Etiket: siyaset

Nuri Demirağ Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında

Demirağlarla anayurdu dört baştan kurma konusundaki çabasıyla ilk adımları atmış, uçak fabrikaları kurmuş, ülkesi için her türlü yeniliğe öncülük etmiş iş adamı, Nuri Demirağ.

Haksızlıklar karşısında direnmeyi hep bilen Nuri Bey, başarılı bir çocukluktan sonra yine başarılı bir iş adamı olduğunda muhtemelen ailesini şaşırtmadı. Ama Türkiye Cumhuriyeti’ne katkıları kuşkusuz ki minnet duyulasıydı.

Bir minnet duygusu da aslında bu oğlu yetiştiren anaya bin teşekkürle iletilmeli. Çünkü daha üç yaşındayken babasını kaybettiğinde annesi tarafından yetiştirilen Nuri, belli ki iyiye, doğruya, güzele yönelmeyi, ama en önemlisi tüm bu güzellikleri paylaşmak gerektiğini ondan öğretmişti.

Öyle de yapacaktı Nuri Bey, hep güzeli keşfedecek ve sonunda onu ülkesiyle paylaşmasını bilecekti.

Çocukluğu ve okul hayatı

Nuri, Mühürzade Mehmet Nuri adıyla 1886’da Sivas’ın Divriği ilçesinde doğdu. Babası Mühürzade Ömer Bey, Nuri üç yaşındayken öldüğünden onu annesi Ayşe Hanım büyüttü. Babasız büyümenin eksikliğini annesi hiç hissettirmeyecek, Nuri çok başarılı olacaktı.

Nuri, başarılı ve sevildiği bir okul hayatı yaşadı. Öyle ki, Divriği Rüştiye Mektebi’nde ortaöğrenimini bitirdiğinde üstün başarısı sebebiyle öğretmen yardımcısı olarak bir süre çalıştı.

Okul hayatındaki başarısı ona iş hayatını erken sunmuştu. Ancak eğitimi bırakmadı. Mal Müdürü olarak çalışacağı dönemde bir yandan da Maliye Mekteb-i Alisi’nde gece derslerine giderek yüksek öğrenimini tamamlayacaktı.

Nuri Bey’in iş hayatı

1903’te Ziraat Bankası’nın memurluk sınavını kazandığında, Nuri artık bir devlet memuruydu. İlk iş yeri Kangal kazasındaki banka şubesi oldu. Ancak bir yıl sonra Koçgiri Şubesi’ne atandı.

1910’da Maliye Bakanlığı’nın sınavlarına girdi. Nuri artık maliye memuruydu. Beyoğlu Gelirler Müdürlüğü’nde memur olarak İstanbul’a atandı. Kısa süre sonra Hasköy Mal Müdürü olacaktı.

Kendini sürekli geliştirdi. Maliyenin her kademesinde kendine bir yer buldu. Yükseköğrenimini de tamamladıktan sonra, 1918’de maliye müfettişi oldu.

I. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkmış bir devletin memuruydu. Beyoğlu, Galata civarlarında memuriyet görevini sürdüren Mühürzade Mehmet Nuri Bey, hoş olmayan hareketlere maruz kalıyordu. Bu durumu içine kabullendiremeyen Nuri Bey, istifasını verdi.

Nuri Bey’in Erzurum kıtlık dönemi yardımı

1906’da Erzurum 3 yıl sürecek bir kıtlığın içine girdi. Mühürzade Mehmet Nuri Bey, 1909’da depolarda bırakılmış buğdayları halka uygun fiyattan verdi. Kendi inisiyatifini kullanarak böyle bir satış gerçekleştirdiği için hakkında soruşturma açıldı, ama aklandı.

Mühürzade Mehmet Nuri Bey evlendi

Bu süreçler yaşanırken Nuri Bey, Mesude Hanım ile evlendi. Bu evlilikten 2 erkek 6 kız olmak üzere toplam 8 çocuğu oldu. Başarılı bir iş adamı olmanın yanında, hayat ona iyi bir baba olma fırsatını da vermişti.

Drexel Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Bölüm Kurucusu, Profesör Doktor Banu Onaral, Nuri Bey’in torunudur.

Ticaret adamı Nuri Bey

Nuri Bey, maliye müfettişliğinden istifa ettikten sonra yapacak bir iş bulmalıydı. Çünkü kendini bildi bileli adeta bir arı gibi çalışıyordu, tersini düşünemezdi.

Ticaret yapmanın bir yolunu bulmalıydı. 1918’de henüz yabancıların tekelinde olan sigara kağıdı ticareti işine girdi. Nuri Bey, Eminönü’nde küçük bir dükkan açarak ilk Türk sigara kağıdı üretimini başlattı.

‘’Türk Zaferi’’ adını verdiği bu sigara kağıtları, Kurtuluş Savaşı zamanlarını yaşayan Türk halkının büyük ilgisini gördü. Görünen o ki, Nuri Bey ticarette de başarılı olmuştu. Ticarete attığı bu ilk adım ona iyi kazançlar sağlamıştı.

Nuri Bey iyi bir ticaret adamı olma yolunda ilerlerken bir yandan da milli mücadele döneminde Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin Maçka Şubesi’ni yönetiyordu. Durmayacak, başarısına başarı katmasını bilecekti.

Atatürk Nuri Bey’e ‘’Demirağ’’ soyadını verdi

Türkiye Cumhuriyeti, Kurtuluş Savaşı’ndan bağımsız bir devlet olarak çıkmıştı. Şimdi ulaşım sorununda ele alması gereken ilk konu, demiryollarıydı. Amaç ülkeyi muassır medeniyetler seviyesine ulaştırmaktı ve bu sebeple anayurdumuz demir ağlarla dört baştan örülmeliydi.

1926’da Samsun – Sivas demiryolu yapımını üstlenen Fransız şirketi işi bırakınca Nuri Bey hiç düşünmeden ilk olarak yapılacak 7 kilometrelik kısım için ihaleye girdi ve cüzi bir fiyat karşılığında ihaleyi aldı. İşin geri kalan kısmı da deneme süreci olarak Nuri Bey’e verildi.

Bu işi çok benimsemişti. Ülkenin faydası söz konusuydu, bu yüzden çok istekliydi. Bu işi, çok çalışıp başarmalıydı. İlk işi tapu dairesinde mühendis olan kardeşi Abdurrahman Naci Bey’i memuriyet görevinden istifa ettirerek demiryolu projesine ortak etmek oldu. Mühürzade Mehmet Nuri Bey, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk demiryolu müteahhidi olmuştu.

Kardeşi ile birlikte dört koldan çalıştı. Her şey planlı bir şekilde ilerliyordu. 1012 kilometrelik Samsun – Erzurum, Sivas – Erzurum, Afyon – Dinar hattını 1 yılda bitirdiler. Bu oldukça kısa bir süreydi ve koşullar ne getirirse getirsin çalışkan Nuri Bey ve kardeşi projeyi tamamlamıştı.

Mustafa Kemal Atatürk, 21 Haziran 1934 Soyadı Kanunu’ndan sonra, bu üstün başarısından dolayı Nuri Bey’e Demirağ soyadını verdi.

Büyük Boğaz Köprüsü projesi

Nuri Bey, demiryolu projesi sürerken bir yandan da başka büyük inşaat projelerini yürütüyordu. Sivas Çimento, Karabük Demir – Çelik, Bursa Merinos Tesisleri, Eceabat Havaalanı ve Haliç’in kenarındaki İstanbul Hal Binası’nı inşa etti.

Ancak tüm bunları gölgede bırakacak asıl proje başkaydı. Nuri Bey, 1931’de İstanbul Boğazı’na köprü projesini başlattı. San Francisco’daki Golden Gate Köprüsü ile aynı sistemde çalışan bir köprü yapmayı çok istiyordu. Yurtdışından uzmanlar getirterek gerekli incelemeleri yaptırdı ve en sonunda Golden Gate’i inşa eden firmayla anlaşma imzaladı.

Yine uzun ve hummalı bir çalışmaydı Nuri Bey’in yönettiği bu proje. Her şeyiyle tek tek ilgilenmişti. Bütün hazırlıklar bittiğinde projeyi Atatürk’e sundu. Cumhurbaşkanı Atatürk tarafından çok beğenilen bu proje maalesef hükümetten onay alamadı.

Bu durum Nuri Bey’de büyük bir hayal kırıklığı oluşturdu. Evet, onca uğraşlar verdiği büyük projesi hayata geçmemişti. Üzüldü, ama yoluna devam edecekti.

Nuri Bey’in uçak fabrikası kurma projesi

Nuri Demirağ, döneminin en zengin iş adamıydı. O yıllarda ordunun uçak ihtiyacı zengin iş adamları ve halktan toplanan bağışlarla sağlanıyordu. Bir gün Nuri Bey’den uçak satın almak için başlatılan bir bağış kampanyasına katılması istendi.

Nuri Bey’in cevabı şu şekildeydi: “Benden bu millet için bir şey istiyorsanız, en mükemmelini istemelisiniz. Mademki, bir millet tayyaresiz yaşayamaz, öyleyse bu yaşama vasıtasını başkalarının lütfundan beklememeliyiz. Ben bu uçakların fabrikasını yapmaya talibim.”

İşte o gün, 1936’da, Nuri Bey kararını verdi. Uçak fabrikasını kurmak için çalışmalara başlamalıydı.

Fabrikayı kurmak için memleketi Divriği’den başka bir yer düşünemezdi. Ancak yine de öncelikle İstanbul’da bir deneme atölyesi kurmalıydı.

Çekoslovak bir şirketle anlaştı ve İstanbul’da Barbaros Hayrettin Paşa İskelesi’nin yanında atölye binasını inşa ettiler.

Deneme uçuşlarının yapılması için de bir alana ihtiyaç vardı. Bu sebeple Nuri Bey Yeşilköy’deki Elmaspaşa Çiftliği’ni satın alarak buraya bir büyük uçuş sahası ve uçak tamir atölyesi yaptırdı. Uçuş sahası, Avrupa’nın en büyük havalimanı, Amsterdam Havalimanı büyüklüğündeydi.

Bugün burası Uluslararası İstanbul Atatürk Havalimanı olarak kullanılmaktadır.

Havacılık Okulu açıldı

Nuri Bey, önce Divriğî’de bir Gök Ortaokulu açtı. Sivas’ın hiçbir ilçesinde bir ortaokul yokken açtığı bu Gök Ortaokulu’na kayıtlı tüm öğrencilerin masrafları karşılanıyordu. Hatta öğrenciler havacılığa özensin ve meslek olarak seçsin diye İstanbul’a götürülüp uçuş dersleri veriliyordu.

Bir uçuş sahası vardı ve daha fazlası da muhakkak ki yapılacaktı, ancak uçakları kullanacak Türk pilotların da olması gerekiyordu. Çözülen tüm sorunlar beraberinde yenilikleri de getiriyordu. Pilot yetiştirmek üzere, pistin bulunduğu arazide bir Gök Okulu kuruldu. Okul 1943’e kadar 290 pilot mezun verdi.

Uçak yapım serüveni

Beşiktaş’taki uçak fabrikasında planörler ve uçaklar üretilecekti. İşte bu üretimlerin planını Türkiye’nin ilk Uçak Mühendisleri’nden Selahattin Reşit Alan çizdi.

1936’da, Nu.D-36 adı verilen ilk tek motorlu uçak üretildi. 1938’de ise Nu.D-38 adlı çift motorlu 6 kişilik ilk yolcu uçağı yapıldı. Sonradan bu uçak, 1944’te, dünya havacılığı yolcu uçakları arasında A sınıfına katılacaktı.

Yine 1938’de ilk uçak siparişini Türk Hava Kurumu verdi.

1939’da Nuri Demirağ, havacılık alanındaki çalışmalarına Türkiye’nin ilk yerli paraşüt üretimini yaparak devam etti. Nuri Bey, ülkesine yenilikler kazandırma konusunda sınır tanımıyordu. 1941’de tamamen Türk yapımı olan ilk uçak İstanbul’dan Divriği’ye uçtuğunda, uçuşun pilotu Nuri Bey’in oğlu Galip Demirağ’dı. Galip, Gök Okulu’nun ilk mezunlarındandı.

Uçak fabrikası kapatıldı

THK artık uçak siparişleri veriyordu. Yine bir siparişinde son olarak İstanbul’dan Eskişehir’e uçan uçakların teslimi için Eskişehir’de bir kez daha test uçuşu talep edildi.

1938’de, Selahattin Reşit Alan, Nu.D36 uçağıyla bu uçuşun inişini yaparken, çevredeki hayvanlar hava alanına girmesin diye daha önceden açılmış hendeği göremedi ve buraya düştü. Selahattin Reşit Alan, bu kazadan sağ kurtulamadı. Üstelik THK de siparişini iptal etti.

Nuri Bey sipariş iptalinin üzerine THK’yi mahkemeye verdi ve yıllar sürecek mahkeme serüveni de böylece başlamış oldu. Ancak mahkeme THK’nin lehine sonuçlanacaktı.

Mahkeme sonucu bu kadarla kalmayacaktı. Bundan sonra uçakların yurt dışına satılmaması konusunda bir kanun çıkartıldı ve artık sipariş alamayan fabrika alnına çalınan kara lekeyle 1950’lilerde kapatıldı.

Bütün o kurulu düzen de bir gün tekrar, şimdiki Atatürk Havalimanı olarak, kullanılana kadar istimlak edildi.

Gelen son siparişlerin de engelinden sonra elde kalmış bütün uçaklar hurdacıya satılmak durumunda kaldı. Nuri Demirağ’ın üzüntüsü yollar, yıllar boyunca uzanıp geliyordu. Çok emeği vardı ve emeğinin geldiği son nokta hurdalıktı. Bunu kabul etmek ona yakışmazdı, savaşacaktı.

Hükümet üyeleri ve Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye mektuplar yazdı. Yapılan bu büyük yanlıştan dönülmesi gerektiğini özellikle vurguladı. Ancak çabası boşunaydı; fabrika bir daha asla açılmayacaktı.

Nuri Demirağ siyasette

Nuri Demirağ, Türkiye’de adalet kavramının gelişebilmesi için tek partili yönetimin değişmesi gerektiğini düşünüyordu. Çok partili demokratik düzen sürecinin getirilmesi gerektiği inancıyla siyasete adımını attı.

1945’te Nuri Demirağ, Milli Kalkınma Partisi’ni kurdu. Bu parti, Türkiye’nin ilk muhalefet partisiydi.

1946 ve 1950 seçim döneminde meclise giremedi. Bu yüzden Nuri Bey de 1954 seçimlerinde adaylığını Demokrat Parti’den koydu. Bu seçim döneminde Sivas Milletvekili oldu.

Nuri Bey, milletvekilliği görevi boyunca çölleşme, enerji, köprüler, barajlar, tarım ve hayvancılıkta yaşanan gerileme hakkında çalıştı.

Nuri Demirağ öldü

Nuri Bey şeker hastasıydı. 13 Kasım 1957’de hastalığı onun hayatını İstanbul’da aldı. Naaşı Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

Geride yollar boyunca şehir şehir uzanmış demirağlar, uçmak eylemini hayata geçirmek için attığı adımlar, onlarca yenilikler kaldı. Belki uçmak uğruna verdiği savaş çok sancılıydı, ama olsun. Bunu Nuri Bey gibi her yürekli ve yenilikçi insan ülkesi için yapardı.

O bugün tüm bunlarla anılıyorsa, eminim doğru şeyler yaptığı için bizleri gülümseyerek izliyordur…

Minnetle…

Damla Karakuş

[email protected]

Not:

Biyografisini okumak istediğiniz kişileri lütfen bizimle paylaşın.

Kaynak:Enson haber Biyografi

Etiketler, , , , , , , , , , , , , , ,

Meral Akşener Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında

Çocukluğu

Meral, 18 Temmuz 1956’da İzmit, Gündoğdu’da Sıddıka Hanım ve Tahir Ömer Bey’in kızı olarak dünyaya geldi. Dedeleri 1924’te Yunanistan Makedonyası’ndaki Drama’dan göç etmiş Balkan Türklerindendi ve Kocaeli’ne yerleşmişti. Dedesi Tahir Efendi, Rumeli’nin büyük alimlerinden birisiydi. Savaş ve yokluk yıllarını derinden yaşamışlardı. O günler unutulmasın diye ninesi Balkan Savaşları’nın acı yüklü hikayelerini anlattı hep. Meral hep içli ve meraklı bir çocuktu; gözlerini kocaman kocaman açıp şaşkınlıkla dinlerdi ninesini ve çocuk kalbiyle ne çok üzülürdü. Ama göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak büyümek böyle bir şeydi demek ki, ruhun özümseyene kadar dinlenmeliydi her bir cümle. İşte bu cümleler yıllar sonra ona kim olduğunu anlatan bir hikayenin giriş bölümünü oluşturacaktı…

Çocukluğunun yazları, meyve ağaçlarıyla dolu bahçelerinde geçti. En çok erik ağaçlarını sevdi. Çocuklar taşlamasın diye akşamlara kadar nöbet tutardı başında. Bir gün kuzu otlatmanın hayalini kuruyordu çocuk aklı; ama kız çocuklarını çobanlığa göndermezlerdi öyle. Büyürken küçük bir oyuncak bebeğe sahip olamamanın verdiği o uhdeyi bilirsiniz, işte öyle bir uhde kaldı bu çobanlık işi çocuk Meral’in içinde.

 

Eğitim hayatı

Ortaokula kadar ailesinin yanındaydı Meral; lise eğitimi için Bursa Kız Öğretmen Lisesi’nin sınavlarını kazanana kadar. Başta özellikle abisi Nihat, yatılı okula gitmesine karşı çıktı. Ama Meral, kafasına koyduğunu yapan, inatçı bir kızdı; Rumelili bir kız olmak bunu gerektirirdi.

1970’te başladı liseye; yatılılıkta en güzel zamanlarını geçirdi. Dayanışmanın ve paylaşmanın lezzetini burada yaşayarak öğrendiler.

Meral, bu yıllarda “Peyami Safa, Ahmet Hamdi Tanpınar” romanlarına duyduğu hayranlıkla hikayeler yazmaya başladı. Lise boyunca arkadaşları tarafından “Ayaklı Kütüphane” olarak anıldı. Çünkü Türk, Rus, ve Batı klasiklerini bir bir tarıyordu.

4 yıl geçti gitti; Meral, 1974’te İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’ne başladı. İşte burada yazdığı hikayeler onda bir gün Romancı olma isteğini doğurdu. Fakülte yılları boyunca hep kitap yazabilmenin peşinden koştu. Bunu yıllar sonra bir anı şeklinde şöyle dile getirecekti: “Yoldan geçenleri izler, onların hayatını kurgulardım. Bir gün elinde filesiyle şişman bir kadının peşine düştüm. Çok yavaş yürüyordu. Vefa Lisesi’nin oraya geldik; silahlar patladı. Kadın benden hızlı koşuyor. Bir evin boşluğuna sığındık. Korkudan sarıldı bana. Ailemin kökenini anlatan bir roman yazmak isterdim. Bir roman yazıyorum, ismi Ağla Makyavel Ağla. Bir de Mevlana’nın müridi, Muiniddin Pervane’nin eşi Gürcü Hatun’u yazmak isterdim”.

Meral, bir kitap yazmadı, ancak yıllar sonra siyasi kimliği ile kitaplara konu olacaktı. Sabahattin Önkibar, “Asena: Meral Akşener’in Dünü ve Bugünü” adını verdiği kitabında ondan bahsedecek; Saygı Öztürk de, “Belgelerle Dünden Bugüne 28 Şubat” adlı kitabında Meral Akşener’e de yer verecekti.

Ülkücü Meral Akşener

Meral, aileden öğrenmişti siyasetin varlığını ve o daha lise sıralarındayken başlamıştı merakı. Politika konuları ailenin yemek masası sohbetlerini dahi kapsıyordu. Büyük amcası Hasan Tahsin Argun, İsmet İnönü’nün yakın çevresindendi. Annesinin tarafı ise, DP, AP ve DYP teşkilatında çalışıyordu. Abisi de 12 Eylül’den önce “Kocaeli MHP İl Başkanı” idi.

İşte böyle bir ortamda Meral, gençliğini ülkücü gençler arasında geçirdi. Abisi sayesinde birçok siyasi ismi üniversite zamanlarında tanıdı. Bir zamanlar romanlar yazmak isteyen, ruhu inatçı bir kızdı. Bunlardan vazgeçmedi aslında. Sadece hayat ona başka bir yön sundu ve Meral, üzerine bir de siyaseti ekledi…

Öğretmen Meral Akşener

Meral, mezun olduktan sonra 1979 – 1982 yılları arasında öğretmenlik yaparak çalışma hayatına başladı. 1982’de “Yıldız Teknik Üniversitesi Kocaeli Mühendislik Fakültesi”nde araştırma görevlisi oldu.

Ayrıca “Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü”nde yüksek lisans ve doktorasını tamamladı. Eğitimcilik alanında çalışmalarını sürdürdü. Kocaeli Üniversitesi’ne “İnkılap Tarihi Bölüm Başkanı” olarak geldi. Ayrıca ilerleyen süreçte “Zübeyde Hanım şehit Aileleri Vakfı”nın kuruluşunda bulundu ve vakfa başkanlık yaptı.

Meral evlendi

Meral’in öğretmenliğe başladığı zamanlardı. Tuncer, komşunun oğluydu. Sevdiler birbirlerini, 1980’de de evlendiler.

Tuncer, Boğaziçi Üniversitesi’ni bitirdi ve Makine Mühendisi oldu. Devrimciydi, ama özellikle Meral siyasete atıldıktan sonra eşini de kendi yanına çekti sade bir hayat yaşamayı tercih ettiler.

Bu sade ve mutlu evlilikten 1984’te Fatih adını verdikleri bir oğulları oldu.

İçişleri Bakanı, Meral Akşener

Ailesinin siyasete olan yakınlığı kaçınılmaz son olarak Meral’i de bu fikre yaklaştırmış, daha lise yıllarından onu içine doğru çekmişti. Uzunca bir süre ilgisi ve çalışmaları devam etti. Sonunda 1994 Yerel Seçimlerinde DYP’den “Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı” oldu.

Siyasete ilk olarak 1995’te Tansu Çiller’in Genel Başkanlığı’nı yaptığı DYP’nin “Kadın Kolları Başkanlığı”nı yaparak başladı Meral Akşener ve bu görevi bir yıl sürdürdü. 1995 – 1999 Türkiye Genel Seçimlerinde “DYP Kocaeli Milletvekili” olarak meclise girdi.

28 Haziran 1996’da Necmettin Erbakan’ın başkanlık ettiği Refah Partisi ve DYP koalisyon oluşturarak 54. Türkiye Hükümeti’ni kurdu. 3 Kasım 1996’da Türkiye’yi sarsan bir olay yaşandı; “Susurluk Kazası”. Bu olay akabinde İçişleri Bakanı Mehmet Ağar görevinden istifa etti. Ardından göreve gelen isim, Meral Akşener idi ve bu durumun şaibeli olduğundan bahsediliyordu.

Bu şaibeye neden olan olayın şu olduğu iddiası vardı; DYP lideri Tansu Çiller’e oldukça yakındı Meral. Tansu Çiller ve eşi Özer Çiller çifti Antalya Beldibi’nde bulunan hazine arazisinde lüks bir otel inşa edeceklerdi. Otelin tüm gelirinin şehit ailelerine bağışlanacağını savunan isimler arasında en yakınında bulunan Meral Akşener de vardı. Yine de çok geçmeden bu lüks otelin işletmesinin Bursalı bir iş adamına verildiği ortaya çıkmıştı.

Ayrıca Meral Akşener göreve koalisyonun iktidarda olduğu hassas bir dönemde gelmişti. Necmettin Erbakan Başbakan, Tansu Çiller Dışişleri Bakanı idi. “28 Şubat 1997” süreci yaşanınca 54. Türkiye Hükümeti dağıldı. Meral Akşener’in görevi de 30 Haziran 1997’de sona erdi. Kısa süreli bir görevdi.

Bu süreçte cesurdu Meral; yeri geldi Refah – DYP Hükümeti’nin en riskli açıklamalarını üstlendi. Üstelik arkasına dönüp baktığında tek bir milletvekili yoktu. Yıllar sonra bu günleri bir röportajında hayıflanarak şu cümlelerle anlatacaktı: “Arkama baktım, bir tek Allah’ın kulu kalmamış. Mecburen tek başına yaptım. Ertesi günlerde partiden istifalar başladı. Milletvekilleri, milletten aldıkları vekaletin hakkını verseler, tam bir dirayetle arkasında dursalar, bugün her şey çok daha farklı olurdu”.

1998’de de başka bir iddia atıldı ortaya; Türkiye’nin haber alma servisi MİT, firarda olan suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı’nın yerini tespit etmişti. Ancak operasyondan hemen önce Alaattin Çakıcı’nın ses kaydı basına sızdı. Ses kaydında, Alaattin Çakıcı, Meral Akşener’in yakalanmadan önce kendisine yerini değiştirmesi için mesaj gönderdiğini iddia ediyordu. Bu kayıt çok konuşuldu…

Siyasette ilerlerken

Meral Akşener biten görevinden sonra 1999 Türkiye Genel Seçimlerinde “DYP İstanbul Milletvekili” olarak tekrar meclise girdi.

4 Temmuz 2001’de de DYP’den istifa etti. Bu sırada Abdullah Gül, Fazilet Partisi’nden kopmuştu. “Recep Tayyip Erdoğan” ile birlikte önderliklerini yaptıkları “yenilikçi kanat” olarak adlandırdıkları bir oluşum kurdular. Meral Akşener de, Abdullah Gül, Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarının çalışma ofisi de olan “Politik Araştırmalar Merkezi”nde bir basın toplantısı düzenleyerek, bu oluşumun içinde bulunacağını duyurdu.

2002 Türkiye Genel Seçimlerinde DYP, yüzde 9,54 oranında oy alarak barajın altında kaldı. Katıldığı oluşumda, yeni parti kurulumunda oğlu Fatih de parti adı için çalışıyordu. Ancak Meral Akşener, anlaşmazlık sonrası bu yenilikçi oluşumdan ayrıldı. Deneme yanılma yöntemlerinden geçiyor gibiydi…

3 Kasım 2001’de MHP’ye katıldı. 2004 Yerel Seçimlerinde MHP’den “İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı”na aday oldu. 2007 Türkiye Genel Seçimlerinde de “MHP İstanbul Milletvekili” olarak meclise girdi. Ayrıca MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin de Başdanışmanı idi.

TBMM Başkanvekili Meral Akşener

Meral Akşener, siyasi yaşamında yeni bir yola girmişti. Bir gün kız çocuklarının çoban olamayışını öğrendiğinde içinde kalan uhde, bugün kadın olarak ona bir şeylerin ilkini yaptırma gücü veriyordu sanki.

TBMM’de Türkiye – Çin Parlamentolar Arası Dostluk Grubu üyesiydi. Meral Akşener, 23. Döneminde, 10 Ağustos 2007’de, Güldal Mumcu ile beraber “TBMM Başkanvekili” seçilen kadın milletvekili oldu. 24. Dönemde bu tekrarlandı; 12 Temmuz 2011’de yine Güldal Mumcu ile beraber “TBMM Başkanvekili” seçildi. Bundan önce en son, 1968’de CHP Muş Milletvekili Hayriye Ayşe Neftçi, TBMM Başkanvekili seçilmişti.

Yurtta Sulh Konseyi

15 Temmuz 2016’da, ülkenin üzerine bir anda kara kara bulutlar çöktü. Acısının tarifi zor bir süreç, şükürler olsun ki Türk Milleti’nin azmi ve iradesi ile başlamadan bastırıldı. Peki bu konudan burada neden bahsetmeli? Meral Akşener’in bu konu ile ilişkisi nedir?

Çünkü kendisine “Yurtta Sulh Konseyi” adını veren darbeci FETÖ, 15 Temmuz’da yönetime el koymaya kalktı. Bundan önceki tarihe dönecek olursak, Meral Akşener de aynı sloganı kullanarak, “Ben başbakan olacağım” açıklamaları yapmıştı. MHP’nin Genel başkanı olma konusunda da ısrarcı ve kararlıydı Meral. MHP’nin başına geçmesi halinde partinin iktidar olacağını ve kendisinin de mutlak surette başbakan olacağını söylemekten geri durmuyordu. Hatta MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin olağan kurultay tarihini belirlemesine rağmen Meral Akşener’in kurultayın bir an önce yapılması yönündeki aceleci tavrı da dikkatlerden kaçmamış; bir puzzelin parçaları gibi akıllarda birleşiyordu.

Darbe girişiminden sonra haliyle haberler ve iddialar da arttı. Meral Akşener’in bir FETÖ projesi olarak ortaya çıktığı konuşuluyordu. “Yurtta sulh, cihanda sulh!” cümlesini dilinden düşürmeyişi ve üzerinden çok zaman geçmeden darbe girişiminin de “Yurtta Sulh Konseyi” adıyla TRT’den bildirilişi akıllara soru işareti düşürdü. Üstelik 15 Temmuz’dan sonra da sessizliğe gömülmüştü; iddialı konuşmaları, kurduğu bütün cümleler boşlukta yayılan bir duman gibi dağılmış, parçalanmıştı. Oysa 7 Haziran’dan önce FETÖ medyasında yaptığı bir konuşmada; “İktidara geldiğimizde tutuklu polisleri serbest bırakacağım” diye sözler veriyordu ve özellikle ekliyordu; “Fetullahçı değilim, ama olsaydım gururla bunu söylerdim”.

Daha sonra FETÖ darbe girişimini isim vermeden twitterde şu şekilde eleştirdi Meral Akşener: “Ülkemiz darbelerden geçmişte büyük zarar görmüştür. Yapılan kalkışmanın üzerinden milletimizin feraseti ile gelinecektir. Gün demokrasimize sahip çıkma günüdür”.

Devlet Bahçeli de bu konuda sessiz kalmadı: “15 Temmuz’daki bildiride ‘Yurtta Sulh Cihanda Sulh’ ifadesi öne çıkıyor. Hanımefendinin neredeyse her toplantısında ‘Yurtta Sulh Cihanda Sulh’ ifadesini kullanıyor olması tesadüf olamaz”.

İşte bütün bunlardan sonra soğuyan ara daha da gerilerek bozguna uğrayacaktı…

MHP’den ihracı

Meral Akşener, MHP ile bir bütünlük kurmuştu. 2011 ve Haziran 2015 Genel Seçimlerinde MHP İstanbul Milletvekili olarak yine meclisteydi. Ancak Kasım 2015 Türkiye Genel Seçimlerinde partisinden milletvekili adayı olarak gösterilmedi.

MHP oy kaybetmiş ve mecliste temsil edilen dördüncü parti olmuştu. Meral Akşener, ay sonunda bir basın toplantısı düzenledi ve kurultay talebinde bulundu. Ayrıca “Üzerime düşen her görevi yapmaya hazırım” diye özellikle vurguluyordu. Mahkeme MHP olağanüstü kongresi yapılmasına karar verdi. Meral Akşener de bu olağanüstü kongre için Genel Başkan Adayı oldu. Tarih 15 Mayıs olarak açıklandı. Ancak, MHP de bu kararı tanımadığını bildirdi.

Meral Akşener, 8 Eylül 2016’da partisinden resmen ihraç edildi. 19 Haziran 2016’da Ankara Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvurdu; ihraç kararına ihtiyati tedbir konulmasını istiyordu. Çocuk aklının nöbet tuttuğu erik ağaçları gibiydi belli ki bu dava, sadece bekledi. 15 Aralık 2016’da Ankara 6. Asliye Hukuk Mahkemesi davayı reddetti ve Meral Akşener kesinkes partisinden ihraç edilmiş oldu…

Yeni parti kurdu

Meral Akşener, TBMM’de temsil edilecek beşinci partiyi kurmaya karar vermişti. 2017’de Bağımsız Milletvekilleri Ümit Özdağ ve İsmail Ok ile birlikte bu yeni partinin kurulma çalışmalarını hızlandırdı.

İlk iş bunu kamuoyuna duyurmak gerekiyordu. İsmail Ok, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında yeni kuracakları parti ile ilgili soruları cevaplayarak bu görevi tamamladı. Şöyle diyordu açıklamalarında: “Yeni partinin, artık kurulması yönünde tabiri caizse bir yol ayrımına girilmiştir, başlanılmıştır; inşallah Türk Milleti için hayırlı olacaktır. Türk Milleti de bu yeni partide lider olarak, genel başkan olarak Sayın Meral Akşener’i görmektedir.

Sayın Meral Akşener’in liderliğinde, genel başkanlığında Türkiye’de yeni bir parti kurulacaktır…”

Basın açıklamasıyla da resmen tüm yenilikler açıklanmıştı. Meral Akşener’in kuracağı partinin adı “İyi Parti”ydi.

Meral Akşener, İçişleri Bakanlığı’na dilekçesini verdi ve İyi Parti’yi Ankara Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde, 25 Ekim 2017’de kamuoyuna resmen duyurdu…

Partisinin logosu tartışmalara neden oldu; Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin kurumsal kimliğine benziyordu. Hemen akabinde partinin gelecek seçimlerde barajı geçip geçemeyeceği kulislerde konuşulmaya başlandı. Yapılan anketler pek iç açıcı görünmese de, Meral Akşener’in nasıl bir yol izleyeceği merakla beklenenler arasındaydı.

İşte böyleydi göç ederek bu topraklara gelmiş Balkan kızının hayatı…

Damla Karakuş

[email protected]

Not:

Biyografisini okumak istediğiniz kişileri lütfen bizimle paylaşın.

Kaynak:Enson haber Biyografi

Etiketler, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,