Etiket: Paşa

Müşir Gazi Ahmet Muhtar Paşa Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Ahmet Muhtar PaşaBüyük bir Türk komutanı ve matematik bilginidir. 1 Kasım 1839’da Bursa’da doğdu. Babası Katırcızade Hacı Halil Edhem Efendi 1845’te ölünce, Ahmet Muhtar’ı büyük babası Hacı İbrahim Edhem Ağa büyüttü. Ailesi Bursa’nın ünlü ipek tacirleriydiler.

Ahmet Muhtar 1856’da Bursa Askerî İdadîsini (lisesini) bitirip Harbiye’de okumak üzere İstanbul’a geldi. Harbiye’yi bitirince, olağanüstü istidadı dolayısı ile Mekteb-i Erkân-ı Harbîye-i Şahane (İmparatorluk Harb Akademisi) ne gönderildi. 1861’de sınıfının birincisi olarak okulu bitirdi, kurmay yüzbaşı rütbesiyle Serdâr-ı Ekrem (başkomutan) Ömer Paşa’nın yanına verildi. Hersek ve Karadağ isyanlarının bastırılmasında başarı gösterdi, kolağası (kıdemli yüzbaşı) rütbesiyle Harbiye’ye öğretmen oldu. 1864’te, binbaşı rütbesiyle, Anadolu’da ıslahata memur Müşir Derviş Paşa’nın yanına atandı. 1869’da albay rütbesiyle İşkodra’da ıslahata memur edildi. 1870’in son günlerinde mirliva (tümgeneral) ve «paşa» oldu; Yemen’e liva (tugay) komutanı atandı. Yemen’deki isyanı şiddetle ve kesin şekilde bastırması ve Yemen’deki ordunun komutanı Müşir Redif Paşa’nın hastalanması üzerine 1871’de ferik (orgeneral) rütbesiyle Yemen genel vali ve ordu komutanlığına vekâleten atandı. 11 eylül 1871’de en yüksek askerî rütbe olan müşirlik (mareşallik) verilerek bu görevlere asâleten tâyin edildi.

Ahmet Muhtar Paşa, 32 yaşında bulunuyordu. Devrinde bu yaşta bu kadar yükselmiş hiç kimse yoktu. Ahmet Muhtar Paşa bir ara Nafia Nazırlığı (bayındırlık bakanlığı), Şumnu’da ordu komutanlığı, Erzurum’da genel vali olarak bulunduktan sonra 1876 başında Bosna – Hersek genel komutanı olarak Mostar’ a gitti. 21 ocakta, yanına bir tümen alarak, Ruslar’ın kışkırtıp yardım ettiği Hersek asilerini kesin şekilde bozguna uğrattı. Bunun üzerine Büyük Devletler, asiler lehine Osmanlı’yı sıkıştırmaya başladılar. Savaş çıkacağı anlaşılmıştı. 1877’de Rusya ile savaşa girilip girilmemesinin görüşüldüğü toplantıya Ahmet Muhtar Paşa da katıldı, Karadağ Prensliğine 2 ilçenin bırakılması suretiyle savaşın önlenmesi fikrini ileri sürdü. Fakat Anayasa’ya göre devletin toprak terk edemiyeceğini ileri süren müfritler, bu tecrübeli askeri susturdular, büyük bozguna uğradığımız Doksanüç Savaşı’nı göze aldılar.

Bu savaşta Anadolu Cephesi Başkomutanlığına atanan Ahmet Muhtar Paşa, dünya savaş tarihinde kendisine ün kazandıran birçok meydan savaşlarında büyük Rus kuvvetlerini bozguna uğrattı. Kendisine II. Abdülhamit tarafından «Gazi» unvanı ve altın kılıç verildi.

Ruslar’ın Kafkas Cephesi başkomutanı Melikov azledildi, Çar’ın küçük kardeşi Grandük Mareşal Mihaylo, başkomutan olarak ezici kuvvetlerle Ahmet Muhtar Paşa’nın karşısına gönderildi. Paşa savaşı kabul etmedi; kuvvetlerini ezdirmeden Erzurum’a çekildi. Bu çekilme bile sonradan Avrupa harp akademilerinde örnek olarak okutulmuştur.

Savaşın son günlerinde Ahmet Muhtar Paşa erkân-ı harbiye-i umumiye reisi (genelkurmay başkanı) atanarak İstanbul’a çağırıldı. 1878 eylülünde, Berlin Antlaşması gereğince, Girit’i ıslaha gönderildi. Daha sonra çeşitli görevlerde bulundu, 1892’de Mısır olağanüstü komiseri oldu. 1908’e kadar 16 yıl bu şatafatlı, fakat âtıl görevde kaldı. 1908 sonunda İstanbul’a çağırıldı. Kendisini sadrazam yapmadığı için II. Abdülhamit’e büyük bir kin besliyordu. Öyle olduğu halde, İttihatçılar tarafından da tutulmayarak, emekliye ayrıldı.

Ahmet Muhtar Paşa’nın bundan sonraki siyasi hayatı oldukça sönük geçmiştir. Kurduğu hükümet tarihte “Büyük Kabine” diye ünlüdür; çünkü bu hükümette kendisinden başka üç eski sadrazam (Kâmil, Ferit ve Hilmi Paşalar) vardı. Fakat bu kabinenin yaptığı işler «büyük» olmaktan uzaktır.

İktidarı geçici olarak elden kaçıran İttihatçıların baltalamaları arasında Balkan Savaşı’nı yürütemeyen bu hükümette Ahmet Muhtar Paşa hiçbir başarı gösteremedi, bahriye nazırı olarak kabinede bulunan oğlu Mahmut Muhtar Paşa’nın iyi olmayan etkisi altında hareket etti. 3 ay 8 günlük iktidardan sonra 29 ekim 1912’de istifaya zorlandı.

Ahmet Muhtar Paşa 21 ocak 1918’de, 77 yaşını geçkin olarak, Feneryolu’ndaki köşkünde öldü. Büyük törenle Fatih Camisi’ne gömüldü.

Muhtar Paşa 40 savaşa katılmış, ikisinde yaralanmıştır. Zamanının büyük askeri olarak, Mareşal von Moltke ve İmparator Franz-Joseph dahil, Avrupa’da alkışlanmıştı. Fransızca, Arapça ve Farsça bilirdi. Matematik ve astronomi bilgini olarak da pek ünlüdür. Bu konularda Türkçe pek çok kitabı vardır. Bazıları Arapça’ya, Fransızca’ya çevrilmiş, Batı’da çok değer kazanmıştır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,

Liman von Sanders Paşa Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Otto Liman von Sanders, Alman askeri (Stolp / bugün Polonya’da 1855 – Münih 1929). 1874’te Essen muhafız birliğinde subaylığa başladı 1911’de generalliğe yükseldi. Osmanlı Ordusu için gerekli yenilikleri yapmak üzere Almanya’dan çağırılan kurulun başkanı olarak 1913’te İstanbul’a geldi.

Birinci Dünya Savaşı sırasında Çanakkale (1915) ve Filistin (1917-1918) cephelerinde Osmanlı Orduları komutanlığı yaptı. 1915’te Çanakkale V. Ordu komutanıyken verdiği yanlış tabya sistemi büyük kayıplara yol açınca görevinden alınarak yerine Mustafa Kemal getirildi. Eylül 1918’de Filistin Cephesi yarılınca kuvvetlerini Halep’e kadar çekti. Mondros Mütarekesi’nden sonra bir süre İstanbul’da gözaltında tutuldu. Alman askerlerinin geri gönderilmesi çalışmalarını üstlendi, daha sonra kendisi de ülkesine döndü. Türkiye anılarını; Fünf Jahre in der Türkei (Türkiye’de Beş Yıl) 1921 adlı kitapta kaleme aldı.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , ,

Musa Kazım Paşa Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Musa Kazım Paşa, divan şairi, asker (Yunanistan / Koniçe 1821 – ? 1889).

Divan-ı Hümayun’da görev aldı, askerliğe geçerek liva katipliğinde bulundu, yergilerinin yarattığı dedikodu yankısıyla bir ara Kıbrıs’a sürüldüyse de bir süre sonra bağışlandı (1863). Osmanlı-Rus Savaşı’nda (1887-1878) kurmay başkanı olarak 4. Ordu’da görev aldı. Divan-ı Harp üyesiyken yaşamı son buldu (ferikkorgeneral).

Tanzimat yeniliklerinin başladığı yıllarda eski edebiyat geleneğini sürdürenler arasında (Leskofçalı Galip, Yenişehirli Avni, Akif Paşa…) yer aldı, Divan Şiiri alışkanlığını bırakmadan ölümünden sonra basılan külliyatını tamamladı. (Divan-ı Kazım Paşa, 1910), Makaalid-i Aşk (Aşkın Kilitleri Anahtarları) adlı mesnevisinde Kerbela olayını konu edinerek yirmi yedi mersiye-ağıt topladı. Döneminde nükteli eleştirilerle vaktini yeren-taşlayan ve ağızdan ağıza yayılan güncel şiirleriyle tanındı.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , ,

Koca Ragıp Paşa Hakkında Bilgi

Koca Ragıp Paşa (1698 – 1763) Osmanlı devletinin büyük siyaset adamlarından biridir. «Damat Ragıp Mehmet Paşa» diye de anılır. Şiirlerinde «Râgıb» mahlasını kullanmıştır.

İstanbul’da doğdu. İyi bir öğrenimden sonra, derece derece yükselerek, sadaret mektupçusu (başbakanlık özel kalem müdürü), 1741’de reisülküttap (dış işleri bakanı) oldu. Osmanlı İmparatorluğunun dış işlerini büyük bir iktidarla yönetti. Çeşitli genel valiliklerde, bu arada Mısır’da bulundu. Halep Beylerbeyi (genel valisi) iken 1757’de sadarete (başbakanlığa) getirildi. Ölünceye kadar, 6 yıl bu görevde kaldı. III, Osman’ın son, III. Mustafa’nın da ilk sadrazamı oldu. Bu hükümdarlar üzerinde nüfuzu vardı. Barış taraflısıydı; devleti Yedi Yıl Savaşları’na sokmadı, Büyük Friedrich’in teşviklerine kulak asmadı.

Büyük bir devlet adamı, diplomat olan Ragıp Paşa, bilgin ve şair olarak da çok ünlüdür. Değerli eserleri, çevirmeleri vardır, Nedîm ile Şeyh Galip arasındaki şairlerin en büyüğü sayılır. Nâbî yolundan gitmekle birlikte, gazellerinde büyük kudret göstermiş, devrinde de, sonradan da yüzlerce şair tarafından takdir edilmiştir.

Koca Ragıp Paşa III. Ahmet’in kızlarından Saliha Sultan’la evlenmişti. İstanbul’da, Koska’daki kütüphanesinin yanına gömülmüştür.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Damat İbrahim Paşa Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

DAMAT İBRAHİM PAŞA [Makbul] (Ölümü: 1536)

Kanuni Sultan Süleyman’ın 10 vezir-i âzamının ikincisi ve en ünlüsüdür.

Epir’de Parga kasabasının bir köyünde doğdu. En kuvvetli rivayete göre bir İtalyan balıkçısının oğludur. 8 yaşlarında Türk korsanları tarafından esir alınıp Manisa’da dul bir Türk kadınına satıldı. Onun tarafından evlât gibi yetiştirildi; müzik dahil, pek iyi bir tahsil gördü. Manisa’da sancakbeyi olarak bulunan Veliaht Şehzade Süleyman’ın dikkatini çekti; Şehzade tarafından maiyetine alındı, onun büyük teveccühünü kazandı. Kanunî Süleyman 1520’de padişah olunca, olağanüstü zekâsı, sevimli şahsiyeti, yüksek kültürü, birkaç dil bilmesi, tarih ve coğrafyaya vukufu, kemençe çalması gibi meziyetleriyle, sarayda yüksek memuriyetlere getirildi. Padişah’ın Belgrad (1521) ve Rodos (1522) seferlerine katıldı ve «hâsodabaşı» yani Türk imparatorluk sarayının en yüksek memuru oldu ki’, bu mevki protokolda vezirlik (mareşallik) ile eşitti.

27 haziran 1523’te Pirî Mehmet Paşa emekliye ayrılınca, Kanunî, usule aykırı olarak, kubbe vezirlerinden birini değil, İbrahim Ağa’yı vezir-i âzam tâyin etti. Kanunî ile yaşıt olduğu söylendiğine göre İbrahim Paşa o sırada 28 yaşlarında bulunuyordu. Rumeli Beylerbeyliği de Paşa’ya ek görev olarak verildi. 1524’te Yavuz’un kızı ve Kanunî’nin kızkardeşi olup pek genç yaşta dul kalan Hatice Sultan’la evlendi.

İbrahim Paşa aynı yıl, yanına Başdefterdar (maliye bakanı) İskender Çelebi’yi ve kalabalık bir yüksek memur topluluğunu alarak, büyük bir donanma ile Mısır’a gitti. Kahire’de üç ay kaldı, imparatorluğa yeni bağlanmış olan ve devletin en önemli eyaleti sayılan Mısır’ın durumunu büyük bir başarıyla düzenledi. Macaristan’ın fethiyle sonuçlanan ve Kanunî’nin en ünlü seferi olan 1526 Mohaç seferinde, Viyana kuşatmasının yapıldığı 1529 Almanya seferinde de Padişah’a refakat etti, usule aykırı olarak, onunla bir örnek giyinip yan yana at sürdü. 1528’de yıllık tahsisatı 3 milyon akçeye çıkarıldı. 1532’de Padişah’ın Almanya üzerine yaptığı 5. sefere de katıldı.

İbrahim Paşa’nın İkbal Devri

İbrahim Paşa bu sjralarda ikbalin en yüksek noktasında bulunuyordu. Charles-Quint (Şarlken) in kardeşi Kıral Ferdinand’Ia birbirlerine «kardeş’un» diye mektup yazıyorlardı. İbrahim Paşa, Almanya büyükelçisine Türkiye’nin meselâ Diyar-ı Bekir (bugünkü Diyarbakır) sancakbeyinin Ferdinand’dan daha çök geliri ve askeri olduğunu söylüyor, Charles-Quint’in «imparator» sıfatının asla kabul edilemiyec-eğini, Avrupa’da tek imparator blarak ancak Padişah’ın bulunduğunu bildiriyordu. Hükümet işlerini Paşa, Padi-şah’tan bağımsız olarak idare ediyordu. Özel hayatında da hükümdardan son derece iltifat görüyordu. Denebilir ki, Osmanlı tarihinde bir padişahtan bu kadar yakınlık gören hiçbir sadrazam olmamıştır.

İran üzerine sefere karar verilince, İbrahim Paşa, padişahtan önce, 27 ekim 1533’te büyük bir ordu ile İstanbul’dan ayrıldı. İran üzerinde büyük fetihlerde bulunduktan sonra, Halep’e geldi, orada Cezayir Beylerbeyi Barbaros Hayrettin Paşa’yı kabul ederek kendisini kaptan-ı deryalığa atadı. Yeniden İran üzerine yürüyüp 6 ağustos 1534’te Tebriz’e girdi. Bu âna kadar serdar-ı ekrem (başkomutan) olarak savaşı yürüten İbrahim Paşa, 28 eylülde Kanunî’nin Tebriz’e gelmesi üzerine, bu sıfatını kaybetti. 1 aralık 1534’te Bağdat alındı. 4 ay Bağdat’ta kalan Paşa, Başdefterdar İskender Çelebi’yi haksız olarak idam ettirdi ki, Kanunî’nin gözünden düşmesinin en önemli bir sebebi budur. Bağdat’tan Tebriz’e gelen ve oradan padişahla İstanbul’a dönen- İbrahim Paşa Almanya’ya karşı Fransa’ya iktisadî yardım olmak üzere şubat 1536’da bîr anlaşma imzaladı. «Kapitülâsyonlar» denilen ticarî müsaadeler Fransa’ya bu anlaşma ile verilmiştir.

Hürrem Sultan İbrahim Paşa’ya Karşı

Bu derece yükselişinden dolayı İbrahim Paşa’nın aleyhine kuvvetli bir cereyan ortaya çıkmıştı. İbrahim Paşa’nın aleyhinde çalışanların başlıcası Hurrem Haseki-Sultan’dı. Çünkü, veliahtiiğe kendi oğullarından birini getirmek için, Veliaht Şehzade Mustafa’yı ortadan kaldırmak istiyordu. Halbuki Damat İbrahim Paşa, Şehzade Mustafa’yı tutuyordu.

Hurrem Sultan, ilk merhale olmak üzere yıllardan beri İbrahim Paşa’yı yıkmak için çalışıyordu^ Paşa’yı tutan Hafsa Valide-Sultan’ın ölümü, Hurrem’in etkisini artırdı. Paşa ise, yükselişini hazmedememiş, menşeini unutup .gurura kapılmış, aşırı hareketleriyle Padişah’ı bile gücendirmiş durumdaydı. Sonunda Kanunî, 15 mart 1536’da Paşa’yı, Topkapı Sarayı’nda kaldığı bir gece, ansızın boğdurdu. Cenaze, Galata’da Canfeda Tek-kesi’ne gömüldü.

13 yıla yakın iktidar mevkiinde kalan Damat İbrahim Paşa, İstanbul’da, Mekke’de, Selânik’te, Kavala’da, Hezargrad’da, Niğbolu’da, Filibe’de, Silivri’de pek çok hayır eseri yaptırmıştır İdamından sonra serveti Hazi-ne’ye alındı. Bugünkü Sultanahmet Meyda-nı’nda olan büyük sarayı, en muhteşem Osmanlı saraylarından biriydi. Eyüp Sütlücesi’n deki yazlığı da pek ünlüydü. Yüksek bir asker olmayan İbrahim Paşa, orta derecede bir idareci, fakat dış siyasette başarılı bir diplomattı. Hükümetin başında bulunduğu yıllar Türk tarihinin en parlak bir safhasına rastlar.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , , ,

Barbaros Hayrettin Paşa Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Barbaros Hayrettin PaşaBarbaros Midilli’de yerleşmiş olan Yakup adlı bir sipahinin oğlu olup asıl adı Hızır idi. Kendisinden başka Baba Oruç, İlyas ve İshak adlarında daha üç kardeşi vardı. Bunlardan en büyükleri olan Baba Oruç o sırada Akdeniz’de korsanlık yapıyordu.

Hızır Bey ile kardeşi İlyas Bey de beraber çalışıyorlardı. Bir gün gemileriyle Yunanistan’a giderken Rodos korsanları tarafından yakalandılar. İlyas Bey, Hızır Reis’in gözü önünde şehit edildi. Kendisi de yakalanarak forsaya atıldı. Bir hayli zaman gemilerde kürek çekti. Sonunda bir kolayını bularak forsadan kaçtı. Antalya’ya gelerek Yavuz‘un kardeşi olan Antalya valisi Korkut Sultan’a sığındı. Onun verdiği gemilerle Akdeniz’e açılarak Rodoslulardan öcünü aldı. Bundan sonra Tunus’a ağabeyi Oruç Reis‘in yanına gitti. Üç kardeş orada birleşerek korsanlığa başladılar. Tunus hükümdarı bunlara gemi ve bir de kale verdi.

Bu üç kardeş, Akdeniz’de yaptıkları korsanlıkla bir yandan zenginleştiler, bir yandan da ünlerini artırdılar. İspanya, İtalya ve Şarlken’in gemileriyle savaşarak Akdeniz’i haraca bağladılar. Bir süre sonra da kendi hesaplarına Cezayir’i alarak oraya yerleştiler. Şarlken bu üç kardeşi Cezayir’den çıkartmak için büyük bir donanma gönderdi ise de yenildi.

Oruç Reis, Cezayir’de hükümet sürerken, İspanyollarla ve yerli kabilelerle çarpışarak topraklarını genişletti. Sonunda bir savaş sırasında kardeşi İshak Bey’le birlikte şehit düştü. Yalnız kalan Hızır Reis ağabeyi Baba Oruç’un Avrupalılar dilindeki adı olan Barbaros adını aldı. Fakat İspanyolların kendisini sıkıştırmaları üzerine o sırada Mısır’ı alan Yavuz’dan yardım istedi. Cezayir’i Osmanlı devletine sundu. Yavuz kendisine değerli bir kılıç ile 2 000 yeniçeri gönderdi ve Anadolu’dan istediği kadar levent yazmasına izin verdi.

Böylelikle Osmanlı devleti hizmetine giren Barbaros, Kanuni‘nin Akdeniz-de Şarlken’e karşı savaşa karar verdiği bir sırada istanbul’a çağrıldı. 25 gemi ile yola çıkan Barbaros birçok değerli hediyelerle istanbul’a geldi. Donanmasını Galata önünde demirledikten sonra 18 arkadaşıyle birlikte Kanunî’nin katma çıktı. Önce kendisi, sonra da öteki kaptanlar Kanunî’nin elini öptüler. Padişah, Hızır Reis ve arkadaşlarının bütün kahramanlıklarını biliyordu. Onun için hepsine ayrı ayrı iltifat etti. Barbaros’a oturması için yer gösterdi. Konuşma sırasında sözü Akdeniz seferine ve o sırada Akdeniz’in en büyük amirali olan Cenevizli amiral Andrea Doria‘ya getirdi. Bunun üzerine Barbaros:

— O herifin lakırdısı olur mu? Bu kadar vakittir arıyorum! Benden kaçıyor! Padişahım emrederse gemilerini havaya uçururum! dedi. Barbaros‘un bu sözünden çok hoşlanan Kanunî ona kendi korsanlık adı ile seslenerek:

— Hızır Bey! Sen bu dinin en hayırlı oğlusun! Allah senden razı olsun! Sana Hayreddin ismini verdim! dedi. Bundan başka kendisini Cezayir beylerbeyi ve Kaptan-ı derya yaptı.

Bu suretle adı Hayreddin olan ve Osmanlı Kaptan Paşalığına getirilen Barbaros, bundan sonra ölünceye kadar bu makamda kaldı ve Türk milletine pek büyük hizmetler etti.

Preveze Deniz Savaşı (1538):

Barbaros, Osmanlı Kaptan Paşası (Amiral) olduktan sonra Ege denizinde henüz Osmanlı egemenliği altına girmeye ne kadar ada varsa aldı. Bu sırada Şarlken Akdeniz’de Osmanlılara karşı savaşa başlamıştı. Bütün Hıristiyanlar, başta Papa olmak üzere, İspanya, Venedik, Malta ve öteki İtalya şehirleri Türklere karşı büyük bir Haçlı donanma hazırlamışlar ve komutasını da Cenevizli amiral Andrea Doria’ya vermişlerdi.

Barbaros, Ege denizinde dolaşırken düşman donanmasının Yunan kıyılarında olduğu haberini aldı. Hemen yanında bulunan gemilerle onları yakalamaya koştu. Düşmanı Preveze körfezi önünde yakaladı, işte burada dünyanın en büyük deniz savaşlarından biri oldu. Bizden daha çok kuvvetli ve sayıca üstün olan düşman donanması, Barbaros’un ustaca manevralarıyla büyük bir bozgunluğa uğradı (1538) Andrea Doria kendisini zorla kurtardı.

Barbaros bundan sonra her yerde Şarlken’in gemilerini aradı. Kanuni ‘nin emriyle Fransızlara yardım ederek onlarla birlikte Nice şehrini kuşattı. Ölünceye kadar denizlerde dolaştı (1546). Türbesi Beşiktaş’ta, kendi adı ile söylenen iskele yanındadır .

Türk denizcilerinin en büyüğü olan Hayreddin Paşa, memlekete yalnız büyük zaferler ve ülkeler hediye etmekle kalmamış, aynı zamanda Murat Reis, Turgut Reis, Piri Reis, Salih Reis, Seydi Ali Reis gibi her birisi bir büyük denizci olan değerli kaptanlar da yetiştirmiştir.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Fahrettin Paşa (Ömer Fahreddin Türkkan) Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Ömer Fahrettin TürkkanFahrettin Paşa ya da tam adı ile Ömer Fahreddin Türkkan. Tüsk Asker ve diplomatıdır. Birinci Dünya Savaşı esnasında ortaya çıkan Şerif Hüseyin İsyanı sebebi ile yapılan ünlü Medine Müdafaası ile bilinmektedir. Fahrettin Paşa’nın başında olduğu Medine Müdafaası tam 2 yıl 7 ay sürmüştür. Bu başarılarından dolayıdır ki bir çok farklı lakap ve san almıştır. Bu san ve lakaplar : “Türk Kaplanı”, “Çöl Kaplanı”, “Medîne Müdâfii”, “Medine Kahramanı”‘dır.

Ömer Fahreddin Paşa 1868 yılında günümüzde Bulgaristan sınırları içerisinde kalan Rusçuk’da dünyaya gelmiştir. 93 harbinin bitmesinden sonra ailesi ile birlikte İstanbul’a göç ederek İstanbul’a yerleşmiştir. Subay olmak için eğitim almış Mekteb-i Harbiye okulunu birincilikle bitirdikten sonra Erkan-ı Harbiye Mektebi’ne de girmiş ve tarihler 1891’i gösterdiğinde Kurmay Yüzbaşı olarak okulundan mezun olup göreve başlamıştır. Balkan Savaşı sırasında da görev alan Ömer Fahrettin Paşa Çatalca savunması ve Edirne’nin tekrardan geri alınması askeri harekatlarında görevleri olmuştur.

Birinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde ise Musul’da yer alan 4. Ordu’ya bağlı olan 12. Kolordu’da Kolordu Komutanı olarak bulunuyordu. Bir yıl sonra yani 1915 yılında 4. ordu komutan vekilliğine yükselen Ömer Fahrettin Paşa Musul bölgesine tehcir yolu ile gelen Ermenilerin yerleştirilmeleri ile meşgul olmuştur. Aynı dönemde Musul’a yakın noktadaki Urfa, Zeytun, Musadağı ve Haçin’ki Ermeni isyanlarını bşarı ile bastırmıştır.

Seneler 1916 olduğunda Cemal Paşa tarafından Medine’de yer alan Hicaz Kuvve-i Seferiyesi komutanlığına ataması gerçekleşmiştir. Bu görevinin başında iken emperyalist İngiliz politikaları doğrultusunda hareket ederek isyan girişiminde bulunan Şerif Hüseyin ve ordusuna karşı oldukça kısıtlı imkanlar dahilinde tam 2 yıl 7 ay süren Medine Müdaafasında büyük başarılar göstermiş ve takdir toplamıştır. Medine Müdaafası ile Türk askeri tarihine adını başarılı bir asker ve idareci olarak yazdırmıştır.

Medine Müdaafasından savaş esiri olarak çıkan Ömer Fahrettin Paşa 27 Ocak 1919 tarihinde önce Mısır’a ardından da Malta’y asürgün olarak gönderilmiştir. Sürgün yılları sürerekne Ömer Fahrettin Paşa İstanbul’da kurulan Kürt Nemrut Mustafa Paşa Divan-ı Harbi ismi verilen mahkemede sözde savaş suçları sebebi ile ölüme mahkum edilmiştir. 8 Nisan 1921 tarihinde Ankara Hükümetinin azimli çalışmaları ile Malta’daki sürgünden kurtulmuş ve Eylül 1921 tarihinde şanlı Türk Kurtuluş Savaşında görev almak üzere Ankara’ya intikal etmiştir.

Ankara’ya geldikten sonra bizzat Mareşal Mustafa Kemal Paşa tarfından Güney Cephesinde, işgalci Fransız güçlerine karşı Türk kuvvetlerini birleştirmek ve organize etmek ile görevlendirilmiştir. Ankara Antlaşması ile Fransızlar ile savaşın sona ermesi üzerine de 9 Kasım 1921 tarihinde BMM tarafından Afganistan Kabil’e büyükelçi olarak ataması gerçekleşmiştir. Özellikle o dönemdeki Türk-Afgan dostluğunun gelişmesinde önemli bir pay sahibidir.

1936 yılına kadar aktif olarak görevler alan Ömer Fahrettin Türkkan Ferik korgeneral rütbesi ile emekli olmuştur. 22 Kasım 1948 tarihinde ise bu büyük Türk asker ve diplomatı Eskişehir yakınlarında bir tren seyahati esnasında kalp krizi geçirerek vefat etmiştir. Ömer Fahrettin Paşa’nın vasiyeti üzerine Aşiyan Mezarlığında toprağa verilmiştir.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , , ,

Kazım Karabekir Paşa Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında

İlköğretimini o zaman ki Osmanlı İmparatorluğunun çeşitli vilayetlerinde yaptı. İstanbul’da eğitimine başlayan Karabekir, Van ve Harput’ta devam edip eğitimini Mekke’de tamamladı. 1896 yılında ise İstanbul Fatih Askeri Rüştiyesi’ni 1899’da Kuleli Askeri İdadisi’ni 1902’de ise Mektebi’ni ve 1905’te Erkan-ı Harbiye Mektebi’ni bitirerek “yüzbaşı” rütbesiyle orduya katıldı.

İki yıl staj gören Karabekir, stajını Manastır’da yaptı. İttihat ve Terakki’nin Manastır örgütünün kurulmasına katıldı. 1907’de “önyüzbaşı” rütbesi alarak İstanbul Harbiye Mektebi, tabiye öğretmen vekilliğine atandı. İttihat ve Terakki İstanbul örgütünün kurulmasında görev aldı.

II. Meşrutiyet’ten sonra Edirne’de II. Ordu 3.tümen “kurmaylığına” atandı. 31 Mart 1909 ayaklanmasında Hareket Ordusu’nda görev aldı. 1910 Arnavutluk ayaklanmasının bastırılması harekatında büyük rol üstlenerek harekata katıldı.

14 Nisan 1912’de “binbaşılığa” yükseldi. Balkan Savaşı’nda Trakya sınır komiseri olarak görev yaptı. 1914’te “yarbay” rütbesiyle Birinci Kuvve-i Seferiye komutanlığıyla İran ve ötesi harekâtıyla görevlendirildi.

Bir süre sonra İstanbul Kartal’da 14. tümen komutanlığına atandı ve Çanakkale’ye gönderildi. Kerevizdere’de Fransızlar’a karşı üç ay savaştıktan sonra “albaylığa” yükseldi.

İstanbul’da I. Ordu erkan-ı harbiye başkanlığına, sonra Galiçya’ya gidecek ordunun ardından Mareşal Von der Goltz’un erkân-ı harbiye başkanlığına atanarak Irak’a gitti.

1916’da Kutü’l-Amare’yi kuşatan 18. Kolordu komutanlığına getirildi ve burayı aldıktan sonra Irak’ta İngilizler’le çarpıştı. 1917’de Diyarbakır’daki 2. Kolordu komutanlığına getirildi ve Van, Bitlis, Elazığ cephelerindeki II. Ordu komutanlığına vekâlet etti.

1918’de Erzincan ve Erzurum’u Ermeniler’den ve Ruslar’dan geri aldı. Ardından Sarıkamış, Kars ve Gümrü kalelerini ve Karakilise’yi (Karaköse) kurtardı. Aynı yıl tümgeneral oldu. Mondros Mütarekesi sırasında sadrazam olan Ahmed İzzet Paşa’nın genelkurmay başkanlığı önerisini kabul etmeyerek Anadolu’da görev almak istedi.

Önce Tekirdağ’daki 14. Kolordu komutanlığına, ardından da Erzurum’daki 15. Kolordu komutanlığına atanmasını sağlayarak Nisan 1919’da göreve başladı. Hazırlıkları yapılan Erzurum Kongresi’nin toplanmasında önemli rol oynadı.

Kurtuluş Savaşı’nda Edirne milletvekilliğini ve Doğu cephesi komutanlığı yapan Kazım Karabekir Paşa, Ermeniler’in eline geçen Sarıkamış, Kars ve Gümrü kalelerini geri alarak 15 Kasım 1920’de Ermeni ordusunu kesin olarak ortadan kaldırmıştır. Ermeni hükümeti bu yenilginin ardından Ankara hükümetiyle daha doğrusu Ankara hükümeti adına Kazım Karabekir Gümrü Antlaşması’nı imzalamıştır.

Kars’ın alınmasıyla korgeneral yükseldi. Rus Sovyet Sosyalist Federe Cumhuriyeti ve Kafkasya hükümetleriyle Kars Antlaşması görüşmelerini yürüttü. Kurtuluş Savaşı’nın bitiminden sonra I. Ordu müfettişliğine atandı.

Kars’ın alınmasıyla korgeneral yükseldi. Rus Sovyet Sosyalist Federe Cumhuriyeti ve Kafkasya hükümetleriyle Kars Antlaşması görüşmelerini yürüttü. Kurtuluş Savaşı’nın bitiminden sonra I. Ordu müfettişliğine atandı.

1923’te İstanbul milletvekili oldu. 1924’te, TBMM’deki Dörtler Grubu’nu destekledi. Ardından askerlikten ayrılarak Halk Fırkası’ndan istifa etti.

17 Kasım 1924’te kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın başkanlığına seçildi.

Parti 3 Haziran 1925’te Şeyh Sait ayaklanması nedeniyle kapatıldı. Karabekir, Mustafa Kemal Paşa’ya karşı yapılan İzmir suikasti ile ilgili bazı partililerle birlikte yargılandıysa da beraat etti.

Siyasi yaşamına on iki yıllık aradan sonra, 6 Ocak 1939’da İstanbul milletvekili olarak devam etti.

1946’da TBMM başkanlığına seçildi ve bu görevde iken vefat etmiştir. (26 Ocak 1948).

Kaynak:Enson haber Biyografi

Etiketler, , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Fahreddin Paşa Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında

Mondros Mütarekesi’nden sonra teslim olmayıp Medine’yi 72 gün daha savunan Türk kumandanıdır. 

1868 yılında Bulgaristan’ın Rusçuk şehrinde doğdu. 93 Harbinden sonra ailesiyle birlikte İstanbul’a geldi.

Harp okulunu ve harp akademisini bitirdikten sonra 1891’de kurmay yüzbaşı olarak Osmanlı ordusuna katıldı.

Balkan Savaşında Çatalca savunmasında ve Edirne’nin geri alınışında görev aldı.

I. Dünya Savaşı başladığında 4. Orduya bağlı 12. kolordu komutanı olarak Musul’da bulunuyordu.

1915’te 4. Ordu komutan vekilliğine getirildi. bu bölgede iken hem tehcire tabi tutulan Ermenileri yerleştirme işiyle uğraştı, hem de Urfa, Zeytun, Musadağı ve Haçin Ermeni isyanlarını bastırdı.

1916’da 4. Ordu komutanı Cemal Paşa tarafından Medine’ye gönderildi. Fahreddin Paşa elindeki kısıtlı imkânlara rağmen aldığı tedbirler sayesinde Medine’yi 2 yıl 7 ay savundu. Herhangi bir yağma ihtimaline karşı tedbir olarak, Medine’deki 30 parça Kutsal Emaneti 2000 askerin koruması altında İstanbul’a gönderdi.

Medine’nin etrafı isyancıların eline geçmeye başlayınca İstanbul’daki Hükümet, Medine’nin boşaltılmasını istedi. Fahreddin Paşa ‘Peygamberin kabrinin bulunduğu Medine’deki Türk Bayrağını kendi elimle indiremem’ diyerek şehirden ayrılmayı kabul etmedi.

Bir süre sonra Medine’nin etrafı tamamen kuşatıldı. Türk orduları kuzeye doğru geri çekilmeye başladı. Etrafındaki Türk birlikleriyle irtibatı tamamen kesilen Fahreddin Paşa şehri savunmaya devam etti.30 Ekim 1918’de Osmanlı Devleti Mondros Mütarekesini imzalayarak I. Dünya Savaşından çekildi.

Mütarekenin 16. maddesine göre Fahreddin Paşa’nın teslim olması gerekiyordu. 

Kendisine Mondros Mütarekesini tebliğ için İstanbul’dan gönderilen yüzbaşıyı hapsettirdi. Medine’ye en yakın Osmanlı birliği 1300 km uzakta olmasına rağmen Mondros Mütarekesinden sonra da teslim olmadı ve şehri savunmaya devam etti. Osmanlı devletinin teslim olmasında sonra 72 gün daha Medine’yi savunmaya devam eden Fahreddin Paşa yiyecek, ilaç ve cephanenin bitmesinden sonra kendi askerleri tarafından etkisiz hale getirildi ve şehir 13 Ocak 1919’da teslim oldu. 

Böylece Medine’de 400 seneden beri süren Türk hakimiyeti sona erdi.
İngilizler tarafından Türk Kaplanı ismi verilen Fahreddin Paşa, savaş esiri olarak önce Mısır’a daha sonra da Malta’ya gönderildi.

8 Nisan 1921’de Malta’da kurtulduktan sonra Milli Mücadele’ye katılmak üzere Ankara’ya geldi. 9 Kasım 1921’de TBMM tarafından Kabil Büyükelçiliğine tayin edildi.

1936’da Tümgeneral rütbesi ile Türk Silahlı Kuvvetlerinden emekliye ayrılan Fahreddin Paşa, 1948’de İstanbul’da vefat etti.

Kaynak:Enson haber Biyografi

Etiketler, , , , , , , , , , ,

Barbaros Hayreddin Paşa Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında

Aslen Vardar yenicesinden olan babası Yakup Ağa, bir Osmanlı sipahisiydi ve 1461 yılında Midilli’nin fethi sırasında Fatih Sultan Mehmed ile birlikteydi. Asıl adı Hızır olduğu halde Barbaros ve Hayreddin lakaplarıyla tanınır. 

Batılılar havuç rengine çalan kırmızı sakalından dolayı, ağabeyi Oruç’a verdikleri “Barbarossa” adını daha sonra Hızır içinde kullandıklarından Barbaros diye tanınmış, Hayreddin lakabını ise kendisine Yavuz Sultan Selim takmıştır.

Barbaros Hayreddin Paşa, kardeşleri İlyas ve Oruç ile beraber birçok deniz savaşında bulundu. Diğer kardeşi İshak ise Midilli’de kaldı. Barbaros Hayreddin Paşa, Cezayir seferine Oruç Reis ile birlikte çıktı. Cezayir’in fethedilmesinden sonra Oruç Reis, Cezayir’e Bey oldu. 

Barbaros Hayreedin Paşa, İshak ve Oruç Reis’ler şehit olunca Cezayir Beyliği’ne atandı. Beylerbeyi ünvanını alan Barbaros Hayreddin Paşa, İstanbul’a gelip 1534 yılında Kaptan-ı Derya oldu.

Bir çok zafer kazanan Barbaros, Avrupa’da nam saldı. Avrupalılar çocuklarını Barbaros geliyor diye korkutur hale geldiler. 5 Temmuz 1546 tarihinde vefat eden Barbaros Hayreddin Paşa, sağlığında Beşiktaş’ta yaptırdığı medresenin yanındaki türbesine defnedildi.

Onun ölümü için “Mate reisü’l-bahr-Denizin reisi öldü” denildi. Barbaros Hayreddin Paşa zamanında Osmanlı denizciliği gücünün zirvesine ulaşmış, onun mektebinde yetişen değerli denizciler ve teşkilatlı tersane sayesinde bu güç varlığını bir süre daha devam ettirmiştir.

Barbaros Hayreddin Paşa, alim ve cesur bir komutandı. İri yapılı ve kumral tenliydi. Saçı, sakalı, kaşları ve kirpikleri çok gürdü.

Ömrü denizlerde geçtiğinden Rumca, Arapça, İspanyolca, İtalyanca ve Fransızca gibi Akdeniz dillerini çok iyi bilirdi. Çinili Hamam kendisine aittir. Oğulları Mehmed Paşa, Hasan Paşa ve Vali Paşa’dır. 

Kaynak:Enson haber Biyografi

Etiketler, , , , , , , , ,

Ahmet Şefik Midhat Paşa Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında

(d. 18 Ekim 1822, İstanbul – ö. 8 Mayıs 1884, Taif)

İki kez sadrazam, Tuna, Aydın ve Suriye Valisi, ilk Osmanlı anayasası olan Kanun-i Esasi’yi hazırlayan kurulun başkanı.

Midhat Paşa padişah Abdülaziz (1861-1876) döneminde savunduğu reform politikalarıyla tanınmış ve iki kez sadrazamlık yapmıştır. 1876’da Abdülaziz’in tahttan indirilmesiyle sonuçlanan askeri darbe’nin liderlerinden biri olmuş, aynı yıl padişah V. Murat’ın tahttan indirilerek II. Abdülhamit’in tahta geçirilmesi olayında da belirleyici rol oynamıştır. 

Abdülhamit’in 23 Aralık 1876’da ilan ettiği Kanun-u Esasinin mimarlarından biridir. Bu olaylardan kısa bir süre sonra Mithat Paşa Abdülhamit’in gözünden düşerek sürgüne gönderilmiş, 1881’de Yıldız Sarayı’nda kurulan mahkeme tarafından ölüme mahkûm edilmiştir. İdam cezası Abdülhamit tarafından Taif’te hapis cezasına çevrilmişse de 3 yıl sonra muhafızları tarafından öldürülmüştür. Cinayetin II. Abdülhamit’in emriyle işlendiğinden şüphelenildiyse de kesinlikle kanıtlanamamıştır.

Mithat Paşa Tanzimat reformlarını gerçekleştiren kuşağın önde gelen temsilcilerinden biridir. Ancak Tanzimat’ın asıl lider kadrosunu oluşturan Mustafa Reşit, Âli ve Keçecizade Fuat Paşalarca fazla radikal ve istikrarsız bulunarak dışlanmış ve nispeten geç yaşta ön plana çıkma olanağı bulabilmiştir. 

1860’larda Tuna ve Bağdat vilayetlerindeki başarılı reform çalışmaları Mithat Paşa’nın kariyerinin zirve noktası olarak görülür. 1870’lerdeki iki kısa sadrazamlığı siyasi çatışmaların ve büyüyen mali krizin gölgesinde kalmıştır. 1876 krizinde Mithat Paşanın bir Cumhuriyet rejimi tasarladığı iddia edilmiştir.

Bu iddia Abdülhamit yıllarında paşanın zevaline yol açmış, ancak 1908 ve 1923’ten sonraki yıllarda yeniden kazandığı itibarın temelini oluşturmuştur.

Dolmabahçe’de 1947’de inşa edilen İnönü Stadyumu 1951’de Demokrat Parti hükümetince Mithatpaşa Stadyumu olarak adlandırılmış, ancak 1973’te İnönü Stadyumu adı iade edilmiştir.

Kaynak:Enson haber Biyografi

Etiketler, , , , , , , , , , , , , , ,

Şeker Ahmet Paşa Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında

Şeker Ahmet Paşa, natürmort ve manzara resimleri ile ünlüdür.

1841 yılında, Üsküdar’da doğan Şeker Ahmet Paşa’nın gerçek adı Ahmet Ali’dir. 

Çocukluk hayatını İstanbul’da geçiren Ahmet Paşa, 1885 yılında tıp eğitimi görmek için başladığı Tıbbiye Mektebi’ndeki tahsilini yarıda bırakarak Harbiye Mektebi’ne geçti.

Tıbbiye yıllarında başladığı ve Harbiye’de de devam ettirdiği resim hayatı, Sultan Abdülaziz’in dikkatini çekmesini sağladı. 1863 yılında, bizzat sultan tarafından Paris’e, resim eğitimi almaya gönderildi. 

Paris’te, Boulanger ve Gerome atölyelerinde çalıştığı zaman diliminde, Corot, Coubert ve Daubigny gibi ünlü ressamlardan etkilenen Ahmet Paşa, 1869 yılında, Paris’te açtığı ve yağlıboya çalışmalarının yanı sıra Abdülaziz’in karakalem bir portresini de içeren sergi ile birlikte mezun oldu.

Fransız-Alman harbinin başlaması ile birlikte Fransa’da kalmak için sebebi kalmayan Ahmet Paşa, 1871 yılında Osmanlı’ya geri döndü. İstanbul’da, Tıbbiye Mektebi’nde resim öğretmenliği görevine atandığı bu yıllarda, karakteristik özelliklerinden dolayı “Şeker” lakabı aldı.

27 Nisan 1873 yılında, resim öğretmeni olarak çalıştığı Bayazıt Zeyrek Kaptan-ı İbrahim Paşa Mektebi’ndeki öğrencileri ve çalışma arkadaşları ile birlikte Osmanlı’daki ilk resim sergisini açtı. O döneme kadar Osmanlı’da dinsel motiflerden öteye gitmemiş olan resim sanatının ilk Batı’laşma örneklerinden birisi olan bu sergi ile birlikte modern resim sanatı ve akımları da Osmanlı’da başlamış oldu.

Padişahın da taktirini kazanmış olan Ahmet Paşa, ilk olarak padişah yaverliği görevine getirildi, bunu sırasıyla 1884’te Mirliva (Tuğgeneral), 1890’da da Ferik (Tümgeneral) rütbeleri izledi. Şeker Ahmet Paşa, 5 Mayıs 1907 yılında, İstanbul’da kalp krizi geçirerek hayata gözlerini yumdu. Cenazesi, Sokullu Mehmet Paşa Türbesi’ne defnedildi.

Şeker Ahmet Paşa, resimlerinde doğa manzaraları, hayvan portreleri gibi konuları işlemiş, insan figürlerinden ise uzakta durmuştur. Asıl ustalığını gerçekleştirdiği alan olarak ise natürmort gösterilmektedir. Resimlerinin önemli bir bölümü İstanbul ve Ankara Resim Heykel Müzeleri ile, Sakıp Sabancı Müzesi ve bazı özel koleksiyonlarda bulunmaktadır.

Önemli eserleri; Geyikli Peysaj, Bursa’da Bir Orman, Karpuzlu Natürmort, Kendi Portresi, Talim Yapan Erler. 

Kaynak:Enson haber Biyografi

Etiketler, , , , , , , , , , , , , , , , ,

Damat Ferit Paşa Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında

1853 yılında İstanbul’da, Danıştay üyesi, aslen Arnavut olan, Seyyid Hasan İzzet Efendi’nin oğlu olarak dünyaya gelen Damat Ferid, Paris, Berlin, Petersburg ve Londra elçiliklerinde katiplik yaptı.

Sultan Abdülmecid’in kızı ve IV. Mehmed’in kız kardeşi olan Mediha Sultan’la evlenerek saraya damat olan Ferid Paşa, bir dönem İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin içinde bulunmasına karşın kısa süre sonra cemiyetin karşı saflarında yer aldı.

11 Kasım 1911 tarihinde İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne karşı olarak oluşturulan Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın kurucularından olan Damat Ferid, 25 Kasım 1911’de ilk başkanı olduğu fırkadaki bu görevini, Haziran 1912’ye kadar sürdürdü.

İttihat ve Terakki’nin iktidarda bulunduğu dönem olan 1913 – 1918 seneleri arasında, siyasette etkin role sahip olmayan Damat Ferid Paşa, Osmanlı’nın II. Dünya Savaşı’ndan yenilgiyle ayrıldığını belgeleyen Mondros Antlaşması’nın ardından 4 Mart, 19 Mayıs, 21 Temmuz 1919, 5 Nisan ve 31 Temmuz 1920 tarihlerinde, birçok kere sadrazamanlığa getirildi.

Mart 1919’da Tevfik Paşa’nın yerine sadrazamlığa getirilen Damat Ferid, Osmanlı delegasyonu başkanı olrak Paris Barış Konferansı’nda bulundu. İtilaf devletlerinin Osmanlı toprakları işgal etmelerine direnmek amacıyla başlatılan ulusal direnişin karşısında yer tutan Damat Ferid Paşa, bu amaçla toplanan Sivas Kongresi’ni de engellemeye çalıştı.

Aralarında Nemrut Mustafa Paşa divanından Mustafa Kemal ve arkadaşlarının da bulunduğu İttihatçılar hakkında idam kararı çıkartan Damat Ferid, 21 Temmuz 1919’da tekrar kabineyi kurduktan sonra, Kuva-yı Milliye’yi dağıtmak için Kuvay-i İnzibatiye’yi kurdu ve 1920 yılında ülkenin bölünerek düşman devletler tarafından paylaşılmasını öngören Sevr Antlaşması’nın çalışmalarında bulundu.

Bu icraatları karşısında, Anadolu’nun çeşitli yerlerinden gelen tepkiler karşısında istifaya zorlanan Damat Ferid, 5 Ekim 1920’de 4. defa sadrazamlığa getirilmesinin ardından kabineyi yenilemek üzere 11 Nisan 1920’de istifa etti. Aynı sene, 31 Temmuz’da tekrar sadrazamlığa gelen ve bu dönemde Sevr Antlaşması’nı imzalamasının ardından, İstanbul Hükümeti ile TBMM’nin uzlaşmasına engel olduğu gerekçesiyle İngiliz baskısı sonucunda 17 Ekim 1920’de görevinden ayrıldı.

Kurduğu hükümetlerin tamamında hariciye nazırlığı görevini üstlenen Damat Ferid Paşa, Kurtuluş Savaşı’nın kazanıldığının kesin olarak belirlendiği 21 Eylül 1922 tarihinde ailesiyle birlikte Fransa’ya kaçarak buraye yerleşti. Hayatının geri kalan kısmını yurtdışında geçiren Damat Ferid Paşa, 6 Ekim 1923 tarihinde Fransa’nın Nice kentinde öldü.

Kaynak:Enson haber Biyografi

Etiketler, , , , , , , , ,

Enver Paşa Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında

1880’de İstanbul’da sıradan bir memurun oğlu olarak dünyaya gelen İsmail Enver için, yaşadığı dönemden bugüne kadar pek çok yorum yapılmış, her yönüyle inceden inceye işlenmiştir.

PADİŞAH DAMADI

1908’de Genç Türkler İhtilali ile yıldızı parlayan Enver’in hızlı yükselişi 1913’te Yarbayken yine aynı senenin sonlarında Albaylığa, 19 gün sonra 1 Ocak 1914’te Paşalığa yükselmesi ile başlar. Kabineye Harbiye Nazırı olarak girer; Genelkurmay Başkanlığı’ndan bir süre sonra da Başkumandan Vekilliği yetkilerini de elinde toplar. Naciye Sultanla evlenip, saraya, Padişaha damat oluşu da bu safhaya rastlar. Enver Paşa kendini zirveye ulaştıran basamakları yine kendi elleriyle döşemişti. Enver Paşa’nın vatanseverliği ve bu topraklara olan bağlılığı gerçektir. Bunun yanısıra hayal gücünün genişliği ve gerçeklerle bu hayallerin zaman zaman birbirine karıştığı da inkar edilemez. Hayallerini süsleyen İran, Hindistan, Turan ve Kafkasya’ya hakim olmak düşünceleri o günün şartlarında gerçek temeller oturmaz. Örneğin Cemal Paşa anılarında, “Hakikati söylemek gerekirse, bu birinci Kanal Seferi yaptığımız zaman hiç kimse bu Kanalın nasıl geçileceğini bilmiyordu…” der.

SARIKAMIŞ

Halbuki Enver Paşa bu görevi, IV. Ordu Kumandanlığı’nı, Cemal Paşa’ya teklif ettiğinde, Suriye’deki asayiş sağlama ve Kanal Seferini her ikisi de inanarak imzalamışlardı. Bu sefer gerçekleştiğinde ise Kanal Türk cesaretiyle dolmuştu. Kanal’dan önce Sarıkamış’ta yaşananlar ise tam bir felaketti. 90.000 askerden 10.000’in sağ kalabildiği, özellikle de donmaktan ve açlıktan kurtulabildiği bu sefer, sonuçları açısından korkunçtu. Hayatında alay kumandanlığı dahi yapmamış olan Enver Paşa tecrübeden ziyade gençliğinin getirdiği coşkuyla kumanda edecekti ordusunu. Amaç 1878 Berlin Antlaşması’nda kaybedilen toprakları geri almaktı ve başarılı olacağına inanıyordu. Enver Paşa Ordu Kumandanı Hasan İzzet Paşa’nın hava şartları, soğuk, karın şiddeti gibi uyarılarına kulak asmaz ve taarruz emri verir. III. Ordunun ölüm emridir bu. Enver Paşa Sarıkamış’ta “Hükümete” başlıklı bir vasiyet bırakır.

VEFATI

1.Dünya Savaşı ardından, Almanya’nın yenilgisi ve Osmanlı’yı Sevr Antlaşması’na sürükleyen çöküşün ardından Kasım 1918’de Enver Paşa ülkeyi terk ediyordu. 1922 yılının 4 Ağustosu’na kadar yurt dışında çalışmalarını sürdürdü. Ve son gün Orta Asya’nın Pamir eteklerinde Çegan tepesinde vurularak öldürüldüğünde 42 yaşında yenik ve yalnız bir adamdı.

Kaynak:Enson haber Biyografi

Etiketler, , , , , , , , , ,

Fahreddin Paşa Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında

Fahreddin Paşa, adını tarihe, 400 sene boyunca Türklerin olmuş Medine’nin, yine Türklerde kalması için canla başla çalışmış bir adam olarak yazdırdı. Ülkesini inatçı ve cesur bir şekilde savunması, onun “Medîne Müdâfii”, “Türk Kaplanı”, “Çöl Kaplanı”, “Medine Kahramanı” lakapları ile anılmasını sağlamıştı.

Asker olmak onun küçük yaşlardan beri hayaliydi. Belki çocuk yaşlarda böylesine güzel anılmayı hayal edemezdi; ama başarmıştı. Çünkü asıl önemli olan, savaşın nasıl kazanıldığı ya da kaybedildiği değil, nasıl mücadele edildiğiydi…

Çocukluğu ve eğitim hayatı

Fahreddin, 4 Şubat 1868’de Tuna Nehri kenarındaki küçücük bir kasaba olan Rusçuk’ta, Fatma Adile Hanım ve Ömer Ağa’nın çocuğu olarak doğduğunda, ailesi ona “Ömer Fahreddin Türkkan” adını verdi. Annesi, Mohaç kahramanı Akıncı Beyi Bali Bey’in soyundan geliyordu. Babası da Nizam-ı Cedid Topçubaşısı idi.

1877 – 1878 Osmanlı – Rus Savaşı (93 Harbi) yaşandığında Fahreddin henüz 10 yaşındaydı ve çoktan gönlüne asker olma isteği düşmüştü. Bu savaş binlerce Müslümanın hayatını elinden almış, birçoğunu da göçe zorlamıştı. Küçücük bedeninin yanında koca bir çocuk kalbi vardı ve bu kalp, onun bir gün “Fahreddin Paşa” olarak tanınacağı günleri de getirecekti.

Osmanlı Devleti, 14. Yüzyıldan itibaren Balkanları İslamlaştırma ideali ile bölgeye Türkler yerleştirmişti. Ancak 19. Yüzyıldan itibaren bölgenin kaybedilmesi, tersine göçü getirdi ve Türkkan ailesinin payına da İstanbul’a yerleşmek düştü. Sahip olunan her şey gözyaşlarıyla geride bırakılmıştı. Tüm bunlar Fahreddin’in içinde kocaman bir boşluk oluşturdu ve askeri eğitim konusunda hırslandı.

Fahreddin, Mekteb-i Harbiye’yi birincilikle bitirdikten sonra Erkan-ı Harbiye Mektebi’ne geçti. Başarılı bir asker olacaktı.

Görevleri

Fahreddin, eğitimini tamamladıktan sonra 1891’de Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle Osmanlı ordusuna katıldı. Başarılı bir giriş yapmıştı; 1908’e kadar merkezi Erzincan’da bulunan 4. Kolordu’da görevliydi. 23 Temmuz 1908’de Meşrutiyet ilan edildikten sonra Yarbaylığa terfi etti ve İstanbul Selimiye 1. Nizamiye Tümeni Kurmay Başkanlığı’na atandı.

Ardından 1912’de Balkan Savaşları başladı. Fahreddin, bu süreçteki başarılı hizmetleriyle de dikkatleri üzerine çekmişti. Çatalca savunmasında ve Edirne’nin geri alınmasında görev aldı.

Fahreddin Paşa evlendi

Fahreddin, 1900’de Ferik Ahmet Paşa’nın kızı Ayşe Sıdıka Hanım ile evlendi.

Bu evlilikten Suphiye ve Ayşe Nermin adını verdikleri iki kızları ile Mehmed Selim, Mehmed Orhan ve Ayhan adını verdikleri üç oğulları oldu.

I. Dünya Savaşı zamanları

Fahreddin, I. Dünya Savaşı başladığında, 4. Orduya bağlı 12. Kolordu Komutanı olarak Musul’daydı. Musul ve havalisinde başarılı hizmetlerde bulundu.

1915’te 4. Kolordu Komutanlığı Vekilliği’ne tayin edildi. Buradaki görevi bölgedeki Ermeni isyanlarına karşı durmaktı. Ne kadar süreceğini kestiremedikleri bu savaşın içinde Fahreddin, var gücüyle çalışıyordu.

23 Mayıs 1916’da artık yeni görev yeri Medine’ydi. 4. Ordu Komutanı Cemal Paşa tarafından Hicaz Kuvve-i Seferiyesi Konutanlığı’na atandı. Burası Fahreddin’in ışığını parlatacak, onu yıllar sonra bile tanımamızı sağlayacaktı. İngilizler, Medine’yi ele geçirmek istiyordu. Fahreddin, tüm imkânsızlıklara rağmen bu bölgeyi 2 yıl 7 ay boyunca savundu.

Medine Müdafaası

Denir ya, “O müdafaa ki, hayali cihana değer”…

Fahreddin Paşa, 2 yıl 7 ay boyunca tüm gücünü ortaya koydu. Öyle ki, askerinin bile gücüne güç katıyordu. Ne olursa olsun hep başını dik tuttu. Gün geldi askeriyle birlikte çekirge kavurması yedi; gün geldi susuzluğa açtığı kuyulardan çıkardığı suyla deva oldu, zemzem niyetine içti, askerine içirdi. Sadece bunlar değil. Evet, açlık susuzluk büyük dertti. Ama Fahreddin Paşa’ya göre askerin maneviyatı da en az karnının tokluğu kadar önemliydi. Bunun için de gazete çıkardı; vatan ve sancak üstüne şiir yarışmaları düzenledi.

Elbette savaş ortamı tüm gerçekliğiyle devam ediyordu. Fahreddin Paşa, şehrin yağmalanması ihtimaline karşın 100 parçaya yakın kutsal emaneti 2000 askerin koruması altında Medine’den İstanbul’a nakletti. O an önemi çok kavranamasa da, bu fikir, aslında hem kutsal emanetleri British Museum’de sergilenmekten kurtaracak, hem de İslam Tarihi Kültürü’ne yadsınamayacak bir katkıda bulunacaktı.

Fahreddin Paşa, uzun süre en ufacık bir sorunu dahi atlamadan ilgilenerek direndi. Ancak öyle bir an geldi ki, devlet merkeziyle bağı koptu; iletişim kuramıyordu. Yiyecek ve ilaç sıkıntısı had safhaya ulaşmıştı. Medine’nin etrafı da yavaş yavaş isyancıların eline geçmeye başladı. Artık İstanbul’daki Hükümet, Medine’nin boşaltılmasını istiyordu. Fahreddin Paşa, şehirden ayrılmayı kabul edemezdi. “Peygamberin kabrinin bulunduğu Medine’deki Türk Bayrağını kendi elimle indiremem” diyordu.

Bir süre sonra Medine’nin etrafı tamamen kuşatıldı. Türk orduları da kuzeye doğru geri çekilmeye başlamıştı. Fahreddin Paşa ise pes etmek istemiyordu. Etrafındaki Türk birlikleri ile irtibatı tamamen kesildiğinde bile Medine’yi savunuyordu.

Medine’yi teslim

Osmanlı Devleti, 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesini imzaladı ve I. Dünya Savaşı’ndan çekildi. 16. Maddeye göre Fahreddin Paşa’nın da teslim olması gerekiyordu. Ama inadında ısrarcıydı Fahreddin Paşa; mütarekeyi tebliği için gönderilen yüzbaşını dahi hapsettirmişti. Teslim olmadı ve şehri savunmaya devam etti. Osmanlı Devleti’nin teslim oluşunun üzerine 72 gün daha geçti; Fahreddin Paşa Medine’yi savunmaya devam ediyordu.

İşin boyutu giderek şekil değiştiriyordu. Ne yiyecek kalmıştı, ne ilaç, ne de cephanelik… Fahreddin Paşa, sonunda kendi askerleri tarafından etkisiz hâle getirildi. Medine 13 ocak 1919’da teslim olmuş oldu.

400 senedir süren Medine üzerindeki Türk hakimiyeti sona ermişti…

Savaştan sonra

Bu inatçı direnişinden sonra Fahreddin Paşa, önce 27 Ocak 1919’da İngiliz kontrolündeki Mısır’a, sonra da 5 Ağustos 1919’da savaş esiri olarak Malta’ya gönderildi.

Sürgün sırasında savaş suçlularını yargılamak üzere İtilaf Devletleri tarafından İstanbul’da kurulan “Kürt Nemrut Mustafa Paşa Divan-ı Harbi” mahkemesi, onu ölüme mahkum etti. Ankara Hükümeti’nin gayretiyle 8 Nisan 1921’de bu esaretten ve ölümden kurtuldu.

Eylül 1921’de Milli Mücadeleye katılmak için Ankara’ya geldi. “Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa”, onu Güney Cephesinde Fransızlara karşı savaşan askerleri birleştirmekle görevlendirdi. Ankara Antlaşması ile sonuçlanan savaştan sonra 9 Kasım 1921’de de TBBM tarafından Kabil Büyükelçiliğine atandı. Fahreddin Paşa, “Türk – Afgan” dostluğunun gelişmesi ve pekişmesinde özellikle etkiliydi.

Cesur Fotoğrafçı Fahreddin Paşa

1917’de Kabil’de bir gece vaktiydi. Bütün şehir alev alev yanıyordu ve göğe yükselen alevlerin ışığında buluştu iki kadim dost. Biri I. Dünya Savaşı zamanında dillere pelesenk Medine savunmasıyla tanınan, sonra da TBMM Hükümetinin Kabil sefiri olan Fahreddin Paşa, diğeri ise Harbiye Nazırı olduğu Başkortostan’ın Bolşevikler tarafından işgal edilmesi üzerine dermanı Türkistan’da arayan Zeki Velidi Bey’di…

Bir yangının orta yeri, ellerde kovalar yangının üzerine yürüyen, kendinden evvel ülkesini düşünme konusunda yeminli iki yiğit göz göze geldi. Alevlerin arasında şaşkın bakışları bir cümleyle bozan ilk kişi Zeki Velidi Bey oldu: “Hayrola Paşam, burada ne işiniz var?” Bu Fahreddin Paşa’ya göre şaşkınlığı bozmak için gereksiz tüketilmiş bir nefes gibiydi. “Unutmayın Zeki Velidi Bey, nerede bir hadise var, orada Türk hazırdır!”

Evet, bu şairane bir hikayeydi ve bu günlere taşıyan da Fahreddin Paşa’nın fotoğraf sevdasıydı. Fotoğrafla doğduğu topraklarda tanıştığında 7 yaşındaydı. Ve yine doğruydu; Fahreddin Paşa nerede bir olay varsa mutlaka oradaydı; fotoğraf makinesi de kesinlikle yanındaydı. Mücadeleden vazgeçmeyen, cesur kişiliği ile kahramanlık destanları yazarken bir yandan da o anları hep kaydediyordu. Cam negatiflerle Osmanlının son günlerinin panoramasını oluşturmuştu.

Fahreddin Paşa emekli oldu

Fahreddin Paşa, 1926’da İstanbul’a döndü ve burada da askeri görevlerine devam etti. O, artık Medine’yi müdafaasıyla tanınan bir Paşa’ydı.

5 Şubat 1936’da Ferik Korgeneral rütbesindeyken TSK’den emekli oldu.

Fahreddin Paşa öldü

O artık emekliydi; ama ülkesine duyduğu derin bağ asla sarsılamazdı. Gönlü ülkesinin aşkıyla dolmuş bu adam, 22 Kasım 1948’de bir tren yolculuğu sırasında kalp krizi geçirdi ve hayatını kaybetti.

Vasiyetiydi; Aşiyan Mezarlığı’na defnedildi.

Cesareti, asla vazgeçmedikleri, sevdikleri ve saydıklarıyla bir Fahreddin Paşa geçti bu dünyadan…

İyi ki…

Damla Karakuş

[email protected]

Not:

Biyografisini okumak istediğiniz kişileri lütfen bizimle paylaşın.

Kaynak:Enson haber Biyografi

Etiketler, , , , , , , , , , , , , , , , , , ,