Etiket: şiirleri hakkında bilgi.

Ahmet Haşim Hayatı ve Şiirleri

AHMET HAŞİM (1885-1933)

XX. Yüzyıl Türk edebiyatının en dikkate değer şairlerindendir. Annesi ve babası Bağdat’lıdır. Ahmet Haşim, çocukluğunda babasıyla beraber birçok yerleri gezmiş, babasının 1896 da Fizan Mutasarrıflığına tayini üzerine okumak için İstanbul’a gönderilmiştir.

1907 yılında Galatasaray Lisesini bitiren Haşim bir yıl memurluk yaptı, Meşrutiyetten sonra İzmir Sultanisi edebiyat öğretmenliğine tayin edildi. Üç yıl öğretmenlikten sonra İstanbul’a döndü, 1929 yılına kadar çeşitli devlet hizmetlerinde bulundu. 1929 da Anadolu Demiryolları İdare Heyeti üyeliğine getirildi. Bu sırada, hastalanarak tedavi için Frankfurt’a gitti, istanbul’a döndükten bir müddet sonra öldü.

Ahmet Haşim’in Sanat Hayatı:

Ahmet Haşim ilk şiirlerini «Mecmua-i Edebiye» de yayınlamıştır. Şiire başladığı sıralarda Fransız edebiyatına sembolizm ekolü hakimdi. Ahmet Haşim de Türk edebiyatında sembolizmin en kudretli temsilcisi oldu. Şiir hakkındaki sembolist görüşleri o zamanın anlayışına tamamen aykırı idi. «Şairin lisanı nesir gibi anlaşılmak için değil, duyulmak üzere vücut bulmuş» bir dildir diye, şiirde mana aramanın lüzumsuzluğunu ileri sürüyor, gerçekten «O Belde», «Bir Günün Sonunda Arzu», «Merdiven» gibi, sembolizmin en parlak örneğini teşkil eden şiirler yazıyordu. Ona göre «Şairin manalı olmaktan evvel daha nice endişeleri» vardı. Zaten bu manayı da hangi zekaya göre ölçecektik? Ahmet Haşim bu konudaki görüşünü, «Şiir Hakkmda Bazı Mülahazalar» başlıklı bir önyazısında şöyle izah etmiştir:

«Bir dakika için şiirde vuzuhun lüzumu kabul edilse bile, evvela vuzuhun ne demek oldyğunu anlamak lazım gelir. Hangi türlü zekanın anlayışı vuzuha kıyas addedilmeli? Birisine göre açık olan bir şiirin diğer birisine de öyle görünmesi hiç lazım gelmez. En güzel şiirler manalarını kariin ruhundan alan şiirlerdir.»

Şu birkaç örnek şairin bu fikirlerinin daha iyi anlaşılmasına yardım edecektir:

YARI YOL

Nasıl istersen öyle dinle, bakın,
Dalların zirvesindeyiz ancak.
Yarı yoldan ziyade yerden uzak,
Yarı yoldan ziyade maha yakın.

BİR GÜNÜN SONUNDA ARZU

Yorgun gözümün halkalarında
Güller gibi fecr oldu nümayan;
Güller gibi… Sonsuz, iri güller,
Güller ki kamıştan daha nalân,
Gün doğdu yazık arkalarında!

Altın kulelerden yine kuşlar,
Tekrarını ömrün eder ilân,
Kuşlar mıdır onlar ki her akşam,
Alemlerimizden sefer eyler?…

Akşam, yine akşam, yine akşam
Bir sırma kemerdir suya baksam,
Akşam, yine akşam, yine akşam,
Göllerde bu dem bir kamış olsam.

O BELDE

Denizlerden
Esen bu ince hava saçlarınla eğlensin.
Bilsen
Melal-i hasret-ü gurbetle ufku şama bakan
Bu gözlerinle, bu hüzünle sen ne dilbersin
Ne sen, Ne ben
Ne de hüsnünle toplanan bu mesa,
Ne de alam-ı fikre bir mersa
Olan bu mavi deniz,
Melalim anlamıyan nesle aşina değiliz.
Sana yalnız bir ince taze kadın,
Bana yalnızca eski bir budala
Diyen bugünkü beşer,
Bu sefil iştiha, bu kirli nazar,
Bulamaz sende, bende bir mana,
Ne bu akşamda bir gam-ı nermin
Ne de durgun denizde bir muğber
Lerze-i istitar ü istiğna
Sen ve ben Ve deniz
Ve bu akşamki lerzesiz sessiz,
Topluyor büy-ı ruhunu güya
Uzak
Ve mavi gölgeli bir beldeden cüda kalarak
Bu nefy ü hicre müebbet bu yerde mahkumuz…
………
O belde
Hangi bir kıt’a-i muhayyelde?
Hangi bir nehr-i dür ile mahdut
Bir yalan yer midir?
Veya mevcut,
Fakat bulunmayacak bir melaz-ı hülya mı?
Bilmem… Yalnız ‘
Bildiğim sen ve ben ve mavi deniz
Ve bu akşam ki eyliyor tehziz
Bende etvar-i hüzn ü ilhamı,
Uzak
Ve mavi gölgeli bir beldeden cüda kalarak,
Bu nefy ü hicre bu yerde mahkumuz…

Ahmet Haşim’in çok güzel bir Türkçe ile yazdığı nesirleri de vardır. Bunlar, «Gurabahane-i Laklakan,», «Bize Göre» ve «Frankfurt Seyahatnamesi» adlı üç kitapta toplanmıştır. Şiir kitapları da iki tanedir: «Göl Saatleri», «Piyâle».

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , ,

Sabri Esat Siyavuşgil Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Sabri Esat Siyavuşgil; şair ve yazar, öğretim üyesidir. (İstanbul 1907-ay.y. 1968).

İstiklal Lisesi’ni bitirdi (1926), hukuk fakültesinde okurken devlet tarafından Fransa’ya gönderilen öğrenciler arasında yer aldı, gördüğü öğrenimle dönüşünde İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne genel psikoloji doçenti oldu (1933), profesörlüğe yükseldi (1942), ölümüne kadar görevini yürüttü. “Yedi Meş’ale” kümesi içinde başladığı şairliğini (Odalar ve Sofalar, 1933) erkence bıraktı; gazete fıkraları, inceleme-araştırma konuları, çevirileriyle yetindi.

Başlıca eserleri: İstanbul’da Karagöz ve Karagöz’de İstanbul (inc. 1938), Psikoloji ve Terbiye Bahisleri (1940), Tanzimat’ın Fransız Efkâr-ı Umumi yesinde Uyandırdığı Yankılar (1940), Karagöz (Psikososyolojik bir deneme) 1941, Cyrano de Bergerac (Fransız Yazarı Edmond Rostand’ın oyununun çok başarılı bir koşukla çevirisi, 1942), Folklor ve Milli Hayat (1943), Roman ve Okuyucu (1944), Un Point sur la Carte (Haritada Bir Nokta, Sait Faik Abasıyanık’ın 41 öyküsünün Fransızcaya çevirisi) 1962. Fıkra yazarlığı Yeni Sabah (1948-1964) ve Haber gazetelerinde sürmüştü.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , ,

Sultan Veled Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Sultan Veled

sultan-veled-turbesiSultan Veled; (Karaman/Lârende 1226 – Konya 1312). Mevlânâ Celâlettin Rumi‘nin (1207-1273) büyük oğludur.

Babasının önünde yetişti, tasavvuf felsefesine bağlandı, adını taşıdığı büyük babasının (Sultanü’l Ulemâ Bahaettin Veled) yolunda din bilgilerini öğrendi (Şam), babasının yerini alan Çelebi Hüsamettin’in ölümü üzerine (1284) Mevlevilik tarikatının şeyhliğine geçti, düzenini kurdu, kurallarını saptadı, tarikatını yaymada büyük başarı gösterdi, Konya’daki türbesinde babasının yanına gömüldü. Şairliğinin değerinden çok bir tarikat örgütleyicisi olarak etkinlik kazanan Sultan Veled, babası gibi eserlerini Farsça yazmakla birlikte, 15 gazelin, mesnevileri arasında yer alan ve 367 beyite varan Türkçe şiirlerin de sahibidir. Bu örnekler, Anadolu’da yazılmış bir Türkçe şiirler sayıldığı için ayrıca bir öncülük önemi taşır.

Başlıca eserleri: Divan (Farsça), İbtidânâme (Mevlâna konusunda ilk kaynak sayılır, Farsça, mesnevi, yaz. 1291), İntihânâme (Farsça, mesnevi, yaz. 1301), Maârif (Farsça, düzyazı). Sultan Veled Çelebi tarafından derlenip yayımlanmıştı: Divan-ı Türki-i Sultan Veled (1925). Mecdut Mansuroğlu yeni basımını hazırladı: Sultan Veled’in Türkçe Manzumeleri (1958). Maârif (Bilgiler) eseri de Türkçeye çevrilerek basıldı.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Ezra Pound Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Ezra PoundEzra Pound; ABD’li şairdir (İdaho/Hailey 1885-Venedik 1972).

Roman dilleri öğrenimi gördü. 1908’den başlayarak Avrupa’da yaşadı. Londra’da (1908 -1920) W. B. Yeats ve özellikle T. E. Hulme’ün çevresindeki “imgeci” şairlerle ilişkiler kurdu. 1912’de H. Doo-little ve R. Aldington ve Imagist Manifesto’ yu (İmgeci Manifesto) yayımladı. 1921-1924 arasında Paris’te yaşadı. 1924’ten başlayarak 20 yıl süreyle İtalyan Rivierası’ndaki Rapallo’da yaşamını sürdürdü. 1941-1945 arasında Roma Radyosu’nda faşizm yanlısı, ABD karşıtı konuşmalar yaptı. 1945’te Müttefikler tarafından tutuklandı ve bir süre gözaltında tutuldu. Daha sonra vatana ihanet suçundan yargılanmak üzere ABD’ye götürüldü. 1946’da ruh hekimlerinden oluşan bir kurul tarafından sorumsuzluğu saptandıktan sonra 12 yıl yatacağı bir akıl hastanesine kapatıldı. 195 8’de ünlü şairlerin de desteklediği bir af kampanyası sonucunda özgürlüğüne kavuştu ve yeniden İtalya’ya döndü.

Pound yaklaşık 50 yıl boyunca ABD edebiyatçılarının en önemli ve en etkinlerinden biri oldu. 1908-1930 arasında edebiyat, müzik ve güzel sanatların tüm yenilikçi hareketlerinde yer aldı. Öncü edebiyatın engin kültürlü bir dil ustası ve eleştirmeniydi. Kozmopolit bir edebiyat anlayışıyla eski İngiliz, Porvence, İtalyan ve Çin şiirinden çeviriler yaptı. Şiirinde, dünya edebiyatından birçok motif ve olayı alıntılar, adlar ve araştırmalardan oluşan çok biçimli bir mozaikle birleştirdi. Şiirini bir kültür ve toplum politikasının, kapitalizm öncesi bir dünya düşleminin anlatımına araç yapan sanatçının en iddialı eseri Cantos‘ dur.

Öteki şiir kitapları: Personae (Kişiler) 1909), Canzoni (Kanzoneler) 1911, Cathay (1915), Quia Pauper Amavi (1919), Hugh Selwyn Mauberley (1920).
Denemeler: ABC of Economics (Ekonominin ABC’si) 1933, ABC of Reading (Okumanın ABC’si) 1934, Guide to Culture (Kültür Rehberi) 1938, Patria Mia (1950), Literary Essays (Edebiyat Denemeleri) 1954.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Alfred de Musset Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Alfred de Musset Alfred de Musset, Fransız şair ve yazarıdır (Paris 1810-ay.y.l857).

Büyükbabasından başlayan bir merak ve ilgi yardımıyla edebiyat dünyasında destek gördü. Babası Musset Pathay adıyla yazar olarak tanındığı için (Victor Donatien de, 1761-1832) ayrıca ruhsal bir rahatlık duydu (Kardeşi Paul de Musset de, 1804-1880, aynı yolda yürüyecektir). Lise öğreniminden sonra 20 yaşlarındayken ilk şiir kitabını sundu: Contes d’ Espagne et d’İtalie (İspanya ve İtalya Öyküleri) 1830. Aynı yıl ilk oyunu La Nuit Venitienne (Venedik Gecesi), seyirci yuhalarının tepkisiyle karşılandı (1 Aralık 1830). Bundan sonraki sahne eserlerini yalnızca okunmak için yazdığım özellikle belirtirse de şiirine ve anısına duyulan saygı yüzünden bu eserler Comedie Française’ in sürekli repertuvarındadır. Aşık olduğu George Sand (1804-1876) ile hızlı bir yaşama daldı, İtalya’ya geziye çıktı (1833), bu sevgi tutkudan çok dostluk duygusuna dönüştüyse de 1835’den sonra düşmanlığa döküldü. Aynı yılların tiyatro ürünleri: On ne Badine Pas avec l’Amour (Aşkla Oynanmaz) (1834, Andrea del Sarto (1834, dergide), Mariannelin Kalbi (Les Caprices de Marianne) (1834), Lorenzaccio, Fantasio (1835). Ertesi yıl, yaşanmış bir aşk ilişkisinin çözümünü romanlaştırdı: Bir Zamane Çocuğunun itirafları (La Confession d’un enfant di siecle) 1836. Ve toplu bir şiir verimi: La Nuit de Mai (Mayıs Gecesi) 1835, La Nut Decembre (Aralık Gecesi) 1835, La Nuit d’Août (Ağustos Gecesi) 1836, Lettre â Lamartine (L.’e Mektup) 1836, La Nuit d’Octobre (Ekim Gecesi) 1837. Yayımlanan oyunları Şamdancı (Le Chadelier) 1835,Barberine (1835),Il Ne Faut Jurer de Dien (Büyük Söylememeli) 1836, Heves (Un Caprice) 1837, romantizmi ince iğnelemelerle eleştiren dergi yazıları: Lettres de Dupuis at Cotonet (D. ve C.nin Mektupları) 1836-1837. Öyküler yazdı (Pierre et Camille, 1844; le Secret de Javokte: J. Gizi 1844; Croissilles, 1839), birkaç komedi (Lousion, 1849; Ummadık Taş Baş Yarar:On ne saurait Penser a Tout, 1849; Carmosine, 1850; Bettine, 1851; Bir Kapı Ya Açık Durmalı Ya Kapalı: İl Faut qu’une Porte soit Ouverte ou Fermee, 1845 vb. Koşukla öyküler (Silvia, 1840, soneler, şarkılar vb yazdı.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Genceli Nizami Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Genceli NizamiGenceli Nizami; İranlı şairdir (Gence 1150-ay.y. 1214).

Asıl adı: Cemalettin Ebu Muhammet İlyas. Kökence Türk olmasına karşın, çağının kültür dili olan Farsçayla eserler verdi. Doğuştan sahip olduğu şiir yeteneğini zamanının gerekli bilgileriyle güçlendirdiği kesindir. Gazellerinde beyit ilkesine dayanarak konu bütünlüğü aramadığı, mesnevilerinde ise çağdaş romanın insanlara getirdiği olaylar ve serüvenler gelişimine dikkat ederek konu sağlamlığını sağladığı açıktır. İlk kez beş mesnevi yazarak hamse sahibi olması, kendinden sonra birçok şairin izleyeceği bir ana yol olmuştur: Mahzen-i Esrar, Hüsrev-ü Şirin, Leyla ve Mecnun, Heft Peyker, İskendernâme (Penc Gene: Beş Hazine). İlki 2.400 beyitlik bir ahlâk ve öğüt eseridir; ikincisi 5.700 beyitlik ünlü aşk öyküsüdür Heft Peyker (Yedi Yıldız, yedi kat gök), Sasani Hükümdarı Behrâm Gur’un destansı yaşam öyküsüdür, 5.600 beyit sürer. İskendernâme ise 10.800 beyitlik tarihsel bir serüvendir, İran tarihini ve kökünden etkilemiş olan, Firdevsi’nin de işlediği Büyük İskender’in eylemlerini konu edinir. Divan’ının yalnızca 2.000 beyitlik gazeller bölümü ele geçmiştir, gerisi yitiktir. İran edebiyatının zengin şiir kaynaklarından biri sayılan Nizami ardından gelenleri etkileyip divan şiirine yön kazandırmış sayılır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Halit Fahri Ozansoy Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Halit Fahri OzansoyHalit Fahri Ozansoy; şair ve yazardır (İstanbul 1891-ay.y. 1971).

Galatasaray Lisesi’nde edindiği Fransızcayla öğretmenlik sınavlarını kazandı, Muğla Lisesi’ne öğretmen oldu (1916), bir iki yıl sonra bir şair ve yazar olarak kazandığı ünle edebiyat öğretmenliğine geçerek bu görevi kırk yıl sürdürdü, emekli oldu (1956); son yıllarını Tercüman Gazete’sinde tiyatro eleştirileri, edebiyat anıları yayımlayarak değerlendirdi. Milli Edebiyat Akımı’nın hece ölçüsünü yeğleme ilkesine inandı. Yeni Mecmua’da hece şiirleri yayımlayarak edebiyat tarihindeki ‘Hecenin Beş Şairi’ adlı kümeye katılmış oldu (1917-1918), Servetifünun dergisinin uzun süre yazı işleri yönetimini yürüttü (1926-1942). Son günlere kadar dergi sayfalarından ayrılmadı (Varlık, Hisar..).

Yazdığı ve çevirdiği eserlerin toplamı 50’yi bulursa da başlıcaları, şiir kitapları: Rüya (1912), Cenk Duyguları (1917). Efsaneler (1919), Zakkum (1920), Bulutlara Yakın (1920) Gülistanlar Harabeler (1922), Paravan (1929), Balkonda Saatler (1931), Sulara Dalan Gözler (1936), Hep Onun İçin (1962), Sonsuz Gecelerin Ötesinde (1964). Dârülbedâyi’de (İŞT) oynanan piyesleri ‘.Baykuş (aruzla, 1916), İlk Şair (aruzla, 1923), Sönen Kandiller (heceyle, 1936), Bir Dalaptır Dönüyor (heyecle, 1958, hiç oynanmadı), İki Yanda (1970). İki romanı: Sulara Giden Köprü (1936), Aşık Yolunun Yolcuları (1939).

Anıları: Edebiyatçılar Çevremde (3. ve geniş basımı, 1970), Dârülbedayi Devrinin Eski Günleri (1964), Eski İstanbul Ramazanları (1968) vb.

Baykuş, şairin aruz ölçüsüyle koşukla ilk oyunu. Kent uzağındaki bir Anadolu köyünün yoksunluklarını sergileyen tablolar ve zaman zaman varlığı sezdirilen baykuş sesi (ölümü simgeler). Hasta ağabeyinin bakımını sağlamak için yola düşen genci kurtlar parçalar, kim ve ilaçtan yoksun hasta genç, nişanlısının kollarında can verir, çaresiz baba acılar içindedir. İstanbul dışındaki yurt sorunlarını konu edinen ilk ürünlerden biri olarak değer taşır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Yaşar Nabi Nayır Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Yaşar Nabi NayırYaşar Nabi Nayır;şair ve yazar, yayımcıdır (Üsküp 1908-İstanbul 1981).

Galatasaray Lisesi’nde edebiyata ilgi duydu, ilk şiirleri Servetifünün dergisinde yayımlandı. Galatasaray Lisesi’ ni bitince (1929), küçük memurluklarda bulundu. Altı arkadaşıyla oluşturduğu Yedi Meşale topluluğunun dergisinde (Meşale, 1 Temmuz-15 Ekim 1928) adını duyurduOnar Mısra (Şiirler, 1932), Kahramanlar (Şiirler, 1933), İnkilap Çocukları (koşukla oyun, 1933), Mete (koşukla oyun, 1933), Köyün Namusu (oyun, 1933). Daha rahat bir geçim ve daha etkin bir yazarlık elde etmek için yayımcılık işene yöneldi. Ankara’da çıkarmaya başladığı Varlık dergisini (15 Temmuz 1933) İstanbul’a taşıyarak Varlık Yayınevi’ni kurdu (1946). Aradaki başka ürünleri: Bir Kadın Söylüyor (roman, 1931), Adem ile Havva (roman, 1932). Bu da Bir Hikâyedir (öyküler, 1935). Yaratıcı türlerini (şiir, öykü, roman, tiyatro) bir yana bırakıp araştırma, inceleme, tanıtma kitaplarına yönelmesi; derginin ona yüklediği bir zaman görevi oldu. Zaman yitirmeyen dikkatli disiplini, iyiyi kötüden, güzeli çirkinden titizlikle ayıran beğeni üstünlüğü, desteği, iddiasız sanatçı kişiliğiyle edebiyatımızda bir Varlık kuşağı ve kitaplığı yaratmayı bildi.

Başlıca eserleri: Cep Dergisi (Kasım 1966-Mart 1969’a kadar sürdürdüğü aylık seçmeler dizisi). Özellikle Panait İstrati ve Balzac’dan çeviriler, bir dizi antoloji, tanıtma kitapları (bazılarında takma adını kullandı: Muzaffer Reşit). İnceleme, tanıtma ve makaleler derlemesi: Edebiyatımızın Bugünkü Meseleleri (1937), Nereye Gidiyoruz ? 1948). Yıllar Boyunca (1959), Atatürkçülük Nedir ? (1963), Atatürk Yolu (1966), Edebiyat Dünyamız (1971), Dost Mektuplar (1972), Değişen Dünyamız (1973), Çağımıza Ters Düşenler (1975). Varlık Yıllığı’nı ölümüne kadar yürüttü (1981). Ölmeden önce Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü’ nü, 47 yıllık kültür yayımcılığıyla kazanmıştı (1979). Ölümünden sonra yazılanlar özel bir kitapta toplandı: Yaşar Nabi’ye Saygı (1982) Kızlarının yönetimindeki Varlık, 1000. sayıya ulaştı (1990).

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Octovia Paz Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Octovia PazOctovia Paz; Meksikalı şair ve yazardır (Mexico City 1914- 19 Nisan 1998).

Şair ve yazar olarak daha yirmisini doldurmadan toplumsal etkinliklere girişti (.Barandal Dergisi, 1931), ilk şiir kitabını da bu yaşlarda hazırladı: Luna Silvestra (Ormandaki Ay) 1933. Yabancı ülkeleri gezip görme tutkusu yeni sanat akımların katılma acelesi, kendi toprağının yerli ve keşiften sonraki bileşik değerlerini arama dileği, duygu ve düşüncelerini dünya kamuoyunun bilgisine sunmasına elverişli olan çeşitli yabancı dilleri bilmekten doğan uluslararası çalışma çabası. Bu yönlerdeki uğraşının ürünleri: Yucatan’daki kültürel çalışmaları ve yerlilere yakınlığının sözcülüğü: Entre la Piedra y la Flor (Taşla Çiçek Arasında) 1942; ondan önceki şiir derlemeleri: Raiz del Hombre (İnsanın Kökü) 1937; Bajo tu Clara Sombra (Aydınlık Gölgende) 1937; A la Orilla del Mundo (Dünyanın Kıyısında) 1942, Libertad bajo Palabra (Özgürlük Andı) 1949… Bu arada İspanya, ABD, Paris (1946-1951) yılları, değişik geziler dışişleri görevlisi olarak çeşnili bir çevre. El Labirento de le Soledad (Yalnızlık Labirenti) denemeler, 1950, Aguila o Sol (Kartal mı Güneş mi?) şiirler, 1951. Ertesi yıl Asya gezileri, Japonya’ya kadar uzamış (şiir sanatıyla ilgili denemeleri: El Arco y la Lira (Yay ve Lir, 1956), en önemli ürünü sayılan şiir kitabı: Piedra de Sol (Güneş Taşı) 1957. Yeniden Paris’e gitti (1959-1962); şiirler: Salamandra (Semender) 1962, Ladere Este (Doğu Yamacı) 1969. Yeni Delhi elçiliğiyle yurdundan uzakta bulunduğu bu verimli yıllarında dünyayı kavramış bir genişlikte denemeler ve şiirler yazmayı sürdürdü, bir de oyun uyarladı: La Hija de Dapaccini (R’nin Kızı) 1957.

Son eserleri: Alternatif Akım (çeşitli denemeler) 1967, Doğu Aklanı ve Öteki Şiirler (1968), Le Centana (1969). Genellikle Latin Amerika Edebiyatı’nın en geniş çevrelerce tanınmış kişisi olmakla, ünlü değişik şiir ve düzyazı metinlerini çeşitliliğiyle de tanınan öncü bir sanatçı sayıldı. 1990 Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandı.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Ahmet Paşa (Şair) Hayatı

Ahmet Paşa; Osmanlı şairidir (Edirne ?-Bursa 1497).

Kazasker olan babasının çevresinde iyi bir öğrenim görerek genç yaşta müderris, sonra da Edirne’ye kadı oldu (1451). Tahta yeni çıkan II. Mehmet (Fatih) ile yakınlık kurduğu, onun sohbet arkadaşı ve hocası olduğu, vezirlik rütbesine ulaştığı, bazı özel eğilimlerinin haber verilişi üzerine yerini yitirerek ölüme mahkûm edildiği, Kerem Kasidesi adıyla bilinen ünlü şiiriyle kendisini bağışlattığı, bundan sonra küçük görevlerle saray çevresinden uzakta tutulduğu biliniyor. II. Bayezit döneminde Bursa sancakbeyliğine atandı (1481), sağlığında yaptırdığı medresenin yakınına gömüldü.

II. Bayezit‘in buyruğuyla düzenlediği tek eseri Divan’ından da anlaşıldığı gibi, çağının en üstün divan şairidir. Eserlerinde özle biçimin usta bileşimleri, dilin vezne aykırı düşmeyen güzel kullanımı, divan mazmunlarının incelik ve özgünlükle canlandırılışı, kişisel üslup çabasındaki başarı dikkati çeker. Bu özellikleriyle şiirleri uzun süre örnek sayıldı, nazireler yazıldı, onun yarattığı yerel hava, ardından gelenlerce izlenen yol oldu.

Divanı, Prof. Ali Nihat Tarlan’ın çabalarıyla basıldı (1966), şiiri Dr. Harun Tolasa’nın çalışmasıyla incelendi (1973).

kaynak:nkfu

Etiketler, , , ,

Nedim Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

nedimNedim; (1681 – 1730)

Divan Edebiyatının en büyük şairlerinden biridir. Asıl adı Ahmet’tir. İstanbul’da doğdu. Babası Müderris Mehmet Efendi’dir. Nedim, medrese öğreniminin bütün kademelerini tamamladıktan sonra, 1710 yıllarına doğru, müderris Nedim (profesör) oldu Sadrazam Damat Şehit Ali Paşa, ondan sonra 1716’da da Damat Nevşehirli İbrahim Paşa ile III. Ahmet Nedim’i korudular Bu arada, İbrahim Paşa onu kütüphanesinin başına da getirdi, 1730 ihtilali sırasında ölen Nedim, henüz 49 yaşındaydı. Evi Beşiktaş’taydı Üsküdar’da Çiçekçi denilen yerde gömülüdür.

Nedim, 1720-1730 arasında Müneccimbaşı’nın ünlü genel tarihinin çevirmesini yapan heyete başkanlık etmiştir. Ayni’nin büyük İslâm tarihinin Arapça’dan çevrilmesine de katılmıştır. Bunlar dışında az sayıda Farsça ve Arapça şiirleri, çeşitli nesir parçaları olan Nedim’i ölümsüz kılan eseri, şiirlerini toplayan küçük divanıdır.

Divanın en büyük bölümünü gazeller, kasideler teşkil eder Sonra şarkılar, az sayıda da rübailer gelir. Üslubunun olağanüstü kişiliği daha çağdaşlarınca anlaşılmış kendisine «Nedim-i tâze-zeban» (yeni dilli Nedim) denilmiştir. İstanbul’un günlük hayatı, bütün sahneleriyle Nedm’de görülür. Okuyanı etkileyecek derecede iyimser olan şair, hafif alaycıdır, daima neşe, hayat doludur.

Nedim’in dili İstanbul Türkçesi’nin bütün özelliklerini gösterir. Şair tekniğe son derece hakimdir. Şarkı tarzı ancak Nedim’in pek güzel şarkılarından sonra Türk şiirinde büyük rağbet kazanmıştır. Nedim, çağdaşlarından başlayarak, hemen bütün Türk şairlerini etkilemiştir. Yahya Kemal de, ondan sonraki Türk şairleri de yer yer Nedîm’in etkisinde kalmışlardır. Onun gazellerine yazılan nazirelerin sayısı binleri aşar

Çağatay diyeleğiyle bir gazelini, bir de rubaisini içine alan divanı, Latin harfleriyle de basılmıştır. Nedim hakkında yapılan yayınlar ela çok büyük bir yekûn tutar. Şiirlerinden zengin örnekler Batı dillerine çevrilmiştir. Hece vezniyle bir türkü yazması da, Nedim’in klasik Türk şiirindeki özelliklerinden biridir. Nedim’in şiirleri, yüzlerce kere bestelenmiştir; hala besteleniyor. Yalnız H. S. Arel ve S. Ezgi, şairin 30’ar şiirini bestelemişlerdir.

XVII. yüzyılın ikinci yarısında bir şair Nedim daha vardır ki, «Nedim-i Kadm» (Eski Nedim) diye anılır; çok güzel olan şiirleri küçük bir divanda toplanmıştır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Lope de Vega Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Lope de VegaLope de Vega; (1562-1635)

XVII, yüzyılın ünlü bir İspanyol şairi, piyes yazarıdır, İspanyol tiyatrosunun kurucusu olan Lope de Vega, Madrit’te doğdu Alcalá de Henares Üniversitesi’nde yüksek öğretim yaptı. Daha öğrenciyken sahne oyunları yazan şairin adı şehrin edebiyat çevrelerinde Lope de Vega geçmeye başlamıştı.

Tam ün kazanmaya başladığı sırada, macera hevesi onu, İspanyol donanmasının savaşlarına katılmaya zorladı Birkaç yıl donanma ile dolaştıktan sonra İspanya’ya dönüşünde Valencia’ya yerleşerek. Alba Dükü’nün hizmetine girdi Burada sayısız eser veren Vega, ikinci karısının ölümünden sonra hayata küserek, rahip oldu Ölümüne kadar dış dünya ile ilgisini kesti.

Lope de Vega’nın çok verimli bir kalemi vardır. 1800’e yakın komedi, trajedi, romantik ve tarihi dram ile, 400 kadar kısa dini tiyatro eseri yazdığı söylenir Lope de Vega bundan başka romanlar, birçok şiirler yazdı. İspanyol hayatının her yönüyle ilgilenen Vega, halk duyuş ve yaşayışını dile getiren bir yazar olarak, tanınır. Çağının yazarları üzerindeki etkisi de önemlidir.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Cenap Şahabettin Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Cenap ŞahabettinCenap Şahabettin; şair ve yazardır (Manastır 1870 – İstanbul 1934).

Babası Binbaşı Şahabettin Bey, Plevne’de şehit düşünce (1878) aile İstanbul’a taşındı. Askeri rüştiyelerdeki ortaöğreniminden sonra Askeri Tıbbiye’ yi bitirdi (1889), devletçe gönderildiği Paris’te uzmanlık çalışmaları yaptı (1890-1894), karantina hekimi olarak Mersin ve Rodos’ta çalıştı sağlık müfettişi olarak Cidde’ye gitmesi (1896) ilginç gezi notlarının doğmasına neden oldu: Hac Yolunda (1909, 1925). İsteğiyle emekli olduktan sonra (1914) Darülfünun Edebiyat Fakültesi’nde öğretim üyeliği yaptı; Milli Mücadele’ye aykırı görüş ve yazılarının öğrencilerde yarattığı tepki görevinden ayrılmasını gerektirdi (20 Eylül 1922), sonradan ağız değiştirerek Cumhuriyet dönemine ayak uydurmak istediyse de Türkçe, ulusçuluk, bağımsızlık konularındaki tutucu tavrının etkisini silemedi, ölünceye kadar kendi köşesinde kaldı.

Paris dönüşünde Servetifünun dergisinde yayımladığı ilk şiirleri ilgi çekti; topluluğunun ilk anılan üç adı arasında yer aldı. Bireysel konularda, aşk ve doğa betimlemelerini işledi; şiirine bir düşün özü, toplumsal sorun katmadı. İlk gençlik şiirlerinde Naci, Recaizade, Hamid etkisindeyken Batı dünyasını tanıdıktan sonra sembolizmin etkilerini aldı. (Verlaine, Mallerme); bu eğilimi şiir dilini zorlayarak. Türkçeye girmemiş Arapça, Farsça sözcükler kullanımıyla yeni imgelere dönüştürebileceği biçiminde benimsedi; bu dil yanılgısında sonuna kadar direndiği için çağdaş gelişmelerden yoksun kaldı. Gençliğinde bastırdığı Tâmat (1887) kendi hazırladığı tek şiir kitabıdır; bu alandaki ürünleri ölümünden sonra Sadettin Nüzhet Ergun tarafından derlenerek kitaplaştırıldı: Cenap Şahabettin (1934). Düzyazılarını toplayan kitapları; Evrak-1 Eyyam (Gün Yaprakları, makaleler 1915), Nesr-i Harp Nesr-i Silah Sulh ve Tiryaki Sözleri (makaleler, özdeyişler, 1918). Avrupa Mektupları (1919), oyunları: Yalan (1911) Körebe (1917).

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Samuel Taylor Coleridge Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Samuel Taylor ColeridgeSamuel Taylor Coleridge; İngiliz şairi ve yazarıdır (Devonshire(/Ottery Saint Mary 1772 – Londra 1834).

Cambridge’te ve Oxford’da öğrenim gördü, şair Robert Southey ile iki kız kardeş Sarah ve Edith Flicker ile evlenerek bacanak oldular, The Fall of Robespierre (Robespierre’nin Düşüşü) 1794, adında ağdalı bir dram yazdılar. 1795’te hayranı olduğu şair William Wordsworth ile tanıştı, birlikte kaleme aldıkları Lyrical Ballads (Lirik Türküler) 1798, eski şiirle olan bağlarını kopardıklarını belirleyen bir dönüm noktası oldu. Kubla Khan (Kubilay Han) 1797, The Rime of the Ancient Mariner (Bir Eski Gemicinin Şiiri) 1797-1798, gibi en güzel ürünlerini bu dönemde yazdı. Yoksulluk yüzünden papaz olmak zorunda kaldı. Wordsworth ile bir Almanya gezisine çıktı. 1799’da Londra’ya döndü. Schiller’in Wallenstein’ını İngilizceye çevirdi (1800), Morning Post’da gazeteci olarak çalışmaya başladı, büyük eseri Ode to Dejection’ı (Can Sıkıntısına Övgü) yazdı (1802). Ancak bozulan sağlığı ve mutsuz evliliği onu tam bir afyon tutkunu yaptığı için yaratıcı şairlik yaşamını da noktalamış oldu; yalnızca gazetecilikte, Biographia Literaria (1817) gibi eleştirisel ve metafiziksel yazılar yazmakla yetinmek zorunda kaldı. The Purpose of the Table (Masanın- Amacı/1835, Confessions of an Inquiring Spirit (Bir Meraklı Ruhun İtirafları) 1840, Letters and Anima Poetae (Yazılar ve Şair Ruhu) 1895, ölümünden sonra yayımlanan eserleridir. Birbirine benzemeyen şiirleriyle kendine özgü tuhaf dünyalar yaratan, olağanüstü düşleri anlatan bir büyük şair olarak ünlüdür.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Pierre Corneille Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Pierre CorneillePierre Corneille; Fransız şairi ve oyun yazarıdır (Rouen 1606 -Paris 1684).

Doğduğu kentteki Cizvit okulundan sonra hukuk öğrenimini tamamladı, baroya girdi (1628), 1650’ye kadar yaşamının yirmi yılını çeşitli kentlerde avukatlık ve savcılıkla geçirdiyse de ilk günden edebiyata bağlandı, şiirden yola çıkıp oyun yazarlığında karar kıldı, en üstün başarılarını da klasik kurallara uyan tragedyalarla kazandı. Sahnelenen ilk eseri (Paris), Mélite ou les Fausses Lettres (Melite ya da Sahte Mektuplar) adlı komedisi oldu (1630); ardından Clitandre ou l’innocence Délivrée (Clitandre ya da Kurtarılmış Masumluk) 1631, La Veuve (Dul Kadın) 1631, La Suivante (Nedime/1633, Place Royal ou l’Amour Extravagant (Krallık Alanı ya da Dengesiz Aşk) 1634, komedileri geldi. Kardinal Richelieu’nun çevresinde geçirdiği korunma süresi (1635-1638) pek kısa sürdü, oynadıktan sonra basılmış olan ilk eserlerinin ardından ilk tragedyasını verdi: Medée (1635). Arada ilginç komedisi L’İlusion Comique (Gülünç Aldanış) 1636, başarısıyla yazarlığını koruyacak seçkin eserlerinden Le Cidi yazdı (1636).

Başarılı tragedyaları birbirini izledi: Horace (1640), Cinna (1641), Polyeuct (1642), Lamorte de Pompée (Pompeius’un Ölümü) 1643, Rodogune (1644), Théodore, Vierge et Martyre (Din Şehidi Bâkir Théodore) 1645, Héraclius (1646), Pertharite, Roi des Lombards (Lombard’lar Kralı Partharites) 1656. Fransız Akademisi’ ne girdi (1647). Son eserinin sahne başarısızlığı Corneille’i küskünlüğe sürükledi. 1658’e kadar oyun yazmadı. Maliye Bakanı N. Fouquet’nin yüreklendirmesiyle yeniden tragedya yazarlığına adandı. Oedipe (Kral Oidipus) eserlerinin parlak temsili (1659) verimli kaleminin yeni ürünlerine yol açtı: La Toison d’Or (Altın Post) 1661, Sertorius (1662), Othon (1664), Atilla (1667), Tite et Berenice (Tutus ile Bérénice) 1670. Racine’in (1639-1699) eserleriyle oluşan yeni beğeni karşısında Cornielle’in klasik örneği dönemini tamamlamış sayıldı. Son eserinin yirmi temsilden sonra perdelerini kapamak zorunda kalışı, Pulchérie komedisiyle (1627) Surena tragedyasının 1674’teki sahnelenişinden sonra Corneille’in oyun yazarlığı kapanmış oldu. Ölümünden önce bütün oyunlarını bir arada yayımlamaya bağlandı (1682). XIII. Louis döneminin tiyatro dehası sayılan ve üstün kişiliklerin çözümsüz sorunlarındaki dramı yüce bir nazımla dile getiren Corneille, klasik tiyatronun kurallarına özgürlük içinde bağlı kaldı: konularını tarihin önemli bireylerinden aldı, aşkı en ön planda etkili olan bir tutku biçiminde değerlendirmedi, daha kutsal görevler karşısında zayıf bir güç olarak işledi. 17. yüzyıl sonlarında eserlerine karşı zayıflayan ilgi, 18. yüzyıldaki suskunluktan sonra yeniden canlandı. 19. yüzyılda eski saygınlığım yeniden kazandı.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Ahmet Muhip Dıranas Hayatı

Ahmet Muhip DıranasAhmet Muhip Dıranas; şair ve yazardır (Sinop 1909-Ankara 1980).

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi ile İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümlerinde okuduysa da tamamlayamadı. Ulus gazetesinde çalıştı. 1938-1942 arasında Halkevleri’nde yayın yöneticiliği yaptı. Uzun yedek subaylık görevini şiirine zengin ve özgün malzeme olan Doğu Anadolu’da yaptıktan sonra ÇEK Yayın Müdürlüğü (1946), kurum başkanlığı (1957-1960) yaptı. Anadolu Ajansı ve Türkiye İş Bankası Yönetim Kurulu’nda da yer aldı; DP saflarında politikaya atıldı.

1926 yılı dergilerinde Muhip Atalay imzasıyla şiir yazmaya başladı. Baudelaire, Rimbaud gibi Fransız şairlerinin duyarlık çizgisinde, hece ölçüsünün olgun uygulamalarında, yerel ve ulusal izlenimlerde, genellikle bireysel sorunların deyişleri olarak görünen titiz ürünleri yıllarca Dranas imzasıyla yayımlandı. Hem ses, hem biçim dikkatiyle, en son uyumuna ulaşmadan ortaya çıkmayan düzenceli şiir yapısı; adı çevresinde ortak bir saygı yarattı, toplamı kitaplaşmasını özlemle bekletti. Tek şiir kitabı Şiirler, Ahmet Muhip Dıranas imzasıyla yayımlandı (1974), Tevfik Fikret’ten bugünkü dile uyarladığı başarılı örnekleri Kırık Saz kitabında özgün metinleriyle birlikte çıktı (1975). Şiir dışında ürün verdiği tek tür tiyatro oldu: Gölgeler (1946; CHP Oyun yarışmasında ikincilik ödülü), O Böyle İstemezdi (oyun, 1948), Çıkmaz (oyun, 1977); birlikte basım Oyunlar (1978). Çeşitli yazarlardan (Dostoyevski, Bromfield K Çapek.) değişik çevirileri de vardır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , ,

Fazıl Hüsnü Dağlarca Hayatı ve Eserleri

Fazıl Hüsnü DağlarcaFazıl Hüsnü Dağlarca; şairdie (İstanbul 1914 – ö. 15 Ekim 2008)

Kuleli Askeri Lisesi’nde-ki orta (1933), Harp Okulu’ndaki yükseköğrenimini tamamlayarak (1935) aynı yıl piyade subayı olarak orduya girdi; Doğu ve Orta Anadolu’nun, Trakya’nın birçok yerinde bulundu; 15 yıllık zorunlu hizmetini tamamlayınca önyüzbaşı iken ordudan ayrılarak sanatına daha çok fırsat vereceğini umduğu memurluklara geçti (Basın Yayın Genel Müdürlüğü; Çalışma Bakanlığı İş Müfettişliği, 1952-1960), özel girişimi denedi (Aksaray’da Kitap, kitabevi; yayıncılık, Aralık 1959’dan başlayarak; Türkçe dergisinin yönetimi, 43 sayı, Ocak 1960-Temmuz 1964); bütün işlerden uzaklaşarak şairlik yaşamına adandı.

Yeteneğinin gücü ve verimi, işlediği konuların, çeşitliliği, büyük destan şiirine soluk yetiştiren emeği, kendine özgü imgeler zenginliği, dil ve anlatım özgünlüğü, Türkçe bilinci ve yurtseverlik duygularının bütün renkleriyle Dağlarca; 20. yüzyıl şiirinin en üstün birkaç adının başlarında gelmesini sağlayan eserlerini yirmi yaşlarında olgunluk düzeyinde vermeye başladı. Harbiye’den subay çıktığı gün yayımladığı ilk kitabı Havaya Çizilen Dünya (1935), kendisini yetiştiren geçmişteki şiir çizgisinin usta ürünlerini içeriyordu. Asıl etkisini ikinci kitabıyla kazandı: Çocuk ve Allah (1940). Dünyaya açılan çocuk dünyasının somut ilgilerden yola çıkıp en soyut düşüncelere yönelme gelişimini dile getiren bu zengin kitap, şairin ömür boyu izleyeceği yolu belirlemiş oldu: Daha (1943), Çakırın Destanı (1945; CHP Şiir Yarışması üçüncülüğü, 1946), Taş Devri (1945), Üç Şehitler Destanı (1949), Toprak Ana (1950), Af Yazı (1951),İstiklal Savaşı-Samsundan Ankara’ya (1951), İstiklal Savaşı-İnönüler (1951), Sivaslı Karınca (1951). İstanbul-Fetih Destanı (1953), AnıtKabir (1953), Âsû (1955, Yeditepe Şiir Armağanı, 1955), Delice Böcek (1957); TDK Şiir Ödülü, 1958), Batı Acısı (1958), Mevlana’da Olmak-Gezi (1958), Hoo’lar (1960), Özgürlük Alanı (1960), Cezayir Türküsü (1961), Aylam (1962), Türk Olmak (1963), Yedi Memetler (1965), Çanakkale Destanı (1965), Dışarıdan Gazel (1965), Kazmalama (1965), Yeryağ (1965), Vietnam Savaşımız (1966), Kubilay Destanı (1968), Haydi (1968), 19 Mayıs Destanı (1969), Vietnam Körü (destan oyun, 1970). Hiroşima (1970), Malazgirt Ululaması (1971), Kınalı Kuzu Ağıdı (1972), Haliç (1972), Bağımsızlık Savaşı (,Sakarya Kıyıları) 1973, Bağımsızlık Savaşı (İzmir Yollarında) 1973, Gazı Mustafa Kemal Atatürk (0-10 Kasımlarda) 1973, Horoz (1977; Sedat Simavi Edebiyat ödülüne ortak), Hollandalı Dörtlükler (1977), Ağrı Dağı Bildirisi (1977), Almanya’larda Çöpçülerimiz (1977), ikili Anlaşma Anıtı (1977), Pir Sultan Abdal Günleri (1977), Nötron Bombası (1981), Çıplak (1981). Uzun İkindi (1981), Yunus Emre’de Olmak (1981), Şiirinin büyük kaynağından, eğitim ve duyarlık sağlama amacıyla çocuk dünyasına da önemli bir pay ayıran Dağlarca’nın bu dizideki kitaplarından birkaçı: Açıl Susam Açıl (Üsküp, 1967), Kuş Ayak (1971), Arkaüstü (1974), Yeryüzü Çocukları (1974), Yanık Çocuklar Koçaklaması (1976), Balina ile Mandalina (1977), Yaramaz Sözcükler (1979), Çukurova Koçaklaması (1979), Türk İstanbul (1979), Kaçan Ayılar Ülkesinde (1982). İlk kitabı 50. yılında çıkan son eseri: İlk Yapıtla 50 Yıl Sonrakiler (Havaya Çizilen Dünya, Akşamcı, Dişiboy, Toprak altındaki Ses, Sayılarda) 1985.

Başlıca eserlerinin özetleri:

Bağımsızlık Savaşı, bütün eserlerini içeren Dağlarca dizisinde 8. ve 9. kitap (1973): Samsun’dan Ankara’ya (1951′ de kitaplaştı), İnönü’ler (basımı 1951) eklenen Sakarya kıyıları, 30 Ağustos, İzmir Yollarında bölümlerinden oluşur. Atatürk’ün Nutuk eserinden aktarılmış cümlelerin belirttiği zaman, yer, olay doğruluklarıyla tarih sırasına göre dizilmiş şiirler, hem kendi içlerinde bağımsız (çoğunluğu başlıklı), hem bir zincirin bütünlüğü içinde birbiriyle ilgilidir. Genellikle özgür koşuk (serbest nazım) yapısındaki ürünler, kolayca göze çarpmayan ölçü ve uyak düzencelerinin güçlü etkilerini taşır. Çok özgün, duyulmamış, hiç kalıplaşmamış imge yenilikleri, dil dikkati, içten ve inançlı bir yurt ve Atatürk sevgisi, konusunun tarihsel gerçeğinden destan coşkusuna yücelen bir değer düzeyini yaratır. Bizans’ın fethinden (Malazgirt Ululaması, 1971; İstanbul Fetih Destanı, 1953) başlayarak Anadolu insanının yazgısını (Sivaslı Karınca, 1951; Delice Böcek, 1957; Türk Olmak, 1963; 19 Mayıs Destanı, 1969; Kınalı Kuzu Ağıdı, 1972) dile getiren destan şiirleri, yer yer bu kitaplardan seçilmiş alıntılarla, Bağımsızlık Savaşı’nda bütünleşmektedir.

Batı Acısı, 16. şiir kitabı (1958); bütün şiirlerini toplayacak dizinin altıncı cildinde Af Yazı (1958) ile birleştirildi (1974). Akdeniz yoluyla batıya varan bir gezinin duygu ve düşünce yükünü, gözlem izlenimlerini, tarihsel bilinç bakışını ileten kitap, özgür koşuk (şerbet nazım) yapısı içinde şairin ince ve derin ölçü-uyak dikkatlerini, benzersiz imge yeniliklerini taşır. Beş ayrı bölüme ayrılmış Akdeniz şiirlerinden (numaralanmış 60 şiir) sonra Fransa (başlıklı 12 şiir), Almanya (9), İtalya (24) ufkuna geçilir; şair Batı Acısı ana başlığıyla uzunlu kısalı 26 şiirine son bölümde yer verir. İç hesaplaşmasını sergiler, yaşamının anlamını belirler.

Çocuk ve Allah, 2. şiir kitabı (1940). Harbiye’den subay çıktığı gün (30 Ağustos 1935) yayımladığı ilk kitabı Havaya Çizilen Dünyamda, yeni örnekler arasında ölçülü, uyaklı aşık biçimi eski ürünler de yer alır. Şair adı bu ilk eserle değil, Yeni Türk Şiiri’ne tek başına değişik bir yol açan, bireysel derinlikte ilginç özler taşıyan, iç sorularıyla felsefe düşüncesine, çocukluk dünyasının korku ve sanılarından tanrısal inanca yönelen Çocuk ve Allah kitabının özgün şiirleriyle birlikte anılır. Garip akımının yönlendirdiği günlük yaşam, sıradan insanlar, toplum gerçekleri gibi konuların yanına böylece bireyin yaratılış ve yaşayış soruları, inanç ve ruh dirliği soruları eklenmiş olur. Şairin 1935-1939 ürünlerinden oluşan eser, 3. basımı ile (1966) Dağlarca Dizisi’nin ilk kitabı oldu. Ayrı başlıklar taşıyan 12 bölümde, değişik adlarla (yalnız 8. bölümün 14 şiiri numaralıdır) sunulan 199 şiir, hemen bütünüyle dörtlük birimi, (genellikle ABCD uyak dağılımı) ile yazılmış, ölçü ve uyum düzencesi ilk bakışta göze çarpmaz biçimde özgür dizelere dönüştürülmüştür.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , ,

Gabriele D’Annunzio Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Gabriele D'AnnunzioGabriele D’Annunzio; İtalyan şair ve yazarıdır (Pescara/Francavilla 1863-Gordone/Riviera 1938).

İlk şiir kitabını, 1879’da daha lisedeyken çıkardı; Primo Vere (İlk Dizeler); daha sonrakileri Ganto Novo (Yeni Şarkı) 1882 ve Intermezzo di $ime (Şiir Entermozzosu) 1881-1883, Cardicci’nümkileıi-ni taşır. Roma’da, edebiyat öğrenimi sırasında, pek çok yazar ve sanatçıyla tanıştı, salon yaşamına katıldı, bu dönemin deneylerini anlatan şiirler yazdı; Ra Chimera (Hayaller) 1885-1888; Elegie Romane (Roma Elejileri) 1887-1891. İlk romanlarında Verga’nın Verizm (doğruculuk) akımıyla, Dostoyevski ile Tolstoy‘un etkilerinde kaldı. 1897’de sağcı grubun parlamento üyeliğini yaptı; faşist dönemin sevilen ulusal şairi ve Mussolini’nin dostu olduğu halde parti ve yönetimde etkin görev almaktan kaçındı. 1898-1910’da Floransa yakınındaki villasında en önemli eserlerinden bazılarını yazdı; Laudi (Methiyeler) 1-2-3; Dönemin ünlü kadın oyuncusu Eleanor Duse (1858-1924) ile yakın arkadaşlığını Fuoco (Ateş) 1900, adlı romanında, açık kalplilikle betimledi. 1915’te gönüllü katıldığı hava savaşlarında bir gözünü yitirdi. Savaş sonrası askerleriyle Finme’ye yürüyüp ele geçirmesi ve bir süre tek başına yönetmesiyle ün kazandı. 1921’de Garda Gölü’ndeki villasına çekilerek kendini yazmaya adadı, zamanla adı bir efsane haline geldi, halkın gözünde ulusal kahraman olarak görüldü. Mussolini, 1924’te onu Montenevoso Prensi yaptı, 1937’de Kraliyet Bilimler Akademisi’nin başına getirdi. İtalyancayı büyük bir ustalıkla kullanan yazar, bütün akımları denediyse de, tamamen kendine özgü üslupta yazdı.

Ulusçu, benlikçi, kahramanlık ve çeşitli konuları eserlerinde aktardı. Parlak lirizm örnekleri sayılan övgüleri; Maia, 1902-1903; Eletir a, 1904; Aly-cone, 1907; Mer ope, 1912. Tiyatro için yazdıkları; Sogno di un Mattino di Primavera (Bir İlkbahar Sabahı Rüyası) 1897; Sogno di un Tramonto d’Autonno (Sonbaharda Bir Günbatısı Rüyası) 1898; la Citta M orta (Ölü Kent) 1898; la Gloria (Şan ve Şeref) 1889; la Figlia di İorio (İorio’nun Kızı) 1904; la Nave (Gemi) 1908; la Martyre de Saint Sebastian (Aziz Sebastian’ın Şehitliği) 1911 (Debussy tarafından sahne için bestelendi) ve le Chèvrefenille (Hanımeli) 1914. Paris’ te iken Fransızca yazdı.

Öyküleri: Terra Vergine (Bakır Topraklar) 1884; le Novelle della Pescarc (Pescara Öyküleri) 1902. Romanları: Şehvet Çocuğu (L Piacere) 1889; Sığıntı (L’innocente) 1893; Episkopo ve Şürekası (Giovanni Episcopo) 1892; Ölümün Zaferi (İl Trionfo della Morte) 1894; F or se che Si, forse che No (Belki Evet, Belki Hayır) 1910; la Leda senza Cigno (Kuğusuz Leda) 1916 ve anılarını (1925) yazdı.

Son eserleri; II Venturiere senza Ventura (Serüvensiz Serüvenci) 1924, Fransızca yazdığı; le dit du Sourd et Muet qui fut Miraculé en l’An de Gracè 1266 (1266 Yılında Mucizeyle Kurtulan Sağır ve Dilsizin öyküsü) 1936.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Dante Alighieri Hayatı

Dante-AlighieriDante Alighieri; İtalyan şairidir (Floransa 1265-Ravenna 1321).

Yaşamının ilk yıllarına ilişkin bilgiler azdır. Zamanının bilginlerinden Brunetto Latin’den (? 1220 – ? 1294) ders aldı. Latin şiiri üzerinde çalıştı. Politikaya atıldı (1295). Hekim ve eczacılar loncasına girdi; meslek meclislerinde üyelik yaptı, Floransa’nın en yüksek yönetim görevi olan priore’liğe yükseldi (1300). Soyadıyla değil ön adı Durente’nin kısaltılmış biçimi olan Dante diye anılarak ün kazandı. Yaşamını ve yazgısını etkileyen iki olaydan biri, ilkin dokuz yaşındayken görüp sevdiği, hemen hemen on yıl sonra yalnızca bir kez daha rastlayıp kendine aşk edindiği Beatrice Portinari ile karşılaşması; ikinci büyük olay, Ghibellini yandaşlarının sindirilmesinden sonra kendi içinde bölünen Guelflerin (karailericiler; Akılımcılar) acımasız çatışmalarını önleyebilmek için ileri gelenlerin kentten sürdürmesiyle başladı. Beatrice’nin ölümüyle (1290) ülküleştirdiği sevgilisi için Vita Nuova ‘yı (Yeni Yaşam) Latince yazarken (bas. 1576), sonradan dölce stil Nuova diye adlandırılacak (Yeni Tatlı Üslup) kişisel yolunu buldu (1294). Papalığın kışkırttığı politik çekişmelere karışan Fransız Prensi Charles de Valois’nın Floransa’yı ele geçirmesi üzerine Dante önce sürgün (1302), para ödeme, sonra da diri diri yakılma cezasına çarptırıldı. Ölümüne kadar bir daha doğduğu kente dönemedi. Yirmi yıl boyunca kent kent dolaştı, sanatını yüceltenlerin yardımıyla yaşadı. İtalyan dilinin büyük öncüsü olmasını sağlayan ulusal dil çalışmalarını 1304-1307’de Latince yazdı: De Vulgari Eloquentia (Halk Dili Üzerine), (İtalyanca basımı 1529; Latince bas. Paris’ te 1577). Ardından İl Convivio (Şölen) geldi (1306-1308; basımı 1490), Ahlak ve felsefe sorunlarını işleyen bu üç uzun şiirden başka 13 Latince nazım parçası da bu yılların ürünüdür. Epistole (Mektuplar). Verona ve Ravenna’da geçen son yıllarını Commedia adını verdiği halde sonradan Divina Commedia (İlâhi/Tanrısal Komedi) diye ünlenen büyük eserine adadığı bilinmektedir (1307 sonrası).

İtalyancayı bir edebiyat dili düzeyine yükselttiği için dilin yaratıcısı sayıldı. Başlıca eserleri: De Monarchia (Monarşi üzerine) 1300-1317, Egloghe (Pastoral Şiirler), yazılışı 1310-1315; Kilisece yakılışı 1329; basımı 1559.

Divina Commedia, şairin ünlü uzun manzum eseri (yazılışı: 1307-1321). 1472’den, başlayarak basıldı; şairin yalnızca Commedia adını taktığı eser, ilkin 1555’teki Venedik basınında Divina (İlahi, Tanrısal) sıfatı eklenerek ortaya çıktı, bu adla tanındı. Bazıları eksik olmakla birlikte her biri genellikle 141 dizeden oluşan 100 kanto halinde, toplam 14.233 dize uzunluğundadır. Eser, üç sayısını kutsal sayan Hıristiyan inancına (teslis: Tanrı, İsa. Kutsal Ruh) göre yazılmış, İtalyan nazım biçimlerinden terzarima kullanılmıştır. Her biri üçer dizelik bentlerde 1. ile 3. dizeler uyaklı olur; ikinci dizenin uyağı arkadan gelen bentte ilk ve son dizelerde yinelenir. ABA BCB CDC DED… Bir öteki dünya yolculuğunu konu edinen bu İtalyanca şiir, İnferno (Cehennem) bölümünde 34, Purgatoria (Araf) ile Paradiso (Cennet) bölümlerinde 33’er kantodur. Şairin sevgilisinin gönderdiği Latin şiiri Vergilius (İÖ 70 – İÖ 19), Cehennem bölümünde, Dante’ye kılavuzluk ederse de Hıristiyanlık öncesinin insan bilgeliği katında kaldığı için Araf’a bile tam ulaşamaz. Katıksız ve kurtarıcı inancın simgesi olan Beatrice ise Tanrı’nın yüceliğinin yansıdığı Cennete kadar götürür. Dante’yi, sevinç, aydınlık, uyum ve mutluluktan başka şeyin olmadığı Cennet, yazarının “Göğün ve Yerin elinden çıkan kutsal bir şiir” diye nitelediği eserin son bölümü olur. Özellikle Cehennem bölümünde Hristiyanlık dışında kalan her şeyi, herkesi cezalandırılmış olarak gösteren eser, yazarının güncel politik çatışmalara giriştiği kişileri de acımasızca mahkûm eder. Bütün Batı dillerine, örneğin yalnız İngilizceye kırk kez çevrilen eser, Türkçeye de İlahi Komedya, Tanrısal Komedi gibi başlıklarla aktarıldı. Hristiyan insancılığının (hümanizm) ortaçağ kültür değerleriyle çok ustaca bir bileşimi olan şiir, İtalyan halk dilinin, Latincenin etkisinden kurtulmuş bağımsızlığının da edebiyat zaferi sayılır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , ,

İlya Ehrenburg Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

İlya Ehrenburgİlya Ehrenburg; Sovyet şair ve yazarıdır (Kiev 1891-Moskova 1967).

Yahudi kökenli bir ailedendi. Lise öğrencisiyken devrimci örgütlere katıldığı için okuldan atıldı (1908), tutuklanmaktan kurtulunca Paris’e gitti, aydın çevrelerde yetişti, ilk şiirlerini yazıp yayımladığı (Stihi o Kanunah: Arife Şiirleri, 1916). Savaş cephelerinde muhabirlik yaptı, 1917’de yurduna döndü. Devrimin ilk yıllarını Ukrayna’da geçirdi, şiiri geri plana itip romana yöneldi (Noebıçayniye Pohojdeniya Gulio Gurenito: G. G’nun Olağanüstü Serüvenleri, 1921; Lyubov Zhaneti Ney: Janet Ney’in Aşkı, 1024; Den’vtoroy : İkinci Gün, 1933 vb). Dış geziler ve görevler, Moskova’da yazar örgütlerinde çalışma, Sovyet gazetelerinin Avrupa muhabirliği, îzvestiya adına İspanya İç Savaşı’nı izleme sorumluluğu gibi aşamalardan geçerek bilinçli yurttaşlığının verimli ürünlerine kavuştu; Nazilere, inancının ve kaleminin bütün gücüyle karşı koydu. Paris Düşerken (Padenye Pariya) romanıyla (1942) Stalin Ödülü’nü kazandı; 1939 öncesinden başlayarak Fransa’nın büyük bir panoramasını canlandırdı. Asıl başarısı ise ırmak-roman tanımına uygun yapısıyla Fırtına oldu (Burya, 3 cilt) 1947. İkinci kez Stalin Ödülü’nü kazandıran bu büyük eser, aynı kişilerin yazgı çizgisinde daha da gelişerek Devyatıy Val (Dipten Gelen Dalga, 3 cilt), romanının doruğuna ulaştı (1951). Stalin’in ölümünden (1953) sonra SSCB’de beliren daha özgür yaşama özlemini dile getiren yürekli kalemlerin başında yer aldı, yurdunun iyiliğini isteyen bir ülkücülükle eleştirilerini dile getirdi: Buzlar Çözülürken (Attopel) 1954. Son yıllarının emeğini önemli tarih dönemlerini, savaş ve devrimleri, Avrupa’nın bütün yer ve kişilerini görme fırsatını bulmuş bir yazarın sorumluluğuyla yaşam anılarına ayırdı: Lyudi, Godi, Jizn (İnsanlar, Yıllar, Yaşam) 6 cilt, 1961-1965. Yirmi yaşında başladığı edebiyatçılığının; şiir, öykü, makale, röportaj, roman, anı, gezi notları, deneme türlerindeki büyük toplamına erişen çalışkanlığıyla dünyaca ünlü bir iki Sovyet yazarından biri oldu. Eserlerinin çoğunluğu bütün dillere çevrilmiştir.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Kara Fazli Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Fazli; divan şairidir (İstanbul ?-Kütahya 1564).

Kara Fazli diye anılır. Bâki’nin (1526-1600) de yetişmesinde yol gösterici ve eğitici etkileri olan şair Zâti’nin (1477-1546) çevresinde yetişti, onun aracılığıyla Şehzade Mehmet’in sünneti vesilesiyle yazdığı kasideyi Kanuni Sultan Süleyman‘ın katında okumak fırsatını buldu, göze girdi (1530). Şehzadelere (Mehmet, Mustafa, Selim) divan kâtipliği yaptı (1530-1561); padişahça reisülküttap atandı (1562). Önemli mevkiine, özgün şiirlerine, nazım, nesir, iki yolla da pek çok ürünü bulunmasına karşın adından başlayarak eserlerine kadar değişik ve çelişik bilgiler verilmesi kolay kolay açıklanamaz. Düzenlenmiş (mürettep) divanı ele geçmemiştir. Yalnızca Lâtifi bir divanı bulunduğunu tezkeresinde söyler. Adının Ali mi, Mehmet mi olduğu kesinlikle belli değildir. Ahdi tezkeresi hamsesi (beş mesnevi) olduğunu söylerken Aşık Çelebi Hüma ve Hümayun, Lehçetü’l-Esrar (Gizlerin Dili), Nahlistan (Fidanlık) (düzyazı öyküler) gibi eserlerinden söz eder. Yazması Millet Kitaplığı’nda bulunan Gül ü Bülbül mesnevisi en kesin belgedir (1553; 2450 beyitlik simgesel ve tasavvufi eser). J. V. Hammer’in emeğiyle Türkçe aslıyla Almanca çevirisi basıldı (1834).

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Leskofçalı Galip Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Leskofçalı GalipLeskofçalı Galip; divan şairidir (Yugoslavya/Leskofça 1828-İstanbul 1867).

Özel öğrenimle yetişti; baba soyunun adıyla anılmayıp doğum yeriyle tanınması, eski kök ve toprağa bağlılığının işareti olmalıdır. Devlet kalemlerindeki memurluğundan Sadâret Mektubî Kalemi’ne geçebildi (1850). Van’a vali olan babasının yanında görev alıp, İstanbul gümrüğünde tahrirat (yazı işleri) müdürlüğünü yürüttü (1860 ve sonrası), Namık Kemal gibi gençleri yanına topladığı, zamanın sanatçılarından oluşan Encümen-i Şuara topluluğunun kendiliğinden başkanı olduğu sıralar bu dönemdir. Mithat Paşa’nın yanında başkâtip olarak çalışması, Tuna gazetesinin yönetiminden sorumlu olması 1865 sıralarına rastlar. Batıya açılma fırsatım bulamamış Divan Şiiri’nin son önemli örneklerinden sayılan eseri, İbnülemin Mehmet Kemal’in (İnal) emeğiyle derlenip bir önsözle yayımlandı (1918): Divan.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Percy Bysshe Shelley Hayatı

Percy Bysshe Shelley Percy Bysshe Shelley; İngiliz şairidir (Sussex/Horsham 1792 – İtalya/La Spezia Körfezi, deniz kazası 1822).

Babası soyluluk unvanı sahibi bir parlamenterdi, Eton’da okudu, sağlam bir klasik kültür edindi, Oxford Üniversitesi’ne geçince gününün reformcu düşüncelerini işleyen ilerici yazarları sevdi, canının istediği dersleri dinlerken köklü bir devrimciliği tutumu benimsedi, o kadar ki yayımlatığı broşür hem üniversiteden atılmasını, hem aile tarafından yadsınmasını gerektirdi: The Necessity of Atheism (Tanrısızlığın Zorunluluğu) 1811. Londra’daki başıboş, zor koşullu, dağınık yaşaması sırasında kızkardeşlerinin artırdıkları harçlıklarla geçinmeye çalıştı. Zengin bir lokantacının kızı Harriet Westbrook ile Edinburg’da evlendi (1811). Eşinin sağladığı gelirin olanaklarıyla bazı geziler yaptılar, değişik yerler gördüler ve Shelley, iki büyük şiirini Galler’de otururlarken yazdı: Queen Mab (Kraliçe Mab) 1813. Basit saydığı eşinden çabuk usandığı için yeni bir ilişkiye girdi. William Godwin’in (1756-1836) kendisine kaçan kızı Mary ile Avrupa’ ya gitti (1814). Lord Byron ile tanışması da İsviçre’de bu dönemde oldu. Bir gölde boğulmuş bulunan ilk eşinin canına kıydığı anlaşıldı, mahkeme kızlarının bakım ve eğitimini Shelley’e vermedi, bu küskünlüklerle İngiltere’ den ayrıldı ve bir daha yurduna dönmedi. Mary ile evlendikten (1816) sonra sağlığı için gerekli, verem hastalığına iyi gelir diye salık verilen Güney Fransa ve İtalya topraklarında yaşadı (1818 sonrası).

Bu dönemin şiirleri: Alastor; or The Spirit of Solitude (Alastor ya da Yalnızlığın Ruhu) 1816, The Revolt of İslam (İslâmm İsyanı) 1818, Rosalind and Helen, A Modern Eclogue: White Other Poems (R. ile Modern bir Eklog ve Başka Şiirler) 1819. Kaynaklar iki çocuğunun ölümü ve Byron etkisindeki yaşamın Shelley’i yorduğunu söylemekle yetinir, açıklama yapmazlar. Bu dönemdeki rahatça yaşamını ise büyükbabasından kalan mirasın gelirine bağlarlar. Bu dönemin ürünleri: Prometheus Unbound, a Lyrical in Four Acts (Zincirlerinden Kurtulmuş Prometheus, Dört Perdelik Bir Lirik Oyun) 1820, Epipsychidion Verses Adressed to the Noble and Unfortunate Lady Emilia V.E. (Soylu ve Talihsiz Lady V. Emilia’ya Adanmış Dizeler) 1821, şair Keats’ın ölümü üzerine kaleme aldığı Adonais, An Elegy on the Death of John Keats (A.J.K.’ın Ölümü Üzerine Bir Ağıt) 1821. Aynı yıl düzyazıyla yoğun bir deneme: A Defence of Poetry (Şiirin Savunması) 1821.

Yaşarken ilerici ve aşırı sayılan düşüncelerini şiirine yerleştirdiği için benimsenmeyen Shelley, romantizmin yaşayan ustalarından biri sayıldığı halde şiirine öz yaptığı çağdaş düşüncelerle büyür, kusurlarını bağışlatır. Adını Shakespeare’in eserlerindeki bir kahramandan alan Ariel adlı teknesiyle (Fransız yazarı André Maurois’nin -dilimize de çevrilen eseri olan yaşamöyküsü bu adla yayımlanmıştır) deniz gezilerine çıkmayı sevdi, birinde geri dönmedi, karaya vuran cesedi eşinin ve arkadaşlarının bulunduğu bir törenle kumsalda yakıldı (8 Temmuz).

kaynak:nkfu

Etiketler, , , ,

Sophokles Hayatı ve Eserleri

SophoklesSophokles; Antik Çağ Yunan tragedya şairidir (Atina/Kolonos İÖ 496-494 ?-Atina İÖ 406).

Varlıklı bir ailenin olanakları içinde yetişti, eksiksiz bir eğitimden geçti, ilgi duyduğu her alanda özel dersler alma yolunu kullandı; sağlıklı sporculuğu, yakışıklı vücudu, müzik bilgisi ve kendine özgü nitelikleriyle en genç yaşında bile öne geçtiği görüldü (Salamis yıldönümü şenliklerinde dinsel tören önderliği, İÖ 480). 28 yaşındaki ilk tragedya birinciliğiyle kendinden önceki usta Aiskhylos’u yenmiş sayıldı (468), bu törensel yarışlara her yıl üçü tragedya biri safir olmak üzere dörder eserle katıldı, yirmiye yakın birincilik kazandı, hiçbir zaman ikincilikten geriye düşmedi. Edebiyat başarıları yanı sıra önemli kamu görevlerini de yürüttü. Eşi Nikostrate’den doğan oğlu İophon’un da başarılı bir tragedya şairi olduğu belirtilir; yasa dışı oğlu Ariston ise, çok sevdiği torunu Genç Sophokles’in (on iki kez ödül kazanmış, kırk tragedya yazan) babasıdır. Perikles ve Herodotos ile yakın ilişki içinde yaşadığı bilinen Sophokles, her anlamda mutlu, verimli, başarılı, etkili bir yaşamın sahibi kabul edilir; yazık ki yazdığı ve adlarıyla konuları bilinen 123 eserinden günümüze yalnızca yedisi ulaşabilmiştir: Aias (450 ?), Antigone (442 ?), Kral Oidipus (Oidipus Tyrannos, 430 ?), Elektra (245?), Trakhiniai (Trakhis Kadınları, 420-410), Philoktetes (409), Oidipus Kolonos’da (Oidipus Epi Kolono, öl.s. torununun ilgisi ile temsil edildi, 401).

Eldeki ürünlerinin tümü 48 yaşından sonra yazdığı olgunluk eserleridir. Yazgıya (kader) karşı direnen, direndiği halde yenilen insanın sorunsalı, Oidipus’da ve Antigone’de izlenebilir. Tragedyada koroyu 15 kişilik kamuoyu birikimine çıkaran, oyuna üçüncü kişiyi katarak diyalog olanağını artırdığı kabul edilen Sophokles, kaynak olarak eski mitosları, lânetlenmiş aileler soyunu, üç birlik kuralına uygunlukla işler. Zamanının tragedya örneklerine göre Poetika adlı eserinde Aristoteles, en son Sophokles’in eserlerinden yola çıkmık görünmektedir.

Başlıca eserlerinin özetleri

Aias, Troya Savaşı’na katılan ve Ak-hilleus’tan sonra Akha Ordusu’nun en yiğit savaşçısı olan Telamon oğlu Sa-lamisli Aias ülkücü bir kahraman olarak ünlüdür, hiçbir çıkar gözetmeden savaşmada önde gelir, Hektor’u bile alt eder. Akhilleus’un ölümünden soma onun tanrısal silahlarını ödül diye alma yarışmasında Agamemnon ile Menelaos’un yan tutan yargılarıyla Odysse-us’un parlak konuşmasına yenilmiş sayılır. Bu haksızlığı bir aşağılanma sayan Aias, geçirdiği bunalım sırasında düşmanlarıyla çarpıştığını sanarak bir sığır sürüsünü haklar. Gerçeğin farkına varınca kendini kılıcının üstüne atarak canına kıyar. Tragedya, ününü ve değerini sonuna kadar koruyamamış olan bir ölümlünün dramım dile getirir.

Antigone, babaları Oidipus’un ayrılışından sonra taht kavgası yüzünden Thebai’ye karşı düzenlenen sefer sırasında kenti savunan Eteokles ile saldıranlar arasında bulunan kardeşi Polyneikes birbirlerini öldürmüşlerdir. Tahta çıkan dayıları Kreon, Eteokles’in törenle gömülmesini, ruhunun sonsuza kadar azap çekmesi için ötekinin açıkta bırakılmasını buyurur. Sözünü dinlemeyenin cezası ölümdür. Kız kardeşi İsmene’nin sessiz kabulüne karşılık Antigone bu yargıyı haksız bulur; ağabeyine duyduğu sevgi ve aile görevi gibi duygularla Polyneikes’in cesedini örter; kendisini yazılı olmayan yasalara uymuş olmak sorumluluğuyla savunur ve diri diri gömülecekken kendini asarak ölümünü çabuklaştırır. Ardından sevgilisi Haimon (Kreon’un oğlu) canına kıydığı gibi Eurydike de (Kreon’un karısı) aynı yolu seçer. Böylece değiştirilmez bir gurur yargısı nice mutsuzluğa yol açmış ve ele hiçbir şey geçmemiştir.

Elektra, babası Agamemnon’a duyduğu büyük sevgiyle (sonraki yıllarda “Elektra Kompleksi” diye adlandırılacaktır) öcünü almayı amaçlayan, anası Klytaimnestra ile onun sevgilisi Aigisthos’a sonsuz bir hmç ve kin duyan Elektra, bir yandan içinde bulunduğu yalnızlık durumunda koro ile birlikte yakınır; bir yandan erkek kardeşi Orestes’i görevi olduğuna inandırdığı öç eylemine kışkırtır, bu arada kız kardeşi Khrysothemis’in edilgin zayıflıklarını kınar. Önüne geçilmez ve vazgeçilmez yasa ve ilkeleri savunduğu için Antigone’ye, öcünü yerde bırakmama ısrarıyla Hamlet’e benzetilen Elektra, bu eserin sürekli sahne kişisidir; Ores-tes, anasıyla onun âşığını öldürünce Erinyslerin elinden kurtulmaya çalışırken Elektra’nın rolü bu noktada biter. Kan davasının simgesi olan Elektra daha pek çok esere konu olan bir yazgı özelliğindedir.

Kral Oidipus, Thebai kral sarayının önünde başlayan oyun (yer birliği), kenti bir canavardan kurtararak kral olmuş Oidipus çevresinde döner (konu birliği), eski kral Laios’u öldürenlerin bulunmasıyla kurtulunacak veba salgınının nedeninin Oidipus’un katilliği olduğunun anlaşılmasıyla 24 saat içinde bitmiş görünür (zaman birliği). Yazgısı için bakıcıların (kâhinler) kötü şeyler söylediği çocuk, ölsün diye ayaklarına şiş batırılarak dağa bırakılmışsa da, yazgının yerine gelmesi için yok olmayıp kurtarılmıştır (Oidipus: Şiş ayaklı demektir). Başka bir kentin kralının oğlu olduğunu sandığı için “babasını öldürüp anasıyla evleneceği” konusundaki yazgıdan kurtulmak için oradan ayrılır; ama yolda asıl babası Laios’u öldürüp asıl kentine kral olurken öz anası îokaste ile de evlenir. Bu gerçeğin (arayan Oidipus’un kendisidir en önce) çeşitli tanıklar ve bakıcıların (kâhinlerin) sözleriyle ortaya çıkışıyla İokaste kendini asarak canına kıyar, daha çok acı çeksin diye Oidipus onun saç iğneleriyle gözlerini kör eder, Thebai’den kovulur.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , ,

Paul Verlaine Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Paul VerlainePaul Verlaine; Fransız şairidir (Metz 1844-Paris 1896).

Yedi yaşlarında bir çocukken ailesi Paris’e yerleşti (1851). Hukuk Fakültesi’ndeki öğrenimini tamamlayamadı (1864). Cinsel sapmaları henüz su yüzüne çıkmamış olduğu için genç yaşta ölen evli yeğeni Elisa Moncoble’a beslediği güçlü bir aşkla doluydu (öl. 1867), bu umutsuz ve sonuçsuz sevgi ona içkiyi yoldaş etti, hiçbir zaman bırakamayacağı alkole bağlandı. Kendisinden yaşça büyük olan Elisa’ya duyduğu aşk, ilk kitabının da konusu oldu: les Poèmes Saturniens (Zuhal Şiirleri) 1867. Bu eğilimi bir süre daha yaşattı: Fêtes Galantes (Çapkın Törenler) kitabından Gautier’nin savunduğu (1811-1872) ilkelere uygunlukla 18. yüzyıl resim ürünlerinin izlenimlerini şiirlerine konu yaptı (1869). Ruhsal bunalımına çare gibi görünen yeni bir duygusal bağlanışla Mathilde Mautté de Fleurville’e yaklaştı, nişanlılık döneminde geniş bir ruh dirliğine kavuştuğunu sandı, bu yeni ilişkiyi dile getiren 26 küçük şiirini yeni bir kitapta topladı: La Bonne Chanson (Tatlı Şarkı) 1870. Verlaine alkole yine teslim olmuştu, tam bu sırada Arthur Rimbaud’nun (1854-1891) aralarına karışıvermesi (Eylül 1871) çiftin çabucak ayrılıp evin dağılmasını hızlandırdı. Bu sapık ilişkinin yarattığı şaşkınlık ve değerlendirme güçlüğü, bütün kaynaklarda göze çarpar; sonu öldürme girişimine kadar dayanacak bu tutkulu serüven, nice yolculuk, başıboş gezi, kural dışı yaşam, rahatsız edici tedirginlik… cinsel sapmalarının fırtınasını yaşayan iki sanatçıyı da dirliksiz edecek, rahat bir mutluluk sağlamayacaktır. Her çeşit çirkinliğin, içki ve uyuşturucu alışkanlığının yoldaşlık edeceği bir cinsel ve duygusal ilişkinin içyüzünü herhalde asıl yaşayanlar bilebilecektir. Şiirlerine yansıyan ise okurları ilgilendirir. Bu dağınık, delidolu, töreye aykırı birlikteliğin sarsıntısını, Verlaine’in askerliği, işinden atılış, geçim darlığı, savaş güçlükleri, Paris kuşatması, komün günlerinin baskısını artırdı ve ikisini dil öğrenme amacına bağlı görünen bir İngiltere yolculuğuna zorladı (Temmuz 1972); ama bu yaşam, aynı zamanda -Londra’nın güz ve kışında- açlık, soğuk, alkol, hastalık, hırgür, ortak yaşamlarının zehir zemberek olması demektir. Baharda Rimbaud doğduğu yere (Charleville) döndü (1873), Verlaine çılgınca onu çağırdı, Brüksel karşılaşmalarında Rimbaud ayrılık kararının kesinliğini açıklayınca umutsuz bir atılımla Verlaine ona ateş etti, yaraladı, iki yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bu dönemin ününü Romances Sans Paroles (Sözsüz Şarkılar) oldu 1874. Hapisle tövbe eder gibi oldu, kralcı ve tutucu bir tavır edindi, Katolikliğin bağışlayıcı yönetimine sığındı, dinsel duygular edindi; Rimbaud’u silmek, yeniden eşiyle çocuğuna kavuşmak istedi; tasarladığı tek kitabın içeriğini üç ayrı kitabına koydu: Sagesse (Usluluk, Bilgelik) 1880, Jadis et Naguère (Bir Zamanlar) 1884, Parallèlement (Koşutlukta, Yan Yana) 1889.

Hapis çıkışı yeniden İngiltere; Paris’e güçsüz ve dirençsiz döndü, yine içki düşkünlüğü, düzensiz yaşam, geçim için kitapları: Düz yazıyla Les Poetes Maudits (Lânetli Şairler) 1884. Umutsuzca dine sarılış, kendi yeteneğine yabancılaşma, huy değişimi, bir türlü önlenemeyen alkolizm bunalımları, kira odalarından hastane koğuşlarına gidip gelen sağlıksız bir beden içinde değeri gittikçe hırpalanan bir şiir ustalığı. Böylece dinsel duyarlıkları öne çıktı, bu konudaki eserleri çoğaldı: Amour (Aşk) 1888, Femmes (Kadınlar) 1890, Bonheur (Mutluluk) 1891, Liturgies intimes (İçten Törenler) 1892, Odes en Son Honneur (Onun Onuruna Şiirler) 1893, Chair, Dernières Poésies (Tinsellik, Sonuncu Şiirler) 1896, İnveçtives (Sövgüler) 1896 vb. Düzyazıyla: Confessipons, Notes Autobiographiques (İtiraflar, Özyaşamsal Notlar) 1895. Bütün eserleri iki ciltte toplandı: Oeuvres Complètes (öl.s. 1959-1960).

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Charles Baudelaire Hayatı ve Eserleri

Charles Baudelaire

Charles Baudelaire; Fransız şairidir (Paris 1821-ay. y. 1867).

Orta öğrenimini Lyon’da ve üvey babasının görevlendirildiği (1836) Paris’te yaptı. Dışarıdan sınavlara girerek Louis-Le-Grand Lisesi’ni bitirdi (1840). Hukuk Fakültesi’nin ilk yılında başlayan başıboş ve dağınık bohem yaşantısı ise ölümüne kadar sürdü. Edebiyatçı olma konusundaki kesin kararı, lise Latincesi ile şiir yazabilme yeteneği, her hazzı tatma eğilimiyle Baudelaire, bu yaşlarda kapmış olduğu tahmin edilen frengi, içki düşkünlüğü ve kavruk eğlenceleri yüzünden ailesi için bir sorun oldu. Hindistan’a giden bir vapura bindirildi (1841); yaşamı şiir dünyası için bir özlemler ve hazlar konusu olan bu yolculuğu Güneydoğu Afrika kıyılarında kesip Paris’e döndüğü biliniyor. Bundan sonrası şair için bir süre tam bir özgürlük dilimidir. 22 yaşını doldurduğu (1843) yıldan başlayarak babasından kalan mirası kullanma hakkına sahip oldu. Sorumsuz ve savruk mirasyedilik, gelir getirmez bir şairlik ve yazarlık uğraşıyla birleşip işin içine içki, eğlence ve sefahat karışınca özgürlüğü sınırlandı, baba mirasını kullanma hakkı hukuk önlemleriyle kısıtlandı.

Şiirine konu, imge ve etki kaynağı olan çeşitli uyuşturuculara bu dönemde bağlandığı sanılır. Bir yandan çok zamanlı ve başarılı resim yazıları, sevgisi güçlü müzik yargılarıyla eleştirmen olarak öne çıktı, bir yandan yeteneğine hayran olduğu, ABD’li yazar Edgar Allen Poe’yu (1809-1849) Fransızcaya çevirdi.

Sonunda Poe çevirilerinin yarattığı yankıyla Revue de deux Monde dergisinde 18 şiiri yayımlandı, kitaplaştı: Les Fleurs du Mal (Kötülük Çiçekleri) 1857. Genel ahlak ilkelerine aykırı görülerek mahkemeye verilen, içindeki 6 şiirin çıkarılmasıyla para cezasına çarptırılan bu 100 şiirlik ilk baskı, çeşitli yankılar yarattı. Şiire adanan Baudelaire, bazı duygulanım anılarını, düşünsel ürünlerini, buluş ve esinleniş sonuçlarını ara sıra düzyazı biçiminde de üretti. Ne var ki bunların çoğu ancak ölümünden sonra kitaplaştı. Borçlarını ödeyebilecek bir para kaynağı sağlayacak konferanslarının ilgi göreceğini sandığı Belçika’ya gitti (1865). Umduklarının bulamamanın düş kırıklığı ve aşırıya giden alışkanlıklarının yaralarıyla inmeli olarak yurduna döndü (1866); ilgisiz, sevgisiz şefkatsiz bir yalnızlık içinde hastane bakımından yarar umdu; sessizce öldüğü zaman cenazesine katılacak bir avuç arkadaşından başka kimse yoktu.

Şiiri, klasik öğeleri küçümseyip saf dışı bırakmayan gelenekçi olgunluğa yaslanır, romantizmin coşkular ve karşıtlıklar dünyasını yansıtır. Fransızcanın bütün inceliklerini kullanan yetkin bir dil kültürü, bir yetenek ve hırslı bir sanatçı çabası onun büyük şiirini oluşturur.

Başlıca eserleri: Les Epaves (Kalıntılar) 1866, şiirler; Petits Poèmes en Prose (Küçük Mensur Şiirler) 1857-1869, Le Spleen de Paris (Paris Sıkıntısı) düz yazılar, 1869; Curiostités Esthetiques (Estetik İncelikler) 1868, sanat eleştirileri; L’art Romantique (Romantik Sanat 1868); Lettres (1841 -1866; mektuplar) 1905; Bütün eserleri, çeşitli biçimlerde bir araya getirildi. Örneğin; Oeuvres Complèts, 7 cilt, 1868-1870 (Derleyen G. Asselineau) vb. Ayrıca onu konu edinen sayısız esere hazırlandı.

Elem Çiçekleri, şairin bir arkadaşı tarafından bastırılan ilk şiir kitabı (1857). Kentsoylu (burjuva) törelerine iyice karşıt olan sanatçının ağır eleştirileri, başkaldıran yorumlan, çoğunluğun kabul edemediği konulan (uyuşturucular, sevicilik, ölüye tutkunluk, şeytansı bir ten düşkünlüğü) kamuoyunda tepkiler yarattı. Para cezası ve 6 şiirin yasaklanması kararına varan yargılamadan sonra kitap iki kez daha basıldı (1861-1866). Bu basımlarda şairin istediği nedene sonra eklenebildi. Kitaptaki 136 şiirin çoğu Fransız Edebiyatı’nın en klasik değerleri arasında sayılır, bazılarının sanatçının şiir kuramını taşıdığı kabul edilir (Correspondances, Müzik, Yoldan Geçen Bir Yolcuya..) Sınırsız bir doyum arayışını belirleyen kitap toplamı, simgeciliğin (sembolizm) bir bildiri olarak da değerlendirilir.

Kitap Türkçeye ilkin Alişanzade İsmail Hakkı tarafından bu adla çevrildi (1927), Vasfi Mahir Korutürk basımında aynı adı korudu (1957, 1966); Abdullah Rıza Ergüven (1961), Suut Kemal Yetkin (1967), Erdoğan Alkan (1985) seçmelerinde Kötülük Çiçekleri adına dönüştü.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , ,

Guillaume Apollinaire Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Guillaume ApollinaireGuillaume Apollinaire; Fransız şairidir (Roma 1880-Paris 1918).

Asıl adı: Wilhelm de Kostrowitsky. Önce Güney Fransa’da okudu, sonra Paris’e yerleşti. Edebiyat yaşamı 1902’de başladı. Festin d’Esope, Les Soireésde Paris dergilerinde çalışırken (1903) Revue Blanche ve La Plume dergilerinde de şiirler, öyküler, denemeler yazdı; sonunda, Jarry’nin dostluğuyla Mercure de France’a. girdi, ulusal kitaplıkta çalıştı. Gerçeküstücülüğün adını koydu. Kübizmi savundu, yeni konular ve deyişlerle o günün şiirini değiştiren ürünler verdi. Yankı uyandıran ilk incelemesi Sur la Poésie Symboliste (Sembolist Şiir Üzerine), Enchanteur Pourrissant (Kokuşan Büyücü) adlı uzun öyküsüyle aynı yılda çıktı (1909). Çarpıcı öyküler derlemesi hemen kitaplaştı: l’Hérésiarque et Cie (Hérésiarque ve Ortakları) 1910. Asıl ilgiyi şiir derlemeleriyle kazandı. Le Bestiaire ou Cortège d’Orphée (Hayvan Öyküleri ya da Orphee Korteji) 1911 ‘de yayımladıktan sonra yüzyılın başından bu yana yazdıkları çok ilginç ve etkili kitabında topladı: Alcools (Alkoller) 1913. Son şiir kitabı, biçimsel düzenlemelerle sunulan Calligrammes (Kaligramlar) oldu (1918). 1914 güzünde gönüllü olarak savaşa katıldı. 1916 Mayısında başından yaralandı. Paris’e gelmek fırsatını bulunca edebiyat çalışmalarına yeniden katıldı. Le Poète Assassiné (Öldürülen Şair) adlı öykü kitabını yayımladı. Les Mamelles de Tirésias (Tirésias’in Memeleri) 1917, adını verdiği oyununu yazdı, şiirlerine çalıştı. Le Flâneur des deux Rives (İki Yakanın Aylağı) 1918, başlığında toplanan öykülerini kitaplaştırdı. Şiirlerinde sözünü ettiği esin kaynağı “Kızıl Saçlı Dilber” ile (Jacqueline Colb) evlendi (1918), aynı yıl İspanyol nezlesinden öldü.

Fransız şiirini yenileştirirken çağdaş akımları güçlendiren Apollinaire’in eseri ancak ölümünden sonra tamamladı; kitaplaşmamış yazılarıyla birlikte Bütün Eserleri 1966’da 4 cilt olarak yayımlandı: Oeuvres Complètes.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Publius Vergilius Maro Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Publius Vergilius MaroPublius Vergilius Maro; Latin şairidir (Mantova/Andes İÖ 70-Brindisi İÖ 19).

Cremona’da, Milano’da, sonra Roma’da okudu. Roma’da, Epikurosçu felsefe öğretmeni Siro’ya bağlanan Vergilius, avukatlık hakkı veren hukuk öğrenimi yanı sıra çeşitli bilimlere ilgi duyduysa da avukatlık yapmadı. Yunan Edebiyatı’nı iyi öğrenmesi, şairliğin yolunu açtı; esin kaynağı yapacağı eski şairlerin eserlerini aslında okuyabilme gücüyle doğum yerine 44-43’de döndüğü sanılır; bu dönem, ilk eseri Bucolicaları hazırladığı zaman dilimidir (42-39). Bir iç savaş havası yaratan yetki çatışmaları sırasında (Sezar, Pompeius, Antonius, Octavius) aile topraklarını emekli askerlere kaptıran Vergilius (40), bir süre sonra esirgemesine girdiği şair politikacı Mae-cenas ve sanatına hayranlık duyan Augustus’un (Octavius) ilgileriyle buralara yeniden kazandığı gibi Napoli yakınlarındaki armağan evinde kendisini sanatına bağladı. Vergilius’a ülküsü olan barış, birlik, savaşsız geçim ve Roma’nın geçmişindeki bazı değerlere dönüş olanakları, onu içtenlikle bu erdemleri övmeye götürdü; bütün şiirlerinde doğaya sevgi, toprakla çalışmanın erişilmez güzelliği, yurt uğruna girişilecek özverilerin mutluluk vaatleri, işlediği başlıca konular oldu. Bunun ilk örneği Eglogae (çoban şiirleri) ya da Bucolica diye anılan son pastoral şiirdir. Hekametron (Yunanca, Latince, Almancada çok kullanılmış altı tef ileden oluşan kalıp) ölçüsüyle yazdığı bu eser; esin kaynağı, konu özü ve duygu yükü bakımından İÖ 3. yüzyılda yaşamış Yunan şairi Theokritos’un şiirine dayandırılabilir. Ailece yaşadıkları toprak kaybı olayının arka planda sezildiği toplum kargaşası karşısında şair, kurtuluşu doğayla yaşamın saflığında, ortaklığında, iyimser sağlığında bulur; barışın getirdiği uyumlu kardeşlik ve geçim yaşamını över. Köylülerin kahraman yapıldığı bu yalın, tutkusuz, paylaşılan insanca dünya, yaşanası en güzel ortamı simgeler. Çünkü umut yitirilmemiştir, bütün o anlatılan acılardan sonra barışı sağlayacak çocuğun talihi müjdelenir (4. eglog).

Şairin 36-29 arasında yazdığı ve koruyucusu Maecenas’a adadığı Georgica, aynı ölçüyle yazılmış, uyumlu ve yapıca sağlam uzun ve öğretici (öğüt verici, didaktik) bir şiirdir. Romalıların hemen hemen unuttukları toprak işlerini, rençberliği, çiftlik ve kır yaşamını, kırsal yaşamın üretici çalışkanlığını, doğayı tamamlayan insan emeğini konu edinen şiir, İmparator Augustus’un politikasına denk düştü. Sonunda Vergilius, Roma’nın kökenini Troya’ya bağlayan ünlü destanını, Aeneis’ı yazmaya koyuldu. İÖ. 29’da başlayıp on yılını verdiği bu tamamlanmamış büyük destan, hemen hemen bütün Avrupa’nın epopesi gibidir; bitmediği için yakılmasını vasiyet eden yaratıcısına karşın Augustus tarafından korunarak günümüze ulaşmıştır. Troyalı Aeneas (Aeneias), Troya yıkımından kurtulup İtalya kıyılarına çıkar. Roma’nın kurulup güçlenmesini sağlayan sağlam temelleri atar. Bu 12 bölümlük uzun destan şiiri, Odysseia ile İlyada’yı izleyen bir planda gelişir; anası Tanrıça Aphrodite olan Aeneas, Troya kral soyunu Roma imparatorlarına bağlamış olur. Zamanın bütün ulusal kutsallarını içeren eser, Romalılık ruhunu ayakta tutar, herkese uğruna can verilesi büyük ülküleri gösterir; erdemli, inançlı, saygılı, sorumlu Aeneas tipi; toplumsal ülkülerle insanlık amaçlarına ulaşma çabasmın özverili ve olumlu örneği olur.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Vittorio Alfieri Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Vittorio AlfieriVittorio Alfieri; İtalyan tragedya şairidir (Asti 1749-Floransa 1803).

Ünlü mimar Benedetto Alfieri’nin yeğenidir. Küçük yaşta babasını yitirince annesi tarafından yetiştirildi. 1766’ya kadar Torino Askeri Akademisi’nde okudu. Önce İtalya’nın birçok yerini, sonra Avrupa’nın görülmeye değer kültür merkezlerini dolaştı. Bu dönemde öğrenmiş bulunduğu Fransızcayla ilk eserlerini yazdı. (Philippe, Polynice). 1775’e doğru kesin bir bilinçlenmeyle hem Latincenin hem anadilinin büyük klasiklerini okumaya, inceliklerini öğrenmeye koyuldu; 1774-1787 arasında tüm eserlerinin asıl özünü oluşturan 20 kadar tragedya yazdı. Bu arada Kontes d’Albany ile yaşadığı büyük aşk da hem eserlerine güçlü bir esin kaynağı oldu, hem çalışmasını düzene koydu, hem yaşamanın bütün verimini üretmesine elverişli bir mutluluk sağladı. Sevgilisiyle birlikte Paris’e yerleşti; o ara kocası ölünce dul kalan kontesle evlendi (1788).

1789 Devrimi’ni izleyen karışıklıklar sırasında İl Misogallo (Fransa’ya Karşı) adlı eserine konu olacak nefret, hınç ve yergi duygularıyla dolu olarak Floransa’ya döndü (1792). Ölümünden sonra eşinin ona yaptırdığı mermer lahit, bugün de büyük hayranlıkla seyredilen bir sanat eseri değerindedir (Floransa, Santa Croce Kilisesi). Politik yazıları, yergileri, deneme niteliği taşıyan parçaları zamanla değer yitirmiş görünürse de şiirsel oyunları, hem klasik tragedyanın konu ve düzence dikkatini taşır hem çağdaş bir dram olmanın sahne gücüne elverişlidir. Vita (Yaşam) adlı özyaşam kitabını, Giornali (Günlükler) 1774-1775 ve 1777 başlıklı notlarını, lirik şiirlerini tiyatro edebiyatına eklenmiş başka değerler saymak gerekir. Tragedyalarının onüçü ilkçağ mitoslarıyla tarihinden, biri Kutsal Kitap’tan, beşi orta ve yeniçağ tarihinden konu almıştır.

Başlıca eserleri Kleopatra (1774); Merope (1782); Saul (1782); Filippo II (1783); Polinice (1783); Antigone -(1783); Octavia (1784); La Congizera des Pazzi (Pazzi’lerin Komplosu) 1789; Marie Stuart (1789); Mirra (1789).

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Ahmed Arif Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Ahmed Arif Ahmed Arif;(1927-1991)

Şairdir.

Diyarbakır’da doğdu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümünde bir süre okudu. Ardından gazeteciliğe geçti.

Şiirlerini İnkılapçı Gençlik, Meydan, Seçilmiş Hikayeler, Yeryüzü, Beraber, Yeni Ufuklar dergilerinde yayımladı.

Halk türkülerinin, halk masallarının ve ağıtların zengin malzemesi içinde inceliklerle örülü, ancak alabildiğine yoğun bir gür sese ulaştı. Onun şiir anlayışı konusunda uzun bir değerlendirmeyi Papirüs Dergisinde (Ocak, 1969) Cemal Süreya yaptı.

Tek kitabı Hasretinden Prangalar Eskittim 1968 yılında yayımlanabildi.

Mektupları ölümünden sonra basıldı: Cemal Süreya ‘ya Mektuplar (1992).

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Orhan Veli Kanık Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Orhan Veli KanıkOrhan Veli Kanık; şair ve yazardır (İstanbul 1914 – ay. y. 1950).

Ankara’da Gazi Lisesi’ni bitirdi (1932), İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ndeki felsefe öğrenimini yarıda bıraktı (1935). Ankara’da memurluk (1936-1942) savaş dönemi yedek subay askerliği (Gelibolu 1942-1945), Milli Eğitim Bakanlığı Tercüme Bürosu’nda (1945-1947) çalışması izledi. Yaprak dergisini çıkarmaya başladı (1 Ocak 1949-15 Haziran 1950). İşaretlenmemiş bir yol çukuruna düşüp yaralanmasına neden olan kaza sonunda beyin kanaması geçirdi, bir süre sonra öldü. 1936-1941 arasındaki (Varlık, Aralık 1936-15 Nisan 1940, 38 şiir, bazıları Mehmet Ali Sel imzalı) ilk şiirlerinde aşklarla mutsuz, yalnız, düş kurucu, çocukluk cennetini arayan, çeşitli özlemlerle dirliksiz, ülküsel sevgiliyi beklerken umutsuz, doğa sevgisinde, kaçış düşüncelerinde sıkıntılar, duyumsuzluklar içindedir. Yapıca dikkatli, biçimi sağlam, saf şiir, ararken hece geleneğine yaslanan çalışma ürünleridir bunlar (ölümünün yarattığı ilgi genişliği yüzünden hepsi derlenerek ‘Bütün Şiirleri’ arasına konacaktır). Bu arada alışılmıştan kurtulma ve yeniliğe ulaşma dileğiyle sürekli denemeler içindedir. Böylece ayak bağı olduğuna inandıracak kadar kötü kullanıldığını gördüğü ölçüyle uyağı atarak “şairane” diye nitelenen tutumdan kurtularak, Söz oyunlarının tekrarlarından sıyrılarak, duygudan çok akla seslenen, yığınların da sesi ve sözcüsü olacak değişik bir şiire yönelir.

İlk kitap Garip’te (1941) 24 şiiri varsa da yanı sıra Oktay Rıfat ve Melih Cevdet’inkiler de yer alır (1932’de 2. bas. yalnızca O. Veli’nin 32 şiiri). Bu aşamada Orhan Veli bilinen güzellikle anlayışım, eski şiir toplamından gelen beğeni ilkelerini atmak kararında gözükür. Bu dönemde Orhan Veli; yapmacıktan kurtulma, halk beğenisinin saf görünümlerini değerlendirme, şiirde bütün kayıtlardan uzaklaşma, yaşama hakkının ve yaşam mutluluğunu konu edinme, toplum baskısından doğa yasalarının doğruluğuna sığınma… niyetleriyle şiirini değiştirdi: Vazgeçemediğim (1945), Destan Gibi (1946), Yenisi (1947), Karşı (1949). İçten bir duyarlık taşıyan ölçüye değilse de uyaklar gücüne yaslanan, halk söyleşiyindeki ortaklardan yararlanan, kısa, özlü, çoğu anlamlı bir öyküyü de birlikte taşıyan süssüz ve yalın, özgün örnekler. Deneme ve makale türündeki ürünleri (Nesir Yazıları, 1953; Denize Doğru, 1970). La Fontaine’den 49 fablı, Nasrettin Hoca’nın 72 fırkanın koşukla yeniden dile getirdi, Fransızcadan 12 kitap çevirisi yaptı.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Hersekli Arif Hikmet Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Hersekli Arif HikmetHersekli Arif Hikmet;(1839- 1903)

Divan şiirinin son temsilcilerindendir. Hersek valisi İstolçalı Ali Paşazade Zülfikar Nâfiz Paşa’ nın oğludur. Hersek’te Mostar şehrinde doğdu. Küçük yaşta babasını ve büyük babasını kaybetti. Ailece Bosna’ya göç ettiler. 1854’te İstanbul’a gelerek öğrenimine başladı. İki yıl sonra Sadaret Mektupçuluğu kalemine alındı. Yedi yıl kadar bu kaleme devam etti.

Ahmet Cevdet Paşanın delaletiyle 1868′ de Adliye Dairesi Ceza Mahkemeleri zabıt kâtipliğine getirildi. Oradan temyiz hukuk dairesine nakledildi. Adliyede böyle birtakım vazifelerde bulunduktan sonra maaşı indirilince istifa etti. Manastır, Yanya, Kastamonu, Adana bidayet mahkemeleri hukuk dairelerinde reislik yaptı. Nihayet, 1900 yılında, İstanbul’da temyiz mahkemesi âzalığına getirildi. Ahlâkı çok dürüsttü. Adliye mesleğinden olduğu için hakka ve gerçeğe son derece düşkündü.

Şiirde XVII. yüzyılın büyük üstadları Nailî ve Fehîm’in yolunu takip etmiştir. Gayet çabuk ve kolay yazardı. İlk akademi teşebbüslerinden biri, 1860’da, onun Lâleli’deki Çukurçeşme’de bulunan evinde atılmıştı. Her salı günü toplanan bu encümene gelenler arasında Namık Kemal, Ziya Paşa, Kâzım Paşa, Halet, Şeyh Osman Şems Efendi de vardı.

Hersekli Arif Hikmet’in eski tarzda şiirlerini toplıyan Divan’ı İbnül Emin Mahmut Kemal’in bir önsözüyle 1915’te bir heyet tarafından Maarif Vekâleti hesabına bastırılmıştı. Bundan başka «Levâyih-ul-Hikem» ve «Levâmi-ul-Efkâr», «Sevânih-ul-Beyân» adlı eserleri de vardır.

Hersekli Arif Hikmet, başta tasavvuf olmak üzere, İslâmi bilimleri çok iyi bilirdi. Şiirleri arasında en önemlileri gazelleridir. Bu gazellerde XVII. yüzyıl divan şairlerinden Naili ile Fehim’in büyük etkileri bulunduğu görülür.

1903’te İstanbul’da ölen Hersekli Arif Hikmet Topkapı Mezarlığı’nda gömülüdür.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , ,

Ihara Saikaku Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Ihara SaikakuIhara Saikaku; Ibara olarak da bilinir (d. 1642, Osaka – ö. 9 Eylül 1693, Osaka, Japonya), 17. yüzyıl Japon edebiyatındaki canlanmanın en önemli adlarından şair ve romancı. Tüccar kesiminin, kibar fahişelerin aşk ve para ile ilgili serüvenlerini çok canlı bir dille anlattığı yapıtlarıyla geniş bir okur kitlesi kazanmıştır.

İlk olarak, 17 hecelik haiku şiirine kaynaklık eden haikai adlı mizahi renga (zincirleme dize) şiirindeki başarısıyla ün kazandı. 1671’de “bir gün, bir gece içinde” 1.600 dize yazdı. Hızını giderek artırdı ve dakikada bir dizeden, 1680’de 24 saatte 4 bin dizeye, 1684’te ise inanılmaz bir biçimde 23.500 dizeye ulaştı; bu, dakikada 16 haikai’den biraz fazla ediyordu. Bu yüzden “20 binlik şair” olarak anılmaya başlayan İhara, daha olağan bir hızla şiir yazmayı sürdürdü. Alışılmamış üslubundan ötürü rakip şairler, kendilerine ne kadar yabancı olduğunu vurgulamak için İhara’ya “Felemenkli” adını taktılar.

İhara asıl ününü, çabuk okunan, dönemine ilişkin ipuçları veren, özlü bir anlatımla kaleme alınmış romanlarıyla sağlamıştır. Bu anlatımını bir haikai şairi olarak yetişmesine borçludur. Romanları pek çok açıdan Japon toplumunun belirli bir dönemini yansıtır. Bu dönemin belirgin özelliği, toplumsal ve ekonomik yaşamda büyük ağırlık kazanan tüccar sınıfının beğenilerinin sanata damgasını vurması, zevk ve eğlence âlemlerinin bu sınıfın istekleri doğrultusunda yönlendirilmesidir. İhara’nın ilk romanı Koşoku içidai otoko (1682; Şehvet Düşkünü Bir Adam) bu çevrelerde geçer; yapıtta, Yonosuke adlı kahramanın altı yaşından, 60 yaşında, yalnızca kadınların bulunduğu bir adaya çekilene değin yaşadığı e–tik serüvenler anlatılır.

İhara’nın aynı tarzdaki romanları içinde en beğenileni Koşoku gonin onna’dır (1686; Şehvet Düşkünü Beş Kadın). Nihon Eitaigura (1688; Servet Düşkünlüğü) adlı yapıtı ise tüccarların yaşamını anlatan öykülerden oluşur ve servet yapmak (ya da kaybetmek) temasına dayanır.

İhara, samuraileri (savaşçı) konu alan romanlar da yazmış, ama bunlar öbür yapıtları, özellikle de e–tik öyküleri kadar başarılı olmamıştır. Bununla birlikte, hangi konuyu ele alırsa alsın İhara’nın yergili mizahı ve bir kişiliği ya da çevreyi en çarpıcı biçimde yansıtan ayrıntıları yakalamaktaki ustalığı bütün yapıtlarında göze çarpar; bu ikinci özelliğinin gene haikai deneyiminden kaynaklandığı düşünülebilir. Yakından tanıdığı Osaka’nın canlı atmosferini daha rahat ve usta bir dille anlatmakla birlikte, İhara yapıtlarında bütün Japonya’yı ele alır. Gezileri sırasında derlediği öyküleri Saikaku Şokoku Banaşi (1685; Saikaku’nun Çeşitli Yörelerden Serüvenleri) adlı yapıtında toplamıştır. Yapıtları her yerde büyük ilgi görmüş, edebiyattaki etkisi ölümünden sonra da sürmüştür.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,

Quintus Horatius Flaccus Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Quintus Horatius FlaccusQuintus Horatius Flaccus; (M.Ö. 65 – M.Ö. 8)

Romalılar’ın en ünlü şair ve hicivcilerinden biridir. Venusia’da doğdu. Babası köleyken sonradan hürriyetini kazanmıştı. Çalışkanlığı, zekâsı sayesinde kısa zamanda mali durumunu düzeltmiş, oğlunu da o devrin şartlarına görecen iyi şekilde yetiştirmek imkânlarını bulmuştu. Horatius 18 yaşındayken Atina’ya gitti, iki yıl kaldı, ünlü filozoflardan ders alarak felsefe bilgisini artırdı,

Horatius, devrinin tanınmış Romalı şair ve filozofu Vergilius’la da arkadaş olmuştu. Vergilius onu Maecenas adındaki zengin asilzadeyle tanıştırdı. Maecenas, sanatçıları korudu. Horatius’u da himayesi altına aldı. Şair M. O. 35 yılında “Hicivler” adındaki kitabının ilk cildini yayınladı. Altı yıl sonra eserin ikinci cildi de yayınlandı. Maecenas, Horatius’a Sabina Dağı’nda güzel bir malikâne hediye etti. Şair, tabiatı çok seviyordu. Bu sakin yerde tabiatla baş başa kalmak fırsatını bulmuştu. Yazdığı şiirlerle de hudutsuz tabiat sevgisini ölümsüzleştirmiştir.

Horatius’un makaleleri de çok beğenilmekle beraber asıl lirik şiirleriyle ün salmıştır. Bugün, 121 lirik şiiri, 41 manzum makalesi bilinmektedir. Şiirlerindeki kendi tarifine göre, şair derbeder, dalgın bir insandı. Şehvet hırsı herşeyin üstünde geliyordu, fakat şair bu halinden hiç şikâyetçi değildi.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,

Henry Wadsworth Longfellow Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Henry Wadsworth LongfellowHenry Wadsworth Longfellow; (1807 – 1882)

Ünlü bir Amerikan şairidir. Halkın anlayabileceği şekilde yazdığı basit, duygulu şiirleriyle tanınır.

Portland şehrinde doğdu. Babası, avukattı. Annesi, müzikle, edebiyatla ilgilenen okumuş, bilgili bir kadındı. Longfellow’un çocukluğu, çok iyi şartlar içinde geçmiştir. Şiirlerinde, bu güzel günlerin etkisi görülür. Longfellow, çocukluğunu, “My Lost Youth” (Kaybolmuş Gençliğim) adlı şiirinde anlatmıştır.

Küçük yaşlarda vaktinin çoğunu okumakla geçiren Longfellow’un ilk şiiri, 13 yaşındayken, bir gazetede çıktı. 15 yaşındayken Brunsinck’teki Bowdoin Koleji’ne girdi. Son sınıfa geldiği zaman, öğrenimine, edebiyat alanında devam etmeye karar vermişti, babası ise onu bir hukukçu olarak yetiştirmek istiyordu. Longfellow’un, okuduğu okuldan aldığı edebiyat öğretmenliği teklifi, bu konuyu halletti. Longfellow, Avrupa’ya giderek Fransa, İspanya, Almanya, İtalya gibi ülkeleri gezdikten sonra Amerika’ya döndü, edebiyat öğretmenliğine başladı. Daha sonra Harward Üniversitesi’ne profesör oldu. 1839’da “Voices of the Night” (Gecenin Sesleri) adlı şiir kitabı yayınlandı. Eserleri arasında en önemlileri, üç ciltlik “Christus”; “The Golden Legend” (Altın Destan); “The Nevv England Tragedies” (New England Trajed’leri), “The Divine Tragedy” (İlâhî Trajedi)dir.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,

Huzuri Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

HUZURİ (yusufelili), asıl adı Ali Coşkun’dur. (d. 21 Nisan 1886, Zor köyü [bugünkü Esenkaya], Yusufeli, Artvin – ö. 23 Eylül 1951, Artvin), koşma, güzelleme, taşlama, destan ve atışmalarıyla tanınmış âşıktır.

Kavasoğulları (sonradan Yüzbaşıoğulları) ailesinden Âşık Keşfî’nin (1843-1910) oğluydu ve dedesi Mehmed Efendi de bir âşıktı. On yıl kadar medresede okuyan Huzurî, bir süre Doğu Anadolu köylerinde imamlık yaptı. Şavşat’ta nüfus, Yusufeli’de tapu memurluğu görevlerinde bulundu. Memurluktan ayrıldıktan sonra gezici âşıklığa başladı. Birçok kent, kasaba ve köyde çalıp söyledi, yöre âşıklarıyla atışmalar yaptı. Aynı zamanda köyünde çiftçilikle de uğraştı.

Şiirlerinde hece yanında aruz ölçüsünü de kullanan Huzuri, toplumsal konularla ilgili taşlamalara, çeşitli konularda öğütler vermeye, söylediği koşma ve güzellemelerde âşık söyleyişinin tüm inceliklerini kullanmaya özen gösterdi; bu edebiyatın zor türlerinden örnekler verdi. Tüm şiirlerini el yazısıyla bir Divanda topladı. Hece ölçüsüyle söylediği şiirlerin büyük bölümü Hikmet Dizdaroğlu’nun hazırladığı Yusufeli’li Ali Huzûri Coşkun-Hayatı, Şahsiyeti, Şiirleri (1949, 1. cilt) adlı kitapta yayımlanmıştır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , , , ,

Mirzade Işki Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Mirzade Işki; (d. 1894, Hemedan – ö. 1923, Tahran), İranlı şair, oyun yazarı ve gazetecidir.

İlk ve orta öğrenimini Tahran’da tamamladı. 1915’te, o dönemde İranlı milliyetçilerin yurtdışındaki merkezlerinden biri olan İstanbul’a yerleşti. Darülfünun-ı Osmani’de bazı dersleri izledi. İstanbul’un ilkbaharını betimleyen Nevruziname adlı. yapıtını ve eski imparatorluk günlerine duyulan özlemi dile getiren Opera-yi Restahiz-i Şehriyaran-i İran adlı manzum oyununu yazdı. Tahran’a döndükten sonra hükümet aleyhindeki sert makale ve şiirlerinden dolayı tutuklandı. 1921’de, Karn-i Bistum adlı haftalık bir dergi yayımladı. Düşünceleri ve yazıları nedeniyle düşmanları arttı ve 1923’te öldürüldü.

Yapıtlarında Türk edebiyatının, özellikle de Tevfik Fikret’in etkisi görülen Işkî’nin “İdeal” adlı şiiri Farsçanın ilk gerçekçi şiirlerinden biri olarak kabul edilir. Şiirleri Divan-ı Işkî (1929), bütün yapıtları ise Külliyat-i Işkî (1952) adıyla basılmıştır.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , , ,

Vicente Huidobro Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Vicente Huidobro; (d. 10 Ocak 1893, Santiago – ö. 2 Ocak 1948, Santiago, Şili), yenilikçi creacionismo akımının öncüsü Şilili şairdir. I. Dünya Savaşı sonrasında, ülkesi Şili’de olduğu kadar Paris ve Madrid’de de önde gelen edebiyatçılar arasında yer almış; çağının Avrupa, özellikle de Fransız şiirindeki biçim ve imgeleri ülkesinde tanıtmak için çaba göstermiştir.

Şili’de birkaç şiir kitabı yayımladı ve Non serviam (1914; Hizmet Etmeyeceğim) gibi, şiirin tüm geçmişini yadsıdığı edebiyat bildirileriyle bazı çevrelerde saygınlık, bazılarındaysa kötü ün kazandı. 1916’da gittiği Paris’te etkili bir edebiyat dergisi olan Nord-Sud’de Guillaume Apollinaire ve Pierre Reverdy gibi öncü Fransız şairlerle birlikte çalıştı. Bu dönemde Reverdy’yle birlikte öncülük ettikleri creacionismo akımının en tanınmış temsilcisi oldu. Poemas árticos (1918; Arktik Şiirler) ve Fransızca yazdığı Saisons choisies’de (1921; Seçilmiş Mevsimler) birbirini tutmayan çarpıcı imgeler, rastgele ve görünüşte mantıksız biçimde art arda dizilmiş sözcüklerle harfler kullanarak creacionismo kuramını örnekledi.

1918’de gittiği Madrid’in öncü edebiyat çevrelerinde coşkuyla karşılandı ve 1921’de, creacionismo akımının İspanyol edebiyatındaki karşılığı olan ultraismo akımına öncülük etti. Bu arada Şili’yle de bağlarını koparmadı; burada I. Dünya Savaşı sonrasında yaygınlaşan, Fransız örneklerine dayalı deneyci edebiyat ortamının oluşmasına katkıda bulundu. Bu katkısında, Şili’deki dergilerde sık sık makale ve şiirlerinin yayımlanması kadar, ülkesinin devlet başkanlığına yarı ciddi biçimde aday olması gibi kamuoyunun ilgisini çeken çıkışları da rol oynadı.

Sátiro o el poder de las palabras (1939; Satyr ya da Sözcüklerin Gücü) gibi romanlarında creacionismo söylemini sürdüren Huidobro, akımın ortadan kalkmasından yıllar sonra bile bu üslupla pek çok şiir yazdı. Etkisi bir süre için azaldıysa da, yapıtları sonradan Latin Amerika şairlerini önemli ölçüde etkiledi.

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,

İbn Zeydun Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

İbn Zeydun; tam adı Ebu’l-velid Ahmed BİN Abdullah bin Ahmed bin Galib bin Zeydun (d. 1003, Kurtuba [Cördoba] – ö. 18 Nisan 1071, İşbiliye [Sevilla]), özellikle mektup türünde başarılı örnekler vermiş Arap şairdir.

Mahzun kabilesindendi. Küçük yaşta yetim kaldı. Dönemin değerli bilginlerinden ders aldı. Yazdığı şiirlerle 20 yaşındayken üne kavuştu. Endülüs Emevi halifelerinden III. Mustekfi’nin kızı Vallade’ye âşık olup şiirler yazınca Kurtuba emiri ibn Cevher onu tutuklattı.

İbn Cevher’in ölümünden sonra yerine geçen oğlu Ebu’l-Velid, İbn Zeydun’u serbest bıraktı ve elçi yaptı. Bir süre Batliyos’ta (Badajoz) kalan ibn Zeydun daha sonra İşbiliye’ye giderek emir el-Mu’tezid’in veziri oldu. Başlıca yapıtları Tercüme-i Şerhi’l-Uyun fi Risale-i İbn Zeydun (1841), İbn Cevher’e yazdığı mektupların bir bölümünden oluşan Risaletul-Ciddiye (1889) ve Divan’ıdır (1951).

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , ,

Matthew Arnold Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Matthew Arnold; (d. 24 Aralık 1822, Laieham, Middlesex – ö. 15 Nisan 1888, Liverpool, İngiltere), Victoria dönemi İngiliz şairi, edebiyat ve toplum eleştirmenidir. Barbarlar adıyla andığı aristokratların, dar kafalı, paraya düşkün olarak nitelediği ticaretle uğraşan orta sınıfın ve bunların dışındaki halkın o dönemdeki beğeni ve davranış kurallarına karşı saldırılarıyla tanınır. Culture and Anarchy (1869; Kültür ve Anarşi) gibi yapıtlarıyla bir kültür havarisi konumuna ulaşmıştır.

Yaşamı. 1828’de Rugby Okulu’nun müdürü olan ünlü Thomas Arnold’ın en büyük oğludur. 1837’de Rugby’ye girdi. Daha sonra, öğrencisi olduğu Oxford Balliol College’da yazdığı Cromwell (1843) adlı şiiriyle Newdigate Ödülü’nü kazandı. 1844’te Oxford’dan mezun oldu. O dönemde Oxford, John Henry Newman önderliğinde Anglikan Kilisesi’ne karşı gelişen hareketin merkeziydi. Arnold din konusundaki düşüncelerinde babası gibi çok liberal olduğu halde, Oxford ve Newman onun gözünde her zaman manevi güzellik ve kültürü birleştiren bir simge olarak kaldı.

1847’de Lord John Russell’ın Liberal kabinesinde önemli bir görevde bulunan Lord Lansdowne’in özel sekreteri oldu. 1851’de Frances Lucy Wightman’la evlenince, gelir sağlamak için Lansdowne’in okul müfettişliği önerisini kabul etti. Ölümünden iki yıl öncesine değin sürdürdüğü bu görev boyunca İngiltere’nin taşra kentlerini dolaştı; eğitim konusunda incelemeler yapması için hükümet tarafından birçok kez Fransa, Almanya, Hollanda ve İsviçre’ye gönderildi. Başka ülkelerdeki okullara ilişkin raporlarından ikisi kitap olarak basıldı. İngiltere’deki okullar üzerine kendine özgü ince ve uygar üslubuyla kaleme aldığı yıllık raporlar da büyük ilgi uyandırdı.

Şairliği. Arnold, edebiyat ve düşünce tarihindeki seçkin yerine, resmî görevlerinden ayrılabildiği zamanlarda yazdığı yapıtlarıyla ulaştı. İlk şiir kitabı, The Strayed Reveller, and Other Poems. By A. (1849; Avare Cümbüşçü ve Başka Şiirler, İmza: A.) idi. Bunu, 1852’de aynı imzayla çıkan Empedocles on Etna, and Other Poems (Empedokles Etna’da ve Başka Şiirler) izledi. Kendi adıyla ilk şiir kitabı 1853’te yayımlandı. Bir bölümü daha önceki kitaplarından seçilmiş şiirlerden oluşan bu derlemenin ünlü önsözünde Arnold, Empedoces’in bu derleme dışında tutulmasının nedenini de açıklamaktaydı: Empedocles, “çekilen acıların eylem yoluyla giderilemeyeceğini, … hep acı çekmekten başka yapacak şey olmadığını” anlatan dramatik bir şiirdi. Bu önsöz, sonrada eleştirilerinde savunacağı düşüncelerin habercisi gibidir. Birlik, evrensellik, kişiselliğin aşılması ve yapı sağlamlığı gibi klasik erdemleri vurgulayan önsöz, “yüksek ahlak değerlerinden yoksun” bir “ruhsal tedirginlik çağında” klasik başyapıtların model alınmasını önerir. Birçok basımı yapılan bu yapıtı 1858’de Merope adlı klasik trajedi, 1867’de de New Poems (Yeni Şiirler) izledi. Bu tarihten sonra şiirlerinin birçok basımı yapıldı, ama Arnold çok az yeni şiir yazdı.

Arnold’ın şiirlerinin pek azı kendi koyduğu ölçütlere uyar. Şiirleri klasik bir denge, kişiselliğin aşılması, dinginlik ve görkemlilik gibi özelliklerden çok, içtenlik, kişisellik, romantik hayıflanma, duygusal karamsarlık ve özlemle doludur. Arnold, toplumsal yaşantısında ve düzyazılarında neşeli, nazik ve iyimserdi. Ama bu yüzeyin altında, daha zor seçilen farklı bir yaşam akıyordu. Yazdığı dizeler de bu ikinci yaşamının yankısıydı.

Arnold’ın en tipik şiirleri, genellikle iç konuşmalar ya da iç dökmeler biçimindedir. Ama, örneğin “Sohrab and Rustum”da kişisellikten uzaklaşarak epik bir ağırbaşlılığa, “Dover Beach”te düşünce derinliğine ve “The Scholar Gipsy” ile “Thyrsis”de (çetrefil bir kıta türünü başarıyla kullanarak) yüceliğe, görkemliliğe ulaşır.

Arnold 1857’de, vaftiz babası olan şair John Keble’m desteğiyle Oxford’a girerek şiir dersleri vermeye başladı. On yıl kaldığı bu akademik görevde gerçekleştirdiği devrim, Arnold’ın kişiliğine çok uygundu. Göreve başlarken yaptığı On the Modern Element in Literature (Edebiyatta Modern Öğe Üzerine) başlıklı konuşmada bu devrimci eğilimin ana kavramını dile getirdi. Burada “modern” sözcüğü yalnızca “çağdaş” anlamına gelmiyordu (çünkü “modern” Yu-nan’ı içeriyordu); modernliğin ruhunda, bu dev ve karmaşık dünyayı düşünerek ahlaki ve düşünsel “kurtuluş”u aramak vardı. Ârnold’ın pek çok konferansı sonradan eleştiri yazıları arasında basıldı; ama Oxford döneminin en önemli yapıtları, orada verdiği iki konferans dizisidir. On Translating Homer (1861; Homeros Çevirileri Üzerine) adıyla verdiği üç konferansta, sadelik ve soyluluğuyla Homeros’u günümüzün “hastalık ölçüsünde telaşlı ve amaç yüzünden çok bölünmüş” modern dünyası için bir tedavi yolu olarak öneriyor, Francis Newman’in son Homeros çevirisini bayağı ve sapmış olarak niteliyordu. On the Study of Celtic Literature (Kelt Edebiyatının incelenmesi Üzerine) başlığı altında verdiği ikinci konferans dizisinde ise konusunu ve antropolojiyi pek iyi bilmemekle birlikte, Kelt edebiyatını sıradanlığın ve yararcılığın zorbalığını reddeden bir simge olarak kullanıyordu.

Eleştirmenliği. Arnold’ın içindeki şiir öldüğünde, eleştirmen Arnold’ın doğduğu söylenir. Gerçekten de bu noktadan sonra neredeyse bütünüyle düzyazıya yönelmiştir. Başlıca düşüncelerinin bir bölümü Essays in Criticism (ilk dizi, 1865; ikinci dizi, 1888; Eleştiri Üzerine Denemeler) ile Culture and Anarchy (Kültür ve Anarşi) adlı yapıtlarında ortaya konmuştur. 1865’te yayımlanan ciltteki ilk deneme olan “The Function of Criticism at the Present Time” (Günümüzde Eleştirinin İşlevi), daha sonra geliştireceği temalara kısaca değinen bir giriş niteliğindedir. Eleştiriye çok önem verdiği, ona o güne değin hayal edilmemiş genişlikte bir kapsam tanıdığı hemen anlaşılmaktadır. Arnold’a göre eleştiri, “Hiçbir çıkar gözetmeksizin dünyada bilinen ve düşünülenin en iyisini öğrenip yaymaya çalışmak, böylelikle de yeni ve doğru düşünce akışını sağlamaktır. Gerçekte yapmak istediği, yalnızca edebiyatla değil, ilahiyat, tarih, sanat, fen, sosyoloji ve politikayla da ilgilenen ve her alanda “nesneyi gerçekten olduğu gibi” gören uyanık ve bilgili bir zekânın oluşumunu sağlayacak bir ruh yaratmaktır.

Arnold’a göre İngiltere, bu eleştirel çabada Fransa ve Almanya’nın çok gerisinde kaldığı için kendini beğenmişlik ve taşralılıktan kurtulamıyordu. Yaratıcı enerjiyle dolu en büyük romantik şairler bile böyle bir kavrayıştan yoksundu. İngiliz edebiyat eleştirmeni kendi ülkesinin dışındaki edebiyatları ve Avrupa’daki ölçütleri bilmek zorundaydı. Bu son düşünce zincirini Arnold, “The Literary Influence of Academies” (Akademilerin Edebi Etkisi) adlı ikinci denemesinde geliştirdi. Bu yazısında doğru bilgi ve beğeni “merkezi”nden uzak olan İngiliz edebiyatının taşralılığından söz etmekteydi. Essays in Criticism de (1865) yer alan öbür denemelerin başlıktan (“Maurice de Guérin”, “Eugénie de Guérin”, “Heinrich Heine”, “Joubert”, “Spinoza”, “Marcus Aurelius”), Arnold’ın eleştirinin sınırlarını ne kadar genişlettiğini anlatmaya yeter. Bütün bu yazılar ve sonraki kitaplarıyla yapmak istediği, modern düşünceleri edebiyat kadar yaşama da uygulamak ve bunları çağının görüşüne sunmaktı.

1888 cildindeki ilk deneme olan “The Study of Poetry” (Şiirin İncelenmesi), önce T.H. Ward’in The English Poets (1880; İngiliz Şairler) adlı antolojisinin önsözü olarak yayımlandı. Yazı, Arnold’ın bugün hatırlanmasına yol açan pek çok düşünceye yer vermekteydi. İnançların yıkıldığı bir dünyada şiir dinin yerini almak zorundaydı. “Yaşamı yorumlamak, avunmak ve güç bulmak için” insanlar şiire gitgide daha çok başvuracaklardı. Bu nedenle, iyi şiiri kötüsünden, gerçeğini sahtesinden ayırt etmek önemliydi. Bunu gerçekleştirebilmek için, usta yazarların yapıtlarını iyice özümsemek, onların şiirin diliyle akışında ulaştıkları üstünlüğü ve ciddiyetlerini örnekleyen bölümleri “mihenk taşı” almak gerekirdi.

Arnold’ın son ikisi (Tolstoy ve Amiel’le ilgili olanlar) dışındaki denemelerinin tümü İngiliz şairlerle (Milton, Gray, Keats, Wordsworth, Byron ve Shelley) ilgilidir. Bunların hepsinde de unutulmaz bölümler vardır; her birinde bu şairlerin “yaşam eleştirisi” ve modernlik ruhuna katkıları ciddi ve sorumlu bir biçimde değerlendirilmeye çalışılır. Bununla birlikte Arnold, belli yargıları ve ihmalleri yüzünden eleştirilmiştir. Şiirlerini ruhları yerine akıllarıyla yazdıkları için Dryden ve Pope’un “gerçek” şair olmadıkları görüşü, düzyazının ve manevi umutsuzluğun egemen olduğu bir çağda Gray’i “ikinci sınıf bir klasik” olarak değerlendirmesi, şiiri yazan kişiye fazla önem vermesi (Gray, Keats, Shelley), Donne’a hiç değinmemesi ve en çok da “şiirsel gerçek ve şiirsel güzellik kurallarının belirlediği koşullarda” şiirin “temelde yaşamın eleştirisi” olduğunu söylemesi en çok tepki çeken görüşleridir. “Eleştiri”, Arnold’ın yaptığı gibi “değerlendirme” anlamında kullanılırsa, onun bu son yargısının da sanıldığından büyük bir önem taşıdığı ortaya çıkar.

Culture and Anarchy belli yönlerden Arnold’ın en önemli yapıtıdır. Bu kitap, Victoria dönemi İngiltere’sinin kendini beğenmişliğini, dar görüşlülüğünü ve servet hırsını yerdiği daha önceki yapıtları “The Function of Criticism” ve “Heinrich Heine” nin uzantısı niteliğindedir. “Kusursuzluğun araştırılması” anlamına gelen kültür, yön duygusu ve ölçütlerden yoksun yeni demokraside hüküm süren “anarşi”nin karşıtıdır. Kültür, “kalıplaşmış kavram ve alışkanlıklarımıza yeni düşünceler aşılamak” yoluyla “aklı ve Tanrı’nın iradesini geçerli kılmaya” çalışır.

Arnold İngiliz toplumunu iyimser, huzurlu, görgülü ama düşüncelere kapalı barbarlar; Kilise’ye karşı, enerji ve ahlak dolu ama “tat ve parıltı”dan yoksun dar kafalı para düşkünleri ve hâlâ ham ve kör olan halk olarak üçe ayırır. Arnold’a göre dar kafalı, para düşkünü orta sınıf, o dönemde toplumun en etkin kesimini oluşturmaktadır. Güçleri ulusun gücü, kabalıkları ulusun kabalığıdır; öyleyse bunları eğitmek ve insanlaştırmak gerekir. Arnold’a göre, ulusun kolektif “yetkinliğini” temsil eden, toplumun herhangi bir sınıfı değil, “devlet”tir. Culture and Anarchy hâlâ büyük zevkle okunabilen, hiçbir özetlemeyle hakkı verilemeyecek bir yapıttır; Victoria toplumunu derinlemesine incelemesiyle olduğu kadar alaycılığıyla da bir başyapıttır. Aynı gözlem, bu kitabın devamı niteliğindeki, nedense hep ihmal edilen Friendship’s Garland (1871; Dostluk Çelen-gi) için de geçerlidir.

Dinsel yazıları. Arnold son olarak dine yöneldi. Din onun sürekli uğraştığı, yaşamının merkezinde yer alan konuydu. St. Paul and Protestantism (1870; Aziz Paulus ve Protestanlık), Literature and Dogma (1873; Edebiyat ve Dogma), God and the Bible (1875; Tanrı ve Kitabı Mukaddes) ve Essays on Church and Religion (1877; Kilise ve Din Üzerine Denemeler) adlı yapıtlarıyla Anglikan “modernizmi”nin kurucusu oldu, ama bütün liberal dindarlar gibi o da iki ateş arasında kaldı. Koyu dindarlar onu imansızlıkla, Tanrı’yı bir “eğilim”e dönüştürmekle ve kesin inançlar yerine belirsiz duygulan getirmekle suçladı. İnançsızlar ise onun, temelini çürüttüğü bazı Hıristiyan görüşlerine döndüğünü ve kiliseye tutunduğunu ileri sürdüler. Arnold, din konusundaki yazılarını yapıcı ve muhafazakâr olarak değerlendiriyordu. Onu yıkıcılıkla suçlayanlar, eski ilkelerin tarihsel ve bilimsel eleştiriyle zaten çok sarsılmış olduğunun farkına varamamışlardı. Ürkeklikle suçlayanlar ise onun din kavramını kültürün en üst aşaması olarak gördüğünü, bu vazgeçilmez kavram olmadan laik eğitimin tümüyle boşa gideceğine inandığını anlamadılar. God and the Bible’ın önsözü Arnold’ın tutumunu çok iyi özetler: “Günümüzde Hıristiyan dinine ilişkin şu iki noktayı aklı başında olan herkesin açıkça görmesi gerekir. Birincisi, insanlık onsuz yapamaz; ikincisi, bu biçimiyle kaldıkça da onunla yaşayamaz.” Arnold, halk arasında yaygın olan din anlayışının büyük ölçüde ölüm düşüncesiyle belirlendiğine, din olmazsa insanın umutsuzluğa boğulacağına inanıyordu. Bu yüzden dine, modern pozitif ruha uygun bir “bilimsel gerçeklik” temeli bulmaya çabaladı. Arnold’ın Note Books’ unu (Defterler) okuyanlar onun manevi dünyasının derinliğini görecek, yazarın kendini inanca adayarak benliğini unutmaya zorladığını anlayacaklardır.

Arnold 1888’de Liverpool’da ansızın kalp yetmezliğinden öldü. Yaşamöyküsünün yazılmamasını istemiş olmasına karşın, bazı monografik ve eleştirel çalışmalara konu oldu.

ÖBÜR ÖNEMLİ YAPITLARI.

Şiir. Alaric at Rome (1840; Alaric Roma’da). Düzyazı. The Popular Education of France with Notices of That of Holland and Switzerland (1861: Hollanda ve İsviçre’deki Eğitime İlişkin Bilgiler Işığında Fransa’da Halk Eğitimi). On Translating Homer: Last Words (1862; Homeros Çevirileri Üzerine: Son Sözler). A French Eton: or. Middle Class Education and the State (1864; Bir Fransız Eton’ı, ya da Orta Sınıf Eğitimi ve Devlet), Schools and Universities on the Continent (1868; Kara Avrupa’sında Okullar ve Üniversiteler), Mixed Essays (1879; Karışık Denemeler), Irish Essays (1882; İrlanda Denemeleri), Discourses in America (1885; Amerika’da Söyleşiler).

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , ,