, vergilerini ödemek için Nazareth (Nasıra) dan Beytullâhm’a gitmişlerdi. Şehirde kalacak bir yer bulamadıkları için bir ahırda gecelediler. Hz.İsa bu ahırda dünyaya geldi. İsa’nın 25 aralık günü doğduğu kabul edilir, o gün (Noel) bütün Hristiyan dünyasında kutlanır.

Museviler’in başı Herod, yeni bir peygamberin doğduğunu haber alınca kendisine bir rakibin çıkmasından korkmuş, yeni doğmuş çocukların öldürülmesini emretmişti. Bunun üzerine Yusuf derhal Meryem’le İsa’yı alıp Mısır’a kaçtı. İsa’nın çocukluğu hakkında pek az şey biliniyor. Yalnız, daha çocuk denecek yaştayken bütün bilginleri şaşırtacak derecede bilgili olduğu, birtakım insanüstü kuvvetlere sahip olduğu anlatılmaktadır.

Hz.İsa otuz yaşına bastığı sıralarda hayatında önemli bir değişiklik oldu. Öteki insanlara benzemediğini Kana’da yapılan bir ziyafette, ilk defa tabiatüstü kudretini etrafındakilere gösterdi : Evsahibinin depolarında şarap tükendiği bir sırada evdeki suları şarap yaparak onu sıkıntıdan kurtardı.

Hz.İsa, artık kendi yurduna gitmekten korkmuyordu. Nazareth’e gitti, sinagogda halka kendisini peygamber olarak tanıttı. Daha sonra Kudüs’e gitti, orada fikirlerini anlattı. İsa’nın şöhreti bütün Filistin’e yayılmıştı. Herkes onu görmek, sözlerini dinlemek istiyordu. Hz.İsa, yeni kurduğu dinin ilkelerini yaymak için diyar diyar dolaşmaya başlamıştı.

Hz.İsa’nın Romalılar aleyhine bir ihtilâl hazırlayıp Musevi devletini yeniden kurmak istediğini düşünerek kendisini ortadan kaldırmak isteyenler de çoktu. Hz.İsa’nın şöhreti arttıkça Musevi dininin liderleri de ona düşmanlık etmeye başlamışlardı. Hz.İsa, bir pazar günü, büyük törenle Kudüs’e geldi. Birkaç gününü vaizler vererek, dinlenerek geçirdi. Perşembe gecesi, ilk defa onun fikirlerini kabul eden arkadaşlarıyla (Havariler’le) beraber yemek yedi. Hristiyanlık tarihinde bu yemek «Son Yemek» olarak tanınır. İsa o gece geç vakit Kudüs’ün arkasındaki Zeytin Dağı’na çıkıp uzun uzun dua etti. Sonra da tevkif edildi. Taraftarlarından biri olan İudas, Hz.İsa’yı yakalamak isteyen şahıslara bir miktar para uğruna yardım etmişti. İudas, çok geçmeden pişmanlık duydu, kendini bir ağaca astı. Hristiyanların inancına göre, ağaç, utancından, kıpkırmızı kesildi, böylece erguvan ağacı ortaya çıktı.

Hz.İsa’yı suçlu çıkarmaya çalışan mahkeme, şahit olmadığı için, başlangıçta, onu suçlamakta güçlük çekmişti. Yalnız, hâkimlerden biri İsa’ya «Sen Tanrı’nın oğlu musun?» diye sorup «Evet» cevabını alınca, İsa’nın suçu sabit görüldü.

Hz.İsa, çarmıha gerilerek öldürüldü. Hristiyanlar, onun çarmıha gerildikten sonra göğe uçtuğuna inanırlar. İslâm görüşü biraz başka türlüdür.

İsa’nın Havarileri

Havari, «huri» kelimesinin çoğuludur. Sâf, temiz anlamına gelir. Bunu da çoğulluyarak havariyûn (havariler) denilmiştir. Böylece, Hz.İsa peygamberin çevresinde kendisine en önce inanan on iki yakını kastedilir. Bu on iki havârinin adları : André, Jacques, Jean, Pierre, Philippe, Barthélémy, Matieu, Thomas, Jacques, Simon, Jude ve Judas’tir.

Bunlardan, Lâtince’deki adlarına göre Petrus (Pierre), Yohanna (Jean), Mattâ (Mathieu) ve Toma (Thomas), birer İncil yazmışlardır. İsa’nın peygamber oluşu ve ümmetine tavsiyeleriyle keramet ve mucizeleri bu kitaplarda gösterilmiştir. Aralarında ufak tefek farklar olduğu için, dördü birden İncil’i teşkil eder. Daha önce 50 kadar İncil vardı. Luther bunları ayıklamış, ancak bu dördünün gerçek olabileceklerini ortaya atmıştır. Yohanna’nın Patmos adasında yazdığı dördüncü İncil’e «Apocalypse» de denir. Uyarma kitabıdır. Hristiyanlığa göre İsrafil’ den sonra olacakları, Mehdi’nin çıkışını haber verir.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , ,

Hz. Adem Hayatı

Hz. Adem;ilk Peygamber ve ilk insandır. Allah O’nu topraktan yaratmış, sonra rûhundan üfleyerek can vermiştir. Kur’an-ı Kerim’de Hz. Adem’in yaratılışı ile ilgili pek çok ayet-i kerime vardır. O, insanlığın babasıdır. Yaratıldığı zaman Allah meleklere Hz. Adem’e secde etmelerini emretmiş, ancak cin taifesinden olan şeytan yani iblis, “beni ateşten, Adem’i ise topraktan yarattın. Ben ondan daha kıymetli ve şerefliyim. O’na secde etmem” demiş ve Allah’ın emrine itaatsizliği sebebiyle Cennetten ve Allah’ın rahmetinden kovulmuştur. Allah Hz. Adem’e eş olsun diye Hz. Havva’yı da yaratmış ve onlara eşyanın isimlerini öğretmiştir. Cennette huzur içinde yaşayan Hz. Adem ve Havva şeytanın hilesine kanarak Allah’ ın yasakladığı meyveyi yiyince Cennetten çıkarıldılar. Yeryüzüne indirildiler. Hatalarını anlayınca büyük bir pişmanlık duyup tövbe ettiler. Allah onların samimi tövbelerini kabul edip kendilerini affetti. Hz. Adem’e Peygamberlik verdi. Onları yeryüzünde kendisinin halifesi yaptı, insanlığı onlardan türetti.

Allah’ın Hz. Adem’i yoktan var etmesi O’nun sınırsız güç ve kudretini göstermesi bakımından çok önemlidir. Allah bir şeyin olmasını murad edince ona ancak “Ol” der, o da oluverir.

Bakara Suresi’nde Hz. Adem’den bahsedilirken yüce Allah şöyle buyurur:
“Hani meleklere Adem’e secde edin demiştik de iblisten başkası hemen secde etmişlerdi, iblis ise dayattı, kibirlendi ve kafirlerden oldu. Ve demiştik ki: “Ey Adem, sen eşinle birlikte Cennete yerleş, neresinden isterseniz bol bol yiyiniz, ancak şu ağaca yaklaşmayınız. Yoksa zalimlerden olursunuz.”

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , ,

Hz İlyas Hayatı

Hz İlyas; İsrailoğullarının peygamberlerinden biridir. Tektanrılı dinin, Kenan tanrısı Baal’ın kültüyle yozlaşmasını önleme çabasında Hz. Musa’yla birlikte anılır.

Eski Ahit’e göre, İsrailoğullarının tanrısı Yehova’dan başka gerçek olmadığını savunan İlya, Tanrı’nın aşkın olduğu ve kurtuluşun, günahlardan arınmış bir “azınlığa” bağışlanacağı öğretisinin ilk sözcülerinden biridir. İlya ayrıca, coşku ve vecd yerine us ve ahlak temeline dayalı bir inancı vurgular.

Yahudi-Hristiyan inanışına göre İlya, Kral Ahab’ın Finikeli karısı İzebel’in Yehova yerine Baal’a tapınmayı desteklediği dönemde yaşamıştır. Peygamber, bu yabancı puta tapanlara ceza olarak ülkeye kuraklık getirir. Daha sonra Karmel Dağında Baal’ın 450 peygamberiyle karşı karşıya gelir, onları yener ve kuraklığın sona erdiğini bildirir. Daha sonra mutsuzluğa kapılırsa da gücünü toplar ve Ahab’ın Nabot’u yargılayıp öldürerek bağlarına el koymasına ahlaki gerekçelerle karşı çıkar. Sonunda göğe yükselir, böylece İsrailoğullarına yeryüzünün ötesinde de bir yaşam olabileceğini gösterir.

Kuran’da Hz. İlyas’a Tanrı’nın peygamberlik ve hidayet verdiği (Maide 85) belirtilir. Hz. İlyas halkını puta tapmaktan ve Tanrı’ya karşı gelmekten alıkoymaya çalışarak “yaratanların en iyisi olan”, onların da atalarının da Rabb’i olan Tanrı’ya inanmaya, tapınmaya çağırır.(Saffat 124-126), ama Baal-Bek halkı Hz. İlyas’ın çağrısına uymayarak Cehennem’le cezalandırılmayı hak eder (Saffat 127). Bu cezadan ancak Hz. İlyas’a uyan az sayıdaki “Tanrı’nın ihlas sahibi kullan” kurtulur (Saffat 128). Kendisine inananların sayısı çok az olduğu halde, Tanrı’nın iyi ve inanmış kullara özgü bir ödülü olarak, sonraki kuşaklar arasında “İlyas’a selam olsun” denilerek hep anılagelir (Saffat 129-130).

Halk inançlarına göre Hz. İlyas ölümsüzlüğe ulaşan kişilerden biridir. Yarı Tanrı konumundaki nitelikleri ile evren üzerinde tasarruflarda bulunur. Efsanevi kişiliği ile Hıdırellez kültürünün bir parçası olmuştur.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , ,

Hz. İshak Hayatı

Hz. İshak; Kuran’da, Tevrat’ta adı geçen bir peygamberdir. Hz. İbrahim‘le Sârâ’nın oğludur. İslâm kaynaklarına göre Aşure Gecesi’nde doğmuştur.

Kutsal hikâyelere göre, ondan tam bir yıl önce Hz. İbrahim‘e bir oğlu dünyaya geleceği Allah tarafından bildirilmişti. Sârâ buna şaşmıştı, çünkü kendisi 90, İbrahim de 120 yaşındaydı. İbrahim bu müjde üzerine, doğacak oğlunu Allah’a kurban adadı. Oğlu dünyaya geldikten sonra İbrahim bu adağını unuttu. İshak yedi yaşına geldiği sırada İbrahim‘e, rüyasında, adağı hatırlatıldı. İbrahim bu adağını yerine getirmek üzere İshak’ı keseceği sırada gökten bir koç indi. İbrahim‘in öteki eşi Hâcer’den dünyaya gelen bir oğlu daha (Hz. İsmail) vardı. Sârâ, İsmail‘in de mirasa ortak olacağını düşünerek Hâcer’i kıskanıyordu. Bunun üzerine, Hz. İbrahim, oğlu İsmail‘le Hâcer’i alıp Hicaz’a götürdü, İshak Filistin’de kaldı. Böylece Hz. İsmail Araplar’ın, Hz. İshak Yahudiler’ın dedesi oldu.

kaynak:nkfu

Etiketler, , ,

Hz. Davut’un Hayatı

Hz. Davut;Kuran’da, daha başka din kitaplarında adı geçen bir peygamberdir. Süleyman’ın babasıdır. M. Ö. 1015’ten 975 ‘ e kadar 40 yıl saltanat sürmüştür; İbraniler’in ikinci kralıdır.

Davut Kudüs yakınlarında Beytüllâhim’de dünyaya geldi, onbeş yaşına kadar çobanlık etti, fevkalâde güzel ve tesirli bir sesi vardı. “Davudi ses” deyimi buradan gelir. Pek genç yaşında, İsrailoğulları ordusu komutanlarından Talut’a yardımcı oldu. Bir savaşta düşman ordusu komutanı Calût’u (Goliath) bir sapan taşıyla öldürerek savaşın kazanılmasını sağladı. Tâlût, delikanlının bu başarısını kıskanınca Davut korkarak kaçmak zorunda kaldı. Tâlût’un ölümünden sonra hem İsrailoğulları’na peygamber, hem de komutan olarak, saltanatla peygamberliği birleştirdi.

Davut, “Tevrat” taki dinsel hükümlere göre İsrailoğullarını idare etti. Kırk yıl kadar hükümdar ve peygamber olarak kaldı. Önce Tâlût’un kızıyla evlendi, daha sonra komutanlarından Orya’nın karısı Bethsabe’ye aşık oldu. Orya’yı ordu komutanı Yuab’a gönderdi, savaşta öldürmesini sağladı. Bethsabe ile evlenen Davut’un bu evlenmeden oğlu Süleyman dünyaya geldi.

Davut uzun müddet vicdan azabı çekti, işlediği suçtan nadim olmuştu. Tanrı onu cezalandırmak için Kudüs ve civarında veba salgını çıkardı. Bunun üzerine, Davut’un büyük oğlu isyan etti. Davut asi oğlunu öldürmek zorunda kaldı. Böylece, yeni bir ıstırapla cezalanmış oluyordu.

Hristiyanların “David” olarak tanıdığı Davut’a ilham edilen “Zebur” dört din kitabından biridir. Buna “Mezamir-i Dâvut” da denir. Çünkü Davut, güzel sesiyle, bu kitaptaki şiirleri okur, “mizmar” denilen bir sazı çalardı. Sonradan Süleyman tarafından tamamlanan “Beyt-i Mukaddes” (Kutsal Ev) in esasını Davut kurmuştu. Ölümünde Kudüs şehrinin sûrları dışına gömüldü. Kendisi hakkında birçok sanat eserleri meydana getirilmiştir.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , ,

Böbrekler Çalışmadığında Ortaya Çıkacak Sorunlar

Böbrekler, bir çift fasulye şeklindeki organlardır. Beyin, kalp, akciğerler ve karaciğer ile birlikte, vücudun en önemli beş organı arasındadır. Atık ürünleri ve fazla sıvıyı kandan temizleyen filtrelerdir.

Böbreklerin üç ana görevi kanı filtrelemek, kırmızı kan hücrelerinin üretimini teşvik etmek ve kan basıncını kontrol etmektir.

***Böbrekler, atığın işlenmesinden ve çıkarılmasından sorumlu vücudun birincil kan filtreleme sistemidir.
***Böbrek içindeki hormonal sensörler, hangi maddelerin atık olarak atılması gerektiğini belirler. Böbrekler vücudumuzun sıvı dengesinde tutarlar.
***Böbrekler vücudun oksijen kaynağının korunmasında da önemli bir rol oynar. Oksijenin dokulara iletilmesinden kırmızı kan hücreleri sorumlu olsa da, kemik iliğinde kırmızı kan hücrelerinin üretimi için gerekli
eritropoietin (EPO) hormonu böbreklerden salınır.
***Böbrekler, kan basıncını düzenlemede de yer almaktadır. Renin adı verilen bir enzimin salınması ile arterlerin ve damarların daralmasına ve sonunda tansiyonun artmasına neden olur. Diğer yandan dolaşımdaki kan hacmini etkileyerek kan basıncını etkileyenler, böbreklerdir.

Bozulmuş böbrek fonksiyonu ciddi sonuçlar doğurur ve kalıcı olarak tanımlanan kronik böbrek hastalığına yol açabilir.

Böbrek fonksiyonunda azalma vücudun idrar üretmesinde ve toksinleri filtrelemesinde başarısız olmasıyla sonuçlanır. Kan dolaşımındaki toksinler ve diğer atıklar yok edilemez.

Hasarlı böbrekler, kırmızı kan hücresi üretimini uyarmak için yeterli EPO hormonu salgılamazlar.

Kronik böbrek hastalığı kansızlık olarak bilinen anemiye sebep olabilir.Anemi ve filtrelenmemiş kan dokuların ve organların oksijenle beslenmesini engeller. Bu durum geliştikten sonra kalp durumu telafi etmek için elinden gelenin en iyisini yapar ve daha fazla kan pompalamaya çalışır. Bu kan basıncını yükseltir ve böbreğin hassas yapısına daha da zarar verir. Etkilenen böbrekler daha fazla renin üretebilir. Aşırı renin kan basıncına neden olabilir.

Böbreklerin yeteri kadar çalışmaması durumunda böbrek yetmezliği baş gösterir. Eğer bu belirtiler ciddiye alınmazsa böbrekler hasar görmeye devam eder. Bu hasar geri döndürülemez olacaktır. Belirtileri kısaca;

*** Böbreklerin çalışma kapasitesi düştükçe vücuttaki su ve elektrolit dengesi bozulması.
*** Bir sonraki aşamada güçsüzlük, nefes darlığı, ayaklar ve bacaklar başta olmak üzere vücut genelinde şişlik.
*** İdrarın çok az olması yada hiç olmaması
*** İştah azlığı, mide bulantısı ve kusma, zihin karışıklığı, kaygı, sinirlilik hali ve uyku sorunları
*** Hıçkırık, kas krampları, kas seğirmesi, kaşıntı, göğüs ağrısı, kontrol altına alınamayan yüksek tansiyon

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , ,

Cervantes Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

cervantesMiguel de Cervantes(1547-1616) İspanya’nın en ünlü romancısı ve ölümsüz «Don Kişot» eserinin yazarıdır. Alcala De Henares’ te doğdu; Madrid Üniversitesinde okudu. Bu sırada, henüz yirmi-bir yaşındayken, yazdığı şiirler onun üstün hayal gücünü, yazı kabiliyetini gösteriyordu. Cervantes, daha sonra, ispanya’da geçinme imkanı bulamayınca, Roma’ya gitti, 1570’de Kardinal Giulio Acqua Vivâ’nın maiyetinde mabeyinci olarak çalıştı. 1571’de, İspanya ile Venedik’in Türkler’e karşı hazırladığı deniz seferlerine bir asker olarak katıldı, İnebahtı Deniz Savaşı‘nda sol kolu sakat kaldı. 1575’te İspanya’ya dönerken, bulunduğu gemi Türk korsanlarının eline geçti, Cervantes yakalanarak Cezayir’e götürüldü. Burada beş yıl esir kaldıktan sonra İspanya’daki dostlarının yardımı ile kurtuldu. Hayatının bu beş yıllık devresinde, birkaç kere kendisini ve esir arkadaşlarını kurtarmaya kalkıştıysa da başarısızlığa uğradı. Sönradan yarattığı «Don Kişot» adlı eserinde bu maceralarının büyük etkisi vardır.

Cervantes, İspanya’ya döndükten sonra bütün ilgisini edebiyat üzerinde topladı. Yazdığı şiirler, piyesler ve «Galetea» adlı romanı ona ne maddî, ne de manevi bakımdan bîr şey kazandırmadı. Çok fakir bir hayat yaşıyordu.

Cervantes nihayet 1605’te, «Don Quijote» (Don Kişot) u yazdı. Bu eserde İspanya’daki hayatı ve insanları, kuvvetli hayal gücüyle ve büyük yazı yeteneği ile hicvediyordu. Bu, çok yönlü, eşi daha önce denenmemiş bir eserdi. Cervantes, genel ahlak düşüncesiyle insanların psikolojik ve estetik tecrübelerini öylesine kaynaştırabilmiştir ki, sonradan «roman» adını alan edebi türün gelişmesi «Don Kişot» un etkisiyle mümkün olmuştur.

Cervantes’in hayatı, bütün dehasına ve şöhretine rağmen ihtiyaç içinde geçmiştir. 1616’da, 23 Nisan günü, Stratford-on-Avon’ da ünlü İngiliz edebiyatçısı Shakespeare ölürken, Madrid’te de aynı gün büyük İspanyol yazarı Miguel de Cervantes, çok fakir bir insan olarak hayata gözlerini yumuyordu.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , ,

Nasreddin Hoca’nın Hayatı

Nasreddin Hoca'nın Hayatı

Nasreddin Hoca’nın Hayatı : Fıkraları ile ünlü Türk mizahının en önemli tarihi figürlerinden birisidir Nasreddin Hoca. 1208 yılında Sivrihisar’da doğmuş 1284 sensinde ise Akşehir’de Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur.

Köyünde bir müddet babasının yerine imamlık vazifesini yerine getirmiştir. 1237 senesine kadar bu görevi yerine getirdikten sonra imamlığı bir başka kişiye devir ettikten sonra Akşehir’de bulunan Mutasavvıf Mahmud-i Hayrani’ye mürit olabilmek için Akşehir’e gelmiştir.

Nasreddin Hoca fıkraları ile Türk Halk adamının hayat nasıl bakması gerektiğini bizlere göstermiştir. Kısa ama özlü cevapları, nüktedan yaklaşımları, her zaman pozitif olması ve insanların eşit olduğuna olan inancı, yaşama sevinci ve hazır cevaplılık ile zekanın ne demek olduğunu sadece Türk halkına değil tüm dünyaya da göstermiş ve kanıtlamıştır. Nasreddin hoca tam bir filozoftur. Gündelik yaşamın tüm dert, tasa ve kaygılarına muhakkak tatlı ve huzurlu bir çözüm yolu bulagelmiştir.

Nasreddin Hoca’nın hayatta iken başından geçmiş olan olayların tamamına bakacak olursak evrensel açıdan insanlara büyük dersler verildiği görüleceğinden Türk sözlü edebiyatının önemli bir figürü olan nasreddin Hoca’ya ait olan fıkralar, olaylara daha sonradan zamanla sadece bu Nasreddin hoca’ya yakışır diye düşünülerek kendilerine mal edilmiş bir çok olay ve fıkra da eklenerek günümüze kadar bir çok fıkra gelegelmiştir. Anonim olan bir çok olay ve fıkra bu sayede Nasreddin Hoca’ya mal edilmiştir.

Doğrudan doğruya Nasreddin hoca’ya ait olan olay ve fıkraların sayısı bugün 300 kadar olarak tahmin edilse dahi sözlü edebiyat eserleri olduğu için bu konuda tam net birrakam vermek imkansızdır. Nasreddin hoca fıkraları 1837 yılından günümüze kadar hem yurt içinde hem de yurt dışında basılmıştır. Nasreddin Hoca’nın mevcut mezarı dahi insanlara bir ders verme ve tebessüm ettirebilmektedir.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , ,

İbn-i Sina Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

İbni SinaEbu-Ali Hüseyin İbni Sina (980- 1037)

Tarihin en büyük bilginlerinden biridir. İnsanlık tarihinde belki hiçbir deha, onun dehasının genişliği, kavradığı alanın akla hayret veren büyüklüğü ile ölçülemez.

İbni Sina, aslında Belhli olan, sonradan Buhara’ya yerleşmiş bir ailenin çocuğudur. Babası Abdullah’ın bir maliye göreviyle Buhara yakınlarında Afşan’da bulunduğu sırada burada doğdu. 10 yaşında Kuran’ı ezberledi. 18 yaşına kadar devrinin bütün bilimlerini okudu, bu bilimlerde en yüksek dereceyi buldu.

İbni Sina kendisi hakkında şöyle diyor: «Öteki bilgiler arasında tıp da öğreniyor, nazari bilgimi hastalar üzerinde müşahedelerle tamamlıyordum… Böylece, arasız çalışmaya devam ettim. Geceleri de okumakla, yazmakla uğraşırdım. Uyku bastıracak olsa, bir bardak bir şey içerek açılıyor, yeniden çalışmaya koyuluyordum. Uykuda bile zihnim okuduğum şeylerle meşgul oluyordu. Ekseri uyandığım zaman, halledemediğim bazı şeylerin, uyku sırasında halledilmiş olduğunu gördüm. Bir ara Aristoteles’in «Metafizik» ini incelemeye başladım. Bu kitabı belki kırk kere okuduğum halde anlıyamadım, ümitsizliğe düştüm. Bir gün mezatta bir kitap satılıyordu. Beni tanıyan tellâl, bu kitabı almamı tavsiye etti. Bu, Fârâbî’nin uğraştığım halde anlıyamadı-ğım konu üzerinde yazılmış bir eseriydi. Kitabı aldım, eve dönünce, hemen okumaya koyuldum. O vakte kadar anlıyamadığım Aristoteles’in kitabındaki fikirleri derhal kavradım. Buna son derece sevindim. Allah’a şükrederek secdeye kapandım; fakirlere sadaka dağıttım».

Samanî devletinin başkenti olan Buhara’da hükümdarın saray kütüpanesinin müdürlüğüne atanan İbni Sina, bu kütüphanedeki bütün kitapları ezberlercesine okudu, inceledi. 20 yaşındayken, koruyucusu olan hükümdarın ölümü üzerine, Buhara’dan ayrıldı. Harzem’e giderek büyük bilgin Bîrûnî ile çalıştı. Fikirlerinden dolayı takibata uğradı, bilgisinin enginliği yüzünden kıskançlıklarla karşılaştı. İran’da şehirden şehre göç etmek zorunda kaldı. Böyle bir hayat geçirirken, o muazzam eserleri nasıl kaleme aldığı şaşılacak bir şeydir. Hemedan’da, 21 haziran 1037’de, 57 yaşında öldü.

İbni Sina’nın eserlerinin yüzden fazla olduğu söylenir. Bunların çoğu tıbba, fiziğe, astronomiye, felsefeye aittir.

İbni Sina eserlerini Arapça, yalnız bir ikisini Farsça yazmıştır. Büyük ansiklopedik eserleri «Aş-Şifâ» ve bunun kısaltılmışı olan «An-Nacât» tır. «Al-Kaanûn fi’t-Tıbb» adlı eseri, hekimlik alanında ancak XVI-XVII. yüzyıllarda geçilebilmiştir. İbni Sina, 600 yıl Batı ve Doğu’da hekimliğe hâkim olmuş, bütün İslâm ve Avrupa üniversitelerinde onun bu ünlü kitabı rakipsiz şekilde okutulmuştur.

Bu eserinde yazar, eşsiz bir gözlemci, büyük bir tasnifçi olarak görülür. Hastalıklara, binlerce ilâca dair yaptığı tasnif, modern çağlara kadar esas alınmıştır. «Tis’ Rasâil fî’l-Hikma ve’t-Tabî’îyât» ta fizik ve biyolojiyi inceler. «Kitâbu’n– Nafs» inde psikolojinin kurucusu olarak görünür. Öteki eserleri felsefe, tasavvuf, musiki üzerindedir. Şiirleri de vardır.

İbni Sina felsefede Fârâbî’nin yolundan gitmekle beraber ondan daha orijinaldir, Yunan felsefesini İslâm kelâmı ile uyuşturmaya çalışır. Bu bakımdan, Fârâbî ile Gazalî arasındaki en önemli geçittir. Felsefi iki roman da yazmıştır. Eserleri çağında Lâtince’ye, İbranca’ya, az sonra da zamanımıza kadar hemen bütün medeni Doğu ve Batı dillerine çevrilmiş, XV. yüzyıldan beri Avrupa’da yüzlerce kere basılmıştır. Tıptaki 600 yıllık mutlak otoritesi bir yana, felsefede de XVII. yüzyıla kadar Avrupa filozoflarını şiddetle etkilemiştir. Batı’da «Avicenne» (avisen) diye tanınır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , , ,

Peygamber Amos Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Amos (ü. İÖ 8. yy), Eski Ahit’te kendi adıyla anılan bir kitabı bulunan ilk Yahudi peygamberidir. Kuzeydeki İsrail Krallığı’nın yıkılışını, buna Asurların neden olacağını belirtmemekle birlikte, önceden haber verdiğine inanılır. İsrailoğullarına gazap ve yıkım haberi veren Eski Ahit peygamberlerinin ilkidir.

Yaşamına ilişkin pek az bilgi vardır. Bu bilgilerin de kaynağı, bölümleri ya da bütünü büyük olasılıkla başka kişilerce derlenmiş olan kendi kitabıdır. Kudüs’ün 19 km güneyinde bulunan ve şimdi yıkık olan Tekoa’da doğdu. Yahuda kralı Uzziya (İÖ y. 783-742) ve İsrail kralı II. Yeroboam (İÖ y. 786-746) döneminde yaşadı. Sade bir çoban mı, yoksa daha varlıklı biri mi olduğu bilinmemektedir. Peygamberlik dönemi çok kısa sürmüştür

Çekirge istilası ya da yangın gibi doğal afetleri, halkına Tanrı’nın gönderdiği bir ceza olarak kabul ediyordu. Yahuda’dan ayrılarak daha zengin ve güçlü olan komşu İsrail krallığına gitti ve burada tebliğde bulunmaya başladı. İsrail krallığına ne zaman gittiği tam olarak bilinmemekle birlikte Amos Kitabı’na göre bu tarih, İÖ 750’de meydana geldiği sanılan depremden iki yıl öncedir..

Amos İsrail’de, putperest komşu ülkelerde ve Yahuda’da görülen yozlaşma ve toplumsal adaletsizliği şiddetle yerdi, Tanrı’nın insan üzerindeki mutlak hükümranlığını savundu. İsrail ve Yahuda’nın yakında yıkılacağını bildirdi. II. Yeroboam’ın özel koruması altındaki ünlü Beyt-el tapınağında tebliğde bulunduktan sonra, Yeroboam’ın kâhini Amatsya Amos’un ülkeyi terk etmesi için buyruk verdi. Daha sonra başına gelenler bilinmemektedir.

Amos’un kitabı, ancak bir şairde bulunabilecek yalın ama etkili bir düşgücü ve ritmik bir dille yazılmıştır. Çok özgün olan üslubu, gerçekten Amos’un yazdığı bölümleri, bir olasılıkla başkaları tarafından yazılmış bölümlerden ayırmaya olanak verir. Örneğin, kitabın, Davud peygamberin krallığının yeniden kurulacağını haber veren iyimserlik dolu sonuç bölümünün başka bir yazara ait olduğu hemen anlaşılır.

Amos, bir ilahiyatçı olarak, Tanrı’nın insan üzerindeki mutlak hükümranlığının zengin ve yoksul bütün insanlar için toplumsal adaleti zorunlu kıldığına inanıyordu. Tanrı’nın seçilmiş kulları bile bu buyruğa uymak durumundaydı; bunu çiğneyen herkes için ceza vardı. Dolayısıyla Amos, kavmin çıkarlarının üstüne çıkan bir ahlaki düzene inanıyordu.

Amos Kitabı, Eski Ahit’te yer alan bir kitaptır. Tekoa köyünden gelme Yahudalı bir peygamber olan Amos kuzeydeki İsrail krallığında, II. Yeroboam’ın hükümdarlığı sırasında (İÖ y. 786-746) tebliğde bulundu. Kitabının 7:14. ayetinde Amos, “peygamber değildim, peygamber oğlu da değildim” der. Ama, Yehova’nın çağrısıyla İsrail halkına peygamberlik ettiğini bildirir.

Kitap, Amos’un deyişlerinden ve gördüğü düşlere dayalı açıklamalardan oluşur. Bu deyişleri doğrudan kendisinin kaleme alıp almadığı belli değildir. Sözleri, onu dinleyen bir yazıcı ya da daha sonra sözlü gelenek yoluyla bunları öğrenen bir yazar tarafından yazıya geçirilmiş olabilir. Deyişlerinin elde bulunan düzenlemesi, kitapta Amos dışında birinin de katkısı bulunduğunu göstermektedir.

Amos Kitabı, temelde’bir yıkım habercisidir. İsrail’in komşularını da kayırmamakla birlikte, tehditleri daha çok doğrudan İsrail’e yöneliktir. İsrail’in Yehova’yı bırakıp, Kenanlı tanrılara taptığını öne sürer. Bu inancı, onu İsraillilerin düzenlediği şölen ve toplantılara karşı çıkmaya yöneltir. Yoksulları ezen, rahatına düşkün zenginler, adaleti saptıranlar ve yıkım gününün gelmesini isteyenler hakkında yargılarda bulunur. O gün, Yehova gücünü gösterecek, kötüleri cezalandıracak ve dürüst insanları yeniden yaratacaktır. Bu, Yehova’nın yolundan ayrılan İsrail için karanlık bir gün olacaktır.

Kitap, beklenmedik biçimde, İsrail’in yeniden kurulacağı vaadiyle sona erer (9:8-15). Bu satırlar, kitabın önceki bölümlerinde görülen tehdit edici havadan tamamen farklıdır. Bu nedenle, çoğu uzman bu bölümün sonradan eklendiği kanısındadır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , , ,