Etiket: Steven Spielberg

Steven Spielberg Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında ,biyografisi , hakkında

Amerikalı yönetmen Spielberg, 70’li yılların ortasından beri ustalık açısından mükemmel filmleriyle uluslararası sinema olayına hakim olmuş durumdadır.

Cincinnati/Ohio’da dünyaya gelen Spielberg Phoenix/Arizona’da büyüdü. Allak bullak olmuş aile hayatından filmlerin hayal dünyasına kaçıyordu. 16 yaşındayken 8 mm’lik kamerasıyla ilk uzun metrajlı filmi olan Firelight adlı bilimkurguyu çevirdi.

1969: Hollywood’la İmzaladığı İlk Kontrat 20 dakikalık ki6a filmi Amb-lin (1969) Spielberg’e Hollywood’un kapılarını açtı. Universal Pictures adlı film şirketi 21 yaşındaki gencin yapıtından, kendisiyle yedi yıllık bir anlaşma yapacak kadar, etkilendi. Spielberg önceleri “Columbo” gibi televizyon dizileri için epizodlar çevirdi. Ancak 1971’de gerçekleştirilen Duel (Bela) adlı televizyon çalışması başarıyla Avrupa sinemalarında gösterilince, ABD’deki yapımcılar Spielberg’e ilk uzun metrajlı filmini çekmesi için bir fırsat tanıdılar. Spielberg Duel’de bile mükemmel biçimde kurgulanmış gerilim filmleri çekmekteki yeteneğini kanıtladı. Bu filmde arabasıyla yolda giden bir adam, birden bire bir kamyon tarafından izlenir ve ölesiye bir ikili mücadelenin içine çekilir.

1974: Jaws Spielberg’in, Amerikan özgürlük ütopyasını “Law and Order” (Kanun ve Düzen) düşüncesiyle yüzleştirdiği The Sugarland Express (Sugarland Ekspresi) adlı ilk filmi (Road Movie) 1973’te beyazperdede göründü. Spielberg, bu arada Jaws (1974) adlı filmin çekim çalışmalarına başlamamış olsaydı, Sugarland Express’in başarısızlığı daha sonraki projelerinin gerçekleştirilmesini kesinlikle önlerdi. Amerika’nın bir sahil kasabasında denize girenleri tehdit eden canavar köpekbalığı avını konu alan bu gerilim filmi, Spielberg’in Hollywood’un star yönetmenleri arasında yer edinmesini sağladı.

1977: Çocukların Koruyucusu Close Encounter of the Third Kind (Tehlikeli İlişkiler, 1977) Spielberg’in çocuklara ve onların hayal dünyasına duyduğu sempatiyi açıklayan ilk filmiydi. Spielberg bu filminde korkunç yaratıklar göstermeyip, daha iyi bir dünya düşünü canlandıran figürler sunuyordu.

1941 (1979) adlı 40 milyon dolarlık fiyaskodan sonra Spielberg serüvenci Indiana Jones’u (Harrison Ford) konu alan üç filmin birincisini 1979’da tamamladı. Yönetmen/yapımcı George Lucas ile birlikte gerçekleştirdiği çalışmanın sonucu olan bu aksiyon gösterisinde, 30’lu ve 40’lı yılların ucuz romanlarının stil araçlarını ve karakterlerini kullandı.

1982: E.T. Spielberg E. T. – The Extra-Terrestrial (E.T.) adlı uzay masalıyla Hollywood’un “Harika Çocuğu” olarak kazandığı ünü pekiştirmiş oldu. Başka bir yıldızdan dünyaya gelip kendi yurduna dönmek isteyen sevimli yaratığın öyküsü, çocukları olduğu kadar büyükleri de büyüledi ve dünya çapında 900 milyon dolara yakın bir gelir sağladı. Spielberg 80’li yılların başlamasıyla, yönetmenlikteki başarısına ilaveten film yapımcılığını da başarıyla yürüttü. Örneğin, Robert Zemeckis’in yönettiği Back to the Future (Geleceğe Dönüş, 1985,1989,1990) adlı üçlemenin yapımcılığını üstlendi.

Indiana Jones Filmleri
1980 Raiders of the Lost Arc (Kutsal Hazine Avcıları): Tevrat’ta adı geçen bir sanat eserinin peşindekilerin yarışması.
1983 Jndiana Jones and the Temple of tht Doom (Kamçılı Adam): Kutsal Sankara Taşı’nın aranması.
1988 Indiana Jones and the Last Crusade (Indiana Jones/Son Macera): Sonsuz hayat vadeden kutsal Graal’ın aranması.

1986’dan Sonra: Daha Ciddi Konular 80’li yılların ortasından sonra Spielberg, esas olarak trük tekniğinden beslenen salt gerilim filmlerinden vazgeçerek kendisine hırslı bir yönetmen olarak isim yapmaya çalıştı. Örneğin içlerinde The Colour Purple (Renklerden Moru, 1986) olmak üzere, birkaç kez Oscar’a aday gösterildiği halde, ödülün kendisine hiç verilmemiş olması, 70’li yıllardan beri Amerikan sinemasına ticari açıdan hakim olan adama karşı bir hakaret olarak değerlendirildi.

1994: Yönetmenlik Dalında Oscar Spielberg 1992’de “Pcter Pan” öyküsünün motiflerine göre kurguladığı Hook adlı filminde, bir daha çocukluk düşleriyle uğraştıktan sonra, Jurassic Park (1993) adlı Dinozor gerilim filmiyle E. T. ‘nin başarısını bastırdı. Kendisi içinse, bu filme paralel olarak çekimlerini sürdürdüğü Schindler’s List (Schindler’in Listesi, 1993) asıl kişisel zaferini oluşturdu. Binlerce Yahudiyi toplama kamplarına gitmekten kurtaran sanayicinin öyküsünü anlatan, siyah/beyaz olarak çekilen bu dramla Spielberg, çoktandır beklediği yönetmenlik dalındaki Oscar ödülünü kazandı. Kendisi de Yahudi olan Spielberg, bu filmiyle sinema tarihinin, toplam dokuz Oscar’la ödüllendirilen en iyi savaş karşıtı filmini çevirmiş oldu. Amistad (1997) ve Jurassic Park’m devamı olarak çevirdiği Lost world: The Jurassic Park (1997) filmlerinden sonra 1998’de gerçekleştirdiği Saving Private Ryan (Er Ryan’ı Kurtarmak), çarpıcı savaş sahneleriyle büyük yankı uyandırdı. Spielberg bu filmiyle de en iyi yönetmen Oscar’ını aldı.

2000’li Yılların Filmleri: Yapay Zeka (2001), Azınlık Raporu (2002), Sıkıysa Yakala (2002), Terminal (2004), Münih (2005), Dünyalar Savaşı (2005), Atalarımızın Bayrakları (2006), Transformers (Yapımcı olarak) (2007), Indiana Jones ve Kristal Kafatası Krallığı (2008), Transformers: Yenilenlerin İntikamı (Yapımcı olarak) (2009), Transformers: Ayın Karanlık Yüzü (Yapımcı Olarak) (2011), Tenten’in Maceraları (2011), Süper 8 (2011), Savaş Atı (2011), Lincoln (2012), Under the Dome (2013)(Tv Dizisi)

kaynak:nkfu

Etiketler, , , , , , , , , , ,

John Williams Aslen NERELİ , kimdir , kaç yaşında

Modern çağın en önemli ve popüler senfonik film müziği bestecilerinden biridir.

Beş Akademi Ödülü, on yedi Grammy, üç Altın Küre, iki Emmy Ödülü ve İngiltere Film ve Televizyon Sanatları Akademisi’nden beş BAFTA Ödülü sahibidir.

8 Şubat 1932’de New York’da doğdu. Küçük yaşlarda başlayan müzik aşkını, “Babam ve onun arkadaşları müzisyendi. Bir çocuk olarak müziği yetişkinlerden gördüm. Büyük bir ihtimalle sözcükler okumadan önce notaları okuyabiliyordum.” sözleri ile anlatmaktadır.

On dokuz yaşına geldiğinde ilk piyano sonatlarını besteleyen Williams, müzik eğitimine yedi yaşında piyano çalmayı öğrenerek başlamış, ardından trompet, trombon gibi nefesli çalgılarla devam etmiştir.

Bir caz davulcusu olan babası, New York CBS orkestrası ile çalışırken daha sözcükleri okumadan notaları okumaya başlayan John, orkestranın piyanisti çalamadığı zamanlarda onlara eşlik ederek, babasının bağlantıları sayesinde müzik işine girmiş oldu.

John Williams, ailesiyle birlikte 1948 yılında Los Angeles’a taşınarak, burada UCLA’ya kayıt olmuş ve özellikle ünlü bir İtalyan besteci olan Mario Castelnuovo-Tedesco kompozisyonları üzerinde eğitim görmüştür.

Babası, otuzlu yaşlarının sonlarında 20th Century Fox stüdyolarında iş aldığında, Williams da onun peşine takılarak film müziği için orkestra çalışmalarını izlemeye başlamıştır.

Bu durumun kendisini film müziği bestelemek anlamında nasıl eğittiğini, “Piyanoda oturup ekrana bakar ve aksiyonun orkestranın müziğiyle nasıl uyum sağladığını gözlerdim, nasıl yönetildiğini. Bu harika bir okuldu benim için, aslında bilinçli olarak istemedim ama bu orkestranın çaldığı okulda bulundum ve kendimi öğrenir halde buldum.” diyerek açıklayan Williams, böylece önüne çıkan her türlü fırsatı en iyi şekilde nasıl değerlendirmeyi bildiğini de bizlere göstermiş oluyor.

Hava Kuvvetlerindeki hizmetinden sonra, 20’li yaşlarının başında New York’a geri dönerek, Madame Rosina Lhevinne’den piyano dersleri aldığı prestijli bir okul olan Juilliard School’a kaydolmuştur.

Bir yandan okuluna devam ederken diğer yandan da hem klüplerde hem de kayıtlarda caz piyanisti olarak çalıştıktan sonra, sinema dünyasına girerek film müziği kariyerine başladığı Los Angeles’a dönmüştür. Dönüşünün ardından, 1960’larda Irvin Allen’ın “Lost of space”, “Time Tunnel” ve “Lord of the Giants” gibi televizyon programları için müzikler bestelemeye başlaması ile Hollywood ile ilk teması gerçekleşmiştir.

Los Angeles’e dönüşü sonrası şansı, Columbia Pictures’ın orkestrasında 1950’lerde piyanist olarak çalışan misafir orkestra şefi Dimitri Tiomkin ve Bernard Herrmann’ın Williams’ın yeteneğini keşfetmesi ile dönmüştür.

Hollywood sinemasının altın çağında, Alfred Newman, Franz Waxman, Bernard Hermann ve sonra Henry Mancini için piyanist ve müzik direktörü olarak çalıştığı bu dönemde, televizyon için yapmaya başladığı müzikler nedeniyle 1962 ile 2002 yılları arasında beş kez Emmy Ödülüne aday gösterilmiş, 1968 yılında Heidi ve 1971 yılında Jane Eyre ile iki kez Emmy Ödülünün sahibi olmuştur.

Alfred Newman’ın dikkatli yönlendirmesi ve sektörü keşfetmesi ile Williams film müziklerine geçiş yapmıştır. Allen, “The Poseidon Adventure” ve “The Towering Inferno’ yu” da içeren felaket konulu popüler film serilerini yapmaya geldiği zaman film müzikleri alanındaki ilk adımlarında kendini yeniden Allen için çalışırken bulmuştur.

Williams’ın film müziği alanında ilk özel ve önemli başarısı Jerry Bock adaptasyonu olan “Damdaki Kemancı” ile 1971 yılında ilk Oscar’ını almasıdır.Müziğin dahi çocuğu Williams, Don Siegel’in “The Killers” filmine, Siegel’in caz hayranlığı ve filmin havası nedeniyle hazırladığı, zaten aşinası olduğu caz müzikleri ile adından iyice söz ettirmeyi başarmıştır.

Dönemimizin ünlü yönetmeni Steven Spielberg 1970’lerde sinema dünyasına adım atıp film işine ilk başladığında, bir stüdyo sahibi tarafından John Williams ile tanıştırıldı. Film müzikleri dünyasının dahi çocuğu Williams ile genç bir yönetmen olan Spielberg 1974’de “Sugarland Express” adlı filmde ilk kez bir araya gelip ortak bir çalışma yapmışlardır.

Birlikte ilk çalışmaya başladıkları andan itibaren çok iyi bir ikili ve arkadaş olan Spielberg ve Williams, Jaws filminin projesinde yine birlikte çalıştılar. Bu muhteşem filmdeki gerilim anlarının vazgeçilmez müziği olarak klasikler arasındaki yerini alan çalışması ile Williams ikinci Oscarına 1975 yılında uzanmıştır.

Spielberg, onu üçüncü Oscarına götürecek olan, sinema tarihine damgasını vuran ve tüm dünyada bu güne kadar benzeri görülmemiş bir hayran kitlesi edinen Star Wars destanının yaratıcısı George Lucas ile tanıştırmıştır. 

John Williams, Spielberg ve Lucas’ın filmlerini tamamlayan onlara benzersiz bir hava katan müziklerin değişmez bestecisi olarak halen bu iki yönetmen ve yapımcı ile birlikte çalışmaktadır.

Spielberg ile yakın ilişkisi ve yönetmenin sinema dünyasındaki çok özel kariyeri Williams’ı dönemin Superman, Starwars, E.T., Indiana Jones gibi pek çok önemli ve unutulmaz filminin bestecisi yapmıştır.

1982 yılında Spielberg’in uzaylılara, sevgiye ve dostluğa ilişkin sinema tarihine damgasını vuran E.T. filminin müzikleri ile 4. Oscarını kazanmıştır.

Spielberg ve Lucas gibi sinema dünyasının usta yönetmen ve yapımcıları ile çalışması, peş peşe aldığı oscar adaylıkları ve ödülleri Williams’ı hızla zamanın başta gelen film müzisyenleri arasına yerleştirmiştir. Hatta dönemin en iyi ve en başarılı tek film müziği bestecisi ve direktörü olduğu kabul edilmeye başlanmıştır.

Williams yine bir Spielberg filmi olan Schindler’in Listesi için yaptığı müzikler ile 1993 yılında 5. Oscarını da kazanmayı başarmıştır.

Çoğunlukla film müzikleri ve senfonik eserleri ile tanınan John Williams, sinemadan başka alanlarda da müzik çalışmaları olan, birçok konçerto ve senfoni de dahil olmak üzere pek çok konser çalışmasının yaratıcısı ve ünlü bir orkestra şefidir. Ayrıca 1984, 1988 ve 1996 yılı Olimpiyat oyunlarının müziğini bestelemiştir.

Ocak 1980’de Boston Senfoni Orkestrasının kurulduğu 1885’den bu yana on dokuzuncu Yönetici Şefi seçilerek, emekli olduğu 1993 yılına kadar Cleveland, Chicago, Dallas, Los Angeles ve Londra senfoni orkestralarında misafir şef olarak orkestra yönetmiştir.

Bu çalışmaları ile Ulusal Tiyatrocular Birliği tarafından yılın Orkestra Şefi unvanına layık görülen John Williams 2000 yılında ShoWest’in Maestro Ödülünü almıştır.

Söz konusu ödül, Las Vegas’ta gerçekleştirilen NATO’nun yıllık toplantısında George Lucas tarafından John Williams’a verilmiştir. Lucas pek çok filmine beste yapmış ve aynı zamanda yakın arkadaşı olan John Williams’a ödülünü verirken “ShoWest Ödülünü bugün John Williams’a takdim edebilmem benim için çok büyük bir onur” sözleri ile bunun kendisi için ne kadar gurur ve mutluluk verici bir olay olduğunu belirtmiştir.

Williams’a, Boston Berklee Müzik Okulu, Boston College, Northeastern Üniversitesi, Tufts Üniversitesi, Boston Üniversitesi, New England Müzik Konservatuarı ve Boston’daki Massachusetts Üniversitesi de dahil olmak üzere 14 Amerikan üniversitesi tarafından fahri doktora unvanı verilmiştir.

Sayısız adaylıkları ile 5 Akademi, 18 Grammy, 3 Altın Küre ve 2 Emmy ödülü sahibi olan Williams 43. kez Akademi Ödülüne aday gösterilmeyi başararak, yaşayan ve en çok akademi ödüllerine aday gösterilen kişi unvanına sahiptir.

Film müzisyeni olarak sinema dünyasına yaptığı ve yapmaya devam ettiği katkılardan dolayı 23 Haziran 2000’de Hollywood Şöhretler Bulvarı’nda ilk yıldızına sahip olmuştur.

Son yıllarda dünyaca üne kavuşan Harry Potter serisindeki ilk 3 filmin müziklerini bestelemiştir.

Kaynak:Enson haber Biyografi

Etiketler, , , , , , , , , , , , , ,